Sri Nisargadatta Maharaj

Başlatan maiterya, 10 Eylül 2015, 02:06:20

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

maiterya




Ben O yum kitabının yazarı büyük usta.

https://www.youtube.com/watch?v=vEcIO4sAvuE
 

bozadi

#1
Mahoyla ilgili tartışmalara buradan devam edebiliriz :)

bozadi

#2
Kısırdöngülü bir stres ve/veya korku içinde kıvranırken yakaladığımda kendimi, bunun otomatik olarak beni şiddetli bir hırs ve arzuya da sevk ettiğini gözlemliyorum zaman zaman. Bir arzu, bir plan duygusu... Fiziksel ve/veya psişik öyle birşeye veya duruma sahip olmalıyım ki, şu andaki acizliğimi ve korkularımı tamamen geride bırakmamı sağlamalı... Beni üstün ve yenilmez yapmalı... Elbette, böyle bir senaryonun aşağı yukarı pozitif bir versiyonu da olabilir ama burada daha çok egosal bir versiyonu kastediyorum. Bir kaçış, bir erteleme, derin bir acizlik ve kendi kendini yeme hissi... Çözüm dışarıda, uzakta bir yerde, gelecekte gibi görünüyor ve çözümün o hemen erişilmezliği ona çok daha şiddetli bir arzu duymama neden oluyor. Ve beyhude bir çırpınış... Kendimi kandırmakta olduğumun derin bir sezgisi var ama aynı zamanda inkar ediyorum bunu. Beni her türlü zarara veya saldırıya karşı üstün, yenilmez, zarar görmez, dokunulmaz kılacak duruma şiddetli bir arzuyla uzanmaya, onu yakalamaya çalıştıkça, örümcek ağına giderek daha fazla dolanan bir sineğin durumunda olduğum acı gerçeğiyle yüzleşmekte feci şekilde zorlanıyorum...

Çözüm hep dışarıda, gelecekte, bir yerlerde, belki yakınlarda... Hatta tüm o aradığım aşkın güç bizzat benim varlığımda bir yerlerde, ama nerede, neden erişemiyorum ona? Neden sürekli erteleniyor, neden kendi içimde kayıp, erişilmez?! Neden ihtiyaç duyduğumda güneş gibi doğup beni aciz, stresli kıvranıştan, kabustan uyandırmıyor?!

Aslında bunu bazen yapabiliyorum... Yani, evet, kabustan uyanabiliyorum bazen. Ama bunu bazen yapabildiğim halde, sonradan yapamayabiliyorum.

Ego kabusundan uyanma konusunda ruhsal kaslarım hala epeyce zayıf sayılır ama buna rağmen bazen cehennemin ortasında belirli bir çabayla o kabustan çıkabiliyorum, uyanabiliyorum. Bu konuda niyetim, cesaretim, azmim arttıkça, giderek daha az çaba göstererek, hatta sonunda nispeten çabasız bir şekilde bunu yapabileceğimi sezebiliyorum.

Kısırdöngülü, egosal bir stres içinde kıvranırken, o aradığım cennetin, üstünlüğün, aşkınlığın bende olmadığına, dışarıda olduğuna çok ikna olmuş durumda olduğumu fark ediyorum. Sonra Maho başta olmak üzere bu konuda okuduğum rehberliklerin o an hatırlayabildiğim kısmının etkisiyle spot ışığını kendime yaklaştırmaya çalışıyorum ama pek çok kez arayışın ışığını kendime yaklaştırdığım halde, hatta bir anlamda üzerime tuttuğum halde aradığımı bulamadığım çok olmuştur. Ama bulduğum da olmuştur.

Cevabın, o mutlak çözümün kendinde olduğunu teorik olarak kabul etmek, buna bir düzeyde inanç duymakla onu kendinde gerçekten bulmak aynı şey olmayabiliyor. Niyetin, çabanın, inancın, farkındalığın giderek güçlenmesi gerekiyor. Peki aradığım "mutlak" çözümü kendimde bulduğum zamanlarda farklı olan şey ne mi?

Anlam duygusunun yaratıcısının ben olduğumu fark ediyorum. "Eş-yaratıcılık" demek teknik olarak daha doğru olur belki ama tekil ifade daha konforlu geliyor bana. Evet, bir bakıyorum ki "gerçekten değerli" olanın yaratıcısı benmişim, olmalıymışım. Ben tüm anlamın, tüm değerin merkeziyim, üreticisiyim, yaratıcısıyım, ta kendisiyim. O benim. Ben O'yum. Benden uzakta, gelecekte, dışarıda bir anlam, bir değerlilik aramak kendimi inkar ve hatta bir bakıma kendime ihanet oluyor.

