Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 7 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#825
"Bence gizem özgür irade ile ilgili olabilir, bu yüzden tüm yaratılışta bu kadar önemli bir şey olabilir. Bir şey yaratabilir, ona hayat verebilirsiniz, ama sonra geri çekilmeli ve ne yaptığını izlemelisiniz. Yaptığı şey, özgür iradeye bağlı ve bu 'nereden geliyor'? Özgür irade, tüm yaratım için sonsuz çeşitlilik sağlayan ve harekete geçiren bir 'güç' olacaktır. Bu gerçek bir gizem ve belki de sonsuzun uygulamasını ve işlevini anlayabildiğimiz kadar yakın."
----------------------------------------------------------

Kasyopya ana forumda bu son celse için ne yorumlar yapılmış göz attım,( Bozadinin o doyurucu tercümelerinin tadını vermese de site çevirmesi ile bu bölüm nisbeten tatminkar olmuş) gerçekten zengin bir yorumlama doluluğu ile karşılaştım aralarında ham diyebileceğimiz bilinçler de olsa doyurucu ve enteresan fikirler ileri sürenler de vardı, ilk defa burayı fark ettim iyi oldu,yukarıda alıntıladığım "Joe" nickli veya isimli bir katılımcının yorumu ilginç geldi ,

Yaradılışın sergilenmesi ve bizim lineer ölçüde devam etmesi mantığında "özgür irade" birincil önceliği alır,zira ruhların bir kısmının fizikselliği deneme isteği  madde yaratımı ve üzerindeki oyunu sergilemiştir madde oluşmuş var oluş adeta serpilmiş bu sergilenen ortamın içinde aşırı fizikselliğini denemek isteyen ruhlar çeşitli yaratımlara girerek şu anda sıralanan fiziğin 1,2,3, ve hatta 4 . yoğunluk oluşmasını sağlamışlar biz şu anda 3 te olduğumuzdan ve o uzun uzun anlatılan çeşitli maceralar sonunda kısa döngüdeki mentalitemizle neyin ne olduğunu kavramaya çalışıyoruz,kısa döngüye lucifer düşüşü ile inenlerde bazı mekanizmalar devreye girmiştir bunlardan en önemlisi hayat bulan her insan evvelki oluşumlarına kapalı bir haldedir yani evvelki geçirdiklerini  hatırlayamaz, perdelidir zira şuur altı uyku halleri dışında o ruhun bütün macerasını ihtiva etse de bireye açık değildir ,

Bu durumun böyle olması var oluş fenomenindeki başka oluşlara kapı açar ,işte bu hadisede özgür irade bu faaliyetlerin baş motivasyoncusudur kişi kendini bulana yani olayda her oluşun yaratıcısının sadece kendinde olduğu bilgisine ulaşana kadar bir çok kaderi programı enkarnasyonun da devreye girmesi ile oyununa devam eder ve olaya yaptığı özgür irade seçim ve uygulamaları ile  sonsuz çeşitlilik sağlar, ve bu, hak ediş ile daha doğrusu 1,2,3 yoğunluk derslerini iyice öğrenene kadar diğer yoğunluk kademelerine tırmanamaz ,yükselmenin sonu 7. yoğunluk idrakindedir..

"Özgür irade, tüm yaratım için sonsuz çeşitlilik sağlayan ve harekete geçiren bir 'güç' olacaktır."

Sonuçta bu cümleyi söyleyebilen bilinci  burada takdir ediyorum..



Tgur

#826
GERÇEĞİN DEĞİŞKENLİĞİ

Kanal bilgileri üzerinde bilgi alıp objektif bir bilgi kümesine yaslanabilmek için daha doğrusu objektif bir inanç sistemine geçebilmek için bilinçsel süzmemizin olması, bilinçsel süzme için ise var sayım nedir ne değildir üzerinde bir fikir sahibi olmak gerekir,

Varsayımlar genelde arzulu düşünce ve beklenti ihtiva eden fikir kümeleridir aramak için hazırladığımız soruda kendi gerçekliğimize doğru daha doğrusu 3 B nitelikte bir bilgi isteme özelliği varsa bu varsayımlıdır,

Mesela "kıyamet ne zaman kopacak" veya "dalga  dediğinizle ne zaman buluşacağız"şeklinde bir soru gerçeğe etkisi olan bir çok faktörün olduğunu bilmeyen bir bilincin sorusudur,

Genellikle bana başvurup spiritüel bilgilere doğru alaka gösterenlere şu yolları öneririm,çoğunlukla bu konuda kendini arayışa yöneltmişler çeşitli kanal bilgileriyle ilgilenmişler daha doyurucu bilgilere ulaşmak ister durumdadırlar,

*Evvela siteye kayıt olunuz
*Bilgileri , yazılanları üstün körü inceleyiniz
*Gerçekten istiyorsanız ,kitaplıkta mevcut olan şu kitaplara sırayla başlayın ama sırayı kaçırmayın ,

RUHLARIN YOLCULUĞU-PLEİADES BİLGİLERİ -RA BİLGİLERİ-KASYOPYA BİLGİLERİ

 K.lara kadar geldiklerinde bazen bir tükenmişlik hissederler zira lisan biraz serttir ve kişiyi araştırmaya sevk eder ,RA da da biraz öyledir, ve ayrıca aşağıda da belirtildiği gibi ön yargıların bu yoğunlukta yaşayanlar için bol olduğudur ,bunun sebebi kanımca hepimizin KH karakter bazında oluşumuzdur,zira uğraştığımızda yani herhangi bir yeni aşama bilgisi geldiğinde değerlendireceğimiz sorular başlangıçta da belirttiğim gibi  açıkça olmasa da zihnimizde "bu bilgi bana ne kazandırır ne kaybettirir"cevabı üzerinedir bu nedenle anlamak istediğimiz konularda bu etken vardır ve dolayısiyle varsayım ihtiva ederler, bunun için K.lar özellikle soru soranları varsayım ihtiva etmeyen soru sormaya doğru eğitirler ve düzelme olmazsa cevap vermezler,
-------------------------------------------------------
S: (L) Tamam, SV ve ben tüm geçmiş ceslelerimiz üzerinde bir araştırma yaptık ve diğer insanlar celselere düzenli olarak gelmeye başladıktan sonra bu kaynaktan alınan "size bağlı, açık, belki, yakın" ve buna benzer yanıtların sayısının arttığını, hatta ikiye katlandığını gördük. Daha önceden verilen türde bilgilerin seviyesinde ve türünde büyük bir azalma gerçekleştiğini gördük. Bunun nedeniyle ilgili birşey söyleyebilir misiniz?
C: Buna verebileceğimiz en iyi yanıt şu: herhangi bir olağan kanallamama celsesine katılan bireylerin sayısı arttıkça, elbette zihinsel enerjiler ve düşünce dalgaları da daha fazla çatışan yapıda oluyor ve tabii ki gözlemciler için gereksiz olan çatışmalardan sakınmak için yanıtların da dikkatli bir şekilde verilmesi gerekiyor. Dolayısıyla bazı doğru yanıtların yanıtı alanlar için ağır sıkıntıya neden olabileceği hissedildiğinde veya bilindiğinde, bazı soruların yanıtsız bırakılması daha iyidir. Bu nedenle, bazen soruların ya geçilmesi gerekir ya da her bir bireyin ilgili sorulara kendilerine en uygun gördükleri yanıtları vermesi gerekir.
S: (L) Yani buna göre bilgi almaya en elverişli durumu oluşturmak için mevcut bireylerin sayısını azlatmak ve böylece çatışan düşünce kalıbı miktarını sınırlandırmak gerekiyor.
C: Olası bakış açılarından biri.
S: (L) Bilgi almak mutlak bir açıklık durumu mu gerektiriyor?
C: Hayır, gerektirmiyor ama kesintisiz bir akışla mutlak bilgi almak için öyle bir durum gerekir. Fakat bu tür durumlar üçüncü yoğunlukta çok nadirdir.
S: (L) Bana öyle göründü ki, bilgi aldığımız yaklaşık ilk altı ayda bilgiler ve yanıtlar çok daha açıktı. Öyle görünüyor ki, soru sorduğumda soruyorum çünkü cevabın şekli ile ilgili bir beklenti içinde olmaksızın verilecek yanıtı gerçekten duymak istiyorum. Bu hayatımda yaptığım çok sayıdaki çalışmalardan şunu anlıyorum ki, yanıtları anlayabilecek durumda değildim ve susup dinlemeye hazırdım. Diğer insanlar soru sorduğunda, görünüşe göre çoğu zaman sadece kendi zihinlerinde zaten oluşturmuş oldukları yanıtları doğrulamak için soruyorlar.
C: Bu senin bakış açınla doğru bir algı, fakat tanımladığın bu önyargı, çeşitli soru ve yanıt fırsatlarında üçüncü yoğunluktaki tüm herkesin o ya da bu seviyede suçlanabileceği birşey. Eğer yanıtları daha derinlemesine incelersen, daha az insanın mevcut olduğu celselerde bile bilgi dağıtımına yönelik açıkık veya istekliliğin derecelerinin değişkenlik gösterdiğini görürsün.
S: (L) Doğru. Önyargıların miktarını sürekli azaltmaya, bilgiyi duymaya istekliliği arttırmaya ve yanıtın ne olacağı ile ilgili önyargılı kavramları bırakmaya çalışacağım. İlk aşamalarda elbette gelen yanıt türlerini ve ölçütleri test ediyor ve inceliyordum ve sanırım ilginç bir şekilde, uyguladığım az ya da çok katı test etme
sürecine rağmen, daha çok kişinin olduğu sonraki celselerle karşılaştırıldığında ilk celselerde daha iyi ve daha tam yanıtlar verildi.
C: Mümkün.
S: (L) Bunun sebebi ne olabilir?
C: Bunu önceki yanıtta tanımladık. Katılımcıların sayısı arttıkça, açıktır ki önyargı fırsatları da artmaktadır.
-----------------------------------------------------------------
S: (L) Diyorsunuz ki; çekim heryerdedir ve statik bir dengededir, ondan yararlanma durağan olmayan çekim dalgalarına sebep olur. Ve yine diyorsunuz ki; çekim Tanrı' dır ve Tanrı tüm yaratımdır ve bizler tüm yaratımın birer parçasıyız, böylece bizler Tanrı'yız ve aynı zaman da çekimiz. Şimdi anlamaya çalıştığım şey şu : çekimi bu kusursuz statik durumdan değişken duruma dönüştüren şey, olay, gösterge veya ondan yararlanma biçimi nedir ? Eğer çekimin her zaman kusursuz bir denge durumunda olduğunu söylüyorsanız bu bana anlamsız geliyor.
C: Dengesizlik hali statik olmamak anlamına gelmiyor. Değişken dalgalar kendi değişkenlikleri içerisinde statik olabilirler.
S: (L) Bunların hiç birisi mantıklı gelmiyor. Anlamaya başladığımı düşünmüştüm ve belli ki hiç bir şey kapmamışım. Farklı bir yönden yaklaşmaya çalışalım. Evrenin eşit miktarda madde ve anti-maddeden
oluştuğunu söylediniz. İlk 3 yoğunluk, maddesel yoğunluklar mı ?
C: Ve antimaddesel.
S: (L) Tüm yoğunluklarda eşit miktarlarda madde ve anti-madde mi var ?
C: Evet. Hatırla, yoğunluk yalnızca birinin bilinçsel farkındalığına tekabül ediyor. Biri farkındalığa ulaştığında herşey [planşet üzerinde çok sayıda spiral çiziliyor] bu farkındalığa uyumlanıyor.
S: (L) Herkesi farkındalığa ulaştıracak gelmekte olan dalga hakkında ne söyleyebiliriz ?
C: Henüz değil... Birincisi : peygamberleriniz 4. Yoğunluk gerçekliklerini iletmek için her zaman 3. Yoğunluk sembollerini kullandılar. Sen 4 – 7 arası yoğunlukların prensiplerini çıklayabilmek için 3. Yoğunluk yanıtları almaya çalışıyorsun. Hüsrana uğraman bu yüzden, çünkü "bağdaşmıyor"
--------------------------------------------------

Değişken dalgalar anlamını analitik olarak incelemeye başlamışız gibi geliyor bana zira bunu tam anlamazsak çeşitli kanallardan gelenlerin objektif uyarlamasını kolay kolay yapamayız ,bu yönden bazı özel konular hakkındaki evvelki yorumlarımdan taşımalar da yapmak durumdayım ,

" Dengesizlik hali statik olmamak anlamına gelmiyor. Değişken dalgalar kendi değişkenlikleri içerisinde statik olabilirler."

