Haşdi Şabi milisleri Telafer'i kuşattı (12.8.17)

Başlatan bozadi, 12 Ağustos 2017, 19:04:44

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

12 Ağustos 2017

Haşdi Şabi milisleri Telafer'i kuşattı


Irak ordusu ve Haşdi Şabi milisleri, terör örgütü Deaş'ın elinde tuttuğu Telafer kentini birçok yönden kuşattı.




Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Yahya Resul, ülkenin yarı resmi gazetesi Sabah'a yaptığı açıklamada, "Irak ordusu ve Haşdi Şabi güçleri, Musul'un batısındaki Telafer'i terör örgütü DEAŞ'tan geri alabilmek için kenti birçok yönden kuşatma altına aldı." dedi.

Resul, kuşatmanın örgütün Suriye'den lojistik destek sağladığı hattın kesilmesi sonrasında gerçekleştiğini aktardı.

DEAŞ'ın Musul'daki son durumuna ilişkin ise Resul, "Telafer ile Iyadi ve Muhallebiye kasabalarının da DEAŞ'tan geri alınması halinde, Musul vilayetinin tamamen kurtarıldığı söylenebilir." ifadesini kullandı.

Musul'da DEAŞ'a karşı yürütülen operasyonun 10 Temmuz'da tamamlanmasının ardından ordu birliklerinin Telafer'e yönelik bir kurtarma operasyonu düzenleyeceği ifade edilmişti. Irak Başbakanı Haydar el-İbadi de geçen hafta yaptığı açıklamada operasyon için hazırlıkların tamamlandığını belirtmişti.

Terör örgütü DEAŞ, Musul kent merkezinin 63 kilometre batısında yer alan, Türkmenlerin çoğunlukta yaşadığı Telafer'i 16 Haziran 2014'te ele geçirmişti.

Kaynak: Ogün Haber


bozadi

#1
2 Ağustos 2017

Maliki: İran'ın ''Silahları Sayesinde'' IŞİD'e karşı Direndik


Nuri Maliki: Irak'ta kimseye askeri üs kurmasına izin vermeyeceğiz.




 Irak cumhurbaşkanı yardımcısı Nuri Maliki, Suriye krizinin sonuna gelindiğini ve tekfirci terör örgütüne, İran İslam Cumhuriyeti'nin silahlarıyla karşı koyduklarını söyledi.

El-Meyadin haber kanalına konuşan Irak cumhurbaşkanı yardımcısı Nuri Maliki, Moskova-Bağdat ilişkilerinin stratejik olduğunun altını çizdi.

Maliki, Irak'ın ABD ve Rusya arasında bölünerek karşılıklı menfaatlerin paylaşıldığı bir bölgeye dönüşmesini istemediklerini söyleyerek şunları ekledi: Biz Irak'ta hiçbir ülkeye yabancı askeri üs kurması için izin vermeyeceğiz, bu konuda kimseye istisna kail olmayacağız.

Maliki, Rusya cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile bölgesel meseleler, terörizm ve tekfirci terör örgütü IŞİD'e karşı nasıl mücadele edebiliriz noktalarında görüş alışverişinde bulunduğunu belirtti.

Ben, Putin'e şunu söyledim: Eğer terörizm köklü bir şekilde halledilemezse daha farklı bir şekilde karşımıza çıkabilir.

Irak cumhurbaşkanı yardımcısı, Putin gibi bir siyasi şahsiyetin terörizmin askeri saldırılarla yok edilmeyeceğini aksine toplumsal ve siyasi yollarla çözülebileceğini çok iyi bildiğini söyledi.

Putin, Irak'ın bölünmesine karşı

Maliki sözlerine şöyle devam etti: Putin, Irak'ın toprak bütünlüğünden yanadır ve Irak'ın toprak bütünlüğünü tehlikeye atacak her türlü oluşuma karşıdır.

Irak, şu anda bazı bölge ülkelerinin çizmiş olduğu plan ve projelerin kurbanı olmuştur bu projelerin yeniden hayata geçirilmesinden endişe duyuyoruz.

Suriye krizi sona yaklaşıyor

Irak eski başbakanı, Suriye krizinin sona doğru yaklaştığını ve daha önceleri Suriye yönetimi yıkılmalıdır gibi sloganların artık mazide kaldığını söyledi.

Bugün itibariyle herkes Suriye'de askeri çözümün başarılı olmadığını ve tek çözümün, siyasi müzakereler olduğunu çok iyi biliyor.

