Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

HOLOGRAFİK OLAN EVREN

Başlatan Tiversonus, 08 Eylül 2009, 17:17:38

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

HOLOGRAFİK OLAN EVREN


Yazan:Michael Talbot  ('Holografik Evren' Kitabının Yazarı)
(http://homepages.ihug.co.nz/~sai/hologram.htm'den çevrilmiştir.)



Nesnel Realite Var mı, Yoksa Evren Bir Hayal mi?


1982'de olağanüstü bir olay meydana geldi. Paris Üniversitesi'nde Fizikçi Alain Aspect tarafından yürütülen bir araştırma grubu, 20.inci yüzyılın en önemli deneylerinden birini gerçekleştirdi. Bunu siz akşam haberlerinde duymamışsınızdır.Bazıları onun bu keşfinin bilimin yüzünü değiştirdiğine inansa da; bilimsel yazıları okuma alışkanlığınız yoksa, aslında Aspect'in adını belki de hiç duymamışsınızdır.


Aspect ve grubu, aralarında onları ayıran uzaklık ne olursa olsun; elektronlar gibi atomdan küçük parçacıkların da bazı durumlarda anında birbirleriyle haberleştiklerini keşfetti.Bu,10 feet veya 10 milyar mil ayrı olsalar bile farketmiyordu. Her nasılsa, her bir parçacık her zaman bir diğerinin ne yaptığını biliyor gözüküyordu. Bu başarıyla ilgili bir problem de, Einstein'ın uzun-zamandan beri olan ''Hiçbir iletişim, ışığın hızından daha hızlı seyahat edemez'' prensibini çiğniyordu. Işık hızından daha hızlı seyahat etmek, zaman bariyerini ihlal ederken; bu korkusuz ihtimal bazı fizikçilerin Aspect'in bulgularını ayrıntılı bir şekilde açıklamalarına sebep oldu. Fakat bu, diğer fizikçilere daha da radikal açıklamalar sunmaları için ilham verdi.


Örneğin; Londra Üniversitesi'nden Fizikçi David Bohm, Aspect'in bulgularının nesnel realitenin varolmadığına, sağlam görünürlüğüne karşın; aslında evrenin bir hayal, kocaman, muhteşem şekilde detaylandırılmış bir hologram olduğuna işaret ettiğine inanmaktaydı. Bohm'un bu şaşırtıcı iddiayı neden yaptığını anlamak için; kişi ilk olarak hologramlar hakkındaki ufak bilgiyi anlamalıdır.


Bir hologram, lazerin yardımıyla yapılan üç-boyutlu bir fotoğraftır. Hologram yapmak için, fotoğraflanacak olan obje ilk önce lazer ışınının ışığında banyolanır. Sonra ikinci lazer ışını, ilk yansıyan ışıktan zıplar ve sonuç olan çatışma örneği (iki lazer ışınının birbirine karıştığı alan) filmde yakalanır.Film geliştirildiğinde, hologram manasız bir ışık helezonu ve koyu çizgiler gibi gözükür. Geliştirilmiş olan film, bir diğer lazer ışınıyla aydınlatıldığında; orijinal objenin üç-boyutlu imajı belirir.Bu imajların üç-boyutluluğu, hologramların olağanüstü tek özelliği değildir. Eğer bir gülün hologramı yarıdan kesilirse ve sonra da lazerle aydınlatılırsa; her bir yarının hâlâ gülün bütün bir imajını koruduğu bulunur. Gerçekten de, yarılar tekrar bölünse bile; filmin her bir ufak parçasının orijinal imajdan daha küçük, fakat bozulmamış halde imajını kapsadığı bulunacaktır.Normal fotoğraflardan farklı olarak, bir hologramın her bir parçası bütünün sahip olduğu bütün bilgiyi kapsar.  Hologramın  ''Her bir parçadaki bütün''doğası, bizlere tamamen yeni bir organizasyon ve düzen anlayışı yolu sağlar.


Batı bilimi fiziksel bir fenomeni en iyi anlama yolunda tarihi boyunca ekseriyetle (bu bir kurbağa veya atom olsun),onu parçalara ayırmak ve onun ayrı ayrı olan parçalarını çalışmak önyargısıyla çalışıp çabalamıştır. Bir hologram, bize evrendeki bazı şeylerin bu yaklaşıma yanaşmayabileceğini öğretmiştir.Holografiksel olarak yapılmış bir şeyi parçaya ayırmaya çalışırsak; onun hangi parçalardan yapılmış olduğunu yakalayamayız, sadece daha küçük bütünlerini yakalayabiliriz. Bu anlayış, Aspect'in buluşunu anlamadaki diğer bir yolu Bohm'a önermiştir. Bohm; atomdan küçük parçacıkların birbirlerini ayıran uzaklık her ne olursa olsun birbirleriyle kontakt halinde bulunmalarının, ileri-geri bir çeşit gizemli sinyal göndermelerinden değil; onların ayrı olmalarının bir hayal olması sebebiyle olduğuna inanmaktadır. Bu temel bağlantı, evrenin bütün yönleriyle enerji olarak bağlantıda olduğunun matematiksel kanıtı olan Beşinci Element'le ilişkilendirilebilir. Hal Puthoff, 'Sıfır-Nokta Enerji' isimli çalışmasında, evrendeki bütün yüklerin birbirleriyle bağlantılı olduklarını ve evrende olan herşeyin bir hayal olduğunu kanıtlamıştır. Ve bugünün modern fizik teorileri de, evrenin çeşit çeşit kısımlarıyla aynı bağlantıya sahip olduğunu iddia eden eski gelenekler ve filozofilerle aynı görüştedirler.


