Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

16 Nisan 2016

Başlatan bozadi, 18 Nisan 2016, 01:57:47

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sağanak yağmur

#30
Yazışmalar ile ilgili öngörülerine hayran olmamak mümkün değil sevgili Bozadi. Bilgelik dolu her satırın.
RA bilgileri 5 nci kitap için verdiğin bilgiye en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Derhal araştıracak ve edinmeye çalışacağım.
Hepinize en candan selamlarımı sunarım.
 

arinmak

#31
Çeviri için teşekkürler bozadi.

Forumda bu soruyu sormak ne kadar doğru olur bilmiyorum ama ris alıp soruyorum ( sorun olursa yazımı sile bilirim yada bozadi benden önce farkederse silebilir )

3. boyut kh yız. cinsellikle kh hizmet etmiş oluyoruz ( nedenlerini söylemişlerdi ) bende zamanla cinselliğe uzaklaşmaya , azaltmaya başladım. Bunu zorla yapmadım. isteyerek uzaklaştım (herzaman başarılı olamadım ). zamanla midemde guruldamalar , gaz birikintileri oluşmaya başladı.
Cinselliği arttırınca azalıp yok oluyor. ( Bunu zamanla farkettim. Bilinçli bir şekilde birden fazla sağlamasını yaptım )
Celseyi okuduktan sonra;

Alıntı Yap[/i]


S: (L) Ark'ın sabahları yaşadığı baş ağrılarıyla ilgili bir ilk sorusu var. Bunun enerjiyle ilgili olduğunu düşünüyor fakat sonuçta bu baş ağrılarıyla uyanıyor. Nedeni nedir?
C: Gezegensel değişimlerle bağlantılı olarak EM enerjilerindeki artış.
S: (L) Peki bu konuda çözüm amacıyla yapılabilecek en iyi şey nedir?
C: Bu enerjileri boşaltın.


veyaaa

Alıntı Yap[/i]


(Galatea) İnsanların yaşadığı migren sorunu da aynı sebepten mi kaynaklanıyor?
C: Hayır
S: (Galatea) Peki migrenin nedeni nedir?
C: Beyin sinyal iletiminde sorun.

alıntıladığım 2 yer dikkatimi çekti. sorunumla ilgili bir ipucu olabilir mi ? Yanılıyorda olabilirim....

Sizlerin fikir ve önerileri nedir ?

Son olarak mide guruldaması ve gaz birikintisini saymazsak , cinsellikten uzaklaştıkça bana etkileri olumlu yönde oluyor.

 

Majisyen

#32
Birkaç gündür Gurdjieff'i araştırıyorum. Gördüğüm kadarıyla kendisinin aktif bir cinsel yaşamı varmış(Yer yer ahlaksız olarak nitelendiren var.) Her ne kadaar 4. yol öğretisi mantıklı gelse de bu konu benim de kafamı karıştırıyor.

http://www.gurdjiefffourthway.org/Controversy.htm

Şu linkte Sexual Beliefs and Practices kısmındaki pdfyi indirip okudum. Eğer sizler de okuyup yorumunuzu paylaşmak isterseniz belki daha mantıklı bir çıkarıma varabiliriz.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

bigsenfoni

#33
Kasyopyalilar der ki cinsel iliski kötü deyil...ama partner seciminde dikkatli olmak gerekir cünki cinsel iliskide hem hastalik hemde kötü enerjilerin gecebilme olasiligi var!Hem fiziksel hem ruhsal hijyen bakiminda cök dikkat edilmesi gereken durumlar var...Birde fiziksel alemin yapi taslarindan biri cinselliktir ve cinsellik olmassa fiziksel varolus genisliyemez...fiziksellik esittir kh!kh de öcü deyil esittir varolus öcü deyil.

Yasam enerjisinin kök cakradan cinsel iliski yolu ile  cikmasi, seytani varliklarin bu enerjiyi elde edebilmeleri adina bin bir türlü planlar yapmalarina yol aciyor.