Kafa karıştıran bu cevap üzerinde durursak bir şeyler çıkarabiliriz,

Statik hal esasta bizim donelerimize göre bir cismin ivmesiz ve dengede olduğu haldir ,cisim ya durağandır hiçbir hareket göstermez veya dönü halindedir ama yine durağan bir halde yörünge çizmeden dönüyordur , bizim statik kavramımız bunu tanımlar,

Verilen cevapta ise dengenin devreden çıktığı anlaşılmaktadır ve statik kavramımızın dışında bir hal düşünülmelidir, değişken dalga kendine özgü bir yörünge çiziyor bizim kabul ettiğimiz haldeki denge özelliği dediğimiz husus ortadan kalkıyor ,bu durumda dalganın seyrini, yörünge dediğimiz, madde özelliğinde somutlaşan geometrik şekillerin dışında bir şey düşünmeliyiz, zira oluşan hal, kendi içinde bir statik yaratıyor,yani bizim bu varsayımlarla çabaladığımız bir sonuç değil..

Kaosun da bir düzeni olabilir demiştim bir zamanlar ,fraktallar gibi,

Ayrıca pi ve phi özelliğindeki sonralardan fark edip anlatmaya çalıştığım değişkenliklerin kendi içerisinde bir stabilite yarattığını belirtmiştim acaba bu bahsedilen o şablonlara uyar mı.

Evvelce okuyanların dışında ilk defa okuyanlara bu pi ve  phi konusundaki görüşlerime bir bakmalarını tavsiye ederim,

https://baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=389

Zira bu iki sayısal öğenin kendi içerisinde statik denilecek sabit sanılan değişken katsayı(pi sayısının virgülden sonraki rakamlarının sonsuza uzanan hali) veya özel sayılar zinciri gibi (fibonacci sayıları) oluş döngüleri vardır.

Diğer taraftan ,4 yoğunluğun değişken fizikselliği üzerine de konuyu oturtmaya çalışabiliriz,

3 b deki algımıza göre dengede olan geometrik veya hacimsel statik bir hal gösteren olgular 4 B de alıştığımız denge halinden çıkıp başka değişken hale bürünebilirler,

Buna nasıl bir misal verebiliriz,

Bu aralar kurgu bilim filimlerinde gördüğümüz veya bildiğimiz gibi, telefon kulubesi içine girip kubbeli bir sarayın içinde dolaşmak,

Ufak bir uzay gemisine binince, yüzlerce kişinin yaşadığı bir gemide olduğunu anlamak,

Tabii ki bu söylediklerimizle anlaşılmak istenen her şeyi çözdük diyemeyiz,açtığımız bu düşünce kapılarından kollektif bilinçten yansıyanları alıp başka misaller bulabiliriz..




Tgur

#827
GERÇEKLİĞİN AKIŞKANLIĞI

Kıyamet tellallığı yapmak istemiyoruz ama yakın zamanlardaki insan keşiflerinin aldığımız bilgiler ölçüsünde olasılık faktörleri üzerinde durmak da farkındalığın bir yoludur,

Aşağıdaki alıntı ile yakında keşfedilen karadelik bilgisi üzerine biraz düşünelim hele hele ülkemizdeki yakın zamanda olanlar daha doğrusu ayan beyan ortada olan bir demokratik  oluşumun yok edilmesi için yapılanları göz önüne lütfen getiriniz ,ayrıca dünyadaki korkunç illumunati hareketlerinin büyük bir ustalıkla ufak bir negatif nüfusun (KH) nin dünyanı tümünü ekonomik olarak ele geçirme faaliyetlerini düşünün ve karşı bir uygulama olmayan insan ataletini fark edin ,ne demek istediğimi anlarsınız..

"bizim perspektif noktamızda bile tüm gerçeklik gene de akışkandır"

------------------------------------------

S: (L) Jüpiter ile Mars arasındaki yok olan, şimdi bizim asteroit kuşağı olarak bildiğimiz gezegenin psişik enerji ile yok olduğunu söylemiştiniz. Bunu açıklayabilir misiniz?
C: O gezegende yaşayanlar, ki pek çoğu sizin ruhsal atalarınızdır, bir kendine hizmet ortamı geliştirmeye karar verdiler ve bu o kadar güçlü bir negatif enerji yüklemesi meydana getirdi ki gezegenlerinin yok olmasına neden oldular çünkü enerjideki seviyeler o kadar yükseldi ki kendi üzerlerine çöktü ve gezegenin atomik yapısının prçalanmasına ve fiziksel olarak patlamasına neden oldu.
S: (L) Bu teknolojik olarak mı yapıldı yoksa tamamen zihin gücüyle mi?
C: İkisi bir ve aynı.
S: (L) Bomba atma gibi birşey yaptılar mı?
C: Hayır, hayır. Psişik enerjiyle yapıldı.Geçici bir gerçeklik akışında aynı şeyin sizin gezegeninizde de meydana gelme tehlikesi söz konusu.Ancak biz bunun olmayacağından eminiz çünkü biz tüm gerçekliği görüyoruz geçmiş, şimdi ve gelecek. Ancak şunu da anlamanız gerekiyor ki, bizim perspektif noktamızda bile tüm gerçeklik gene de akışkandır. Hala pek çok gerçeklik seçenekleri, olası gelecekler, olası geçmişler ve olası şimdiler var. Fakat biz yeterince emin bir şekilde sizin gezegeninizin Kantek gezegeni ile aynı kaderi yaşamayacağını hissediyoruz.
-----------------------------------------------------------


Tgur

#828
DÜZELTME

Sanırım bu bakışımla karanlık bir hava yaratan düşüncedeydim ,zira insanlığa ışığın aralanan bulutların arasından sızabildiği anlar da yaşayabiliyoruz onun belirtisi her halde K.ları şu ümit veren neticeye bağlatıyor,

"Fakat biz yeterince emin bir şekilde sizin gezegeninizin Kantek gezegeni ile aynı kaderi yaşamayacağını hissediyoruz."

Ülkemizdeki son demokratik olaylar ve insanı bazen bezginliğe uğratacak gergin ve acımasız davranışların yavaş yavaş durulduğunu görüyoruz bu da bahsi geçen umudun yitirilmediğini gösteriyor,

Bu gerginlik o kadar had safhada oldu ki ben bile rüyalarımda seçim ve yapılan haksızlıklarla boğuştum uykularım kaçtı ,ben bile derken kendimi lüzumsuz parlatmaktan çok yaşadığım uzunca hayatta gördüklerimle olayların, olağan ve değişken denge hudutlarında defalarca olan mucizevi olgularla belirdiğini/değiştiğini izledik demek istedim,ve nihayet aşırı karamsar ve ağır baskılı geçen bir dönemin bahar çiçeklerine kavuşma işinin  numeroloji üstatlarının işaret ettiği bir özellikte gerçekleştiğini de görerek ,

17 yıl sonra Nisanın 17 sinde saat 17:17 de ve 17+17=34 (İstanbul) gerçeği ile..


bozadi

#829
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur

 17 yıl sonra Nisanın 17 sinde saat 17:17 de ve 17+17=34 (İstanbul) gerçeği ile..
[:)]

gerçek tosun paşa

#830
Tgur abi çok yerinde paylaşımlar yapmışsın yine emeğine sağlık. Numerolojik  bilgi çok enteresan geldi ama artık neye şaşırıyoruz ki? :)

Tgur

#831
Sağ olun Bozadi ve GTP kardeşlerim,

Esasta dilimin ucunda bir şey daha var söylemekte zorlanıyorum ,şu Notre Dame yangını ,anlatacaklarımızı yangınlara yıkıntalara bağlamak veya bu tür ibret programlarını açığa çıkarmak KH davranışı ile bizi hizalamak gibi geliyor ama dilimizi de tutamıyoruz,

Olayı insan sorgulama kilitlerini açacak hadiselere dayandırmak istiyorum malüm bu katredal, monoteizmin en azgın uygulamalarının yani engizisyon veya dinler savaşlarını takip eden veya bilemiyorum içinde olduğu zamanlarda papalık tarafından yaptırıldı vahşetin doruğundaki dinsel fanatizmi simgeleyen bir hali vardı, protestan uygulaması bu katolik bağnazlığını biraz aklı selime doğru döndürdüyse de sonuçta onlar hala monoteizm tutsağındalar, aynen birbirini yemeye çalışan islam bağnazları gibi  ülkemizdeki bu konudaki saçmalıkları da seçim zamanında bolca gördük "ver oyu bana cennet sana",

İşte bu nedenle bu yangın ve yıkıntı bizdeki demokrasi uyanışları ile eşdeğer gibi ,olağanüstü olaylara bakan insanların yavaş yavaş şoklarla şu sorgu işine mecburen daldıracak bir hale gelmelerini umuyorum ,acı da olsa..


