Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#405
Korktuğumuz herşeyde ve heryerde birilerinin karnı doyuyor ve cepleride para doluyor. Korkuyla beslenen varlıklar olduğuna inanın. Bizlerin acılarıyla, üzüntüleriyle beslendiklerini unutmayın.
 

Alemtac

#406
Dün gece sabah 4'e kadar oğlumla deriiiiinn bir konuşma yaptık. Konu bendim :) Açılımı: Bilgisayar başında geçirdiğim zamanların fazla olduğu ve onlara vakit ayırmadığımla ilgiliy di.... Alemtaç açılımının neticesinde oglumu haklı buldum. İnternetten arta kalan zamanlarım onlara yemek yapmak, hastalandıklarında başında durmak, ilaçlarını vermek, çamaşır yıkamak, alışveriş vs. ile geçiyor. Bu işler bittimi hemen koşup geliyorum bilgisayar başına:)

"Annelik bu değil" dedi oğlum. "Annelik, bizleri dinlemek, neler yaptığımızı, nelerle ilgilendiğimizi, nelerden hoşlandığımızı, neleri sevmediğimizi bilmek, bizi merak etmek...hangi kız tipinden hoşlanırım biliyor musun? Odamda nelerle uğraşıyorum, internete girdiğimde nerelere giriyorum, haberin var mı? Kardeşim, İstanbul'da...derslerine devamı nedir? Geceleri yurtta neler yapıyor, biliyor musun?..." ve uzayıp giden sorular...evet bazılarını biliyor dum. Ama yetmez, gerçekten yetmez.

Kaç yaşında olurlarsa olsunlar çocuklar annelerini hissetmek ister. Biz, hepimiz için geçerli bu dediklerim, hepimiz çocuğuz. Karınları tok, imkanlarım kadar diledikleri yerinde, görevimi yapıyorum. Anahtar kelime bu, "görev". Görev için annelik olmaz, olmuyor.
 

Tgur

#407
Sevgili kardeşim,
Araya giriyorum,bu konu bu dünya yaşamı için aldığınız yüklerle ilgili,eşim ve ben bu konuda
kolay bir yük yüklenmişiz ,çocuk yok bu yaşamda..
Durum böyle olunca çocuk yetiştirme konusunda sizlere biraz insafsız gibi gelecek anlayışlar
altındayım,
Çocuğa karşı ebeveyn mesuliyeti büluğ çağına kadardır ,sonra kişi ,kendi kaderi programını
oynamalıdır ,batılı ülkelerin bu hususu rahatça uygulaması leyhe mi aleyhe mi münakaşa edilir.

Bizde ,hayatın büyük kısmında ebeveynin sorumlu olacağı anlayışı, bence çok defa toplumda kişilik
bulmamış bireylerin ,anne ve babasından medet uman yetişmiş kişilerin bolca olduğu bir toplum haline
gelmemiz tehlikesini doğurmaktadır ,
Bu husus iki tarafı keskin bir bıçak gibi bireylere acı verecek bir durum arzeder ,zira sobaya
elini değip ısıyı bizzat farketmeyen yani yaşayarak öğrenmeyen kişi, bu sefer geciktirdiği deneyimin, öğretinin eksikliğinin acısını çeker. Ebeveyn ise evlat sevgisi ile ilgili yoğun baskıları devreye alan bir tatminsizlik ,ilgi gösterememe endişesi duyguları ile uğraşır.

Burada öğrenme işinin sadece acıya bağlı olduğunu iddia etmek te saf dillik olur ,malüm ,okumak,
yazmak, bilenleri veya deneyenleri görerek, hissederek öğrenmek, öğreti yollarının en kolay ve sıkmayan dalları.

Ayrıca,
bazı yüksek bilgi ve anlayışa ulaşmış toplumlarda (başka gezegenlerde),çocuk yapma işinin meclis müsadesisine bağlı olduğunu ,(zira bir çocuk sadece anne ve babayı değil o toplumu da ilgilendirir) ve bebeklikten çıkınca çocuk eğitiminin gündüzleri yaşlılara verildiği bilgilerini anımsıyorum .Yani "siz ne kadar yaparsanız yapın Allah rızkını verir" önerisinin hala revaçta olduğu bir topluluk ile beraber yaşıyoruz ,durumu sizin yüce akıl ve insafınıza sunuyorum..

