Odatv’ye katliam çağrısına çığ gibi tepki...(30.12.2018)

Başlatan bozadi, 30 Aralık 2018, 18:00:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

30 Aralık 2018

Odatv'ye katliam çağrısına çığ gibi tepki... Bunun adı kalleşliktir, göz yummayın görevden alın


Devletin müftüsünün Odatv'ye açık katliam çağrısına birçok önemli isim tepki gösterdi...




Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Siirt Müftüsü Ahmet Altıok'un Odatv'ye katliam çağrısı yapmasına tepkiler büyüyor. Müftü Altıok Hizbullah'ın yayın organından, Charlie Hebdo katliamını örnek vererek, "hiçbirinin yanına kar kalmamış bu yaptıkları biliyorsunuz" ve "tevbe kabul edilir biliyorsunuz ölmeden önce" dedi.

Devletin müftüsünün Odatv'ye bu açık katliam çağrısına birçok önemli isim tepki gösterdi.

İŞTE O TEPKİLERDEN BAZILARI











































































DESTEK MESAJLARI

- Ufuk Söylemez Devlet E.Bakanı - Milli Merkez Ankara Temsilcisi:

"Türk medyasının yüzakı Odatv'yi ve yurtsever-demokrat ve Cumhuriyetçi değerli mensuplarını hedef alan yobaz nefret söylemlerini kınıyorum. Siyasal islamcı kara yobazlığa karşı, laik-demokratik hukuk devletine sahip çıkmanın yaşamsal önemine bu vesile ile bir kez daha dikkat çekiyorum. Odatv ile dayanışmaya tüm duyarlı insanlarımızı davet ediyorum..."

Mahmut Alınak:

"Bir müftü müsveddesinin Odatv'ye dönük katliam çağrısı da gösteriyor ki, Türkiye'de İran gibi kanlı bir Humeyni rejimi kurulmak isteniyor. Bu kanlı gidişata karşı herkes duyarlı olmalıdır. Odatv'ye yapılan bu karanlık tehdit tüm demokrasi güçlerine yapılmıştır. Şiddetle protesto ediyorum."

Kaynak: OdaTV


bozadi

03 Ocak 2019

Ölmemizi bekliyorlar


SONER YALÇIN




Haberi cumartesi akşamı aldım.

Yılbaşında yazmak istemedim.

İki sebebi vardı:

Yılbaşında insanların canını sıkmak istemedim.

Diğeri, "devlet gerekeni yapar" diye düşündüm. (Ah benim iflah olmaz iyi niyetim!)

27 yıl önceydi...

Haberi alır almaz gazeteci Hikmet Çiçek, avukat Nusret Senem ile yola çıktık. Kente vardığımızda 2000'e Doğru Dergisi'nin Diyarbakır bürosu kanlar içindeydi. Her yerde polis vardı...

Derginin Diyarbakır temsilcisi gazeteci Halit Güngen gece yarısı katledilmişti.

Kim/kimler öldürmüştü? İki gün önce dergi kapağında, "Hizbullah, Polis Çevik Güç Merkezi'nde Eğitiliyor" haberini yapmış ve haberi belgelendiren fotoğraflar yayınlamıştı. Derginin başyazarı Doğu Perinçek basın toplantısı yaptı; katillerin belli olduğunu söyledi. Devlet umursamadı bile. Çünkü...

1990'larda... Devlet, muhalif gazetecileri, aydınları öldüren Hizbullah örgütünü koruyordu.

Gazeteci Halit Güngen kanlı örgütün 17'nci infazıydı! 1990'lar boyunca Hizbullah, 526 kişiyi öldürdü.

Zamanla... İnsanları işkenceyle katledip evlerin beton katlarına gömen acımasız Hizbullah örgütünün hedefi Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan oldu! Devlet "canavar" yarattığının farkına geç vardı!

2000 yılında Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde "Hizbullah Ana Davası" açıldı. Gazeteci Güngen cinayetiyle ilgili Fuat Balca, Abdülkerim Kaya, Cemal Tutar ve M. Faysal Bozkuş yargılandı. Dosyaları Yargıtay'da iken AKP döneminde çıkarılan "Torba Yasa"  ile cezaevinden çıktılar. Sonra müebbet ceza aldılar ama izlerini kaybettirdiler...

