Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Nitelik ve Nicelik Hakkında Kişisel Yorumum

Başlatan Tiversonus, 21 Kasım 2009, 15:04:38

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Kasyopya celselerini takip edenler bileceklerdir; insanlık "geçmiş" inde bir tufan yaşamistir. "Nuh Tufanı" diye bilinir. İşte celselerde bu tufandan kurtulan insan sayısı bir yerde "19 milyon" ve diğer bir yerde de "119 milyon" olarak belirtilir. Bu konuya farklı bir bakış açısı ile bakıyorum ve bu bakış açımı paylaşmak istiyorum.

Tiversonus

#1
Daha once de başka bir duruma dikkat çekmek istiyorum. Haklı olmanın herzaman faydalı bir sonuç doğurmayacağı ile ilgili bir saptamam var. Şöyle ki; günlük hayatımızda yaşam alanımızda bulunan insanlar arasında "haklı" bir görüşümüz olsa bile bazen tartışarak, vakit kaybettiğimizi düşünürüz ve bu durumdan bir şekilde "kaçınırız". Yani tartışarak -ki bunun sonucunda haklı bir durumumuz olabilir ya da olmayabilir- zaman kaybetmek istemeyiz. Bazı durumlarda kişinin "olmaya" enerjisinin büyük bölümünü ayırması, farklı görüşlere bir hoşgörü getirmesi ve böylece kendi öğrenmesinin ve kendini geliştirmesinin kişi için çok daha "kazançlı" olabilmektedir. Böylece, kişi "olmaya" doğru çok daha hızlı yol alabilir. Bununla beraber, tartışmak değil ama bir bakış açımızı da paylaşmak gerekir. Evrensel kanunlar ile ilgili bir yanı da bu paylaşma işinin.

Kişisel yorumumu paylaşmak istiyoum, bunun değerlendirmesi okuyucuya bırakılmıştır.


Tiversonus

#2
Kısaca açıklamak gerekir ise;

NİTELİK----sayılar ile ölçülemeyen özellikler ile ilgilidir,
NİCELİK----sayılar ile ölcülebilen özellikler ile ilgilidir.

İşte bazı durumlarda (her durumda değil), "Nitelik" karakteri tüm nicelikli olanı bir şekilde devredışı bırakabilir. Artık işin niteliği çok daha önemli ve dikkate değer olmuştur ve artık nicelik çok fazla önem taşımaz duruma gelmiştir.

Örneğin "Hırsızlık" için toplumumuzda şu cümleyi duymuşuzdur: "Azı da bir çoğu da bir". Burada anlatılmak istenen, olayın niteliğine vurgudur.

Bir başka örnek; diyelim ki Hitler "19 milyon" ya da "119 milyon" insan öldürsün, sizce buradaki niceliğe takılıp kalmak çok fazla önemli midir? Yani ortadaki "katil" olma durumunu pek fazla değiştirmeyen bir şey var. 19 milyon insan öldürmesi, ölümüne sebep olmasi (neyse işte o durum) durumu onu daha az katil yapmaz, değil mi?

Bir insanın çalıştığı yerden 19 milyon TL para çalması ya da 119 milyon TL para çalması arasında; o insanın daha az "hırsız" olmasını sağlayan bir durum olamaz. Sonuçta kişi "hırsız" lık yapmıştır...Elbette örnekleri çoğaltmak mümkün ve sizlerde bunu yapabilir siniz.

Tiversonus

#3
İnsanlar Özgür İradeleri ile; bu iradeye uygun olarak, kendi realitelerini yaratırlar. Bu kişilerin seçimleri ile direkt ilgilidir. Elbette "özgür seçim dengelemesi" nin gerektiği bir dengesizlik durumu sözkonusu olabilir, yine de bu geçici bir durumdur kanımca. Seçimleri ile "köleleştirilme" deyimi geçer Ra Bilgileri nde, işte ne kadarı bir zorlanma ve ne kadarı da bir seçimdir, bu ayrıca tartışılabilinir...