Sevgi..


Alemtac

#408
:) Haklısınız Sevgili Tugur, teşekkür ederim...ancak yıllardır ben böyleyim, adeta yalnızlığımda konuşulacak dost yerine koydum bilisayarı ve sonunda patladı çocuk :) Neydi ona bunları söyleten bilemiyorum ama iyi oldu diyorum. Bir sürü siteye olan üyeliğimi iptal ettim, bir sürü oyun vardı oynadığım :( iptal ettim, iyiki söyledi oğlum. Dışarı çıkmadığım gün değil, günler oluyor du ve bugün dışardaydım :) Sanırım gribin etkisi de vardı sözlerinde :)

Batılı ülkeler gibi olabilsek keşke, 18 yaşından sonra iş bulabilme imkanı ve kendi başına yaşayabilecek koşullar sunabilsek...malum koşullarımıza girmek istemiyorum ancak eline ekmeğini alana kadar bakmakla yükümlü oluyoruz çocuklarımıza hatta parasının yetmediği zamanlarda da arkasında durmak üzere, gücümüz yettiğince... böyle bir kültür içinde dediğiniz gibi anne babasından medet uman kişiliksiz topluluklar halinde sürüp gidiyoruz. Suçluluk duygusu ayrılmış anne ve babalarda daha ağır seyrediyor ve çocuklar da bunu çok iyi kullanıyor...tıpkı ağladığında dikkati çekeceğini bilen bebek halleri misali, hala aynı yöntemle bizleri kullanmaya devam ediyorlar :) Her şeyin farkındayım yani :))

Sağolun dostluğunuzu derinden hissettim :)
 

Gregorsamsa

#409
Sevgili Alemtaç,

Laura'nın ilk kitaplarından birinde yazdığı uzunca bir giriş bölümünde şöyle bir şey vardı. Gerçeği aramaya yönelik çalışmalara girişmesindeki (daha Kasyopya deneyine başlamadan çok önceki bir dönemden başlayarak)  en önemli motivasyonu o zamanlar henüz bebek olan 3 çocuğuymuş.  Kabaca şöyle diyordu hatırladığım kadarıyla:

" Çocukluğumdan beri kendim, tüm bunlar gerçek olamaz diye büyüdüm. Bana çocukluğumdan beri öğretilenler ve çevremde gördüklerim yalanlardan ve korkulardan ibaretti (klasik din anlayışlarını, içinde yaşadığımız sosyal, politik Dünya'nın yalan örgüsünü, kısaca matriksi kastediyor). Bir gün bebeklerim de büyüyüp bana soracaklardı; gerçek nedir diye.  Onlara kendimin da yalan olduğunu bildiğim şeyleri nasıl anlatabilirdimm ki ? Ne tür bir anne yavrularına yalan söyler ? Böylece bir gün onlara anlatabileceğim 'gerçekleri' araştırmaya başladım."
Dolayısıyla zamanı geldiğinde onlara bu kayıp zamanı telafi ettirme şansınız var. Tabii ki insanın sevdikleriyle, özellikle annesiyle geçiremediği zamanların telafisi zaman zaman mümkün olmayabilir ama bu bakış açısını da göz önünde bulundurabilirsiniz diye söylüyorum.
 

Tsunami

Sevgili Alemtac,

Bu gün aklimin bir yerlerinde cocuklarinla ilgili paylastigin durumun vardi sürekli. Düsüncelerim bir öyle , bir böyle gitti. Alemtac kendine haksizlik ediyor , bunu söylemeliyim dedim :)

Aslinda cocuk yönümle, yani annemin kizi olarak , annemin her daim \"önemlisi\" olmanin hazzini yasamadim degil. Ama yillar gectikce, kardesim ve ben kendi hayatlarimizi kurduktan sonra , annemin nasil boslukta kaldigini üzülerek görmüstüm. Annem, hayati boyunca sadece \"anne\" olmustu. Öyle ki bu boslugu doldurmak icin, sonralarinda babami, cocugu haline getirdi. Babamin kahve saati, babamin meyvesinin soyulmasi, terli mi diye sirtina bakilmasi, camdan bakarken, \"üsüteceksin\" uyarilari, ilac saati, her sabah gazetesinin hazir edilisi, terliklerin yatagin kenarina kalkinca pit diye giyilecek pozisyonda koyulmasi vs... Yillar sonra babam gidince, annem yeni bir boslukta simdi. Boslugu torunlariyla bir nebze doldurmaya calisiyor.

