Felsefeyi netleştirmek...

Başlatan bozadi, 08 Aralık 2015, 14:41:22

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#285
Oturduğumuz, durduğumuz yerin konforundan herşeyi yapabileceğimize inanıyorum. Çünkü herşey aslında "düşüncede" olup bitiyor. Oturduğu yerden herşeyi yapabilmek deyince, kendini kandırma, korkaklık, aşırı hayalperestlik, aşırı teorik olma gibi çağrışımları olabilir bunun. Ama hayır, en basit ve en büyük cesareti ve somutluğu gerektiren şeyden bahsettiğimi sanıyorum. Düşüncede, inançta doğru veya iyi şeyi yaptığınızda, evrensel iyilikle rezonansa girmiş oluyorsunuz, yani evrensel BH ile bir tür etkileşime girmiş oluyorsunuz. Bunu söz konusu deneyiminizin getirdiği derin huzur, güven, sevinç ve sevgiden de anlayabilirsiniz. Teorik - Pratik düalitesinin her iki tarafını da kapsayan, o tartışmayı aşan, geride bırakan birşey bu. Evet, fiziksel dünyada fiziksel bir mesafe katedimi, fiziksel bir eylem veya başka bireylerle fiziksel etkileşimler gerekmeden, tamamen zihinde, tamamen gönülde, tamamen ruhta yapılan birşeyden bahsediyorum ve bunun aynı zamanda son derece somut ve son derece cesaret gerektiren birşey olduğunu iddia ediyorum. Konunun bu yönüyle ilgili olarak şu an için söylemek istediğim son şey: Sorunlarımızı çözme konusunda evrensel iyiye, doğruya uygun hareket ettiğimizde, bunun fiziksel dünyada fiziksel çalışmaları ve fiziksel etkileşimleri kapsayan eylemlere dönüşmesi özel bir ek niyet veya çaba gerekmeksizin, kendiliğinden gerçekleşir. Doğru eylemler; doğru düşünce ve inançların doğal, kendiliğinden gerçekleşen neticeleridir.

Şimdi ve buradan düşünce, inanç, irade yoluyla potansiyel olarak herşeyi yapabileceğimize, tüm sorunları çözebileceğimize (ve/veya çözüm yoluna koyabileceğimize, o yolda ilerleyebileceğimize) dair görüşümü belirttim. Yalnız, bu bilgi veya görüş pek çok durumda tek başına çok verimli olmayabilir. Aslında bu düşünce veya görüş samimi ve derinlemesine deneyimlendiğinde, tek başına eksik veya yetersiz olmak zorunda değil; kendi tamlığını, mutlak doğruluğunu kısa sürede kanıtlayabilir ama ben yine de buna yardımcı olacağını, bütünleyici olduğunu sandığım şeyi de tekrar (aşina bir konu tabi ki) ifade etmek istiyorum: Siz sonsuz potansiyelsiniz. Tıpkı diğer herkes ve herşey gibi. Varolan herşey sonsuz potansiyelin bir parçası, bir ifadesi, bir neticesi ve "kendisi"dir. Bu görüşün, bu düşüncenin, bu inancın ne anlama geldiğini, iddiasının ne olduğunu anlayabiliyor musunuz? Sizin ve herhangi başka bir kişinin veya şeyin varolmasının bundan daha derin, daha önemli, daha öncelikli bir anlamı yok: Sonsuz potansiyelle yaratmak, yaratmak, yaratmak...

Kalbinizdeki, gönlünüzdeki, aklınızdaki tüm sevinçlerin, heyecanların, ilhamların başka bir kaynağı yok. Sonsuz potansiyelin bir parçası/ifadesi ve "aktörü" olarak yapabilecekleriniz, yapmak istedikleriniz var.

Araç-gereç-eşya tarzı alışveriş yaparken en çok dikkatinizi, ilginizi çeken, heyecan veren şeylerden biri, zaten sahip olduğunuz veya bildiğiniz şeylerin görünüm olarak daha güzel ve iş yapma bakımından daha işlevsel olan "yeni" şeyler değil mi örneğin? Falanca üründe falanca işlev de olsa veya şurası şöyle değil de böyle olsa ne kadar güzel, daha işlevsel, daha sorun çözücü olurdu diye sayısız kereler düşünmemiş misinizdir? Yaratıcılık ilhamının heyecanı vardır bu konuda. Aynı nedenle bazı basit (veya bazen karmaşık) nesneleri veya eşyaları, daha güzel veya işlevsel veya daha maliyet-etkin olacağını düşündüğümüz şekilde kendimiz yapmak isteriz ve bazen girişir, belki yaparız. Genel manasıyla "fiziksel işlevi" olmayan veya kısıtlı olan, daha ziyade sadece göze, ruha, maneviyata hitap eden estetik nesne veya ürünlerde ise yaratıcılığın, yeniliğin, güzelliğin önemi, değeri çok daha fazladır.

Bu "ürün" konusunun forumumuzdaki felsefi tartışmalar bağlamında çok fazla bir alakalılığı doğrudan olmayabilir ama dolaylı olarak, "yaratıcılığın" anlam ve önemi, ilhamları, heyecanları, moral artırıcı yönleri bakımından bir alakası var.

Hepimiz, herkes, herşey, tek ve mutlak olan varlığın birer parçası ve kendisidir ve kendimizi bilmenin en önemli, en doğrudan yollarından biri yaratıcılığımızı serbestçe ifade edip yaşamamız, yaratmamız, üretmemizdir. Yaratıcılık acizliğin panzehiridir. Genel olarak varlığı ve özel olarak insanı en çok mutlu edecek şey, potansiyel olarak sınırsız gücünü özgürce ifade edebilmesi, özgürce yaratabilmesi, sunabilmesi, paylaşabilmesidir. Bunu yapamaması insanı/varlığı bozucu, zayıflatıcı, çürütücü etkiler yapar.

Yaratmak için varsınız. Varlığınızın başka bir anlamı yok. İlhamın, heyecanın başka bir kökeni yok. Yaratmak, paylaşmak, diğer yaratıcılarla etkileşmek, destekleşmek, dayanışmak; birliğin, tekliğin, mutlak gerçeğin bilinci ve sevinciyle.

Bizim hayat sahnemizde veya hikayemizde uzun zamandır devam eden şiddetli olumsuzluk koşullarından ve zihinsel/gönülsel dejenerasyondan dolayı elbette yaratıcılık kavramı bize çok anlamlı gelmeyebilir ama üzerinde düşünüldükçe konunun kendini doğrulayıcı yönlerinin farkına varılacağını sanıyorum.

Bu yaratıcılık (sonsuz potansiyel) meselesinin yazının başında belirttiğim şeyle bağlantısına vurgu yapmak istiyorum şimdilik son şey olarak. Bunun anlam ve önemi "aciz" olmadığınızdır. Şimdi ve burada korkmanızı, endişe etmenizi gerektirecek bir eksiğiniz yok aslında, "potansiyel" olarak. Yani o sonsuz potansiyele, sonsuz kudrete sahipsiniz. Onun bir parçası ve kendisisiniz çünkü. Hiçbir şey bunu değiştiremez. K'ların dediği gibi, "Varolan herşey Tanrı'nın bir parçası ve kendisidir." Çünkü Tanrı dediğimiz şey varoluşun mutlak saf özü ve aynı zamanda bütünüdür, çünkü bizim anladığımız şekliyle var olan herşey (İlüzyon) o saf özden türemekte, yine O'na dönmektedir ebedi bir devridaim içinde.

Şimdi ve buradan sadece ve sadece düşünceleriniz, inancınız, niyetiniz yoluyla yapamayacağınız hiçbir şey olmamasının nedeni budur. Çünkü siz Tanrısınız. Tıpkı varolan herkes ve herşey gibi. Bizim lokal hikayemizdeki sorunlar bu bambasit ve ebedi gerçekliğin farkındalığındaki kayıplardan kaynaklandı. Ne olduğumuz konusundaki farkındalığımızda ciddi kayıplar yaşamamızla, sömürücü hipnoz koşulları altına girmemizle sonuçlanan seçimler yaptık maalesef kitlesel olarak. Özgür irade ciddi sorumluluklar ve neticeler de içeriyor.