Tgur

#832
KH NIN BASINÇ ALTINDA OLUŞU

İdare edenler de olsa ortamda basınç hisseden KH mensupları davranışı dolu zamanlar geçiriyoruz,birlik bilinciyle ülkeyi çok kolay kavrayıp toparlayıp o istedikleri madde ve manada en yüksek makamlara ulaşabilme fırsatını kaçıran kişiler görüyoruz ,daha doğrusu hırsların gözleri karartıp kör ettiği anlar, bir ufak parıldamayla ülkeyi kollektife yöneltecek davranışların birden kesildiğini ve minimala doğru uğratan davranışların tekrar su yüzeyine çıktığını,

Bu neden oluyor diye sorguladığımızda K.ların bazı sözleri gözümüze çarpıyor,
--------------------------------------------------------
S:(B) KH olanlar bu yarışı BH olanların kazanacağını kabul ediyorlar mı?
C: Hayır, kesinlikle! KH "kaybetmeyi" algılayamaz, yalnızca içgüdüsel olarak üzerlerinde artan bir basınç hissederler. Artan karmaşanın nedeni bu.
S:(B) Kaybettiklerinde onlara ne oluyor? Manyetik bir yıkım mı yaşıyorlar yoksa başa dönüp tüm evrim sürecini yeniden ve karşı kutupta mı deneyimliyorlar?
C: İkincisi.
S:(B) Demek bir dönüm noktası geliyor?
------------------------------------------------------------

Diğer yandan genelde KH oluşumuzdan ötürü bu tip maniplasyona provakasyona uğrayan bir nüfus birikimini de yarattığını görüyoruz ve bu birikmenin cehalet denilen kavramda kristalleştiğini de fark ediyoruz,

Cehalet eyleme geçtiğinde oluşacak en korkunç ve ümit kıran olaylara da şahit oluyoruz.Goethenin dediği gibi ,zira bu kitleyi yöneten dediklerimiz akıl almaz insanlık dışı bu eylemleri doğal görmekte ve teşvik etmekteler,kaba kuvveti kullananların gladyotör kanlı olaylarını zevkle izlemesi gibi ,

Bu durumda geri çekilip olayları seyreden olarak ne yapılmalı şeklinde  veya pozitif eyleme nasıl geçilir düşüncelerine doğru geçiyoruz,

Cehaleti kaldırmak için elimizde fırsat var mı ,
Bu azgın davranış veya düşüncelere karşı nasıl davranmalı,

-Elimizdeki silahı kullanarak ,bu da oy olmakta, zira evvela cehaleti kaldırmak için çok köklü bir eğitim seferberliğine geçmek ancak iktidar elde ise olur,

-Yakın zamanda ise bu basınç altındaki KH davranışlarına karşı itidali kaybetmemek ,etki gösteren cahil davranışlarına karşı eğer bizi yok etmeye gelen bir şiddetle gelmiyorsa tepkiyi kaldırmak ,o fiziksel davranışı sevgiye doğru yöneltecek yumuşaklıkta olmak,

Çok şükür yakın zamandaki seçim bu oyla işi düzeltme imkanı verdi ve baharın çiçekleri kendini göstermeye başladı ,bundan sonra oluşacak o KH davranışı ne olursa olsun akamete uğrayacaktır bunu görebiliyoruz,

-------------------------------------------------------
C: Aynen öyle. Fakat daha önce de olduğu gibi "Müttefikler" garip arkadaşlardan oluşuyor ve ittifak devam etmeyecek. Bu durum büyük bir tehlike sinyali veriyor çünkü kozmik durumu yansıtıyor. "İktidarda"olanların pek çoğu aslında ne kadar çok kontrol altında olduklarını veya bunun nedenini görmüyorlar.
S: (L) Pekala, bariz soruyu soralım o zaman: Neden kontrol altındalar ve savaş kışkırtıcılığı yapmaya yöneltiliyorlar?
C: Kozmik adalet geliyor.
S: (L) Hm...
C: Yaptıklarının neticelerine maruz kalmaya yaklaştıklarını hissediyorlar.

S: (L) Pekala, nerede kalmıştık?
(Chu) Yaptıklarının sonuçlarına maruz kalacaklar...
C: Değişimler yaklaşırken basıncı hissediyorlar ama bu basıncın ne olduğunu anlamıyorlar. Hissettikleri tek şey doymak bilmez bir açlık ve hiçbirşeysiz kalacakları korkusu. Ele geçirip yok etme güdülerinin sebebi bu.
S: (Pierre) Yani bir tür geri besleme döngüsü var. O liderler gezegensel değişimlerin giderek arttığını hissediyorlar ve bu yüzden giderek daha da yıkıcı oluyorlar. Bu da kozmik reaksiyonu hızlandırıyor.(Perceval) Hissettikleri korkuyu insanlara projekte edip baskılarını artırıyorlar. Sonra insanlar tepki gösteriyor ve bu da onların korkularını ve baskılarını artırıyor.
(L) Şu anda tek söyleyebileceğim durumun gerçekten ama gerçekten çirkin, ümitsiz ve tehlikeli gözüktüğüdür. Ve tüm bunlar bu kahrolası gezegen iklim, depremler, yanardağlar bakımından çıldırırken oluyor.


Tgur

#833
YARATMANIN MEKANİĞİ

Yaratma işindeki gerçekliklere inanç tamamlanınca bence kişilerin Pleiades bilgilerini tekrar okuması değerlendirmesi gerekir, orada bu mekanikte en özgün olanın DNA olduğu özellikle belirtiliyor ,DNA denince bu sefer hücrenin yapısına dalıp eski unutulmuş bilgilerin tekrar hatırlanması ve pek genetik uzmanı olmadan da kavrayabilecek bir bilinç yapısına gelinebileceğinden bahsediyorum ,oradan bu temel yapının üzerinde oynamaların veya yeni yeni türler yaratmanın ve protein yapısının antenleri vasıtası ile iletişim veya uzaktan kumanda da diyebileceğimiz yapıda başka yoğunluklardan müdahele edilebilecek bir yaratma mekaniğini anlamaya başlıyoruz,

Bunun yanında bir deney labaratuarı olarak kullanılan gezegenin veya yerin şartlarına uymayan durumlar çıkarsa başka gezegenlerde istenilen varlığı kotarıp bu gezegene getirip denemelere katkı da sağlanıyor aşağıdaki alıntıda bundan bahsediliyor,
---------------------------------------------------------------
(L) Hayır, yoktan çıkmıyor ortaya. Sanırım söyledikleri şey, proteinler ve diğer yapıtaşları gibi küçük şeylerle ilgiliydi. Ama bunlar nasıl bir araya geliyor? Tam olarak bir "köpek" düşüncesi gibi de değildi; öncelikle temel yaşam formları var ve DNA yoluyla mühendislik yapılmasından bahsediyorlardı daha çok. Eğer 3Y'ye aktarılan bir "düşünce" varsa, bunun DNA'nın içinde olması gerekir. Kitaba bakarsan, bunun cıvık mantarlar gibi çok basit yapılarla başladığını görüyorsun. Siyanobakteriler. Sonra farklı organizma türleri birleşerek borular oluşturuyor. Sonra saplar oluşturuyorlar. Ve sonra fotosentez yapmayı öğreniyorlar. Sonra yapraklar yapıyorlar. Sonra, sürecin bir noktasında eşeyli üreme gerçekleşiyor. Başka şeyler tohumlamanın yolu açılmış oluyor. Sonra yapabileceğin şey bir kod üretip onu ekmek; yoğunluk perdesinden virüsler veya sadece düşünceler göndererek veya kaçırılmalar gibi birşey. Bir yumurta içinde ekiyorsun ve doğuyor. Durup dururken ortaya çıkan birşey değil. Çok somut bir şekilde meydana geliyor...

C: Bu fikirle bağlantılı olarak, bazı "parçaların" başka yaşam formlarında veya başka gerçekliklerde tasarım ve hatta gebelik sürecinden sonra bu gerçekliğe gönderilmesi çalışmaları da var.

-----------------------------------------------------------------

Ortamı sarmış olan bir çok çeşitlilikteki kurgu filimlerine Hellboy v.s. gibi çizgi romanlara falan dalınca o anlatılanlar veya uydurulanların  pek gerçeklikten uzak olmadıklarını da anlayabiliyoruz..

Sanırım bunları uyduranların zihinlerine de başka dünyalarda kotarılıp aktarılan bilinç paketleri var..



Tgur

#834
DUYGULAR CİNSİYET VE KH BAĞI
(İlaveler ve düzeltmeler olduğundan tekrar edildi)

Tekliği yaşayan ruhun cinsiyete doğru yönelip bir çok mitlerde de bahsedilen çeşitli şekillerde cinsiyeti yaratması işi insanın indirgenip dünya KH yaşantısına takılması şeklinde oluşmuştur,gezgin ruhlar gibi bizlerin de şu anda içinde bulunduğumuz ve mevcut donelerle anlamaya çalıştığımız dünya yaşantısındaki bu mecburiyet bizleri o kadar bağlamıştır ki bunun dışındaki olanlara karşı adeta gözlerimizi açamaz olmuştur,(ruhun duasında "gözlerimi temizle ki görebileyim")

Bu hal bir çoğumuzu dünyanın pastoral güzelliği ve cinsi hazzın orgazm halindeki mükemmelliği gibi fenomenlerle sevgi denileni de bu özellikler içinde arayıp ona dayandıran kuvvetli bir arzu halinde zihnimize nakşetmiştir ,kurtulamıyoruz,

Diğer yandan farkındalık uğraşılarımızda üst bilgi diye kabul ettiklerimiz bu düşünceden bizi sıyırmaya çalışan bir haldedir ve buna biz içten içe isyan eder durumdayız ,bu yaşadığımız güzellik diye hayatımızın hatta bedenimizin çeşitli ayrılmaz bağlarla bağlı olan bu gerçekleri  biz niçin dışlayacakmışız daha güzel diye bahsedilen ne olabilir ,

Meselenin özüne vakıf olmak için araştırdığımızda yani bu dünyaya bağların nelerden olduğunu anlamaya başladığımızda işte o açılan gözün görebildiklerini görmeye başlıyoruz,

Bu yoğunluğun bağlarını sağlayan en önemli fenomen duygulardır duygular ise fizyolojik bedenle ilgilidir yani hormonlar ,onlar içinde sex, mutluluk, cinsi haz ,diğer cins feromenlerinden etkilenme daha doğrusu cinsi cazibesine kapılma   seretonin ,dopamin oksitosin gibi hormonlar yoluyla olur ve görüldüğü gibi tamamen fiziki alem bağlarıdır,bu mutluluk duyguları yaşamımızın en cazip olan dünyanın pastoral güzelliklerine kilitlenmemizi sağlayan unsurlar olmuş ve evvelce de bol bahsettiğim gibi sanat edebiyat yaşam şekillerindeki sosyolojik guruplaşmalar ve hatta psikoloji gibi kavramlar üzerinde grift ve şu anda hatırlayamıyacağım diğer bağlar yaratarak yaşam dediğimizi tamamen vaz geçilmez bir hale sokmuştur ,ve sevgiyi de bu duygu karmaşasına sokup değerlendirmeye çalışmak bundandır,

KH unsurları dediğimiz dengenin negatif tarafını seçmiş ruhlar diğer ruhlara bu yaşam şeklini bu şekilde dizayn edip sergilemeye tabi tutmuşlar ve katiyen hiç bir ruhu zorlamadan onların seçim özelliklerine bir tercih sunmuşlardır ,kapılan ruh daha doğrusu seçim yapan ruh "lucifer düşüşü" yaşayacaktır,

Bizler bu seçimi yapmış ruhlarız,KH i yaşamaktayız,

Christ kültüründe dünyaya her gelen günahkardır ,rahip ve rahibeler cinsiyetsiz bir hayata zorlanmışlardır tavsiye veya dayatmaları hele hele günahı bütün diğer dinlerde de cehennem azabina bağlama işine reenkarnasyonu kapatmış kısıtlı bilgilerle kişilerin bu yoğunlukta devamlı kalacakları yani esasta karma borçları ödeme maksadı ile tekrarları şeklinde bilmemiz, bu dayatmaların ve insanları hüküm altına alma işini bozmuş açılan bilgi gözümüzle bazı şeyleri artık açılan bu gerçeklerle yorumlamamıza da yol açmaktadır bu notu da arada belirtmeden geçemeyeceğim,

Bütün bunların yanında K.ların son zamanlarda bahsettiğim kati ifadelerle cinsiyet ve sevgi üzerine söyledikleri esasta ruhun bu seçim şekillerinden bazı şeyler kazanabileceğine (ruh ve genetik evlenmesi)ve neticede her ortamın bir dersler ortamı olduğundan bahisle ruhun kazancı hanesine artı yazılacak bir durum olduğundan da bahsederler ama sevginin fiziksel arzu dışında sadece bilgi ile eşitlenen farklı bir kavram olduğundan bahsederler ruhun bu fiziksellik dışına çıktığında çok daha değişik ve dünya insanının tarif edemeyeceği bir zevk ve mutluluk halinde olacağını belirtirler bunu biz ölüp de geri gelenlerle yapılan raportajlardan anlıyoruz o durumdakiler bunu tattıklarında dünyaya eski bedenlere gelmelerini hiç istememişler ve büyük ızdırap duymuşlardır,

Bu da bize anlatmak istediğimi yani dünya yaşamının her şey olmadığını açıklar..