Cizdigim resim sana bir sey anlatti, degil mi? evet, bir cocuk olarak -bencilce- annenin senin icin varoldugunu bilmek belki hostur ama benim icin öyle degil. Annem ne kadar üzerime düserse, o kadar huysuzlanirim mesela. Ama buna ragmen onu arayip bir yazimi telefonda okumak istedigimde, beni can kulagiyla dinliyor oldugunu bilmek mutluluktur. Ölcüyü anliyorsun degil mi? Annemin kendi hayatinin olmasini istiyorum ama ihtiyacim oldugunda, orda oldugunu bilmek de.

Annelikte ve  babalikta da ölcü bu olmali belki. Onlar icin var degiliz, ama onlarin ihtiyaci oldugu sürece variz.

Onlara verecegimiz en önemli sey, kendi farkindaliklarini gelistirebilecek imkanlar. Sen kendi yolunu yürüyorsun, bu senin ruhunun kendi yolculugu. Bu yolculukta , dünyaya gelmesine yardim ettigin varliklarin da kendi yollarinda yürümesine yardim edeceksin ama senin yolun ve yolculugun bu güzel varliklarin yolu ve yolculugunda eriyip gitmeyecek. Ince bir ölcü ve özellikle biz Türk kadinlari icin cok da kolay bulunabilecek bir ölcü degil. Türk kadinlari o derece anac ki, esini de bir süre sonra cocugu zannetmeye basliyor ki bu noktada kadin erkek iliskisi yerini anne cocuk iliskisine birakarak , beraberligi ayakta tutacak tutku gibi duygular yokoluyor.

Böyle olmamali yani; anne olmak dünyanin en güzel isi ama inan tek isimiz bu degil ve mümkünse de olmasin bence:)

 

Alemtac

#411
Teşekkür ederim Sevgili Gregorsamsa kardeşim :) Çabam bunun için. İnşallah telafi edebilirim.

Sevgili Tusunami, teşekkür ederim dostum :)

Dün anneme anlattım, oğlumla olan konuşmalarımızı...başından sonuna yüzünde hoşnutsuz bir ifade ile dinledi ve verdiği cevap: "Kızım, hemen evlenecek birini bul, bul ve kurtul çocuklarından, aaaa, yeter artık kaç yaşına geldiler, hala mı sen?" :)))

Yaşadığımız toplumda ya çocuklarınla yaşayan, kendini onlara atfetmiş bir kadın olursun yada ikinci evliliğini yapar, bir anlamda yalnızlığını paylaşacak biriyle yoluna öyle devam edersin. Yaşlılığında yoldaşın olsun, ilaç saatlerinde su verecek , akşamları birkaç laf edecek biri olsun diye...belki çocukların seni düşünmek zorunda kalmasın diye :)

Gördüğüm örneklerde, dul, boşanmış ve bir daha evlenmemiş hanımlar çocuklarının seçimlerine, ev hallerine, torunların bakımına, kısaca herşeylerine karışan, tüm işi gücü çocukları olmuş, onlarla yatıp onlarla kalkan tipler :) Gelinlerini ve damatlarını hiç sevmezler, çocuklarına layık değillerdir çünkü. Bu sadece bir kaç örnek...yada arandığında mutlu olan, etliye sütlüye karışmayan, işleri olduğunda torunlarına bakan, kısacası yük olmayanlar da var tanıdığım. Daha bir çok değişik örnek bulmak mümkün.

Bunlar birer seçim, bundan sonraki yaşamımızın nasıl olacağını bizler seçiyoruz. Çizilmiş bir yolumuz var...arada olacaklar, olanları bizler seçimlerimizle şekillendiriyoruz. Yürüdüğümüz sokakta hangi kaldırımdan gideceğimiz, hangi yöne döneceğimiz bizim seçimimiz...sağa değil sola dödüğümüz de karşımıza çıkacak her ne ise onu görmek/görmemek, almak/almamak vs. yine bizim seçimimiz...henüz şekillenmemiş bir yolun başındayız her birimiz...her yol yeni bir başlangıçtır. 