Katar krizi Suriye krizine olumlu yansıdı

Arap ülkeleri ve Körfez İşbirliği Konseyi'nde yaşanan sürtüşmeler, Suriye konusunda çok olumlu yanıtlar verdi ve kimlerin teröristleri desteklediği açıkça ortaya çıktı.

Suriye krizinin ne zaman sonlanacağı noktasında tarih vermek doğru olmaz fakat bilenen tek şey var o da; Suriye krizinde sona yaklaşıldığıdır.

Suriye ve Irak'ın bölünmesi ciddi bir tehlikeydi ancak Suriye ve Irak ordularının direnişi bu tehlikeyi ortadan kaldırdı.

Suriye krizinin çözümlenmesi iki şeye bağlıdır; İlki uluslar arası ve bölgesel muhalefetin Suriye'yi bölme niyetinden vazgeçmeleri, ikincisiyse Suriye devletinin teröristler karşısında zafer kazanmasıdır.

Suriye krizi son bulacak, Suriye ordusu zafer kazanacak ve sorun sandıkta kullanılacak oylar sayesinde çözülecek.

Suriye'nin haritasında siyasi değişiklik ihtimali

Bazıları, Suriye haritası üzerinde siyasi değişiklik yapmaya yelteniyor fakat bu noktada son sözü yine millet söyleyecektir.

Biz, Suudi Arabistan ile olan ilişkilerimizde Irak'ın bölünmez toprak bütünlüğünü esas alan ve mezhepçilikten uzak bir politika izlenilmesinden yanayız.

Suudi Arabistan'ın izlemiş olduğu bazı siyasetler, bundan daha önce izlenen siyasetlere göre daha iyi zira Arabistan bundan önce daha tehlikeli siyasetler gütmekteydi ama dikkat edilmezse izlenen şimdiki siyasetler, daha önce izlenen tehlikeli siyasetlerin sonucunu doğurabilir.

Biz, Suudi Arabistan ve körfezde bulunan tüm Arap ülkelerinden, Iraklılara karşı din ve mezhep üstü bir yaklaşım sergilemelerini beklemekteyiz.

İran'ın Irak'ta terörizme karşı yürüttüğü amansız mücadele

Eğer İran'ın terörizme karşı Irak'ta yürüttüğü amansız mücadele olmasaydı, bugün Irak daha kötü bir durumdaydı. İran bize silah verdi ve biz, bu silahlar sayesinde tekfirci teröristlere karşı direndik.

Suriye devleti ve yönetimi tekfirci teröristler karşısında yenik düşseydi Bağdat, Lübnan ve Ürdün'de düşecekti ve bölgenin haritası değişecekti.

Maliki, konuşmasının bu bölümünde Suriye'ye karşı kurulan koalisyona karşı olduklarını ve girmediklerini, Amerika'nın ise Irak'ın toprak bütünlüğüne saygı göstermesi gerektiğini ve yeniden bir işgal girişimine kalkışmamsı gerektiğini ve bundan sonrada Irak'ta herhangi bir askeri üs kurulmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Musul'un düşmesi Siyasi bir komploydu

Musul'un kurtarılmasında en büyük rolü; Ayetullah Sistani'nin ve diğer taklit mercii ve müçtehitlerin vermiş olduğu cihat fetvası, kurulan Irak Gönüllü Halk Birlikleri olarak bilinen Haşdi Şabi ve Irak ordusunun yeniden yapılanması oynadı.

Irak'ta yapılacak olan seçimler çok zorlu geçecek zira yabancıların olaya müdahil olmalarından endişe duyuyoruz.

Terörizmle mücadele tüm silahlı gruplar arasında yapılacak siyasi müzakerelere ve tekfirci ideolojiyle mücadeleye bağlıdır.

Barzani'nin düzenlemek istediği referandum kanunlara aykırıdır

Biz Irak Kürdistan Bölgesi'nde düzenlenmesi planlanan referanduma, Irak'tan ayrılma kastıyla karşıyız ve bu amaçla düzenlenmesi planlanan referandumun hiçbir kanuni dayanağı yoktur.

Şimdiye dek ABD, Avrupa ülkeleri, İran ve Türkiye hiçbir ülke kuzey Irak'ta yapılacak referanduma destek açıklaması yapmadı.

