Papaza karşılık Hakan Atilla mı? (26.07.2018)

Başlatan bozadi, 27 Temmuz 2018, 00:02:00

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

26 Temmuz 2018

Papaza karşılık Hakan Atilla mı


ABD'li rahip Andrew Craig Brunson hakkında dün ev hapsi kararı verilmişti. Brunson'un "ev hapsine" alındıktan sonra Halkbank hisselerinin yüzde 16 yükseldiğini ifade eden Aslı Aydıntaşbaş, "Zavallı rahip aslında Türk-ABD ilişkilerindeki bir pazarlık konusu" diye belirti.




İzmir'de, terör örgütleri FETÖ ve PKK adına suç işlediği iddiasıyla tutuklu bulunan ve 35 yıl hapis cezası istenen ABD'li rahip Andrew Craig Brunson hakkında dün ev hapsi kararı verilmişti.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Aslı Aydıntaşbaş ise bugünkü köşesinde bu konuyu ele alarak, "Zavallı rahip aslında Türk-ABD ilişkilerindeki bir pazarlık konusu" diye belirtti.

"PİYASALAR APTAL DEĞİL"

Brunson'un "ev hapsine" alındıktan sonra Halkbank hisselerinin yüzde 16 yükseldiğini ifade eden Aydıntaşbaş, "Piyasalar aptal değil. Ortada bir anlaşma olduğunun kokusunu alıyorlar. Brunson'ın ev hapsine çıkması muhtemelen New York'taki Zarrab davasında ceza alan Halkbank yöneticisi Hakan Atilla'nın sonbaharda Türkiye'ye gelmesi demek" diye belirtti.

Pazarlıkta gelinen noktada, Türkiye'nin, Almanya ile vardığı "Deniz Yücel" mutabakatının bir benzerini hedeflediğini ifade eden Aydıntaşbaş, "Belli ki iki başkent arasında sıkı bir pazarlık yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor" diye belirtti.

"Ankara'nın Washington'dan talep listesi uzun" diyen Aydıntaşbaş, "Filmin son karesinde ABD'li rahipin ülkesine döndüğünü, Hakan Atilla'nın da Türkiye'ye doğru yola çıktığını göreceğiz. Ancak o zaman ne zaman, o arada neler olacak hep birlikte izleyeceğiz..." diye ifade etti.

Aydıntaşbaş'ın yazısının ilgili kısmı şu şekilde:

"Tutuklu bulunan ABD'li din adamı Andrew Brunson'un Ankara ve Washington arasında ciddi bir pazarlık konusu olduğu, sır değil.

Dün, Brunson sürpriz bir kararla cezaevinden 'ev hapsine' alındı. Ardından Halkbank hisseleri yüzde 16 yükseldi. Piyasalar aptal değil. Ortada bir anlaşma olduğunun kokusunu alıyorlar. Brunson'ın ev hapsine çıkması muhtemelen New York'taki Zarrab davasında ceza alan Halkbank yöneticisi Hakan Atilla'nın sonbaharda Türkiye'ye gelmesi demek. Nasıl mı? Anlatayım...

Brunson, neredeyse iki yıldır ipe sapa gelmez iddialar ve gizli tanık ifadeleriyle tutuklu. 23 yıldır Türkiye'de yaşayan misyoner, darbeye kadar İzmir'de topu topu bir avuç insanın gittiği bir Protestan kilisesinin başındaydı. Ancak darbe sonrası kepçe operatörü gibi görev yapan savcılarımız, bu küçük kilise ve oraya gelen üç Suriyeli Kürt mülteciyi, şahane bir iddianameyle 'Kürdistan kurma' projesi olarak görmeyi başardı.

En son duruşmada bir gizli tanık, PKK logosuyla İncil bastırdığını ve Suriyeli Kürtlere silah takviyesi için Amerikan hükümetinin YPG kamplarının yerini gösterdiğini falan söyledi. Öylesine pespaye bir dava süreci anlayacağınız.

Ancak dedim ya; dava faslının önemi yok. Zira zavallı rahip aslında Türk-ABD ilişkilerindeki bir pazarlık konusu.

Brunson, ABD'deki kilise cemaati ve Donald Trump'ın dayandığı muhafazakâr tabanda büyük bir sembol haline gelmiş durumda. Bir yandan Kongre, diğer yandan Brunson ile aynı Evanjelik kilisenin mensubu olan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, rahibin bir an önce serbest kalmasını istiyor. Beyaz Saray keza. Olay Türkiye açısından tam bir Midnight Express vakası. Donald Trump, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'la her görüşmesinde Brunson'u soruyor.

Aslında Ankara rahibi bırakmaya hazır; ancak karşılığında Washington'dan bazı adımlar istiyor.

Anlayacağınız, rehine pazarlığında bayağı mahir bir noktaya gelen Türkiye, Almanya ile varılan 'Deniz Yücel' mutabakatının bir benzerini hedefliyor.

Mayıstaki dava öncesinde Türk makamları, seçime kadar Brunson'un serbest kalmayacağının sinyalini vermiş, 'Seçimden sonra elimiz daha rahat olur' demişlerdi. Türk-ABD ilişkilerini takip eden herkes, seçim sonrası Brunson'un serbest kalacağı beklentisi içindeydi.

Diplomatik kulislere göre, varılan mutabakatta seçimden sonraki 18 Temmuz duruşmasında Brunson serbest kalacak, karşılığında da Hakan Atilla Türkiye'ye gönderilecekti. Bu mutabakatı duymayan kalmamıştı. Halkbank'ın eski müdürü, New York'taki Zarrab davasında ceza almış olmasına karşın, Amerikan hükümetinin devreye girmesiyle cezasının kalanını Türkiye'de çekebilecekti.

Nedense 18 Temmuz'da bir sürpriz yaşandı. Varılan anlaşma, son dakikada rafa kalktı. Washington'da kulağı delik bir Türkiye uzmanı, 'Uçak bekliyordu ancak Ankara son dakikada farklı taleplerle geldi' dedi.

Neyin ne olduğunu, varılan mutabakatın neden rafa kalktığını, sonra dün neden pat diye 'ev hapsi' meselesinin gündeme geldiğini bilmiyoruz...

Belli ki iki başkent    arasında sıkı bir pazarlık yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.

Ankara'nın Washington'dan talep listesi uzun: S-400 füzesini alırken yaptırımlara maruz kalmak istemiyor. F-35 uçakları konusunda Kongre engelini aşmak istiyor. ABD Kongresi'ndeki bir dizi kanun teklifinin yok olmasını istiyor. Ve en önemlisi, ekonominin en kırılgan döneminde Halkbank konusunda büyük bir şok yaşamak istemiyor. Sonbaharda gelmesi beklenen Halkbank cezasının küçük olmasını ve önümüzdeki süreçte İran'a yönelik ekonomik yaptırımlardan muaf tutulmayı istiyor.

Bu kadar uzun bir liste varken doğru olan, uyduruk sebeplerle tutuklu bulunan Brunson'un salıverilmesi ve Ankara'nın, sorunlarını Washington'la çatışarak değil uzlaşarak çözmesi.

Brunson'ın bundan sonraki duruşması ekim ayında.

