Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

İsrailli Yetkililer: Türkiye Gerçek Bir NATO Üyesi Değil (01.07.2018)

Başlatan bozadi, 01 Temmuz 2018, 16:37:02

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

01 Temmuz 2018

İsrailli yetkililer: Türkiye sadece kâğıt üzerinde NATO üyesi


İsrail silahlı kuvvetleri ABD'nin Türkiye'ye F-35 teslimatını durdurmasını talep etti. Gerekçe olarak, Türkiye'nin ABD karşıtı güçlerle işbirliği yapmasını gösteren İsrail, Türkiye'nin NATO'dan çıkarılması gerektiğini söyledi.




İsrail ABD'den Türkiye'ye F-35 savaş uçaklarını satmamasını istedi. Amerika'da çıkan Breaking Defense dergisinde yer alan haberde Washington'un Ankara'ya F-35 satışını durdurması ile ilgili İsrail silahlı kuvvetleri ve savunma teşkilatının görüşlerine yer verildi. Dergiye konuşan İsrail kaynaklarının, "Türkiye sadece kâğıt üzerinde bir NATO üyesi ve şu an ABD ile değil, ABD'ye karşı olan ülkelerle işbirliği yapıyor" ifadesini kullandığı belirtildi. ABD'nin satışı durduracağından emin olduğunu, ancak hala net bir tavırlarının olmadığını söyleyen İsrailli kaynaklar, geçen hafta yapılan F35 teslimatını da anlamlandıramadıklarını belirtti.

'TÜRKİYE NATO'DAN AYRILMALI'

Dergide yer alan Arie Egozi imzalı haberde, Türkiye'nin Rusya'dan almaya karar verdiği S-400 hava savunma sistemleri hakkında bilgiler verildi, bir yandan da F-35'leri almak istediği vurgulandı. Tel Aviv'deki BESA Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde bir analizin değerlendirildiği haberde, Türkiye'nin NATO'dan ayrılması gerektiği vurgulandı.

Gerekçe olarak da, Türkiye'nin 2010 yılında Çin ile birlikte ortak tatbikat yapması, Rusya'dan silah alması, Libya'ya NATO'nun müdahale edeceği sırada, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "NATO'nun Libya'da ne işi var" demesi, Türkiye'nin IŞİD dahil çeşitli cihatçı gruplarla sistematik ve gizli bir şekilde şüphe uyandıracak destek verdiği iddiası, Türkiye'nin özgür bir ülke olmaması, ülkede adaletin yer almaması gibi iddialar sunuldu.

'TÜRKİYE BATI KARŞITI GÜÇ HALİNE GELDİ'

İsrail istihbaratının, "güçlü bir savaş makinesi olan Türkiye'nin Batı karşıtı bir güç haline geldiği" konusunda uyarılarda bulunduğu belirtilen haberde, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'nun bu nedenle Yunanistan ve "Kıbrıs" (GKRY) başkanlarıyla zirveler yaptığı kaydedildi. Bu ortaklarıyla ortak tatbikatlar yaptığına dikkat çekilen haberde Türkiye'nin özellikle Yunanistan'ı tehdit ettiği ileri sürüldü. Haberde, ABD Senatosu'nun Türkiye'ye yaptırım kararları da anlatıldı.

AMBARGO KARARI TRUMP'IN ÖNÜNDE

ABD Senatosu, Türkiye'ye ağır silah satışını yasaklayan tasarıyı 19 Haziran'da onaylamıştı. Tasarıda, Ankara'nın Rusya'dan S-400 hava savunma sistemleri almasının, ABD'nin Rusya'ya yaptırım kararı ışığında değerlendirilmesi istenmiş ve Amerikalı rahip Andrew Brunson'ın tutukluluğu silah ambargosu için gerekçe gösterilmişti. Trump'ın onayını bekleyen kararla, Patriot hava savunma sistemleri, Chinook tipi ağır nakliye helikopteri, AH-1 tipi Kobra, H-60 Black Hawk tipi helikopterleri ile F-16 uçaklarının Türkiye'ye satılması yasaklanıyor. Senato'nun kararından sona F-35'lerin Türkiye'ye teslimat töreni yapılmıştı. Ancak, uçaklar 1 yıl daha ABD'de kalacak.

Kaynak: Aydınlık


bozadi

01 Temmuz 2018

Hollandalı liderden skandal Türkiye açıklaması!


Hollanda'da koalisyon hükümetini oluşturan dört partiden biri olan Hristiyan Birliği'nin (CU) lideri Gert - Jan Segers, NATO müttefiki Türkiye'ye yönelik olası bir saldırıda durumunda, ülkesinin Ankara'ya destek vermemesini istedi.




Hollanda'da koalisyon hükümetini oluşturan dört partiden biri olan Hristiyan Birliği'nin (CU) lideri Gert - Jan Segers, NATO müttefiki Türkiye'ye yönelik olası bir saldırıda durumunda, ülkesinin Ankara'ya destek vermemesini istedi.