Bazı daha derin bir realite de, böyle parçacıkların başlı başına varlıklar olmadıklarını, fakat gerçekte temel aynı şeyin uzantıları olduklarını iddia etmektedir. Bohm, aşağıdaki örneği insanların ne demek istediğini daha iyi anlamalarını sağlamak için sunmaktadır: Akvaryumun içinde balık olduğunu hayal edin. Ayrıca akvaryumu direkt olarak göremediğinizi ve onun hakkındaki bilginizin ve içerisinde neyi kapsadığının iki televizyon kamerasından geldiğini, bir tanesinin akvaryumun önüne ve bir diğerinin de yanına yönlendirildiğini hayal edin. İki televizyon monitörüne dikkatle baktığınız zaman, her bir ekrandaki balığın başlı başına varlık olduğunu zannedebilirsiniz. Yine de, kameralar değişik açılara kurulu olduğu için; herbir imaj birbirinden hafifçe farklı olacaktır. Fakat iki balığı seyretmeye devam ettiğinizde, sonunda birbirleri arasında kesin bir ilişki olduğunun farkına varacaksınız. Biri döndüğü zaman, diğeri de hafifçe farklı fakat diğerine cevap veren bir dönüş yapacaktır; biri yüzünü öne döndüğü zaman, diğeri de her zaman yana doğru yüzünü dönecektir. Olayın bütün kapsamından habersiz olursanız,  balığın hemen bir diğeriyle bağlantı kurduğu sonucunu çıkarabilirsiniz; fakat durum açıkça bu değildir. Bohm; bunun, Aspect'in deneyindeki atomdan küçük parçacıkların birbirleri arasında tam olarak nelerin meydana geldiğini anlattığını söylemektedir. Bohm'a göre, atomdan küçük parçacıklar arasındaki  gözüken ışıktan-hızlı bağlantı; bize gerçekten bir sır olan, daha derin, akvaryum örneğine benzer şekilde sahip olduğumuzdan daha karmaşık bir boyutun realitesini anlatmaktadır. Ve, atomdan küçük parçacıklar gibi objeleri birbirinden ayrı olarak görüntülediğimizi, çünkü onların realitesinin sadece bir kısmını gördüğümüzü de ilave etmektedir. Böyle olan parçacıklar ayrı ''kısımlar'' değillerdir; fakat daha derin ve daha temel olan, daha önce de gül örneğinde bahsettiğimiz gibi, holografik ve görünmez bir bütünlüğün birleşik gözlerinden bir gözdürler. Ve fiziksel realitede herşey bu şekilden oluştuğu içindir ki; evrenin kendisi de bir projeksiyon, hologramdır. Hayale benzer doğasına ilave olarak, böyle bir evren diğer şaşırtıcı özelliklere de sahip olabilir. Eğer atomdan küçük parçacıkların görünür ayrılığı bir hayalse; daha derin bir realite düzeyinde evrendeki herşey sonsuz olarak birbiriyle bağlantılıdır.


İnsan beynindeki karbon atomdaki elektronlar, yüzen her somon balığının içindeki atomdan küçük parçacıklarla da bağlantılıdırlar; atan her bir kalple, gökyüzünde parıldayan her bir yıldızla da bağlantılıdırlar. Herşey, herşeyi tamamen nüfuz eder ve insan doğası kategorize edip, sınıflandırıp, tekrar bölse de; evrenin fenomeninde, her pay bir gereklilik ve tüm doğa da dikişsiz bir ağdır.Holografik evrende, artık zaman ve uzay bile temel şeyler olarak görüntülenmez. Çünkü gerçekten de hiçbir şeyden ayrı olmayan, zaman ve üç-boyutlu olan uzay,TV monitörlerindeki balık imajları gibi olan şeyler, evrendeki yer bozulması gibi kavramlar da daha derin bir düzenin projeksiyonları gibi görüntülenmelidir.