İşte, Tanrılığınızı, aciz olmadığınızı anlamanın ve kullanmanın yolu da düşüncelerinizdir. Düşünce dediğimiz, bilinç dediğimiz şey iradeyi ve inancı da kapsar kaçınılmaz olarak, çünkü kapsamadığı hiçbir şey olamaz. Gerçekliğin özü madde değil düşüncedir, bilinçtir, iradedir.

Şimdi ve buradan, durduğunuz, oturduğunuz yerden yapamayacağınız, çözemeyeceğiniz hiçbir şey yok. Yeter ki evrensel, doğal iyiye, doğruya göre hareket edin, çünkü herkesin ve herşeyin iyiliğinin, huzurunun, güveninin teminatıdır, yasasıdır evrensel iyilik, doğruluk. Hatalar elbette olacaktır, hata olmadan öğrenme olmaz, farkındalık artışı olmaz, keşif olmaz. Hatta bir anlamda, Ra'nın dediği gibi, "Hata yoktur".


bozadi

#286
Son ele aldığım konu üzerinde düşünürken, bu yaklaşımın da yeterince bütüncül olmayan, eksik kalan bir yönü olduğunu fark ediyorum.

Varoluşun aslı-esasıyla ilgili felsefe bağlamında gerçekleri veya konuları ele alırken veya ele almadan önce yapılması gereken ilk ayrım veya kendiliğinden meydana gelen ilk bölünme Mutlak varlık ile İlüzyon arasındaki bölünme ve ilişki sanırım. Bizim tartışmalarımızın tamamı veya tamamına yakını İlüzyon içinde olup bitenlerle ilgili. Mutlak varlığın ve bizim onunla ilişkimizin ne olduğuyla değil. Ama İlüzyon da sonuçta Mutlağın yaydığı enerji, aura alanı gibi birşey. Ve nasıl oluyorsa, Mutlak ile İlüzyon arasında hayati bir ilişki (varoluşun devamını sağlayan devridaim, sirkülasyon ilişkisi) var gibi görünüyor.

Herneyse, bu mesajda vurgulamaya çalıştığım şey, önceki mesajda vurguladığımın aksine, yaratmanın ve yaratıcılığın tek veya en başta gelen veya en önemli şey olmak zorunda olmadığı. Evet, yaratıcılık Bir'in, Mutlağın en doğal, en asli ve belki bir anlamda tek yaptığı şey ama yine de bu bir "eylem". Varlığın doğrudan kendisi değil, bilinçli veya yarıbilinçli veya bilinçsiz eylemi. Önce varlık (yaratıcı) geliyor, sonra eylem (yaratım).

Ve "Baş Yaratıcı" diye de tanımlanan Mutlak Varlık aslında ne ölçüde "kişisel" veya "bireysel" bir farkındalığa sahip? Daha önce Mutlak Varlığı bir "kişi"ymiş gibi düşünmenin potansiyel sakıncalarına değinmiştim.

Önce mutlak varlık olma deneyimi ve bunun doğrudan veya dolaylı farkındalığı gerekiyormuş gibi geliyor bana. Ama ilginç bir şekilde, Mutlak Varlık olma ile bunun bireysel farkındalığı arasında adeta bir çelişki var. Mutlaklık deneyiminde bireysellik yok, bireysellik deneyiminde mutlaklık yok, bir bakıma. Ama hiç yok da denemez. Mutlak ile İlüzyon arasındaki ilişkiyle aynı şey bu. Mutlağın olduğu yerde İlüzyon yok, İlüzyonun olduğu yerde mutlak yok. Ama nasıl oluyorsa ikisi bir şekilde aynı şey. Bu tartışma uzar elbette, benim açımdan. Net bir sonuç çıkaramıyorum henüz. Ama "şimdi ve burada sonsuz potansiyele sahip olduğumuz ve herşeyi yapabileceğimiz" düşüncesinin, Mutlak ile İlüzyon veya Mutlak ile Birey arasındaki bir bağlantı ve etkileşim noktası olduğunu tahmin ediyorum. Yani bu konu, söz konusu asli düaliteye vakıf olmak için bir fırsat yaratıyor sanki.

Düzenli ve sabırlı bir uygulayıcısı olmadığımı çeşitli defalar söylediğim meditasyon da bununla yakından bağlantılı. Dikkat ederseniz, meditasyonda bireyselliğin zayıflaması gibi bir faktör var. Birey adeta kısmi bir ölüm deneyimliyor. Tıpkı uyku gibi. Uykuya küçük ölüm denmesi de boş değil. Bireysellik durdurulduğunda, mutlağın deneyimine yaklaşılıyor sanırım, en azından buna yönelik bir potansiyel, bir imkan, ihtimal söz konusu.

Bizim tüm acılarımızın veya acizliklerimizin asli sebebi olduğu söylenebilir sanırım, mutlağın ne olduğunu ve dolayısıyla bizim onunla ilişkimizi, daha doğrusu özdeşliğimizi bilmemek, unutmak, buna ilişkin farkındalıkta meydana gelmiş bozulmalar.

"Şimdi ve burada, durduğum yerden yapamayacağım hiçbir şey yok" düşüncesi, Mutlağı ve onunla özdeşliğimizi anlama konusunda önemli bir imkan sağlıyor gibi bir hissim var. Mutlak ile İlüzyon arasında bir denge noktası veya o dengeye yakın, o dengeye yaklaştıran bir düşünce, inanç bu. İşin tuhafı, tam olarak emin olamasam da, o dengede Mutlaklık tarafına biraz daha yaklaşınca, "Yapmam gereken birşey yok. Herşey olduğu gibi, iyi, doğru, güzel" düşüncesi daha etkili olmaya başlıyor sanki. Aslında bu yönde spesifik bir düşünce de değil, öyle bir sonuç çıkıyor sadece. Birey Mutlağa yaklaştıkça (artık Mutlak ile İlüzyon arasındaki mesafe ve denge noktasının tam olarak neresine geldiğinden emin olmasam da o "yakınlığın"), şimdi ve buradan herşeyin yapılabilecek olmasının ötesinde, şimdi ve burada mutlak bir huzur, güven deneyimlenmeye başlanıyor, hem de İlüzyon realitesinde hala çözülmemiş bir şekilde bekleyen onca ciddi soruna rağmen. Mutlaklık deneyiminde hata, sorun, acizlik diye birşey yok. Ve Mutlak gerçek o. Ama %100 mutlaklıkta bireysel deneyim mümkün değil, çünkü adı üzerinde %100 Mutlak. Hiçbir ayrım, hiçbir ikilik yok. İçinde durup "Hm, ben benim ve işte bu da Mutlaklık" diyebileceğiniz, nispi de olsa ayrı duran iki varlık olmasına imkan tanıyan bir durum değil. Pür mutlak. Ona ancak dışından bakıp tanımlama yapabilirsiniz. Ve işin garibi, ona dışından bakıp tanımlayan da o sonuçta, onun bir uzantısı, ürünü, neticesi ve doğrulayıcısı, onaylayıcısı, hatta nasıl oluyorsa sürdürücüsü.