Hollandalı lider, Türkiye'nin izlediği politikalara yönelik daha sert tepki verilmesi gerektiğini savunarak, Avrupa Birliği'nin (AB) tam üyelik müzakerelerini durdurmasını istedi.

Hristiyan Birliği lideri Segers, ülkenin en çok satan gazetesi De Telegraaf'a verdiği demeçte, "Türkiye'yi savunmak için kendilerini sorumlu hissetmediklerini" söyledi.




Suriye'deki çatışmaların başladığı dönemde, NATO müttefiki Türkiye'yi desteklemek için Hollanda'nın Patriot füzeleri gönderildiğini anımsatan Segers'e göre, artık bölgede durum değişti.

Türkiye'nin bölgesinde saldırgan taraf haline geldiğini ve Suriye'nin kuzeyinde yürütülen Afrin harekatı ile "sınırı aştığını" savunan Segers, bu tutumu kınadığını da belirtti.

Hollandalı lider, Türkiye'ye yönelik, farklı ülkelerden olası bir saldırı durumunda, NATO'nun 5. maddesi uyarınca yeniden bir yardım talebi gelirse, buna olumsuz yanıt verilmesini istedi.

Segers, "Eğer gelecekte Türkiye, yeni bir görev kuvveti gönderilmesini isterse, buna 'hayır' demeliyiz" dedi.

NATO anlaşmasının 5. maddesine göre, herhangi bir üye ülkeye dışarıdan gelen saldırı bütün ittifaka yapılmış sayılıyor.

TÜRKİYE KÖKENLİ SEÇMENLERE 'KUTLAMA' TEPKİSİ

Rusya ile sınırı olan Türkiye ve Baltık cumhuriyetlerinin NATO içinde daha fazla destek gördüğüne işaret eden CU lideri, uzun süreli savunma anlaşmaları nedeniyle Ankara'nın ittifak dışında bırakılamayacağını vurguladı.

Segers, NATO'da Türkiye'ye yönelik "de facto B" adını verdiği faklı bir ortaklık sürdürülmesini savundu.

Hollandalı lider, Türkiye - AB üyelik müzakerelerine de son verilmesi çağrısı yaptı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın politikalarına daha sert tepki verilmesini de isteyen Segers, 24 Haziran seçimlerinden sonra Hollanda hükümetinin Ankara'yı kutlamasını da eleştirdi. CU liderine göre bu seçimle, "ülkede özgürlüğün kaybedilmesi bir adım daha yaklaştı."

Hollandalı lider, ülkesindeki Türkiye kökenli seçmenlerin Pazar gecesi yaptığı kutlamalara da tepki gösterdi.

İkinci veya üçüncü kuşak Türkiye kökenlilerin, ülkelerinin neresi olduğuna karar vermeleri gerektiğini savunan Segers'e göre, seçmenler, Hollanda'daki hukuk kuralları yerine Türkiye'deki baskıcı uygulamaları tercih etti.

Hollandalı lidere göre, bu yaşananlar uyum politikalarının işlemediğinin de bir göstergesi.

Gert - Jan Segers, Hollanda hükümetinin, "AB ile Türkiye arasında imzalanan mülteci anlaşmasının iptal edilmesi korkusu" nedeniyle Türkiye'ye karşı yeterince tepki vermekten kaçındığını da dile getirdi.

Kaynak: Aydınlık


fidelista

Zaten başımızın belası bu NATO.

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fidelista

Zaten başımızın belası bu NATO.
NATO bir "baş belası" olmanın çok ötesinde bence. Bizi ve tüm insanlığı faşist kontrolleri altına almaya çalışan global şeytani elitin silahlı gücü.

Ve NATO'nun başlıca hedeflerinden/düşmanlarından biri Rusya ve müttefikleri.

