Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Ölüm ve Anlam Arayışı Üzerine Bazı Sorular

Başlatan dönüşüm, 19 Temmuz 2021, 20:20:46

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

dönüşüm

herkese merhaba. ben dönüşüm. ölüm üzerine bazı sorularım var. sorularıma geçmeden önce birkaç fikrimden bahsetmek istiyorum.

ölümün bu dünyadaki en ciddi şey olduğunu düşünüyorum. direk seni sen yapan her şeyin yok olmanın eşiğine geldiği bir andır ölüm. bildiğin her şey silinme ile karşı karşıya. yani bana çağrıştırdığı şey bu ölümün. bu yüzden ona olan bakış açımı ne denli değiştirirsem hayata bakış açımında değiştiğini fark ettim. bununda birçok insanda aynı olduğunu gördüm. her kim olursa olsun bir insan ölüme verdiği anlam ve bakış açısı parelelinde hayatını huzurlu ve anlamlı yaşıyor yada yaşayabiliyor diyelim.

mesela bazı insanlar ölümden sonra yok olacağını düşünmek istemezler. bu onlara acı verir, depresyona girerler. bu yüzden ölümün ötesini anlamlı kılmak için arayış içinde olurlar. kimi insanda ölümden sonra yok olabileceği ihtimalini hiçe sayarak sadece inanmayı seçer. inandığı şeyin başka birisinin hayalgücü olduğunu fark etse bile yerine koyacak başka bir şeyi olmadığı için bu hayale inanmayı seçer. çünkü diğer türlüsü boşluk hissidir ve bu histe direk hayatın anlamı olgusunu derinden sarsar.

işte benim sorularımda ölümün ardı için anlatılan tüm o şeylerin altındaki hayal ve gerçeği ayırt etmek ile ilgili. bu arada celselerinizi okudum ve bilgi sahibiyim. ancak ölümden sonraki tasvirler konusunda pek tatmin olmadım.

soru 1- neden öte alem bir okul, bir öğrenme yeri olarak tasvir edilir?

soru 2- neden öte alem tasvirlerinde sürekli beyaz ışığa, temizliğe ve huzura, anlayışlı insana, dayanışma içinde ruhlara vurgu yapılır? dünyada bunları bulamamızın bir etkisi olabilir mi bu tasvirler?

soru 3- 5. yoğunluk 4. yoğunluktan sonra gelen basamak anladığım kadarıyla. Ama neden ölünce 7ye yani söz konusu tanrıya dönmek varken 5'e gidiyoruz?

soru 4- sizcede tasvir edilen ruhlar fazla iyimser değil mi? hiç mi memnun olmaz birisi hayatından? eminim sonsuza dek ruh kostümünü giyinmekte sıkıyordur bazılarını. aşırı mükemmel bir şekilde tasvir edilen öte alem düzeninin abartıldığını düşünüyorum. siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

bozadi

#1
Foruma hoşgeldin dönüşüm [:)]

Bu konuları tartışma bağlamında, celseleri okumuş olman büyük bir artı. Ölümün ardı konusunda forumda sıkça referansta bulunduğumuz Michael Newton'un kitaplarını da okuduğunu veya en azından aşina olduğunu tahmin ediyorum, öbür dünya hakkındaki bazı tasvirlerini düşününce çünkü celselerden ziyade Newton'un kitapları veya belki benzer içerikli bazı kitaplarda yapılan bazı tasvirler olduğunu düşünüyorum söylediklerin arasında.

Soruların bu forumda tartışılması çok güzel olabilecek sorular. Paylaştığın için teşekkürler. Ama kendi algılarımı yarın müsait bir vaktimde paylaşabileceğim muhtemelen. Tekrar hoşgeldin! :)

gerçek tosun paşa

#2
Selam dönüşüm. foruma hoş geldin.

bence sorularını kendin cevaplamalısın.

soru 1 - yaşamın ve maddenin amacı ne olabilir? ya da kainatın? sürdürülebilir bir tanrı ve kainat anlayışında bu boşluğu ne doldurmasını isterdin?

Bence biraz korkuyorsun.

soru 2 - yoğunluklu olarak bu dediklerine tasvir yapılır sürekli yapılmaz. dünya ve başka alemlerin denge ve alakasını anlamak zor bir şey. CELSELERİMİZİ okuduysan NP.

soru 3 - 7 den herhangi bir an ayrıldığını sana düşündüren nedir? dolmuştan inmeden dolmuşa binmeye çalışırsan böyle kafan karışır.

soru 4 - Frekans üzerine okuma yapabilirsin. Enerji nasıl bazı frekanslardan etkilenir fikir edinmek gerek. şu yaşadığın dünyaya rağmen iyimserliği abartı ve sıkıcı buluyorsan öptüm kara kaşlarından arrivederci

fidelista

#3
Varoluşu tanımlamak,salt fiziksel görebildiğimiz bir dünyadan mi ibaretiz ?
İnsan kendini fiziksel et bedenle ozdeslestirdigi sürece ölüm korkusu varoluşsal derin kaygı ve hiçlik duygusu sürecektir.
Sorunun cevabı en eski klasik soru olan ; ben kimim de yatıyor.
Kendimizi bilmedigimiz sürece bu sefillik bitmeyecek görünüyor.
Usta Maharaj in Ben O'yum kitabında cevap.

bozadi

#4
Alıntı Yap
soru 1- neden öte alem bir okul, bir öğrenme yeri olarak tasvir edilir?