Filmin son karesinde ABD'li rahipin ülkesine döndüğünü, Hakan Atilla'nın da Türkiye'ye doğru yola çıktığını göreceğiz. Ancak o zaman ne zaman, o arada neler olacak hep birlikte izleyeceğiz..."

Kaynak: OdaTV


bozadi

#1
26 Temmuz 2018

ABD'den Türkiye'ye 'Brunson' tehdidi!


ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, 'Rahip Brunson serbest bırakılmazsa Türkiye'ye yaptırım uygularız' dedi.
 




ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Türkiye'de Ekim 2016'da tutuklanan ve dün ev hapsine alınması kararı verilen rahip Andrew Brunson'un serbest bırakılmaması durumunda Türkiye'ye yaptırım uygulanacağını söyledi.

Din özgürlüğü üzerine yapılan üç günlük bir konferansın kapanışında konuşan Pence, Andrew Craig Brunson'ın hemen serbest bırakılmaması durumunda "Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'ye ciddi ekonomik yaptırımlar uygulayacak" ifadelerini kullandı.

Pence, yaptığı konuşmanın ardından Twitter hesabından da konuyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Pence'in konuyla ilgili paylaşımlarında şu ifadeler yer aldı:

"ABD Başkanı adına Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk hükümetine bir mesajım var. Pastör Andrew Brunson'u ŞİMDİ serbest bırakın ya da sonuçlarla yüzleşmek için hazır olun. Eğer Türkiye, bu masum inanç adamını serbest bırakmak için hemen harekete geçmezse ve onu Amerika'ya yollamazsa Birleşik Devletler, Pastör Andrew Brunson serbest kalana kadar Türkiye'ye ciddi yaptırımlar uygulayacak"
ABD MASLAHATGÜZARINDAN BRUNSON'A ZİYARET

ABD'nin Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Philip Kosnett, İzmir'de, terör örgütleri FETÖ ve PKK adına suç işlediği, casusluk yaptığı iddiasıyla hakkında 35 yıl hapis cezası istenen ve tutukluluğu "sağlık sorunları" dikkate alınarak ev hapsine çevrilen ABD'li din adamı Andrew Craig Brunson'ı evinde ziyaret etti.

Kosnett, yaklaşık yarım saat süren görüşme sonrası kısa bir açıklama yaparak, "Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklama gibi bunu memnuniyetle karşılıyoruz; ancak bu geçici bir adımdır. Andrew serbest kalana kadar çalışmalarımıza devam edeceğiz. Amerikan diplomatik misyonunda çalışan haksız yere tutulan Türk vatandaşlarının da serbest bırakılana kadar çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Kaynak: Aydınlık


bozadi

#2
26 Temmuz 2018

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'ndan ABD'ye 'Brunson' tepkisi


"Türkiye'ye kimse dikte edemez, tehdidi tolere etmeyiz"




Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu,  papaz Andrew Brunson'un tutukluluğu nedeniyle Türkiye'ye büyük yaptırımlar uygulanacağını açıklayan ABD'ye tepki gösterdi. Çavuşoğlu, "Türkiye'ye kimse dikte edemez, tehdidi tolere etmeyiz" dedi. Çavuşoğlu'nun ardından Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ise "Türkiye'ye kimse emir veremez ve tehdit edemez. Türkiye'ye karşı tehditkar bir dil kullanılması kabul edilemez" denildi.

Terör ve casuslukla bağlantılı suçlar nedeniyle 35 yıl hapsi istenen ve 2016'dan bu yana tutuklu bulunan ABD'li papaz Andrew Brunson'un ev hapsine kararı verilerek tahliye edilmesinin ardından ABD'den peş peşe yaptırım açıklaması geldi. İlk olarak ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Brunson'ın serbest bırakılmaması halinde, ABD'nin Türkiye'ye yaptırım uygulayacağını açıkladı. Pence'in hemen ardından açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump ise Brunson'ın uzun süre gözaltında tutulması nedeniyle Türkiye'ye yönelik yaptırım uygulayacaklarını söyledi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Trump ve Pence'in açıklamalarına  sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Çavuşoğlu,  "Türkiye'ye kimse dikte edemez, tehdidi tolere etmeyiz. Hiç kimsenin tehdidine müsamaha edemeyiz. Hukuk kuralları herkes istisnasız için geçerlidir"  dedi.

Dışişleri Bakanlığı, ABD Başkanı Donald Trump'ın Rahip Brunson'ın serbest bırakılmaması halinde Türkiye'ye yaptırım uygulayacağı şeklindeki tehdidine şu yanıtı verdi:

"Türkiye hukukun üstünlüğünü esas alan köklü bir demokratik geleneğe ve siyasi düzene sahip egemen bir devlettir. Türkiye'ye kimse emir veremez ve tehdit edemez. Türkiye'ye karşı tehditkar bir dil kullanılması kabul edilemez.

Ülkemiz ABD ile ilişkilerini düzeltmek için bugüne kadar gereken siyasi iradeyi ortaya koymuş ve üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır. ABD Yönetimi'nin ülkelerimiz arasındaki müttefiklik ve dostluk ilişkilerini hiçe sayan tehditkar mesajlarını kabul etmemiz mümkün değildir.

Brunson davası hakkında Amerikalı muhataplarımıza çeşitli vesilelerle gerekli açıklamalar yapılmış ve konunun bağımsız Türk yargısının yetki alanında olduğu açık bir şekilde vurgulanmıştır.

ABD Yönetimini biran önce bu yanlış söylemi bir kenara bırakarak bugüne kadar sürdürdüğümüz yapıcı diyalog çerçevesine dönmeye davet ediyoruz."

Kaynak: T24


bozadi

#3
26 Temmuz 2018

Türkiye'nin kredi almasını kısıtlayan tasarı ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu'ndan geçti


Senato Dış ilişkiler Komisyonu Türkiye'nin uluslararası kuruluşlardan kredi almasını kısıtlayan bir tasarıyı kabul etti.




ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı ve Senatör Bob Corker ile Senatör Bob Menendez, bugün Türkiye'nin uluslararası kuruluşlardan kredi almasını kısıtlayacak iki partili yasa tasarısının komitede kabul edildiğini açıkladı.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı ve senatör Bob Corker, "Bu yasa tasarısının yapılmasını asla istemedik ama Türk hükümetini, ABD vatandaşlarının ve yerel olarak istihdam eden büyükelçilik personelinin haksız bir şekilde gözaltına alınmasını durdurmadığı takdirde sonuçlarının olacağı konusunda uyarmıştık" dedi. "Pastor Brunson'ın hapishaneden ev hapsine geçmesi iyi bir ilk adım olsa da, 21 aydan sonra bu gelişme tatmin edici değildir. Türk hükümetine, ABD'li büyükelçilik görevlilerinin yanı sıra Pastor Brunson da dahil olmak üzere tüm ABD vatandaşlarının tacizine ve keyfi olarak gözaltına alınmasına son verene kadar baskı yapmaya devam edeceğiz. Bu faturada bizimle birlikte çalıştığı için ortak sponsorlarımıza teşekkür etmek istiyorum, bu çabada komitenin desteğini takdir ediyorum" dedi.