Bu arada cinselligi tamamen kesmek daha büyük sorunlara yol acabilir.Disipline etmek evet....
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

Scyth

#34
Sex yapmak sadece insanlar için değil bütün türlerin yaratımındaki bir özellik. Bu da bedenleri dizayn edenlerin yaratılışın temel taşlarını kullanıyor olmalarından kaynaklanıyor. Evren dualite üzerine kurulu ve bu kutuplar birbirlerine çekim yoluyla bağlılar. Bir diğer deyişle sex çekimin bir sonucu. İlginçtir ki bizim sex kelimesinin içini doldurduğumuz anlamlar çok uç ve sapkın noktalara varabiliyor. Hayvanların çiftleşmesi ile insanların çiftleşmesi arasındaki fark  insanların bunun üzerine bir şeyler ekleyebilmeleri. Özellikle tek eşli olanların birbirlerine gönül bağıyla bağlanmalarını sürekli kılıyor. Böylece kişi diğerini önemsemesini, diğerine göre hareket etmeyi daha doğru tabirle ortayı bularak uyumlu olmayı öğreniyor. Bu yönüyle bh pratiği olmak gibi bir özelliği var. Diğer taraftan insanların sex eğilimleri kimyasal süreçlerin yanı sıra fiziksel bedenin verdiği avantajlı konuma göre doyumsuzca deneyimlenmeye çalışılıyor. Tek eşli olanların pek çoğu uyumu yakalayamıyor biri diğerine göre dominantlaşıyor ve ego tabiatı gereği kendini korumaya programlı olduğu için bu baskıyı ilişkinin getirisine göre kabulleniyor. Gönül bağı yerine alışkanlık, sosyoekonmik şartlar, çocuklar üzerinden bu bağı kuruyorlar bu da kadın ve erkeği karşılaştıkları her sorunda ilişki muhasebesi yapmaya itiyor.

Bence olay sex değil sexe duyulan açlık ve bunun sonuçları.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

lalande

Tesekkurlerrrrr sevgiler #9786;
BİZDEN UZAK OLMAYAN BİR DENİZ VAR... GÖRÜNMEZ AMA GİZLENMİŞ DEĞİL.

bozadi

#36
arinmak, forumda prensip olarak sansür veya ayıplı/yasaklı bir konu olacağını düşünmüyorum; hepimizin hayatını etkileyen tüm konular, sorunlar, yapıcı ve saygılı bir şekilde konuşulabildiği sürece bunun hiçbir zararı veya ayıbı, yanlışı olduğunu düşünmem şahsen.

Son celseden yaptığın alıntıların cinsellikle bağlantılı olduğunu düşünmedim ve hala da düşünmüyorum ama bu bizim kendi aramızda bu konuda görüş alışverişinde bulunmamıza da engel değil tabi ki.

K'lar hatırladığım kadarıyla cinselliği insanlar için "normal" birşey olarak görmekle birlikte, cinselliğe odaklanmayı teşvik etmiyorlar görebildiğim kadarıyla. Cinsellik konusunda, 4. yoğunluğa mezuniyeti en kolaylaştırcak veya destekleyecek tutumun ne olacağı şeklindeki soruya "cinsel perhiz" veya "cinsellikten sakınma" gibi bir yanıt vermişlerdi. Ama belki de insanların çoğu için "aşırı derecede ideal" bir öneri bu. Sorunun sorulma biçimi öyle bir cevap gerektirdi sanki. Cinselliğe ilgi duyan, mastürbasyon ve/veya seks yapan kişi sanki 4. yoğunluğa mezun olamazmış veya 4. yoğunluk adayı olamazmış şeklinde bir anlam çıktığını sanmıyorum K'ların söylediklerinden.