Daha derin realite düzeyinde; geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek, anında var olan süper bir hologramdır. Bu bize uygun araçlar verildiğinde, birgün süper holografik realite düzeyine ulaşma ihtimalimizin bile olabileceğini ve uzun-unutulmuş geçmişten hadiseleri çıkarabileceğimizi ileri sürmektedir. Süperhologramın daha neleri kapsadığı ise sonuca bağlanmamış bir sorudur. Süperhologramın evrendeki herşeyi doğuran bir matriks, bir rahim olduğunu, en azından olan veya olacak olan atomdan küçük her parçacığı kapsamakta olduğunu— mümkün olan her madde ve enerjinin, kar tanelerinden, çok uzakta olan ve çok kuvvetli radyo dalgaları gönderen gök cisminden, mavi balinalar ve gama ışınlarına kadar olan bir yapılanması olduğunu varsayalım. O,''Olan Herşey''in bir çeşit kozmik kaynağı olarak görülmelidir.Bohm, Süperhologram'da daha başka ne saklı olduğunu bilmemizin başka bir yolunun olmadığını kabul etmesine rağmen; daha başka şeyler kapsamadığını zannetmemize hiç bir sebep olmadığını söylemektedir. Veya söylediğine göre, belki de süperholografik realite düzeyi, ''daha ilerideki gelişimin sonsuzluğunun'' ötesinde yatan ''sadece bir aşama''dır.


Evrenin hologram olduğunun kanıtını bulan tek araştırmacı Bohm değildir. Beyin araştırma alanında bağımsız olarak çalışan, Stanford Üniversitesi Nörofizyoloğu Karl Pribram da realitenin holografik doğası hakkında ikna olmuştur. Pribram, holografik modele 'hatıralar beyinde nasıl ve nerede saklanıyor' bilmecesiyle girmiştir. Onyıllardır sayısız araştırmalar göstermiştir ki; hatıralar beyinde belirli bir yere bağlı kalmaksızın dağıtılmıştır.


1920'lerdeki dönüm noktası olan seri deneylerde beyin bilimadamı Karl Lashley, sıçanın beyninde hangi kısım alınırsa alınsın karmaşık işleri yapan hafızanın silinemediğini ameliyattan evvel öğrenmiştir. Tek problem, bu merak edilen ''her parçadaki bütün'' hafıza saklama doğa mekanizmasını kimsenin bulamamış olmasıydı. Daha sonra 1960'larda Pribram holografi kavramına rastladı ve beyin bilimadamlarının ne aradıklarıyla ilgili açıklamayı bulduğunu farketti. Pribram, hatıraların nöronlarda kodlanmadığını; fakat küçük gruplar halindeki nöronlarda holografik imajı kapsayan bir film parçasının tüm alanıyla çaprazlama kesişen lazer ışığı çatışma örneklerinde de olduğu gibi; tüm beynin çaprazlama kesişen sinir dürtülerinde kodlandığına inanmaktadır. Bir başka deyişle, Pribram; beynin kendisinin bir hologram olduğuna inanmaktadır. Pribram'ın teorisi insan beyninin ne kadar küçük bir alanda, ne kadar çok hatırayı saklayabildiğini açıklamaktadır. İnsan beyninin normal bir insanın hayatında 10 milyar parça bilginin düzeninde saklama kapasitesine sahip olduğu tahmin edilmiştir (veya kabaca Britannica Ansiklopedisi'nin beş setindeki aynı miktardaki bilgi).


Benzer bir şekilde; diğer yeteneklerine ilave olarak, iki lazerin bir fotoğraf filmine açıyı değiştirip basitçe çarpmasıyla, hologramların şoke eden bilgi kaynağına sahip oldukları keşfedilmiştir. Birçok farklı imajı aynı yüzeyde kaydetmek mümkündür.Kanıtlanmıştır ki; bir filmin bir kübik santimetresi 10 milyar parça bilgiyi içine alabilir. Eğer beyin holografik prensiplere göre işlev yaparsa, hatıralarımızın o kocaman kaynağından hangi bilgiye ihtiyacımız olduğunu acayip bir şekilde yeniden kazanma yeteneğimiz daha kolay anlaşılır.


Eğer bir arkadaş size ''zebra'' kelimesini duyduğunuzda aklınıza ne geldiğini söylemenizi sorarsa, siz cevabı bulmak için beyinsel, dev gibi olan o alfabetik dosyaya dönüp, beceriksizce araştırmak zorunda kalmazsınız.Bunun yerine; ''çizgili'', ''ata benzer'', ve ''Afrika yerlisi hayvan'' ilişkilendirmeleri anında beyninizde açılır. Hatta, insan düşünme süreciyle alakalı en şaşırtıcı şeylerden biri de her parça bilginin anında diğer her parçayla çapraz-bağlantılı olmasıdır—bu da bir diğer kendine özgü hologram özelliğidir.Çünkü; hologramın her bir parçası her bir diğer parçayla sonsuz bir şekilde bağlantılıdır, bu belki de doğanın çapraz-bağlantılı sisteminin en önemli örneğidir.