Erdoğan'ın, kendi parti tabanının bile azımsanamayacak bir kısmının güçlü bazı karşı eğilimlerine, şiddetli önyargılarına rağmen Rusya'yla ve müttefikleriyle ilişkileri giderek güçlendirmesi ve ABD ve müttefiklerine karşı almakta olduğu tavrı sürdürüyor hatta pekiştiriyor olması, sadece bizim değil, tüm dünya insanlığının geleceğini etkileyen, çok büyük öneme sahip bir gelişmedir. Atatürk Türkiyesi'ne yakışan şey budur. Ama ne yazık ki "Atatürk'ün partisi" CHP, bu konuda korkak, ahlaksız ve hatta neredeyse düşmanla "işbirlikçi" bir tutum içinde çok uzun zamandır ve CHP yönetimi CHP tabanının bu konudaki inisiyatifsizliğini de sürdürmek istiyor gibi görünüyor çünkü taban uyandıkça kendi partisinin uzun zamandır Atatürk'e etmekte olduğu ihanetin boyutuyla yüzleşmek zorunda kalacak. CHP ve TSK elbette tamamen değil ama çok ciddi bir oranda, Atatürk'ün anti-emperyalist zaferinin intikamını alan global şeytani güçlerin "karargahı" olmuştur. Halkı uyandırmaya ve direnişe geçirmeye çalışmak yerine o global şeytanlara boyun eğilmesini teşvik eden bir tutum içinde olmuştur. PKK kuklasının esas oynatıcılarının bu güçler olduğu çok iyi bilindiği halde, Türkiye, Ortadoğu ve dünya genelindeki başlıca faşist ve şeytani siyasi/askeri gelişmelerin perde arkasındaki yönetici güçlerin bunlar olduğu bilindiği halde, sözde Atatürkçü siyasi ve askeri kurumlar o şeytani güçlerin müttefiki/oyuncağı olmamızı doğal/gerekli/onurlu birşey gibi göstermeye çalışıp halkın beynini yıkamış, aldatmış ve aşağılanmalarına, sömürülmelerine, katledilmelerine imkanlar yaratmıştır.

Benim bu eleştirileri yaparkenki esas veya tek hedefim CHP/TSK ikilisi değil kesinlikle. Dinci/sağcı/muhafazakar geçinen çevreler de aynı suça büyük ölçüde iştirak etmişlerdir ama bence Atatürk Türkiyesi'nde en çok dikkat edilmesi, neşter vurulması gereken konu, "Atatürk'ün partisi ve ordusu" diye görünen kurumların "Atatürk'ten intikam alma kurumları" haline getirilmiş olması ve hala bu gerçeğin eleştirisinin, yüzleşmesinin doğru-dürüst yapılmamış olmasıdır. Ben Atatürkçü denebilecek bir aileden geliyorum ve şahsen de Atatürk'e karşı özel bir sevgi ve saygı duyuyorum. Ve bu ülkenin ilk ve belki de en önemli partisinin ve ordusunun sonradan Atatürk'ün olağanüstü zaferinin altını nasıl oyduklarının, global şeytanlarca Atatürk'ten ağır bir intikamın alınmasına nasıl hizmet ettiklerinin yeterince üzerinde durulmadığını, bu tartışmadan ve gerekli yüzleşmeden sürekli kaçıldığını gözlemliyorum.

AKP'nin siyasi popülerliğinde ve başarısında, halk genelinde CHP/TSK'ya karşı duyulan korkunun, kızgınlığın, nefretin büyük bir payı olduğu bence son derece açıktır ve bu belki tamamen değilse de, önemli ölçüde doğru, doğal, meşru bir tepkidir. Evet, sıkça tartıştığımız gibi AKP de global şeytanların planlarına gayet uygun şekilde kurulmuş ve yükselmiş bir parti ama nasıl CHP/TSK emperyalistlere karşı çok haklı, onurlu, gururlu bir zaferin sonucunda kuruldukları halde sonradan şeytani güçlerin oyuncağı haline geldilerse, AKP de tam tersine şeytanların oyuncağı denebilecek bir şekilde kurulduğu halde sonradan giderek o şeytani emperyalistlere karşı Atatürk'ün mirasına yakışır bir tavır geliştirmeye başlamıştır. Bu durumun AKP'yi "sütten çıkmış ak kaşığa" dönüştürmediği açıktır, AKP'nin şiddetle muhalefet edilmesi gereken pek çok yanlışı ve kötülüğü olduğu açıktır ama global şeytani siyasi manevralarla, böl-yönetme politikalarıyla bölünüp birbirine adeta düşman edilmiş bu milletin çeşitli kesimlerinin tekrar insanca, kardeşçe işbirliğine yönelmesi için en büyük ve belki de tek gerçek imkan, bu hallere düşmemizden en çok nemalanan global şeytani güçlere karşı uyanışa, direnişe, dayanışmaya yönelmektir. Çeşitli ciddi yanlışları, kötülükleri olan Erdoğan AKP'sinin işte bu konuda önemli, çok hayati bir doğruluğu, güzelliği vardır. Elbette henüz ideal/mükemmel bir durum yok ama yine de Suriye Savaşından beri bu konuda yaşanan gelişmeler, ülkemizin/devletimizin son onlarca yıldaki durumuyla karşılaştırılacak olursa, bence "şok edici" nitelikte olumlu sayılabilecek gelişmelerdir. İşte ben bu yüzden Muharrem İnce'nin kuşatıcı, işgal edici, tehdit edici güç olarak ABD'yi, NATO'yu değil de o şeytanlara karşı en büyük mücadeleyi sergileyen ve bu nedenle de onların düşmanı haline gelen Rusya'yı işaret etmesini ağır bir vicdansızlık, aptallık ve rezillik olarak gördüm. Çeşitli nedenlerle genel olarak AKP'ye muhalefetini destekleme eğiliminde olduğum Kılıçdaroğlu da bu konuda benzer bir tavır sergileyecek olursa, ona karşı da tutumum aynı olacaktır. Umarım aynı hatayı yapmaz. AKP'yi eleştirmesi, baskı yapması çok doğal ve gerekli ama özellikle Suriye Savaşı sürecine gelişen son global koşullar itibariyle kalkıp Rusya'yı ve müttefiklerini kötüleyip de "ABD/NATO bizim dostumuz" ninnilerini/yalanlarını sürdürürse, çok ağır bir yanlış yapmış olur bence.