Aşağıda ilintili bir kaç alıntı var,(ilaveler ile )

----------------------------------------------------
S: (L) Orgazm anında ruhsal olarak ne oluyor?
C: Kimin için?
S: (L) Herhangi biri için. Genel anlamda. Cinsel zirveyi deneyimlediği sırada bir insana psişik olarak birşey oluyor mu?
C: Açık.
S: (L) Her birey için farklı mı?
C: Yakın.
S: (L) Erkekler ve kadınlar için farklı mı?
C: Genellikle.
S: (L) Bunu sormamın nedeni şu; psişik güçle algılama üzerinde bazı çalışmalar yapan Wayne Cook isimli bir adam, cinsel zirveden sonra insan bedeninin ölü bir bedenle psişik olarak aynı nitelikte algılandığını bulmuş. Bunun nedeni nedir? (T) Enerjinin boşalması.
C: Evet.
S: (L) Peki enerji nereye boşalıyor?
C: Etere.
S: (L) Enerji diğer partnere gidiyor mu?
C: Belki.
S: (L) Bu faaliyet sırasında Kertenkele veya diğer varlıkların etrafta dolaşarak bu enerjiyi almaları mümkün mü?
C: Evet.
S: (L) Genel anlamda bu çok sık oluyor mu?
C: Evet.
S: (L) Toplumumuzda seksin bu kadar teşvik edilmesinin ve bu derece yaygınlaştırılmasının sebeplerinden biri de bu mu?
C: Evet, evet, evet.
------------------------------------------

