Osho hakkında bir belgesel

Başlatan bozadi, 29 Mayıs 2018, 21:00:42

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Netflix'in Osho hakkında yaptığı ve Mart 2018'den itibaren yayınlanan altı bölümlük bir belgesele (Wild Wild Country / Vahşi Kırlar) dair Cüneyt Özdemir'in yaptığı bir yorum:




Belgesel internette çeşitli kaynaklarda Türkçe dublajlı olarak bulunabiliyor. Henüz izlemedim ama K forumda 2010\'da Osho hakkında açılan bir başlıkta yapılan tartışmalara bakılırsa, Laura ve ekibi Osho\'nun psikopatik eğilimler sergilediğini düşünüyor.

Müsait bir vaktimde söz konusu belgeseli izleyeceğim. Aslında çok popüler çeşitli dizilerine rağmen Netflix şirketinin ne ölçüde güvenilir olduğundan emin değilim.

K forumdaki başlıkta (https://cassiopaea.org/forum/threads/osho-a-psychopathic-cult-leader.16796/) paylaşılan iddiaları da müsait bir vakitte inceleyip belgeselde paylaşılanlardan farklı birşey olup olmadığını anlamaya çalışacağım ve dikkatimi çeken hususları burada paylaşmaya çalışacağım.


bigsenfoni

Belgeseli bir kac ay önce facebookta duymustum ama izlemedim.Belgesele yapilan elestirilere karsi oshotürk adli youtube kanali cevap videosu hazirlamis...





DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#2
Osho yapilan elestirilere karsi kendi agzindan cevabi...

DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#3
Kendime zorba ve buda diyorum(kendimi zorba ve buda olarak görüyorum).Zorba ve budayi bütün hayatim boyunca birlestirmek icin ugrastirdim...


DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

fidelista

#4
Netflix teki bu belgeseli izlemiştim 2 ay önce.Taraflı gibi geldi.Osho bir yandan en derin gerçekleri nalına mihına yüreklice söylerken bir taraftan özel uçağı rollce royceler filan insanın kafası karışıyor.Vardıgım son fikir,herkesle dalgasını geçmiştir, özellikle spritüellerle.

Astre

#5
Netflix üyeliğiniz yoksa aşağıda bulunan linkten belgeseli izleyebilirsiniz.

https://anon.to/4VC8vA
 

bigsenfoni

#6
Link icin tesekkürler astre :)
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

gerçek tosun paşa

#7
Ben netflix hakkında bir yorum yapacağım. Şahsen Netflix'in bir dezanformasyon yayımını yaygınlaştırıcı bir hareket olarak KH propaganda malzemesi olduğuna inanıyorum. Özellikle orijinal yapımlarında çok enteresan mesajlar veren diziler var.


bigsenfoni

#9
Link icin tesekkürler fidelista. :) Röportajdaki sahsin sadece dogrulari konustuguna inanmiyorum.Yok kiz arkadasimi sey etti ,yok igne basip köle gibi calistirdi,yok sex ve orgazmdan bahsetti,herkezi zehirledi,yok kim kime dum duma ...Sen neymissin be Osho! adamin öleli 30 sene olmus, yazilan kitaplar, röportajlar,felsefeler,videolar...vs. ne oldugu belli,birileri bir dügmeye basiyor,basliyorlar b..k atmaya.

Osho'nun kitaplarini okumadan ve söylesilerini dinlemeden, onun hakkinda anlatilan bilgileri/fikirleri/yorumlari dikkate alarak karar vermemenizi tavsiye ederim.

Kimse mükemmel degildir.




DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#10
07 Haziran 2018

Kadın müritleriyle sabahın dördünde "özel" görüşmeler


Hugh Milne, seks gurusu olarak ün salan Hintli tarikat lideri Bhagwan Shree Rajneesh'in en eski müritlerinden biri. Milne, BBC İskoçya radyosuna verdiği röportajda o tarikatın sırlarını açığa çıkardı...




Hugh Milne, seks gurusu olarak ün salan Hintli tarikat lideri Bhagwan Shree Rajneesh'in en eski müritlerinden biri.

Ancak Milne, BBC İskoçya radyosuna verdiği röportajda sevgi ve saygıya dayalı aydınlanmış bir cemaat hayalinin nasıl yerle bir olduğunu çarpıcı örneklerle anlattı.

Rajneesh'in tarikatını Hindistan'daki aşramdan ABD'nin orta yerine taşıyarak binlerce müridiyle devasa bir komün kurmasını anlatan "Wild Wild Country" adlı belgesel, yakınlarda İnternette film ve dizi izleme sitesi Netflix'te yayınlandığında izleyicilerin büyük ilgisini toplamıştı.


Hugh Milne aşramda herkesin cinsel açıdan özgür olduğunu söylüyor



Belgesel, beş yıllık bir süre içinde tarikatın karıştığı hukuki davalar, yerel halkla yaşanan gerginlikler, cinayete teşebbüs, seçimlere hile karıştırma, silah kaçakçılığı, hatta ABD tarihinin en büyük biyolojik terör saldırılarından biri olarak görülen toplu zehirleme vakası gibi pek çok olayı belgelere ve tanıklara dayandırarak işlemişti.

