Erdoğan: İstanbul'a ihanet ettik, ben de bundan sorumluyum (21.10.17)

Başlatan bozadi, 21 Ekim 2017, 23:27:57

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

21 Ekim 2017

Erdoğan: İstanbul'a ihanet ettik, ben de bundan sorumluyum


Erdoğan "Biz bu şehrin kıymetini bilmedik. Biz bu şehire ihanet ettik. Hala da ediyoruz. Ben de bundan sorumluyum" dedi.




Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası Şehir ve STK zirvesinde konuştu. Konuşmasında İstanbul'a dair itiraflarda bulunan Erdoğan, yerel yönetimlere de mesaj verdi.

"Şehir sadece mekan değil, insanın hayata kendine ve etrafındaki tüm varlıklara dair taassumunun tecessüm etmiş halidir" diyen Erdoğan, "Bizim fikir dünyamızda medeniyet şehirdir, bizim için şehir de Medine'dir. Batı medeniyetine baktığımızda ise kurucu şehir misyonunu Atina ve Roma'nın üstlendiğini görürüz" ifadelerini kullandı.

"İHANET ETTİK"

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında şunları kaydetti:

"Kadim şehirlerin en önemli güzelliği, ana karakterlerini kaybetmeden yeniyi bünyelerinde eritmesi, özlerinden katarak yeniden yoğurmasıdır. İstanbul bu açıdan gerçekten müstesna bir şehirdir. Ama biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hala da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum. Bizim evlerimiz genişlese de gönüllerimiz daralıyor. Binalarımız yükseldikçe ufkumuz kararıyor.

"İSTANBUL'UN KIYMETİNİ BİLEMEDİK"

"Medine'de çarşı ile cami medrese ile pazar yeri ölümle hayat bir bütündür. Şehrin merkezini mabetler oluşturur. Ulu caminin etrafını ise hanlar hamamlar bulunur. İslam şehirlerinde ihtişam ile sadelik, dünya ile ahiret iç içedir ve bir aradadır. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya her an ölecekmiş gibi uhraya... İşte gerçek bu.

İstanbul müstesna bir şehirdir ama biz kıymetini bilemedik. İstanbul'da tüm ihtişamıyla batı Roma'nın Bizans'ın izlerini görürken Medine'nin manevi değerine de şahitlik edersiniz. Dikey mimariden bahsetmiyorum ama...

"İSTANBUL'DA ÇOCUKLUĞUMU ARIYORUM"

Ben İstanbul'da çocukluğumu arıyorum. Turgut Cansever hocamız, 'ecdad tüm ruhunu taşa ve ahşaba nakşetmiş' derdi.

Estetikten incelikten medeniyet değerlerimizden yoksun ve tek düze mimari anlayışın giderek yaygınlaşmasından üzüntü duyuyorum. Benzer taş yığınlarının olduğu bir şehir... Maalesef maddi kaygılar hassasiyetlerin önüne geçiyor. Şehirlerimiz giderek milyonlarca insanın hep birlikte yalnız olduğu yerler haline geldi. Ne yazık ki böyle bir şehir atmosferinde hoşgörü de azalıyor.

"MİLLETİN BİZDEN BEKLENTİSİNİN FARKINDAYIZ"

Türkiye'de belediyeler iktidar olmanın ve iktidarda kalmanın kilididir. Yerel yönetim eğer bu yanıyla güçlü değilse hiçbir partinin iktidarda kalma şansı yok. 2019 yılındaki seçimlerin anahtarı Mart ayındaki seçimdir. Milletin bizden beklentisinin farkındayız. Kardeşlerim belediyelerde yönetimi devraldığımız ilk dönemde vatandaşlarımızın beklentisi alt yapı ile ilgili sorunların çözülmesiydi. Vatandaşımız yazın suların akmasını kışın temiz hava solumak istiyordu. İstanbul'da bazı medya grupları maske dağıtıyordu. Şimdi bu sorunların hepsini aştık. Şimdi bütün mesele gerçek anlamda bir Medine olma yoludur. Medeniyet yarışında yola çıkmaktır. Habitat zirvesinde sonuç bildirgesinde, dünyadaki en temiz şehirlerinden bir tanesi dediler. Tabi onlar 2 sene öncesini görmediler.