K'ların cinsellikle veya seksle ilgili verdikleri en kritik bilgilerden biri, seksin, daha doğrusu her türlü fiziksel zevk ve kendi kendini tatmin arayışının, insanlığın "cennetten düşüşünde" (BH'den KH'ye geçiş) önemli bir rolü olduğu şeklindeydi. Bunun "sahip olma arzusu" ile de önemli bir bağlantısı olduğunu vurgulamışlardı. Yine, seksin "şiddetli bir fiziksel arzu" olduğu şeklinde bir vurguları vardı. Ve yine, anladığım kadarıyla 4. yoğunluğa ilerleyiş veya geçiş sürecinde, cinsellik güdüsünde giderek bir zayıflama olacağı şeklinde bir ifadeleri vardı. Yani cinselliğe harcadığımız zihinsel enerjiyi daha üst düzey konulara ayırma şansının olacağı ima edilmişti sanırım.

Bu konuları konuşurken, bunu şu anda gündelik hayatımızın ayrıntılarındaki davranışlarımızı acilen değiştirmeye/dönüştürmeye yönelik bir baskı, emir, dayatma veya bir tehdit veya yargılama olarak algılamamak gerek diye düşünüyorum.

Çeşitli kültürel/dini vs anlayışlar veya sınırlamalar gereği, insan ırkının iki cinsiyetini teşkil eden erkek ve dişi bireyler, genel olarak birbirlerinin bedenlerine karşı olağanüstü bir zoraki yalıtım sürecinden geçiriliyorlar. Öyle ki, zaman içinde iki karşı cins neredeyse birbirini iki farklı varlık türü olarak algılamaya başlıyor. Kadınlığın ve erkekliğin neredeyse sadece bir "elbise/kostüm farkı" olduğu, bu kostümleri giyen varlıkların aslında aynı insan varlığı oldukları ve esasen ikisinin de tamamen cinsiyetsiz oldukları gerçeği ciddi oranda unutuluyor.

Varolan herşeyin nihai olarak tamamen bir ve aynı olmasını dengeleyen bir zıtlık veya farklılık mekanizması var hayatta. Hareket olabilmesi için, etki-tepki olabilmesi için, bilinç akışı olabilmesi için, farkındalık olabilmesi için ikilik veya çokluk gerekiyor. İnsan dediğimiz varlığın veya varlık grubunun kadın ve erkek diye iki cinsiyete bölünmesi de bu temel ilkenin bir yansıması gibi görünüyor. Forumda daha önce başka bir tartışma başlığında da ifade etmeye çalıştığım gibi, erkek-dişi ilişkisinin aynı zamanda herhangi bir birey ile tüm varoluş arasındaki ilişkiyi "çağrıştıran" bir niteliği olduğunu da düşünüyorum. Yani erkek ve kadın arasındaki farklılık, tamamlayıcılık ve çekim, aynı zamanda herhangi bir bireysel varlık ile tüm varoluş arasındaki farklılık, tamamlayıcılık ve çekimle alakalı bir şekilde. Ruhsal eğitim okulumuzun esaslarını belirleyen ve yöneten ruhsal öğretmenler / ebeveynler (ki buna Hayat veya hatta Doğa demek de mümkün olabilir bazı bakış açılarından) öyle bir ayarlama yapıyor ki, insan denen varlık türünün iki cinsiyetinden birine bürünen öğrenciler arasındaki ilişki, aynı zamanda o bireylerden herhangi birinin "tüm varoluşla" (mutlak varlıkla, var olmakla, evrenle) aralarındaki ilişkiyi simüle eden veya çağrıştıran bir niteliğe sahip. Karşı cinslerin birbirine güzel/çekici gelecek şekilde bir bölünmeden veya ayrışmadan geçerek mevcut 3. yoğunluk hayat sahnesine çıkmaları, aslında o öğrencilerin hayatı, evreni, varlığı da güzel/çekici bulmalarına, onu tanımalarına, keşfetmelerine ve onunla dayanışmalarına yönelik bir ipucu, teşvik veya yardım görevi görmüş oluyor sanıyorum. Yani varoluşa tutunmalarına, yaşamalarına, büyümelerine yönelik bir yardım. Çünkü 3. yoğunluk öğrenciler aslında birer bebek veya çocuk gibiler. Henüz hayatın, var olmanın nihai anlam ve önemi konusunda gerçek manada olgun ve ciddi bir şekilde düşünebilecek durumda değiller.

