Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Şiir Köşesi

Başlatan Moderator, 28 Kasım 2009, 20:58:54

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Moderator

33 KURŞUN


1.

Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van\'da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari güvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı...

Yiğitlik inkar gelinmez
Tek\'e - tek döğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzüç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda...


2.

Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
Sırtı alacakır
Karnı sütbeyaz
Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir
şafaktı

Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır
boşluğu
Saç, sakal bir karış
Yakasında bit,
Baktı kolları vurulu,
Cehennem yürekli bir yiğit,
Bir garip tavşana,
Bir gerilere.

Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnından akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seğlavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı,
Sığınabilirdi yüceltilere...
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cigaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
İlk atımda uçuran
Usta elleri...

Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların
kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların,
Önceden bilen gözleri...
Çaresiz
Vurulacaktı,
Buyruk kesindi,
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi...


3.

Vurulmuşum
Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Yatarım
Kanlı, upuzun...

Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...


4.

Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepside armağandı Acemelinden...

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fukaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...


5.

Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ
parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı,
Hafif,
İyi süvari
Vurun kardaş demiş
Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...

Ahmed Arif
 

sirera

#1
DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçekleri getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin getirin...ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları...
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın.
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir, benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kopdağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen.
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencilerimi istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum.
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarümar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima, yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

Ceyhun Atuf Kansu
1950


1925 yılında Konya Seydişehir'de doğan Şefik Sınığ anne ve babasını ilk yaşlarındayken kaybeder.
Eniştesi Isparta'ya götürür, öğrenim görmesini sağlar. İdealist bir öğretmen olmuştur.
Afyon'un Dinar ilçesi ilkokulunda öğretmenlik yapmaktadır.
Bir başka köy ile maç yaparken top patlar tamir etmek için okula giderler.
Okulun ara duvarı çöker, Şefik öğretmen omurgasından ağır yaralanır.
İdealist öğretmen günlerce ağır yaralı  öğrencilerini sayıklar.
Dünyanın bütün çiçeklerini yanına ister.1949 yılının ekim ayında Son sözleri şu olur:
Bana çiçek getirin, dünyanın bütün çiçeklerini buraya getirin...
Cenazesinde bulunan ve olaydan duygulanan bir üniversite öğrencisi yaşananları Ceyhun Atuf Kansu'ya anlatır.
Şefik öğretmenin anısını, idealistliğini ölümsüzleştirmek için "Dünyanın Bütün Çiçekleri" adlı bu anlamlı şiirini 1950 yılında kaleme alır.
Dünyanın bütün çiçekleri...
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Moderator

#2
OTUZBİR


Takvimlerden bakıyorum
Sayıyorum kalan zamana
Bakıyorum elimde kalanlara
Vakıt tamam otuzbir olmuş


Sen benden gideli otuzbir gün olmuş
Sevdanın küllendiği zaman geç olmuş
Sensizligin güç değil ızdırap olmuş
Konuşası diller sana el olmuş

Aşkın her şeye değer iken
Bensizlik sana bitkinken
Acılar sevınlerimi boğmuşken
Bugün otuzbir gün olmuş

Baydırası vefasız yar
Onsuz doğan seher
Bulutsuz yağdırmış yağmur
Ve şemsiyeleri uçurmuş



NERGİZ


 
Alinti:
http://www.edebiyatdefteri.com/siir/196498/otuzbir.html
 

Tiversonus

#3
Onsekiz


alnında satır gibi indirmiş kaşlarını
ağzı yüzü kan revan içindedir
içinde birşeye baktığı belli
kimbilir nedir
belki tortulu kalın bir nehir
belki bir şehir / bir nehir gibi uğultulu
elektrik bilemiş kaldırım taşlarını
belki hiç olmayan sevgilisidir
o filmden çaldığı genç kız hayali
saçları yalnızlığına dağılmış
belli belirsiz tutukluluk hali
tenhalara kaçırır bakışlarını

iki gecedir yerinden kıpırdamadı
çenesi kilitki dudakları şiş
karanlıkta gizlice sakal büyütüyor
içindeki başka bir kata inmiş
belki arka bahçeye uzak çocukluğundan
morsalkım kokuları böğürtlen tadı
yukarda haşarı uçurtmalar
annesi içerde çamaşır ütülüyor
akşama yatılı misafirleri var
erzurum´dan
koşma oğlum bu nasıl çember çeviriş
az önce düştü de burnu kanadı
belki bıyıklarında yaladığı kan