Hasıl-ı kelam, mutlaklık deneyimine yaklaşmanın, bizim İlüzyon/Bireysellik alemindeki zorlu ve berbat deneyim ortamımızın acizliklerinin neden olduğu sıkıntıları, kompleksleri giderici bir etkisi var. Dert ve derman ilişkisi gibi. Ve şimdi ve buradan sırf düşünce gücüyle herşeyin yapılabileceği fikri, mutlaklık deneyimiyle ilgili nispeten sağlam denebilecek bir perspektif kazanma yolu üzerinde duruyor sanki. Birbirine yakın şeyler yani.


bona fide

#287
bozadi "o dengede Mutlaklık tarafına biraz daha yaklaşınca," o noktada olmayı ve ilerlemeye devam etmeyi başaranlara ermiş diyoruz ki güzide ülkemizde mucize zaten uyaranlardan ya kaçacaksın yada hiçbir olayın etkileyemeyeceği bir zihin zırhı oluşturacaksın lauraların olayı güzel mesela birlikte bi ortam oluşturmuşlar bizde öyle yapsak bi komin gibi komin ne  komün oluştursak gerçi beni aranıza almazsınızda siz meditasyon yaparken odun filan toplarım size yai yapsanız ne guzel olurdu tgur sen eşleriniz bigsenfoni bide ben başka kimseyi almayak gaia guzel şeler yazıyor o gelsin başkaa beyrutkapı var gerçektosunpaşa var izole bi bölgede dertsiz tasasız gamsız gamsız olalım az forumda öyle aslında izole güzel huzur verici sağ olun var olun
 

bozadi

#288
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

bozadi "o dengede Mutlaklık tarafına biraz daha yaklaşınca," o noktada olmayı ve ilerlemeye devam etmeyi başaranlara ermiş diyoruz ki güzide ülkemizde mucize zaten uyaranlardan ya kaçacaksın yada hiçbir olayın etkileyemeyeceği bir zihin zırhı oluşturacaksın lauraların olayı güzel mesela birlikte bi ortam oluşturmuşlar bizde öyle yapsak bi komin gibi komin ne  komün oluştursak gerçi beni aranıza almazsınızda siz meditasyon yaparken odun filan toplarım size yai yapsanız ne guzel olurdu tgur sen eşleriniz bigsenfoni bide ben başka kimseyi almayak gaia guzel şeler yazıyor o gelsin başkaa beyrutkapı var gerçektosunpaşa var izole bi bölgede dertsiz tasasız gamsız gamsız olalım az forumda öyle aslında izole güzel huzur verici sağ olun var olun

:)

Laura ve ekibi gibi güçlü bir ağ oluşturmamız güzel olurdu; hayırlısıysa olur inşallah. Dediğin gibi bir komünün kurulması şu an için çok kolay görünmüyor ama ondan önce şu anki bağlantı şeklimizle de yapabileceğimiz çok önemli şeyler varmış gibi geliyor bana.

Onlardan biri olarak, daha önce bir ölçüde ele aldığım birşeye odaklanmaya devam etmeye çalışacağım.

Aslında herşeyin düşüncelerden ibaret olduğuna ve durduğumuz yerden yapamayacağımız, çözemeyeceğimiz hiçbir şey olmadığına değinmiştim; özellikle bizi zihinsel olarak bloke ediyor olabilecek sorunlarla ilgili olarak.

Bu tavra sahip olmak, bu tavrı gösterme sıklığımızı artırmak için de moralimizin artması çok önemli. Sorunları çözme niyeti göstermekten daha öncelikli birşey bu. Her istediğimizde olmasa bile, başarı düzeyi giderek artacak şekilde, "şimdi ve burada iyi hissetme ve olma tavrı/iradesi/yeteneği" geliştirmek.

Biz normalde iyi hissetmek için hayatımızda iyi birşeyin veya şeylerin olmasını bekleriz. "İyi birşey, iyi bir gelişme olsun ki biz de iyi hissedelim, moralimiz artsın" gibisinden. Ama işte bu tavırda bir sorun veya bir eksiklik varmış gibi geliyor bana. Evet, elbette iyi gelişmeler olduğunda kendimizi daha iyi hissederiz, moralimiz yükselir ama kendimizi iyi hissetmek için mutlaka hayatımızda (dış dünyada) iyi birşeylerin olmasını beklemekte ciddi bir "acizlik" var sanki, değil mi? Kendimizi iyi hissetmemiz (kendimizi iyi hissetme "iradesini" göstermemiz) dış veya fiziksel deneyimlerimizdeki gelişmelere bağımlı olmamalı. İyi hissetmek nadiren veya "part time" meydana gelen birşey de olmamalı. Vücut için nefes, su ve gıda almak nasılsa, ruh için de iyi hissetmenin öyle bir hayati işlevi var. Ama bizler "ego" denen şey nedeniyle ruhumuzun en derin veya en yüksek bilinçli düzeyleriyle uyumlu yaşamıyoruz pek. Bu nedenle de ruhumuzun o derinliklerinin pozitifliğini duyumsayamıyoruz pek çok zaman. Yalnızca alttan alta "hayatta tutucu" bir etki yapıyor belki de ruhumuzun yüksek ve pozitif bilinci. İçinde yaşadığımız düzen ego denen sahte benliği çok besliyor ve hatta zorunlu kılıyor. Bu da pozitif hissetmeyi ciddi oranlarda bloke edici bir sonuç doğuruyor, ki hepimiz için geçerli bir durumdur sanırım bu. Miktar ve süre olarak yeterince iyi hissetmiyoruz, öyle değil mi? İşte bu duruma müdahale etmemiz gerektiğine dikkat çekmek için yazıyorum bunları.

Bazen bu düzeni "tanımadığıma" dair birşeyler söylemiştim daha önce. Yani bazen, dış dünyanın benim üzerimdeki çoğunlukla negatif içerikli, bağımlılık, acizlik ve korku-endişe yaratıcı etkilerini azaltabilmek, mutlak bağımsızlığı, korkusuzluğu, sonsuz huzuru ve güveni denyimleyebilmek için dış dünyayı, hatta kendim dışında, kendi benliğim, bilincim, düşüncelerim dışında hiçbir şeyi tanımama tarzında pratikler yaptığımı, yapmaya çalıştığımı anlatmıştım kısaca.

İşte, bu meditasyonumsu deneyimlerimin veya teşebbüslerimin pek çoğunda dünyayı, herkesi, herşeyi bir süreliğine de olsa yok sayabiliyorum ama bunun kendimi iyi hissetme konusunda her zaman çok iyi performans göstermediğini fark ediyordum. Yani hiçbir şey yok, sadece benim de bir parçası ve kendisi olduğum ebedi varoluşun güneşi var ama ondan aldığım veya alabileceğim pozitif bir enerjiye konsantre olmama, olmaya çalışmama rağmen bunun şu veya bu nedenle istediğim düzeyde etkili olamadığını gözlemledim sıkça. Evrenin veya kendi varoluşumun özünün bir yerinden bana pozitif enerjinin, hissin, düşüncelerin, frekansların gelmesini "beklediğim" zaman, bu genellikle işe yaramıyor. İşte bu gözlemleri tekrar tekrar yaptıktan sonra, acizlik ima eden bu blokajdan nasıl kurtulabileceğimi düşünmeye gayret ettim.

Mümkün olan en kısa süre içinde en büyük tesiri yapan veya yapabilecek olan şeyleri, düşünceleri, inançları bulmaya çalıştım. Madem zaman ve mekan aslında mevcut değil, madem düşünceler sıfır zaman ve mekanda tüm varoluşu katedebiliyor, öyleyse bekleme veya erteleme gerektirmeksizin, gayet hızlı bir şekilde benim şimdi ve burada kendimi çok iyi hissetmemi sağlayan, sağlayabilecek olan bir yol, bir imkan olmalı diye düşündüm ve düşünüyorum.

Bu konuda şu an için vardığım son sonuçtan bahsetmek istiyorum. Bu hem dünyanın en basit şeyi ama hem de yukarıda değindiğim "ego" ve "egoyu besleyen düzen" kısır döngüsü nedeniyle bir o kadar da üzerinde düşünmesi, yapması kolay olmayan, pek alışık olmadığımız birşey. Kendi irademizle kendimizi iyi, yüksek moralli hissedeceğimiz / olacağımız bir durum, bir iç atmosfer meydana getirmeye pek alışık değiliz gibi görünüyor.

Bu nedenle bundan sonra hem kendimle, hem de sizlerle bu konu üzerindeki farkındalığımı ve ustalığımı artırmaya çalışmayı ümit ediyorum.