Erkek ve dişiyi birbirinden en fazla yalıtmaya çalışanlar ve erkek ve dişinin eşit olmadığını, örneğin erkeğin dişiden üstün veya egemen olduğu propagandasını en şiddetli şekilde yapanlar, aslında aynı zamanda herhangi bir bireysel varlık ile tüm varoluş arasındaki ilişkinin doğasını da en fazla çarpıtan, yani bireylerin varoluşla aralarındaki ilişkinin gerçek doğasını keşfetmelerini "engellemeye" çalışanlar oluyor bana göre.

Ama bu demek değil ki erkek ve dişi arasındaki ideal ilişki, vakitlerini rastgele birbirlerinin kostümlerini tanıyarak ve birleştirerek geçirmek olsun. Bana öyle geliyor ki, bizimki gibi toplumlarda, özellikle de dinciliğin yobazca bazı yorumları temelinde, erkek ve dişiyi birbirinden aşırı şekilde yalıtmaya yönelik baskılar, zaman içinde en büyük cinsel sapıklıkların türemesi için de ideal bir ortam oluşturuyor ve son günlerde İslamcı Ensar Vakfı ve İmam-Hatip okulları gibi kurumlarda ifşa olan çocuk tacizi ve tecavüzü olayları aslında bir buzdağının küçük bir bölümünün su yüzüne çıkmasından ibaret. Dincilik adı altında, ar/namus adı altında erkek ve dişiyi feci şekilde birbirinden yalıtmaya yönelik tutumların "Allah" maskeli "Şeytan"a yapılan bir hizmet olduğu gerçeği ifşa oluyor. Bu ille de İslamcılıkla veya ille de Din kavramıyla sınırlı bir sorun değil kesinlikle; aslında aynı varlık olan, sadece varoluşsal bir teşvik mekanizması gereği zıt kostümler giyerek sahneye çıkan erkek ve kadın bireyleri her kim birbirinden "abartılı" bir şekilde, "yobazca" ayırmaya çalışıyorsa, bence en büyük cinsel sapıklıklar da onların egemen olduğu yerlerde meydana geliyor. Bunun sadece İslamcılık veya dincilik bağlamında ele alınması yanlış olur ama en büyük ifşaların, patlakların bu mecralarda meydana geliyor olmasında da önemli bir açıklayıcılık olduğunu düşünüyorum.

Erkek ve dişi kostümü giyerek hayat sahnesine çıkan bireylere yönelik ideal tutum konusunda illa ki bazı konjonktürel denge faktörlerinin dikkate alınması gerekecektir. Bir miktar ailevi, dinsel, kültürel, toplumsal baskı faktörlerinin olması doğal ve gerekli olabilir, önemli olan bunun dengesini bulmak için doğru dürüst bir çaba harcamaktır.

En basit örnekle, erkek ve kız öğrencileri farklı okullarda okutma fikri bence bu anlamda son derece ciddi bir şekilde yobazlık ve şeytanlık kokan bir fikirdir ve dincilik ve namus adı altında her türlü cinsel ve farklı türde sapıklığın türemesi için elverişli bir ortam yaratmaya yöneliktir. Tayyip'in yaptığı ettiği, savunduğu şeylerin çoğu aslında Şeytanlığın kitabının yazılmasından ibaret. Ve Tayyip'in böyle bir misyon üstlenmiş olmasının ve bu misyonu sanki gayet normal birşeymiş gibi ülkenin siyasi tepesinden tüm ülke halkının başına kakabiliyor olması hepimiz açısından önemli bir fırsat teşkil ediyor. Daha önceki iktidarlar, bambaşka ve hatta zıt ideolojilerden iktidarlar veya partiler doğru, güzel, adil ve vicdani olana gerçekten uygun hareket etmiş değiller, hepsi aynı Şeytana son derece ciddi oranlarda hizmet etmişlerdir, ama hiçbiri Şeytanlığı Tayyip AKP'si kadar açık ve net bir şekilde resmi devlet ideolojisi olarak haykıracak cesareti veya imkanı bulamamıştı. Tayyip'in "ruhsuz" veya "bebe" diye tabir edilebilecek, 3. yoğunluğun ruhsal evrim skalasının başlangıç seviyelerine ait olması ve o küçücük bilinciyle ve o uzun boyunu fersah fersah aşan egosuyla güçlü bir İslami siyasi iktidar zaferinin sarhoşluğunda coştukça coşması, aslında son derece garip bir şekilde, 3. yoğunluğun ikinci yarısında bulunan ve hayatın gerçek işleyiş biçimi konusunda bilinçlenme potansiyeline sahip insanların uyanışı için olağanüstü bazı fırsatlar yaratıyor. Yani zaten devletimiz yoluyla gerçek hakikatin insanlarla paylaşılması diye birşey mümkün olmayacaktı, hiç değilse En Yanlışın ısrarlı ve giderek rahatsız edici ve saldırgan bir şekilde vurgulanması sayesinde, hayatımızda neyin kesin olarak yanlış olduğunu görmek zorunda kalıp iyiye, doğruya, güzele, şifaya yönelme konusunda önemli bir fırsat olarak bakmak gerek buna.