Bence sadece öte alem değil, tüm varoluş bir okul, bir öğrenme yeri. Bizim tam şu anda içinde bulunduğumuz ortam da öyle. Ve bana sorarsan burası ile 5Y arasında aslında özsel anlamda çok büyük bir fark yok. Yani örneğin 5y'deki bireylerin sürekli bir "şu anda okuldayım, ders görüyorum" bilinci içinde yaşadıklarını sanmıyorum. "Yaşıyorlar" sadece ama orada "bilgi ve öğrenmenin" önemine dair farkındalık buradakinden çok daha yüksek görünüyor.

Alıntı Yap
soru 2- neden öte alem tasvirlerinde sürekli beyaz ışığa, temizliğe ve huzura, anlayışlı insana, dayanışma içinde ruhlara vurgu yapılır? dünyada bunları bulamamızın bir etkisi olabilir mi bu tasvirler?

Bu konuda genellikle yapılan tasvirler aslında biraz "yanlı" ve bu anlamda biraz "yanlış" olabilir. Forumda incelediğimiz bazı kaynaklar (Newton dahil) öbür dünyada, yani 5y'de de pozitif ve negatif eğilimli varlıkların adeta kendilerine özel bölgeleri olduğu anlaşılıyor. Muhtemelen daha gri sayılabilecek bölgeler, koşullar da vardır, ruhların/öğrencilerin seviyelerine, ihtiyaçlarına bağlı olarak. Bu konuda elbette hala bilmediğimiz pek çok şey var. Ne kadar garip ki, normalde oradayken bu konuda çok daha yüksek bir farkındalığımız oluyordur muhtemelen ama buradayken bu farkındalığı ciddi ölçüde yitiriyoruz.

Alıntı Yap
soru 3- 5. yoğunluk 4. yoğunluktan sonra gelen basamak anladığım kadarıyla. Ama neden ölünce 7ye yani söz konusu tanrıya dönmek varken 5'e gidiyoruz?

7'de "bireysel" deneyim mümkün değil. 7'de bizim şu anda bildiğimiz şekliyle "şahıslar" olmasının mümkün olduğunu sanmıyorum. Belki ilk aşamalarında eser miktarda oluyordur yine de ama sonuçta big-bang'lenme, tüm varoluşa yayılma/dağılma/birleşme durumu söz konusu oluyor eninde sonunda. Yeterince olgunlaşmış bir ruh 5y'deyken de 7y ile birliğini, bütünlüğünü, tekliğini gayet iyi anlayabilir bence. Biz burada 3Y KH cehennemindeyken bile bunu zaman zaman az-çok kavrayabiliyoruz. Değil ki 5y.

Alıntı Yap
soru 4- sizcede tasvir edilen ruhlar fazla iyimser değil mi? hiç mi memnun olmaz birisi hayatından? eminim sonsuza dek ruh kostümünü giyinmekte sıkıyordur bazılarını. aşırı mükemmel bir şekilde tasvir edilen öte alem düzeninin abartıldığını düşünüyorum. siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Newton'un kitabında da, başka bazı kaynaklarda da öbür dünyada (5y'de) gayet problemli ruhların durumları tasvir ediliyor. Yani 5y sırf pozitiflik, iyilik, doğruluk, güzellik, sorunsuzluk ortamı değil. Hele, şu anda adını hatırlayamadığım ama forumda daha önce kısmi bir alıntı yaptığım bir kaynakta KH eğilimli ruhların 5y'de "kendi şehirleri" olduğu anlatılıyordu. Berbat, karanlık yerler. Öylesine "özerk" durumları da var 5y'nin. Öyle sadece ak sakallı dedelerin, öğretmenlerin, ulvi ışığın ve zoraki veya egemen bir öğretmen-öğrenci ilişkisi halinin mekanı değil sadece. "Yukarıda nasılsa aşağıda öyledir" lafını haklı çıkaran yönleri var 5y'deki durumla 3y'deki durum arasındaki "benzerliklerin".

Özgür iradenin varoluşun en önemli yasası olduğu vurgulandı sürekli. 5y'de de özgürlük en yüksek derecede önemli olan şey. Kimse kimseye öğretmenlik taslayıp durmuyor, sadece ihtiyaca göre müdahaleler/yardımlar yapılıyor benim en son algıladığım şekliyle.

Çünkü herkes Tanrı dediğimiz En Yüce'nin bir parçası ve "kendisidir". Tüm üstün ve aşağı olma halleri geçici ve aslında bir bakıma sahtedir. Varoluş SENSİN. Tüm bu korkularımız, endişelerimiz, buhranlarımız "ikilik" algısından kaynaklanıyor. Bu algıya göre hep biz ve "birileri" var. Korktuğumuz veya en azından "çekindiğimiz" birileri. Bizden daha yüksek, bizden daha bilge, bizden daha güçlü, bizim hakkımızda karar verebilen veya o veya bu şekilde uymak zorunda olduğumuz tavsiyeler veren. Tüm bu düşünceler veya yaklaşımlar bizim hâlen 3y'ye özgü "çocuk" modumuzdan kaynaklanan şeyler. Bu tıpkı reşitlik veya daha doğrusu ekonomik özgürlük vb bakımlardan henüz anne ve babasınının vs. "koruması ve kontrolü" dışına çıkamamış ama bu durumdan artık rahatsızlık duyan, özgürleşmek, gerçekten bağımsız olmak, kimsenin hüküm, tahakkümü, kontrolü altında olmak istemeyen ergenlerin veya gençlerin durumu gibi. Hepimiz bunu az çok deneyimliyoruz bence. Bu sorgulamalar ve şikayetler bence çok sağlıklı bir "olgunlaşma", bağımsız bir oyuncu/varlık haline gelme isteğinin göstergeleri. 4'te (ruhsal gençlik-olgunluk arası süreç) buna çok daha yaklaşmış olacağız. 5'te tamamen bağımsız (tamamen tanrısal) birer ruh/birey/oyuncu olacağız. Ki aslına bakarsan bunu deneyimlemek için ille de 5'e mezun olmayı beklemek gerekmiyor. Yeterince sağlıklı, yeterince sevgili ebeveynler (rehberler vs) çocuklara veya öğrencilere bağımsızlıklarını hissettirmekten hiç çekinmez, hatta bunu özellikle yaparlar, bundan mutluluk duyarlar. Ra'nın ve K'ların ta 6y'de olmalarına rağmen bir yandan "bizi tanrılaştırmayın" derken bir yandan da "siz tanrısınız" demeleri ne kadar ilginç değil mi? Üst yoğunluklarda deneyimlenen her şey alt yoğunluklarda da deneyimleniyor aslında, şu veya bu düzeyde. Yani asla birşeyi "kaçırmıyoruz", birşeyden "mahrum" kalmıyoruz aslında. Sadece kendi kendimize uyguladığımız sınırlılıklar, korkular, kompleksler söz konusu.