bozadi

27 Haziran 2018

ABD, Hindistan'ı da S-400 alma kararından vazgeçirmeye çalışıyor


Türkiye'ye S-400 füze savunma sistemleri konusunda baskı yapmaya devam eden ABD yönetiminin, Hindistan'ı da S-400 almaktan vazgeçirmeye çalıştığı belirtildi.




The Economic Times'ın haberine göre Washington, Yeni Delhi'den S-400 yerine THAAD sistemini almasını istiyor.
Hindistan Dışişleri Bakanı Sushma Swaraj ve Hindistan Savunma Bakanı Nirmala Sitharaman'ın 6 Temmuz'da yapacağı Washington ziyaretinde ABD'li yetkililerle füze savunma sistemleri konusunu istişare edeceğini yazan The Economic Times, ABD'de Hindistan'a THAAD sistemlerini sunmakta geç kalındığı görüşünün hakim olduğunu aktardı.
Washington yönetimi, Türkiye'nin Rusya'yla yaptığı S-400 anlaşmadan vazgeçmesi için uzun süredir girişimlerde bulunuyor.
Son olarak dün ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wess Mitchell, Rusya'dan S-400 alması halinde Türkiye'ye yaptırım uygulanacağı tehdidinde bulunmuştu.

ABD'den, Hindistan'ın Rusya'dan S-400 füze savunma sistemi satın alması nedeniyle Predator tipi insansız hava araçlarının satışını durdurabileceği açıklaması gelmişti.

Kaynak: Sputnik


bozadi

01 Temmuz 2018

'Hindistan, S-400 anlaşmasını onayladı'


Hindistan'da savunma alımlarından sorumlu konseyin, ABD'nin yaptırım tehditlerine rağmen, Rusya'dan S-400 füze savunma sistemlerinin sevkiyatına yönelik anlaşmayı onayladığı aktarıldı.




Times of India'nın bir kaynağa dayandırdığı haberine göre, Hindistan'da savunma alımlarından sorumlu konsey, Rusya'dan S-400 sevkiyatına ilişkin anlaşmaya onay verdi.
Kaynak "S-400 anlaşması, şimdi netlik kazanması ve nihai onay için Maliye Bakanlığı'na ve başbakanın yönetimindeki Kabine Güvenlik Komitesi'ne gönderilecek" ifadelerini kullandı.

Hindistan Savunma Bakanı Nirmala Sitharaman, Yeni Delhi ve Moskova'nın S-400 sevkiyatına yönelik müzakerelerde sona yaklaşıldığını söylemişti.

ABD, S-400 satın alması halinde Hindistan'a yaptırım uygulamakla tehdit etmişti. Türkiye de ABD'nin benzer tehditlerine rağmen sistemlerden vazgeçmemişti.

Kaynak: Sputnik


bozadi

Rusya ve müttefiklerinin, İlüminati'nin başkenti ABD'ye karşı haklı ve onurlu mücadelesinin meyveleri bunlar. Kendi ülkemizde olup bitenleri de global düzlemdeki gelişmelerden bağımsız olarak değerlendiremeyiz. Erdoğan AKP'sinin bu konuda izlemekte olduğu ve inşallah izlemeye devam edeceği yol, bu anlamda çok özel bir öneme, değere sahip bence. Siyasi böl-yönet oyunlarıyla birbirine düşürülmüş halkımızın, milletimizin kardeşçe dayanışmaya yönelmesi için en doğal, en güzel, en büyük imkan budur. Bu durum elbette ki Erdoğan'ın veya AKP'nin eleştirilmezlik veya muhalefet edilmezlik özelliğine sahip olduğu anlamına gelmiyor ama Atatürk'ün büyük mirasına, başarısına, ilhamına yakışan bu ulusal ve uluslararası politika tutumunun desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.

bozadi

01 Temmuz 2018

ABD tehdidi: Kendine, Türkiye'ye ve herkese


Hüseyin Vodinalı




Önce bölgeye, bize ve dünyaya tehdit:

Madde 1
: ABD, İran rejimini değiştirmek için düğmeye bastı. Ekonomik ambargolarla İran ve İran ile komşu ya da iş yapan herkesi (Türkiye başta) cezalandırmaya hazırlanıyor. Kendisine karşı oluşan dünya surunda gedikler açmaya çalışıyor. Ki Hindistan ve Fransa gibi ülkelerin İran ile ticarette ayak sürümeye başladığını görüyoruz. Waşington merkezli Brookings Enstitüsü, "ABD, İran petrol vanalarını çeviriyor. Amacı rejimi çökertmek mi?" başlıklı yazısında (1), Trump yönetiminin en hızlı biçimde İran'da kargaşalık çıkarmayı hedeflediğini yazdı. Hürremşehr'den ayaklanma görüntüleri de hemen geldi. İsrail Başbakanı Netanyahu bir video yayınlayıp, İran halkını rejimi devirmeye çağırdı. Trump'ın avukatı eski New York Belediye Başkanı Rudy Guliani de (2) İranlı muhaliflerin ABD'deki toplantısında, ambargolarla İran rejimini devirmeyi amaçladıklarını açıkça söyledi. Ancak ABD'nin şu haliyle başarılı olma şansı sıfır. ABD'nin kendini yalnızlaştıran bu tavırları sayesinde doların tahtı sallantıda, dünya farklı bir ticaret/para birimi zeminine doğru hızla akıyor. 21 trilyon dolar iç ve dış borcu bulunan (3) ABD'de son skandal Pentagon'daki kayıp 21 trilyon dolar. Hayır, bu sonuncu komplo teorisi değil, rapor ABD Savunma Bakanlığı teftiş kuruluna ait (4). Ne ilginç değil mi? iki rakam da aynı. ABD'nin toplam borcu ve Pentagon'daki kayıp para miktarı aynı yani.

Madde 2: ABD, Türkiye'yi hedefine koydu. Tabii İsrail ile birlikte. Yunanistan, Rum Kesimi ve Mısır'ı da katarak. Noble Dina tatbikatı ile açıktan silah gösterdi (5). Seçimlerde açıkça Erdoğan karşıtlığı yaptı. Seçim öncesi ve gecesi iç karışıklığa da oynadı. PKK'ya yol verdi. Yeni geçilen Başkanlık rejiminden de azami faydalanmayı, ekonomik kriz ile kol bükerek yeniden federasyonun önünü açmayı planlıyor. Ancak seçim sonuçları ABD ve dostlarını mutlu etmedi. Rusya, Çin, İran ve Venezuela'nın hızlı tebriklerinden bu sonucu çıkarıyoruz. S-400 füzelerini bahane ederek silah ambargosunu da başlattı. 1974'tekine benzer bir manzara var. Ama ABD o zamanki ABD değil, 12 Eylül darbesini 15 Temmuz'da denedi olmadı. Ekonomik kriz ve tüm olumsuz koşullara rağmen Erdoğan'ın yeniden seçilmesini de engelleyemedi. Ha bir de tabii, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Başkanı ve Cumhuriyetçi Parti Mississipi Senatörü Roger Wicker'in, ABD Kongresi'ne Türkiye'nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelere karşı yaptırımlar uygulanmasını talep ettiği Ulusal Yetkilendirme Yasası (NDAA) tasarısı var (6). 2013'ten bu yana yaşanan nesnel sürece bakarsak başarı şansı sıfır.

Madde 3: Çin ve Rusya'yı asıl ve nihai hedef olarak gündemde tutuyor. Bu, zaten 2. Dünya savaşından beri değişmeyen bir gerçek. SSCB'yi hepimiz biliyoruz ama mesela 1970'lerde New York Times tarafından yayımlanan 1969 tarihli gizli Pentagon belgelerinde, Çin Halk Cumhuriyeti hakkında şunlar yazıyordu(7): "Şubat ayında Kuzey Vietnam'ı bombalamak ve Temmuz'da ilk aşama askeri çıkarmaları onaylamak, sadece ABD'nin uzun vadeli Çin'i kuşatma politikasını desteklediği sürece işe yarayacaktır". Yani Çin'i kuşatmak ABD'nin uzun vadeli stratejisi ve değişmezdir. Rusya ise SSCB sonrası istendiği gibi dağıtılamayan güçlü yapının devamı olduğu için her daim düşmandır. Ancak bugün gelinen noktada, ABD, askeri olarak Rusya, ekonomik olarak da Çin'e karşı güçlü değildir. Rusya'ya diplomatik, askeri, ekonomik yaptırımlar zarar verse de diz çöktüremez, keza Çin'e uygulanan gümrük savaşları da benzer etki yaratır. Çin'den çok ABD'ye zarar verecektir. 1969 tarihli Pentagon belgelerinde, Çin'in bugünkü Kuşak ve Yol projesinin de nasıl hedefe konduğu açıkça yazılı: "Çin, 1917'deki Almanya, 1930'lardaki Japonya, 1947'deki SSCB gibi, bizim dünyadaki etkinliğimizi engelleme ve uzak bir tarihte de olsa, tüm Asya'yı aleyhimize döndürme kapasitesine sahiptir". O zamanlar ABD'de sağlam adamlar varmış gerçekten de!