Toplum dediğimiz şey 3. yoğunluğun kendi içindeki çok çeşitli bilinç seviyelerine mensup birey ve gruplardan oluştuğu için, herkes için ideal olan ölçütler tespit edip önermek kolay değil cinsellik konusunda (veya herhangi bir konuda). Önemli olan BH ve KH kutupsallığı açısından düşünebilmek. Neyin BH, neyin KH eğilimli bir davranış ve tutum olacağı, neyin kabul edilip neyin edilemeyeceği, çeşitli somut örneklere bakılarak belirlenebilecek birşey. Ki BH'yi de burada ille de "ahlaki" birşeymiş gibi düşünmemek gerek. BH varlığın, KH yokluğun yoludur (KH güçlerinin yanıltıcılık, sahtekarlık potansiyeli ve teşebbüsleri bazen kısa veya orta vadede tam tersi bir algı yaratabilecek olsa da). Bu bir varlık-yokluk, kaba bir ifadeyle ölüm-kalım meselesidir en nihayetinde. Hani derler ya, "olmak ya da olmamak", gerçekten nihai olarak bütün mesele bu. İlle de yapay bir ahlaksallık veya kuralsallık değil. Birine, örneğin bir Allah'a kendimizi beğendirmek veya bir ilahi ödüle kavuşmak için değil, varlığımızı sürdürmek ve güçlendirmek için yapmamız gerekiyor ne yapıyorsak ve bundan daha doğal birşey olamaz. Bu meseleyi aşırı derecede ahlakçılığa, yargılayıcılığa bulandırmaya gerek yok. Ahlak ve yargı dediğimiz şey temelde sadece toplumsal yaşamda hak-hukuk ve özgür irade sınırlarının belirlenmesine yönelik bir bilgi sahası (genel bazı kolaylaştırıcı ve zaman kazandırıcı kurallar) oluşturma çabasından ibaret. Bunu da yapmak gerekiyor ama nihai anlamda varlığın tek kuralı varlıktır ve varlığımızı ancak varlık yargılar (o da aslında bir yargıdan ziyade sadece doğal bir etki-tepki sürecidir) ve neyin varlığımızı artırıp neyin azalttığını gözlemleyerek görebilir, kararımızı verebiliriz, yanlışlarımızdan dersler alıp yolumuza devam edebiliriz.