Bu hatırlatmayı neden yaptım?

ERDOĞAN'IN SÖZLERİ

Hizbullah örgütü mensupları bugün ne yapıyor?

Bu öylesine sorulmuş bir soru değil...

Tarih: 13 Ekim 2018.

Kur'an Çalışmaları Vakfı tarafından İstanbul'da "Hayatın Anlamı İman" sempozyumu yapıldı. Sebebi... -Pek açık söylemeseler de-, Erdoğan'ın geçen 8 Mart'ta  "Siz İslam'ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız" konuşmasıydı.

Bu söz "İslam'da tarihselcilik" tartışmaları başlattı: "Kur'an-ı Kerim kelime olarak mı indi, mana olarak mı indi?"

Sempozyumda şaşırtıcı bir olay gerçekleşti:

"Dönemsellik göz ardı edilemez" diyen Prof. Ömer Özsoy ve Prof. İlhami Güler'in konuşmaları engellendi. Bu durumu protesto eden Prof. Mustafa Öztürk gözyaşlarını durduramadığı konuşmasında şöyle dedi:

"Bu gidişat iyi bir gidişat değil. Bu böyle giderse, bu şımarıklık pervasızlık böyle sürer giderse, biz Pakistan olacağız, Müslümanlar birbirinin gırtlağını sıkacak...

İlahiyat da benim, Diyanet de benim, devlet de benim, din de benim diyen bu kitlelere artık bir dur denilmesi gerekiyor. Bu faşizan dile artık bir son verilmesi devletin boynunun borcudur..."

Asıl olay bundan sonra çıktı...

ERDOĞAN'IN GÜCÜ

Devlet sustu...

Prof. Öztürk'e yanıt, "Kadınlar kot pantolon giymesin, kaşını almasın, üniversiteye gitmesin" diyen Diyanet görevlisi İhsan Şenocak'tan geldi: "Bu sözler Charlie Hebdo'dan daha tehlikeli. Kur'an'a saldırmaya devam ettiği müddetçe menzilimizden çıkmayacağını bilmesini isteriz."

Charlie Hebdo; El Kaide'nin dokuz çalışanını katlettiği Fransız dergisi...

"Menzil"; Hizbullah'ın bir kolu...

Bu kadarla kalmadı... Balıkesir Havran Müftüsü Ahmet Mehmetalioğlu, "Peygamberimiz olsa bunu öldürtürdü. Ka'b bin Eşref'i öldürttüğü gibi..." dedi.

Bir grup ilahiyatçının olduğu WhatsApp grubunda, "Ulema sorgulasın. Tövbe etmezse katledilmeli" şeklinde fetva verildi.

Korumasız kalan Prof. Mustafa Öztürk yurtdışında yaşayacağını açıkladı.

Gelelim Odatv'ye...

Tarih: 8 Ağustos 2015.

Diyanet İşleri Başkanlığı IŞİD raporu yayınladı. Devletin Anadolu Ajansı şu haberi geçti: "Kur'an-ı Kerim'deki 'Habibim, ben Kur'an'ı eşkıyalık yapılsın diye göndermedim' ayetine atıfta bulunan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, 'Kur'an-ı Kerim'i bugün eğer birileri kendi eşkıyalığının referansı haline getirdiyse, bizim bütün alimlerin, bütün eğitimcilerin, İslam dünyasındaki bütün eğitim kurumlarının bunun üzerinde durması lazım...'"

Odatv'de, ilahiyat mezunu din öğretmeni Nafiz Ay'ın, aynı minvalde makale yazmasından 40 gün sonra ne oldu dersiniz: Hizbullah yayın organına konuşan Siirt Müftüsü Ahmet Altıok şöyle dedi: "Charlie Hebdo davasında olsun, Efendimiz döneminde Ka'b Bin Eşrefler olsun" diye isimler vererek, "insanların hiçbirinin yanına kâr kalmamış bu yaptıkları biliyorsunuz. Özür dilemeye davet ediyorum bu beyefendileri. Çünkü tevbe kabul edilir biliyorsunuz (gülümsüyor) ölmeden önce."