Alt yapı sorunların aştık, insanlarımızın beklentileri de değişmeye başladı. İnsanımız şimdi iyi ve kötü gününde yanında olunmasını bekliyor. Medine'deki belediyecilik anlayışı varya, kapıyı kilitlememek... Kimsenin hırsız içeri girer diye endişesi yoktu. Biz zekata muhtaç olanların olmadığı bir toplumu inşaa etmemiz lazım. Dünyanın değişik yerlerinde bunun olmadığı bir yeri inşaa etmemiz lazım. Vatandaşların taleplerini anlamak zorundayız. Bu hakikati ıskaladığınız anda geriye gidiş de başlamış demektir.

"TÜRKİYE YENİ BİR DÖNEME GİRİYOR"

Bugün STK'lar 60 ülkeden buradalar. Tarih boyunca gücümüzü dayanışmamızı STK'lardan aldık. Türkiye belediye hizmetlerinden dış politikaya kadar yeni bir döneme giriyor. Bu süreçte STK'ların çok önemli gücü olacaktır.

Kaynak: odatv


bozadi

Erdoğan'ın özeleştiri konusunda gösterdiği bu şaşırtıcı ilerlemeleri takdirle karşılıyorum. Vicdani gelişimle ilgili değerli göstergeler bence.

Her ne kadar Meral Akşener'in önümüzdeki seçimde ve seçimlerde milliyetçi/muhafazakar oyların önemli bir kısmını alarak AKP'yi ve Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığını ciddi şekilde zora sokacağı ihtimali ciddi görünse de, ben ne yazık ki Akşener'in de tek başına yeterince güvenilir bir siyasi odak veya güç olacağından ciddi şüphe duyuyorum. Partisinin esaslarıyla ilgili açıklamalarda NATO'ya (ve genel olarak egemen batılı güçlere) itaat anlamına gelen beyanlarda bulunduğuna dair çeşitli haberler ve eleştiriler yayınlandı. Ayrıntılı incelememiş olsam da bu konuda doğru dürüst bir itiraz veya karşı açıklama geldiğini de duymadım. Kısacası, malesef Akşener Türkiye'de şu anda yükselen belki de en önemli değerin, Batının medeniyet altında dayattığı karanlıklara direnç ve karşıkoyuş ve bu yönde işbirlikleri geliştirme olduğunu anlayamamış, görememiş sanki. Ve bu beni biraz "düşündürüyor" da doğrusu. Hem "gerçek milliyetçilik" söylemiyle oya talip olacaksın, hem de NATO'ya (ve temsil ettiklerine) selam duracağını şimdiden ilan edeceksin. Yıllarca MHP bu konuda en eleştirilebilir merkezdi ama ben Bahçeli'nin Erdoğan'a ABD karşıtı çıkışlarında verdiği destekten memnuniyet duyduğumu söylemeyelim.

Erdoğan AKP'sinin karanlık yönleri ne kadar çok ve derin olursa olsun (diğer belli başlı partiler de masumiyete çok yakın değil), dünyanın en büyük karanlığına karşı şaşırtıcı ve giderek de somutlaşan ve ciddileşen tavrı bence bu ülkeyi ve halkı gerçekten onurlu ve geniş tabanlı dayanışmacı bir yörüngeye sokabilecek en önemli imkandır. Erdoğan diğer pek çok konuda ne kadar suçlu olursa olsun, bu konudaki haklılığı onu çok ama çok özel ve değerli kılıyor bence. Diğer siyasi parti yöneticilerinin bu konuda aynı cesareti gösterebileceklerinden son derece şüpheliyim. Bu konuda Erdoğan'ı takdir etmeleri ve desteklemeleri gerekiyor bence. Çünkü eğer Erdoğan bu konuda samimiyse veya giderek daha samimi oluyorsa, ki bence oluyor, o zaman bu bizi kısır siyasi tartışmalarımızdan ve körlemesine iç düşmanlıklarımızdan kurtaracak yol değil mi zaten?! Erdoğan bu paha biçilmez doğrultuda desteklenmeyi fazlasıyla hak ediyor.

bozadi

6 Ekim 2017

Erdoğan ezberi bozdu


 


Türkiye'de din sorunu yoktur.