 

Alemtac

#412
Her yol yeni bir başlangıçtır demem yanlış ifade olmuş:) başlangıcı ve sonu belli olan, seçimlerimizle şekillendirdiğimiz yolda yeni seçeneklerle karşılaşırız...sonuna kadar seçme şansımız var :)) bunu da "yeni bir başlangıç" anlamında ifade ettim.
 

Alemtac

#413
Çocukluğumuzda yaşadığımız depremle ilgili davranışlarımızı hatırladım, bahsettiğim kardeşim ve ben. İzmir malum deprem bölgesidir, hemen her gün bir deprem olurdu. Şimdi her yer deprem bölgesi aslında. Genellikle gece olurdu depremler, tam yemek zamanı..ailece oturmuşuz sofraya ve camlar sarsılırdı ilk önce ve annem fırlardı masadan ilk; "deprem, deprem"....ve biz kardeşimle çok eğlenirdik, kahkahalarla gülerdik ailemizin hallerine. Her deprem oluşu istinasız neşe olurdu bizim için. O zamanlar ben 12-13, kardeşim 10-12 yaşlarındaydık. 7.2 şiddetinde, saat kulesinin yıkıldığı depremde dahil. Sonradan yani tehlike olmadığını anladıktan sonra babam da bize katılmış ve anneciğim aramızda şaka konusu olmuştu. Birde kardeşimin Türkçe öğretmeni...bir gün bizdeydi ve deprem olmuştu, "kolonlar nerde, kolonlar" diye öğretmenin çırpınışlarına kardeşimle ikimiz karnımızı tuta tuta gülmüştük. Deprem geçince öğretmen davranışlarımızın psikolojik yönü ile ilgili bir söylev çekmişti.

Anne olduğum ve yalnız annelik yaptığım yıllarda hiçte komik bulmadım depremleri. Çocuklarımı korumak için tüm bildiklerimi uygulamaya ve onlara deprem anında neler yapmaları gerektiğini öğretmeğe başladım. Bir seferinde sağ bacağım atele alınmışken olan depremde yaşadığım zorluk anlatılamaz. Kızım henüz 3 yaşında, oğlumsa 8. Önce onları kaldırdım ve hemen mutfağa gitmelerini söyledim. Diğer taraftan battaniyelerini kaptım ve sürüne sürüne mutfağa ulaştım, oğlumu bulaşık makinesinin altına cenin pozisyonunda yerleştirdim, kızımla bende buzdolabının altına içiçe geçmiş cenin pozisyonunda yerleştik (tabii atelli olan bacağım hariç, o koruma alanının dışında kalıyor), altlarımızda bahtaniyeler serili vaziyette ve tüm geceyi nerdeyse orada geçirdik. Sonunda oğlum dayanamadı "anne birşey olduğu yok, yataklarımızda rahat uyusak mı?" Hala tedirgin olmama rağmen kabul ettim.

Yıllar içerisinde tekrar kendime döndüm diyebilirim. Şimdilerde depremi önceden hissedebiliyorum. Hiçte iddialı değilim bu konuda ama yinede hissedebildiğim zamanlar oluyor. Aslında önemli olan o an titreşimimi depreme göre ayarlayabilmem. Enterasan bir konu, nasıl izah edebileceğimi henüz bilmiyorum. Nasıl olduğunu bile bilmediğim bir konuyu nasıl anlatabilirim ki. Bunlara rağmen bildiğim bir şey var neşe, evet neşe. Deprem olurken kahakahalar atabilmek. Belki kahkaha ve deprem rezonansları böylece tutuyordur. Asıl olan korkmamak...
 