Haşdi Şabi'nin IŞİD'e karşı üstlenmiş olduğu rol

Irak Gönüllü Halk Birlilikleri olarak bilinen Haşdi Şabi, tekfirci terör örgütü IŞİD'e karşı çok hassas bir rol üstlenmiş durumda eğer Haşdi Şabi olmasaydı durum bundan daha farklı olurdu.

Irak Gönüllü Halk Birlikleri, kanun çerçevesinde yapılanmış bir teşkilattır ve Irak genelkurmay başkanlığına bağlı olarak hareket etmektedir ve böylede kalmalıdır.

Irak cumhurbaşkanı yardımcısı Nuri Maliki, konuşmasını sonunda şu önemli noktaya değindi: Bazıları Haşdi Şabi'nin sadece Şii milislerden oluştuğu propagandasını yapmakta hâlbuki Haşdi Şabi içerisinde 30 bin Sünni, Hıristiyan ve Ezidi görev yapmaktadır.

Kaynak: Xeber.Nur-Az


bozadi

#2
1 Ağustos 2017

Haydar İbadi: İran her zaman Irak halkının hamisidir




Irak başbakanı Haydar el'İbadi, İran İslam Cumhuriyetinin her zaman Irak'ın hamisi olduğunu belirterek, "Irak'ın terör örgütü IŞİD ile savaşında İran'ın yardımlarının inkar edilemez bir gerçek olduğunu " söyledi.

Haydar el'İbadi, dün İran medya sahiplerinden bir heyetle görüşmesinde, İran İslam Cumhuriyetini Irak'ın hakimi ve dostu olarak nitelerken iki ülke ilişkilerinin değerli olduğunu söyledi.

Irak başbakanı, iki ülke ilişkilerinin her alanda gelişmesi ve ilerlemesini olumlu karşıladıklarını belirterek, bu çerçevede iki ülke arasında çeşitli anlaşmaların imzalandığını ve yürürlükte olduğunu söyledi.

İran medya heyeti de, sözkonusu görüşmede, Musul'un terör örgütü IŞİD'den kurtarılmasını Irak halkı ve devletine tebrik etti.

Haydar İbadi, 10 temmuz tarihini, Musul'un terör örgütü IŞİD'den kurtarıldığı gün olarak ilan etmişti.

Kaynak: Suriye Gerçekleri


bozadi

#3
12 Ağustos 2017

'IŞİD yok edilirse İran İmparatorluğu kurulur!'


Kissinger'ın son makalesi: "IŞİD yok edilirse İran İmparatorluğu kurulur!'




Ian Greenhalgh "Yaşlı ve uğursuz Siyonist  piç" diyerek çok ağır sözlerle hedefe oturttuğu Kissinger'in son makalesini şöyle yorumluyor:

"Kissinger'ın sözleri Siyonist agendayı anlamak için önemlidir. Kissinger, İsrail ve Siyonistleri 'büyük İran İmparatorluğu' ile korkuturken; aslında İran'dan Lübnan'a uzanabilecek istikrarlı bir Ortadoğu korkusundan bahsetmektedir.

IŞİD Suriye ve Irak'ı istikrarsızlık ve kaosa sürüklemek için oluşturulmuştu. Son hedef İran'dı. Ama önce Suriye ve Irak halledilecekti. İran bunun son derece bilincinde olduğu için Işid'e karşı Arap komşularıyla ittifak etti.

Kissinger'ın tam da şimdi konuşması IŞİD planı çöktüğü içindir. Oyunun sonuna gelindi.

Ve Işid planı çöken ABD ve Siyonist müttefikleri, Suriye Irak, İran Rusya ve hatta Çin'e doğrudan savaş açmaya hazırlar..."

Her iki makalenin İngilizce orijinalini okumak için buraya tıklayınız...

Kaynak: Tanyeri


bozadi

#4
8 Ağustos 2017

Şiiler arasında bir Suud kılıcı! Sahi mi?


Suudiler Sünnilerle yapamadığını Şiilerle yapmak istiyor. Fakat Suudi stratejinin limitleri sınırlı. Kelamda değil fiilen mezhepçi tasallutun bitmesi lazım. Sadr'ı ağırlayarak "Bakın ben mezhep düşmanlığı yapmıyorum, derdim İran" demeye çalışsalar da ortada kesif bir mezhepçi düşmanlık var.