Ve ego tam da bu anlaşılan. Mutlak değeri kendisinde bulmayan, içinde, ortasında onulmaz, kapanmaz bir delik olan, daima o deliği, o boşluğu, o anlamsızlığı, o değersizliği doldurmaya, kapatmaya çalışan, bunun için gerekirse tüm evreni, tüm varoluşu ele geçirme arzusu duyan...

Hani K'lar şöyle bi hikaye anlatmışlardı: Bir kapı açıldı ve kapının ardında bir küp altın gördünüz, ona arzu duydunuz ve altını almak için kapıdan geçerken kapının arkasında saklanan yılan sizi ısırdı. BH'den KH'ye düşüş hikayesi... Tüm evren seninken, tüm varoluş seninken ve senken, bir küp altına arzu duymak da nedir? Bu nasıl bir gaflettir? Kendini inkar, kendine ihanet! Ego böyle birşey. Ve benim kesinlikle egom var.

Olcay

#3
S: O halde hangi şey istemeye değer?
M: En iyiyi isteyin. En yüce mutluluğu, en büyük özgürlüğü. Emel ve arzu taşımamak en büyük mutluluktur.

bozadi

#4
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Olcay

S: O halde hangi şey istemeye değer?
M: En iyiyi isteyin. En yüce mutluluğu, en büyük özgürlüğü. Emel ve arzu taşımamak en büyük mutluluktur.
Maharaj'ın en damar cümlelerinden bir tanesini alıntılamışsın Olcay, teşekkürler.

Ben de K'ların ve Mahonun dikkatimi çeken benzer beyanlarını nihayet bir araya getirebildim. Aslında biraz daha ayrıntılı bir çalışmayla çok daha fazla sayıda özdeş mesaj tespit edilebilir. Ben sadece "Ben O'yum"u okurken K celselerinden hatırladığım şeyleri bulup Mahonunkilerle yanyana koydum. Celseleri bi baştan okumam gerektiği halde sürekli bunu erteledim. Ona başlayınca eminim Mahoyla başka pek çok ortaklık bulabilirim ama bunun için kasmak da istemiyorum.

K ve M çok farklı ve uzlaşmaz şeyler söylüyorlarmış gibi görünebiliyor ama bence son derece güzel bir şekilde birbirini bütünleyen bilgiler bunlar. Çelişki gibi görünen hususlar bence her iki kaynağın da belirttiği gibi aynı konulara farklı seviyelerden, farklı boyutlardan bakış açılarının mevcudiyetiyle alakalı. Zaten Mahonun kendi anlattıkları kendi içinde sayısız çelişki içeriyor gibi görünüyor. Peşpeşe iki cümlede bile birbiriyle feci şekilde uzlaşmaz görünen, mantığa meydan okuyan beyanlar var. Ama insan sabırla okudukça bunlara takılmıyor, her beyanın içinde bir doğruluk, bir açıklayıcılık, birbirini bütünleyicilik olduğu hissediliyor bir süre sonra, her ne kadar hepsini hemen anlamak mümkün olmasa da.

bozadi

#5
Mavi renkli kısımlar K celselerinden, kırmızı kısımlar ise "Ben O'yum" kitabından. Az sayıdaki normal/siyah notlar ise benim bir-iki yorumumdan ibaret.

S: (L) Mutlak yaratıcı kendinin farkında mı, kendinin bilincinde mi?
C: Evet ve hayır.


S: En Yüce bilinçli midir?
M: Ne bilinçlidir ne de bilinçsiz.




S:(L) Peki diğer ilüzyonlar nedir?
C: Monoteizm; sizden ayrı, mutlak güce sahip bir varlığa inanç.

...(T) Monoteizmle ilgili anahtar kelime ayrılık mı?
C: Evet.


S: Sizden ayrı bir Tanrı yok mudur?
M: Nasıl olabilir? ...Kime ve ne için tapmam gerekiyor?




C: Eğer ormanda bir ağaç düşse ve orada bunu duyacak kimse yoksa, ses çıkarır mı?

M: Sizsiz bir dünya var mıdır?
M: Bir şeyin meydana gelebilmesi için, her şeyden önce o şeyin gelip ulaşacağı birinin varlığı gereklidir.
M: Siz olmadıkça algılama deneyimi gerçekleşebilir mi?
M: Bir deneyimin, birisine ait olması gerekir. Deneyimleyen yoksa deneyim gerçek değildir. Deneyime gerçeklik veren, onu deneyimleyendir.