Qui-gon jinn

#5
Hoşgeldiniz Dönüşüm,

Bahsettiğin "tasvirler" noktasına Bozadi'nin itirazına bende katılıyorum. Bu tasvirler buradaki celselerden çok, başka kaynakların bilgilerine daha çok benziyor. Ve yine Bozadi'nin buradaki mesajında belirttiği gibi "tüm varoluşun bir okul" olduğu noktası katılarak, bu konudaki net bir celse alıntısını paylaşmak istiyorum. Şu an müsait değilim ama fırsat olursa bende daha ayrıntılı düşüncelerimi bilahare paylaşmak isterim.Tekrardan hoşgeldiniz.

C: Dur. Varolan herşey sadece birer derstir. Bu sonsuz bir okul. Herhangi birşeyin varolmasının başka hiçbir amacı yok. Cansız madde bile öğreniyor. Herşey bir "İlüzyon". Her bir birey aklında tüm varoluşa sahip. Şimdi bunu biraz düşün. Her bir ruhun gücü sonsuz ve eğer nasılını bilirse tüm mevcudiyeti yaratabilir veya yokedebilir. Siz ve biz ve diğer herkes, varolan herşeye ortak sahip oluşumuzla birbirimize bağlıyız. Eğer istersen yeni evrenler yaratabilir ve o evrenlerde yaşayabilirsin. Hepiniz içinde yaşadığınız evrenin bir kopyasısınız. Aklınız varolan herşeyi temsil ediyor. Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek "eğlence."
 

(24 Kasım 1994)

Dionysos

#6
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen dönüşüm
herkese merhaba

Merhaba

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen dönüşüm

işte benim sorularımda ölümün ardı için anlatılan tüm o şeylerin altındaki hayal ve gerçeği ayırt etmek ile ilgili. bu arada celselerinizi okudum ve bilgi sahibiyim. ancak ölümden sonraki tasvirler konusunda pek tatmin olmadım.


Ölümden sonraya dair bir tasvir yok çünkü zaman yok çünkü sonra yok

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen dönüşüm

soru 1- neden öte alem bir okul, bir öğrenme yeri olarak tasvir edilir?

Öte alem diye bir tasvir yok. 5.bölge / yoğunluk

Öğrenme yeri olarak tanım görmüyor. Ara bölge, gözden geçirme değerlendirme bölgesi vs/vb.. okul olarak hiç tanım görmüyor. O bura olmalı...

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen dönüşüm
soru 2- neden öte alem tasvirlerinde sürekli beyaz ışığa, temizliğe ve huzura, anlayışlı insana, dayanışma içinde ruhlara vurgu yapılır? dünyada bunları bulamamızın bir etkisi olabilir mi bu tasvirler?

Beyaz/parlak ışık tasviri ya da tünel tasvirleri dönünceye kadar olan bağ/yol vb. için olabilir ve olmalı.
Kendi içinde bir ışık tasviri sanmıyorum/bilmiyorum..

Celselerde ölüm anında gördüğünüz bir anlık parlak ışık 7. seviyeyi temsil ediyor gibi bir şey var ve öte alem diyebileceğimiz 5. seviye (yoğunluk) için çok fazla açıkçası tasvir yok elimizde. ki 5. seviyeye öte alem mi demeliyiz? Bilmiyorum. Kısmen Michael Newton celseleri vb var ama bence bu celselerin bilgi tabanıyla tam eşleştirilmemeli ve tam paralel yorumlanmamalı.

Yukarıda deneni anlıyorum ve bence şuna vurgu yapıyor. ölümü kötü düşünmeyin bu ortadoğu dinleriyle ekilmiş bir karanlıktır bundan vazgeçin anlamına geliyor.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen dönüşüm

soru 3- 5. yoğunluk 4. yoğunluktan sonra gelen basamak anladığım kadarıyla. Ama neden ölünce 7ye yani söz konusu tanrıya dönmek varken 5'e gidiyoruz?


5'e gitmiyoruz. 5 ten geliyoruz ama 5 ten gelmiyoruz. 5 ten bağlıyız. Gümüş kordon. 5'ten uzanıyoruz, uzantıyız gibi düşünelim. Connect noktası. 5. yoğunluk konnekt bağlantı bölgesi.
Ruhun asıl mekanı ora . Eğer bir ruh varsa. Oradan dağılıyor.