Kaynak: Sputnik


bozadi

#4
26 Temmuz 2018

Bakan Albayrak'tan Pekin ziyareti sonrası kredi açıklaması


ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı Mike Pence'in Türkiye'ye yönelik tehditkar tweetlerinin konuşulduğu sırada, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'tan da dikkat çeken bir paylaşım geldi. Albayrak, "Çin seyahatimizdeki görüşmelerimiz meyvesini verdi, 3.6 milyar dolarlık kredi paketi tamamlandı" dedi.




Albayrak, Pekin ziyaretinde dünyanın en büyük bankası Industrial and Commercial Bank of China'nın (ICBC) Başkanı Yi Huiman ile görüştü. Görüşmenin ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Albayrak, "Pekin ziyaretimizin son programında dünyanın en büyük bankası olan Industrial and Commercial Bank of China'nın (ICBC) Başkanı Sayın Yi Huiman ile Türkiye'deki enerji yatırımlarında finansman ve uzun vadeli stratejik işbirliği konularını ele aldık" dedi.

ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı Mike Pence'in Türkiye'ye yönelik tepki çeken açıklamalarının ardından attığı tweette Albayrak, "Çin seyahatimizdeki görüşmelerimiz meyvesini verdi. Çinli finans kuruluşlarından, enerji ve ulaştırma sektörü yatırımları için; özel sektör, kamu kurumları ve bankalara sağlanacak 3,6 milyar dolarlık kredi paketi tamamlandı" ifadelerini kullandı.
Pence, ev hapsine alınan ABD'li rahip Andrew Brunson'ın derhal serbest bırakılmaması durumunda Türkiye'ye ekonomik yaptırım uygulayacaklarını duyurmuştu.

Kaynak: Sputnik


bozadi

#5
26 Temmuz 2018

Putin ile görüşen Erdoğan: Aramızdaki dayanışma birilerini kıskandırıyor


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin görüşmesi başladı




Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya gelen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, görüşme öncesi  "Rusya ile aramızdaki her türlü dayanışma birilerini gerçekten kıskandırıyor" dediği belirtildi.

Afrika'da düzenlenen BRICS Zirvesi'ne katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile  görüşüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Putin'in BRICS Zirvesi kapsamındaki ikili görüşmesi TSİ 19.55'de başladı.

Erdoğan'ın görüşmenin başında Putin'e: "(Rusya) ile aramızdaki her türlü dayanışma birilerini gerçekten kıskandırıyor" dediği belirtildi.

Kaynak: T24


bozadi

#6
26 Temmuz 2018

Erdoğan, Çin Devlet Başkanı Şi ile bir araya geldi


Erdoğan, BRICS zirvesine katılıyor




Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya geldi.

Michelangelo Otel'de, Güney Afrika Cumhuriyeti'nde yapılan 10. Brezilya-Rusya-Hindistan-Çin-Güney Afrika (BRICS) Zirvesi kapsamındaki ikili görüşme TSİ 18.35'te başladı.

Kaynak: T24


bozadi

#7
26 Temmuz 2018

BRICS güçleniyor...Güç doğuya kayıyor


Dünya genelinde ABD Başkanı Trump'ın düğmesine bastığı büyük ticari sürtüşmelerin yaşandığı kritik bir dönemde Güney Afrika'nın en büyük kenti Johannesburg'da 10. zirve için bir araya gelen BRICS ülkeleri liderleri, daha güçlü işbirliği konusunda uzlaştı




BRICS ülkelerinin (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) 25 Temmuz'da Güney Afrika'nın en büyük kenti Johannesburg'da başlayan 10. zirvesi yarın sona erecek.

Dünya genelinde büyük ticari sürtüşmelerin olduğu bir dönemde gerçekleşen BRICS zirvesi dünya basınının ilgisini çekiyor.

Reuters haber ajansında yer alan "Trump'ın ticari savaş tehdidi BRICS'e yeni bir anlam yüklüyor" başlıklı analizde, "BRICS ülkeleri geçen yıl 17 trilyon ABD dolarlık GSMY gerçekleştirdi, bu oran AB'yi geride bıraktı.

Trump'ın gümrük vergilerinin küresel ticaret savaşına yol açması sebebiyle BRICS ülkelerinin çok yönlü ticaret sistemini muhafaza edeceği tahmin ediliyor. Küresel ticarette yaşanan çalkantılı durum bu örgüte yeni bir canlılık katacaktır" yorumunda bulunuldu.

Gelişmeler Batılı medya kuruluşlarında yer verilen BRICS övgülerinin yerinde olduğunu gösteriyor. Zira zirvenin ilk günkü oturumlarında düzenlenen Sanayi ve Ticaret Forumu'nda konuşma yapan BRICS ülkelerinin liderleri 4. Sanayi Devrimi fırsatıyla BRICS çerçevesinde ticaret ve yatırımın güçlendirmesi, Afrika'da ticari özgürlüğün ilerletilmesi, ekonomik büyümenin hızlandırması ve halkın refahının yükseltmesi gerektiğini vurguladı.

Bu bağlamda Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, BRICS ülkelerinin, açık bir dünya ekonomi sistemini kararlılıkla koruması, tek taraflılık ve ticari korumacılığa net bir tavırla karşı çıkması gerektiğini belirterek, ticaret ve yatırım özgürlüğü, ekonomik küreselleşme, hoşgörülü ve dengeli ortak kazanç çağrısında bulundu.

BRICS'in en büyük ekonomisi konumundaki Çin, son yıllarda "inovasyon, eşgüdüm, yeşil ekonomi, açıklık ve paylaşım" ilkelerini ülkenin kalkınma prensibi olarak benimseyerek, 'tüketici dostu' olarak nitelenebilecek yaklaşımla bir takım reformlar başlattı ve geçen beş yılda 68 milyon nüfusun yoksulluktan kurtarılmasıyla, bu alanda bir rekora imza attı.

Zirvenin teması 'ortak refah'

BRICS dönem başkanlığını yürüten Güney Afrika, son zirvenin temasını "BRICS Afrika'da: 4. Sanayi Devriminde hoşgörü ve ortak refah" olarak belirledi.

Bu tema aslında dünyada son yıllarda daha da artan gelir paylaşımındaki bozulmaya dikkatleri çekmek için belirlendi. Şüphesiz bu bozulmadan en fazla etkilenen kıta ise zaten kötü durumda olan Afrika oldu.

Gelir paylaşımındaki ve bölgesel kalkınmada yaşanan dengesizlik, ekonomilerdeki sorunların çözüme kavuşturulamaması halinde dünyayı yeni yeni krizlerin beklediğini gösteriyor.

Afrika sorunlarını BRICS'le çözecek

BRICS'in Johannesburg Zirvesi, Afrika'nın çözümsüz kalmış sorunlarının çözümü için önemli görülüyor. Zira BRICS ülkeleri bugüne kadar gerçekleştirdikleri işbirliklerinde 'kazan-kazan' yaklaşımıyla ortaklardan herkesin kazançlı çıkması prensibiyle hareket ediyorlar.

Pek çok uzman Afrika'nın başta ekonomik olmak üzere pek çok sorunu için BRICS'in yol gösterici olacağını düşünüyor.