C: Doğru soruları sorarak.

S: Doğru bir yanıtı nasıl alabilirim?
M: Doğru bir soru sorarak





C: Cansız (hareketsiz) madde bile öğreniyor.

M: Taşlar bile bilinçli ve canlıdır.




C: ...başlangıç diye birşey yok.
C: Eğer son yoksa, başlangıç yoksa, ne var?
C: Bir başlangıç ya da sonlanma yok.
C: Zaman yok.


M: Ona her ne derseniz deyin. O sürekli, tam, değişmez, başlangıcı ve sonu olmayan, daima yeni, daima taze olandır.
M: Siz bilincin başlangıcından söz edemezsiniz. Başlangıç ve zaman fikirleri bilinç içindedirler. Herhangi bir şeyin başlangıcından anlamlı bir biçimde söz edebilmek için onun dışına adım atmak zorundasınız. Ve dışa adım attığınız anda da idrak edersiniz ki böyle bir şey yoktur ve asla olmamıştır.




C: Herşeyi olmalarını istediğimiz gibi değil, oldukları gibi görebiliyoruz.

M: Şeyleri hayal ettiğiniz gibi görmek yerine, onları oldukları gibi görmeyi öğrenin.



C: Arzulu düşünüş her defasında sizi yakalar (başınıza bela açar).

M: Bir arzunun peşine düşün, size daima sıkıntı ve dert getirecektir.



M: Mutlak'ın katında kişiler yoktur;

7. yoğunluğun birey ötesi mutlak birlik seviyesi oluşuna dair K'ların anlattıklarıyla uyumlu bir beyan.



S: Telaffuzlarıyla enerji etkisi yapabilen güç kelimeleri var mı?
C: Olabilir.
S: Bunlardan herhangi birini bize söyleyebilir misiniz?
C: Hayır. Akıllıca olmayan şekilde kullanabilirsiniz.


M: Hatırlanamayacak kadar eski zamanlardan bu yana belli sözcüklerle onlara ilişkin enerjiler arasında bir bağlantı, bir halka yaratılmış ve sayısız tekrarlarla da bu halka güçlendirilmiştir.



(DM) Başkalarına hizmetin neyi kapsadığını açıklar mısınız?
C: Kendiyle (kendi çıkarıyla) hiç ilgilenmemek.

(L) BH modunda sadece verenler var.

C: Biri birşey verdiğinde, HERHANGİ BİR netice beklememek en iyisi.

S: (L) Peki aydınlanmış bir BH varlığının özelliği nedir?
C: Yalnızca veren akıllı bir varlık.

(TR) ...tam BH profili nedir? (L) Kendine tamamen ilgisizlik.
C: Evet.


M: Ancak Tanrı'nın enerjisi sonsuzdur - çünkü O kendi için hiçbir şey istemez.
M: Aynı şekilde, gerçeğe varmış insan egosuzdur
M: Onlar kendileri için bir şey istemezler, hatta başkalarına yardım sevincini bile; Tanrı'nın iyi olduğunu bilerek huzur ve barış halindedirler.
M: Benim dünyamda sevgi tek kuraldır. Sevgi talep etmem, onu veririm. Böyledir benim doğam.
M: ...Bencillik tüm kötülüklerin kaynağıdır.




C: Kalbin açığa çıkması için sahte kişiliğin ölmesi gerekir.

M: Gerçek benliğin bulunabilmesi için sahte olanın terk edilmesi zorunludur.



C: Ruhlar hiçbir zaman doğmadılar! Ve hiçbir zaman da ölmeyecekler!

M: Siz asla doğmadınız ve asla ölmeyeceksiniz.



S:(L) Fizikselliği istemenin "düşmek" anlamına gelmesi nasıl oluyor?
C: Kendi için zevk.


M: Yaşıyoruz, çünkü duyusal varoluşu şiddetle arzuluyoruz.
M: Bedenli varoluşunuz için duyduğunuz arzu, sıkıntınızın kök-nedeni budur.




S: Sigara içiyor musunuz?
M: Vücudum belki de ölene kadar sürdüreceği birkaç alışkanlık edindi. Bunlarda zarar yok.
S: Et yiyor musunuz?
M: Ben et yiyen insanlar arasında doğdum ve çocuklarım et yiyorlar. Ben çok az yiyorum ve bunu sorun etmiyorum.

M: Vejetaryenlik değerli bir davadır, fakat en acil olanı o değildir.