Devletin müftüsü Odatv için katli vacip dedi.

Görülüyor ki, Hizbullah "Diyanet gömleği altında!"

Ben bunu 27 yıl önce yaşadım...

Buna rağmen bekledim. Sandım ki devlet, bu müftüye haddini bildirecek!

Ne gezer. Ölmemizi bekliyorlar.

Demek Erdoğan'ın gücü bunlara yetmiyor!

Kaynak: Sözcü


bozadi

05 Ocak 2019

"Türkiye bu tehditlere karşı gözlerini kapatamaz"


New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), "CPJ Türkiye'ye Odatv'nin güvenliğinin sağlanması için çağrıda bulunuyor" açıklamasında bulundu.




New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), "CPJ Türkiye'ye Odatv'nin güvenliğinin sağlanması için çağrıda bulunuyor" açıklamasında bulundu.

Siirt Müftüsü Ahmet Altıok, Charlie Hebdo'ya yapılan El Kaide saldırısını örnek gösterip, Hizbullah'ın yayın organına, "Yanlarına kâr kalmadı" diyerek geçen hafta Odatv'ye katliam çağrısında bulunmuştu. Müftü Altıok, "Ölmeden önce tövbe etsinler..." sözleriyle de katliam çağrısını sürdürmüştü.

CPJ yayımladığı çağrıda, Siirt müftüsü Ahmet Altıok tarafından Odatv'ye yapılan bu katliam çağrısını kınadı. Ahmet Altıok'un, Hizbullahın yayın organı İLKHA'da yayımlanan röportajında, Odatv'yi hedef alan sözlerini kınarken Odatv'nin güvenliğinin sağlanması gerektiğine değindi. CPJ'ye konuşan Odatv Haber Müdürü Barış Terkoğlu, müftünün yaptığı katliam çağrısından sonra tehdit mesajlarının alındığını ve konu ile ilgili suç duyurusunda bulunduklarını ifade etti.

"TÜRKİYE BU TEHDİTLERE GÖZLERİNİ KAPATAMAZ"

CPJ'nin New York yöneticilerinden Robert Mahoney, "Türk yetkililer Müftü Ahmet Altıok'un sözlerini şiddetle kınamalı ve Odatv'deki gazetecilerin güvenliğini sağlamak için gerekli önlemleri almalı" ifadelerini kullandı. Robert Mahoney ayrıca şunları ekledi: "Gazetecilere ölüm tehditleri kabul edilemez. Türkiye, bu tehditlere gözlerini kapatamaz."

Hala, Türkiye hükümeti tarafından katliam çağrısı yapan müftü hakkında bir açıklama yapılmadığına değinen CPJ, Diyanet'e konu ile ilgili sorularını e-posta ile ulaştırdıklarını fakat bir cevap alamadıklarını belirtti.

CPJ'ye konuşan Barış Terkoğlu, müftünün katliam çağrısının, 21 Kasım'da yayımlanan "cihat" teriminin, lise müfredatındaki din kültürü derslerinde nasıl yer aldığını anlatan yazıya yönelik olduğuna değindi. Terkoğlu ayrıca müftünün katliam çağrısından sonra güvenlik güçlerinin Odatv ile doğrudan temas kurmadığını ifade etti.

Yapılan açıklamada Odatv'ye yapılan katliam çağrısından sonra muhalefetten ve gazetecilerden Odatv'ye destek gelirken hükümet kanadından hiçbir temas kurulmadığına değinildi.



Kaynak: OdaTV


bozadi

24 Ocak 2019

Odatv'ye katliam çağrısında bulunan Siirt müftüsünün kirli ilişkileri


Gaffar Okkan'ın ve şehit polislerin tertemiz anısından da mı utanmıyorsunuz?