S:Farkındalık durumu mu?
C: Kesinlikle. Şimdi ölçüm sistemine göre gittiğimizde, ki anlamanız için basitçe oluşturulmuştur, birden yediye kadar tüm yoğunluk sistemlerinde anahtar kavram elbette farkındalık durumudur. Başından sonuna kadar. Yani yeterince yüksek bir farkındalık seviyesine eriştiğinizde fiziksel sınırlamalar gibi şeyler ortadan kalkar. Ve fiziksel sınırlamalar ortadan kalktıkça, sizin algıladığınız şekliyle büyük mesafeler de ortadan kalkar. Dolayısıyla sizin görememenizin ve anlayamamanızın, herhangi bir şeyin mümkünlüğü veya mümkün olmayışı üzerinde kesinlikle hiçbir etkisi yoktur. Kendi yoğunluk seviyeniz hariç. Ve sizin şu andaki yoğunluk seviyenizde neredeyse kimsenin anlayamadığı şey de bu işte. Eğer bunu anlayabilirseniz ve diğerlerine aktarabilirseniz, türünüzün gördüğü en büyük hizmeti yapmış olursunuz. Bunun üzerinde biraz düşünün. Bunun bilincinize akmasına izin verin. Analiz edin. Parçalara ayırın. Ona dikkatlice bakın ve tekrar bir araya getirin.
S: (L) Farkındalığımızı sınırlandıran şey nedir?
C: Çevreniz. Ve bu sizin seçtiğiniz çevre. Gelişim seviyenize bağlı olarak. Ve herşeyi sınırlandıran şey de bu.Daha yüksek yoğunluk seviyelerine yükseldikçe sınırlamalar ortadan kalkar.
S: (L) Bu sınırlandırıcı çevreyi yaratan şey nedir?
C: Öğrenme amacı için mevcut olan büyük illüzyon.
S: (L) Peki illüzyonu kim yarattı?
C: Aynı zamanda Yaratılmış olan Yaratıcı. Yani aynı zamanda siz, biz, herkes ve herşey. Daha önce de söylediğimiz gibi, biz siziz ve siz de bizsiniz. Ve herşey de öyle.
S: (L) Burada anahtar husus, herşeyin illüzyon olması mı?
C: Temel olarak, evet.
S: (L)Yani aslında...
C: Lütfen biraz sabırlı olun; size daha önce de söylediğimiz gibi evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.
S: (L)Yani aydınlanmanın yolunun sevgi değil bilgi olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Doğru.
----------------------------------------------------
S: (L) Tamam, Gezginler hakkında söyleyebileceğiniz herhangi birşey var mı? Onları tanımamıza yardımcı olabilecek bilgiler?
C: Spesifik sorular lütfen.
S: (L) Tamam, Gezginlerin dünyadaki bu sistem içinde kendilerini yabancı gibi hisseden bireyler olduğunu söylemek doğru bir tanım olur mu?
C: Evet ama bir ölçüde adapte olabilirler.
S: (L) Onların da bazen fiziksel bir...
C: Fizikselliğe tepkisellik.
S: (T) Fizikselliğe tepkisellik mi? Fizikselliği sevmiyorlar mı? Ama buradalar! (J) Burada olmaları fizikselliği sevmelerini gerektirmez! (L) Tamam, bu her zaman bir ipucu mu?
C: Evet.
S: (L) Onlar hakkında söyleyebileceğiniz... (J) Bir saniye başka bir sorum var. Fizikselliğe tepkisellik... Bu,fizikselliğin değişken olduğu üst yoğunluklardan farklı olarak 3'üncü yoğunluğun tamamen fiziksel ve sabit olmasından hoşlanmama anlamında mı?
C: 3'üncü yoğunluk "tamamen" fiziksel değil.
S: (L) Ruhsal şeyler de... (J) Anlıyorum, ama fiziksel beden sabit bir fiziksellik. (L) Sanırım anlatmak istedikleri şey farklı... (J) Onu anlamaya çalışıyorum. (L) Sanırım söyledikleri şey şu; referans noktası olarak fiziksel duyumlar değil de ruhsal veya zihinsel veya hissel duyumlar üzerinde odaklanma bakımından bir ayrım var...
C: Evet.
S: (L) Şu anda okuduğum kitaptaki adam da bundan bahsediyor. Beden hayvani. Hayvani insanların sadece hayvani deneyimlerin arayışı içinde olduğunu, bunları yücelttiklerini, fiziksel duygularını geliştirdiklerini söylüyor.
C: 3'üncü yoğunluğun yerlileri fiziksel olan şeylere odaklanma ve bir ölçüde fiziksellikten zevk alma eğiliminde.
S: (T) Şu anda yaptıkları şey de bu! (L) Evet. (T) Şu anda bunu büyük ölçekte gerçekleştiriyorlar. Ve bunu sürekli yoğunlaştırıyorlar. (J) Varmaya çalıştığım nokta şu; bir süre 3'üncü yoğunlukta kalmak durumunda olan Gezginler fizikselliğin değişkenliğini özlüyor mu? (L) Hatırla, Gezginler 6'ncı yoğunluk varlıkları.
C: Yokluğu.
S: (T) Fizikselliğin yokluğu mu?
C: Evet. Özledikleri şey.
S: (L) Fiziksizliği özlüyorlar. (J) Evet. (L) Fizikselliğin değişkenliğini özlüyorlar. ...
C: Fiziksizliği özlemekten de ziyade fizikselliğe adapte olma zorluğu deneyimliyorlar.
S: (J) Bu tıpkı kör olup görmeyi özlemek gibi... (T) Fiziksizliğin, sınırsızlığın özgürlüğünü yaşadıktan sonra bunu özlememek imkansızdır herhalde.
----------------------------------------------------------------
S: (L) Nasıl yani? İnsanların yerine koymak üzere bir ırk yaratmak mı, yoksa klon veya buna benzer şeylerle değiştirmek üzere belirli insanların kaçırılması mı?
C: Temel olarak birincisi. Görüyorsun ya, eğer biri yeni bir ırk yaratmak istiyorsa, kitlesel olarak melezleştirme ve sonra da kitlesel reenkarnasyondan daha iyi bir yol olabilir mi? Özellikle de ev sahibi tür daima bilgisizse, kontrol altındaysa ve insanı evrenin merkezi sayıyorsa. Tamamen yokediş, fetih ve değiştirme için ne kadar harika bir ortam, değil mi?
S: (L) Bu yanıt hedefle ilgili diğer sorumu da yanıtlamış oldu. Kitapta Dr. Jacobs belirli ailelerde sürekli olarak devam eden kaçırılmalar olduğunu söylüyor. Alıntı yapıyorum: "Fetüsün korunması dışında, gizliliğin başka nedenleri de var. Eğer tüm kanıtların açıkça gösterdiği gibi kaçırılmalar nesiller boyunca devam ediyorsa ve kaçırılanların çocukları da kaçırılıyorsa, bu dünyadışı varlıkların amaçlarından biri giderek daha fazla kaçırılmış insanlardan oluşan bir nesil yaratmak demektir. Kaçırılanların tüm çocukları bu fenomene dahil ediliyor mu? Kanıtlar yanıtın evet olduğunu gösteriyor. Eğer kaçırılmış biri hiç kaçırılmamış biriyle çocuk yaparsa, çocuklarının hepsinin kaçırılma ihtimali çok yüksektir. Bu da demektir ki, normal nüfus artışı, boşanma, yeniden evliliklerde, kaçırılanların sayısı nesiller boyunca hızla artacak. O çocuklar büyüyüp evlendiklerinde ve kendi çocukları olduğunda, evlendikleri kişi kaçırılmış biri olsun veya olmasın, çocuklarının hepsi kaçırılacaktır. Üreme programının nesiller arası özelliğini korumak için,kaçırılanların çocuk sahibi olmaya devam etmesi için bunun onlardan gizli tutulmaya devam etmesi gerekir. Eğer kaçırılanlar bu programın nesiller arası olduğunu bilirlerse, çocuk sahibi olmamayı da seçebilirler. Bu da programın önemli bir parçasının durmasına neden olur ve o yüzden bunu engelliyorlar.Gizliliğin son nedeni ise, bu dünyadışı varlıkların üreme programını genişletebilmesi, toplumu kaplaması için, kaçırılanların kaçırılmamışlarla çiftleşerek kaçırılmış çocuklar dünyaya getirmesini sağlamak." Bu bana kaçırılmaya eğilimli belirli bir soy olduğu...
C: Daha önce söylemiştik: Nazi deneyi bir "test sürüşüydü", benzerlikleri fark ediyorsun, değil mi?
S: (L) Evet...
C: Size ayrıca "Amerikan Yerlilerinin" Avrupalılarla yaşadıkları deneyimin de mikrokozmik bir önizleme olabileceğini söylemiştik. Ayrıca, 3'üncü yoğunluk dünyanın 2'nci yoğunluk dünyaya yaptıkları da ipuçları sunuyor olmalı. Diğer bir deyişle, özel değilsiniz, bakış açınızın öyle olmasına rağmen. Dünya insanlarının 4'üncü yoğunluğa çevrilmesinden sonra da Oryon 4'üncü yoğunluğun ve onların müttefiklerinin sizi "orada" kontrol etmeyi umdukları konusunda da sizi uyarmıştık. Şimdi tüm bunları birleştirince ne görüyorsunuz? Şimdiye kadar en azından şunu anlamış olmanız gerekiyor ki, önemli beden değil, ruhtur.Diğerleri sizi genetik olarak, ruhsal olarak ve psişik olarak beden-merkezli olmaya yöneltti. İlginçtir ki BH'den 6 BH'ye kadar olanların tüm çabalarına rağmen "bu perde hala kalkmış değil."
S: (L) Şimdi buradaki büyük soru şu: Bu bilgiyle ne YAPMAMIZ gerekiyor?
C: Diğer herşeyde olduğu gibi burada da önemli olan bu bilgiyle ne yapmanız gerektiği değil, bu bilgiye sahip olmanızdır.
S: (L) Bu projeyle 4'üncü yoğunluk KH'nin planlarını bozma ihtimali var mı?
C: İspanyol Fetihçilerini, İngiliz, Fransız, Flemenk ve Alman "kolonicilerini" yenme olasılığı var mı?
S: (F) Söylediklerini düşündüğüm şeyi mi söylediler? (L) Evet, son derece moral bozucu.
C: Gül Bahçesi mi bekliyordunuz?
S: (L) Eğer durum buysa, neden tüm bunlarla uğraşmak yerine hep birlikte Heaven's Gate tarikatine katılıp topluca intihar etmiyoruz?!
C: "Bununla uğraşmayı" seçtiniz, öyle değil mi?
S: (L) O seçimi yaparken aklım başımda mıydı, yoksa içiyor muydum?
C: 5'inci yoğunlukta içme yok!
S: (L) Ra'nın kanalı olan Carla Rueckert'le bir süredir yazışıyoruz. Hiçbir şey YAPMAMIZ gerekmediğini,sadece OLMAMIZ gerektiğini söylüyor. OLMAMIZ gereken şeyin ise sadece sevginin içimizden geçmesine izin vermek, dünyadışı varlıkları ve herkesi sevmek, eğer yönetimimizi ele geçirirlerse bunu da SEVMEK olduğunu söylüyor...
C: Varolan herşey derslerdir!!
S: (L) Öğrenilmesi gereken ders nedir?
C: Deneyimler asla sona ermez, sadece dönüşür. Beden-merkezliliğe gerek yok.
S: (L) Bir keresinde 4'üncü yoğunluğa geçişin "eşit bir oyun sahası" yaratacağına dair birşey söylemiştiniz. O halde, insanlar uyanacak ve insanlarla dünyadışı varlıklar arasında bir savaş olacak...
C: Evet.
S: (L) Eğer bu daha eşit bir oyun sahasıysa, o zaman durum pek İspanyol Fetihçilerine karşı Aztekler ve
Avrupalılara karşı Amerikan Yerlileri gibi olmayacak demektir...
C: Yanlış, o dramadaki herşey 3'üncü yoğunluktaydı. Tavşanlar, fareler, köpekler vs sizinle eşitlenmiş bir sahada oynamıyor!
S: (L) Bu dünyadışı varlıklar gelen kometleri ve benzer şeyleri biliyorlar mı?
C: Evet.
S: (L) Yarattıkları bu ırkın bu afetlerde hayatta kalmasını mı istiyorlar?
C: Elbette.
S: (L) Peki bu, "hayatta kalacaklar" anlamında mı, yoksa hayatta kalacaklarına İNANIYORLAR anlamında mı?
C: Her ikisi.
S: (L) Bir keresinde bize bunun "kozmik bir savaş" gibi olduğunu söylemiştiniz. Döngünün bir denge yaratacağını vs söylemiştiniz. Bunu anlamaya çalışıyorum. Durum "İspanyol fetihçilerine karşı Aztekler ve Amerikan yerlilerine karşı Avrupalılar"dan biraz daha karmaşık olmalı. Çünkü hikaye bir noktada
değişiyor. Baskı yapılan saldırıya geçiyor. Benzetmeyi daha anlaşılabilir bir çerçeveye sokmaya çalışıyorum. Kastettiğim şeyi anlıyor musunuz?
C: Hayır.
S: (L) Çünkü kafam karışık. Doğrudan sormadığım şey şuydu: Herhangi birşey yapma şansımız var mı?
C: Hala "daha büyük resmi" görmüyorsun.
S: (L) Daha büyük resim nedir?
C: Ruhlarınız, bilinciniz.
S: (L) Yani, gezegenimize el koyulmasını, insan ırkının fethedilip yok edilmesini deneyimlemek üzere
zamanda bu noktaya gelmeyi seçtik, böylece bunu deneyimleyip, ayrılıp bir şekilde reenkarne olabiliriz,öyle mi?
C: Hayır.
S: (L) Söylediğinizden bunu anlıyorum! Tek önemli olanın ruhlarımız, bilincimiz olduğunu söylüyorsunuz.Eğer ruhlarımıza yönelirsek, bedenlerimizden ayrıldığımızda ya aynı yoğunluğa reenkarne olacağız, ya da bir sonraki yoğunlukta reenkarne olacağız. Başka hangi seçenek var?
C: Ne kadar "yaşamayı" planlamıştın?
S: (L) Normal koşullar altında 70 veya 80 yıl. İyimser ihtimalle.
C: Peki bu uzun mu?
S: (L) Hayır, değil. Kozmik standartlara göre bu kısa bir esinti gibi. Varmak istediğiniz nokta nedir?
C: Bunu biraz düşün. 5'inci yoğunluğa geçen akranların oldu mu hiç?
S: (L) Evet.
C: Neden? Bu nasıl mümkün olabilir?
S: (L) Çünkü öldüler. Bedenleri öldü.
C: Neden?
S: (L) Çünkü bedenleri bunu yaptı.
C: Peki bu "adil" mi?
S: (L) Adil mi?! Sanırım bunu kendileri seçti.
C: Ve...
S: (L) Nereye varmaya çalıştığınızı bilmiyorum!
C: Yalnızca "iyi" deneyimlerin kabul edilebilir olduğu izlenimi altındasın gibi görünüyor.
S: (L) Hayır, yalnızca iyi deneyimlerin kabul edilebilir olduğu izlenimi altında değilim, ama burada biraz belirsizlik içindeyim. Biz burada sizinle konuşuyoruz. Gelecekteki "biz" olduğunuzu söylüyorsunuz. Biz bu zaman periyodunda bu gezegendeyiz ve burada olaylar çok garip bir durumda. Büyük bir geçiş oluyor ve ben sadece tüm bunların anlamını merak ediyorum. Sizinle neden konuşuyoruz? Bunun amacı nedir?
C: Ders bu. Hala anlamıyor musunuz? Ders, dersler, herşey bundan ibaret. Tüm dersler paha biçilmez değere sahip.
S: (L) Tamam, bu dersleri alıyoruz. Bize neler döndüğünü anlattınız. Bunların etrafımızda olmakta olduğunu görüyoruz. Bize söylediğiniz şeyin diğer kanıtlar ve diğerlerinin aynı sonuçlara ulaşan araştırmalarıyla da doğrulanması nedeniyle ikna olmuş durumdayım. Ve LANET OLSUN, BU ÇİRKİN BİR DURUM! BENİ ANLIYOR MUSUNUZ?! ÇOK ÇİRKİN!
C: Bu senin bakış açın.
S: (L) Chloe'nin geçen gün telefonda söylediği gibi, neye uyanmamız gerekiyor? Tüm bu şeylerin olmakta olduğunu GÖRMEYE mi uyanmamız gerekiyor?
C: Evet.
S: (L) Tüm bunlara uyanıp görmekle mi ilgili? Tamam, uyanıp bunu gördüğümüzde neden tüm bunlardan kurtulamıyoruz? Senaryonun ne olduğunu biliyorsun, filmi seyretmen gerekmiyor!
C: Ama o zaman bazı deneyimleri kaçırırsın.
S: (L) Yani burada bulunmamızın amacı yenilip yutulmayı deneyimlemek mi?
C: Hayır.
S: (L) Esaret altında, kontrol altında, laboratuardaki bir kafesteki fareler gibi muamele görerek...
C: Coşku, hatırlıyor musun?