"Hadi, şimdi ve burada kendinizi iyi, hatta çok iyi hissedin" desem bu sizin için ne ifade eder? Bu yazıyı okuduğunuz, günlük hayatın meşgul bir zamanı içinde sıcağı sıcağına olması da gerekmiyor aslında hemen. Bunu müsait bir zamanınızda kendi kendinize söylediğinizi düşünün. Nispeten boş ve rahat bir zamanınızdasınız. Oturup sakince içe bakabileceğiniz, düşünebileceğiniz bir zaman. Ve "iyi hissetmeye, moralinizi artırmaya, pozitif frekanslarınızı yükseltmeye" karar veriyorsunuz. Sadece düşünce gücünüz, iradeniz yoluyla. Böyle birşey isteyebilir misiniz? Bu normal, makul bir yaklaşım mı sizce? Bence olmalı. Bu konuda bir farkındalığımız, irademiz olmalı, gücümüz artmalı. Durduğumuz yerde sadece düşünce veya bilinç gücümüzle moralimizi yükseltecek birşey veya şeyler yapabilmeliyiz. Kendinizi iyi hissetmenizin ne kadar önemli olduğunu, sonraki deneyimleriniz için ne kadar ciddi bir fark yarattığını biliyorsunuz, değil mi? O halde? Eğer kendini iyi hissetmek, morali, pozitif frekanları yüksek olmak gerçekten çok olumlu bir hayati etki yapıyorsa, bunu yapabilmemizin, bu konuda irade ve yeteneğimizi artırmamızın o kadar hayati olması şaşırtıcı olmamalı, değil mi?

Siz kendinizi iyi hissetmedikten, moraliniz yüksek olmadıktan sonra, zaten epeyce aksilikler içeren işler hiç yolunda gitmez çoğu durumda. İyi hissetmek sadece bir araç da değil, "amaç" neden olmasın? Gayet güzel bir amaç değil mi? Falan filan. Şimdi tekrar dönelim işin hepimiz için tıkanma eğilimi gösterdiği yere: Bunu yapıyor muyuz? Böyle bir yeteneğimiz, irademiz var mı? Varsa da yeterli mi? Peki istersek böyle bir yetenek geliştirebilir miyiz, bu irademizi giderek güçlendirebilir miyiz? Elbette! Başka ne yapmamız gerekiyor ki aslında?!

İşte, bu fikirler üzerinde düşünürken, "Acaba neyi düşünür, neye inanırsam moralim, enerjim, sevincim, heyecanım, huzurum artar?" diye soruyorum kendime. İşte örneğin şimdi ve buradan, benimle ilgisi olan herkese ve herşeye erişim sahibi olduğumu, daha doğrusu şimdi ve burada durduğum yerden potansiyel olarak varoluşun tamamına erişimim olduğunu düşünmek, hiçbir eksik, gedik, acizlik olmadığına güvenmem, istediğim tüm insanlarla, tüm canlılarla uzakta veya hatta "ölmüş" bile olsalar bağlantım olduğunu, hepimizin nihai olarak aynı varlık olduğumuzu, bir olduğumuzu düşünerek, şimdi ve buradan çözemeyeceğim hiçbir sorun olmadığını ve şimdi ve burada keşfedecek, yapacak ne kadar çok ve harika şey olduğunu düşünmek, kendimi iyi hissetmeme, moralimizin yükselmesine fayda sağlıyor kesinlikle, ama aslında benim şu anda spesifik olarak önerdiğim düşünce bu da değil. Hatta herhangi belirli bir düşünce de önermiyorum, her ne kadar sizin için işe yarayacak tüm düşünceler işe yaradığı sürece gayet faydalı bir şekilde kullanılabilecek olsa da. Benim bu bağlamda (kendini iyi hissetme iradesi/yeteneği geliştirme konusunda) dikkatinizi çekmek istediğim şey zaten ille belirli birşeyi, belirli bir senaryoyu, belirli bir felsefeyi, inancı, görüşü düşünmek zorunda olmamanızla ilgili. Bilincimizde pozitif hissin, yüksek moralin, saf sevincin, huzurun, güvenin, mutluluğun ne olduğu, nasıl olduğuyla ilgili farkındalıklar var, öyle değil mi? Öyleyse onları neden etkinleştirmeyesiniz, deneyimlemeyesiniz doğrudan? Erişin!!! Pozitifliği yaşayın! Şimdi ve burada, her ne zaman ve nerede isterseniz! Bunu engelleyecek birşey var mı? Kendi bilincimizden, zihinsel blokajlarımızdan, korkularımızdan, komplekslerimizden başka?

Lütfen bu konuda düşünün. Dünyanın / hayatın / varoluşun en basit ve en önemli şeylerinden biri olduğunu düşünüyorum. Bu konudaki zihinsel blokajımızın farkına varalım. Kendi mutluluğumuzu kendi zihnimiz, korkularımız, komplekslerimiz, negatif hipnotize olmuşluklarımız nedeniyle nasıl engellediğimizin farkına varalım.

Bilinciniz/düşünceniz/iradeniz yardımıyla pozitif olma denen frekanslara, deneyimlere, "şeye" erişin! Yapın! Bunu söylerken neyi kastettiğimi anlamakta zorlanıyor musunuz? Yeterince net bir şekilde ifade edemedim belki henüz. Hani hayatımızda iyi birşey olunca seviniriz, moralimiz artar ya? O sevinç ve moral artışını doğrudan tezahür ettirin, yapın, deneyimleyin diyorum, hiçbir şeyin olmasını beklemenize gerek yok. "İyi birşey olsun da kendimi iyi hissedeyim" diye beklemeyin, "İyi hissedeyim, iyi şeyler mutlaka olur, artar" diye düşünün. Hatta fazla düşünmeyin, yapın. Olması gereken şey bu: pozitifliği deneyimleyin, huzuru, güveni deneyimleyin, şimdi ve burada. Bunu yapamayacağınızı, bunun anlamlı olmadığını, bunun "aptalca" veya "imkansız" olduğunu düşündüren şey zihinsel bir blokajdan, hastalıklı bir hipnoz halinden başka birşey değil.

Söylemeye çalıştığım şeyi ifade etmenin, kastettiğim şeyin daha anlaşılır olmasını sağlamanın daha iyi yolları vardır muhakkak, deneyeceğim. Ama kabaca da olsa ifade edebildiğimi umuyorum.

Ne dersiniz? Deliriyor muyum (muyuz), yoksa akıllanıyor muyum (muyuz)?


gerçek tosun paşa

#289
Döktürmüşsün bozadi harika yazı. Evet iyi hissetmek dağılan bir duman gibi uçucu. Kalıcı hale getirmek için çok fazla beklenti içerisinde olmamak gerekiyor ayrıca sanırım. Sürekli bizi iyi yapacak kişiler ve gelişmelere odaklanmak yerine bunu iyi hissederek kendiliğinden geliştirme konusuna katılıyorum. Fakat uygulama kısmı için ciddi mücadele vermek gerekecektir.

Etrafta ilaç kullanmayan kalmadı ilaç [:D]

Ağlanacak bir hal güldüğüme bakmayın. Gencinden yaşlasına herkes anti-depresan ve türevlerine bağımlı hale geldi. Ben o ilacı alamazsam neye tutunurum gibisinden bir dürtüyle insanlar mutluluğa hayat akışına bir hapı eş değer görüyor.

 Söylediklerin, yazdıkların bence çok keskin biçimde değerli. İnan bana bahsettiklerini anlayabilecek kişilere güzel yol gösteriyorsun.

bozadi

#290
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Döktürmüşsün bozadi harika yazı. Evet iyi hissetmek dağılan bir duman gibi uçucu. Kalıcı hale getirmek için çok fazla beklenti içerisinde olmamak gerekiyor ayrıca sanırım. Sürekli bizi iyi yapacak kişiler ve gelişmelere odaklanmak yerine bunu iyi hissederek kendiliğinden geliştirme konusuna katılıyorum. Fakat uygulama kısmı için ciddi mücadele vermek gerekecektir.

Etrafta ilaç kullanmayan kalmadı ilaç [:D]

Ağlanacak bir hal güldüğüme bakmayın. Gencinden yaşlasına herkes anti-depresan ve türevlerine bağımlı hale geldi. Ben o ilacı alamazsam neye tutunurum gibisinden bir dürtüyle insanlar mutluluğa hayat akışına bir hapı eş değer görüyor.

Söylediklerin, yazdıkların bence çok keskin biçimde değerli. İnan bana bahsettiklerini anlayabilecek kişilere güzel yol gösteriyorsun.
Geribildirimde bulunduğun için teşekkür ederim gtp.