5. yoğunlukta çok fazla acı var, acı çekme bölgesi. 5. yoğunluk için dilimizde bilinen kavram Araf ve Araf'ta olma buna benzer.

7. yoğunluk tanrı değil. Bir ile birlik.
7. yoğunluğa gidemeyiz herşey birleşir. Bir şey birleştiğinde herşey ve herşey birleştiğinde bir şey.

5. yoğunluk 4. yoğunluktan sonra gelen basamak demek ne kadar doğru/uygun bilmiyorum...
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

bozadi

#7
Stafford Betty'nin öbür dünya hakkındaki tespitleri aşağıdaki başlıkta özet maddeler halinde okunabilir. Kasyopya forumda rastlamıştım. Çok beğenilmiş, isabetli bulunmuş ve konuyla ilgili çeşitli yanlış anlamaları giderici etkisi var:

https://www.baskalarinahizmet.com/diger-73/stafford-bettynin-the-afterlife-unveiled-adli-kitabindan-alinti/


dönüşüm

#8
Zahmet edip yanıtladığınız için hepinize teşekkürler. Malum bayram muhabbetleri derken biraz geç cevap yazıyorum, kusura bakmayın.

Ben biraz realist bir insanım. Tüm anlattığınız öte aleme yönelik cevaplar size göre mantıklı ve gerçek olabilir. Saygı duyarım. Ama ben bir türlü ikna olamıyorum.

Ölümü ciddiye aldığımı söylemiştim. Çünkü varlığım o anda bitecek. Ben varolmama tehlikesi ile karşı karşıya kalacağım. Var olmama düşüncesi de haliyle tedirgin ediyor. 

Michael Newton isimli yazar bir hipnoterapist yani kendini böyle tanımlıyor. Hipnoz yoluyla insanların öte alem anılarını geri getirdiğini iddia ediyor kitabında. Kitap üzerine oturup düşündüğümde anlatılan şeylerin o bireylerin bilinçaltından kaynaklanan hayaller olabilme ihtimali bana daha makul geliyor nedense. Çünkü adam herkese benzer sorular sorarak bir nevi yönlendiriyor. İnsan zihnide hipnoz sırasında en manipülasyona açık haldedir yanlış bilmiyorsam.

Bugün lucid rüya diye bir şey var. Bilimsel araştırmalar da bunu kabul ediyor. Bu tarz rüyalarda insan istediği her şeyi görebilir. Ben bile bir çok kez gördüm bu türden rüyalar. Böyle bir durum söz konusuyken Michael Newton un hipnoz seansı sırasında belli kalıp sorularla deneğin zihinde belirli türde hayaller gördürmediğine nerden emin olacağım? Ya bu bireyler lucid rüya görüyolardıysa o sırada?

Bir psikoloji öğrencisi arkadaşım vardı. Bundan yıllar önce kendisi ile yine benzer türde yazılmış bir kitap olan Dolores Cannon un Ölüm ötesi kitabı üzerine sohbet etmiştik. Kendisi bana hipnozla birçok şeyi görebileceğimizi, insan zihninin en manipülasyona açık hassas halin hipnoz sırasında girilen hal olduğunu anlatmıştı. Yani bu yüzden birazcık kuşku duymamı anlayabiliyorsunuzdur umarım.

Onun dışında yukarıdaki bir arkadaş öte alem tasvirlerini aşırı iyimser bulmamı biraz eleştirmiş. İyide söz konusu öte alem kitaplarını okuduğum zaman ölmek yaşamaktan daha konforlu geliyor. Adeta ölesi geliyor insanın. Özgür irade evreninde böyle bir öte alem gerçekliğinde neden dünyanın cerevesini çekelim ki değil mi? Sıkalım kafamıza mis gibi öte alem konforunda yaşayalım işte. Şaka bir yana insanı üstü kapalı ölüme özendiren bir kitap bana pek sağlıklı gelmiyor üzgünüm.

Bu arada tüm varoluşun okul olduğu ile ilgili cevapları anlayabiliyorum. Neticede bir çocuk ile bir yetişkinin arasında tecrübe farkı var. Bu açıdan bakınca yaşamı bir okul olarak görmek anlaşılabilir. Ama bir gezegenin bilinci yok mesela. Yada bir taşın. Bir taş nasıl öğrenebilir? Öğrenmek için kendinin farkında bir bilince sahip olman gerekmez mi? Bir kediyi öğrenirken gözlemleyebilirsin, bir köpeği, kuşu falan gözlemlersin. Bir taşı, bir kayayı bir molekülü öğrenirken göremezsin. Bana bu konuda biraz fazla mecazlara takılmışsınız geliyor.

Yedinci yoğunluğa bir, birlik demiş bir arkadaş. Bir tekil bir kavram. Tek olan, nihai olan denince akla tanrı geliyor. Bu da yediyi tanrı katı yapıyor. Bu nasıl bir tanrı ki yarattığı ruhu yanına almak varken iki kat aşağıda öğretmenlerle oyalıyor? Bu Hindu kast sisteminin Hristiyanlığa uydurulmuş haline benziyor.

Parlak ışığa takılma nedenim genelde ışığın Hristiyanlıkta çok fazla yeri olmasından dolayıdır. Bilemiyorum belki de bir çeşit hristiyan misyonerliği etkisidir ölüme yakın deneyimlerin içine karışmış oluşu. Çünkü bir yaşam boyunca isadan hikayeler okusam, ışıltısını hayal etsem bana da zihnim ölüme yakın deneyim sarısında ışık gösterir herhalde.