BBC Tükçe'nin haberine göre, Edinburghlu Hugh Milne, radyo mülakatında ömrünün on yılını kendisine ilham verdiğini söylediği tarikatta ve Bhagwan Rajneesh'in çok yakın çevresiyle geçirdiğini anlattı.

Ancak Bhagwan, bu süre boyunca Milne'in kız arkadaşıyla yatmaktan ya da onu ağır işçilik yapmak üzere tarlalara göndermekten geri durmamış.



Müritleri, Bhagwan Shree Rajneesh'e büyük bir bağlılık duyuyorlardı.



Uzun yıllar Bhagwan'ın koruması olarak hizmet veren Milne'in başlıca görevlerinden biri müritlerinin kendisine dokunmasını engellemekmiş.

Hugh Milne mülakatta Bhagwan'ın, müritlerinin kendisine dokunmasına izin vermeme fikrinden rahatsız oluyormuş gibi davrandığını ama gerçekte, insanların kendisine dokunmasını ya da ayaklarını öpmesini iğrenç bulduğuna dikkat çekti.

"20 MÜRİTTEN 20 BİNE"

Bhagwan tarikatının üye sayısı, Hugh'un da bulunduğu yıllarda 20 müritten 20 bine dayanıyor.

Hugh Milne "Bu 20 bin kişi, öyle sadece dergi satın almıyordu" diyor.

"Bu insanlar, evlerini, ailelerini terk etmişlerdi, sahip oldukları her şeyden vazgeçmişlerdi ve haftada 60 ila 80 saat, tek kuruş almadan çalışıp yatakhanelerde konaklıyorlardı. İşte ona bu derecede bağlıydılar."

Müritlerinin bağlılığı bir yana lükse düşkünlüğüyle bilinen Bhagwan'ın bir ara 90 adet Rolls Royce arabası olduğu tahmin ediliyor.



Hugh komünden ayrılana dek Bhagwan'ın yakın çevresindeydi



Şimdi 70 yaşında olan Hugh Milne de alternatif inançları olan bir aileden geliyor.

İskoçya'daki tek doğal doğum merkezinin bulunduğu Lanark'ta dünyaya gelen Milne'in büyükbabası, hidroterapi gibi doğal yöntemleri savunan Kingston Kliniği'nin kurucusu.

Osteopat olarak eğitim alan Hugh, 1973'te 25 yaşındayken kasetlerden dinlediği Bhagwan Rajneesh'in öğretisini yakından görmek üzere Hindistan'a gidiyor.



Hugh, Bhagwan hakkında "Ne harika, düşünceli, sevgi dolu bir varlık" diye düşündüğünü söylüyor.



"Böyle fevkalade biriyle tanışmanın varlığınız üzerinde olağanüstü etkisi oluyor. Ne harika, düşünceli, sevgi dolu bir varlık diye düşündüm" diyen Hugh Milne, onun dizinin dibinden ayrılmayıp bir şeyler öğrenmeyi arzuladığını anlatıyor.



Hugh şimdi 70 yaşında ve California'da yaşıyor.



Sonraki yıllarda Bhagwan hakkında "Başarısız olan Tanrı" adlı bir de kitap yazan Hugh, onu dini anlamda bir Tanrı olarak görmediğini söylüyor.

"Onu son derece gelişmiş algı ve anlayış açısından olağanüstü hediyelerle donatılmış bir insan olarak düşünüyordum" diyor.

Milne, 1990'da ölümünden önceki yıllarda Osho adını benimseyen Bhagwan'ı, "insanların kendisinden beklediği şekli alan bir bukalemun" olarak tanımlıyor.



Bhagwan ve sayısız Rolls Royce'larından biri



Hugh, Bhagwan ile bire bir görüşmelerini "bir hayli zihin açıcı" bulsa da başta Hindistan'da yaşamakta zorlandığını saklamıyor.

Zira Bhagwan ilk 18 ay içinde Hugh'ün kız arkadaşıyla yatmaya başlıyor ve onu da Hindistan'ın en sıcak yerlerinden birinde uzak bir çiftliğe çalışmaya yolluyor.

Hugh, Bhagwan'a boşuna "Seks Gurusu" denmediğini, zira yaptığı konuşmalarda devamlı seks ve orgazmdan bahsettiğini ve kadın müritleriyle yattığının da gayet bilinen bir gerçek olduğunu söylüyor.

O zamanlar 40'lı yaşlarında olan Bhagwan, kadın müritleriyle sabahın dördünde darşan adı verilen "özel" görüşmeler yapıyor, örneğin.



Sannyasinler Rajneesh'in Oregon'a taşınmadan önce aracının geçişini izliyor



Hugh, kız arkadaşını kıskandığını ve kendisini aşramdan tarlalara göndermelerine başta kızdığını ama bunun sonunda iyi bir amaca hizmet ettiğine kendisini inandırdığını söylüyor.

1973'te farklı bir anlayışın hakim olduğunu, herkesin cinsel açıdan özgür olduğunu, pek az kişinin tek eşli olduğunu anlatıyor.