Önerdiğim şeyi "beklenti" haline getirmek de ayrı bir sıkıntı doğurabilir gerçekten. Uygulamak için ciddi mücadele vermek de gerekecek muhtemelen çünkü bu konuda ciddi bir bilinçsel blokajımız olduğunu düşünüyorum.

Farkına varmadan fazlasıyla "dünyevi" olmakla ilgili bir konuya değinmiştim daha önce. Kaçınılmaz birşey biraz. Dünyaya, dünya hayatına, topluma uyum sağlayabilmek için hem doğal, hem de kaçınılmaz bir şekilde dünyevileşiyoruz. Ama dünyada ve toplum hayatında olumsuz realiteler ne yazık ki ciddi bir egemenliğe, baskınlığa sahip. Pozitiflik bağlamında fark yaşayabilmemiz ve yaratabilmemiz için egemen koşullardan, egemen yaşam biçiminden veya anlayışından bağımsızlaşabilmek de gerekiyor. Özellikle bizler gibi diyebileceğim insanlar da illa ki şu veya bu düzeyde, pozitif manada bağımsızlaşma için birşeyler yapıyordur mutlaka. Etraflarındaki insanların ve hatta belki en sevdiği, en yakın bulduğu kişilerin bile yapmadığı birşeyler yapıyordur, düşünmediği birşeyler düşünüyor, inanmadıkları birşeylere inanıyordur; bunun bilinçli olarak farkında olarak veya olmayarak.

İşte, iyi hissetmek, yüksek moral bulmak, gerçek bir sevinç, huzur, güven duymak deyince, elimizde olmadan bu kavramları da çok "dünyevi" bazı zihinsel filtrelerden geçirerek değerlendiriyor olabileceğimizi fark ediyorum; en başta kendim bunu yaptığımı, yapmaya devam ettiğimi gözlemliyorum.

Peki, sevincin, iyiliğin, iyi hissetmenin, moralin "dünyevi olmayan", "bağımsız" şekli veya hali nedir, nasıldır? Dünyevi zihin filtrelerinden geçirilmediğinde sevinç, iyilik, moral ne anlama geliyor? Var olmak anlamına geliyor. Gerçekten var olmak. Birliğin farkında olmak. Sahtelikten, kendini kandırmaktan, korkmaktan, acizlikten kurtulmak. BH sızıntısı deneyimlemek, BH'leşmek.

Bizler sevinçli olmayı, mutlu olmayı normalde çok sahip olunmayan, olduğu zaman iyi olan ama olmadığı zaman eksikliği konusuna çok kafa yormadığımız, eksik olduğunun farkında bile olmadığımız birşey olarak deneyimliyoruz genellikle. Çünkü dünyevi hayatta mutluluk, sevinç çok sık rastlanan birşey değil. Zıtları ise çok yaygın, adeta hayatın doğal hali olarak deneyimlenen şeyler. Söylediklerim "mutlak geçerli" gerçeklikler değil ama "baskın" olduğunu gözlemliyorum, hem kendimde hem çevremde.

Mutluluk, moral, sevinç, huzur, güven... Bunlar hayatımızda yalnızca zaman zaman, hatta nadiren yaşadığımız şeyler olduğu sürece bizler gerçekten hayat yaşıyor olmayacağız, var olmayacağız bir bakıma. Şu şekilde de ifade edilebileceğini düşünüyorum: Gerçekten mutlu, moralli, sevinçli, huzurlu, güvenli olmadığımız sürece "gerçeği bilmiyor" olacağız. Gerçeği bilmek ve olmak aynı şeydir. Pozitif değerler olarak sıraladığımız şeyler ebedi mutlak gerçekle özdeştir, onun hem bir ifadesi, hem de kendisidir. Peki bu durumda negatiflikler "gerçek" değil midir? Aslında deneyimlenmiyorlar mı? Elbette gerçekler, elbette deneyimleniyorlar. Ama negatiflik (kötülük) deneyimlemekle negatif olmak aynı şey değildir pozitif eğilim açısından. Peki bizler genel itibariyle pozitif eğilimli olduğumuz halde hiçbir negatifliğimiz yok mu? Elbette var. Ama bu kurtulmamız gereken, hastalıklı bir durum. Hem pozitif hem negatif eğilimleri olmak hastalıktır; övülecek, imrenilecek birşey değildir, zenginlik değildir. Ama dünya insanlığının ciddi bir kısmı için hayatın, varoluşun en doğal halidir aynı zamanda.

İşte, bizler için pozitif değerlerin, huzurun, sevincin, güvenin "part time" deneyimlenen birşey olması da hayatımızın hastalıklı oluşuyla, gerçeğe, ebedi hakikate uygun olmayışıyla birebir ilintili.

Ve bu hastalığı yenebilmemiz için, ki elbette bu sabır isteyen bir süreç, pozitifliği hayatın (düzenin) akışına, şansa bırakmamalıyız gibi görünüyor bana. İrade göstermeliyiz. Dünyevi hayatın şartlarından, koşullarından "bağımsızlaştırmamız" gerekiyor pozitifliği. Kolay, basit bir konu değil. Ama sahteliği sonlandırmak, cehaletin acısından, kahrından kurtulmak için bunu yapmamız, yardımlaşmamız, daynışmamız şart.

bozadi

#291
Aşağı yukarı aynı konu üzerinde durmakla beraber, farklı zamanlarda konunun çok farklı yönlerine odaklandığımı fark ediyorum. Ve her bir farklı yön veya parça üzerindeki odaklanmam sırasında sanki en önemli konu oymuş gibi hissediyorum ama aradan biraz zaman geçince, daha önce doğrudan veya dolaylı olarak ele aldığım farklı bir yön tekrar ön plana çıkıyor. Sanıyorum ki bir yapbozun farklı parçalarını keşfediyorum ve keşif sürecinde parçaları yerli yerine oturtmam gerekiyor. Bunun için bazen önceki bir parçaya dönüp düzenleme yapmam gerekebiliyor ve tüm parçalar doğru ve tam bir şekilde yerine oturana kadar konunun farklı yönleri arasında gidip gelmeye devam edeceğim.

Örneğin şimdi bir kez daha "yaratıcılık" konusuna dönme gereği duyuyorum. Daha önce "dünyevileşme" dediğim şeyle bağlantılı olarak, dünyada "yaratıcılık" çok sık karşılaştığımız birşey değil bildiğiniz gibi. Dünyaya "yaratıcı" gözle bakmakla ilgili fikirler geldi aklıma.

Tasavvuf bağlamında "Baş Yaratıcıya" atıfla söylenen "Ben bir gizli hazine idim, bilinmek istedim" gibisinden bir söz var yanlış hatırlamıyorsam. İşte her ruh da Baş Yaratıcının bir parçası, uzantısı olduğu için aynı potansiyeli ifade etme ihtiyacı duyuyor sanırım. Hatta belki Baş Yaratanın "yapma ve bilme" işlevi tamamen "ruhlar" üzerinden gerçekleşen birşey olabilir.

Dünyaya yaratıcı gözle veya yaratıcı gözüyle bakmak deyince, K'ların "Önemli olan nerede olduğunuz değil, kim olduğunuz ve ne gördüğünüzdür" şeklindeki sözünün de bu konuyla bağlantısı olabileceğini tahmin ediyorum. Kimim ve ne görüyorum... "Yaratıcıyım ve yaratıcılığımı kullanmak için sonsuz çeşitlilikte imkanlar sunan ve buna ihtiyaç duyan bir dünya görüyorum" diyor içimden bir ses.

Tabi burada yaratıcılığını, yapabileceklerini BH niyetine, pozitif niyetlere dayalı bir şekilde gerçekleştirme, yardım etme eğilimini kastediyorum bir yandan da.

Bu "yaratıcılığın" veya "yaratıcı bakış açısının" dünyevi olmakla olmamak arasındaki güzel bir dengeden bakıyor olabileceğini fark ettim herşeye.

Bağımsızlık duygusuyla çok yakından alakalı olduğunu ve acizlik hissini giderici bir etkisinin olduğunu da.

Aciz olmama ve bağımsızlık konusunda, herşeyin aslında düşüncelerden ibaret olduğu konusuna da kısmen dönüş yapma gereği duyuyorum. "Şimdi ve burada bulunamayan mutluluk hiçbir zaman hiçbir yerde bulunamayacak" diyor yine içimden bir ses. Mutlak bir huzur, mutluluk ve hoşnutluktan bahsediyorum.