Bildiğiniz gibi bu iki konu (tütün ve et tüketimi) Kasyopyalıların çok ilginç ve önemli vurgular yaptıkları konular. Hintli Maharaj et de yemiş, sigara da tüttürmüş. Sigara içtiğini ve hatta tütün dükkanı olduğunu belirtiyor zaten diğer kısımlarda. Ama bu yukarıdaki ilk iki soru-cevabın "Ben O'yum" Türkçe çeviri kitabından "makaslandığını" fark ettim. Bu cümleleri İngilizce kitapta tespit etmiştim, çeviri kitaptaki cümleleri kullanayım diye kontrol ederken bir baktım ki bu cümleler sansürlenmiş. Başka sansür durumları var mı bilmiyorum. Akaşa Yayınevi'nin daha önce Ra bilgileri kitaplarında da benzer bir kaç sansür yaptığını tespit etmiştim. Örneğin Carla Rueckert'in kanallama seansı öncesinde LSD aldığını söylediği kısım. Ra'nın orijinal kitaplarında zaten elemanlar bir sürü makas yapmışlar, bizim yerli yayınevinin görevlileri işgüzarlık yaparak Türkçe kitapta ekstra sansürler yapma gerekliliğini ve cüretini kendilerinde bulmuşlar. Çok değerli eserleri dilimize kazandırmış bir yayınevi, çok müteşekkirim kendi adıma ama iyi niyetli görünen işgüzarca yanlışlar da yapıyorlar görebildiğim kadarıyla.



C: Evet, kırmızı terlikleri düşünün. Glenda Dorothy'ye ne söyledi?
S:(J) İstediğin zaman eve gidebilirsin. (L) Her zaman eve dönme gücün var...
C: Evet.
S:(L) Yani her zaman BH olmaya dönme gücümüz var mı? 3'üncü yoğunlukta bile mi?
C: Evet.


M: Tüm yaradılış, aslını bulmak için uğraşıp didiniyor ve aslına dönünceye kadar da rahat etmeyecek.
S: Ne zaman dönecek?
M: Siz istediğiniz zaman dönebilir.
M: Özgürleşmenin yolu üzerinde hiçbir şey yoktur ve o burada ve şimdi gerçekleşebilir; ne var ki siz başka şeylere karşı daha fazla bir ilgi ve heves duymaktasınız.




S: Ölenin ardından edilen dualara ne dersiniz?
M: Ölenler için elbette dua edin. Bu onları çok memnun eder.


Celselerde de ölenlerin 5. yoğunluğa / Işığa geçişini kolaylaştırmak için dua etmenin faydası vurgulanıyordu.



C: ...Sevmek için bilmeniz gerekir. Bilmek ışığa sahip olmaktır. Işığa sahip olmak sevmektir. Bilgiye sahip olmak sevmektir.

M: ...idrak edeceksiniz ki bilmek sevmektir, sevmek de bilmektir.



C: Dalga tarafından güçlendirildiğinde, kelebek kanatları herşeyi daha hızlı harekete geçirebilir.
C: Bilgi ve en önemlisi de perspektif paylaştığınız zaman, kelebek kanatlarını çırpmış oluyor.
C: Gerçek sevgi herşeye kadirdir.


M: ...Sadece yapılması gerekeni yapar, başarı ve başarısızlığı bilinmeyene bırakırsınız. Çünkü her şeyin nedenini oluşturan sayısız faktör vardır, sizin kişisel çabalarınız bunlardan sadece bir tanesidir. Ne var ki, insanın aklının ve gönlünün sihri öyledir ki, insanın iradesi ve sevgisi birlikte çalıştığı zaman en olmayacak şeyleri oldurur.
M: Bu evrende bir şey değiştiğinde, her şey değişir. İşte, kendini değiştirmekle dünyayı değiştiren insanın büyük gücü bundandır.




C: Acı çekmek, DNA reseptörlerini açan nöro-kimyasalları harekete geçiriyor.

M: ...Istırap bir sorgulama çağrısıdır, tüm acılar incelenmeyi gerektirir.



C: Üçüncü yoğunluk düşünmeyi bırakın.

M: ... Dünyada olan dünyayı kurtaramaz; eğer gerçekten dünyaya yardım etmek istiyorsanız, onun dışına çıkın.



C: Eğer imanınız varsa, edinebileceğiniz hiçbir bilgi yanlış olamaz çünkü böyle birşey yoktur. Size yanlış bir bilgi veya veri vermeye çalışan herkes ve herşey başarısız olacaktır.