Hafızanın kaynağı, Pribram'ın holografik beyin modelinin ışığında daha çözülebilir olan tek nörofiziksel bulmaca değildir. Bir diğeri de beynin duyular yoluyla frekans kümelerini algılarımızın somut dünyasına nasıl çevirebildiğidir (hafif frekanslar, ses frekansları ve buna benzer olanlar). Şifreleme ve şifrelemeyi çözme, açıkça hologramın en iyi yaptığı şeylerdir. Hologramın lens gibi işlev görmesi gibi, çeviren bir aygıt da manasız bulanık frekansları uyumlu bir imaja çevirebilir. Pribram, ayrıca beynin  bir lens ihtiva ettiğini ve holografik prensipleri de duyular aracılığıyla aldığını ve algılamalarımızın iç dünyasını da matematiksel  frekanslara dönüştürdüğüne inanmaktadır. Şaşırtıcı kanıt, beynin işlemlerini yürütebilmesi için holografik prensipleri kullandığını ileri sürmektedir. Pribram'ın teorisi, aslında nörofizyolojistler arasında artan bir destek görmektedir.


Arjantinli-İtalyan araştırmacı Hugo Zucarelli, şimdilerde holografik modeli işitme duyusuyla ilgili fenomen dünyasının içine yaymıştır. İnsanların tek kulakla duysalar bile kafalarını oynatmadan seslerin yerlerini bulabilmeleri gerçeğiyle hayrete düşmesiyle Zucarelli, holografik prensiplerin bu yeteneği açıklayabildiğini keşfetmiştir. Zucarelli, ayrıca akustik olayları neredeyse beceriksizce bir gerçeklikle çoğaltan bir kaydetme tekniği olan holofonik ses teknolojisini de geliştirmiştir.


Pribram'ın inancı olan beyinlerimizin 'sert'' realiteyi matematiksel olarak frekans alanındaki girdiye dayanarak inşa etmesi, yüksek düzeyde destek görmüştür.Her bir duyumuz, önceden şüphelenilenden daha geniş bir şekilde bir frekansa hassasiyet gösterir. Araştırmacılar keşfetmiştir ki; mesela, görsel sistemlerimiz ses frekanslarına hassasiyet gösterir, koklama kısmı olan duyularımız ''kozmik frekanslar'' olarak adlandırdıklarımıza bağlıdırlar ve  hatta vücudumuzdaki hücreler bile geniş alandaki frekanslara hassastırlar. Bu şekilde olan bulgular, böyle frekansların holografik etki alanının sadece bilincimizde sıralanmış olduğunu ve geleneksel algılara bölündüğünü ileri sürmektedir. Fakat Pribram'ın holografik beyin modelinin zihni en tereddüt ettiren yönü, Bohm'un teorisiyle bir araya konulduğu zaman ne olduğudur.Dünyanın somutluğu ikincil bir realiteyse ve bu da aslında holografik bulanık olan frekanslarsa ve beyin de bir hologramsa ve bu bulanıklıktan yalnızca bazı frekansları seçiyorsa ve matematiksel olarak onları duyusal algılamalara dönüştürüyorsa; objektif realite ne olur? Basitçe söylersek, varlığı sona erer.


Doğu dinleri, uzun zamandır madde dünyasının Maya olduğunu, yani bir hayal olduğunu ve fiziksel dünya aracılığıyla taşınan fiziksel varlıklar olduklarımızı ve bunun da bir hayal olduğunu savunmaktadırlar. Bizler gerçekten de frekansın kaleydeskopik denizi aracılığıyla yüzen ''alıcılarız'', ve bu denizden çıkardığımız ve fiziksel realiteye dönüştürdüklerimiz ise  yalnızca süperhologramın pek çok parçasındaki bir kanalından başka birşey değildir.


Bu dikkati çeken yeni realite penceresi; yani Bohm'un ve Pribram'ın görüşleri, holografik örnek olarak adlandırılmış ve pek çok bilimadamı bu görüşü şüpheci bir tavırla karşılasa da; diğerlerini de harekete geçirmiştir. Küçük fakat artan bir grup araştırmacı, bunun şimdiye kadarki en doğru realite modeli bilim olduğuna inanmaktadırlar. Bundan da fazlası, bazıları bu görüşün bilim tarafından şimdiye kadar açıklanamamış bazı gizemleri çözebileceğine ve hatta doğanın bir parçası olarak alışılmamış olanı inşa edeceğine inanıyorlar. Pek çok araştırmacı, Bohm ve Pribram da dahil, pek çok alışılmamış-psikolojik fenomeninin holografik örnekle çok daha anlaşılabilir olduğuna işaret etmişlerdir.


Kişilerin beyinlerinin aslında daha büyük bir hologramın bölünmez parçaları olduğu ve herşeyin sonsuz olarak birbirine bağlantılı olduğu bir evrende; sadece telepati, holografik düzeye erişme yolu olabilir. Daha uzak bir noktada bir bilginin kolayca nasıl 'A' kişisinin zihninden 'B' kişisinin zihnine seyahat edebildiğini anlamak, besbelli ki çok daha kolaydır ve psikolojideki pek çok çözülmemiş bulmacayı anlamaya yardımcı olur.