Bu bağlamda zirvede katılan Afrikalı temsilciler, zirve sırasında Afrika'nın altyapı tesislerinin inşasını güçlendirme, ticaretin özgürlüğünü ilerletme, sanayi kapasitesini ve kıtanın küresel değer zincirindeki statüsünü yükseltme, mobil internet, büyük veri, yapay zekâ gibi teknolojilerin hızla geliştiği 4. Sanayi Devrimi'ne katılma ve birlikte gelişme arzularını defalarca yinelediler.

Rusya'dan BRICS'e ticarette ayrıcalık

10. BRICS Zirvesi kapsamında açıklamalarda bulunan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, BRICS ülkeleri arasındaki ticaret hacminin 2017 sonunda 102 milyar doları geçtiğini belirterek, "BRICS ülkeleriyle ticaret ve yatırım bağlarının güçlendirilmesi Rusya'nın önceliklerden birisidir" dedi.

Rusya'nın BRICS ülkeleri arasında yapılan ticarete önem verdiğinin altını çizen Putin, "BRICS ülkeleri arasındaki ticaret hacmi 2017 sonunda 102 milyar doları geçti. BRICS ülkeleriyle ticaret ve yatırım bağlarının güçlendirilmesi Rusya'nın önceliklerden birisidir ve bu ticareti daha da ilerletmek için elimizden geleni yapmaya kararlıyız" dedi.

BRICS İş Konseyi tarafından uygulamaya geçirilen yeni atılımları desteklerini anlatan Putin, "Elektronik ticaret, küçük ve orta büyüklükteki işletmeler ve ülkeler arasındaki ticarette bürokratik işlemlerin hafifletilmesine yönelik adımları özellikle destekliyoruz" şeklinde konuştu.

Türkiye ve BRICS'in birbirlerine ihtiyacı var

BRICS zirvesi için Güney Afrika'nın en büyük şehri Johannesburg'a giden Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin olmak üzere üye devletlerin başkanları ile ikili temaslar gerçekleştirdi/gerçekleştirecek.

Bu bağlamda BRICS zirvesi, Türkiye'ye birlik pazarında yer almak gibi yeni fırsatlar getirecek.

BRICS, ekonomik faydalarının yanı sıra Türkiye'ye yeni bir dış politika alanı da açacak. Ekonomi ve gücün doğuya kaydığı haklı yorumlarının yapıldığı bir dönemde Türkiye'nin BRICS fırsatını kaçırmaması gerekiyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zirvede yer alması bu açıdan da çok büyük bir önemde. Türkiye'nin doğu ve güneyde etkili olabilmesi için BRICS'e ihtiyacı olduğu gibi, BRICS'in de Ortadoğu ve Avrupa'ya açılabilmesi için Türkiye'ye ihtiyacı var.

BRICS nasıl kuruldu?

Dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisine sahip dört ülkesi Çin, Rusya, Hindistan, Çin ve Brezilya bir araya gelerek 2001'de BRIC'i kurdu ve kendilerini "dört büyük güç", "BRIC ekonomileri" "BRIC" ülkeleri olarak tanımladı.

2010'de Güney Afrika'yı davet ettiler ve 2011'de Güney Afrika da kısa adı BRICS olarak değiştirilen birliğin yeni üyesi oldu.

BRICS üyesi Çin, dünyanın en büyük nüfusuna, Rusya en büyük yüzölçümüne sahip ülkesi. Hindistan ise en hızlı büyüyen dünya nüfusuna sahip. 2020'de Çin'i nüfus olarak geçeceği belirtiliyor. Brezilya, Latin Amerika'nın yükselen yıldızı.

Hem yüzölçümü hem de nüfus olarak ekonomisi ile birlikte diğer Latin Amerika ülkelerinin lideri. Güney Afrika ise maden ve diğer tabii kaynakları bakımından zengin bir ülke. Afrika ülkeleri arasında hem ekonomisi hem de yönetimi ile örnek teşkil eden bir durumu var.

Kaynak: Yeni Mesaj


bozadi

#8
26 Temmuz 2018

'Erdoğan, Putin ve Ruhani'nin Tahran'da gerçekleştireceği zirve, ABD ambargolarına karşı birlikte duruşun fotoğrafı olacak'


Washington'ın Ankara'ya yönelik "İran'ı hedef alan ambargolara uyun" baskısına karşın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İran'ı "stratejik ortak" olarak tanımladığı çıkışını değerlendiren Gazeteci Yakup Aslan "Tahran'daki liderler zirvesi, ABD'nin tutumuna karşı Türkiye, Rusya ve İran'ın birlikteliğinin fotoğrafı olacak" dedi.




ABD'nin İran'a yönelik iki aşamalı olarak uygulayacağı yaptırımlarla ilgili Ankara'dan ardı ardına önemli açıklamalar geliyor. Salı günü "ABD, İngiltere veya başka bir ülkenin veya Avrupa Birliği'nin bir ülkeye yönelik yaptırım kararlarına uymak zorunda değiliz" şeklindeki açıklama yapan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan takip etti. Güney Afrika'da gerçekleşecek BRICS zirvesi için yola çıkmadan önce yaptığı açıklamasında İran'ı "stratejik ortak" olarak tanımlayan Erdoğan "İran'la ilişkileri kesmek, Türkiye'nin bağımsızlık anlayışına terstir. Üstelik kazan-kazan durumu var. Biz bunları Obama döneminde de açık ve net şekilde söyledik" ifadelerine yer verdi. Erdoğan, ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi arasındaki siyasi rekabetin Türkiye üzerinden yürümesinin doğru olmadığına işaret ederek ABD'li siyasetçileri eleştirdi, Trump'ın ise "doğru duruşunu" sürdüreceğine yönelik öngörüsünü paylaştı

ERDOĞAN'DAN İRAN'A YÖNELİK AMBARGOYA KARŞI ÇIKAN AÇIKLAMA

Erdoğan'ın sözleri, Washington'ın İran'a yönelik yaptırımlar konusunda bir süredir Ankara üzerinde artırmaya çalıştığı baskıya cevap niteliğinde olması itibariyle önemli. Zira, Erdoğan'ın "Türkiye'nin parçası olmayacağına" işaret ettiği ABD yaptırımları, iki aşamadan oluşuyor ve oldukça geniş kapsamlı. Washington'ın planına göre yaptırımların ilk paketi 6 Ağustos'ta, ikincisiyse 4 Kasım'da devreye girecek. Planın ilk aşamasında, İran hükümetinin ABD doları satın alamayacak, altın ve değerli madenlerle ticaret yapamayacak. Yaptırımların, ikinci aşaması ise İran'ın petrol, petrokimya ve petrol ürünleri ihracatını hedefliyor. Yaptırımların bu ürünlerin İran'dan satın alınmasının önüne geçmeyi hedefliyor.

Erdoğan'ın yaptığı bu açıklama İran'a yönelik yaptırımlar konusunda görüşme yapmak için Türkiye'ye gelen ABD'nin terörizmin finansmanıyla mücadeleden sorumlu Hazine Bakan Yardımcısı Marshall Billingslea'nın "Çok olumlu bir görüşme gerçekleştirdik. Herhangi bir anlaşmazlık ya da uyuşmazlık olmadı" sözleriyle de ters istikamette olması itibariyle de önemliydi.