M: Kendinize dürüst olun, o zaman hiçbir şey size ihanet etmeyecektir.
M: Her şeyin başarısız kaldığı yerde, hayat öğretir. Fakat hayatın derslerinin gelmesi uzun bir zaman alır. Güvenmek ve itaat etmekle birçok gecikme ve dert önlenmiş olur.




C: Farkındalıkta meydana gelen "patlamanın" nedeni yaklaşan dalga.
C: Keşif, canım, keşif! Şimdiye kadar öğrendiğin ipuçları öğrenmeyi patlayıcı derecede önemli bir deneyim haline getiriyor!
C: ...Yakında farkındalık patlaması bekleyin!
C: En büyük öğrenme patlamasına hazırlanın!
C: ...gelecekteki yüksek benliğinle olan bağlantın, patlayıcı sezgilerine yardımcı olacaktır.
C: ...DNA patlamalarına hazırlık niteliğindeki önceki sıkıntıları hatırlıyor musunuz?


M: Bildiğinizi ta sonuna kadar araştırın, inceleyin, varlığınızın bilinmeyen katmanlarına ulaşacaksınız. O beklenmeyen, içinizde patlayacak ve her şeyi paramparça edecek.
M: Gerçek ise sözlerin ardında ve ötesindedir, iletilemez, direkt deneyim yoluyla bilinir, zihindeki etkisi bir patlayış gibidir.
M: Gerçek sizin içinizde patlak verdiğinde, buna Tanrı'yı deneyimlemek diyebilirsiniz.
M: Gerçek, bir sürecin sonucu değildir; o bir patlamadır.
M: Eğer içsel boşluğu bütünüyle deneyimleyebilmiş olsaydınız, bir patlayışla bütüne varış çok kolay olurdu.




C: Bilgi korur, bilgisizlik/ihmal tehlike yaratır.

M: Kederin nedeni cehalettir. Mutluluk anlayışı izler.



C: "Baş Yaratıcı" sizsiniz.

M: Siz kendiniz Tanrı'sınız, En Yüce Gerçek'siniz.



C: Denge ihtiyacı. Enerji bir boşluk içinde var olamaz, bu nedenle (nabız gibi) atması gerekir. Dalgaların varlığı da bundan kaynaklanıyor.
C: Yaratılıştaki herşey budur: yayılan bir dalga.
C: Kozmik biyoritimler hakkında söylediklerimizi hatırlayın.


M: Doğada hiçbir şey durağan değildir, her şey nabız gibi atar, görünür ve kaybolur. Kalp, solunum, sindirim, uyku, uyanıklık doğum ve ölüm, her şey dalgalar halinde gelir ve gider. Ritm, devresellik, aşırı uçların birbirinin yerini almaları kuraldır.



C: Varolan herşey sadece birer derstir. Bu sonsuz bir okul. Herhangi birşeyin varolmasının başka hiçbir amacı yok.

M: Yaşayan her şey bilinci korumak, sürdürmek ve genişletmek için çalışır. Bu, dünyanın tek anlam ve amacıdır. Yoga'nın özü budur bilinç düzeyinin daima yükseltilmesi, nitelikleri, özellikleri ve güçleri ile yeni boyutların keşfi. Bu anlamda tüm evren bir Yoga okulu olur.



C: Tüm inançlar bir seviyede faydalıdır.
C: Eğer bir birey, faaliyetlerine en büyük ölçüde samimi bir inanç gösteriyorsa, bir seviyede bir fayda mutlaka görecektir.

S: (L) Yani zaman içinde şu andakinden çok daha fazlasını görebilmesi bir azim ve inanç meselesi?
C: Evet.
 

M: İnanç kör değildir. O denemeye istekli olmaktır.
M: Eylemle ifade edilen inanç idrake götüren en etkili vasıtalardan biridir.




C: Çekim, fiziksel olan herşey ile eterik olan herşeyi birbirine bağlıyor
C: Çekim varolan herşeydir.
C: Çekim "Tanrı"!


M: Bütün yaratılmış olanları birbirleri ile ilgilendiren, insanları bir araya getiren tüm o güçlü çekimler eğer En Yüce'den gelmiyorsa, nereden geliyorlar dersiniz?



C: Tüm varoluşun tüm toplamı her birinizde mevcut, ve tersi.
C: Her bir birey aklında tüm varoluşa sahip.
C: Aklınız varolan herşeyi temsil ediyor.


M: Önce kendi zihninizi bilin. O tüm evreni içerir ve daha da yer kalır!



S: (L) Pekala, gerçek neşeyi deneyimleyemediklerini söylüyorsunuz ama eminim epeyce zevk deneyimliyorlar. Arada bir fark var mı?
C: Elbette. Zevk fizyolojik kökenlidir, neşe ise ruhsaldır.