Buna benzer bir şekilde Stanislav Grof; holografik modeli, değiştirilmiş bilinç düzeylerinde kişiler tarafından deneyimlenen pek çok şaşırtıcı fenomenin açıklamasına bir örnek olarak önermektedir.1950'lerde, psikoterapik aracın LSD olduğuna dair olan inançlar hakkında araştırmalar yapılırken; Grof'un, birdenbire tarihöncesi bir sürüngen cinsi kimliğine sahip olduğunu zanneden bir bayan hastası vardı.Halüsinasyon esnasında, hasta yalnızca böyle bir şekle sahip olmanın zengin detayını vermekle kalmadı; ayrıca yaratığın erkek anatomisinde, başının yan tarafında renkli pullardan bir yama olduğuna da işaret etti.Grof'u şaşırtan  şey, kadının böyle şeyler hakkında bir bilgiye sahip olmamasına rağmen; daha sonra zoologla yapılan konuşmada sürüngenlerin bazı türlerinde baş kısmındaki renkli bölgenin seksi tahrik edici, tetikleyici olarak gerçekten önemli rol oynadığını teyit etmiş olmasıdır.Kadının deneyimi benzersiz bir deneyim değildi. Araştırması esnasında, Grof geri giden ve evrim ağacındaki neredeyse her bir türü tanımlayan hasta örnekleriyle karşılaştı (araştırma bulguları, 'Değiştirilmiş Haller' filmindeki maymun adamı etkilemekte yardımcı olmuştur). Daha da fazlası, sık sık karmaşık zoolojik detaylar kapsayan böyle deneyimlerin doğru olduğunu keşfetti.Hayvanlar krallığındaki ilişkilenimler, Grof'un rastladığı tek şaşırtıcı psikolojik fenomen değildi. Onun ayrıca kollektif veya ırksal davranan hastaları da vardı. Eğitimsiz olan veya az eğitimi olan kişiler ansızın detaylı Zerdüşt cenaze törenlerinden ve Hindu mitolojisinden görüntüler anlatmaya başladılar.Deneyimin başka kategorilerinde; kişiler bedenden giriş-çıkış yolculuk hikayelerini, geleceğin görünen kısa bakışını, geçmiş-hayattan yeniden dirilişleri ikna edici bir şekilde anlattılar. Daha sonraki araştırmada Grof; uyuşturucu kullanılmayan terapi seanslarında aynı dağılımdaki fenomeni keşfetti. Çünkü; bu şekilde olan deneyimlerdeki genel öğe, kişinin bilincinin alışılmış ego veya uzay ve zamandaki sınırlarının ötesinin üstüne çıkmış gözükmesiydi. Grof, bu bulguları ''kişisel üstünlük deneyimleri'' olarak adlandırmış ve 1960'ların sonlarındaki araştırma çalışmalarını da ''kişisel üstünlük psikolojisi'' olarak adlandırmıştır. Bu da psikolojinin bir dalının keşfedilmesine yardımcı olmuştur.Grof'un yeni kurduğu Kişisel Üstünlük Psikolojisi Kurumu, kısa zamanda aynı düşüncelere sahip bir profesyonel grubunun toplanmasına neden olmuştur. 'Kişisel üstünlük psikolojisi', psikolojinin saygın dalı olmasına rağmen; Grof veya  çalışma arkadaşları şahit oldukları bu tuhaf psikolojik fenomeni açıklamak için herhangi bir mekanizma sunamamışlardır. Fakat bu, holografik örneğin gelişiyle değişmiştir.


Grof'un yakın zamanda işaret ettiği gibi eğer zihin devamlılığın gerçekten bir parçasıysa; yalnızca var olan veya var olmuş her bir diğer zihne bağlı olmakla kalmayıp her atoma, organizmaya bağlı bir labirentse; uzayın ve zamanın enginliğinde bir bölgeyse; o halde, zaman zaman bu labirentin içine baskınlar yapabilmesi ve kişisel üstünlük deneyimlerine de sahip olması artık tuhaf gözükmemelidir. Belki de Realiteyi yaratmada, Star Trek Gelecek Jenerasyon'da olduğu gibi, 'Devamlılığın Q'su' haline geldik veya virtüel realitenin deneyimi olan bilincin bir parçasıyız.


Holografik örnek, ayrıca biyoloji gibi sert bilim dalı olarak adlandırılan bilimler için de içeriklere sahiptir. Virginia Intermont Üniversitesi'nden bir psikolog olan Keith Floyd, eğer realitenin somutluğu yalnızca bir holografik hayalse; beynin bilinci ürettiğini söylemenin artık doğru olmadığına işaret etmiştir. Onun yerine, bilinç, beynin görünümünü yaratandır. Beden ve etrafımızdaki fiziksel olarak yorumladığımız herşeyi de o yaratır. Biyolojik yapıları görüntülediğimiz böyle bir yol, araştırmacıların ilaç ve anladığımız iyileşme sürecinin holografik örnekle dönüştürülebileceğine işaret etmelerine sebep olmuştur. Eğer gözüken bedenin fiziksel yapısı bilincin holografik projeksiyonuysa; sağlığımız için herbirimizin şimdiki tıbbi ilmin izin verdiğinden daha fazla sorumlu olduğumuz anlaşılır. Şimdiki mucizevi türden hastalığın hafifleme bakış açısı, belki de bedenin hologramında değişiklikleri etkileyen bilince bağlı olabilir. Benzer bir şekilde; tartışmalı görselleştirme gibi olan yeni iyileştirme teknikleri iyi çalışabilir, çünkü imajlar düşüncenin holografik etki alanında nihayetinde bir ''realite'' kadar gerçektir.Hayaller ve ''sıradan olmayan'' deneyimlerin realitesi bile holografik örnekle açıklanabilir hale gelmiştir.