birini çağırıyorlar onu olabilir mi
adını hatırlasa bilmece çözülecek
adını hatırlamıyor kaç yaşında olduğunu
hatırladığı içindeki bir gemi
yıllardan ilkokul belki 23 nisan
heybeli´ye geziye gidilecek
yol boyunca aralıksız kuş yağmuru
gemiyle yarışan yunuslar
maviliğin gözlerine sığmayan sonsuzluğu
o ilk hürriyet sarhoşluğu

korkudan ihtiyarlayabilir mi
yirmi yaşında insan


Attila İlhan

Tiversonus

#4
ASLA UĞRAŞMA AŞKINI ANLATMAYA


Asla uğraşma aşkını anlatmaya,
Aşk varolur yalnızca dile gelmeden;
Nasıl hareket ederse soylu rüzgâr
Sessizce, görünmeden.

Anlattım aşkımı, anlattım aşkımı,
Anlattım ona tüm yüreğimdekileri;
Titreyerek dehşetli korkularla, buz gibi,
Ah! yanımdan ayrıldı.

Uzaklaştıktan az sonra benden,
Bir gezgin onu elde etti,
Sessizce, görünmeden:
Ah, bu inkâr edilemezdi.*




(*) Son dörtlüğün bir başka versiyonu:

Uzaklaştıktan az sonra benden,
Bir gezgin çıkageldi,
Sessizce, görünmeden:
İç geçirerek onu elde etti. -çn.


William BLAKE

Alemtac

#5
Yağmurla Geldim

su sızdı denize
bulutun gölgesi büyüdü
tenime yağmur değdi
ellerimi
en önce
sardunyalar beğendi

anamın
canını acıtmadan
geldim dünyaya

önce ezan-ı muhammedi
sonra
üç kez adımı söyledi biri
sessizce çizdim
gelecekteki bahçemi

babama
cephedeyken söylemişler
dünyaya geldiğimi
iki kurşun fazla
sıkmış havaya
sırrı çözüldü doğmanın
doğmak
ilk ayrılıkmış meğer
insan kısmı varolduğundan beri

doğduğumdan bu yana
sardunyalar
gizlice gül kokar
ah ah onlar
güllerin yoksul ikindisidir

sökülen yerlerime

daima

gül kokusuyla

dikişim

boşuna değildir




Dinçer SEZGİN 

 

Tiversonus

#6
Ey Benim Divane Gönlüm

Ey benim divane gönlüm
Dağlara düştüm yalınız
Bu cefayı kendi özüm
Pek mail gördüm yalınız

Dağlar var dağlardan yüce
Dağ mı dayanır bu güce
Derdimi üç gün üç gece
Söylerim bitmez yalınız

Şah'ın ayağına varsam
Hayırlı gülbengin alsam
Kızılırmak'a gark olsam
Çağlasam aksam yalınız

Pir Sultanım ey erenler
Erine niyaz edenler
Üçler  kırklar yediler
Mürvete geldim yalınız



Gafil Gezme Şaşkın

Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün
Yalan dünya senin olsa ne fayda
Akibet alırlar tatlı canın
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda

Söylersin de söz içinde şaşmazsın
Helâli haramı yersin seçmezsin
Nasibin kesilir de sular içmezsin
Akar çaylar senin olsa ne fayda

Söylersin de el içinde sözün var
Yeler çalışırsın oğlun kızın var
Bu dünyada üç beş arşın bezin var
Bedestenler senin olsa ne fayda

Bir gün alır götürürler evinden
Hakk'ın kelâmını koyma dilinden
Kurtulaman Ezrail'in elinden
Dünya dolu malın olsa ne fayda

Pir Sultan Abdal'ım çıktık oturduk
Kaza lokmasını burda yetirdik
Dünya bizim diye çektik getirdik
Yalan dünya bizim olsa ne fayda



Pir Sultan Abdal

sirera

#7

AŞK NE'YLESİN SENİN İLE

İçin dışın kir, pas iken, aşk ne'ylesin senin ile?

Gönül gözün uyur iken, aşk ne'ylesin senin ile?