S: Mutluluk ile zevk arasındaki fark nedir?
M: Zevk (haz) şeylere bağımlıdır, mutluluk ise değil.




M: ...İnsan-altı olanlar tamas'ın ve rajas'ın egemenliği altındadırlar; insanlar ise sattva'nın

Hint felsefesinde "tamas" ve "rajas" alt çakraların egemenliğini, 'sattva' ise üst çakraların etkinliğini ifade ediyor anladığım kadarıyla. Orijinal metinde "insan-altı" terimine "humanoid" (insanımsı) tanımlaması da eklenmiş. K'ların Ruhlu-Ruhsuz insan ayrımını çağrıştıran ilginç bir açıklama



C: ...Can atanlara verilen ruhsal gerçeklerin gücünün henüz tam olarak farkında değilsiniz.
C: Ona bilginin paha biçilmez olduğu ve özellikle de gerçeği öğrenme yolunda yakıcı bir ateş duymayanlara çok fazla verilmemesi gerektiği söylendi. Sizin gibi bu ateşi duyanlar ise nasılsa bilgiye erişimin yolunu bir şekilde bulacaktı.


M: ...Gerçek uğruna ölmeye gönüllü olan bir insan onu alacaktır.
M: Yogi'nin hayatını tek bir arzu yönetir - gerçeği bulmak.
M: Gerçek arzusu arzuların en üstünüdür, ne var ki o yine de bir arzudur. Gerçeğin "olması" için bütün arzulardan vazgeçilmesi gerek.




C: Herşey bir "İlüzyon".
C: Öğrenme amacı için mevcut olan büyük illüzyon.
C: Her şey gerçektir, dolayısıyla ilüzyon gerçektir.




S: İllüzyon ne kadar güçlü!
M: Hiç kuşkusuz, çünkü gerçeğe dayanıyor.
S: Onda gerçek olan nedir?
M: Gerçek olmayanları ayırıp reddederek, onu siz bulun.




S: (L) Maddi evrende mevcut olan herşeyin diyelim ki "x" yaşında olduğunu söyleyebilir miyiz?
C: Hayır. Sonsuz şimdi. Yalnızca olmadı, oluyor ve olacak. Genişleyen varoluş.
C: Ve en büyük ilüzyonunuz. Size defalarca zamanın olmadığını söyledik ama elbette beyniniz bu kavramla o kadar yıkandı ki, ne yaparsanız yapın ondan kurtulamıyorsunuz, öyle değil mi?


M: Siz sanki kendiniz durağanmışsınız gibi, zamanın akışından söz ediyorsunuz. Devinim halinde olan sizsiniz, zaman değil. Hareketi kesin, zaman duracak.
M: Evren zamansız, sonsuz ve mükemmeldir.
M: Ben sonsuz şimdideki kendi asıl halimdeyim. Geçmiş ve gelecek yalnızca zihindedir, ben ise şimdi'yim. 
M: Tüm tezahür alanı açık ve ulaşılabilirdir; geçmiş ve gelecek, ebedi şimdi'de birlikte var olurlar.
M: O ne gelir, ne de gider. O, O'dur. O, ebedi bir haldir, sonsuz şimdi.


beyrutkapı

#6
Emeğine sağlık bozadi. Teşekkürler. Çok yerinde hatırlatmalar.
 

bozadi

#7
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen beyrutkapı

Emeğine sağlık bozadi. Teşekkürler. Çok yerinde hatırlatmalar.
Beğenmene sevindim dostum.