Hani bazen farkında olmadan kendimizi huzursuz bir hırsın peşinden koşarken buluruz. Bize mutluluk getirmeyeceğini bildiğimiz halde, sanki ihtiyaç duyduğumuz büyük mutluluğu getirecekmiş gibi hırsla tırmalar, peşine düşeriz birşeylerin. Ama içten içe bunun hayalkırılığına mahkum, boş bir hırs olduğunu sezeriz. Yapabilecek daha iyi birşeyimiz yokmuş gibi hissederiz. Adeta acizlik kompleksimizle yüzleşmekten kaçmak için hırslı ama boş bir mücadeleye gireriz. Ama aslında aciz değilizdir, sadece öyle hissetmeye koşullanmışız bir şekilde.

Dünya hayatındaki pek çok şey bilincimize, altına, üstüne acizlik duygusu pompalayacak şekilde yapılandırılmış. Aslında herşeyin bilinçte (düşüncede) olup bittiği pek anlatılmaz bize, kendimiz şu veya bu ölçüde keşfetmek zorunda kalırız. Duruma göre çok maddi imkanla hiç mutlu olunamayabilecekken azla çok mutlu olunabilir örneğin. Sadece bilincin, düşüncelerin, inancın, iradenin ne kadar önemli bir faktör olduğuna dikkat çekmeye yönelik kaba bir örnek olarak verdim. Çok daha incelikli sayısız örnek bulunabileceğini tahmin ediyorum hayatımızın içinden. İşte örneklerin en önemlisi, en derini de hayattan, varoluşumuzdan duyduğumuz veya duymadığımız hoşnutluk meselesi. İşte bu bağlamda diyorum ki, şimdi ve burada bulunamayan mutluluk, huzur, güven hiçbir zaman hiçbir yerde bulunamayacak. Varsa şimdi ve burada, yoksa hiçbir zaman hiçbir yerde. Yani bu tamamen bir bilinç, düşünce, inanç, irade meselesi.

Bilincime epeyce acizlik hissi pompalayan hırslı birşeyle uğraşırken, o uğraştığım şeyi başarılı bir şekilde bitirdiğimde veya belki yendiğimde, sanki herşey harika olacakmış gibi son derece egosal bir programa göre hareket ettiğimin farkına varıyorum. O süreçte nadiren de olsa kendime şunu sorabiliyorum: Peki, hırs yaptığın bu şeyi istediğin gibi tamamladığını, bitirdiğini düşün. Ondan sonra ne olacak? Aynı hırsla mücadele edeceğim sayısız başka şey olacağını kendime itiraf etmek zorunda kalıyorum. Yani mutluluk öyle bulunmayacak. Büyük bir savaş veya sayısız cehpede yenme hırsıyla yapılacak savaşların sonunda elde edilecek birşey değil gerçek mutluluk, huzur, güven, sevinç. O şimdi ve burada kayıtsız ve şartsız olmalı zaten. Yoksa zaten "kayıpsın" demektir. "Yoksun" demektir. "Sahtesin" demektir. Ve bu sahteliği, bu kayıplığı dışsal uğraşların neticeleriyle ilişkilendirmek, şimdi ve buradaki asıl sorunla yüzleşmekten kaçmaktan başka birşey değil ve o dışsal hırslarda ne kadar başarılı olursak olalım, asla o aradığımız tatmini getirmeyeceği gibi onun açığını iyice büyütecek, daha sorunlu hale getirecek. Tek çözüm şimdi ve burada tamamen düşünce, tamamen bilinç bağlamında, bizim ne olduğumuza, herşeyin ne olduğuna dair objektif, doğru, gerçek, evrensel, doğal bir cevabı, bir bilgiyi, farkındalığı hatırlamak, inanmak, güvenmek. Mutluluk böyle birşey. Bir mücadelenin sonucunda değil, hem başında, hem sonunda koşulsuz ve şartsız mevcut olan birşey olmalı.

K'lar "İyi adamlar satranç oynamaz" demişti. İşte sanırım kastedilen şey bununla da alakalı biraz. Varoluşsal mutluluk, huzur, güven satranç oyunu gibi şu veya bu düzeyde hırs içeren bir yenişme mücadelesinin sonucunda elde edilecek birşey değildir. Öyle sanılıyorsa orada başından beri bir yanlış anlama, bir sahtelik var demektir ve sanıyorum ki hepimiz şu veya bu düzeyde bu sahteliğin muhatabıyız hayatımızda.

Önceki bir mesajda dikkat çekmeye çalıştığım gibi, gerçek bir mutluluk, sevinç, huzur, güven duymak, "gerçeği bilmek"le yakından alakalı, hatta aynı şey. Gerçeği bilerek mutlu olabilirsiniz ve mutlu olarak gerçeği bilebilirsiniz. Tabi alttan alta acizlik pompalayıcı bir hırsla veya açıkça negatif bir niyetle bir mücadeleye girip onda başarılı olduğumuzda da şu veya bu düzeyde mutluluk, huzur, sevinç duyabiliriz ama bu hem çok geçici olacaktır, hem de frekans yüksekliği veya derinliği, tesirliliği, kalıcılığı düşük olacaktır. Sahtelik içerecektir ama yine de gerçek mutluluk, huzur, güven yönünde dönüşüm fırsatı veya katalizörü teşkil edebilir. Gerçek mutlulukta elmasımsı, yıldızımsı bir saflık, mükemmellik, kudret vardır.

Acizlik ve sahtelik eşanlamlı olmak zorunda olmasa da birbiriyle çok yakından bağlantılı görünüyor.

bozadi

#292
Tüm vücudumu, tüm psikolojimi yoğunluk bir şekilde olumsuz etkileyen bir sağlık sorunu yaşadığım zamanlarda iyilik-kötülük (pozitif deneyim - negatif deneyim) düalitesi derinlemesine bir şekilde aklıma gelir. Çünkü ciddi bir negatif hal deneyimlemekteyimdir. Ciddi bir "acizlik" hissine de neden olur bu durum ve hatta acizlik hissi o fiziksel olumsuzluğun çok daha güçlü hissedilmesine, bunun sonucunda derin bir korkuya ve psikolojik yıkıma neden olur.

İşte bu şiddetli negatif durum veya travma, pozitiflikle ilgili imkanlarımı, gücümü, varlığımı sorgulamama neden olur. Ve bu sorgulamanın yapıldığı zamanın şiddetli negatifliği ve ilişkili olduğu acizlik kompleksi ve öz-yıkıcılık, aslında acizlik duygusunun iyice pekişmesine de neden olabilir ama ille veya sadece böyle olmak zorunda değil herhalde. Durum insanı acizliğini sorgulamaya teşvik eder eninde sonunda. Pozitif deneyim ile negatif deneyim arasındaki spektrumda çok ezici bir travma yaşarken (ille ağır bir sağlık sorunuyla ilgili olması gerekmez), pozitifliği hatırlamak, onunla etkileşime girmek, ona erişmek, duyumsamak, deneyimlemek mümkün müdür? Elbette ama genellikle hiç kolay değildir.

Fiziksel bir sağlık sorunu nedeniyle veya bambaşka bir nedenle şiddetli bir psikolojik travma, acizlik ve yıkım yaşadığım hemen her defasında pozitifliğe erişimle ilgili imkanımı veya imkansızlığımı bir parça da olsa sorgulama alışkanlığı geliştirmeye çalıştım. Bu konuda boyut atlamış, aşmış değilim ama o durumlardan birindeki bir sorgulama çabamdaki gözlemimi, deneyimimi tasvir etmeye çalışacağım.