Tgur

#4
Gençliğimde kantini soyan bir hırsızı yakaladılar ,çalabildiği 80 kuruştu ,yani o zaman için de çok
ufak bir miktar,

Hapsettirdim,

O günden bu güne doğru mu yanlış mıyım muhasebesi yaptım,
Doğru imiş..

Hoş geldin güzel kardeşim..

Tiversonus

#5
Sonuç olarak "fiziksel olan" bir 3. yoğunluğu yaşıyoruz. Fiziksel olan şeylerin ise ölçülmesi çok olağan bir durumdur. Buna kimsenin bir itirazı olmayacaktır, fiziksel olanın ölçülmesine. Ancak bu "her olay için" geçerli olabilir mi? Sanmıyorum. Elbette kişisel görüşüm bu yönde, başkası farklı bir duruş seçebilir ki bu onun en doğal hakkıdır. "Sonsuz ve Tek olan" dan dolayı bir hakkıdır.

Bazı olaylarda, olayın "nitelik" yönü çok daha önemlidir. İşin "nitelik" yönünü ikinci plana atan ve nicelik yönüne gereginden fazla önem verilmesi durumunun bir "tuzak" olabileceğini düşünüyorum. Bilinç sarmalımız açısında bir "Hasat" dönemi yaşıyor isek, bu değişimleri yaşıyor isek; bu maddi ilüzyonu aşkınlayabilecek bir duruma gelmek, bir seçim ve kararlı bir duruş gerektiriyor. Bence işin nitelik yönünün çok daha önemli olduğu bir An ı deneyimliyoruz.


Tiversonus

#6
Avatarların hayatında da buna benzer vurgular vardır, bir kaç defa aklıma geldi ve şimdi unutmadan, tekrar unutmadan, an a kayıt etmek istiyorum. Bir fakir kadının gelirinin ya da parasının "büyük" bölümünü oluşturan bir miktar para; zengin sayılabilecek bir başka insanın vereceği onlarca, yüzlerce kat paradan "çok daha nitelik" taşıyabilir! Evet bu da farklı bir örnek kanımca.

Arkadaşların görüşlerini paylaşmasını ve birlikte bir kazanım elde edebilmey umuyorum ve paylaşımlarınızı bekliyorum.

Selamlar ve Sevgiler...

Tiversonus

#7
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur


Gençliğimde kantini soyan bir hırsızı yakaladılar ,çalabildiği 80 kuruştu ,yani o zaman için de çok
ufak bir miktar,

Hapsettirdim,

O günden bu güne doğru mu yanlış mıyım muhasebesi yaptım,
Doğru imiş..

Hoş geldin güzel kardeşim..


Teşekür ederim sevgili Tgur:)) Ama bazen kendimi çok beğenmiyorum, yani bazen.

Evet bence kşisel hayatlarımızda buna örnek olabilecek -niteliğin niceliği etkisiz kıldığı- çok örneklerimiz vardır. Bütün bilgiler bir şekilde zihnimizde "kilit" altında da olabilir, yani kişi öğrenmek için belki bir iç yolculuk yapabilmeli.

Ve şu çok güzel bulduğum bölümü paylaşmak istiyorum:



"Hatırlayın, bilinç her şeydedir ve hiçbir zaman icat edilmemiş, sadece olmuştur. Bilinç bilmektir ve bilişiniz sizin İlk Yaratıcıya en yakın yerinizdir. Bildiğinize güvenirseniz içinizdeki Tanrıyı harekete geçirirsiniz."[/font=Comic Sans MS]

Pleiades Öğretileri 1

Tiversonus

#8
Ve dün pazar yerinde "bana bir ekmek al ve ver" diyen ihtiyar kadına, bunu yapmayıp ta sadece a "para" vermem karşısında neden tepki gösterdiğini ve üzüldüğünü anlamaya çalışıyorum...Acaba işin niteliğibirden değişebiliyor mu? Bizler hep bir zihinsel bakışın ördüğü tel örgüler içerisinde mi yaşıyoruz ya da yaşamaya zolanıyoruz?