Hugh Milne, geri döndüğnde önce Bagwan'ın sekreterinin, daha sonra da kendisinin koruması olarak görevlendiriliyor.



Hugh Bhagwan'ın yakın çevresindeydi



Tarikatta Hugh gibi hayli yükselen isimlerden bir diğeri, Netflix belgeselinde geniş yer bulan Ma Anand Sheela.

Sheela, aslen Hindistanlı olsa da ABD'nin New Jersey eyaletinde koleje gidip bir Amerikalıyla evleniyor, Bhagwan ile çalışmak için geri dönüyor.



Burada 50 kişilik samuray koruma ekibi antrenman yaparken görülüyor



Hugh, Hindistan'dayken Sheela ile kuvvetli bir ilişki yaşadıklarını ancak kocasının Bhagwan'dan talebi üzerine bu ilişkinin sona erdiğini ve sonrasında Sheela'nın davranışlarının da hızla değiştiğini söylüyor.

Hızla genel sekreterliğe yükselen Sheela, aynı zamanda tarikatın ABD'nin Oregon eyaletine göç etmesi ardındaki itici güç olarak öne çıkıyor.

Bhagwan Rajneesh önce müritlerine yepyeni bir yaşam alanı kurmak istediğini anlatarak Hindistan'da tartışmalara yol açıyor.



Hugh Oregon komününün bir hata olduğuna inanıyor.



Ardından Sheela 1981'de Sannyasin diye anılan tarikat üyelerinin yaşaması için Oregon'da dev bir çiftliği, Big Muddy Ranch'i satın alıyor.

Oregon'a gitmelerinin korkunç bir hata olduğunu söyleyen Hugh, en başından beri yerel hukuk kurallarının hiçe sayıldığını savunuyor.

Hugh, Sheela ve bir grup destekçisinin "planlarını uygulamak için her şeyi göze aldıklarına" dikkat çekiyor.



Sheela ve Bhagwan, Rolls Roycelardan birinin önünde



Buna Antelope kasabasındaki halkı bezdirmek, gözdağı vermek, eyalet yetkililerini öldürmeye yönelik planlar yapmak dahil.

En dikkat çeken vakalardan biri ise seçimler sırasında yaşanıyor. Müritler, yerel bar ve restoranlardaki gıdalara Salmonella bakterisi zerkederek 750'den fazla insanın zehirlenmesine neden oluyor.

Bhagwan'ın müritleri o dönemde haksız yere suçlandıklarını ve yetkililerce hedef alındıklarını savunsalar da Hugh, asıl kendilerinin başa bela olduklarını ve hukuku görmezden geldiklerinin altını çiziyor.

Hugh Milne, 1982'de komüne olan inancını kaybetmeye başlıyor.



Sheela, 1980'de Pune'de



"Artık sevgi, saygı ve meditasyondan eser kalmamıştı" diyen Hugh, haftada 80 ila 100 saat çalışan müritlerin, yorgunluktan darmadağın olduklarını söylüyor.

Osteopat olarak çalıştığı Sağlık Merkezi'nde Sheela'nın kendisine verdiği bir talimat ise Hugh'un deyimiyle "insanlık dışı."

"Onlara iğne yapıp yeniden çalışmaya yollamamı istedi" diyor, Hugh.



Pune'deki aşramda meditasyon sırasında



Bir başka olayda da kanodan nehre düşen arkadaşını aramasına izin verilmemiş ve işine bakması emredilmiş.

"Artık birer 'canavar' olmaya başladık diye düşündüm ve neden hala burada olduğunu sordum kendime" diyor Hugh.

Hugh Milne, Oregon'u 1982 Kasım ayında terk ediyor ve kendi ayakları üzerinde durana dek altı hafta bir akıl hastanesinde yatmak zorunda kalıyor.

Bir süre Avrupa'da osteopatlık yapan Hugh Milne, 1985'ten beri California'da yaşıyor.

Hugh Milne, belgesele konu olan olayların çoğunun kendisi ayrıldıktan sonra yaşandığını ama Sheela'nın yaptıklarının boyutunu kendisinin dahi bilmediğini söylüyor.

Peki Bhagwan, Sheela ve destekçilerinin yaptıklarından haberdar mıydı?

Hugh Milne, "Bildiğine hiç bir şüphem yok" diye yanıtlıyor bu soruyu.