Siirt Müftüsü Ahmet Altıok Hizbullah'ın yayın organına konuşmuş ve Charlie Hebdo saldırısını örnek gösterip, "Yanlarına kâr kalmadı" diyerek Odatv'ye katliam çağrısında bulunmuştu. Müftü Altıok, "Ölmeden önce tövbe etsinler..." sözleriyle de katliam çağrısını sürdürmüştü.

Müftü Ahmet Altıok'un katliam çağrısının ardından haftalar geçti. Odatv, suç duyurusunda bulundu. Ancak Müftü Ahmet Altıok hala görevde ve Siirt'te Diyanet İşleri Başkanlığı'nı temsil etmeye devam ediyor. Diyanet ve hükümet de Odatv'ye yapılan katliam çağrısı sonrasında sessizliklerini koruyor.

Odatv'ye bir saldırı çağrısı da, terör örgütü Hizbullah'ın liderlerinden "Melle Mizgin" kod adlı Mehmet Beşir Varol'dan geldi. Hizbullah liderlerinden Mehmet Beşir Varol, örgütün yayın organına konuşarak, "Bu tür davranışlar karşılıksız kalmamalı" diye seslendi. 

Peki, Diyanet'in Siirt Müftüsü Ahmet Altıok'la aynı yayın organına konuşup, benzer çağrılarda bulunan "Melle Mizgin" kod adlı Mehmet Beşir Varol kim?

GAFFAR OKKAN'A SUİKAST EMRİNİ VEREN KİŞİ

2000'li yılların başında Türkiye'nin gündemine bomba gibi düşen, mezar evlerde domuz bağlarıyla katliam yapanları hatırlar mısınız?

18 yıl önce kurulan bir pusu ile şehit edilen Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve 5 polis memurunun kimler tarafından şehit edildiğini hatırladınız mı?

Gaffar Okkan ve 5 polis memurunun şehit edilmesi eyleminin talimatını verdiği gerekçesiyle yargılanan terör örgütü Hizbullah'ın lideri Mehmet Beşir Varol, 2007 yılında 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2007'de verdiği ceza, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nce bozulmuş ve Mehmet Beşir Varol'un yargılanmasına yeniden başlanmıştı. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi sanık Mehmet Beşir Varol kararını yineledi ve Varol'a yine 18 yıl 9 ay hapis cezası verdi. Mahkemenin 2007 yılında sanıklarla ilgili hazırladığı gerekçeli kararda, Interpol tarafından kırmızı bültenle aranırken Konya'da düzenlenen bir operasyonda yakalanan "Melle Mizgin" kod adlı Mehmet Beşir Varol'un, Diyarbakır'da şehit olan Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okkan suikastının talimatını verdiği kaydedilmişti.

Gaffar Okkan'ın ve 5 polisin şehit edilmesinden hapis cezası alan Varol, yaklaşık 9 yıl süren, 30 Aralık 2009'da karar verilen Hizbullah ana davasında da, ''Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin mevcut anayasal düzenini silah zoruyla yıkarak, yerine şeri esaslara dayalı İslam devleti kurmayı amaçlama'' suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Hizbullah ana davasında sanıklar 188 adam öldürme ve 84 yaralama olayından sorumlu tutulmuştu.

Gelin görün ki; Yargıtay 9. Ceza Dairesi'ne giden dosyanın bir türlü karara bağlanmaması Hizbullah'a yaradı. AKP hükümeti tarafından 2011 yılında yapılan düzenleme nedeniyle, o dönem CMK'nın 102'nci maddesinden yararlanan, Diyarbakır D Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan sanık Mehmet Varol, diğer Hizbullah üyeleri ile serbest bırakılmıştı.

HİZBULLAH MAĞDURLARININ AVUKATI YAŞAR ALTÜRK: DİYANET ÇOK AĞIR BİR SORUMSUZLUK ÖRNEĞİ SERGİLİYOR

Avukat Yaşar Altürk, Hizbullah davasının başından bu yana mağdurların avukatlığını yapan bir isim. Öyle ki... Diyarbakır'daki Hizbullah Davası'nın duruşması sırasında, sanıklar Avukat Yaşar Altürk'e saldırmış; bu sebeple o dönem Diyarbakır Barosu, dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi'nden can güvenliği istemişti.