Maharaj her ne kadar insanları dünyanın siyasi/askeri/ekonomik gündeminde olan bitenlere sırt dönmeye, ilgilenmemeye, bununla ilgili birşey yapmamaya teşvik ediyormuş ve bu bağlamda Kasyopyalıların tavrıyla çok ciddi düzeyde zıtlaşıyor gibi görünse de, o aslında tüm bu problemlerle boğuşan insanların ihtiyaç duydukları kudrete, korkusuzluğa, güvene nasıl sahip olabileceklerini anlatıyor. Aynı şeyi K'lar da kısmen yapıyorlar ama bu konuda (yukarıdaki felsefi benzerliklerde görüldüğü gibi) çok güçlü vurguları olduğu halde dünyevi sahnede olan bitenlerle ilgili farkındalık ve direnç artışını da bir o kadar destekliyorlar. K'ların tavrının daha dengeli, daha objektif olduğu söylenebilir belki ama sanırım bizim işin felsefi ("varoluşsal olarak kimiz veya neyiz biz?" sorusu) kısmında farkındalığımız, inancımız, güvenimiz genellikle çok zayıf kaldığı için, Maharaj'ın işin o kısmına odaklı olan çalışması, bizler için çok dengeleyici ve düzeltici bir etki yapabilirmiş gibi görünüyor bana. Ama Maho kusura bakmasın, biz dünya işlerinden, siyasi gündemden tamamen el etek çekecek kişiler de değiliz diye düşünüyorum. Ki aslında o da "bu işlerden uzak durun" demiyor, bence şöyle diyor: "İçinizden ne yapmak geliyorsa yapın, yeter ki tüm müsait vakitlerinizde ebedi ve ezeli gerçeğin, kimliğinizin farkındalığına geri dönüp o farkındalığı giderek güçlendirin, derinleştirin ki dünyadaki keşmekeşin, kaosun, şiddetin içinde yolunuzu kaybedip kendinize ve etrafınızdakilere yazık etmeyesiniz."

Olcay

#8
Ne kadar büyük bir emek harcamissin teşekkürler.

Scyth

#9
Güzel bir çalışma olmuş belliki oldukça da zahmetli. Eline sağlık Bozadi.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#10
Sağolun dostlarım. Evet, zahmetliydi ama işkence değildi, çünkü çok etkilendim bu ortaklıklardan ve paylaşmak istedim :)

bigsenfoni

Güzel bir calisma olmus dostum. ..tesekkürler. :-)
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

Tgur

#12
Bozadi gerçekten müthiş bir çalışma sonsuz teşekkürler.

Majisyen

#13
Vaav. Gerçekten muazzam bir çalışma olmuş. Çok teşekkür ederim.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

bozadi

#14
Beğenmenize çok sevindim. Maharaj'dan da en az K bilgilerinden yararlandığımız kadar yararlanırız inşallah dostlar.

K'lar bir yandan Maharaj'ın tek odaklandığı konu olan "içsel/nihai/evrensel" gerçeği paylaşırken, bir yandan da "dışsal/lokal/geçici" realitelerle ilgili heyecan verici ve ufuk açıcı bilgiler veriyorlar. Her ikisinin de paha biçilmez olduğunu düşünüyorum ve içsel olan ile dışsal olan bir şekilde aynı şeyin yansımaları ama Maharaj'ın neredeyse tek konu olarak ele aldığı içsel/evrensel/sonsuz realiteyle ilgili durumumuzun biraz daha öncelikli olarak ilgilenilmeye ihtiyaç duyduğu şeklinde bir gözlemim var, başta kendimle ilgili olarak elbette ama hepimiz için de aynı ihtiyacın şu veya bu düzeyde geçerli olduğunu düşünüyorum, bilmem yanılıyor muyum? Bu da elbette bir inanç meselesi neticede; Mahonun anlattıkları veya tavrı ille de her ayrıntısıyla doğrudur diye varsaymamız gerekmiyor, bizzat kendisinin de sıkça vurguladığı gibi sorgulamamız, bakmamız, duymamız, incelememiz, denememiz gerekiyor. Önemli faydalar sağlaması "kaçınılmaz" bir konu olduğunu düşünüyorum bunun, hatta buna "konu" demek çok yetersiz kalıyor; hayatımızın en temel meselesi bu değil mi? Kimiz, neyiz biz? Bu konuda koca bir belirsizlik, ıstıraplı bir karanlık yok mu? Bütün meseleler dönüp dolaşıp bu konuya bağlanmıyor mu?

Maharaj ısrarla ve ısrarla dikkatimizi bu temel meseleye çekmekle bize yapılıp yapılabilecek en büyük iyiliği yapmıyor mu? Ve eğer gerçekten üzerinde odaklanılması gereken temel bir mesele olarak bize yapılabilecek en büyük iyilik buysa, K'ların veya örneğin Ra'nın neden sadece ve ısrarla bu konu üzerinde odaklanmadığı sorusu sorulabilir. Onlar bu meseleyi zaten ele alıyorlar ama sadece bununla sınırlı kalmayıp dış/lokal/geçici gerçekliklerle ilgili de pek çok paha biçilmez bilgiler veriyorlar ama aynı zamanda o dışsal gerçeklerle içsel gerçekler arasındaki bağlantıları da sürekli kuruyorlar.