S: (L) Coşku mu?! TABİİ EMİNİM! HEPİMİZ BİR KAZIKTA YANABİLİRİZ! Bunun OLDUKÇA COŞKULU bir deneyim olduğundan eminim! William Wallace'ın karnını açıp bağırsaklarını çıkardıklarında ve gözleri önünde o insanları yaktıklarında tam bir coşku yaşadığından eminim!
C: Çok uzun olmayan bir süre önce suratın kaldırıma yapıştı...
S: (L) Bu coşkulu bir deneyim miydi?
C: Evet.
S: (L) Yani "coşkulu" dediğiniz zaman sadece pencereden atlayıp ölmekten mi bahsediyorsunuz?! 3'üncü yoğunluktaki bakış açısını anlamanız gerekiyor! Burada kaldırımlara çarpacak fazla yüzün yok!
C: Bizim de öyle.
S: (A) Bilginin koruduğunu söylüyorsunuz. NEYE karşı koruyor?
C: Pek çok şey. Bir örnek: Dönüşüm sonrası travma ve kafa bulanıklığı.
S: (L) Demek bilgi bizi dönüşüm sonrası travma ve kafa bulanıklığına karşı koruyor. 4'üncü yoğunluğa geçişin travmatik ve kafa bulandırıcı olduğunu söylüyorsunuz. 3'üncü yoğunluktan 4'üncüye geçişi mi kastediyorsunuz, yoksa 3'üncü yoğunluktan 5'inciye geçişi, yani ölümü mü?
C: Her ikisi.
S: (L) Yani şok ve travma içinde olmadığın zaman, kafan bulanık olmadığı zaman daha iyi işlev görüyorsun,bu mu?
C: Evet.
S: (L) Eğer bir insan 5'inci yoğunluğa geçmeden, yani ölmeden 3'ten 4'üncü yoğunluğa geçerse, bu o kişinin ölmeden, doğrudan 3'üncü yoğunluktan 4'üncü yoğunluğa geçtiği anlamına gelir, doğru mu?
C: Evet.
S: (L) Bu nasıl bir his peki? Nasıl bir deneyim...
C: Alice aynalar diyarında.
S: (A) Bilginin travmadan ve kafa karışıklığından koruduğunu söylüyorsunuz. Diğer taraftan herşey ders. Yani travma da bir ders. Neden bir dersten kaçınmaya çalışıyoruz?
C: Haklısın, bir ders, ama ön bilgin olduğunda o dersi erken ve daha farklı bir şekilde öğrenirsin.
S: (L) Yani bu dersi farklı bir şekilde öğrenirsen, geçiş zamanı geldiğinde bu dersin alınması daha kolay mı oluyor?
C: Evet. Daha yumuşak.
S: (L) Tüm bunları bilip bununla ilgili birşey yapamamak, inanmadıkları için insanlara bundan
bahsedememek, bunun şokuna maruz kalmaktan kesinlikle daha sıkıntı verici bence...
C: Hayır.
S: (L) Diğerlerine bu tür şeyleri anlatabileceğimi söylüyorsunuz yani?
C: Aktarabilirsin ama bunun incelikli bir şekilde yapılmasını öneriyoruz.
------------------------------------
S: (L) Bu olay 1325 yılında olmuş gibi gözüküyor, bu da benim gizemli 'şövalye' atamın doğduğu yıl. (C) Ben bir soru sormak istiyorum. Ölümün hemen ardından ya da kısa bir süre sonrasında insanlar, kendi inançlarının yarattığı beklentiler doğrultusundaki şeyleri mi deneyimliyorlar ?
C: Esasen evet ama bazı insanlar bu konuda bir şey bilmiyor oluyorlar veya bu konuda herhangi bir ön-kabul ya da varsayımları yok. Bu yüzden böyle ruhlar için, yaşanılan deneyim çok daha "saf" oluyor.
S: (C) Deneyimin daha saf olması ne demek ? Bir ön-varsayımları yoksa nasıl bir durumu deneyimliyorlar ?
C: Sen bu konuda neler duydun ?
S: (C) Işıktan bir tünel... bir tünel, çok parlak bir ışık, bir sevgi varlığı, ve....
C: Dur... Ya kendi "bedenini" görmek ?
S: (C) Tamam, yaşanılan ilk şey havada süzülmek ve aşağıda kendi bedenini görmek ve sonra bir tünel ve bir ışık görmek.
C: Evet; ama kişiyi beklemekte olan bir "sevgi varlığı" da her zaman yok. Bu da ön-varsayımsal şeylerin bir ürünü.
S: (C) TK' nın deneyimi nasıl bir şeydi ?
C: Uyarmamız gerekir ki; beklentileri "hiçlik" olanlar için, 5. Yoğunluğa uyumlanmaları ve hazırlanmaları amacıyla mutlak biliçsizlik içerisinde geçirilen bir geçiş dönemi söz konusu. [ç.n. beklentileri "hiçlik"olanlar: beden ölümü sonrası herhangi bir bilinçsel, ruhsal yaşamın olmadığını kabul eden materyalist düşünce sistemine inananlar]
S: (C) Yani, hiç bir ön-varsayımın yoksa bilinçsizlik evresine geçiyorsun. (L) Ya da ön-varsayımın hiçlik ise... (C)
Tamam ama bu beni gerçekten şaşırtıyor çünkü onun kendine has bir inancı vardı. Ama...
C: Geçiş öncesi tamamen bilinçsizdi.
S: (C) Hmm, anlıyorum. Ben de böyle düşünmüştüm. Doktor onda ritm bozukluğu olduğunu ve tansiyonunun çok fazla düştüğünü ve böylece öldüğünü düşünüyor. Peki, bir kişi önceden beklentisi içerisinde olduğu bir duruma girip bunları da deneyimledikten sonra ve artık gerçekte ne olduğuna devam etmeye hazır olduğunda ne oluyor? SONRA ne gerçekleşiyor ?
C: Rüyabenzeri durumsallık giderek ve kademeli bir şekilde gerçekliğe dönüşüyor.
S: (C) Peki gerçeklik nedir ?
C: 5. Yoğunluğa giriş.
S: (C) Bu nasıl bir şey ?
C: Sen nasıl bir şey olduğunu düşünüyorsun canım ?
S: (C) Ben şimdi nasıl olduğu konusunda düşündüklerimi söylersem, ön-varsayımda bulunmuş olurum.
C: Hayır, şart değil.
S: (L) 5. Yoğunlukta olduğunda, kendine ait bir çok ruhsal cevherinle birleşip, 'uzay-zaman'ın farklı noktalarındaki diğer gerçekliklere uzanan tüm yayılımlarını mı algılamaya başlıyorsun ve bir ...
C: Bu tam da popona yediğin sağlam bir tekme olurdu, sence de öyle değil mi ?
S: (L) Hangi anlamda ? Bir keresinde demiştiniz ki: 5. Yoğunlukta olduğunuzda bir tür 'zamansızlık kavrayış'durumunda olursunuz.
C: Evet.
S: (L) Ve böyle bir zamansızlık kavrayışı hali içerisinde görür ve algılarsınız, bir tür saf bilinçlilik durumu gibi.
Böyle mi ?
C: Yakın.
S: (L) Mutluluk hissedilir mi, ya da şey hissedilir mi.. Yani sanırım hissetmek yanlış kavram çünkü bir his doğuracak hiç bir şeye sahip değilsindir.
C: Varolan, bütün duygusal yansımaların, çok derin, bilgece bir berraklıkta algılanması.
S: (L) Biri tarif etmek isteseydi; 5. Yoğunluk deneyimini çok hoş olarak mı, yoksa çok yoğun olarak mı tarif ederdi ? [ç.n. burada kullanılan yoğun kelimesi (ing. intense); kuvvetli, etkileyici kavramlarını da içerecek şekilde düşünülmelidir]
C: Yoğun, ama sizlerin hayal edebileceğiniz şekilde değil.
S: (C) Sanıyorum negatif yönleri olmayan bir yoğun deneyim, ki böyle olması iyi olur...
C: Hayır. Negatiflik de var. Ama 3. Yoğunlukta hissedilen , hormonsal beyin aktiviteleri yoluyla, genetik bedensel tepkime olarak ortaya çıkan, altta yatan psikolojik tehlike korkuları yok.
S: (C) Tamam, peki 5. Yoğunluğa uyumlanan birisi, orada, gündelik yaşantısı içerisinde neler yapıyor ?
C: "Gündelik yaşantı" diye bir şey yok.
S: (C) Sadece bir kavram olarak söylediğimi düşünün. (L) Başka bir ifadeyle, herhangi biri 5. yoğunlukta neler yapar ? (C) Evet ne gibi eylemlerde bulunur ?
C: Bir tür zamanın varolmadığı, düşünsel öğrenme süreci olarak düşünün.
S: (C) Herkes birbirinden farklı şeyler mi öğreniyor ?
C: Elbette, kişinin karmik titreşim frekansına bağlı olarak.
S: (C) Öğrenme mekanizması nasıl işliyor ?
C: Doğal çekici gelişme dengesi.
S: (L) Sanırım bir tür, dengeye yerleşme gibi bir şey. (C) Yani burada bahsettiğimiz bir tür akılsal öğrenme süreci değil, daha çok bir tür biliçlilik özümsemesi [ç.n. soğurulması, absorbe edilmesi] . Sanki buraya özel bir benzetme yaparsak, başının altına bir kitap alıp, uyuyarak, içeriğinin özümsenmesi gibi mi ? (L) Bu doğru bir benzetme mi ?
C: Hayır.
S: (L) Haydi biraz yardım bizlere. Bunu sevdim!
C: Eh Laura, 5 boyutlu bir ekranı gözünde canlandır.
S: (L) Yapamam. 5 Boyutlu hiç bir şeyi gözümde canlandıramam.
C: İyi, öyleyse burada bazı şeyleri açıklayabilmek için nasıl bir durumda kaldığımızı tahmin ediyorsundur!
S: (C) Ama bu bir çeşit otomatik aktarım mı ? [ç.n. öğrenmeyle aktarılan bilginin] (L) Ya da otomatik bir işlev mi ?
C: Burada ilginç olan şey zamansızlık. Bu yüzdendir ki, bedenini henüz yeni "terketmiş" bazı ruhlar,kendilerine inanılması güç bilgiler veren, kendilerini seven kişiler tarafından "görülürler". Hatta öyle vak'a lar olmuştur ki; 3. Yoğunluk içerisinde aynı travmayı birlikte yaşamış iki ruhtan biri diğerine, "henüz onun zamanı gelmediği" için, geri dönmesi gerektiği talimatını vermiştir. ç.n. aynı travmatik olay sonucu bedenlerini terkeden iki ruhtan bahsediliyor]
S: (C) Yani demek ki; diğerine bunu söyleyen kişi zamansızlık olgusuna ermiş (kavramış) oluyor, oysa aynı "zamanı" paylaşıyorlardı ve herşey ikisi için de birden bire oluvermişti, bu da demek ki bazı kimseler için 5. Yoğunluğa geçiş çok ani oluyor. Bir kimsenin 5. Yoğunluğa geçiş kabiliyetini ve yeni durumsallığına kolayca uyumlanmasını belirleyen şey nedir ?
C: Belirsiz soru.
S: (C) İfadesi zor bir soru.
C: Yeniden sor lütfen.
S: (C) Sorumu yeniden formüle etmeye çalışıyorum. (L) Böyle bir durum meydana geldiğinde, diğerine "geri dön, henüz senin zamanın gelmedi" diyeni, diğerinden ayıran özellik nedir ?
C: C--- sorsun.
S: (L) Pardon, ben sustum. (C) Kişilerin ön-varsayımları olduğundan ve (ölüm sonrası) yaşanılan deneyimlerin bunlara bağlı beklentiler doğrultusunda gerçekleştiğinden bahsettik. Bir kişinin en hızlı ve kolay biçimde 5. Yoğunluğa uyum sağlayabilmesi için nasıl bir düşünce yapısı ya da ön-varsayıma sahip olmalı ?
C: Ehh bu da kendi içerisinde bir ön-varsayım içeriyor. Ama diyebiliriz ki açık fikirli ve araştırmacı biri bunu en iyi şekilde gerçekleştirebilir. Ama eninde sonunda herkes bunun üstesinden gelir.
S: (L) S-- kalp krizi geçirdiğinde, tıbbi yardımın ulaşması 20 dk. sürmüştü. Onu yaşam ünitesine bağlayıp bitkisel hayata döndürdüklerinin çok öncesinde beyin ölümü gerçekleşmişti zaten. Ben hastanede bir süre yanında kaldım. Onula konuşarak, geri getirmeye çalıştım. Ona reiki verdim ve daha bir çok şeyi denedim.
Ve sonra onunla konuşup konuşamayacağımızı Kasyopyalılar'a sorduk ve Kasyopyalılar, onunla konuşabilmemiz için kendilerinin aradan çekilmeleri gerektiğini söylediler.
Onunla konuştuk. Ve konuştuğumuz varlığın o olduğuna, oldukça ikna edici bir konuşmaydı. Onunla konuşurken bir radyo istasyonundan ve yakında duyacağımız, Yeni Zellenda ile ilgili bir haberden ve bir de
'genç kıza zarar verme!' gibi bir şeylerden bahsetti. Bana o kadar çok şeyden bahsetti ki, iletişim kurduğumuz kişinin gerçekten de o olduğundan emin olmuştum, her ne kadar bedeni tamamen yaşam
destek ünitesine bağlı olarak canlı bir şekilde hastanede yatıyor olsa da.Ona geri dönüp dönmeyeceğini sordum ve dönmeyeceğini söyledi. Sebebini sordum ve bana çok fazla keyif aldığını söyledi ve işin doğrusu bu benim de onun keyif alıp, neşelendiğini hatırlayabildiğim en son zamandı. Ona, bulunduğu yerin nasıl olduğunu sordum. Bana bir okul gibi olduğunu söyledi. Ne öğrenmekte olduğunu sordum ve bana bunu açıklamasının bir yolu olmadığını ve bu yüzden de açıklayamayacağını söyledi. Ama bedenlerimiz içerisindeyken belirli bir sınıf içerisindeymişiz ve bedenlerimiz dışındayken farklı bir sınıftaymışız. İletişimi sonlandırdık ve sonra, ertesi gün haberlerde,Yeni Zellanda' da kiliseye dalıp bir sürü insanı vuran delirmiş kişiyle ilgili haberi duyduk ve olay tam olarak bizim onunla iletişimde olduğumuz sıralarda erçekleşmekteymiş ve küçük kızın incitilmesi ile ilgili verdiği şey de bununla ilgili bir referansmış. Anladığım kadarıyla, bir ağacın ardına saklanmış küçük bir kız varmış.Yani bir yandan bizlerle konuşurken, Yeni Zellanda'da olan biten bu olayı da GÖRMEKTEYMİŞ. Hatta bundan bahsederken haykırıyordu bile. Kısa ve tuhaf bir konuşmaydı. (C) Yani, o artık oradaydı. (L)Kesinlikle. (F) Ve 'Geri gelmeyeceğim' dedi. (L) Evet. 'Hayatta olmaz!' dedi. Öyle şeyler söyledi ki tam olarak onun bir şeyleri ifade ederken kullandığı tarzdaydı. Aynen ölümü sonrası K-- ile konuşurken yaşadığımız deneyim gibiydi. O seferde de konuştuğumuz kişinin o olduğundan tamamen emin olmuştum, çünkü kelimelerle oynayış tarzı aynen hayatta iken yaptığı şekildeydi. Kelime oyunlarını (cinas)severdi ve sürekli kullanırdı. (C) Biz de bir kaç kez ouija tahtasıyla T-- ile konuşmayı denedik ve karşı taraftan bir takım bilgiler aldık. O zamanlar biz de gerçekten T-- ile mi konuşuyorduk ?
C: Gerçekten onunla konuştuğunda bunu bilirsin.
S: (L) Sanırım onunla konuşmuş olsaydın, bunu BİLİYOR olurdun ve bu soruyu sormazdın. (C) Yani , sanki oymuş gibiydi. Onunla şimdi konuşabilir miyiz ?
C: Hayır.
S: (C) Neden konuşamayız ?
C: Seninle aynı noktada buluşmayı mümkün kılacak bir pozisyonda bulunmuyor. Anlamanız gereken şey; 5. Yoğunlukta bulunan birinin 3. Yoğunlukla iletişime girebilmesi için tefekkür (derin düşünsel) frekansını kaydırıp, değiştirmesi lazım, hatta olay böyle bir medyum aracılığıyla gerçekleşecek dahi olsa. En iyi sonuçlar ruhlar 3. Yoğunluğu henüz "yeni terketmiş" olduğunda alınır ve aynı zamanda sizler de onun ilahi düşünsel (tefekkür) frekans değişimi sürecinin bir parçası olursunuz. Bunun sebebi de frekans değişiminin yoğunluk derecesinin (şiddetinin) "geride bırakılanlar" dan kaynaklanmasıdır.
S: (C) Tamam, bu mantıklı. (L) Öyle mi ? (C) Yani ruh diğer tarafa yeni geçtiğinde, 3. Yoğunluk düşünsel yapılarına ve frekanslarına daha yakın oluyorlar ve onlar için daha kolay oluyor. (L) Ve sonrasında onları rahatsız etmemek daha doğru çünkü onları o frekansta tutmak istemezsin. (C) Doğru! Ve sanıyorum frekans değişiminin yoğunluk derecesi onları teşvik eden kişiden kaynaklanıyor. Ben ona, gitmesini ve ortalıkta dolanmamasını söylemiştim. (L) Evet, ortalıkta dolanmaları iyi olmaz. (C) Tamamdır, sanırım benim soracağım sorular bunlardan ibaretti.