Odatv'ye konuşan Avukat Yaşar Altürk, Hizbullahçıların kanuna aykırı olarak serbest bırakılması nedeniyle hükümeti eleştirdi ve Odatv'ye yapılan katliam çağrısına sert çıktı. Odatv'yi tehdit eden Hizbullah liderlerinden Mehmet Beşir Varol'a "molla" denilmesine ve cübbe sarık ile dolaşmasına da sert çıkan Avukat Altürk, "Beşir Varol'un bu giysiler içinde resim vermesi, bir yerlerde çok ciddi su kaçağı olduğunu gösteriyor. Hüküm özlü biri. Valilik, il müftülüğü, Diyanet çok ağır bir sorumsuzluk örneği sergiliyor belli" dedi.

"Ulu orta tehdit savurmaları, bir yerden güç alma sürecinin yeniden başladığının göstergesi. Hukuk devleti güvencesi ve idarenin her düzeyde hukuka bağlılığı ilkesi hayati önem taşıyor tabi..." diyen Avukat Altürk, şöyle konuştu:

"En acımasız şekilde seri cinayetler işlenmiş. Ceset torbaları, boğma telleri, sorgu kasetleri her şey delillere bağlanmış... Şimdi bu taifeye 'alim' denilmesi, bölge insanının aklıyla alay etmektir, çekilen acılarla alay etmektir. Bilimle de, ilimle bağdaşmayan bir maske... Bu yapay unvanlar sadece bir maske. Maziyi temizlemeye yetmeyen bir maske... Siyasi parti haline gelmiş olmaları, hukuken de, siyaseten de meşru oldukları anlamına gelmez. Çünkü hukuki anlamda ve hatta siyasal anlamda meşruluk, İçişleri Bakanlığı nezdindeki yasallığın çok çok üzerindedir. Hizbullah hareketi yasal bir siyasi parti haline gelmiş olsa da, bu dava dosyalarına yansıyan olgu ve deliller karşısında, asla meşru değildir. Samimi bir şekilde nedamet getirmemiştir, elindeki kanı temizlememiştir.

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası nedeniyle hüküm özlü birinin güvenlik soruşturması duvarından atlaması çok garip. Hukuka güven, hukuk devleti olmanın güvenilirliği çok zedelenmiş; belli. Bir de ulu orta tehdit savurmaları, bir yerden güç alma sürecinin yeniden başladığının göstergesi. Hukuk devleti güvencesi ve idarenin her düzeyde hukuka bağlılığı ilkesi hayati önem taşıyor."

"BÖLGEDEKİ KAYMAKAMLAR, İL MÜDÜRLERİ, BÖLGE MÜDÜRLERİ EL PENÇE DURMA NOKTASINA GETİRİLMİŞ"

Siyasi otorite ile Hizbullah'ın bölgede ilişkiler kurduğunu ifade eden Avukat Altürk, "Bu tablo karşılıklı bir hoşnutluk yarattığı için bölgedeki Kaymakamlar, il müdürleri, bölge müdürleri el pençe durma noktasına getirilmişlerdir. Sokağı harekete geçirmek için her an düğmeye basabilme tehdidinin arkasında, güvenilen, potansiyel bir güç vardır. O güç, Hizbullah'tır" şeklinde konuştu.

Avukat Yaşar Altürk'ün, Hizbullah'ın nereden güç aldığı şeklindeki sorulara verdiği yanıt ise şöyle:

"Evde zor tuttukları sabırsız gençlerin deneyimli ağabeyleri... Siyasi iktidarın şiddet mesajları Hizbullah ve buna bağlı siyasal yapıların önemini arttırıyor. Son yıllarda özellikle şiddetin sokağı kuşatması yönündeki çaba ve çağrılar da bu hareketin siyasi iktidar cenahındaki gücünü arttırmaktadır. Siyasetteki bu yönelim, Hizbullahi yapılanmanın devlet katında gördüğü ilgiyi arttırmaktadır. Bu hareket bölgede siyasi iktidarla içli dışlı ilişkiler kurmayı başarmıştır."