Alemtac

#9
Sevgili Tiversonus, para nicelik, ekmekse nitelik...sizin anlattığınız budur değil mi? onun gözlerinden bakınca; para alırsa dilenci, ekmek alırsa yardım olur...tekrar teşekkür etmek istedim, bu bakış açısını verdiğiniz için :)
 

Tiversonus

#10
Ve inanınız bu olayı dün yaşadım, gerçekten ve beni berbat etti, tüm gün boyunca:(( Evet, aynı benzer yoruma ulaştım bende:((

Tiversonus

#11
Yaşadığımız her AN da, evrensel kanunlar işliyor; -ister bilinçli olalım isterse bilinçsiz- bir titreşimin zihinsel, fiziksel, duygusal ve ruhsal frekansları toplamından başka bir şey değiliz. Bütün içerisinde toplam bir frekansı üretiriz, başka bir şey değil. Burada şu soru aklıma geliyor; acaba diyorum bu berbat durumu "zihinsel" olarak mı seçtim -kendimi bir farkındalığa getirerek- yoksa bunun farkına varmamış olsaydım bile, bu koşulda bile bir "frekans karşılğını" deneyimleyecek miydim?

İlginç bir soru değil mi?

sirera

#12
Onlarca yıl önce arkadaşlarla gece sokakta yürürken bir sokak çalgıcısı gördük, değişik basit bir yaylı çalgıydı muhtemelen kendi yapmıştı ve değişik bir müzik. Bir süre durduk, dinledik, gülümsedik ve mutluluk duyduk, ardından o çalmaya devam etti biz de yürümeye. Yorumlarını dinledim arkadaşların, genel olarak hepsinin ortak görüşü şuydu, param olsa ona el yapımı güzel bir keman alırdım ve o ne kadar sevinirdi.
O anda bu düşünce bana mutlu etmek ve kalite ismindeki iki özdeşleşmenin birer yansıması gibi göründü sanırım, bunun iyi bir fikir olmadığını söyledim. Eğer bu gerçekleşseydi böylesine yaratıcı bir an içinde yaşanamayacak olunacaktı.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#13
Eee kimi suçlayıp ta kendimizi kandıracağız ki, yaşadığım her bir olayın kendi yaratımım olduğunun, -tatlı, sorumluluk üstlenme sıkıntısından kurtulumuş hafifliğinden- çok daha rahatsız edici bir frekansa gelmek...Ama sanırım bir zaman sonra bu "rahatsızlık" verici freknsın içinde bir başka şey çıkıyor olmalı. Yani bir oyun kuramı ile olaya yaklaşmanın rahatlığı olabilir. Ve, "prestij" denilen, dengeli kabul ediliş denilen onaylanma duygusunu neden taşımadığımı bir parça anlatabilmiş de olabilirim. Yani bir ses ve ışık oyunu sergiliyoruz her birimiz ve "uygunsuz" yüklemelerimize rağmen, bu her "uygunsuz" dediğimiz şeylere rağmen sevebilmek, bunu sadece koşulsuz (her koşula rağmen) sevebilme eylemi çıkıyor. En azından anlaşılamayan bir yönümü anlatmaya gayret ettim. Biz mi deseydim acaba, ah egocuğum:)) yine devredesin bakıyorum...Neşe!!!

sirera

#14
Yaşadıkları sürece onbin nesne [Kesret âleminindeki her şey] , otlar ve ağaçlar
yumuşak ve kırılgan olurlar; bir kere öldüler miydi kuruyup sertleşirler.
Buradan da katı ve sertin Ölüm'e, buna karşılık yumuşak ve zayıfın da Hayat'a refâkat
ettiklerini görmekteyiz.
Bunu da çok kudretli bir ordunun bir savaşı kaybetmeğe eğilimi olması ve çok
sert bir ağacın da kırılabilir olması örnekleriyle açıklayabiliriz.
güçlü ve kudretli sonunda yere serilir; ama yumuşak ve zayıf olan daha yüksek
mevkiler işgal eder.
Lao Tzu -Tao Te Ching

kesrette vahdet,
vahdette kesret,
hasrette vuslat,
vuslatta hasret.

aşık için aşk,
tatlı felaket.
maşuku bilen,
budur saadet.

faniya bu aşk,
böyledir daim,
aşk ile yanan,
buldu selamet.

Lutfi Filiz
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)