sirera

#414
Sevgili Alemtac ne kadar cesur, ne kadar kendine güvenen ne kadar harika bir insansın. Yazdıklarını okurken hayatında üzerinden atabildiğin yüklerin seni olgunlaştırırken yüzüne olgun ve bilgiç bir çehre yerine anlayışlı, neşeli ve huzurlu bir çehre vermesi daha doğrusu kendini böyle yaratabilmiş olman şükran duymak için ne kadar iyi bir neden, iyi ki varsın :)
Bugün bir kaç saat önce gökyüzüne bakarken bulutların pembe olduğunu gördüm. Işık kirliliğinden mi olabileceğini düşündüm ardından aklıma deprem geldi, begonya çiçeklerini kontrol ettim gayet iyi gibiler. Etraftaki kedi ve köpeklerin de son derece iştahlı olmaları da cabası. O zaman dedim acaba ay'da su bulmak için yapılan çalışmalar ay'ın böyle bir ışık vermesine neden olmuş olabilir mi.  4 gün boyunca görünmüyor ki. İçimden o pembe renk huzurla bağışlamak için gökyüzüne ve yeryüzüne dağıldı. Ardından hsstalıktan yürümekte hayli zorlanan köpek dostumla eve girdik, ona dedim ki içimden enerjini kendine sakla ve dolaştır bedeninde. Çünkü hayli duygulanmıştım ve onlar bu duyguları hemen kendilerinin sanıp alıveriyorlar :)
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#415
Sevgili Sirera, beni böyle gördüğünüz için teşekkür ederim. Derler ki, herbirimiz birbirimizin yansımasıyız, karşındakini gördüğün gibi olan sensindir aslında :)

Evet, öyleler:)...hemen peşimize takılırlar :)) yolda yürürken ellerimden dağılan enerjiyi serbest bırakırım, kimin ihtiyacı varsa alsın diye. Birkeresinde karşıdan karşıya geçecekken yaşlı bir hanım geldi yanıma ve koluma girdi, beraber geçtikten sonra döndü, yüzüme baktı ve şaşkınlık ve utanma duyguları içinde hemen elini çekti :) Böyle hissetmemesi için birkaç kelime bile söylememe fırsat vermeden döndü arkasını gitti :) Yolda yürürken arasıra gözgöze geldiğim insanlar, sanki tanışıyormuşuz gibi bakarlar, beni farkettiklerinde hafif bir irkilme gibi, aniden bir tanıdığı görmüş gibi davranırlar. Belki yüzümdeki gülümseyen ifadeden dir, bilmiyorum. Enerjimiz hiçbir zaman tükenmez, verdikçe çoğalır ve biz başkalarına şifa verdikçe kendimizi de şifalandırırız farkında olmadan. Dediğiniz gibi kediler, köpekler bunu daha iyi hissediyorlar :).
 

sirera

#416
Bir süre önce tanışmış olduğum harika biri var, kendisi masaj yaparak geçimini sağlıyor. Sinir ucu enfeksiyonu sonrası felç olmaya kadar giden tutulmalar oluyor vücudunda, kendi azmi ile ayağa kalkıyor ve elleriyle masaj yaptığında ağrılarının azaldığını hissediyor. Bundan sonrasında bir eğitimden geçiyor ve kendine meslek ediniyor bu işi. Arkadaşlarımın ısrarıyla ona gittim, masajdan nefret ederim, ancak gel gör ki nefret ettiğim ne varsa bunları çözme yolundayım ya, barışık olacağım ya, gittim ben de bunda da var bir hayır diyerek. Sonra Gülten'le tanıştım yanyana oturduk, hayatından bikaç kesiti anlatırken elim kendiliğinden boynuna dokundu. Birdenbire gözbebekleri büyüdü ne var sende dedi, valla dedim istersen bunu masaj odasında konuşalım. Masaj odasına girdik sıkıntı duyduğum ve kısa kestiğimiz bir masaj seansından sonra yarım saat kadar enerjinin dolaşması için ellerimi vücudundan 20 cm kadar uzakta tutarak gezdirdim. İnanılmaz bir deneyimdi, daha önce hiç öyle bir masada bunu yapmamıştım. Sandalyede, yerde vs. olmuştu ama hastanın ayakta durduğumda ellerimle aynı hizada olması çok ama çok rahattı. Enerji girdap gibi hızla dolaşıyordu, rahatladığını söyledi. Bir daha görüşme sözü verdik ancak ben bir daha uğrayamadım. Aklımdan geçse de ucunda masaj olması sıkıntılı bir iş sonuçta. Enerjinin dolaşımı ve iyileştirme konusunda bir meslek edinmenin o masadaki seanstan sonra olabilirliğini de düşünmedim değil. Ama söylediğiniz gibi özgürce hatta bazen habersizce akması daha kusursuz şimdilik benim için de.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#417
İnternette gezinirken rastladığım bir videoyu sizlerle paylaşmak istedim.

