Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Beklenti olmadan yapmak

Başlatan ogeday, 19 Mart 2017, 17:46:24

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ogeday

"EN İYİ SONUÇLAR İÇİN BEKLENTİ İÇİNDE OLUNMAMALIDIR: BİRŞEYLER GÖRMEK İÇİN YAPILAN PSİKOMANTİYUMDA BİLE, BİR ŞEY GÖREBİLMEK İSTİYORSAN, BİRŞEY GÖREBİLMEYİ BEKLEMEMEN GEREKİYOR."
K lardan verilen bu tavsiyeyi uzun zamandir dusunuyorum ama hala bir sonuca varamadim.insanin bir seyi basarabilmesi icin bir hedefi olmasi gerekiyor.Bir ise koyulmadan once fizibilite calismasi yapmasi ve olmayacak islere girismemesi gerekiyor,ayrica beklenti icinde olmadan nasil motive olunabilir ki? Mesela bir film cekmeye karar verdim ama kimsenin begenmesini beklemiyorum..O zaman bu film motivasyondan yoksun oldugu icin berbat bi oyunculukla tamamen benim istegime gore olur ve halka hitap etmez ve bende zarar ederim.
 

bozadi

#1
Foruma hoşgeldin ogeday [:)] En temel tartışma konularımızdan biriyle giriş yapmış olmana sevindim doğrusu. Şu andaki algılarımı paylaşmak isterim.

K celselerinde ve Maharaj'ın "Ben O'yum" kitabında bu beklenti konusunda yapılan tavsiyeler, bizim mevcut yaşam koşullarımızda çok mutlak bir şekilde uyulabilecek tavsiyeler değil. Ben kendim bu konudaki tavsiyelere çok inanıyor, güveniyor olmakla birlikte bu tavsiyelerin gereğini henüz ciddi oranda yerine getiremiyorum. Ama üzerinde düşünmeye devam etmesi çok faydalı olabilir gibi geliyor bana.

Bir amaç belirleyip o amaç üzerinde çalışırken elbette ki dikkatini o amaç üzerinde odaklarsın. Belirttiğin film çekme örneği üzerinden gitmeye çalışalım. Çektiğin veya çekmeyi planladığın bir filmin o filmi izleyecek insanlar tarafından beğenilmesini tabi ki de istersin ve beklersin. Ama bu istek veya beklenti ne kadar güçlü olursa, filmin umduğun ölçüde beğenilmemesi durumunda deneyimleyeceğin hayalkırıklığı ve üzüntü o kadar büyük olacaktır öyle değil mi? Bu tabi ki hayatımızın koşulları itibariyle doğal ve zaman zaman yaşadığımız bir sonuçtur ama ideal açıdan bakılacak olursa insanın kendi kendisini hayalkırılığı ve üzüntü içine sokması pozitif bir tutum değildir.

Bir de, çektiğin bir filmin beğenilme düzeyiyle ilgili duygusal/öznel nitelikli beklentilerden ziyade daha nesnel denebilecek "tahminlerin" olabilir. Yani bir eserinle ilgili göreceğin beğeni düzeyiyle ilgili tahminlerin vardır ama o tahminin doğru çıkıp çıkmaması seni ille de duygusal olarak çok etkilemek zorunda değildir. Beğeninin düzeyi ne olursa olsun, ne aşırı olumlu ne de aşırı olumsuz bir duygusal etkilenme olmaksızın, olumlu ve olumsuz eleştirileri dinlemek isteyebilirsin, bu geridönüşlerin doğruluk/nesnellik düzeyi şudur veya budur ama illa ki o dönütlerden birşeyler çıkarırsın ve sonraki eserlerinde ustalık ve etkililik düzeyini artırmayı amaçlayabilirsin vs.

Beklenti konusundaki tartışmaların özü şuraya gidiyor diye tahmin ediyorum: Eğer sen kendinden yeterince hoşnut, huzurlu, güvenli, mutlu değilsen ve bunlara duyduğun ihtiyacı dışsal birşey yoluyla kazanmaya çalışıyorsan, ki belirttiğim gibi mevcut koşullarımızda hepimiz bunu şu veya bu düzeyde yaparız, o zaman burada kendimizi geliştirmemiz gereken içsel bir sorunumuz var demektir. Çünkü forumda en çok ele almaya çalıştığımız kaynaklara göre, şahsi varlığımıza ve şahsi varlığımızın bir parçası olduğu evrensel/bütünsel varlığa ilişkin koşulsuz/şartsız/mutlak bir huzur, güven, sevgi, sevinç duymuyor olmamız bir tür bilinç hastalığından kaynaklanıyor gibi görünmektedir. İçinde yaşadığımız düzenin sömürücü efendileri tam da bizlerin bu hastalığa yakalanmamızı sağlayacak şekilde ayarlıyorlar düzenin koşullarını. Elbette hayatımızın tüm koşullarını onlar belirleyemezler ama çok ciddi bir kontrol düzeyleri var. Ve sonuç olarak bizler ciddi korkular, endişeler deneyimliyoruz ve korkular arzuları, arzular korkuları besliyor.