'1 YILI BULMAYACAK BİR AMBARGO İÇİN İRAN'LA 100 YILLIK İLİŞKİLERİMİZİ BOZMAYA DEĞMEZ'

Peki Türkiye'nin İran'a yönelik yaptırımlara dâhil olmama yönündeki olası nihai kararını nasıl değerlendirmek gerekir? Konuyu, Ulusal Kanal İran Temsilcisi Yakup Aslan Sputnik'e değerlendirdi:

"İki ülke ilişkilerini yakından takip eden bir isim olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İran için ilk 'stratejik ortağımız' demiş olmasının çok önemli olduğunu söyleyebilirim. Türk devletinin en üst makamındaki ismin ağzından çıkan bu sözlerin önemi büyük. Bu açıklama, hem Türkiye-İran hem de Türkiye-ABD ilişkilerinde derin etkiler yaratacaktır; zira ortada tarihi ve anlamlı bir ifade var. Türkiye ve İran'ın ilişkileri yalnızca ticari ilişkilerle sınırlı değil. Yıllardır, yüzyıllardır birbiriyle komşu olan; hem etnik hem dini hem de kültürel olarak birbiriyle karışmış iki ülkeden bahsediyoruz. İranlılar zaten 'Türkiye'ye yönelik ziyaretlerini 'yabancı bir ülkeye ziyaret' olarak görmüyor. Bu durum rakamlara da yansıyor. Geçen yıl İran'dan Türkiye'ye 2 milyon ziyaretçi geldi. Bu yıl, şu ana kadar İran'dan Türkiye'ye giden sayısı da 800 bini geçti. Bu ziyaretleri 'turizm' olarak değil 'kardeş ziyareti' olarak görüyorlar; bu çok önemli."

Türkiye'nin İran'ın en önemli ticaret ortaklarından birisi olduğuna işaret eden Aslan "İran'ın Türkiye, Rusya ve Çin'le çok ciddi ticari ilişkileri var. Bu saydığımız ülkelerden, İran'la Türkiye'nin komşu olması ve tarihi olarak birbirine çok yakın iki ülke olmasından kaynaklı daha yakın bir ilişki önümüze çıkıyor. Önceki yıllarda iki ülke arasındaki ticaret hacmi hedefi 30 milyar dolar iken, bu rakam 50 milyar dolara çıkarıldı. Bu rakamın içinde İran'dan ciddi bir enerji alımımız da var. İranlı devlet erkânı da iş adamları da Türkiye'nin İran için 'herhangi bir ülke' olmadığı konusunda mutabık. Kısa süreli, bir yılı bile bulmayacak ambargo süreci için, 100 yıllık ilişkileri bozmaya değmez" ifadelerini kullandı.

'İRAN'DA TÜRKİYE'NİN ABD'NİN BASKILARINA BOYUN EĞMEYECEĞİ ALGISI HÂKİM'

Hem Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İran'a yönelik ambargo ile ilgili açıklamalarının İran tarafından "son derece" anlamlı bulunduğuna işaret eden Gazeteci Aslan "Her iki açıklama da burada son derece anlamlı bulunuyor. İran'da 'bazı özel şirketler ABD'nin ambargolarına boyun eğebilir ama Türk devleti İran'a uygulanacak komplike bir ambargoya kesinlikle boyun eğmez' şeklinde bir kanı var. İran, Türkiye'yi her daim yanında görmek istiyor ve Türk devletinin bu gibi bir ambargoya onay vermeyeceğine inanıyor" dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin ilki Soçi'de ikincisiyse Ankara'da gerçekleşen üçlü zirvenin üçüncüsü için Tahran'da bir araya geleceğini hatırlatan Aslan "Eğer bu ay buraya Cumhurbaşkanı Erdoğan gelirse, hem Suriye'nin geleceğinin planlanması hem de bölgenin terörle mücadelesi açısından çok önemli bir gelişme olacak. Zira İran'a yönelik ambargo söylemlerinin yükselmiş olduğu bir dönemde Tahran'da böyle bir zirvenin gerçekleşecek olması çok önemli. Böyle bir toplantının Tahran'da yapılması, ABD'nin ambargolarına karşı Rusya, İran ve Türkiye'nin birlikteliğinin fotoğrafını sunacaktır" diye konuştu.

'AMBARGO UYGULANABİLİR DEĞİL, BİR VAROLUŞ MÜCADELESİNE GİDİLİRSE İRAN HÜRMÜZ BOĞAZI'NDAN PETROL TANKERİ GEÇİŞİNE İZİN VERMEZ'

İran ve Türkiye'nin bölgesel konularda her zaman aynı fikre sahip olmamasına rağmen çok önemli ölçüde ortak paydada buluştuğuna işaret eden Aslan "Hem Suriye'nin toprak bütünlüğü konusunda hem de yakın zamanda Irak'ın kuzeyindeki bağımsızlık referandumu sürecinde Ankara ve Tahran'ın ortak iradesine tanık olduk. Bu iradeyle referandum sürecinin önü kesilmiş oldu" dedi.

İran'a uygulanması planlanan ambargonun "gerçekçi" olmadığına işaret eden Aslan "İran'a yönelik Ağustos ve Kasım'da uygulanması planlanan ambargo gerçekçi veya uygulanabilir değil. Zaten dünya petrolünün yüzde 20'si İran'ın egemenliğindeki Hürmüz Boğazı'ndan geçerken bu gibi bir ambargonun uygulanması gerçekçi veya uygulanabilir olamaz. Hürmüz Boğazı'nın yalnızca 2 kilometrelik kısmı petrol tankerlerinin geçişine uygun ve bu kısım da İran'ın kara suları ve silah menzilinin içerisinde. Bu yüzden, İran'ın her ne kadar son tercihi olsa da, olası bir varoluş mücadelesi durumunda, buradan petrol tankerlerinin çıkartılmasına izin vermemesi olası. Bu da Irak, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Katar gibi bölgedeki büyük petro ihracatçılarının hiçbirinin bölgeden petrol çıkaramayacağı anlamına geliyor. Yani dünyaya buradan yüzde 20 petrol ulaşmayacak. Bunun da küresel petrol fiyatları üzerindeki etkisini siz düşünün. Kaldı ki 1980-1988 arasındaki İran-Irak savaşları sırasında toplamda 88 tanker vuruldu. Her iki ülke karşılıklı birbirlerinin tankerini vurdu. Bunun da altını çizmekte fayda var" dedi.

'ABD İRAN'A DİŞ GEÇİREMEDİĞİ İÇİN TÜRKİYE VE BAŞKA ÜÇÜNCÜ ÜLKELERİ TEHDİT ETMEYE ÇALIŞIYOR'

ABD'nin İran'a yönelik ambargoyu uygulayabilmek için Türkiye gibi üçüncü ülkelere baskı yaptığına işaret eden Aslan "Maalesef Trump'la birlikte ABD'nin daha az agresif olduğu dönem sona erdi. ABD artık daha agresif; 'Hitlervari' ve ticari anlayışla yönetilmeye çalışılan bir ABD var. Bazıları için ABD her ne kadar dünyanın en güçlü ülkesi olsa da; Amerika, İran'a dişi geçmediği için Türkiye ve üçüncü ülkelere 'ambargoya uyun' baskısı yapıyor. Bu ne demek? ABD aslında bu adımıyla 'Bizim İran'a dişimiz geçmiyor ama sizin dişiniz geçer' demek istiyor. ABD'nin yaptığı üçüncü ülkeleri tehdit etmeye çalışmaktan ibaret" diye ekledi.