Madde 4: AB'ye boyun eğdirme baskıları da boşa gözüküyor. Almanya ve İngiltere, ABD'nin gidici olduğunu anladı ve kendi gündemlerini oluşturuyor. Bunlara İtalya, Fransa ile Macaristan ve Sırbistan'ı da ekleyin. Temel çelişki şurada ki, bir zamanlar Sovyet tehdidine karşı ABD eteklerinin altında birleştirilmeye çalışılan Avrupa, artık Atlantik'teki abisinden kurtulma sancıları çekiyor. Tabii bu öyle kolayca olacak bir şey değil ama oluyor işte. NATO eliyle AB'yi kontrol altına almaya çalışan ABD, bunu başaramazsa AB içinde çatlaklarla idare edecek. Zaman zaman başarılı da olacak. AB'deki Amerikan sermayesi ve etkisi az değil. Alman gazeteci Udo Ulfkotte'nin kitabını İngilizce bastırtmayacak kadar güçlüdür. Frankfurter Allgemeine Zeitung Editörü Ulfkotte, Avrupa'da 'sükse yapmış' gazetecilerin çoğunluğunun CIA bordrosunda olduğunu örnekleriyle yazmıştı. (8) Udo Ulfkotte, Türk basınına da verdiği röportajlarda bir NATO ülkesi olarak Türkiye'de de durumun farklı olmadığını söylemişti. Alman gazeteci 2017 Ocak ayında evinde ölü bulundu. Ulfkotte şüpheli biçimde öldü ama artık herkes kimin kim olduğunu da biliyor. Neticede artık herkes kendi yolunu çiziyor.

Şimdi de ABD (ve Rusya'nın) içindeki tehdit:

Madde 1
: Trump'ın üzerinde sallanan Damokles kılıcı. Reagan (1975 – 1978) döneminde ABD Hazine Müsteşar Yardımcılığı görevinde bulunan ekonomist Dr. Paul Craig Roberts, muhalif çizgisiyle ABD'de alternatif medyada en çok okunan ilk 10 yazar arasında gösteriliyor. Roberts, son yazısında (9) Trump ve Putin'in Helsinki'de yapılacak görüşmelerini ele almış. Craig Roberts, "2 Süpergüç, gerçekte bu ülkeleri kim kontrol ediyor" başlıklı yazısında, Trump'ın İsrail lobisi nezdinde kendini güvene almasının yeterli olmadığını, İsrail lobisinden de büyük Askeri/Güvenlik kompleksi denen derin devletin hedefinde olduğunu öne sürüyor. Trump'ı Kuzey Kore ve Rusya'ya taviz vermekle suçlamaktan asla vaz geçmeyen bu lobi, trilyonlarca doları içeren varlık nedenini Rusya ve Çin tehditlerine bağlıyor. 1976'da devlet hizmetindeyken New York Times ve Washington Post'un bu derin devlete göbeğinden bağlı olduğunu öğrendiğini belirten yazar, iki gazetenin de Trump – Putin görüşmesini, "Kremlin'in karşısında diz çökme" başlığıyla verdiğini (Kowtowing to the Kremlin) saptıyor. Roberts, New York Times'in Trump'ı ulusal güvenliğe bir tehdit ilan ettiğini hatırlatıyor. John F. Kennedy'nin de zamanında, CIA'yı, Küba'yı işgal, SSCB'ye nükleer saldırı ve Northwood's Operasyonu(*) projesi konusunda dinlemediği için öldürüldüğünü hatırlatıyor. Trump'ın da bugün benzer bir tehdit altında olduğunu vurguluyor.

Craig Roberts, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in de Rusya'daki Batı sermayesine eğilen liberal kesim karşısında tehdit altında olduğunu, bu kesimin temsilcisinin de neoliberal görüşleriyle tanınan Başbakanı Medvedev olduğunu belirtiyor. Yeltsin dönemi zengini Oligarkları temsilen Medvedev liderliğindeki Atlantikçi Rus elitinin ABD yaptırımlarına boyun eğme ve paracıklarını koruma önceliğinde olduğunu vurgulayan Roberts, Putin'in kendi yönetimindeki 5. Kol ekibince devrilme tehdidi altında bulunduğunu yazıyor.

Putin – Trump görüşmesinde iki ülkenin Suriye'den asker ve silah çekme planlarının gündeme geleceği belirtiliyor. Ayrıca, Kırım ve Ukrayna gibi sorunlu alanların pazarlık masasına yatırılacağı da söyleniyor.

2008'deki üçüncü küresel kriz sonrası dünya yine bir tehlikenin eşiğinde, ancak bu kez papaz pilav yemeyecek inşallah.