Tgur

#835
Yukarıdaki konulara ait ilave alıntılar sunmaya devam edeceğim,

Christlerin cinsel perhizleri her dünyaya gelen günahkardır v.s.hakkında konuların gerçeklerin anlaşılamadığı  hakkında ilgili aktarıcıların kısıtlanmış bilgiler dolayısı ile yanlış uygulamalar olduğunu anlıyoruz, malüm yarım bilgi en tehlikeli sonuçlar yaratır,
---------------------------------------

S: (L) Sizin seks hakkındaki görüşleriniz hakkında şöyle diyor: "Kasyopyalıların sunduğu görüş, her insana bir günahın işlenmesiyle gebe kalındığını ima ediyor. Bu bana göre intikamcı olmayan, iyi bir ilahi geometriyle uyuşmuyor."
C: Hayır,seks günah değildir.Yemek de öyle. Bu sadece fizyolojiktir. Fizikselliğin değişkenliği hakkında söylediklerimizi hatırlıyor musunuz?
S: (L) Evet, 4'üncü yoğunluk fizikselliğin değişken olduğu seviye. Anladığım kadarıyla kişi o seviyede bulunduğunda, çoğu durumda fizikselden ziyade saf bilinç durumunu seçer çünkü o durumda daha fazla özgürlük olur. Eğer kişi bilinçli bir şekilde fiziksel-olmayan durumda olmayı seçiyorsa, o zaman buna uygun olarak seks yapmamayı, yemek yememeyi de seçer.
C: Yakın.
S: (L) Diğer bir cümlesi şu şekilde: "Kasyopyalılar kendilerinin Pleyadeslilerin devamı olduklarını bildirdiler.Pleyadeslilerin seks hakkında "özgür ifade"ye dayalı görüşü Kasyopyalılarınkiyle zıt görünüyor."
C: Bu sadece kavramların birbirine karıştırılmasından ibaret. Ama bu kavramlardan sadece bir tanesini ele alacak olursak, Pleyadeslilerin kavramlarıyla ilgili olarak sunulanların birbirleriyle aynı olduğunu kim söyleyebilir?


Tgur

#836
   ÇEKİMİN TOPLANIP DAĞILMASI

Yine bu soğuk bilim bölümü deyip lütfen yüzüzünüzü buruşturmayın fazla detaya girmeden bazı düşünce ve kendimce buluşlarımı belirteceğim lütfen yorumsuz ve sorusuz bırakmamaya çalışın o zaman "yetti bikesliğim ol gayete kim çevremde "şiirini okumaya başlarım yani "bu kalabalıkta ve çevrede bu yalnızlığım yetti artık"..

Herneyse konuyu ve kendimizi dağıtmadan sadede gelelim,
Çekim hakkında bir genel özet çıkarmıştım hatırlamak maksadı ile,

*Graviton yani bizim anladığımız ve değerlendirdiğimiz çekim esasta yok ,zira zaman yok ve işık hızı da yok o halde anti-çekimle dengelenmiş zaman sıfır olunca graviton yani bizim yer çekimi dediğimiz kuvvet 3B yoğunlukta kullanılmakta,
Şimdi kullanacağımız "çekim" ifadesi bunun dışında bir kavram,

*Çekimi doğuran 7. yoğunluk bilinci ancak bunu oluşmuş her şeyin bağlayıcısı olarak nitelendirmemiz lazım bu da 7. yoğunluğun herşeyde tezahür eden ifadesi olarak da tanımlamak gerek,

*Yani "çekim"i tanrı olarak nitelendirirsek ve monoteist bir anlayışla bakarsak yanılırız zira mesela insanlar da çekim yaratabilir

*: Çekim hiç bir şekilde artmaz ya da azalmaz. Sadece toplanır ya da dağılır

*Bu toplanıp dağılma işi birilerinin onu kullanması ile değil "çekimin dağılmasının varolmasının bir YANSIMASIDIR"

*BH davranış çekimin dağılmasını ,KH davranış ise toplanılmasını ifade eder bunlar da yukarıda belirtildiği gibi yansımalardır,
*Çekim tüm varoluşun "bileşeni" , bu sebeple değişken olmayan miktar özelliğine sahip.

* Çekimden yararlanabilirsin ama onu "kullanamazsın". Kusursuz şekilde statik dengede bulunan bir şeyi artıramazsın ya da azaltamazsın.
*Bilinç açısından ve bilinç nihai olarak herşeyin varlık sebebi ve çekim de fiziksel ve eterik düzlemlerdeki herşeyi bir arada tutan "yapıştırıcı."

* Çekim, mutlak bir şekilde varolan herşeyin "yakıtı", "kanı!!!
(bazı kavramları K.ların ifade şekli ile değiştirmeden alıyorum çünkü konuyu anlamaya çalışmak görüldüğü gibi oldukça zor..)
Mesela sağ ile sol un olmadığı bir durum düşünün bunu anlayabilirseniz her anlattığımızı anlarsınız önerileri var mevcut donelerle bunu tarif edemiyoruz tahayyül edemiyoruz..

* Çekim tüm yoğunluklarda, mekan/zamanda aynı anda bulunur

*Daha önce çekimin mutlak bir şekilde herşeyin temel gücü olduğunu söyledik!!! Bu tüm yoğunluk seviyeleri, tüm boyutlar demek... Tüm varoluşun "malzemesi." Onsuz hiçbir şey varolamaz.
Düşünceleriniz de çekime dayalı!!!

*çekim dalgaları yalnızca kişiyi yüksek kavrayışa götürecek yoldur, nihai bir son noktaya ulaştıracak bir araç değildir ,bu yönden zihinde genişleyerek o meşhur bilyalara oturmak için kullanılamazlar bilyalar yoğunlukların deneysel tanımlamalarıyla ilgilidir ,

*S: (L) ... Eğer EM spektrumunun dalga çeşitlilikleri değişken çekim dalgalarıysa, o zaman bunlar bir araya getirilebilir ve elektromanyetizmanın bir toplam faktörüne ulaşılabilir, ve eğer bu ters çevrilirse çekimin varlığını ifade edebilir.
C: Doğru izdesin...
(Bazen böyle soru cevabı toptan belirtip yorumu yüksek fizik bilincindeki dostlara adıyorum,zira anlaşılması zor )

*Çekimin ötesinde hiper uzaysal bilgilere ulaşmak için BAT(birleşik alan teorisi)var ve bu husus dünyamızın etrafını saran manyetik tül yani ızgaralar vasıtası ile KH nin kontrolünü da sağlıyor bir işlevi de buymuş,ancak BAT bunun ötesindeki kavrayışların özü ve BAT ı bilen dünyada bilim insanları varmış ancak açıklamıyorlar bu hususun çözülmesi diğer yoğunluklara ulaşmayı ve değişken fizikselliği açıklayacak ancak bu bilgi şu andaki biz insanlar için 30 40 bin yıllık ileri bilgi ve bu bilginin bu kişilerce bilinmesi günümüzdeki 4. yoğunluk etkileri ile ,

*Güneşte pencere var ve madde de protonda pencere var ve bu pencereler yoluyla tahminen 7. yoğunluğun ilintisinin her yerde olduğunu izah edebilir miyiz acaba ,burada nötrinoların bilgi taşıdığını da devreye alabiliriz,
*Önemli bir durum da çekimin olmaması,burada 3B de deneylediğimiz graviton dan bahsediyoruz dalganıñ gelişinde olanın açılmasını ve dağılmasını ve böylece değişimin gerçekleşeceğini ortaya çıkarıyor burada dikkat çekilen husus gerek KH gerek BH olunsun hazır olmak yani bu tip kozmik olayların paranorml değil de dengenin getirdiği bir bilinçle karşılamak

*Çekim maddi durum ile eterik durumu yapıştırıyorsa eterik duruma geçince bu yapışkanı söküp maddi durumu da algılayan bir hale gelinilebilinir ve eterik de seyahat ederken maddeyi de algılayan bir hale gelinir ancak K. lar bunun olabileceğini ama tehlikeli de olabileceği şeklinde belirsiz bilgi veriyorlar çünkü bu kabil bir soruya "yakın" cevabı vermişler, bu durumda eğer eterik hale geldiğimizde seçimimiz madde olursa maddenin ızdıraplarına katlanacağız demektir yani zaman ve mesafe deneyine kapılmak ve bitime kadar beklemek..ve bunun için bir ufak alıntı,
"İçsel bütünlük ancak tamamen gayrı-fiziksel bir "durumda" garanti altındadır. Ve bu durum gerçekten sadece zihinsel bir hal!!
S: (L) Biri bu şekilde seyahat ediyor olsa, bu durum fiziksel gerçekliğe dönmeye isteksizlik oluşturmaz mı?
C: Biri bowling oynuyor olsa, bu durum park yerine dönmeye isteksizlik oluşturmaz mı?"