İnsanlarımızın Ortadoğu okumaları kara mizahı aratmayan türden: "Bunlar Sünni, bunlar da Şii; yüzyıllardır birbirini yer dururlar", "İran, Körfez'in düşmanıdır", "Irak, İran'ın eline geçti", "Şii hilali kuruluyor", "İran Suriye-Irak sınırlarını ele geçirmeye çalışıyor, hedefi Akdeniz'e kadar koridor" vesaire...

Her şey ya siyah ya beyaz olduğundan Şii lider Mukteda el Sadr'ın Suudi Arabistan'ı ziyaret edip Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından ağırlanması tuhaflarına gitti. Çünkü Irak'ta tüm Şii liderleri hepten İran mollalarının maşası zannediyorlar.

Kuşkusuz 2003'te Saddam dönemini bitiren Amerikan işgalinden sonra Irak pek çok alanda İran'ın etki alanına girdi. Buna "Yok" demenin anlamı yok. Suudilerin ABD'ye "Irak'ı İran'a altın tepside sundunuz" diye zılgıt atmasının nedeni buydu. Türk medyası ve siyasetinin Irak'taki dinamiklere yaklaşımı da bir Suudi izdüşümü sanki. Irak hakikaten Fars sunağında bir kurban mı? İran etkisi nereye kadar geçerli? Bakalım.

***



Şiilik ortak paydasına rağmen tarih boyu Irak'ı İran'dan ayrı tutan faktörler olageldi. Kendini Arap ya da Iraklı olarak tanımlama hassasiyeti bu faktörlerin başında geliyor. Fars'a karşı Arabî ve Irakî olmak önemli bir kimlik refleksi! Sadr da 'Irakî' kimliğini ve 'vatanî' özelliğini öne çıkartan bir lider.

Mezhebin birleştiren yanına karşın dini eğitim havzaları arasındaki rekabet ve anlayış farklılığı da bir diğer faktör. Şiiliğin en büyük okulu Necef havzasıdır. Necef tarihte bir dönem liderliğini İsfahan'a kaptırmıştı. Irak içinde ise ağırlık dönem dönem Necef'ten Kerbelâ, Hille ve Samarra'ya kaydı. Son iki yüzyılda liderliğini koruyan Necef açısından Baas dönemi bir fetret devriydi. Necef 1963'te farklı ülkelerden 30 bin öğrenciyi barındırıyordu. 2003'te ise bu sayı 3 bini geçmiyordu. Şii ulema Şah döneminde Irak'a, Saddam döneminde ise İran'a yönelmişti. Saddam'ın geçirdiği demir maske kalktıktan sonra Necef yeniden yılda 30-40 milyon insanın aktığı bir çekim merkezi oldu. Havzalar arası farklı anlayıştan kastım ise şu: Necef'teki ulema, Ayetullah Humeyni'nin dini liderlik ile siyasi liderliği cem eden 'velayet-i fakih' konseptini kabul etmediği için İran siyasi liderliğiyle ters düştü. Necef'teki en büyük 'taklit mercii' (fetva makamı) Büyük Ayetullah Ali Sistani'nin İranlı olması bu durumu değiştirmiyor.

Bir diğer faktör; 8 yıl süren Irak-İran savaşı mezhebi aidiyete bakmaksızın iki ülkenin halkları üzerinde derin yaralar bıraktı. Üstelik savaşta İran'ın safında yer almış sürgündeki Iraklıların, özellikle de Davet Partisi'nin (Hizbu'd Da'va) dönüp iktidar olması Irak'ta birçok çevrede hâlâ hazmı zor bir durum. Sokaktaki insanlarda bu tepkiyi görmek mümkün.

2014'ten sonra IŞİD'e karşı savaş İran'ın etkinliğini daha da artırırken yabancı güçlere karşı refleks de İran'ı içine alacak şekilde nüksetti. Yani İran etkisindeki artışa paralel olarak Iraklılık kimliğine yapılan vurgu da öne çıkıyor. Sadr hareketinin Bağdat'ta düzenlediği gösterilerde İran'a kapıyı gösteren sloganların atılması yeni trendin ipuçlarını veriyor.