Film yazanlarda, çekenlerde, yönetmenlerde "tanrısal" bir hava vardır, bilirsin. Ki gerçekten "yaratıcılık" dediğimiz şeyde hakikaten tanrısal bir nitelik vardır. Ve, yine "ideal" anlamda, hepimiz tanrının bir parçası ve kendisiyiz. Benim inancım odur ki, Tanrı beklentisizdir. Tıpkı Güneş gibi. Güneş insan hayatı dahil olmak üzere tüm dünyadaki canlılara hayat veren şeydir, öyle değil mi? Huzur, güven, can verir. Ve bizden hiçbir beklentisi yoktur. Gerçek Tanrı ve tanrısallık da böyle birşeydir bence. Gerçekte ne olduğumuzu bildikçe, buldukça, korkular, endişeler, kompleksler ve beklentiler azalır. Korku ve endişe azalıp kaybolduğunda ise insan zaten aklını/bilincini çok daha yüksek oranlarda kullanabilmeye, çok daha yüksek ilhamlar alabilmeye başlar. Özellikle de bunu tek başımıza deneyimlemiyorsak, bu farkındalığı, bu inancı, bu güveni, bu huzuru paylaştığımız başkaları varsa, yapılan ve sunulan tüm işler, tüm hizmetler zaten bir şekilde değerli olur. Şüpheye, endişeye, olumsuzluğa yer olmaz. Dediğim gibi, bunlar biraz idealist yaklaşımlar ama bir şekilde idealle aramızdaki mesafeyi kısaltmak veya ortadan kaldırmak için de bunlara sadece ideal gözüyle bakmamamız, yapmamız, olmamız gerektiğine inanıyorum.

beyrutkapı

#2
Foruma hoşgeldin ogeday. Bozadi konuyu yeterince açmış. Şu eklemede bulunmak isterim; beklenti için şunu örnek verebiliriz; " karşıt sonuca yol açan çaba yasası " beklentiyle bir işe girişmek genelde tam tersi sonuçlara yol açabiliyor. Ben de bu konu üzerine çok düşünüyorum ve bunun çok haklı ve idrak edilmesi gereken yönleri var.
Genelde beklenti bilinçli zihnimizle oluşturduğumuz bir şeydir. Oysa bilinçli zihin bilinçaltı gücümüzle karşılaştırdığımızda çok güdük kalır. Halbuki insanlar çok içlerinden gelen bir şeyi akış halinde ve sadece işin kendisine odaklanarak yaptığında bambaşka sonuçlara ulaşabilir. Sen film çekmeyi çok istiyorsan ve bunu yaptığında iyi film çekmek gibi bir motivasyonun varsa bence burada sorun yoktur. Asıl zararlı yada olumsuz sonuçlara yol açan başka bir beklenti türüdür. Arzuya dayalı düşünüşün tezahürü diyebileceğimiz beklenti! Ünlü olmak, çok para kazanmak, kendini ispatlamak yada herhangi bir şekilde güç kazanmak için film çekersen ve bunları beklersen sorun var demektir. Senin örneğinde yılmaz güney ve Sinan Çetin iyi bir açıklama olur diye düşünüyorum. İkisi de iyi film çekmek istemiştir muhakkak fakat yaptıkları işlerden beklentileri özellikle Sinan Çetin için zamanla çok değişmiş. Yoksa bu adamın çiçek Abbas yada berlin in berlin filmini çektiğine inanmak zor. Bu çok uç bir örnek.
İşlerini en iyi yapan insanlar bir çeşit vecd hali içinde ve akış halinde, evrenle uyumlu ve hatta bir bütün olarak bu işi yapıyorlar. Tam da bu sırada bilinçli zihnin beklentiye odaklanması mükemmelliğe gölge düşürüyor işte. " seyredilen tencere kaynamaz" diyor k lar. Bu tamda çift yarık deneyini akla getiriyor. Yani gözlemcinin ortamda bulunmasının deney sonuçları üzerine etkisi. En iyi sonuçlar için arzuya dayalı düşünüşün ifadesi olan beklentileri bir kenara bırakmak gerekiyor tüm bu nedenlerden dolayı. Hatta tersine tüm olasılıklarıyla saldırı beklemek çok etkili bir savunma olabilir.bunun üzerine de düşünebiliriz.
 