Maya büyüğü "Wondering Wolf" un 2012 kehanetleri ile ilgili sözlerinden anladığım özetle şöyle:

Bulunduğu nokta her 5200 yılda bir güneşin 60 - 70 saatlik karanlığa girmeden önce geldikleri yer. Maya astronomlarına göre dünya güneşin etrafında dönerken merkez manyetik aksise girinceye kadar, güneşe daha fazla yakınlaşır. Dünyanın etrafında var olan bu aksis, tüm yıldız ve planetleri hareket ettirir ve dünya bu aksise girerken bizler güneşi göremeyiz. Dünya aksisten çıktıktan sonra yeniden güneşi görebileceğiz. Ancak bu güneşin yenisimi, eskisimi olduğunu söyleyemeyiz.

" Birçok insan Maya kehanetlerini kullanarak diğer insanları korkutmaktadır, 2012 dünyanın sonu demektedirler. Hislerime göre sizlere şunu söylüyorum "kardeşlerim korkmayın". Güneş karanlığa girecek, dünya güneşi göremiyecek, fakat anlamalıyızki bu yeni yıl gibi olacak. Eski yıl 31 Aralık'ta bitiyor ve 1 Ocak'ta yeni yıl başlıyor. Mutlu Yıllar !!!

Günü geldiğinde yapmamız gereken bu. Bunun 2012 de olacağını söyleyemeyiz. 2015, 2020 veya daha sonraki uzak bir tarihte olabilir. Bizler doğru günü kaybettik.

Mayalar karanlık gece boyunca karanlıklarına ışık tutacak ateşlerini asla kaybetmezler, ta ki yeni güneş gelene kadar. "

http://www.youtube.com/watch?v=vcaez8jn2Zg

Ayrıca dilerseniz aşağıda linkini verdiğim siteyide ziyaret edebilirsiniz.

http://lightworks.blogcu.com/gercek-2012-filmi/6390375

 

Alemtac

#418
Bu günkü annemle olan telefon görüşmemiz :) yine yeniden annem, çünkü o, benim ayrılmaz parçam :) zaman zaman bunaldığımı hissettiğim zamanlar olsa da biliyorum ki o, benim ruh ailemden :)

Alo
Anneciğim, geldin mi evine?
Geldim, haberleri dinliyor musunuz?
Mecburen, oğlum dinlediği için bende dinlemek zorundayım :S
Domuz gribi ile ilgili haberler var, başbakan da olmuyor muş aşıyı.
Daha kimler olmuyor ki, Milli eğitim bakanı, bankalar...
Evet, bu nedemek oluyor ki...
Bu güne kadar hiç bir grip aşısını yaptırmadım
Evet bende
Çünkü grip aşısı bizi yeniden hasta ediyor, almadığımız virüse karşı hazırlıksız olan vücüdumuzu hasta ediyor ve böylece bağışıklık sistemimizin direncini düşürüyor ve virüs sürekli şekil değiştirdiğinden yeni gelen bu şekil değiştirmiş virüse karşı hazırlıksız oluyoruz. Direncimiz henüz hazır değilken şekil değiştirmiş bu yeni virüs bizi öncekinden daha beter hasta ediyor. Halbu ki kendi vücut direncimizle virüslere karşı savaşırsak bağışıklık sistemimiz güçleniyor.
Hmmm, evet haklısın (haklısın mı dedi???), oğluna sevgilerimi söyle, ikinizi de öpüyorum, iyi geceler.
İyi geceler anneciğim.

Son zamanlarda ne söylesem konuşmalarımız böyle sürüyor, annem söylediklerime itiraz etmiyor veya söylediklerimi bana geri döndürmüyor, yani kendi demiş gibi aynı sözleri bana söylemiyor :))
 

Alemtac

#419
Sevgili Tiversonus, ancak gelebildim. Ama olmuyor böyle odadan odaya bağırmak, sizin odanın kapısı kilitli :))