Türkiye'de itikat sorunu yoktur.

Türkiye'de Selefi/Vehhabi sorunu vardır.

Ne yazık ki...

"Bizim Mahalle" akademisyenleri, gazetecileri -kaba bir materyalizmle- teoloji konusuna hep uzak durdu. Oysa, insan bilinci toplumsal bir üründür. Bu sebeple din'in ideolojik ve sembolik "dilini" kavramak şarttır...

"Karşı Mahalle" ise, düşünsel duygusallığı bir türlü aşamıyor; hurafeyi gerçek sanıyor.

Öyle ki:

Sünnilik ile Selefilik farkının ayırdında değiller. (İçinde Matüridilik olan Sünniliğin, Selefilik ile yan yana durması imkansızdır. Ama. Konumuz gereği meselenin dini değil politik yönünü ele alacağız...)

18'inci yüzyıl son çeyreğinden itibaren Sünnilik içinde -siyasi ve itikadi- derin ayrışma yaşandı. Muaviye'nin Emevi devletini diriltmeyi rehber edinen Suudiler, Sünniliği tasfiye ederek -kafasına göre uydurdukları- Selefiliği "kimlik" edindi.

Osmanlı, Sünnilik dışında gördüğü bu Emevi takipçilerine "Vehhabi" adını verdi.

Osmanlı'nın çöküşüyle Vehhabi hareketi salt Suud Krallığı'nın "ideolojik çimentosu" olmadı.  Bu başarı siyasal-mezhepsel yeni bir "görüşün" doğmasına neden oldu.

Öyle ya... Sünni Osmanlı ölmüştü.

Suudiler eliyle Selefi/ Vehhabilik "İslami kurtuluş" algısıyla Müslümanların fikri hayatına sokuldu. Afgani'den Abduh'a bu düşünceyi entelektüel alana sokanların İngiliz emperyalizminin gölgesinde yaşamaları bu büyük stratejinin ardında kimlerin olduğunu açıklıyor! (Türkiye'de çok konuştuğumuz eğitim-öğrenim yoluyla köklü dönüştürme Muhammet Abduh'tan Gülen ve Erdoğan'a uzanan bir anlayıştır! Neyse...)

Sünnilerin zihin dünyası 20'nci yüzyıl itibarıyla hızla Selefi/Vehhabilik ile dolduruldu.

Selefi/Vehhabi çizgisi, İslam'ı ideolojik araç haline getirip siyasal düşünceden günlük hayata dair tek belirleyici oldu!

Sünnilik sadece ibadet alanıyla sınırlandırıldı...

Hele...

NAKŞİBENDİ SAVRULUŞ

Yıl, 1979.

İran Devrimi, İslam dünyasında köklü siyasal dönüşüme sebep oldu. Anti-emperyalist Şii politik tavrın karşına, "Sünnilik" yalanı altında ABD-İsrail destekli Selefi/Vehhabilik hareketi çıkarıldı.

İslam coğrafyasında "devrim" sempatisinin önünü kesmek için, Afganistan'da Kızıl Ordu'ya karşı savaşan "özgürlük savaşçısı" Taliban rüzgarı estirilmeye başlandı.

Türkiye gibi ülkelerde İran Devrimi'ne sempati duyanlar yok edildi; diğer yandan Selefi/Vehhabi düşüncesini benimseyenlerin önü açıldı. Erdoğan bu isimlerden biriydi. Düşüncel dünyasını Suudi Arabistan'da, Mısır'da eğitim görmüş -M.Emin Saraç gibi- isimler oluşturdu. (Ayrıntıları "Kayıp Sicil" kitabımda yazdım...)