Fiziksel bir rahatsızlık kaynaklı olarak aşılmaz, yenilmez görünen bir psikolojik negatiflik bataklığında çok sefil bir şekilde debelenirken pozitifliğe erişme olasılıklarını sorgulamaya çalıştım. Mevcut kapasite yetersizliklerim nedeniyle bunu yapmak bir balığın şelaleye tırmanmasından belki de daha zor geliyor. Ama sınırlı da olsa bir başarı elde ettim. Bu tür durumlarda genellikle meseleyi kendi bilincimde şu şekilde özetleyecek bir duruma gelebiliyorum: "Şu anda çok şiddetli ve çok sefil bir negatif hal deneyimliyorum ve ne pahasına olursa olsun pozitifliğe erişmek, pozitifliği deneyimlemek istiyorum." Bunu nasıl yapacağımla ilgili olarak çeşitli olasılıkları değerlendirmeye çalıştım bu tür deneyimlerimde. Öyle bir durumdayken pozitifliğe nasıl ulaşabilir, deneyimleyebilirim? Bunun imkanlı ve anlamlı olup olmadığı konusunda şüphe duymak da bu deneyimin eninde sonunda aşılması gereken bir parçası muhtemelen. Sonuçta pozitif bir düşünceye, bir inanca odaklanmam gerektiğini düşünüyorum. Ama bu da genellikle pek yeterli bir sonuç vermedi benim için. Araya herhangi bir harici düşünce, inanç vs. araç/aracı koymadan, çok daha doğrudan, çok daha kesin birşey yapmam gerektiğini algılıyorum. Hastalık durumunda bile kolay kolay terk edilmeyen olağan akıl/zihin/inanç değerlerini, programlarını baypas etmeyi, bırakmayı, aşmayı gerektiren bir durum var. Pozitifliği "tezahür ettirmek" gerekiyor gibi geldi bana. Yaratmak gerekiyor. Anlık olarak da olsa, başka hiçbir şey düşünmeden, sadece pozitivite (güçlü ve şekilsiz, saf bir sevinç, pozitif duygu, düşünce, deneyim, titreşim, oluş, varlık) deneyimlemek, olmak gerekiyor. O küçücük farkı ne kadar zor da olsa veya ne kadar imkansız ve anlamsız da görünse yaratmaktan başka çare yok gibi görünüyor. Ve sonra da onu mümkün olduğunca tekrarlamak. İçinde bulunulan kısmen fiziksel kısmen psikolojik bataklık/cehennem deneyimi sorununu tamamen ortadan kaldırmasa bile, dengeleyici, nispeten rahatlatıcı bir etki yaptığını gözlemledim bunun.

Fiziksel sorun ve ilişkili olduğu psikolojik travma sorunu geçtikten veya iyice azaldıktan sonra, pozitiflikle bilinçli/iradeli etkileşim, erişim imkanı konusunda deneyimimi ve yeteneğimi artırmamın ne kadar hayati bir gereklilik olduğu üzerinde düşünüyorum bir süre. Ama sonuçta olağan hayatın hayhuyu içinde bir süre sonra bu bilinç, bu irade de gevşemeye, unutulmaya başlıyor sanırım. Ama yine de bu tür derinden sorgulamaya teşvik edici, "ibretlik" deneyimlerden sonra  mümkün olduğu kadar bu sorunun mutlak çözümüne nasıl ulaşılabileceği üzerinde düşünmeye çalışıyorum.

Pozitiflikle, iyilikle özdeşleşmenin, birleşmenin, sabitlenmenin bir yolu olması ve o yoldan geçilmesi gerektiğini algılıyorum.

Dünyada şu olmuş, bu olmuş, şu şöyle demiş, bu böyle yapmış, hiç kimse, hiçbir şey umrumda değil bir bakıma. Maharaj'ın dediği gibi, "Kendine yardımcı olamayan başkalarına da yardımcı olamaz." İstisnaları tabi ki olsa da kaidesi çok sağlam bir fikir, öneri gibi görünüyor bu bana. "Benim kendime en çok, en acil olarak yapmaya ihtiyaç duyduğum yardım nedir varoluşsal bağlamda?" diye düşünmeye çalışıyorum. İyiliğin, huzurun, güvenin, sevginin, sevincin, tüm pozitif değerlerin bir kaynağı olduğunu ve onunla özdeşleşmem, bir olmam gerektiğini algılıyorum. Zaten o olduğumu hatırlamam, buna güvenmem gerektiğini sezebiliyorum bazen. Ben O'yum. Tüm pozitif değerlerin, Tüm Hayatın kaynağı benim. Herkes ve herşey. Çünkü herşey bir. Bana bunu unutturan herşey yalan nihayetinde. İyileşmek için tüm yapmam gereken yalana inanmayı bırakıp gerçeğe dönmek, ona inanmak, güvenmek, bilmek, olmak.

Konuyu netleştirme çabasına devam etmek niyetiyle.


bozadi

#293
Çok fazla karmaşayla boğuştuğumuzu düşünüyorum. Önceliği olan, basit ve çok önemli denebilecek şeyleri fazlasıyla pas geçerek, gözden kaçırarak karmaşalarla boğuşmak pek akıllıca değil sanki.

İyilik denen şeyin özüyle olan ilişkimiz veya hukukumuz da bana göre o basit ve hayati öneme sahip konulardan biri ve belki başta geleni.

İngilizcede Tanrı anlamına gelen kelimelerden biri: "Goodness". Bu sözcük aslında "İyilik" anlamına geliyor ve bir şekilde Tanrı ile eşanlamlı hale gelmiş. "God is Good" (Tanrı İyidir) şeklinde Hristiyanlıkta ve sanırım İncil'de geçen bir kavram. Ben Tanrı ve İyilik kavramlarını ele alırken bunların hiçbir dinin tekelinde olmadığını varsayarak incelemeye çalışacağım. Ama bu kavramların dinlerle olan ilişkisine de özel olarak gözatmaya çalışabiliriz.

Tanrı ve iyilik. İyiliği sadece ahlaki yönüyle düşünmeyin. İyi olma, iyi hissetme yönü de öne alınabilir.

Tanrının ne olduğunu çözmek mi daha kolay sizce, yoksa iyiliğin ne olduğunu çözmek mi? Bana göre ikisi aynı şey. Bu iki kavram özünde aynı kavram. Sadece biraz dallanıp budaklanmış ve kimileri bunların özdeşleştirilmesinden hoşlanmıyor olabilir, ama bana göre yapmamız gereken şey tam da bu. Tanrı kavramı ile İyilik kavramının köküne, özüne ulaşmak, keşfetmek veya belki yeniden keşfetmek, hatırlamak.

bozadi

#294
İyilik-kötülük (pozitif-negatif) düalitesinin yarısını Tanrıyla özdeşleştirip diğer yarısını özdeşleştirmemek biraz dengesiz ve yanlış olmuyor mu acaba diye düşünülebilir belki. Ben konuya yaklaşım şeklim itibariyle bunda bir yanlışlık olmadığını düşünüyorum. Kaba ama isabetli olacağını düşündüğüm bir örnek vereyim: "İyi olmak tavsiye edilebilirken, kötü olmak neden tavsiye edilebilir olmasın?" diye sormaya benzer bu. İster ahlaki yönüyle düşünün bu örneği, ister insanın kendini nasıl hissettiğiyle ilgili olarak.

Kavramlara derinlemesine bakıp lüzumsuz karmaşalardan arındırdıkça, basit ve ebedi özleriyle gördükçe taşlar yerine oturacaktır.

bozadi

#295
İyi hissedişin, pozitiflik deneyiminin kökü bizim için biraz gizemli veya erişilmez görünebilecek olsa da, öyle çok büyük bir gizem, çok bilinmeyenli bir denklem filan yok bunda muhtemelen. Ve bu öyle birşey ki, sonsuz boyutları, yoğunluk düzeyleri, alemleri, evrenleriyle tüm varoluşun kökeni; herkesi ve herşeyi birleştiren şey bu. İyi ya da kötü, tüm varlıklar varlıktır ama kötülüğe adanmakta olan varlıklar varlıktan giderek uzaklaşıyorlar ve tercihlerini değiştirmezlerse nihayetinde yok oluyorlar. İyiliğe adanmakta olan varlıklarsa giderek tüm varlıkla birliklerinin farkındalığının arttığı ve hatta giderek mutlaklaştığı ve varlığın sonsuz imkanlarını ve güzelliklerini deneyimledikleri bir yolda oluyorlar görünüşe göre.