Biyolog Lyall Watson, ''Bilinmeyen Şeylerin Hediyeleri'' adlı kitabında ayin dansı yaparak tüm korudaki ağaçları havaya uçuran, yok eden Endonezyalı şaman bir kadınla olan tanışmasını anlatmaktadır. Watson, kendisi ve diğer hayrete düşmüş olan seyircinin kadını izlemeye devam ettikçe; ağaçların yeniden belirmesini ve kaybolup yeniden belirmelerini ardı ardına birkaç defa izlediklerini anlatmaktadır.Şimdiki bilimsel anlayış, böyle olayları açıklayamamasına rağmen eğer ''sert'' realite yalnızca bir holografik projeksiyonsa; böyle deneyimler daha savunulabilir olmaktadır. Belki de bizim ''burada'' veya ''burada değil'' gibi katıldığımız şeyler gerçek değildir; çünkü bizim fikir birliğine vardığımız realite, bütün zihinlerin sonsuz olarak birbirine bağlandığı insan bilinçsizlik düzeyinde formüle edilmiş ve tasdik edilmiştir. Eğer bu gerçekse, bu hologramın şimdiye kadarki en derin göstergesidir, çünkü sadece Watson'ınki gibi olan deneyimler sıradan değildir.Zihinlerimizi onları öyle yapan inançlarla programlamadık.


Holografik evrende, realitenin dokusunu değiştirici boyutta limitler yoktur. Realite olarak algıladığımız şey, sadece herhangi istediğimiz bir resmi üzerinde çizmemizi bekleyen tuvaldir. Zihin gücüyle kaşıkları bükmekten, rüyada olan hayal olaylarını Yaqui brujo don Juan'la karşılaştığında 'sihir bizim doğuştan gelen hakkımız' olduğu için deneyimleyen Castaneda'ya kadar herşey mümkündür; rüyalarımızda gördüğümüz hesaplamak istediğimiz realiteyi hesaplama kabiliyetimiz kadar mucizevidir. Realite hakkındaki en temel düşüncelerimiz gerçekten de şüphe haline dönüşür. Çünkü holografik evrende, Pribram'ın da işaret ettiği gibi; tesadüfi olan olaylar bile holografik prensiplere dayalı olarak görülmeli ve buna göre karar verilmelidir. Senkronlar veya anlamlı raslantılar aniden anlam kazanır ve realitedeki herşey mecaz olarak görülmelidir. En rastgele olan olaylar bile altında yatan simetriyi ifade edecektir.


Bohm ve Pribram'ın holografik örneği bilimde kabul görse de görmese de veya onlar öldükten sonra kabul görse de, şunu söylemek sağlamdır ki; bu örnek düşünen pek çok bilimadamında şimdiden bir etki yaratmıştır.Ve holografik modelin, atomdan küçük parçacıklar arasında anında ileri geri haberleşme kurduğunun açıklamasını iyi şekilde yapamadığı bulunsa da; en azından, Londra'daki Birbeck Üniversitesi'ndeki fizikçi Basil Hiley'nin işaret ettiği gibi, Aspect'in bulguları gösteriyor ki; ''Biz, radikal bir şekilde yeni realitenin görüşleri üzerinde düşünmeye hazırlıklı olmalıyız.''


Çeviren : Esin TEZER


Tgur

#1
Teşekkür ederim çok kıymetli Tiversonus ,bu alıntı ve diğer bütün BH çabaların için ,gerçekten bizlere çok şeyler kazandırıyorsun..

Bu genel bilgilendirme bombardımında sadece ufak bir bölümü işaret etmek gereğini duydum ,Halogramik hadiseyi anlayanların tek dikkat edecekleri hassas konu, kanaatimce  yukarıda belirtildiği gibi imajı, yaşamlarında daimi bir yapı halinde tutmaları olacaktır ,

"Benzer bir şekilde; tartışmalı görselleştirme gibi olan yeni iyileştirme teknikleri iyi çalışabilir, çünkü imajlar düşüncenin holografik etki alanında nihayetinde bir ''realite'' kadar gerçektir.Hayaller ve ''sıradan olmayan'' deneyimlerin realitesi bile holografik örnekle açıklanabilir hale gelmiştir"

Kısacası ,inan ,imaj et (=dua et ,niyet et veya safiyane iste, canlandır), beklentiyi bırak ,mutlaka gerçekleşecektir..

Tiversonus

#2
:)) Siz de harikasınız, yukarıdaki uygulama örneği tam da gerekli olan şey, işin özeti gibi. Ve "inanç/inanmak" vurgunuz da harika idi.