Benzer deneyimler yaşayan kişilerinde benzer inançlara sahip olduklarından dolayı yaşadıklarını düşünüyorum bu tür ışıltılı deneyimleri. Başka türlüsü aklıma yatmıyor çünkü.

Tgur

#9
Sevgili Dönüşüm hoş geldiniz biraz geç fark etsem de ,
Dönüşüm nicki de çok nitelikli seçilmiş kutlarım,madde var olur ve metamorfoza yani dönüşüme geçer gelişme dönüşümle izah edilirse bir değeri olur,

Michael Newton kitabının bir kere de ön sözünü tekrar okumanızı isterim kendisi  materyalizmin ölümden sonra hiç bir şey olmayacağı kesin düşüncesinde iken yaptığı hipnoz çalışmalarından etkilenip konuyu yoğunlaştırmaya ve hiç kimseye bir şey söylemeden tahminen 12 sene denekleri ile çalışmış hipnoz üstadı olmasına rağmen bahsettiğiniz manipüle hallerinin dışındaki arayışla çapraz sorgulama teknikleri geliştirmiş ve olayı hayal aleminin dışında sabitleştirmiştir,

Anlattığı açıkladığı örneklediği her olayın tabiiki sorgulama dışında kalır diye bir sonuca varamayız,eksik ve yanlış istikametlere yönelmiş olabilir ,bu yüzden her gerçeğin sergilenişine bakarken  devamlı gelişmeyi baz tutmuş doğa halini göz ardı etmememiz gerektiğini bilmeliyiz

Bu kıskaçtan kurtulmak yani belli donelerin dışında da düşünebilmek, alınan bilgiyi tekrar tekrar yoğurarak ve meta fizik denen kavramın ne anlatmak istediğini ancak bu yollara girerken olayda maddeyle öte alem deyip bir yerlerde sınırladığınız var oluş gerçeğinin sarmaş dolaş olduğunun idraki gerekir,

Bunun için sevgili küçüğüm (buradaki herkes benden yaşı küçüktür o mealde söyledim ,yoksa ben büyüğüm diyen küçüktür) ortada eşsiz bir hazine var ,yani bu site,azar azar okuyarak gerekirse samimi bir şekilde sorarak konuları özümsemenizi ve sakin bir site dolaşımı yapmanızı tavsiye ederim,

Selam ve sevgimiz daim olsun..



Qui-gon jinn

#10
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen dönüşüm

Ama bir gezegenin bilinci yok mesela. Yada bir taşın. Bir taş nasıl öğrenebilir? Öğrenmek için kendinin farkında bir bilince sahip olman gerekmez mi? Bir kediyi öğrenirken gözlemleyebilirsin, bir köpeği, kuşu falan gözlemlersin. Bir taşı, bir kayayı bir molekülü öğrenirken göremezsin. Bana bu konuda biraz fazla mecazlara takılmışsınız geliyor.

Yedinci yoğunluğa bir, birlik demiş bir arkadaş. Bir tekil bir kavram. Tek olan, nihai olan denince akla tanrı geliyor. Bu da yediyi tanrı katı yapıyor. Bu nasıl bir tanrı ki yarattığı ruhu yanına almak varken iki kat aşağıda öğretmenlerle oyalıyor? Bu Hindu kast sisteminin Hristiyanlığa uydurulmuş haline benziyor.

Parlak ışığa takılma nedenim genelde ışığın Hristiyanlıkta çok fazla yeri olmasından dolayıdır. Bilemiyorum belki de bir çeşit hristiyan misyonerliği etkisidir ölüme yakın deneyimlerin içine karışmış oluşu. Çünkü bir yaşam boyunca isadan hikayeler okusam, ışıltısını hayal etsem bana da zihnim ölüme yakın deneyim sarısında ışık gösterir herhalde.

Sevgili Dönüşüm, söylediklerin bizim savunduğumuz bilgilerin ve kaynaklarının tam tersi mahiyette duruyor.Yıllar öncede dediğim gibi, ve bilgim o dur ki; "Cansız madde diye birşey yoktur. Taşın bile ilkel bir bilinci vardır." ki, doğrusu herşey bilinçtir, bilinç herşeydir...

Celseleri okuduğunu söylemişsin ama hiç oradan örneklendirmelerde bulunmuyor, başka kaynakları öne sürüyorsun (Dolores Cannon'un kitabı da dahil hepsini okudum bu arada) Ben şimdi yukarıdaki hususlara dair bizim celselerden ilk planda gözüme çarpan birkaç alıntı yapacağım Velhasıl seninde celseleri bir kez daha okumanı tavsiye edeceğim ki, bu tavsiye asıl kaynağın kendisinden gelmektedir...

-------
S: (L) Işık ve çekim, optik ve atomik parçalar, madde ve anti-maddeden bahsederken ve tüm bunların hepsinin bu geçişi açıklamanın yolları olduğunu söylerken doğruya yakın mıyım? Bu üçü gerçekten birer çift mi?
C: Yakın.

S: (L) Dalga işlevini çökerten şey nedir?
C: ?

S: (L) Bilinç mi?
C: Evet...

S: (L) Dahası var. Bu bilinç... (T) Bir üçüncü yoğunluk kavramından, şu anki fizikselliğin mevcut olmadığı bir dördüncü yoğunluk kavramı elde etmeye çalışıyoruz. Dördüncü yoğunlukta bozulmadan ışık hızıyla gitmek gibi bir sorunları yok çünkü orada böyle birşey yok...
C: Yakın.