Kaynakça:

https://www.globalresearch.ca/us-sanctions-against-iran-aimed-at-regime-change/5645991

https://www.theguardian.com/us-news/2018/jun/30/rudy-giuliani-mek-iran-paris-rally

https://www.washingtonexaminer.com/news/national-debt-hits-21-trillion

https://www.globalresearch.ca/how-21-trillion-in-u-s-tax-money-disappeared-full-scope-audit-of-the-pentagon/5638534

https://www.aydinlik.com.tr/noble-dina-tatbikati-abilerin-intikami-dunya-haziran-2018

http://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ata-atun/2653699-abdnin-yeni-turkiye-planlari-yolda

https://www.globalresearch.ca/americas-national-defense-strategy-u-s-defense-secretary-mattis-hawks-weapons-and-hegemony/5645949

http://www.adimlardergisi.com/udo-ulfkotte-abd-cikarlari-icin-yazan-satilmis-turk-gazeteciler-var/

https://www.paulcraigroberts.org/2018/06/30/the-two-superpowers-who-really-controls-the-two-countries/

(*) Northwood's Operasyonu: 1960'ların başında Amerikan genelkurmayının ABD'de sahte saldırılar düzenleyerek binlerce Amerikalı'nın ölmesine yol açacak Küba'yı işgal planı. Saldırılar Kübalılar tarafından yapılmış gibi gösterilip Küba'nın işgaline zemin hazırlanacaktı. Dönemin Başkanı J. F. Kennedy'ye savunma bakanı Mc Namara aracılığıyla sunulmuş ancak Kennedy tarafından reddedilmişti. Küba'da kullanılmayan Northwood's Operasyonu'nun, 9/11 saldırılarına ilham vermiş olduğu söylenegelmiştir. (https://abcnews.go.com/US/story?id=92662&page=1)

Kaynak: Aydınlık


bozadi

29 Haziran 2018

Noble Dina tatbikatı 'Abilerin intikamı'


Adını Tevrat'taki intikam hikayesinden alan ve ABD, İsrail, Yunanistan ile Kıbrıs Rum Kesimi'nce Doğu Akdeniz'de düzenlenen 'Noble Dina' tatbikatlarında düşman tarifi, Türkiye'yi işaret ediyor




Akdeniz'de namlularını Türkiye'ye çeviren İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin Savunma Bakanları askeri işbirliğini derinleştirme kararı aldı. Kıbrıs Rum Kesimi'nin Lakarna bölgesinde konuşan İsrail Savunma Bakanı Avgidor Liberman, üçlü zirveye, gelecek yıl ülkesinin ev sahipliği yapacağını duyurarak, "Bölgesel tehditlere karşı birlikte olmamız çok daha iyi" dedi. Kıbrıs Rum Kesimi Savunma Bakanı Savvas Angelides de Türkiye'yi doğrudan hedef almadıklarını iddia ederek bölgede devam eden gaz arama çalışmalarının güvenliği için biraraya geldiklerini savundu. Türkiye karşıtı bakanlar zirvesinde öne çıkan mesajların 'Noble Dina 2018' tatbikatından sonra gelmesi dikkat çekti. Kıbrıs Rum Kesimi'nin Haravgi gazetesi tatbikatta Girit'teki NATO merkezi ve İsrail limanlarının kullandığını duyurdu.

TÜRKİYE İLE SAVAŞ SENARYOSU

ABD, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi'nin, tatbikat hakkında detaylı bilgi paylaşmamasına rağmen Akdeniz'deki hareketliliğin Türkiye'yi hedef aldığı daha önce basına sızmıştı. 2012 yılındaki Noble Dina tatbikatını ele alan Yunan Ta Nea gazetesi; bunun Türkiye'ye örtülü bir uyarı mahiyetinde olduğunu dile getirmişti. Aynı yıl, CHP Milletvekili Ali Rıza Öztürk, Kürecik'teki Amerikan radarından alınan bilgilerin tabikatta bulunan Aegis füzesavar gemilerine verildiğini kaydederek Meclis'e soru önergesi vermişti. Benzer şekilde her yıl yapılan tatbikatların Türkiye'yi hedefe koyduğunu gizlemeyen Defencenet.gr sitesi Noble Dina'nın Meis adası çevresinde yapılacağını vurgulamış ve savaş senaryosundaki düşman hava kuvvetlerinin Türk Silahlı Kuvvetleri'ne benzediğini saklamamıştı.