Kaynak: OdaTV


bozadi

#11
25 Kasım 2016

(Biyoterör Suçlusu) OSHO Üzerine


Youtube videolarına bakarken gördüm; kendisinin Mehdi olduğunu düşünen birinin geçen seneki yılbaşı eğlencesi: karşısına kedicik dediği kadınları almış, göbek atıyor

Esas bir başka sevgi pıtırcığı, "bilge kişi" var ki... Tüm kitapçılarda rafları dolduran, herkese sözüm ona "insanlığı öğreten" zat: OSHO. "Ego bir buzdağıdır. Onu erit. Onu derin sevginin içinde erit, böylelikle o kaybolsun ve sen okyanusun parçası haline gel"

Haydi el ele tutuşalım, birbirimize ve evrene sevgimizi akıtalım... dermişim :)

Hem adı da çok... eksantrik. Sanki derin felsefeler içeren gizemli... (olsun diye mi öyle seçmişler?) Türkçe okunuşu: O-ŞO. Bilge kişi olarak tanıtılan onun bir biyoterör suçlusu olduğunu biliyor muydunuz?

http://en.wikipedia.org/wiki/Rajneesh

Felsefe Prof.uymuş, 1960'larda Hindistan'ı konuşmalar yaparak gezmiş (aynısını 1930'larda gerçek bir bilge kişi olan ve taklit ettiği Krishnamurti yapmıştı https://en.wikipedia.org/wiki/Jiddu_Krishnamurti) Kendisine Mehdilik sıfatı yapıştırıldığında bunu şiddetle reddeden Krishnamurti gibi davranmayıp bu ayrıcalıklı konumunun keyfini çıkarmış

Dişçisinden aldığı nitrik oksit gazı etkisinde (Krishnamurti'ninkilerle biraz fazlaca örtüştüğü iddia edilen) kitaplarını dikte ettirmiş. Sekse hayli serbest yaklaşım içinde olmasıyla çok eleştirilmiş (Toplu seks partileri nedeniyle Hindistan'da "Seks gurusu", ABD'de "Rolls-Royce gurusu" olarak bilinirmiş. Bu partilerden birinde epeyce sadist yaklaşımlar içinde olup hatta kadının birinin kolunu kırmış olması nedeniyle mahkeme kayıtları var)

Hakkında çok suçlama var en son, 1985'te komşu eyalet Dalles'te eyalet seçimlerini etkilemek üzere biyolojik silah kullanmaktan hüküm giymiş. (Komşu eyalette bir restoranın salata barında Salmonella kullanınca ABD'nin teyit edilmiş ilk kimyasal veya biyolojik silah saldırısı olmuş.) O salata barı yüzünden insanlar (751 kişi) zehirlenmiş ve (45'i) hastanelik olmuş (neyse ki ölen yok). Böylece Oregon komünü çökmüş, müritleri "Dinsiz bir din" denen ("Rajneeshism") kitaplarını yakmış, o da dini lider olduğunu inkâr etmiş

"Hayır o yapmamıştır, iftiradır" diyen olursa; güzel de o zaman avukatları neden anlaşmaya gitmiş, diye sorulabilir. Hem de hangi koşullarda... Ayrıca mahkemedeki ses kayıtlarının dökümünde Hitler'e ve insanlık dışı çeşitli yöntemlerine övgüleri ayrıca şaşkınlık verici

Avukatları yetkili mercilerle görüşmüş ve tecil olunan 10 yıl mahkûmiyet kararı, 5 yıl gözaltı, $400,000 para cezası için anlaşmış Ayrıca ABD Adalet Bakanının izni olmadan ülkeye 5 yıl süresince bir daha girmemeyi taahhüt etmiş (21 ülke ise kendisini engellemiş, almamış)

Ve kaç yıl sonra bugün bu adamın "iyi insan olmak üzere" kitapları (sırf bizde değil, Avrupa'da, ABD'de de) kitapçılarda raflarda

Ve tabii tweet'lerde. Özlü sözler olarak... :)

Türkçe sayfasında bahsi yok ama İngilizce Wikipedia sayfalarında suçlamalar için onlarca kaynak var:

https://en.wikipedia.org/wiki/1984_Rajneeshee_bioterror_attack
https://en.wikipedia.org/wiki/Rajneesh

Kişisel gelişimle ilgili şu adamın bahsi geçtikçe sinir oluyordum, bu kez ertelemedim, yazdım

"Sevgi, varoluşu kutsamak için en derin arzudur"muş ve bunu bir biyoterör suçlusu olan o diyor :)

Geçiniz :)

Kaynak: Talisman_Ist


bozadi

#12
Osho'nun derin egosuyla ilgili o kadar çok ve bariz işaret var ki, bunları görmezden gelmek mümkün değil. Seks ve lüks düşkünlüğünden daha ciddi sorunlar var. "Siyasi/askeri" egemenlik elde etmek için başka insanların sağlıklarıyla, hayatlarıyla oynanması söz konusu. Bu tarikat bildiğimiz "mafyatik/faşist/şeytani" teşebbüslerde bulunmuş. Bu şeytani faaliyetlerin başında Anand Sheela adlı kadının olması Osho'yu masum kılmıyor, özellikle de Osho'nun gayet güçlü olduğu açıkça görülen egosu göz önünde bulundurulduğunda. Tanışmalarından itibaren çok kısa bir süre içinde Osho'nun sağ kolu haline gelen Sheela o kadar çok ve o kadar sürekli biçimde karanlık işler çevirmiş ki Osho adına, Osho'nun bunlardan haberdar olmadığını ve bunları onaylamadığını düşünmek "çok büyük saflık" olur, en hafif deyişle.