Tgur

#3
   
Beklenti üzerine bilinçlenmek,yani beklentiyi yok edebilmek, çok güzel ve önemli bir konuya değinmiş bu arkadaşımız ve hoşgeldi,

Evvela beklentinin neden devrede olduğu üzerine fikir yürütelim yaşam işlerinde motivasyon unsuru  dikkate değer bir husus, yaşam işleri derken bu oluşumdaki insanın rolünü ele almalıyız ,defalarca ve israrla belirttiğimiz gibi monoteist bir yaklaşımın dışındaki insan, yaratıcının kendisidir.  Burada olan tekamülün bu kademesindeki oyunu devreye sokmaktır  eğer bu inanç dışında asırlardır dayattırılıp mantıksallaştırılan monoteist yaklaşımdan kurtulamazsak konuyu irdelemekte yaya kalırız.

Bu oyunun özelliğini az çok anlamaya başladıysak var olmanın negatif kolunun yanlış veya ilkel yaşantıyı baş tacı etmekten başka şey istemeyen arzuları yüzünden KH tuzağına düşmüş KH varlıkları olarak sahnedeyiz.   Yaratıcı kabiliyetimizin yüzde doksansekiz kapatılmış DNA halimizle yaşamı sadece bu yaşam zanneden esir varlıklarız. Ancak ve ancak bilgilenme bizim bu esaretimizdeki sıkı bağları çözebilir gerçeğe doğru yolculuğumuzda yolumuzu aydınlatır ,bilgilendiğimizde zihnimizin devreye girip kısıtlı haliyle sergilediği yaşam hallerine göre şartlandığımız hususların illa terk edilmeyecek şeyler olmadıklarını anlamaya başlar ve yaşantımızı akışa bırakmak gibi bir kavramı anlamaya ,uygulamaya başlarız.
 
 Bunu anlatmak ve sanki hepsini uygulayabilecek kapasitede bir insan görünümü de vermek istemem zira henüz o akışa bırakma işinde pek başarılı olduğumu söyleyemem ,mesela ileriye odaklanmış isteklerime yavaş yavaş set çekebiliyorum ama her zaman değil ,yani tasavvuri bir yaşam tarzını kolay kolay bırakamıyoruz zira ileriye dönük istek ve olup olmamasından endişe etmek beklentinin ta kendisidir. Ama bazı basit yaşam hallerinde mesela bir mahalde aracımı park etmek istersem mutlaka bir boş yer bulurum zira boşluk bulacakmıyız şeklinde kıvranan eşimin yanında ben tam akıştayım yani endişesiz olurum ,yer bulamazsam kıyamet kopmaz döner dolaşır bulana kadar beklerim derim kendi kendime ve endişem sıfır olur.Bu beklentisizlik olarak kabul edilir mi bilemem ,ben öyle kabul ediyorum.

Diğer yandan böyle geleceğe karşı nikbinlik yani aldırmamazlık her davranışta mümkün müdür ,hele arkadaşımızın bahsettiği film çekme ve beğenilip beğenilmemesi,  bundan hayatını kazanma durumu cevap çok zor ,kotar yap ortama bırak beğenme bekleme ,beğenilmezse kazanç nerede motıvasyon ne olacak..

Bu durumda ancak şöyle yol bulabiliriz ,eğer bilgilere vakıfsan ve insanın da yaratıcı karakteri olduğuna gönülden inanıyorsan kendine yani evrene bırakacağız neticeyi, istediğimiz olmasa dahi bu olumsuzluğun bile bir sebebi olduğu bilgisiyle bakışımızı genişleteceğiz ve oluşan neticenin mutlaka başka mutluluklara yol açabileceğini bileceğiz ve mutluluk mutsuzluk kavramlarının gerçekten evreni kaplayan bir duygu olup olmadığını sorgulayıp madde yoğunluklarının dualite kavramı içine kısılmış bir KH dayattırması mıdır anlamalıyız..

Zira beklentide etken olan en önemli husus diyalektiğin içine gizlenmiştir.Zamanı işleten bir anlayış beklentiyi her zaman doğurur. Zamansızlık ise bizim için zor kavranan bir anlamdır.
Etki ve tepki ikilemi maddenin teşekkülünde etken bir husustur ama mana yani ruhsal durum bundan çok çok ayrı ve o bilemediğimiz gizemli  sevgiyi kapsayan geniş bir platformda değerlendirilmelidir ve beklenti denen dünya zamanına kilitlenmiş kavram dışında mütalaa edilmelidir.

İşte bu ironili durumda bilincimizi sıçratabilecek bilgili bir kavramı kabul edebilirsek beklentiyle de savaşmış oluruz.