Sadr bir süredir Irak'ı Iraklılara teslim etmeye matuf çıkışlarına uygun olarak Sünni ve laik gruplarla ortaklık kurmaya çalışıyor. Bu çerçevede 22 Haziran'da 'laik Şii' olarak tanımlanan İyad Allavi liderliğindeki Sünni ağırlıklı blok Vataniye ile bir mutabakat sağlandı. Bu ittifak 2018 meclis seçimlerine bir hazırlık sayılabilir. 2010'da seçimi kıl payı kazanmış olan Allavi liderliğindeki Irakiye Bloku, iktidarı, Nuri Maliki'nin Kanun Devleti'ne kaptırmıştı. Bunun müsebbibi aralarındaki çatışmaya rağmen Sadr'ın tercihini Maliki'den yana yapmasıydı. Bu bir 'Şii cepheyi böldürmeme' refleksiydi. Mesaj Necef havzasından gelmişti. Yeni gidişat eski senaryonun tekrarlanmayacağına işaret ediyor. Mevcut iktidar yapısından mustarip olanlar, Sadr-Allavi yakınlaşmasına 'ulusal proje' olarak bakıyor. Ki iki lider eskiden bir hayli hasımdı. Sadr'a bağlı Mehdi Ordusu 2004'te işgal güçleriyle savaşa tutuştuğunda Bağdat'ta başbakanlık koltuğunda oturan Allavi'ydi.

Bana kalırsa Sadr'ın Cidde'yi ziyareti Irak içindeki çabalarından çok bağımsız değil. Giderken İran-Suud gerilimini düşürmeyi amaçladığını söyledi. Bu gerilim bir yan etki olarak Irak siyasetini de esir alıyor. IŞİD'in yenilgiye uğradığı yeni süreçte Irak'ın şiddetle siyasal normalleşmeye ihtiyacı var. Mezhepler üstü ve programlara dayalı siyasal rekabetle yürüyen bir düzen olmadığı takdirde ülkenin düze çıkması imkânsız.

***



Sadr'ın mezhep hatlarını aşarak Sünnilerle ortaklık paydasını büyütme arayışı elbette anlamlı. Suudilerle diyalog Riyad'ın nazının geçtiği Iraklı Sünni aşiret ya da gruplarla işbirliğinin yolunu açabilir. Fakat bu çabalar fiili olarak siyasette çok büyük kırılmalar doğurmayabilir. Sünni kesim Vataniye'den ibaret değil ve aktörler bölünmüş durumda. Seçimlere sıra gelince kartlar da yeniden karılabilir.

Bu ziyaretin Şiiler arasında nasıl algılandığı da önemli. İran huylansa da Iraklı Şiiler ziyareti Sadr'ın Şii hasımlarına karşı Sünni payanda arama çabası gibi algılamıyor.

Irak başından beri Suudi Arabistan ve Arap Birliği'nin dostluğuna özel önem verdi. İbadi'den önce Maliki de Suudilerin elçiliklerini açmaları için az yol yapmadı. Nihayetinde Bağdat'taki elçilik 2015'te açıldı. Sadr'dan önce de Bağdat-Riyad arasında beklentileri yükselten diplomatik temaslar oldu. Son olarak Katar krizinde tarafsız kalan İbadi 19 Haziran'da Riyad'ı ziyaret etti. Yani Sadr'ın bu teması Bağdat'ın genel yaklaşımına ters değil. İran'ın güdümünde olmakla eleştirilen Haşd el Şa'bi bile ziyarete destek çıktı. Örgütün liderlerinden Kerim Nuri "Irak bir Arap ülkesidir ve Arap köklerini terk edemez. Sadr'ın ziyareti Irak'ın bölgedeki mezhepçilikten kendini uzak tuttuğunu teyit ediyor" ifadelerini kullandı. İran'ın gölgesinden kurtulmaya çalışan ve baba yadigârı Irak İslam Yüksek Konseyi'nden ayrılarak Milli Hikmet Akımı'nı kuran Ammar el Hekim de Suudi Arabistan'a gidecek. Allavi'nin de ziyaretçi kervanına katılması bekleniyor. Yani Şii'siyle Sünni'siyle Irak liderleri Araplarla köprüleri yeniden kurmak istiyor.

***



Ne var ki Iraklıların Riyad-Bağdat ilişkilerine yüklediği anlamla Suudilerinki farklı. Suudilerin tek ilgilendiği İran.

Suudi Arabistan 2003 sonrası Irak'ta Sünni aşiret ve din adamlarıyla bloklar oluşturmak, silahlı Sünni örgütleri finanse etmek ve nihayetinde IŞİD'i el altından desteklemek dahil farklı yollarla iktidarı Şiilerden alıp Sünnilere vermek için epey uğraştı. Sünni isyan projesinin, 2014'te herkesi tehdit eden bir IŞİD hilafetine dönüşmesi Suud açısından da bir hezimetti. Sonuçta Bağdat'a kadar Dicle ve Fırat hattındaki kentler IŞİD'in eline geçse de Davet Partisi, Nuri el Maliki'yi yedeğe kaydırıp Haydar el İbadi'yle iktidarını sürdürdü. Buradan bakınca Riyad açısından tüm seçenekler tükenmişti.