Seyyit Kutup ve Mevdudi gibi Selefi/Vehhabi çizgisinde olanların kitapları MİT eliyle çevrilip dağıtıldı. Örnekler çok; bu bir empeyalist stratejiydi:

Bu amaçla Ankara İlahiyat Fakültesi'nin müfredatının nasıl değiştirildiği sır değil. YÖK'ün felsefe, kelam derslerini neden gözden düşürüldüğü sır değil. Keza.

İmam hatiplere en büyük desteği 12 Eylül 1980 darbesinin destek verdiği bilinir de bu okulların derslerindeki değişim hiç gündeme getirilmez!

Sünniliğin kalesi Nakşibendilik bile, -Halidiyye ekolüyle- hızla Selefi/Vehhabiliğe savruldu. Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi'den sonra Nakşibendi Gümüşhane Dergahı'nın bu çizgiye nasıl çekildiği de ayrı çalışma konusudur. Neyse... Sonuçta...

İngiliz stratejisinin ürünü Selefi/Vehhabili ekolü bugün IŞİD ile, Ortadoğu haritasını değiştirmenin gerekçesi olarak emperyalistler tarafından kullanılmaya devam ediyor.

Tüm bu bilgileri vermemin sebebi şudur...

HİÇ KOLAY DEĞİL

Barzani, Nakşibendi Kürt Halidiyye ekolünden. Yani, Selefi/Vehhabi çizgisinde. Anayasasına "dört eş almayı" yazdıran anlayışa sahip.

Suudilerin arkasında duran İsrail'in, bugün Barzani'yi desteklemesi tesadüf değildir.

Evet, Erdoğan Barzani'nin oyununa geldi.

Barzani, Erdoğan'dan, "Bağdat'taki Şiiler bizi boğmak istiyor" diyerek "mezhepsel" destek aldı.

Ne yazık ki... Düşünsel iklimi Selefi/Vehhabi havasında "yeşeren" Erdoğan, Irak ve Suriye'de taraf oldu.

Ancak.

Aynı Erdoğan, -umarım bu yine günlük pragmatik politik manevra değildir- oyunu bozdu. Barzani'ye beklemediği kadar sert tepki gösterdi.

Bununla kalmadı:

Gerek İran ve gerekse Bağdat yönetimiyle ortak hareket etmeye başladı. Bu emperyalizmin "böl ve yönet" stratejisine vurulmuş sert bir tokattır. Çünkü...

Mesele sadece politikayla sınırlı değildir.

Emperyalizmin gölgesindeki Selefi/Vehhabi hareketine körü körüne biat edilmediğinin/bağlanmadığının sembolik işaretidir. Yıllarca... En büyük düşmanı gördükleri Şiiler ile Ortadoğu politikaları konusunda el sıkışan Erdoğan var karşımızda.

Bu basit ve kolay duruş değildir. Müslüman dünyasında farklılığa ve çeşitliliğe karşı düşmanca tavır alan Selefi/Vehhabi hareketine karşı tarihsel çıkıştır.

Umarım:

12 Eylül'le başlayan Özal'la devam edip Erdoğan'la büyüyen emperyalizm gölgesindeki Selefi/Vehhabi hareketinin gerçek yüzü ülkemizde bütünüyle ortaya çıkarılır.

Umarım:

Bu sadece politikayla sınırlı kalmaz. Erozyona uğratılan Sünnilik silkinip gerçek itikat çizgisine döner.

Hep yazdım:

"Türkiye İran Olmayacak" sloganı bir CIA-MOSSAD üretimidir.

Ne Türkiye, İran olsun...

Ne İran, Türkiye olsun...

Ortadoğu'nun kadim uygarlıkları emperyalizme karşı el ele versin!

Kaynak: Sözcü


bozadi

12 Ekim 2017

Olumsuzluğa sevinmek


 


Tarih: 8 Şubat 1904.

Çarlık Rusya-Japonya Savaşı başladı.