"Bilinç herşeydir, herşey bilinçtir"

Sözünün anlamı ortaya çıkıyor. Farklı bilinc frekanslarına gelebilmek ve bunu kontrollü ve dikkati odaklayarak yapabilmek ile "imkansız" kavramı değerini yitirir.

Tiversonus

#3
Biraz önce aklıma geldi: Bilimdünyası genel olarak, ölçülebilir ve hesaplanabilir, emprik olanın dışındakini yok sayıyor; işte aslında fiziksel olan herşeyin aslında bir ilüzyon/yanılsama/yok olduğunu görmüş ama bir türlü kabul edememiş. Bu da bir bilinç durumu:))

Tgur

#4
Halografik evrenin en önemli gerçeklerinden biri her türlü oluşumu bünyesinde taşıyabilmesi,ilkellik te bunlardan biri ,ancak bu oluşumların bütüne yansıyabilmesi yani evrenin her tarafında kolayca fark edilebilir olması yoğunlukla ilgili,ilkellik yoğunluğunu aşan her ileri bilinç hali yeni bir yoğunluğun görselliğini aktive ediyor ,veya etkin olmasını sağlıyor,

Bu da, demin işaret ettiğimiz gibi canlandırma özelliğini idrak ve iman etmiş bilinç topluluğu yoğunluğunun, halografik evrende etkin bir hale gelmesi demek oluyor .

Ancak bu iş kantitaif mi, yani sayısal bir özellik mi, yoksa kalitatif mi,

Bence kalitatif yoğunluk ,

Yüz mumun yanyana sıralanması mı yoksa 1000 wat lık bir projektörün sayısal değil de nitelik yönünden tek bir yoğun ışığı mı..

Tiversonus

#5
Bence her ikisi de etkili şöyle ki, Bir'e yakınlık bakımından yoğunluklar ve her yoğunluğun alt ve üst vibrasyonu aralığındaki boyutlar aynı anda var iseler ki bence de böyle, bilincin yatay sonsuz olanaklar içerisinde seçimleri sözkonusu olur. Bunlar belirli bir limit içerisinde yukarı(yoğunluğun oktavı) doğru kritik değere ulaştığında artık yoğunluk değişir diye düşünüyorum. Şimdiye kadar üst yoğunluğa bir akıl/beden/ruh bileşiminin çıkamaması ilginçtir. Demek ki büyük döngülerin hesabı gerekli denge içinde olsa bile özgür seçimler olayı değiştirebiliyor. Dünya küresi etrafında bulunan bilinç ağını etkileyen kitlesel bilinc etkisi sözkonusu, aynı zamanda kürenin kendi bilinci sözkonusu ve kürenin bağlı olduğu merkezi güneşlerin de bilinci sözkonusu. Her bir üst yoğunluğa çıktıkça birlikte-Yaratan olunması sözkonusu. 4. yoğunluk ta artık, bildiğimiz kadarı ile toplumsal belleğin tek bir civit ışınına bakılıyor, bu da ilginç. Bu işin bildiğimiz en üzt katında bulunan 6. yoğunluk birleşik-düşünce formlarının "denge" yi aşağı yoğunluklara doğru gözetir şekilde çaba göstermeleri dikkat çekici. Denge ile ilgili verilen bilgilerde, eşit sayıda rakamlardan bahsetmeleri -çoğu zaman- de sözkonusu. İşte denge için gösterilen çabadan dolayı da nitelik ve nicelik eşitleniyor diye düşünüyorum. Elbette bunlar zihinsel egzersiz türünden çabalar, yanılıyor da olabilirim.

Birlikte yaratan olunması yaratımı "üssel" olarak etkiliyor olabilir. Bu hem bizim 3. yoğunluğumuz için de geçerli olabilir. Düşünceme göre -ki yanılıyor da olabilirim- nicelik ve nitelik, her ikisi de etkili.

Tgur

#6
Nicelik ve niteliğin denge pozisyonunda nitelendirilmesi ,yani birinden kopup diğerinde yaşam veya anlayışın sürdürülmesinin imkansız olduğu gerçeği bence bu yoğunluktaki bir anlayış,
 
Ama gerçekte oluşturulmaya çalışılan ,süper bilinç haline gelme kabiliyetinin, niceliği, niteliğin içinde eriten bir hale gelmekle mümkün olduğudur.

Ve alt yoğunluklardan yükselmek ,bu sayı unsurlarının ,madde ve zaman deneyiminin etkisi içinde yaşarken, olayın sayı ve bilinen donelerin dışına taşan bir özellikte olduğunu idrak etmek.

İşte ,kırık dökük de olsa bilim ,olan bitenin bir hayal olduğunu izah edebilecek özelliğe gelmiş durumda ve en azından biz bunun farkına varır hale geldik..