Aşıklara yoldaş olup, doğrulara yar olmadın,
Ölmeden önce ölmedin, aşk ne'ylesin senin ile?

Dünya gözün açık edip, gönül gözün kör eyledin.
Kararmış tümden yüreğin; aşk ne'ylesin senin ile?

Bize gerçek derviş gerek; doldu evren yargı ile.
Sabuk yargılar güdersen, aşk ne'ylesin senin ile?

Dervişlik sanma ki birden, yüzeysellik ile olur!
Sözde ise senin işin, aşk ne'ylesin senin ile?

Yunus Emre hoş dertlerle sürdüresin yaşantını
Doğru yola girmez isen, aşk ne'ylesin senin ile?

YUNUS EMRE


Mucizeler gerçekleştiren ve olağanüstü bir hayat, birçok bilgiyle kuşanmış Mevlana' nın Yunus için söylediği bir söz " Ben hangi yolda nereye ilerlersem, onun adımlarını izlerini görüyorum "
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#8
BUNUN GİBİ

Her kim sorarsa sana
bütün cinsel isteklerimizin
kusursuz tatmininin
neye benzediğini, kaldır yüzünü
ve de ki,

Bunun gibi.

Eger birisi dile getirirse gece gökyüzünün
zarifliğini, dama tırman
ve danset ve de ki,

Bunun gibi.

Her kim bilmek isterse "ruh" nedir,
yahut "Tanrının Mis Kokusu" ne demektir,
başını ona doğru ey.
Yüzünü yakın tut orada

Bunun gibi.

Birisi tekrar ederse eski şiirsel imaji
bulutların ayın örtüsünü nasıl yavaşça kaldırdığına dair,
yavaşça gevşet kaftanının iplerini
düğüm düğüm

Bunun gibi.

Her kim merak ederse İsa'nın ölüyü nasıl dirilttiğini,
Mucizeyi açıklamaya çalışma.
Öp beni dudaklarımdan

Bunun gibi. Bunun gibi.

Sorarsa birisi "aşk için ölmek,"
ne demektir diye, burayı
işaret et.

Boyumun ne kadar olduğunu sorarsa birisi, çat kaşlarını
ve parmaklarınla ölç boşluğu
alnının üstündeki kırışıklıkların arasındaki

Bukadar uzun.

Bu ruh bazen canı bırakır, bazen de geri gelir.
birisi buna inanmıyorsa,
evime geri yürü

Bunun gibi.

Aşıklar inlediği zaman
bizim masalımızı söylüyorlar

Bunun gibi.

Ben ruhların yaşadığı bir semayım.
esinti bir sır söylerken,
bu derinleşen maviliğe bak

Bunun gibi.

Birisi sorduğu zaman ne yapmak gerektiğini,
onun elinde bir mum yak,

Bunun gibi.

Yusuf'un kokusu Yakub'a nasıl geldi?

Huuuuuuu.

Yakub'un gözleri tekrar nasıl gördü?

Huuuuuuu.

Biraz merak göz arındırır

Bunun gibi.

Şems Tebriz'den geri gelince,
koyacak başını kapının kenarından hemen
bizi şaşırtmak için

Bunun gibi.



Rumi


Türkçeye Çeviren: Vehbi Taşar

'The Essential Rumi', İngilizce çevirileri
Coleman Barks John Moyne'la birlikte




LIKE THIS

If anyone asks you
how the perfect satisfaction
of all our sexual wanting
will look, lift your face
and say,

Like this.

When someone mentions the gracefulness
of the night sky, climb up on the roof
and dance and say,

Like this.

If anyone wants to know what "spirit" is,
or what "God's fragrance" means,
lean your head toward him or her.
Keep your face there close.

Like this.

When someone quotes the old poetic image
about clouds gradually uncovering the moon,
slowly loosen knot by knot the strings
of your robe.

Like this.

If anyone wonders how Jesus raised the dead,
don't try to explain the miracle.
Kiss me on the lips.

Like this. Like this.

When someone asks what it means
to "die for love," point
here.

If someone asks how tall I am, frown
and measure with your fingers the space
between the creases on your forehead.

This tall.

The soul sometimes leaves the body, the returns.
When someone doesn't believe that,
walk back into my house.

Like this.

When lovers moan,
they're telling our story.

Like this.

I am a sky where spirits live.
Stare into this deepening blue,
while the breeze says a secret.