S: (T) Yani bizim için bunu üçüncü yoğunluk açısından düşünmeye çalışmak...
C: Anahtar; fizikselliğin değişkenliği.

S: (L) Fizikselliği değişken yapan şey nedir?
C: Bilinç ile madde arasındaki bağlantının farkındalığı.

S: (L) Bilinç ile madde arasındaki bağlantı nedir?
C: İlüzyon.

S: (L) İlüzyonun özelliği nedir? (T) Bilinç ile madde arasında herhangi bir bağlantı olmadığı. Bu bağlantının mevcudiyeti ilüzyon. Üçüncü yoğunluğun sınırlı algısı...
C: Hayır. İlüzyon, bağlantının olmaması.

S: (L) Yani buradaki ilüzyon, bilinç ile madde arasında bir bağlantının olmadığının düşünülmesi.
C: Evet.

S: (T) İlüzyon, bağlantının olmadığının düşünülmesi. Üçüncü yoğunlukta... (L) Buldum! (T) Sakın bir anda yok olayım deme! [Gülüşme] (L) Aradığımız bağlantı, bilincin madde oluşu.
C: Yakın. Peki ya aynı zamanda tam tersine ne dersin?

(27 Mayıs 1995)
-------

C: Düzeltmeler ve netleştirmeler gerekiyor: "Ölmüş bir 3'üncü yoğunluk varlığı" 5'inci yoğunluk varlığıdır. 3'üncü yoğunlukta ya takılı kalmıştır, ya da 5'inci yoğunluktan iletişim kuruyordur ama her iki durumda da artık 3'üncü yoğunluk değildir!! 1'inci yoğunluk bilinç seviyesi altındaki tüm fiziksel maddeyi kapsıyor. 6'ncı yoğunluk ışık seviyesi olarak tektiptir çünkü bu yoğunluk seviyesinde tam bir denge vardır ve ışık bilgi olarak temsil edilir. 7'nci yoğunluk bir ile birliktir... Kelimenin her anlamında sonsuzdur çünkü "özü" olası tüm farkındalık boyutlarında var olan herşeye yayılır. Bir varlığın herbir bilinçli fiziksel varlığının sona ermesi sonrasında gördüğü ışık birliğin kendisidir. Hatırlayın, 4'üncü yoğunluk değişken fizikselliğe sahip ilk yoğunluktur!! Bunun üzerinde dikkatlice düşünün!!! Ve hatırlayın, yalnızca tek bir "Tanrı" var ve yaratıcı yaratılan herşeyi kapsıyor ve yaratılan herşey de yaratıcıyı!
 
(13 Ocak 1996)
-------

C: Konu şu ki: Farkındalığını, çok uzun zaman önce varoluşunuzu hapsetmek için ekilmiş olan monoteist felsefelerle doldurmaya son ver. Öğrendiğin bunca şeyden sonra bir kaynağın, bir liderin, bir temelin, bir denetmenin vs olmadığını hala göremiyor musun? Sen, farkındalık profilin içerisinde, tam olarak tüm yaratılışın içerisinde var olan tüm güce sahipsin!! Kesinlikle tüm var olan, var olmuş ya da var olacaklara sahipsin, bilincinin içerisinde. Tek yapman gereken onu nasıl kullanacağını öğrenmek ve bu olduğunda sen harfi harfine, tüm olmakta olan, olmuş olanlar ve olacak olanlar olacaksın!!!!!!!!

(12 Aralık 1995)
-------

C: Hatırla, "Tanrı" yaratılışta varolan herşeydir, yani tüm bilinçtir. Çünkü varolan herşey bilinçtir ve bilinç varolan herşeydir.

(3 Şubat 1996)
-------

bozadi

#11
Alıntı Yap
 Ölümü ciddiye aldığımı söylemiştim. Çünkü varlığım o anda bitecek. Ben varolmama tehlikesi ile karşı karşıya kalacağım. Var olmama düşüncesi de haliyle tedirgin ediyor.

Michael Newton isimli yazar bir hipnoterapist yani kendini böyle tanımlıyor. Hipnoz yoluyla insanların öte alem anılarını geri getirdiğini iddia ediyor kitabında. Kitap üzerine oturup düşündüğümde anlatılan şeylerin o bireylerin bilinçaltından kaynaklanan hayaller olabilme ihtimali bana daha makul geliyor nedense. Çünkü adam herkese benzer sorular sorarak bir nevi yönlendiriyor. İnsan zihnide hipnoz sırasında en manipülasyona açık haldedir yanlış bilmiyorsam.

Bugün lucid rüya diye bir şey var. Bilimsel araştırmalar da bunu kabul ediyor. Bu tarz rüyalarda insan istediği her şeyi görebilir. Ben bile bir çok kez gördüm bu türden rüyalar. Böyle bir durum söz konusuyken Michael Newton un hipnoz seansı sırasında belli kalıp sorularla deneğin zihinde belirli türde hayaller gördürmediğine nerden emin olacağım? Ya bu bireyler lucid rüya görüyolardıysa o sırada?

Bir psikoloji öğrencisi arkadaşım vardı. Bundan yıllar önce kendisi ile yine benzer türde yazılmış bir kitap olan Dolores Cannon un Ölüm ötesi kitabı üzerine sohbet etmiştik. Kendisi bana hipnozla birçok şeyi görebileceğimizi, insan zihninin en manipülasyona açık hassas halin hipnoz sırasında girilen hal olduğunu anlatmıştı. Yani bu yüzden birazcık kuşku duymamı anlayabiliyorsunuzdur umarım.