"HİZBULLAH SANIKLARI HAKKINDA TUTUKLANMAK ÜZERE YAKALAMA KARARI VERİLMESİ GEREKİR"

Müebbet hapis cezası alan terör örgütü Hizbullahçıların serbest kalmalarının da kanuna aykırı olduğunu ifade eden Avukat Altürk sözlerini şöyle tamamladı:

"Hizbullah sanıkları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almışlardır. Bazı sanıklar hakkında iyi hal indirimi yapılmıştır. Kararı bu yönüyle temyiz ettik. İyi hal indirimi yapılamayacağı gerekçesiyle bozma kararı verildi. Ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılmaları gerektiği ifade edildiği halde, Ceza Muhakemesi Kanunundaki azami (en fazla) tutukluluk süresini doldurdukları bahane edilerek hepsi bir gecede tahliye edildi. Oysa CMK'daki azami tutukluluk süresi, ilk derece mahkemesinin hiç karar vermediği haller için geçerlidir. İlk derece mahkemesinin, örneğin Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin ilk mahkumiyet kararı verdiği tarihte yasanın öngördüğü 'azami süre' dolmamışsa, CMK 102 uyarınca tahliye kararı verilemez. Doktrin ve çoğu uygulama bu yöndedir.

Suç vasfının sanıklar lehinde değişme ihtimali yok. Dosyaya göre Sanıkların suçsuzluğunu gösteren yeni deliller de yok. İlk mahkumiyet kararının verildiği tarih itibariyle sanıklardan her biri 'hüküm özlü' sanık konumunda oldukları ve CMK 102. Maddesinin uygulanma koşulu bulunmadığı gibi, yasanın öngördüğü ceza hadleri dikkate alınarak sanıklar hakkında tutuklanmak üzere yakalama kararı verilmesi gerekir. Dosya kapsamına göre hukuki tablo budur."

SİİRT MÜFTÜSÜNÜN KATLİAM ÇAĞRISINI, GAFFAR OKKAN'IN VE 5 POLİSİ ŞEHİT OLDUĞU SUİKASTIN SANIĞI HİZBULLAHÇI SÜRDÜRDÜ

Evet...

Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve 5 polisin şehit edildiği suikast davasında 18 yıl 9 ay hapis cezası alan, 188 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan Hizbullah ana davasında müebbet hapis cezası verilen "Melle Mizgin" kod adlı Mehmet Beşir Varol, Hizbullah'ın yayın organından, Odatv'ye, "karşılıksız kalmamalı" diyerek katliam çağrısında bulundu.

Tıpkı Siirt Müftüsü Ahmet Altıok'un yaptığı gibi...

Yetkililere sözümüzü ve sorularımızı tekrar ediyoruz...

Hükümeti, polisi, yargıyı, Diyanet'i yönetenlere...

Bu katliam çağrılarına karşı sessizliğinizi korumaya devam edecek misiniz?

Devletin maaşlı memurunun terör propagandasına suskun kalacak mısınız?

Müftünün çağrısıyla yayılan katliam çetelerinin çağrılarını izleyecek misiniz?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bir terör grubuyla yan yana koyan bu görevli koltuğunda oturmaya devam edecek mi?

"İslam barış dinidir" diyen Diyanet yöneticileri çalışanlarının terör propagandasına, katliam çağrısına susacak mı?

Dün mezar evlerde domuz bağlarıyla katliam yapan çetelerin "Charlie Hebdo" işaretiyle, "karşılıksız kalmamalı", "Ölmeden önce tövbe etsinler..." şeklindeki terör çağrılara devlet teslim olacak mı?

Gaffar Okkan'ın ve şehit polislerin tertemiz anısından da mı utanmıyorsunuz?

Yanıt verin!

Sonra "kandırıldık", "bilmiyorduk" demeyin!





Kaynak: OdaTV

fidelista

ODATV sürekli izlediğim en değerli kaynakların başında geliyor,katliam çağrısı yapan vahşileri kınıyorum,susturamadık diye kudursalarda doğru bildiklerini yazacakalr her türlü desteğimiz arkasındadır.