FIRSAT BİLDİLER

ABD ve İsrail'in 2010 yılında başladığı Noble Dina tatbikatlarına Yunanistan 2011'de katıldı. Daha önce Türkiye, Amerika ve İsrail arasında Mermaid adıyla düzenlenen arama kurtarma tabikatı Türkiye'nin İsrail ile askeri işbirliğini sonlandırmasının ardından son bul du. İlk kez geçen yıl Kıbrıs Rum Kesimi'nin katıldığı Noble Dina tatbikatları Mermaid'den farklı olarak doğrudan hava ve denizdeki sıcak çatışma senaryolarına dayanıyor. Türkiye'ye karşı düşmanca eylemlerini saklamayan ülkelerin Suriye'deki durumu kullanmaları ise bölgede istikrarın ne kadar önemli olduğunu kanıtlar nitelikte. 2017'de İsrail Donanma Sözcüsü Assaf Boneh, tatbikatla ilgili "Suriye'deki durum bölgeyi birçok donanma için ilginç bir hale getirdi. Burada güvenli liman arayan birçok ülkeye denk gelebilirsiniz. Bu durum bize Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve ABD ile işbirliği olanağını genişletme fırsatı veriyor" diye konuşmuştu.



Yunanistan Savunma Bakanlığı'nın basına servis ettiği fotoğraflarda katılımcı askerlerin kilise ziyaretleri dikkat çekiyor

Kaynak: Aydınlık


gerçek tosun paşa

Bozadi çok güzel nokta atışı paylaşımlar yapmışsın. S400 gibisin vallahi :)

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Bozadi çok güzel nokta atışı paylaşımlar yapmışsın. S400 gibisin vallahi :)
Yorumun içn teşekkür ederim gtp! :)

Bu arada, Türker Ertürk ve Erol Mütercimler gibi bazı yazarlara göre ABD'nin yapacağı baskılar nedeniyle Türkiye (AKP) Rusya'dan S-400 almaktan vazgeçecek (hatta vazgeçmeli!). Daha önce AKP'nin bazı yöneticileri, AKP'nin S-400 konusunda yan çizebileceğini ima eden açıklamalar yapmışlardı ama çok şükür son zamanlarda Erdoğan ve Çavuşoğlu başta olmak üzere yetkililer bu konuda geri adım atılmayacağını vurguluyorlar. Füzelerin teslim vakti yaklaştıkça malum güçler sopa ve rüşvet yollarını en uç noktaya kadar zorlayarak AKP'yi bu konuda çok zor bir duruma düşürebilirler gibi geliyor bana. Ve yine örneğin Suriye'de veya başka bir bölgede Rusya'yı Türkiye'yi/AKP'yi kızdıracak birşey yapmaya zorlayabilirler (Kırım'ın ilhak edilmesi örneğinde olduğu gibi) ve böylece AKP "Rusya bize yanlış yaptı, biz de S-400'den vazgeçiyoruz" diyebilir. Hatta s400'lerin sadece teslimi öncesi değil, teslimi sonrasında da bu tür gelişmeler beklemek gerek.

bozadi

24 Temmuz 2018

ABD Kongresi uzlaştı: Türkiye'ye F-35 teslimatı geçici olarak durduruluyor


ABD Kongresi'nin iki kanadı Senato ve Temsilciler Meclisi, Türkiye'ye verilmesi planlanan F-35 savaş uçaklarının teslimatının geçici olarak durdurulmasında uzlaştı.




F-35 savaş uçağının önden görüntüsü


BBC Türkçe'nin haberine göre ABD'de Senato ve Temsilciler Meclisi, 716 milyar dolarlık 2019 savunma harcamaları tasarısının nihai hali üzerinde anlaşma sağladı.

Tasarıda, Türkiye'ye F-35 yeni nesil savaş uçağı teslimatının geçici olarak durdurulması da yer alıyor.

Uzlaşma metnine göre, tasarının kabul edilmesinden sonraki 90 gün içerisinde ABD Savunma Bakanlığı'nın Türkiye-ABD ilişkilerinin durumuna yönelik bir raporu Kongre'ye sunması gerekiyor.

Bu raporda, Savunma Bakanlığı'nın Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın almasının askeri ilişkilere etkisi ve F-35 yeni nesil savaş uçağı programından çıkarılmasının ABD sanayisi için yaratacağı sonuçların değerlendirilmesi bekleniyor.

ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, geçen haftalarda Kongre'ye yazdığı mektupta F-35 teslimatının durdurulması yönünde bir adım atılmaması gerektiğini söylemişti.

Mattis, her ne kadar 'otoriter bir yönetime doğru kaydığına ve bunun insan hakları ve hukukun üstünlüğüne etkilerine dair Kongre'nin kaygılarını paylaşıyor olsalar da' Türkiye'nin F-35 projesinden çıkarılmasının tedarik zincirinde sıkıntı yaratacağını ifade etmişti.

Tasarının Temsilciler Meclisi'nde kabul edilen versiyonunda Savunma Bakanlığı'nın raporu gelene kadar teslimatın geçici olarak durdurulması yer alırken, Senato'dan eklenen değişiklik maddesindeyse Türkiye'nin projeden tamamen çıkarılması öngörülüyordu.

Kaynak: Diken


bozadi

Çok şükür devletimizin ABD derin devletiyle ilişkileri giderek bozuluyor.