Onun dışında yukarıdaki bir arkadaş öte alem tasvirlerini aşırı iyimser bulmamı biraz eleştirmiş. İyide söz konusu öte alem kitaplarını okuduğum zaman ölmek yaşamaktan daha konforlu geliyor. Adeta ölesi geliyor insanın. Özgür irade evreninde böyle bir öte alem gerçekliğinde neden dünyanın cerevesini çekelim ki değil mi? Sıkalım kafamıza mis gibi öte alem konforunda yaşayalım işte. Şaka bir yana insanı üstü kapalı ölüme özendiren bir kitap bana pek sağlıklı gelmiyor üzgünüm.

Ölünce varlığının o anda biteceğine, var olmama tehlikesiyle karşılaşacağına "inanmakta" özgürsün. Spiritüalizm ve özellikle beden dışı ve ölüm sonrası deneyimler konusuna ilgi duyup bu konuda yeterince kaynak veya deneyim okumuş, üzerinde düşünmüş bir insan, eğer aklı ve vicdanı yeterince açıksa (ön yargılarla çok bloke olmamışsa), ölünce yok olmayacağını bilir, sezer, buna güvenir. Ölünce yok olmamak birinin bize lütfettiği bir hak değildir; varlığın, bilincin, tekamülün doğal bir niteliğidir. Ama 3y dünya gibi hem çocuksu hem de ağır KH şartları içindeki bir gezegendeki enkarnasyonların pek çok problemli yanları oluyor. Buna dinsel ve materyalist ideolojilerin önayrgıları da dahil. Ağır korkular, iflah olmaz derinlikte şüpheler, dünya hayatı deneyiminin doğal bir parçası haline geldiğinden, buradayken "öbür taraf"la ilgili korku ve endişeler duymak da çok doğal bir neticedir. Ama bu konuya açık bir bilinçle yeterince ilgi, alaka, araştırma isteği duyan ve mümkün olduğunca önyargısız bir şekilde öbür dünya hakkındaki materyalleri okuyup inceleyen biri, anlatılanların mükemmel düzeyde olmasa da kendi içinde azımsanamayacak bir tutarlılığı olduğunu, akla ve vicdana uygun olduğunu görebilir.

Alıntı Yap
Bu arada tüm varoluşun okul olduğu ile ilgili cevapları anlayabiliyorum. Neticede bir çocuk ile bir yetişkinin arasında tecrübe farkı var. Bu açıdan bakınca yaşamı bir okul olarak görmek anlaşılabilir. Ama bir gezegenin bilinci yok mesela. Yada bir taşın. Bir taş nasıl öğrenebilir? Öğrenmek için kendinin farkında bir bilince sahip olman gerekmez mi? Bir kediyi öğrenirken gözlemleyebilirsin, bir köpeği, kuşu falan gözlemlersin. Bir taşı, bir kayayı bir molekülü öğrenirken göremezsin. Bana bu konuda biraz fazla mecazlara takılmışsınız geliyor.

Kendi evrim/tekamül seviyenin şartlarıyla çok daha düşük bir seviyenin deneyimlerine anlam verememen normal sayılır.

Ra'nın bu konudaki bazı açıklamaları:

Alıntı Yap
RA: Her adım, farkındalığın keşfi içindeki sonsuz zekâyı özetler. (Her  adımın özünde olan ve bu keşfi sürdüren de odur.) Gezegensel bir  çevrede ise her şey sizin kaos dediğiniz biçimde başlar; enerji,  sonsuzluğu içinde yönlendirilmemiş ve rasgeledir. Sizin idrakiniz  çerçevesinde yavaş yavaş diyeceğimiz bir hızla, bir kendini-farkındalık  odağı oluşmaya başlar. Böylece, Logos hareket eder. Işık, birlikte- Yaratan'ın kalıplarına ve titreşimsel ritimlerine göre karanlığı  biçimlendirmek için gelir ve böylece belirli tipte bir deneyim oluşturmaya  başlar. Deneyim, bilinç yoğunluğu olan birinci yoğunluk derecesiyle başlar; gezegensel mineral ve su yaşamı, ateş ve rüzgârdan var olmanın  farkındalığını öğrenir. Bu birinci yoğunluk derecesidir.   

SORU: Peki, bu birinci yoğunluk derecesi nasıl daha ileri bir farkındalığa  geçer?   

RA: Sizin "ışık" dediğiniz şeyin karakteristik özelliği olan spiral enerji düz  bir çizgide ilerleyen bir spiral şeklinde hareket eder; böylece kendisini  oluşturan spirallere, yukarıya, sonsuz zekâ konusunda daha geniş idrakli  bir varoluşa doğru kaçınılmaz bir hareket verir. Böylece, birinci boyutun  varlığı ikinci yoğunluk derecesine, onun derslerine geçmek için çabalar;  dersler, artık çözülmek, yok olmak ya da rasgele değişime uğramak yerine tekâmül etmeyi içeren tipte bir farkındalığı öğretirler.   

SORU: Tekâmülden ne kastettiğinizi tanımlayabilir misiniz?   

RA: Birinci titreşim derecesindeki mineral ya da su yaşamı ile ikinci  yoğunluk derecesinin alt katlarında bulunan ve yavaş yavaş kendi içinde  ve çevresinde hareket etmeye başlayan varlıklar arasındaki farkı  gözünüzde canlandırın. Bu hareket, yani ışığa ve gelişmeye yönelik  gösterilen çaba ikinci yoğunluk derecesinin karakteristik özelliğidir.   