Tiversonus

#7
Bir kaç gün önce tekrardan okuduğum Ra Bilgileri'nde;4. ve 5. yoğunluk bakışı arasındaki fark vurgulanıyordu. Afrika'da açlık içerisinde bulunan akıl/beden/ruh bileşimlerine bir 4. yoğunluk varlığı; merhamet ve şevkat içerisinde bakar iken; bir 5. yoğunluk varlığının ise bu açlık katalizörünün deneyimlenmesinin öğretici olduğunu idrak ettiği belirtilmekteydi. Şimdi aslında bizler için (4. yoğunluk BH heveslileri için) acaba hangi bakış benimsenmeli diye düşündüm...Veya yukarıdaki iki bakış açısından herhangi birinin bir diğerine hasat açısından üstün/geliştirici yanı var mı?

Bunu gerçekten düşünüyorum. Bazı doğu felsefecileri arasında hayattan(3. yoğunluk realitesinden) kopuk bir duruş sergileyenleri var. Bu durumda 4. yoğunluğun toplumsal bellek yapısı kurulabilir mi diye düşünceya dalıyorum. Benim fikrim, her yoğunluk dersi o yoğunluk içerisinde alınmalı, öğrenilmeli yönünde.

Biraz üsteki konudan uzaklaşmış olsam da sonuçta herşey birbiri ile ilişkili bakış açısı ile sanırım bir sapma içerisinde olmuyorum.


Tgur

#8
İşte kritik noktaya gelmişsin gibi geliyor sevgili Tiversonus ,
Bundan seneler önce "bana iyilik yapma fırsatı verdiğiniz için size teşekkür ederim" diyordum insanlara ,bu saf halimin açılımını hemen yanımdaki yardımcım ,kasayı avuç avuç cebine boşaltmak şeklinde anladığından ben, ayıldıktan sonra epeyi sıkıntı çektim,yani acı bir ödeme ile ders.

Anlıyacağınız bilinç yönünden esasta fakir davranmışız..

Uzak doğu felsefe uygulayanları da öyle ,malüm, hele Tibetin hali yürekler acısı,Nirvanayı bulayım bu bana yeter derken Çin istilasına uğrayıp neredeyse silindiler.

Bahis ettiğim ve sanki kendim bulmuş başarmışım gibi havalara girmek durumuna gelmişliğim de bir aldatmaca ,zira bu boyutun özelliği veya sis altındaki yasası, bilinçte ne kadar yükseldim zannedersen önündeki çukurun derinliğini arttırırsın..Dengeli bir yaşam peşinde olmak lazım.

Onun için her yeni anı yaşarken önümü ,arkamı iyice taramak gibi vesveseli oldum bu son zamanlar.

Tiversonus

#9
İki kez yazdığımı yollayamadım, birincisinde elektrik direğindeki (takip edenler bilir) bir kuş yine kısadevreye sebep oldu diğerinde ise elektrik tekrardan kesildi. Neyse işyerindeki boş bir odada meditasyon yaptım biraz...

Takip edenler şunu sorabilirler: Holografik evren konusundan, kalitatif ve kantitatife ve oradan da süperbilince çıkış konularının ne alakası var? Aslında olayı özetlemek gerekir se; bu holografik ilüzyonu gerçekten "gerçek" gibi algılamamızı sağlayan bilinçlerimiz. Beyin de dahil olmak üzere tüm fizikselliğin bir ilüzyondan değil de gerçek gibi algılamamızı sağlayan bilinç yapımız. İşte bu bilincimizi geliştirerek o yoğunluğun içerisinde fenomen türünden olaylar, şifa, kuantum yaratımı v.s. konuları sözkonusu. Bir de bilincin üst yoğunluğa transferi...Kısaca bütün bu olaylar bilinç te gerçekleşiyor ve bir o kadar da "gerçek" oluyor. Yani işte hangi yol veya bilinç yaklaşımı ile üst yoğunluğa geçişi yapabiliriz?

İşte Kasyopya celselerinin bir farklı özelliği dikkatimi çekiyor. Laura ve ekibinin 6. yoğunluk varlıkları ile etkileşimlerini ve ekibin bir nevi BBG evi gibi durumunu takip edebildik. Eğer ki Kasyopyalıların "güvenilir" bir kaynak olduğunu düşünüyor isek bu söylediklerim geçerli olacaktır. Laura'nın kızı ile yaşadıklarını takip ettik, eski kocası ile ve diğer bir çok hayat durumu ile ilişkilerini de...Şunu söylemek istiyorum: Celselerde verilen bilgilerin dışında bu tür hazırlık türünden yaşamsal olaylar bizler içinde çok önemli örnek olabilecek veriler taşıyor diyorum. Yani meditasyon yapan bir medyumdan, 4 çocuk ve onlar ile ilişkilerinden tutunda, evliliğinin gelişimine kadar bir çok bilgi bizlere ulaştı. Yani -eğer ki Kasyopyalıları doğru, güvenilir bir kaynak kabul ediyor isek- bu ekibi üst yoğunluğa hazırlama işini canlı seyrediyoruz demektir ve orada ufak gözüken hayatın içinden kareler de bizler için nasıl olunmalının verileri var diye düşünüyorum.

Söylemek istediğimi tam anlatamamış olabilirim, ama sanırım şu tibetli rahiplerin hayattan kopuk durumları ile hayatın tam içerisinde bulunan Kasyopya ekibinin farkını ortaya sermiş oldum.