OdaTV'nin üstteki haberinde de ifade edildiği gibi, tarikatin kendi mensuplarına yapılan ciddi sömürüler ve hatta işkenceler söz konusu. Oregon'daki komünde yer almış, tarikate gönülden bağlanmış ama sonradan bu rüyadan çok acı şekillerde uyanmış kişiler tarafından yazılan kitaplar var o komünde yaşanan kötülüklere dair.

Osho'yu sevmiş, takip etmiş kişilerin bazıları (örneğin daha önce linkini verdiğim, K forumdaki tartışmacılardan bazıları), Osho'nun belirli bir süreçte daha BH eğilimli olduğu halde, belirli bir aşamadan sonra ciddi bir sapma gösterdiği yorumunda bulunuyorlar, ki bana da bu açıklamalar nispeten isabetli geliyor.

Osho'nun çeşitli kitap ve konuşmalarında paylaştığı görüşlerden olumlu yönde etkilenen çok kişi var belli ki. Ve elbette bu güzel birşey ama şunu da belirtmek gerekir ki, Osho'nun paylaştığı tüm görüşler tamamen kendisine ait olmayabilir: Felsefe doktoru adam. Çokça kitap okuduğu iyi biliniyor ve okuduklarının bazılarını kendi görüşleri gibi paylaştığına dair çok sayıda iddia var üstteki Talisman_Ist adlı internet yorumcusunun işaret ettiği gibi. Bu çok önemli bir mesele değil aslında. Felsefi görüşler evrensel nitelikli sayılır, kimsenin tekelinde değil ama etkilendiği yazarlara yeterince referansta bulunduğundan şüphe duyuyorum, çünkü o yönde çok eleştiri var.

Bir de, Osho'nun nitrik (azot) oksit denen ve normalde sağlık amacıyla sınırlı kullanımından faydalanılabilecek bir maddeyi "suistimal" derecesinde aşırı kullandığına dair güçlü tanıklıklar, gözlemler, iddialar var. ABD hapishanelerinde zehirlenmesi sonucu meydana geldiği iddia edilen bazı sağlık sorunlarının (saç seyrelmesi, diş dökülmesi vs) aslında azot oksit suistimalinin bilinen sonuçları olduğu söyleniyor.

Osho'nun önemli, erdemli, takdir edilecek yönleri olduğundan şüphe etmiyorum ama egosal yönde ciddi sapmaları da olduğu açık ve ne yazık ki özellikle Oregon'a taşınma süreci sonrası bu egosal sapmalar siyasi hırsların da etkisiyle oldukça KH nitelikli suçlara dönüşmüş gibi görünüyor. Ama meselenin sadece ABD'de başladığını sanmıyorum. ABD planlarından önce Hindistan'da kurduğu aşramda veya dini/eğitim kurumunda da KH/ego nitelikli oldukça ciddi işaretler taşıyan pek çok skandallar söz konusu olmuş. Üyelerden istenen fahiş fiyatlar, vergi kaçırma, fiziksel ve cinsel suistimaller vs.

Yani Osho en başından beri gayet güçlü bir egoya ve KH sapmalarına sahip zaten. Ama tamamen KH odaklı olduğunu söylemek zor. KH ve BH'nin ilginç bir karışımı söz konusu ve üzücü olan şey şu ki, Osho'nun BH ile KH arasındaki bu dansında BH'ye daha fazla odaklanıp onu yolu olarak benimsediğini söylemek pek mümkün görünmüyor. BH yönünde önemli bir potansiyele sahipmiş belli ki ve o potansiyeli bir miktar kullanmış, buna dair çeşitli felsefi paylaşımlarda bulunmuş ama BH'ye açık ve net bir adanma içinde olmadığı çok belli oluyor. BH potansiyeli ve buna dair paylaşımları sayesinde elde ettiği popülerliği daha çok egosunu tatmin etme yönünde kullanmış gibi görünüyor bana.

fidelista

#13
Osho konusu yıllardır merak ettiğim bir konuydu,bir yandan derin felsefesi diğer yandan lüks tutkusu karanlık işleri vs şimdi daha netleşti, netflix belgeselini Bozadi özetlemiş ve sonuçta egoya yenilmiş bir varlık olduğu ortaya çıkıyor,bu durum egonunun ne kadar güçlü ve altedilmesi zor bir yanımız olduğunu göstermesi açısından önemli, bu durum metafizik arayış içinde olanların önünde çok zorlu bir sınav,dindar yada spritüel geçinen çok sayıda insanın ahlaki zayıflığını da açıklıyor.

bigsenfoni

#14
Belgeselin Eksik Belgeleri!

Wild Wild Country adlı belgeselin ardından Türkiye'de koparılan fırtınanın bana düşündürdüğü bazı şeyler var.

Öncelikle bana kalırsa belgeselin içeriğiyle ona verilen tepkileri ayrı değerlendirmek gerekir ve ben bunu diğer yazıda eleştireceğim. şimdi biraz belgeselin kendisi hakkında konuşmak daha iyi olacak.