 

Suudiler 2015'te Irak'a yönelik tecrit politikasına son vererek Bağdat'ı İran'dan uzaklaştıracak yeni kanallar bulma arayışına girdi. Buna kabaca Şii alemde 'fitne çıkarma stratejisi' de denebilir.

Sadr'a tekrar dönmeden önce genel çerçeveye dair de iki kelam edelim: 2003 sonrası Irak'taki hayal kırıklığına ilaveten 6 yıldır Tahran'ın müttefiki Suriye'yi çözemeyip iyice asabı bozulan Suudiler son olarak İran'ın bölgesel nüfuzunu yok etme adına Yemen'e savaş başlattı ama orada da bataklığa saplandı. Lübnan'da ise Suriye ve Hizbullah'ın müttefiki Mişel Aun'un cumhurbaşkanı olmasını önleyemedi. Donald Trump'la değişen Amerikan politikasına paralel olarak İran'a yeni bir cephe açma derdine düşen Suudiler, bu çerçevede hafiften Tahran'a yanaşan Katar'a ambargo dayatıp kendi Şiilerine de savaş açtı.

Böylesi zehirli bir ortamda Suudilerin, Şii dünyanın dikkat çeken bir ismini ağırlaması ikili ilişkilerin çapını aşan bir durum.

***



Peki, Suudiler ne umuyor? Basitçe İran'ın Irak'taki nüfuzunu kırmak. Aktarılanlara bakılırsa Veliaht Prens "Önceki Suudi yönetiminin hataları oldu. Bu hatalar Irak'ın İran'a teslim edilmesine yaradı" derken İran'la diyaloga kesinlikle kapıyı kapattı. Muhammed bin Selman, Şiiliğin kalbi Necef'te konsolosluk açmak istediklerini ve Irak'ın yeniden inşası için ilave 10 milyar dolar yardımda bulunacaklarını söyledi.

Özetle Suudiler Sünnilerle yapamadığını Şiilerle yapmak istiyor.

Fakat Suudi stratejinin limitleri sınırlı. Kelamda değil fiilen mezhepçi tasallutun bitmesi lazım. Sadr'ı ağırlayarak "Bakın ben mezhep düşmanlığı yapmıyorum, derdim İran" demeye çalışsalar da ortada kesif bir mezhepçi düşmanlık var. İnsanların gözü yakılıp yıkılan Yemen'de, Suudi güvenlik güçlerinin Suudi vatandaşı Şiileri ezdiği Kâtif ve Avamiye'de.

Bu çerçevede küçük bir hatırlatmada bulunacağım: Adil el Cübeyr 25 Şubat 2017'de Irak'ı uzun bir süre sonra ziyaret eden ilk Suudi Dışişleri Bakanı olmuştu. Cübeyr'in ziyaretiyle oluşan iyimserliğin ömrü iki gün sürdü. Bağdat'taki Suudi Büyükelçi Samir el Sabban'ın attığı şu tweet başa dönülmesine yetti: "Felluce yakınlarında İran teröristleri var; bu mezhep ateşiyle Iraklı Arapları yakmak istediğinin bir delili." Terörist dediği başbakanlığa bağlı Haşd el Şa'bi güçleri. Nihayetinde pot kırmaya devam eden Sabban, Bağdat'ın isteğiyle çekildi.

Geçen yıl da sevilen Şii din adamı Nimr el Nimr'in idam edilmesi diplomatik sataşmalara yol açmıştı. 2011-2012'de Arap Baharı sırasında gösteri çağrısı yapan 14 Şii aktivist hapiste celladını beklerken Suudilerin Şiilerin bir kanadına şirinliği siyasal buzlanmayı çözmez.

"Benim derdim İran, Şiiler değil" sözü her köşede sırıtan bir yalan.

Sonuçta 2 Mayıs'ta "Mehdi'yi bekleyen bir İran'la diyalog olamaz" diyen Selman, iki ay sonra, kurduğu orduya Mehdi adını vermiş bir Şii lideri ağırlamış oldu. Şiilerle dostluk mu, Şii'ye karşı Şii kartı mı? Karar sizin.

Kaynak: Gazete Duvar