İşin teorisi, mantığı önemli tabi ki ama bazen sadece mantık güderek pozitifliğe yaklaşmak, onunla etkileşmek pek mümkün olmuyor. Bazen gayet pragmatik bir şekilde pozitiflikle aramızdaki tüm teorik ve prosedürel ayrıntıları bir kenara koyup onu doğrudan deneyimlemek gerekiyor ve bu yapıldığında, pozitivite yeterince saf, yeterince derin bir şekilde deneyimlendiğinde, acizliğin ve korkunun egemenliği bitiyor.

Pozitifliği en dolaysız şekilde deneyimleme çabalarımda, daha önce de değindiğim gibi "sebepsiz" görünen bir şekilde, pozitiflik namına bildiğim, erişebildiğim en saf, en güçlü duyguya, deneyime, titreşime, gerçekliğe erişme, onu yaratma (veya yeniden yaratma?) çabam oldu ve sınırlı da olsa olumlu, yapıcı sonuçlar aldım. Pozitiflik için pozitiflik. Tüm varoluşla özdeşlik sezgisi veya farkındalığı. Bu herşeyi çözüyor bir bakıma. Öyle iç kemiren büyük bir soru işareti falan kalmıyor. Adaletle ilgili bir endişe kalmıyor. Bu çabayı, bu çalışmayı elimden geldiğince sık bir şekilde sürdürmem gerektiğini algılıyorum. Ama güçlü negatif frekansların egemen olduğu bir hayatla etkileşime girdikçe, o pozitifliğin, ona erişim niyetinin ve çabasının anlamını yitirdiği durumlara düşmek çok kolay.

Bu deneyimi (pozitiflikle etkileşmeyi ve onu olmayı) kolaylaştıracak, daha anlamlı, daha sistematik, daha güçlü hale getirecek şeyleri de sorgulamaya, gözlemlemeye çalıştım. Bu konuda şu an için vardığım en iyi sonuç: İyilik reaktörü olma düşüncesi, ideali... Veya "iyilik merkezi". Bu durumda iyiliğin merkezi olmayı, tüm varlığınızı buna adamayı tahayyül ediyorsunuz. Şimdi ve burada. Siz artık bir birey bile sayılmazsınız. Bir merkezsiniz daha çok. Varlık merkezi. İyilik merkezi. İyiliğe güçlü bir şekilde niyet edildikçe var'lığın ne olduğu ve etkileri giderek daha somut bir şekilde hissedilmeye, deneyimlenmeye başlıyor gibi geliyor bana.


bozadi

#296
Bu son bahsettiğim iyilik (iyiye niyet) merkezi olma fikrindeki bireyselliğin veya bireysel deneyimin bitişi veya duruşu denebilecek şey son derece farazi, son derece varsayımsal birşey. Bireyselliğinizin bittiği falan yok. Ama "fazla" bireyselleşme veya egosal bireyselliğin labirentlerinde kaybolma ve olumsuzluk deneyimlerinin giderek artması halini dengelemeye yönelik birşey bu. Yoksa gerçekten bireyselliği sona erdirme, kalıcı bir şekilde ortadan kaldırma amaçlı birşey değil. Bu pek anlamlı veya mümkün olmazdı. Ama evet, bu deneyden, bu deneyimden faydalanma sırasında bireyselliğin varsayımsal veya yarı-gerçek bir şekilde de olsa epeyce ortadan kaldırıldığı, bireyselliğin giderek mutlağa doğru ilerleyecek şekilde "hizmete" adandığı bir durum, bir niyet var. Sanıyorum ki Tanrı dediğimiz merkeziyet bu işin %100 mutlaklaştığı durum, yer, aşama. Orada artık bireysellikten söz etmek mümkün değil. İki ayrı şeyden bahsetmek mümkün değil çünkü. Mutlak bir birlik. Saf varlık bizim iyilik olarak algıladığımız herşeyin kökeni oluyor. Kötülüğün imkanı da doğrudan veya dolaylı şekilde (aynı, tek) varlıktan türüyor doğal olarak. Ama saf varlığın bizim bu şartlarda anladığımımız şekliyle kötülüğe niyet etmesi gibi birşey pek anlamlı ve mümkün değil. Aslında spesifik olarak bizim kendi seviyemizde anladığımız şekliyle "iyiliğe" niyet etmesi de pek mümkün değil belki ama belirttiğim gibi varlığın saf özü, bizim iyilik dediğimiz şeyin de özü, ama aynı şey kötülük için söylenemez gibi geliyor bana. İyiliğin doğrudan, kötülüğün dolaylı özü denebilir belki. Bireyselliğe sahip olup iyilik ve kötülük yollarını seçebilen küçük (tezahür etmiş, şekil almış) tanrılar da sonuçta merkezi/öz Tanrının bir parçası ve kendisi oldukları için, Tanrının hem iyi hem de gayet kötü olabildiği, davranabildiği söylenebilir bu anlamda. Ama kendi bireysel bakış açımdan, %100 saf varlık özünü (Tanrıyı) iyilikle doğrudan ilişkilendirebildiğim halde kötülükle ilişkilendiremiyorum.

Şımaran veya yozlaşan çocuk (veya öğrenci) tanrıların mutlak Tanrı ile olan özdeşlik/birlik bağları nedeniyle kendi kendilerini kötü bazı durumlara sürükleyip acı çekmeleri (doğru yola dönmeye yönelik otomatik veya yarı-otomatik uyarılar olarak) Tanrı'nın kötülüğü diye yorumlanabilir mi? Pek sayılmaz bence ama evet, çocuğun/öğrencinin bakış açısından öyle olabilir. Yine de bu konuya yeterince vakıf olmadığımı seziyorum.

bozadi

#297
%100 saf/mutlak varlık özünde iki ayrı şeyden bahsetmenin mümkün olmadığı düzeyde bir "teklik" olduğuna değinmişken, aslında burada da varlık-yokluk düalitesinin olduğunu kaynaklar bize hatırlatıyor. K'lar "mutlak yokluk mutlak varlığı dengeliyor" diyordu örneğin. Evet, yine bir düalite, yine bir ikilik, gibi görünüyor ama hem bundan öte bir düalite yok, hem de "yokluk"un ne demek olduğunu hatırlamak gerek! Olmayan birşey bir denklemin yarısını (Tanrının/Varlığın zıddını) oluşturuyor. Ne kadar ilginç.

bozadi

#298
Varlığınızı iyiliğe, iyilik iradesine, bilincine, niyetine adamanın şifalandırıcı bir etkisi olduğunu hissediyorum. Ve bunu yapmak dünyanın en kolay ve aynı zamanda en zor şeyi. Nekkkadar ilginç.

bozadi

#299
Daha önce de değindiğim gibi, ben iyilik yapmak, kendini iyiliğe adamak derken zoraki denebilecek bir şekilde gidip birilerine iyilik yapmaya çalışmayı kastetmiyorum. Öyle birşey yapılmamalı da değil tabi ki, yapılmalı, yapılmıştır, yapılacaktır illa ki ama benim burada öncelikli olarak kastettiğim şey tamamen zihinde, tamamen düşüncede, tamamen bilinçte yapılan birşey, bir karar, bir irade geliştirme çabası. Yani benim kastettiğim bir çeşit tohum aşaması. Dış dünyada şu veya bu bilinç/irade düzeyinde iyiliklerimiz de kötülüklerimiz de olacaktır ama ben temellerinden itibaren tamamen bireysel, tamamen şahsen gözlemleyip her aşamasına bilinçli olarak katıldığınız bir eylemden, bir süreçten bahsediyorum. En sağlam, en organize, en güçlü iyiliğin, varlığın gelişiminin tohum aşaması denebilecek birşey. On yıllar sürmek zorunda değil kesinlikle. Olasılığı çok yüksek olmasa da saniyeler içinde bile gerçekleşmesi imkansız değil. Bu biraz da bireyin, bireylerin durumuna, etkileşimlerine bağlı.

Bizim halihazırdaki yaşamımızda iyilik ve kötülük zaten var elbette çeşitli biçimlerde ama genellikle epeyce kirlilik, belirsizlik, sapmalar ve dolayısıyla zayıflıklar içeren nitelikleri var. O nedenle işin temeline inmeye çalışıyor ve öneriyorum.