Belgeseli yapanlar 25 yaşında falan genç insanlar. ne meditasyon yapmışlıkları var ne de OSHO'nun Hindistan'daki meditasyon beldesine gitmişlikleri var. Belgeselde bashedilen olaylar olurken hayatta bile değildiler. Ellerine verilen videolardan bir derleme yapmış ve orada yaşayan binlerce yaşayan kişiden toplamda sadece 7-8 kişinin anılarına başvurmuşlar hepsi bu. Olayların akışını kendi istedikleri gibi kurgulamış ve aktarmışlar.

ABD'de yaşanan beş yılın içersindeki sadece adli vakaların dökümünü yapmışlar. Elbette ilginç olan kısım o 5 yıl ve binlerce insanın yaşadıkları arasında. Bu tabi ki dışarıdan bakan için böyledir.

Ortada adli bir vaka var elbette ve belgeselde daha çok işin bu adli yönüne odaklanılmış. Oysa Komün'de binlerce insan vardı ve yaşanan şeyler adli vakaların çok ötesindeydi.



Buna karşı da tamamen kabul etmediğimiz ve onaylamadığımız 10-15 kişi Sheela önderliğinde bir tür deliliğin pençesine düşerek saçma sapan şeyler yapmış. Bu işledikleri suçların bedelini ödemek üzere hukuk önünde hesap vermiş.

Ve bu kadar olağanüstü şartlar altında bile OSHO sadece uydurma bir suç isnat edilerek ülke dışına çıkmaya zorlanmış. Komünün tümü FBI tarafından kontrol altında olmasına ve tüm delillerin toplanmış olmasına rağmen OSHO'ya sadece uydurulmuş ve hiç yasal dayanağı olmayan bir suç yüklenmiştir. O suçlar da tazminat ödemek suretiyle kaldırılmıştır. Yasal sınırlar insanlık dışı bir şekilde hükümet görevlileri tarafından amaçlarına alet edilerek OSHO ABD'nin bir şehrinden diğer şehrine iki haftadan uzun bir sürede şehir şehir dolaştırılarak götürülmüştür. O yaştaki ve sağlık problemleri olan bir insanın hiçbir hakkına riayet edilmemiştir. Sonuçta OSHO sağlık koşulları elvermediği ve ABD hükümeti insanlık dışı koşullarda mahkumiyetinin dava süresince sürdüreceğini belirtilmesi yüzünden bu son derece saçma ve sıradan suçlamaları kabul etmiştir serbest kalmak için.



Sonuç olarak ortada bazı suçlar vardır ve hüküm giyenler suçlu olanlardır. Suçlarının cezalarını çekmişlerdir. Bu 35 yıl önce olmuş bitmiş bir olaydır. OSHO ve ceza alanlar hariç tüm insanlar suçlanmasına rağmen ve kötülenmesine rağmen ortada Sheela ve etrafındaki kişilerin işlemiş oldukları adli vakalar vardır ve hükmü verilmiş ve sonlanmıştır. Konu 35 yıl önce kapanmıştır. Ve tüm bu bilgiler ve hatta çok ama çok daha fazlası ABD ve tüm dünya medyasında aylarca tartışılmıştır. Bilinmeyen hiçbir şey yoktur. Aynı şey için tüm OSHO seven insanlar Allah bilir kaçıncı kez yargılanmaktadır.

Dikkat ederseniz belgeselde hakikatlerin belirli kısımları sadece gösterilirken, onbinlerce insanın fikirleri ve duyguları, es geçilmiştir. Bu kişiler arasında OSHO'nun kendisi de vardır. Her şeyin merkezinde gösterilmeye çalışılan OSHO'nun bu konular üzerine çekilmiş onlarca saat videosu ve konuşmaları yok sayılmış ve sözlerine yer verilmemiştir.

Sadece OSHO'yu savunan avukatının görüşleri verilmiştir. Bu bile aslında belgeselin adil olmaktan çok, bir mahkeme gibi yargı makamı gibi hareket ettiğini gösteriyor. Düşünün OSHO dahil onbinlerce insan vicdanen suçlanıp yargılanıyor ama sadece avukata söz veriliyor. Demek ki OSHO sadece savunmada bırakılmak isteniyor. Suçlulara saatlerce yer verilirken suçlanan kişiye ve ona kalbini açmış insanlara herhangi bir söz hakkı yok! Tam ABD adaleti. Suçlulara ve saldırganlara söz hakkı verirken masumlar karalanıp suçlanıyor.

Belgeselin yapımcıları gazeteci ya da dışarıdan anlamak üzere yönelen bir göz gibi bakmaktansa, bir yargıç gibi davranmış! Çünkü sonuçta beş yıllık süreçte yaşanmış pek çok şeyden altı saati bize hakikat olarak sunuluyor. 5 yıl ve on binlerce insandan bize gösterilen sadece birkaç kişilik ve saatlik kurgu!

Bu belgeselin esas amacı çoktan yargısı tamamlanmış bir vakayı yeniden yargılayarak insanların vicdanında kötüleyip cezalandırmak. Aksi halde biraz daha objektif olmak mümkün olabilirdi. Düşünmek lazım 10.000 kişi bir yanda ve diğer yanda 45 kişi var. Ve sen oransal olarak hesaplandığında (sadece avukatı OSHO tarafında olarak düşünürsek) 1/10.000 bir tarafın sözlerine yer veriyorsun.