Biz insanlar farkında bile olmadan dışsal realiteye fazlasıyla gerçeklik ve mutlaklık atfediyoruz. Yani dikkatimiz dengesiz derecede dışarıda. O yüzden de bize yardımcı olmaya çalışan Ra, Ple'ler ve K'lar gibi büyük kaynaklar dışsallığa olan ilgimizi de kullanarak hem o dışsal gerçekliklerle ilgili çok ilgimizi çeken bilgiler veriyorlar, hem de o dışsal gerçeklerle içsel/nihai/evrensel gerçekler arasındaki bağlantıları kurarak bizi bir dengeye getirmeye çalışıyorlar. Bu dengenin sağlanmasına yardımcı olmak için de zaman zaman doğrudan içsel olana ağırlık veriyorlar. Maharaj'ın yalnızca içsel realiteye yaptığı odaklanış bu nedenle psişik bünyemize epeyce zorlu gelebiliyor, çünkü farkında bile olmadan sürdürmekte olduğumuz aşırı dışsal odağımız bir basınç şoku / vurgun yemiş gibi oluyor.

Aslında, bakmayın, Maharaj dışsal realitelerle ilgilenmeye, bu konularda araştırma yapmaya veya faaliyetlerde bulunmaya çok karşıymış gibi görünse de, bu görüntü yanıltıcı. Hatta Maharaj "gerçeğe ermek" için keşiş hayatı yaşamaya, yani ailevi/toplumsal yaşamdan çekilmeye karşı olduğunu defalarca vurguluyor. Olağan hayatınızı sürdürün ama yeter ki imkan bulduğunuz her durumda gerçekte kim/ne olduğunuzla ilgili içsel/mutlak realiteyi hatırlama ve bunun bilincini sürdürme ve derinleştirme çabasını da bırakmayın diyor.

Hatırlarsanız, K'ların nihai gerçeklikle, yani 7.  yoğunlukla ilgili yaptığı açıklamalar arasında bize en problemli gelen konulardan biri 7. yoğunlukta şu anda anladığımız şekliyle bireyselliğimizin sona erecek olmasıydı. İçinde bulunduğumuz KH koşulları nedeniyle, bu konunun nefsimize/egomuza çok ağır gelen bir yönü var. Bunun "ölüm korkusu" denen şeyle de yakından bir çağrışımı, bağlantısı var sanırım. Dünyadaki KH-tabanlı aşırı beden odaklı olan yaşam modu, doğal olarak ciddi bir "ölüm korkusu" meselesini de gündeme getiriyor. Tamam, bizler reenkarnasyon ve nihai olarak kaynakla birleşme konusundaki farkındalığımız ve yine 5. yoğunluktaki / spatyomdaki ortamın özellikleri hakkındaki bilgimiz, sezgimiz ve/veya inancımız sayesinde bu konuda psişik olarak kendimizi belirli bir ölçüde güzel bir dengeye getirebiliyoruz ama bu sefer de 7. yoğunlukla ilgili yapılan bazı açıklamalar, bize yeniden aynı ölüm korkusunu çağrıştırıyor muhtemelen. K'lar "7. yoğunluk ebedi ikametgahınız, siz herşeysiniz, mutlak bilinç ve sevgisiniz" diyor ve aynı şeyi Maharaj da çeşit çeşit biçimlerde ifade ediyor ama işte KH faktörü nedeniyle bu söylenenleri anlamak, korkulacak hiçbir şey olmadığına güvenmek, sakinleşmek, mutlak bir huzur bulmak çok zor görünüyor, öyle değil mi? İşte bu bizzat KH faktöründen kaynaklanıyor.

KH faktörü sadece beden-odaklı, yani fizik-odaklı yaşam anlayışı diye açıklanabilecek birşey değil. Maharajın anlattıkları ciddiyetle değerlendirildiğinde anlıyoruz ki, birey-odaklılık da KH mantalitesinin bir sonucu. Hatta Maharaj bu duruma şu tür vurucu beyanlarla dikkat çekiyor:

Alıntı YapSiz belli bir zamanda ve yerde doğduğunuzu, bir ana-babanız, bir bedeniniz ve isminiz olduğunu hayal ediyorsunuz. İşte bu sizin günahınız ve felaketinizdir.
Buyrun bakalım. Maharaj kişisel benlik duygumuza, izzet-i nefsimize yumruklar, tekmeler savurmaktan zevk alıyor sanki. Ama açık söyleyeyim, ben bu adamın söylediğinin doğru olduğuna inanıyorum. Ra'nın, K'ların dolaylı, yumuşak şekilde anlatmaya çalıştığı şeyi bu adam adeta hoyratça suratımıza çarpıyor. Belki yaptığı hoyratlık değil, en büyük dostluktur.