*Bu durumda 5. yoğunluktaki dinlenme ve karar verme olgusu önem kazanıyor ,karma borcu var bunları ödemek istiyorum derseniz ödemeye maddede yaşam seçilir ,borç falan kabul etmiyorum derseniz yine eterikte devam edebilirsiniz ama bu borç dediğimizin ağırlığı sizi dengesel yönden rahatsız edebilir, bu bir varsayım ama evrenin dengeye düşkün tavrını da göz ardı etmemek lazım,bununla ilgili çarpıcı bir kısmı alıntıladım,
"C: Düşünüş ihtiyaç duyulan kaderi ortaya koyuyor.
S: (L) Yani 5'inci yoğunluktaki diğer varlıklarla birleştiğinde, kendi derslerin hakkında bir tür kavrayışa sahip oluyorsun...
C: Dengeli. Ve bu, canım, tüm yaratımın bağlayıcısı olarak çekimin diğer bir örneği... "Büyük Dengeleyici!"

*Çekim tüm gerçeklikleri 'bir' olacak şekilde birbirine bağlayan yaşam gücüdür.

*"Hiper uzaydan bahsettiniz. Hiper uzay nedir?
C: 4'ten 7'ye kadarki yoğunluklar. Ama 4'üncü yoğunluk hiper uzayı "geçitte yaşayış" olarak algılar"
*" Bilinç gerçekte enerjinin en saf şeklidir. Diğer alem bilinç enerjisinden meydana gelir. Bu konuyu daha iyi anlamak için kişinin kısmen de olsa gerçekmiş gibi yaşanan, geçici bir durumda fiziksellik hissinin yakalandığı rüyalarla ilgili anılarından yararlanması gerekir"

* "Klasik kelimesi bilinci yadsıyor. Zihni, bir vakum içinde oluşan salt kimyasal işlevler ve elektriksel dürtüler olarak kabul ederek yaradılışın geri kalanına tüm yoğunluk ve boyutlarda ince ağlarla bağlı olduğunu - ki durum bu- gözardı ediyor. Çekim, fiziksel ve ruhsal gerçekliğin tüm unsurlarını bir arada tutan bir zamk.BİLİNCİN ALGILAMASI OLMADAN HİÇ BİR ŞEY VAR OLMAZ. Klasik fizik, diğer bazı hususlara ek olarak, bilinç ve beyni tek ve aynı şey varsayıyor ya da birinin diğerine yardımcı olduğunu. Gerçekte ise, beyin 3. Yoğunluk halleri ve benzer tezahürlerin fiziksel durumlarındaki bilinç ifadesini kolaylaştıran bir kanal."

*Ruh bileşimi daha doğrusu bilinçsel kazanımlar nötrinolar tarafından yüklenip bir nevi taşınıyorlar.
----------------------------------------------------
Biraz uzunca olan kısım içinden "çekimin toplanıp dağılması" üzerine

Malüm toplama KH davranışının genel karakteri ,bu da ortaya çıkarılan fiziksel hadisenin daha fiziksel olmasına doğru giden aşırı maddesel bir yolda olmak ve kök noktalarına kadar uzanmak bu genel davranış bu işin seçimi ve peşinde olanların bir nevi   patlamasına atomik dağilmalara kadar giden bir nevi yok olma tezahürüne yol açıyor, yani molekül atom daha minimal ölçülere doğru bir nevi sıkışmaya doğru yönlendiriliyor,mesela bazı maddelerin izotopları vardır atom no ları aynı fakat Nötron sayısı farklı, bunlar gibi fiziksel deki bollaşma örnekleri bulabiliriz ,

Bu husus bu toplanma dediğimiz hadisede 1,2,3,4 yoğunluklardakilerin birbirinden enerji, negatif enerji besin almaya yönelik faaliyetleriyle de izah edilebilinir Bitkiler mesela daha fazla mineral ve sair kendine yarayan materyale ulaşmak için en olmadık yerlere doğru kökleriyle uzanır ve o ortamda istediğini bulamadığında  kuraklık v.s olunca kurur yok olur hayvanlar besin bulamayınca yavrularını bile yiyebilen canavarlara dönüşür insanların alt yoğunluklardan enerji alabilmeleri yüzünden neler yaptığını sayfalar dolu anlatsak bitiremeyiz bitkilerden daha iyi faydalanmak için GDO ları ile oynanması başlı başına insanlığı felakete sürükleyen bir yoldur yediğimiz içtiğimiz kanser ve buna bağlı tedavisi güç hastalıklarla boğuşmamıza ve kırılmamıza sebep olmakta hayvanlara yaptığımız fazla enerji elde etmek için yaptıklarımız artık ayan beyan ortadadır tavukları kafeslerde tutup hormonal çabuk geliştiren besinlerle beslemek diğer yenen koyun sığır gibi hayvanları GDO lu ve hormonlu besinlerle gayri müsait şartlarda beslemek ve sonra bu zararlılarla dolmuş hayvanları yemek böylece insan kıyımını arttırmak

Bu arada 4. yoğunluğun bu toplanma yani maddede sıkışıp kalma yolunda besinlerini arttırmak yoluyla insanlara yaptıkları biliyoruz ki onların besini insanın sex yoluyla çıkardıkları ayrılık yoluyla biribirlerine yaptıkları savaş,kavga, çatışma gibi yollarla ortaya döktükleri negatif enerjilerdir

Özetle çekimin toplanması dediğimiz ,bu var olmuş fiziksel yoğunluğun kendi içine doğru grift olması şeklinde dayanılmaz noktalara gelmesi ve sonuçta o astroid kuşağını yaratan gezegenler gibi psişik bir patlamaya maruz kalması olarak tarif edlebilinir,

Çekimin dağıtılması konusu ise bir BH davranışıdır ,genişleme yeni yeni var oluşlar yaratma ve bunların içinde değişimi ve mutluluk ve sevgiyi devam ettirme ve kalitesini arttırma ,genişletme yolundaki faaliyetlerdir,

Ancak şu da unutulmamalıdır ki KH dediğimiz oluşum bu genişleme faaliyetlerin bir neticesidir yani uzun döngüde o bahsettiğimiz deneyimin genişletilmesi gibi bir faaliyetin tekamülünü hızlandırmak için neler yapabiliriz arayışının sonunda kısa döngü olarak ortaya çıkmıştır ,yani hızlı bir ruhsal ilerleme için devreye konmuş ancak KH davranışı denilen bir kutuplaşma hadisesinin negatifte takılıp kalma olayını doğurmuştur, ve fizikselliğin vaz geçilmesi zor bir davranışı halinde ortada durmaktadır.

Bu da bizim BH ı elde etmek için aynı zamanda KH yız seçimimizdeki rolumüzü ortaya çıkarmaktadır..


bozadi

#837
Çekimde artma veya azalma olmaması, sadece toplama (dengesizleştirme/KH) ve dağıtma (dengeleme/BH) durumlarının olması çok ilginç. Buna benzer şekilde evrende (veya varoluşta) toplam zamanın "sıfır" olması meselesi. Genişleyen evren/varoluş fikrini değişmezlik (denge) durumuyla ilişkilendirmeye, anlamaya çalışıyorum. Genişleme sadece ilüzyonda mı? Yoksa tüm varoluşta mı? Örneğin 7Y genişliyor mu? Genişlemeyi dengeleyen bir daralma var mı? Varsa ve genişleme ile daralma da aynı şekilde bir dengedeyse, toplamda ne genişleme, ne daralmanın söz konusu olduğu söylenebilir mi?

K'lar evrenin veya varoluşun "kapalı bir döngü" olduğuna dair birşeyler söylemişlerdi. Bu "kapalı döngü" kavramının yukarıda belirttiklerimle bir bağlantısı var gibi görünüyor ama bu en temel konularda kafam oldukça karışık.

Tgur

#838
Bu çok cevapsız durumu anlatan yorumunla birdenbire çok evvellere gittim Bozadi eski sitede kaleme aldıklarım,"niçin bunlar niçin" başlıklı sorularım, yazılarım,

Konunun özeti toplam zamanın sıfır olması ve var oluş dediğimizin harikulade bir denge ile bizim anladığımız manada ve anlamaya çalıştığımız bilgilerle genişleyen ama bizim nicelik anlayışımıza uymayan bir çerçevede olmuş bitmiş bir 7Y diye tanımladığımız faaliyetler bütünü..

Bu durumun ne olduğunu izah için başka kanal bilgilerinde siz yani bu bahsi geçen 7Y oluşumu ile anlamaya çalıştığınız piramidin bir yüzü, piramidin diğer yüzlerindeki olan biteni veya olacak şeyleri kimse bilemez,

Bu tip bir izahı " son noktaya gelsek de  belki yolun yarısını bile kat etmedik" denecek şeklinde benzerlik sağlayan bir K. bilgisinde geçen bir cümle olarak da hatırlıyorum..


bozadi

#839
Açıklamaların için teşekkürler Tgur.

Varlığın kendisi olarak, bu en temel ve bir o kadar gizemli görünen soruların cevaplarının da yine kendi varlığımızda olduğu açık. Bu sorulara yanıt aramak, özünde kendi varlığını yoklamak, kendi varlığına bakmak, kendini keşfetmek ve/veya hatırlamak gibi birşey. Ve aslında bazen büyük bir merak ve biraz da ümitsizlik içinde aradığımız cevapları başka zamanlarda hayatın en basit, en temel gerçeği olarak bildiğimiz (bilinçli olarak farkında olduğumuz) durumlar da yaşadığımızı düşünüyorum. Ama 3KH içindeki aşırı (dengesiz biçimde) parçalı benlik deneyimlerimiz nedeniyle yüksek ve temel bilgilerimizi, farkındalıklarımızı genele yayma konusunda sorunlar yaşayabiliyoruz. BH'ye doğru ilerledikçe bu sorunları aşacağız.