SORU: Işığa doğru çabalamak ne demektir?   

RA: İkinci yoğunluk derecesi tekâmülünün ışığa doğru çabalamasının  çok basit bir örneği, bir yaprağın ışık kaynağına doğru dönmek için  yaptığı harekettir.


Alıntı Yap
Yedinci yoğunluğa bir, birlik demiş bir arkadaş. Bir tekil bir kavram. Tek olan, nihai olan denince akla tanrı geliyor. Bu da yediyi tanrı katı yapıyor. Bu nasıl bir tanrı ki yarattığı ruhu yanına almak varken iki kat aşağıda öğretmenlerle oyalıyor? Bu Hindu kast sisteminin Hristiyanlığa uydurulmuş haline benziyor.

Evet, 7y'nin "bir" veya "bir'le birlik" olarak tanımlanması en doğru tanımlardan biri. O kadar bir ki, ondan başka bir şey yoktur. İkilik yoktur, iki ayrı şey yoktur; "Tanrı ve insan" diye bir ayrım yoktur. Tanrı diye bir efendi, bir padişah, bir otorite figürü yoktur. Sadece tüm varoluşun en saf, en ayrışmamış özüdür. Diğer tüm seviyelerde bulunan her şey, o mutlak saf özün saflığında belirli miktarlarda düşüş yaşanmış halleridir: İsimler, şekiller, olaylar alemi veya diğer bir deyişle ilüzyon alemleri. İlüzyondan kasıt, mutlak birlik farkındalığından ve deneyiminden ve dolayısıyla mutlak hakikatten şu veya bu miktarda "uzaklaşmışlık" hali içermesidir. İlüzyon doğal ve gereklidir, bir yanlışlık, bir günah, bir kötü/yanlış tercih değildir ama ilüzyonda birlik farkındalığından (var olan herşeyin aynı mutlak saf varlığın bir parçası ve kendisi olduğu farkındalığından) çok uzaklaşıldığında ve hatta buna zıt inanç/irade tercihlerinde (bilinçli ve iradeli olarak seçilen KH yolu), belki kısavadede değil ama uzunvadede "cehennemsi" denebilecek zorlukta ve berbatlıklarda deneyimlere sürüklenmek gayet mümkün ve muhtemeldir. İnsanlığın genelinin BH'den ziyade KH'ye sapan deneyim durumu da içinde bulunduğu çeşitli cehennemsi berbatlıkların başlıca açıklamalarından biridir.

Alıntı Yap
Parlak ışığa takılma nedenim genelde ışığın Hristiyanlıkta çok fazla yeri olmasından dolayıdır. Bilemiyorum belki de bir çeşit hristiyan misyonerliği etkisidir ölüme yakın deneyimlerin içine karışmış oluşu. Çünkü bir yaşam boyunca isadan hikayeler okusam, ışıltısını hayal etsem bana da zihnim ölüme yakın deneyim sarısında ışık gösterir herhalde.

Parlak ışığın veya bu nitelikte bir ışığa duyulan hayranlığın veya atfedilen kutsallığın Hristiyanlığa özgü bir durum olduğunu hiç sanmıyorum. Hristiyanların ölünce ne olduğu konusunda çok kesin bir inançları yok sanırım. İsa'ya inanan/güvenenlerin Tanrıya/cennete kavuşacakları gibi bir inanç var ama bunun ölür ölmez mi, yoksa İslam inancında olduğu gibi bir diriliş ve yargılama günü sonrasında mı olacağı konusunda çoğunluğun net bir ortak görüşü yok diye biliyorum.

Bu konuda muhtemelen gerçeğe en yakın öğreti denebilecek olan spiritüalizm içinde de çeşitli farklı görüşler olsa da, bizim bu forumda ele aldığımız ve spiritüalist anlayışla azımsanamayacak bir örtüşümü olan kaynakların genelinde üzerinde uzlaşılan bir resim var. Buna göre belli başlı dinlerin tümündeki öbür dünya tasvirleri aslında şu veya bu oranda ciddi çarpıklıklar içeriyor. İşin özü varlığın (tüm varoluşun) birliğini anlamakta yatıyor.

Feylefus

#12
Merhaba,
var olmama olgusu neden bu kadar korkutucu? Bu var olma aşkı neden var? Bu dürtüyü besleyen şey egomuz mu?
13 Katmanlı Kozmik Komplo

fidelista

#13
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Feylefus

Merhaba,
var olmama olgusu neden bu kadar korkutucu? Bu var olma aşkı neden var? Bu dürtüyü besleyen şey egomuz mu?

İnsan bir düzeyde ölümsüz olduğunu biliyor ,öldüğünüzü imgeleseniz bile orada canlısınızdır tanık sizsiniz,kişi kendini sınırlı kişiliği ile özdeşleştirdiğinde kendini beden ve zihin olarak gördüğünde ölüm korkusu kaçınılmaz bir kabustur.İnsan ölümsüzlük kodu taşıdığı için bu korkunç kabul eilemez geliyor.

bozadi

#14
Feylefus, çeşitli soruları, sorgulamaları birkaç başlık altında paylaşmışsın, iyi yapmışsın. Tüm bu sorgulamaların tümünde hemen ideal veya kesin cevaplara ulaşmamız mümkün değilse bile, sorgulamayı, araştırmayı, anlama çabasını sürdürmenin değerli olduğuna inanıyorum.

"Var olmama korkusu" meselesinde fidelista'nın açıklamalarına katılıyorum.