Kaynak: Sputnik


bozadi

#9
25 Temmuz 2018

Skandal haber! ABD ile birlikte Suud da işin içinde...


İngiliz Independent gazetesinin deneyimli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, bomba gibi bir iddia ortaya attı: Suriye'de El Kaide bağlantılı terör örgütü El Nusra'nın silahları bizzat ABD üslerinden gönderildi. ABD, terör örgütü PKK'nın da en büyük silah kaynağı konumda




İngiltere'de internet üzerinden yayın yapan haber sitesi Independent'in deneyimli Ortadoğu uzmanı Robert Fisk, Suriye'nin Halep kentinin doğusunda uzun süre silahlı örgütlerin elinde bulunan bir bodrum katında bulduğu füzelere ait boş kovanların izini sürdü.

Fisk, ABD üretimi olan bu füzelerin nihai kullanıcıya satış sözleşmeleriyle birlikte El Kaide bağlantılı El Nusra örgütünün eline geçtiğini kaydetti.

Fisk, Avrupa Birliği ile NATO'nun, ürettiği silahların kime, nasıl satıldığına dair soruşturma başlatması gerektiğini yazdı.

Fisk, "Suriye'deki füze kovanlarının izini ilk satıcısına kadar sürdüm, artık Batı'nın silahlarını kime sattığını açıklama zamanı geldi" başlıklı yazısında yaptığı araştırmanın detaylarına yer verdi:

• Sevgili okurlar, şu numarayı not edin: MFG BGM-71E-1B. Ve bunu da: STOCK NO 1410-01-300-0254. Ve son olarak şu kodu da: DAA A01 C-0292. Bu numaraları, geçen yıl Halep'in doğusunda bombardımanla dümdüz edilen muhaliflerin elindeki bir üste bulduğum boş kovanların üzerinde tespit ettim. En tepede de 1930'lu yıllarda namı pek de iyi olmayan Howard Hughes tarafından California'da kurulan ve 1997'de geçen yıl 23.35 milyar dolar kâr eden ABD savunma şirketi Raytheon'a satılan 'Hughes Aircraft Co' yazıyordu. Bu şirketin hissedarları arasında Bank of America ve Deutsche Bank yer alıyor. Raytheon'un Orta Doğu'da Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail, Mısır, Türkiye ve Kuveyt'te büroları var.

•  Doğu Halep'te artık bir enkaza dönüşmüş olan bodrum katındaki bu odada bununla birebir aynı onlarca boş kovan daha vardı ve bunların üzerinde de birbirini takip eden seri numaralar yer alıyordu. Bu durum, kısaca TOW olarak bilinen, tüpten fırlatılan, optik olarak izlenilen, kablo güdümlü füze olan bu silahların ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA'in Libya üzerinden bugüne kadar çok yazılıp çizilen kaçakçılık yolunu kullanarak Suriye'ye geçirdikleri arasında olmadığı anlamına geliyor. Bu numaralar, tüm bu silahların gruplar halinde ilk çıkış noktasından askeri uçak paletleri üzerinde ayrıldığını gösteriyor.

Füzeler, ABD devletine ait üsten çıktı

• Fisk, elde ettiği bulguları Hughes şirketinde çalışmış eski bir yönetici ile paylaştığını aktardı ve şöyle devam etti: "Bununla birlikte bu füze grubu, ABD devletine ait bir üsten yola çıkmış. Amatör dedektifler halihazırda yukarıda verdiğim seri numaralarının ilkinin izini sürmüş. '01', NATO'nun ABD için kullandığı stok numarası ve BGM-71E de Raytheon'un bir ürünü olduğunu gösteriyor."

• Halep'te diğer tanksavar füzelerinin kovanlarını bulmamdan iki yıl önce İdlib'te muhaliflerin BGM-71E-1B türünü kullanırken yayınlanmış videolar bulunuyor.

• DAA A01 C-0292 koduyla ilgili olarak ise araştırmalarım halen sürüyor. Eğer bunun ne olduğunu bulabilirsem, o zaman kesin bir sonuca varabilirim. Bu füzenin Hughes/Raytheon tarafından üretildiği ve tamamen yasal bir şekilde bir NATO üyesine, NATO yanlısı bir güce ya da 'dostane' bir yere satıldığı ve bu Tow füzelerini çok büyük miktarlarda satın alanların imzalamış olduğu varsayılan bir belge olan Son Kullanıcı Sertifikası'nın (EUC) bulunduğu kesin.

• Bazı havan topları Suudi Arabistan kanalıyla En Nusra'ya aktarıldı. Suudi Arabistan, bu iddiaları reddediyor.

• Neden NATO, Avrupa ve ABD'den çıktıktan sonra tüm silahları neden takip etmez? Neden bu ölümcül kargonun son kullanıcılarını açığa çıkarmazlar?  Balkanlarda görüştüğüm silah üreticileri, NATO ve ABD'nin makineli tüfek ve havan topları satın alanlardan tümüyle haberdar olduğunu kaydetti.  Peki o halde neden bu muhteşem (!) son kullanıcı sertifikalarının detayları kamuoyuna açıklanmaz? Oysa silah üreticileri hazırladıkları kataloglarda ürünleriyle övünmekten geri kalmıyor.

Kaynak: Yeni Mesaj


bozadi

#10
25 Temmuz 2018

'Rusya ve Çin, ABD'nin 'Aşil Topuğunu' buldu'


Business Insider, Amerikan tahvillerinden kurtulmaya başlayan Rusya'nın, ABD'nin 'Aşil Topuğunu' ortaya çıkardığını yazdı.




Amerikan haber sitesi Business Insider, geçen nisan-mayıs döneminde Moskova'nın devlet borcundaki Amerikan tahvillerinin payını 96 milyar dolardan 15 milyar dolara düşürdüğünü ve bu adımın ABD'deki faiz oranlarının yükselmesine yol açtığını belirtti.
Haberde, pahalı kredilerin Amerikan ekonomisinin büyümesini sınırlandırdığı için bu durumun, seçim kampanyasında ekonomiyi kalkındırma sözü veren ABD Başkanı Donal Trump'ın memnuniyetsizliğine yol açtığı kaydedildi.

Rusya'nın Amerikan değerli kağıtlarından vazgeçmek için birçok sebebi olduğu belirtilen makalede, Moskova'nın geçen nisanda uygulamaya konulan Rusya yaptırımlarından sonra sınırlayıcı önlemlerin Amerikan değerli kağıtlarını da kapsayacağı olasılığını dışlamadığı ifade edildi.

Ancak ABD için asıl büyük tehdidi Rusya'nın değil, Çin'in oluşturduğunu yazan site, Çin'in de Amerikan tahvillerinden kurtulmaya başlaması halinde sonuçların ABD ekonomisi için çok ağır olacağını belirtti.

Kaynak: Sputnik


bozadi

#11
Helal olsun Erdoğan, helal olsun AKP!