Japonya'nın, Rusya'nın Uzakdoğu'daki yayılmacı politikalarına son vermek amacıyla Çarlık donanmasına ani saldırısıyla başladı. Savaş 5 Eylül 1905 tarihine kadar sürdü. 100 bin insan öldü.

Rusya yenildi. Oysa. Çar II. Nikolay savaşa büyük bir güvenle yaklaşmış, savaşın Rus halkının moralini ve milliyetçiliğini yükselteceğini düşünerek yaşanan sıkıntıların unutulacağını düşünmüştü! Tersi oldu...

Savaş, 1905 (Kanlı Pazar) isyanına sebep oldu. Başta Potemkin Zırhlısı olmak üzere Rus bahriyelileri ayaklandı. İsyan kanla bastırıldı. Fakat. Terör olayları arttı. İdam ve hapis cezaları çoğaldı. 1917 Bolşevik Devrimi'ne giden yolun taşları döşenmeye başladı.

O dönem...

Bir kavram ortaya çıktı: "Yenilgicilik!"

Şuradan çıktı:

20. yüzyılın başlarında Rus burjuvazisi ve liberal aydınları anayasal monarşi isteklerini dile getirdikleri çeşitli örgütler kurdu. Çarlık tarafından baskı altında tutulan burjuva liberalleri, iç siyasette ödünler koparabilmek için Japonya ile savaşta ülkelerinin yenilgisini istedi. "Eğer" diyorlardı; "dış savaşta Çar başarılı olursa anayasa ilan etmeye kesinlikle yanaşmaz. İktidar toprak sahiplerinin elinde kalır, bunlar konumlarını pekiştirir."

Umutsuzluk hastalığıydı aslında yenilgicilik!

Bu ruh hali ne yazık ki son yıllarda Türkiye'de de görülmeye başlandı:

"Erdoğan iktidardan gitsin de nasıl giderse gitsin!"

Bu doğru bir siyasi tutum mudur?

Tartışmalıyız...


TAKINTILI RUH HALİ

Temel çelişki emperyalizmdir.

– Çok hak vermiyor da değilim- kimilerinde Erdoğan takıntı haline geldi. Gözü hiçbir gerçeği görmüyor. Örneğin, dış politika...

Erdoğan nefreti gözünü kararttığı için değişen bölgesel dengeler, yeni ittifaklar üzerine siyaset üretmek istemiyor. Sadece...

Erdoğan'ın Suriye politikasının yanlışlığını tekrarlayıp duruyor. Peki, bunu kaç kez daha söyleyip, kaç kez daha yazacağız?

Evet, Erdoğan'ın dış politikası büyük hataydı. Türkiye'ye büyük zararı oldu. Ama.

Bugün realite Erdoğan'ı; Rusya, İran, Suriye ile aynı masaya oturtuyor. Bu masaya gözümüzü kapatabilir miyiz? Bu dış politik gelişmeyi görmezden gelip aynı sözleri-yazıları tekrarlamayı mı sürdürmek lazım?

Bozan bozduğunu toparlamaya çalışıyorsa aynı sözleri tekrarlamanın kime yararı/faydası var?

"Hangi nedenle olursa olsun" bugün emperyalizm ile Erdoğan karşı karşıya geliyor ise, bu politik gelişme suskunlukla karşılanabilir mi? Ne yani, "yenilgicilikten" medet mi umacağız? Hayır. Mevzubahis olan Erdoğan değil, Türkiye'dir!

Olaylara tek açıdan bakan "at gözlüğü" yanıltıcıdır...

Her yeni oluşan siyasal durumda yeni strateji yaratmak zorundayız. "Erdoğan mecbur kaldı" vs. cümleleri kurmak strateji olabilir mi? Erdoğan'ı emperyalizme doğru iteklemek ülkeye ne kazandırır?

Günümüzde... Politika üretememe-politika geliştirememe bahanesi "yesinler birbirini" yüzeyselliği oldu!

Bu aklı durdurmaktır.