Belgeselde Sheela ve diğer kişiye neredeyse saatlerce söz hakkı veriyorsun ve onların komünde yaşayan ve onlara zarar vermiş olduğu insanlara mikrofon uzatmıyorsun. Bu durumda izleyici doğal olarak OSHO ve Sheela aynı şey gibi algılıyor. Oysa komündeki Sheela çetesi dışındaki insanların neredeyse istisnasız hepsi Sheela'dan ve şükerasından Antelope'lular ya da medyadan olayı izleyen ABD halkı kadar tiksiniyor...

Ama bunlar kimin umurunda? Kötü bir örneği alıp hepsi böyle demek ırkçı ve şoven tavrına kapılmak ve insanları ötekileştirmek daha kolay değil mi? Kötüleri öne çıkartırsın ve hepsi zaten böyle dersin... duyunca korkacağı şeylerle insanları korkutup bunlar böyle dersin ve tamamdır insanlar senin mesajını yutmuştur. Artık bu hap onları istediğin gibi uyutacaktır!

Diğer taraftan, Antelope'luların neredeyse onda birine belgeselin yarı süresince söz veriyor bu "çocuklar". Aynı oranda Komündeki insanlara söz verilse bin saat konuşturman gerekir! Bin saat Sheela'dan ve yaptıklarından memnun olmayan ama buna rağmen orada aşk ve muhabbetle yaşayıp maddi manevi zenginlik yaratan insanları dinlese bir izleyici ve sonra Sheela'nın ve Antelope'luların beş saat boyunca anlattıklarını dinleseler daha gerçekçi bir sonuca varabilirlerdi oysa... Ya da beş saat otuz dokuz dakika komündekileri dinlesek ve son yirmi bir dakikada falan da Anteloplularla Sheela çetesini dinlesek de olurdu. Kimse binlerce saat belgesel izlemez.



Ama bu olmadığı gibi bir de tüm ABD halkına karşı sadece komündeki birkaç bin insan var. Ve sen ABD hükümetinin objektif olma kaygısı gütmeyen ve tamamen ırkçı, şoven, korku ve nefret dolu yöneticilerinin linç etme çabalarına yer veriyorsun.

Belgeselin yapımcıları sadece yaptıkları seçimlerle bile sonucun ne olacağını tamamen belirlemiş oluyorlar.



Ayrıca çok ama çok daha enteresan olan kısım OSHO ABD'den gönderildikten sonra gerçekleşiyor! tam 21 "medeni" Avrupa ülkesi OSHO'nun uçağının inip yakıt almasına bile izin vermiyor! Bu nasıl bir komplodur ki aynı anda 21 ülke birden tek suçu konuşmak olan ve tek yaptığı insanlara hitap etmek olan bir adamdan korkuyor! yakıt alma ve pilotun dinlenme süresinde ülkelerinin tüm vatandaşlarının "beynini" yıkayacağından korkuyor olmalılar!



OSHO'NUN KISA SÜRE KALABİLDİĞİ GİRİT GÜNLERİNDEN BİR FOTOĞRAF

Bu başlı başına en ilginç olaydır. Ama belgeselde sanki bu hiç olmuyor ve OSHO doğrudan Hindistan'a dönüyor gibi gösteriyor. Bu belgeselci çocuklar da çok masummuş hakikaten!FBI ve CIA'nin yediği haltları hiç anlatmamayı başarıyorlar. Ama zaten ABD sütten çıkmış ak kaşıktır ve böyle kaka şeyleri yapsa yapsa kötü ve "sakallı" adamlar yapar. Onların sevdikleri sakal değil "badem bıyıklı" sanırım...

Sadece CIA'nin kime düşmen olduğunu ve kimi koruduğunu anlasanız yeter de artar. Ama sevgili medyamızın "objektif" kalemşörleri kimden beseleniyorsa ona hizmet edecek kafa karışıklığı yaratabilecek kadar mahir ve yetenekli, bin bir kere maşallah. Tam da istedikleri sonuca kolayca erişiyorlar... Ne de olsa "tarikat" dediğin tu kaka bir şeydir. Hatta ortada hiç tarikat olmasa da bu çok işe yarar. Herkes korkudan altına etmiyo mu tarikat deyince. Tarikat de gitsin.

Bu beklenmeyen bir şey midir? Asla! Tam da olması gereken eydir bu. Çünkü bir düşünecek olursak hakikati aktaran her ustanın başına benzer problemler gelmiştir. Işık sadece ona kapılanları kendine çeker ve bu her zaman ve her koşulda hakikate dayanabilecek olanlarla sınırlı değildir.



Bir düşünecek olursak İSA'nın havarisi Yahuda onu birkaç kuruşa ele vermiş ve satmıştır o zamanın FBI'ı olan Roma askerlerine. Ve Hristiyanlar İSA'nın bunu bilmesine rağmen kaderinin bu olması nedeniyle buna engel olmadığını söylerler. Bunun ardında bir hikmet olmalı. (eğer derdiniz hikmet edinmek ise)

Ustalar için hayat amaç değil araçtır. Onlar kendileri de dahil herhangi bir şeyin daha iyi ya da kötü olmasına aldırmazlar. Onlardan sonra binlerce yıl onların yaşadıkları konuşulur ve yine de anlaşılamaz. İnsanlığın tümü hiçbir zaman bir usta karşısında hemfikir olamaz.