Like this.

When someone asks what there is to do,
light the candle in his hand.

Like this.

How did Joseph's scent come to Jacob?

Huuuuu.

How did Jacob's sight return?

Huuuu.

A little wind cleans the eyes.

Like this.

When Shams comes back from Tabriz,
he'll put just his head around the edge
of the door to surprise us

Like this.




From 'The Essential Rumi', Translations
by Coleman Barks with John Moyne

Tiversonus

#9
HASRET


Denize dönmek istiyorum!
Mavi aynasında suların:
boy verip görünmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!

Gemiler gider aydın ufuklara gemiler gider!
Gergin beyaz yelkenleri doldurmaz keder.
Elbet ömrüm gemilerde bir gün olsun nöbete yeter.
Ve madem ki bir gün ölüm mukadder;
Ben sularda batan bir ışık gibi
sularda sönmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!
Denize dönmek istiyorum!
                                   

                         NAZIM HİKMET

Tiversonus

#10
Aşk itaatler yakar
 
Canlar okyanusundaki damla,
Sanma ki iraden var, sanma ki iraden yok
Sanma ki bensin, sanma ki ben değilsin
Aklın tekil yönlü,
Aklın küçük.
 
Oysa evren çok ama çok büyük,
Bizin dili benin dilinden evla
Ve inan itaat değildir benleri biz yapan
Nicelerini kavurur bu sevda.
 
İster böcek yap beni ister zümrüd-ü anka
Kendi dilimle dönerim o muhteşem var'a
 
Zamanla ispatlarsın varolduğunu
Oysa zamanda karşına çıkan su da
Duvar da
Aynı canlar okyanusunda bir damla.
 
Dinle atan kalbi yürek yürek varlığında
Ha şu an yaratılmışsın, ha sonra
 
Dinle Aşkı
Bak ifadeleri tutuşturmakta.
Gönül ne kafiye aramakta
ne şiir yazmakta.
 
Akmakta olan nice ateşleri suvarmakta.
 

Süleyman SÖNMEZ / 4 Nisan 2006



Ben de niye şiir yazamıyorum diye meraklanıyordum :))))

Alemtac

#11
 

Süvari

#12
SÜRÜCÜ

Sürülür iken insan;
Düşünür düzlerde boş dizgin,
Nedir bu siluetin sahibi yolculuğun sebebiyeti
Yokuş çıkar yokuş iner, nedir yaşamın brütü ve neti...

Sürücüsü iken insan;
Pedal çevirir engebe yollar meçhul, denizler engin,
Sular hangi kıyılara kucaklaşır, nedir şırıltının nihayeti.?
Kemale ermekse bu; kimin muradı..? Yüz ise tamı, yirmi velayeti

Sürücüsü iken insan;
Bir sürü levha, nokta, çizgi işaret, yolda dikizde gelip gidenin
Sözde apaçık iken elde harita, sır üstüne sır akıl, güç yetmez basireti..?
Lastik basınca, herhangi bir taşa, yitirir direksiyonu bütün galibiyeti

Anlamı var mı ..? şimdi toplamanın nalı, mıkı, tekeri
Hani yol nerede..? benzini, mazotu bu arabanın çekeri..?
Gülümser arkalardan, hiç bilmeyen, çok bilmiş şimdi alay edercesine
Yad gelir araç da neymiş menzilde ne..? Nedir mahiyeti..?..:))))

Süvari
24.04.2010
 

ahuela

#13
Çok güzel ellerinize ,yüreğinize sağlık.
 

sirera

#14
sizin alınız al inandım
morunuz mor inandım
tanrınız büyük amenna
şiiriniz adamakıllı şiir
dumanı da caba
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız

bütün ağaçlarla uyuşmuşum
kalabalık ha olmuş ha olmamış
sokakta yitirmiş cebimde bulmuşum
ama sokaklar şöyleymiş
ağaçlar böyleymiş
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız

aşkım da değişebilir gerçeklerim de
pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
yan gelmişim diz boyu sulara
hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
hiç birinizle dövüşemem
siz ne derseniz deyiniz
benim bir gizli bildigim var
sizin alınız al inandım
morunuz mor inandım
ben tam kendime göre
ben tam dünyaya göre
ama sizin adınız ne
benim dengemi bozmayınız...
turgut uyar
:)
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)