Yanlış müttefiklerle ilişkilerimizi hesaba çekip doğru müttefiklerle ilişkilerimizi geliştirmekte olduğunuz için...

bozadi

#12
02 Ağustos 2018

ABD'den Türkiye'ye bir yaptırım kararı daha


ABD yönetiminin iki Türk bakana yönelik yaptırım kararı almasından sadece saatler sonra, bir Türkiye karşıtı karar da ABD Senatosu'ndan geldi...




ABD yönetiminin iki Türk bakana yönelik yaptırım kararı almasından sadece saatler sonra, bir Türkiye karşıtı karar da ABD Senatosu'ndan geldi.

ABD Senatosu, daha önce komisyondan geçen, Rusya'dan S-400 alan Türkiye'ye karşı, F-35 savaş uçaklarında yaptırım uygulanmasına ilişkin kararı Genel Kurul'da da 87'ye karşı 10 oyla onayladı.

Senato'nun da kabul etmesinin ardından, Türkiye'ye F-35 yaptırımlarını da öngören kararın yürürlüğe girmesi için tek onay mercisi ABD Başkanı Donald Trump kaldı. Trump'ın imzalaması halinde, Türkiye'ye F-35 yaptırımı da resmileşecek.

Sputnik'in haberine göre yaptırım kararı, ABD 'nin 765 milyar dolarlık savunma politikası bütçesine dahil edilmesi nedeniyle, Trump'ın bunu veto etmesi zor görünüyor. Ancak ABD yasa yapma sisteminde, bu tip kararlar kongre onayından sonra, başkan imzası aşamasındayken de değişebiliyor.

Ancak ABD yönetiminin de tutuklu Amerikalı Rahip Andrew Brunson nedeniyle, iki Türk bakan, Süleyman Soylu ve Abdülhamit Gül'e yaptırım kararıyla birlikte, Trump'ın önüne gelen F-35 kararında yumuşamaya gitmesinin pek olası görünmediği ifade ediliyor.

Kaynak: odaTV


bozadi

#13
03 Ağustos 2018

Papazı kim buldu?



Hüseyin Vodinalı




Amerikan Emperyalizmi hem papazı, hem imamı aynı zamanlarda buldu.

Papaz yetmeyince Mekke Şerifi Hüseyin gibi imamları, sürdü.

1800'lerden beri Osmanlı'da misyoner papazlar dolaşıyordu.

Anadolu'daki Amerikan misyonerleri 1891'e kadar 10 kolej kurdular:

İstanbul'da Robert Koleji (1862), Beyrut'ta Amerikan Üniversitesi (1866),

İstanbul'da Amerikan Kız Koleji (1873), Antep'te Merkezi Türkiye Koleji (1876),

Harput'ta Fırat Koleji (1878), Maraş'ta Merkezi Türkiye Kız Koleji (1882),

Merzifon'da Anadolu Koleji (1886), Tarsus'ta Paul Enstitüsü (1888), Talas Amerikan Koleji (1889), İzmir'de Uluslararası Kolej (1891).

Amerikalıların (bugün Elazığ iline bağlı) Harput'a gelişi 1856 yılına dayanıyor. George H. Dunsman adında genç bir misyoner Harput'a gelmiş ve Hristiyanlık yayma işine başlamış. Bir yıl sonra C.H. Wheller adında bir misyoner daha gelir. Kısa zaman sonra ise O. P. Allen ile H. N. Barnum da bunlara katılır.

Amerikan Koleji'nin inşaatına Harput'un Şehroz Mahallesi'nde başlanır. Amerikan Koleji sahası 60 dönümü bulur.



Kolejde Harputlulardan başka, çevre vilayetler olan Bingöl, Arapkir, Kemaliye, Dersim, Erzincan ve Diyarbakır'dan gelen Ermeni ve Süryani öğrenciler yatılı eğitim görüyorlardı.

19 yüzyılın sonlarında Amerika'nın yanı sıra, Fransız, İngiliz, İtalyan, Alman ve Avusturya'nın okulları da vardı ama onların neredeyse tamamı İstanbul ve İzmir'deydi.

Amerika ise ayrılıkçı Ermenilerle işbirliği içinde Anadolu'nun ücra yerlerine misyonerler eliyle okullar kurmuştu. Mesela Merzifon'daki okul, 1892 Ermeni Hınçak ayaklanmasında karargah olarak kullanılmıştı.

1914 yılında Türk topraklarındaki Amerikan okullarının sayısı 426'a çıkmıştı, 17 misyoner merkezi ile 9 tane de Amerikan hastanesi vardı.

Birinci Dünya Savaşı'na girildiğinde bu okullar kapatıldı.

Atatürk döneminde ise ABD iyi ilişkiler kurmak istedi ve okulların yeniden açılmasını talep etti.

Cumhuriyet devriminin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati, baskılara göğüs gerdi ve laiklik ilkesi gereği okullara izin vermedi.

Tabii ki Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ın da tam desteğiyle bunu yaptı.

1950'de NATO'ya girilince ABD sandıktan bu misyonerlik işini yeniden çıkarttı.

BARIŞ GÖNÜLLÜLERİ

Barış Gönüllüleri önerisi John F. Kennedy'nin Ekim 1960'daki seçim kampanyası sırasında ortaya atıldı. Fikri Kennedy'nin kafasına sokan ise Jerrold Electronics Corporation'ın başkanı, ilk sahip çıkanlar da Boston College'ın öğrencileri oldu. Amaç "çirkin Amerikalı" yerine, az gelişmiş ülkelerde, "en kötü yaşam koşullarında yoksul halkın kaderini paylaşan ve ona yardım elini uzatan idealist Amerikalı" tipini yerleştirmekti.

Genç Amerikalılar yoksul halklara teknik yardım getirecekler, kendileri de dünyayı daha iyi tanıyacaklardı. Dışarıda kurdukları şirketlerde, mahalli dili ve koşulları iyi bilen personel ihtiyacı çeken büyük Amerikan şirketleri de, Barış Ordusu'ndan kendi iş çıkarları için yararlanmayı düşünüyorlardı.




Barış Gönülleri düşüncesinin kökeninde misyonerlik pratiği ve istihbaratçılık vardı.

Bunlara, Amerikan sermayesi için kullanışlı ve faydalı elemanlar bulmak hedefi de eklenmişti.

En ideal yöntem tabii ki yine eğitim alanıydı.

Türkiye'nin de içinde bulunduğu Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya Ülkelerindeki Barış Gönüllüleri'nin yaklaşık yüzde 32'si eğitim alanında faaliyet gösteriyordu. Bu 11 ülkeye 1962-1969 tarihleri arasında toplam 7441 gönüllü gönderildi. Bu ülkeler arasında, Hindistan'ın kabul ettiği 2450 gönüllüden sonra, en fazla gönüllü kabul eden ülke 1201 kişiyle Türkiye oldu.

39 kişiden oluşan ilk Barış Gönüllüleri kafilesi Eylül 1962 sonlarında ülkemize geldi.

Gönüllülerden 31'i İngilizce öğretmeni, 8'i de Mersin Bölge Müdürlüğü'nde tarım teknisyeni olarak istihdam edildi.

1963 sonlarında 105 kişilik ikinci kafilenin gelmesiyle Türkiye'ye Barış Gönüllüsü akımı hızlandı.