OSHO için de aynı şey geçerlidir. Onun Sheela'nın karakterini ve neler yapacağını anlamadığını şahsen sanmıyorum. Ama bu OSHO bunları ona yaptırdı anlamına gelmiyor elbette. Bana kalırsa Sheela da OSHO'nun bizlere vermek istediği mesajın parçasıdır.

Sheela'nın yaptıklarına bakarak OSHO'yu önemseyen bir insan olarak benim anladığım şey aşkın ve sevdanın insanı nasıl kendinden aldığını ve kendisi de dahil her şeye nasıl zarar verir hale getirebileceğinin örneğidir.

Ayrıca, aydınlanmadan önce kim olursan ol egonun, nefsinin insanın en büyük düşmanı olduğunun somut ve elle tutulur kanıtıdır Sheela. Herkesi ve her şeyi, tüm dünyayı bile karşısına alabilir kişi egosuna kapılırsa. Ve ben OSHO'yu önemseyen bir insan olarak bunu net bir biçimde Sheela ve olanlar sonucunda görüyorum.

Elbette OSHO'ya gönlünü vermemiş bir insan bu nüansları algılayamaz. Eğer bir Müslüman ya da Hristiyan egosuna sahipse kişi Sheela'yı da OSHO'yu da aynı şeyin parçası görüp toptan şeytan gibi algılayacaktır.



BUNLAR MÜSLÜMAN MI YANİ??? DAHA DOĞRUSU MÜSLüMANLAR BU MU?



Tıpkı İSA'yı Yahudilerin şeytan gibi gördükleri, Hristiyanların Müslümanları şeytanlaştırıp ötekileştirdikleri gibi... Bugün gidin bir fanatik Hristiyan'a ya da hatta sokaktaki Hristiyan'a DEAŞ'ı Müslümanların temsilcisi zanneder. Ve DEAŞ'a bakıp Müslümanlar kafa kesiyor diyecektir.

Bundan mustarip olan sevgili Müslüman kardeşlerim kolaylıkla Sheela'ya bakıp OSHO'cular şöyledir böyledir diyor. Ortada ne bir din ne de bir tarikat var ama sanki tarikat var ve herkes körü körüne OSHO'ya tapınıyor zannedecektir.

Ayrıca Hz. Muhammed hakkında yapılmış olan hiçbir filim ya da belgeseli beğenmemektedirler. Yanlı ya da eksik bulmaktadırlar. Hatta hakaret olarak kabul etmektedirler. Bunu anlamak benim için çok kolay. Çünkü böyle bir belgeselin ardındaki aklın, yapma amacının saf olmamasının nelere mal olduğunu doğrudan yaşayabiliyorum. Ama aynı şeyden mustarip olanların neden kolayca böyle bir konuda hüküm verebildiğini anlamakta güçlük çekiyorum..

Bunlar sadece insanların yeterince bilinç sahibi olmadan şu ya da bu inancı körlemesine kimlik haline getirmedinden kaynaklanmaktadır.



Ve olayların şöyle ya da böyle algılanmasına sebep olan yalan haberleri yaratan ve onları bin kat daha yalan ekleyerek yayanlar esas şeytanlardır.

Ben sağlam bir Müslümanın OSHO'nun dediği herhangi bir şeyin özüne itiraz edeceğine inanmıyorum. Zira hakikat bir okyanus ise onu nereden tattığını bir önemi yoktur. Ve hakikat şu ya da bu dinin ya da felsefenin tahakkümünde değildir. Herkes Allah'ın yarattığıdır. Buna isteyen doğa da diyebilir, varoluş da diyebilir... Ama hepimiz aynı kaynaktan geliyoruz sonuçta ve ne yaparsak yapalım O'nun hükmü geçerlidir.

Kimse kimseyi yargılamakta haklı değildir. OSHO'ya bugün taş atanlar yarın kafalarına kaya düşeceğini bilmelidir. OSHO'nun kafalarına kaya fırlatacağından falan değil tabi ki. Hayat denen bu verimli toprak sen ona neyin tohumunu ekersen onun bin katını verecektir, ondan.

Sevgini ve kalbini verecek olursan bin katını alacaksın. Ve nefret tohumları ekenler nefretle çevreleneceklerdir.

Ben şahsen OSHO'yu anladıkça Hz. Muhammed'e de tüm evliyalara da, Hristiyanlığa da, Yahudiliğe de daha büyük saygı duymaya başladım ve onları anlayabiliyorum.

Darısı sizlerin başına...

Amrit Sangeet

Kaynak:http://www.oshoturk.com/blog/belgeselin-eksik-belgeleri/

https://www.youtube.com/watch?list=PLDXPnw-ADJRo0i-DcXKodzeChDDbD-SKu&time_continue=1129&v=o8kaAg4n5nQ
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.