Bu tek düşünce üretiminde saplanıp kalmaktır.

Bu doğrudan korkmaktır.

Erdoğan, İran, Rusya ve Suriye ile yan yana geliyorsa bu konuda suskun kalınabilir mi? Keza... "Erdoğan gitsin" diye ABD'nin vize ambargosuna sevinilebilinir mi? Yapmayınız. Bu ruh çöküntüsü, insanın kendine ihanetidir.

Erdoğan bizim haklı çıktığımız yere/yanımıza geldi ise, biz bulunduğumuz yerden niye "aman yan yana görünmeyelim" diye utanıp kaçalım? Bu kendine güvensizliktir.

Gelişmeler bizi haklı çıkardı, ne mutlu bize.

Ve hele...


KUŞATILMIŞLIĞI YARMAK

Marks, "Kapital" kitabında şöyle der:

"Bilmiyorlar, ama yapıyorlar!"

Erdoğanlar biliyorlar mı sanmam! Yapıyorlar mı? Son dönem dış politikasında Astana zirvesiyle nesnel bir çizgiye geldikleri söylenebilir.

Değerli Prof. Yalçın Küçük 40 yıldır aynı sözü tekrarlar:

"Birleşik Doğu Devletleri Projesi."

Türkiye'nin, İran, Irak, Suriye, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ile ekonomik ve siyasi işbirliği kurmasını dile getirir.

Keza. "Avrasya Projesi" yıllardır dile getirilir.

Bu projeler...

– "Ver kurtul" politikalarının alternatifidir.

– Parçalanmanın alternatifidir.

– Küreselleşmenin/emperyalizmin alternatifidir.

Kuşatılmışlığı yarmaktır bu projeler.

Umut edelim Türk dış politikası bu projelere uygun adımlar atarak doğru çizgide yürüsün.

Evet...

Türkiye stratejisiz dış politikalara artık son vermelidir.

Günübirlik-hayalci- reel olmayan köhne siyaset anlayışına son verilmelidir.

"Basiretinin bağlarını" artık çözmelidir. Örneğin...

Barzani ya da Kuzey Suriye'de yeni taktikler geliştirecek ise, bu politikalar kendi Kürt'ümüzün gönlünü kırarak olmaz. (Yazısı veya sözü sebebiyle HDP milletvekillerinin cezaevinde tutulması büyük hatadır.)

Türkiye'de, Barzanici olmayan Kürtlerimiz çoktur. "Kürt" denince akla "bölücü" gelmesi anlayışından kurtulmak şarttır. Uzatmayayım...

Tüm yazdıklarımı toparlarsam söylemek istediğim şudur:

Israrla tartışmalıyız...

Tartışmanın önünü tıkamamalıyız...

İktidarlar-hükümetler gelip geçicidir.

Aslolan Türkiye'dir...

Yenilgicilik bize yakışmaz.

Gerçeği savuna savuna Erdoğan'ı yeneceğiz.


Kaynak: Sözcü


bozadi

Koyu bir Atatürkçü ve koyu bir AKP eleştirmeni olarak Soner Yalçın'ın Erdoğan'ın "ezber bozucu" bazı faaliyetleri ve bu hususta desteklenmeyi hak ettiği yönündeki görüşlerini takdirle ve sevinçle karşıladım.

gerçek tosun paşa

Soner Yalçın çok sevdiğim gazetecilerdendir. Yazılarını okurken inanılmaz keyif aldığım olur. Açıkçası benzeri kaliteli nitelikte çok gazeteci olduğunu sanmıyorum. Yazıları da kaçırmıştım sağol Bozadi.

 Erdoğan'ın daha önce benzeri açıklamaları olmuştu. İstanbul un silüetinin bozulmasından rahatsız olmuştu. Topbaş'ın İBB Başkanlığı görevinden alınmasının bunun üzerinde etkisi illa vardır. Ama işte söylendiği gibi İstanbulu Şantiyeye çeviren ve hazine yerlerini sata sata fahiş fiyatlarla daireler satanlar kim?