1965 sonrası meşhur (Kıbrıs konusunda) Johnson mektubu ile bozulan Türk ABD ilişkileri, bu gönüllülerin sorgulanmaya başlanmasına yol açtı.

Barış Gönüllüleri'nin gerçekte CIA ajanı oldukları ve misyonerlik faaliyetlerinde bulundukları gazete sütunlarını süslemeye başladı.

1966 yılının Şubat ayında yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Gönüllülerin Doğu Anadolu'dan uzaklaştırılması istendi. Çünkü hem Genelkurmay İstihbarat Dairesi, hem de Milli İstihbarat Teşkilatı, Barış Gönüllüleri'nin Doğu Anadolu'da yalnızca İngilizce öğretmenliği yapmadıklarını, etnik yönde (Kürtçülük) bir takım propagandalar yaptıkları istihbaratlarına ulaşmıştı.

1969'da Siyasal Bilgiler Fakültesi Profesörler Kurulu bunları şu ifadelerle tanımlıyordu:

"Barış gönüllüleri, ABD dünya görüşünün, siyaset ve kültürünün yayılmasına hizmet eden, ABD çıkarlarına uygun aydınlar yetiştirmeyi, Gelişen ülkelerin kalkınmasına mani olacak şekilde gelişme ve sanayileşme çabalarını engellemeyi ve ABD'nin yayılmasına ve şiddet eylemlerine hoşgörü ve haklılık kılıfları geliştirmek için kamuoyu yaratmak ve gizli faaliyetlerde bulunmayı amaçlamaktadırlar"

MİSYONERLER BAYRAĞI FETÖ'YE DEVREDİYOR

Bu Barış Gönüllüleri'nin faaliyet gösterdiği dönemde 1966'da MİT müsteşarı olan Fuat Doğu'ydu.

Fetullah Gülen'i ilk keşfeden büyük olasılıkla o dönem Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı olan Yaşar Tunagür aracılığıyla Fuat Doğu'ydu.

İşin CIA ayağında ise hâlâ Gülen'le ilişkisi süren Graham Fuller vardı. 1966'da CIA'nın İstanbul masa şefiydi. Bu kadronun Türkiye'deki esas oğlanı ise 1960-1971 arasında Ankara'da CIA'nın Ortadoğu direktörü olan Ruzi Nazar'dı.




Enver Altaylı da Nazar'ın baba dostu ve oğlu kadar yakınıydı. O da aynı tarihlerde MİT'e girmiş ve 1974'te ayrılmıştı. İkisi de Özbek kökenliydi. Komünizmle mücadelede uzmanlaşan bu iki istihbaratçının ilgi alanları ise Türki cumhuriyetler ve Türkiye'ydi.

İşte bu dönemde ABD hesabına misyonerlik ve casusluk yapan Amerikalılar yerlerini yavaş yavaş Amerikan "İslamcı"larına devretmeye başladı.

Yöntemleri ise aynıydı, eğitim kurumları yoluyla eleman devşirmek.

RAHİP FREW'DEN PAPAZ BRUNSON'A

İngiliz Ajanı papaz ve misyoner Rahip Frew, Mondros Mütarekesi'nden sonra İstanbul'a geldi ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti Başkanı Sait Molla ile temas kurdu.

Atatürk ve Kuvayi Milliye hareketine karşı isyan ve terör eylemlerini örgütledi parasal destekleri yerine ulaştırdı.

Kürt Teali Cemiyeti ile ilişkileri yürüttü.




Vahdettin, Ali Kemal ve Şeyhülislam Sabri Efendi ile iyi ilişkiler içinde bulundu.

Türklerin galibiyeti sonrası İngiltere'ye döndü ve papazlığına devam etti.

Evanjelik Rahip Andrew Craig Brunson da onun takipçisi ve güncelidir.

ABD'nin North Carolina eyaletinde doğan 50 yaşındaki Brunson, 23 yıldır Türkiye'de yaşıyor.

FETÖ ve PKK ile ilişki içinde.

15 Temmuz Darbe girişiminde Graham Fuller ile aynı ekipteler.

Ahip Frew gibi İskoç asıllı olan Fuller Gülen'in "koruyucu babası"dır.

ABD Başkan Yardımcısı Pence de Evanjelik bir Hristiyan yobazı olarak Brunson ile aynı ekiptendir.

Trump da 60 milyonluk Evanjelik İncil Kuşağı "Redneck" Amerikalının oylarıyla iktidara geldiği için bu Brunson'u önemsiyor.

Gerçi asıl dertleri Brunson'dan çok Türkiye'nin Rusya, İran ve Çin ile ilişkileridir.

Ama Türk istihbaratçı uzmanların anlatımına göre "melek yüzlü rahip" Brunson, en az Fuller kadar önemli bir ABD istihbarat kara kutusudur.




İzmir, NATO, Yunanistan, FETÖ ve PKK trafiğini yönettiği iddia edilmektedir.

PKK yöneticileri ve FETÖ Ege İmamı ile yüzlerce kez görüştüğü saptanan bir Evanjelik Papaz'dır.

Evanjelikler ise Amerikan derin devleti Neoconların önemli bir koludur.

Brunson, sapına kadar istihbaratçı, operasyonel bir adamdır.

Tarikat, Siyaset, İstihbarat üçgeninde, Graham Fuller'in adamıdır.




Kaynak: Aydınlık


bozadi

#14
03 Ağustos 2018

ABD'li düşünce kuruluşu: Türkiye İncirlik'i kapatabilir


ABD merkezli düşünce kuruluşu Bipartizan Policy Center'ın ulusal güvenlik analisti Nicholas Danforth, Türk bakanlara yaptırım getirilmesinin ardından, Türkiye'nin İncirlik Üssü'nün kapatabileceğini, Washington'ın buna hazırlıklı olması gerektiği görüşünü dile getirdi.




Bipartizan Policy Center'ın internet sitesinde yayınlanan değerlendirmeye göre, Danforth "Türkiye hükümeti yaptırımlara aynı şekilde karşılık vereceğini açıklarken ve Türk lirasının değeri düşerken ABD-Türkiye ilişkileri ve Türkiye ekonomisi çarpıcı bir krizin eşiğinde. Andrew Brunson meselesi, iki tarafın öfkesinin bir sembolü haline geldi, ne Washington'ın ne de Ankara'nın geri adım atmak istediği bir durum yarattı" ifadelerini kullandı.

'ABD'NİN YAPMASI GEREKEN...'

Danforth, ABD'nin bu noktada yapması gerekenlerle ilgili şunları ifade etti: "Bu noktada ABD hükümeti sessizce, Amerikan değerleri ve çıkarlarından taviz vermeden Bruson'ı eve getirmek için diplomatik çözüm aramaya devam etmeli. Bu çabalar başarısız olursa, oluşacak yansımaları hafifletmek için de adımlar atmalı."

Danforth'a göre, Washington, Ankara'nın Türkiye'deki İncirlik gibi askeri üslerini kapatma ihtimaline karşı hazırlıklı olmalı. Washington ayrıca Irak'tan Balkanlara bölgesel politikalarını gözden geçirmeye başlamalı, zira Türkiye ile asgari düzeyde işbirliğinin olduğu varsayımı artık cepte değil.

Kaynak: Aydınlık