Söyleyeceğim şeyi bu kadar dallandırıp budaklandırdığım için özür diliyorum, cinsellik konusunda şu özetle bitirmek istiyorum şu an için: Eğer karşı cinslerin birbirlerine yakınlığı, arkadaşlığı, işbirliği için engelleyici değil teşvik edici ve rehberlik edici bir tutum toplumsal düzeyde benimsenmiş olsaydı, çocuk sahibi olma amaçları dışında "seks" ihtiyacı ve arzusu kesinlikle genel anlamda şu anda olduğundan çok ama çok daha düşük olurdu. Hele ki cinsel taciz ve sapıklık olayları da şu andakiyle karşılaştırılamayacak derecede düşük olurdu. Dişi ve erkeğin birbirinden yobazlık derecesinde bir aşırılıkla yalıtılmaya çalışılmasının neden olduğu tek sorun aşırı cinsel eğilim veya cinsel sapıklık değildir, hayatın tüm alanlarına yansır bunun sonuçları. Dikkat çekmeye çalıştığım gibi, erkek ve kadın arasındaki bütünleyicilik/çekim ilişkisi, aslında herhangi birey ile tüm Varlık yani tüm Hayat arasındaki bütünleyicilik/çekim ilişkisinin bir kopyasıdır bir anlamda. Ve insanlığı kadın-erkek iletişimi ve etkileşimi anlamında en çok baskı altında tutmaya çalışanlar aslında en büyük cinsel azgınlıkların ve sapkınlıkların da baş sponsorları. İnsanların Varoluşlarının gerçek doğasıyla olan ilişkilerini kontrol ve baskı altında tutmaya, bağımsızlaşmalarını ve dayanışmalarını önlemeye, böylece bireyleri daima sömürülebilecek bir durumda tutmaya çalışıyorlar. Gerçeğin dünyasında kadın ve erkek diye birşey yok, bunlar yalnızca geçici birer kostüm ve bireylerin varoluşla olan ilişkilerini bağımsız bir olgunluğa getirene ve doğru-dürüst bir toplum yaratana kadar yararlanabilecekleri birer yardımcı katalizörden ibaret. Çeşitlilik, farklılık, zenginlik, bütünleyicilik, işbirliği, dayanışma her zaman olacak tabi. Şu an için böyle görüyorum.

Cinsellik  konusunu "kapatmak" gibi bir amaçla ifade etmedim bu görüşlerimi. Aksine, çeşitli açılardan tartışılmaya devam etmesini teşvik ediyorum. Ben aslında genellikle yaptığım gibi kafamdaki çeşitli minik bilgi ve görüş parçacıklarını birleştirmeye çalışmak için bir fırsat olarak kullandım konunun açılmasını ve bunu yapış biçimimde egosal faktörler de var her zaman olduğu gibi.

bozadi

#37
Bu arada, Majisyen, Gurdjieff'le ilgili husus ilginç, linkleri inceleyeceğim.

arinmak

#38
bilgiler ve uyarılar için herkeze çok teşekkür ederim.

celselerde cinsellikle ilgili geçen kısımları okuduğumda , mecburiyet ve baskı hissetmeksizin cinsellikten uzaklaşma düşüncesi oluşmuştu. hatta cinselliği ömrümün sonuna kadar hayatımdan çıkarsam , nasıl sonuçları olur diye düşünüyordum...

eksik ve yanlış bilgi beni alakasız yerlere götürüyormuş[:)][:)]

yazdıklarınız benim için çok faydalı oldu.

herkeze çok teşekkür ederim.



bozadi , yazının bazı kısımları... ülkenin acı gerçekeleri ( acıyı severim[:)] ). 


 

Serapsa

#39
Merhaba, hoşbuldum. Teşekkürler.

Konuyla ilgili aslında cinselliğin tam olarak KH olduğunu düşünmüyorum şöyle ki eğer 2 tarafın isteği varsa aynı anda kişilerdeki enerjiler hem KH hem BH olur yani hem kendi zevkini hem partnerinin zevkini düşünmek ona göre davranmak zorunda kalır 2 iken 1 e varırsın ve muazzam bir enerji ortaya çıkarırsın ki burada partnerin enerjisinin neye hizmet ettiği daha önemli olur. Sanıyorum ki bu yüzden islam inancında ilişki öncesi besmele ve sonrasında gusul var böylece pozitif enerji için ortam hazırlanmış oluyor.Şuda olabilir 1 taraf KH diğer taraf BH olur ancak yine denge bozulmamış olur ve yine değerleri aşağı yukarı oynatacak başka (+) ve (-) enerjileri devreye sokmak gerekir.İslam inancı taşımıyorsanız bunu kristallerle yada yarı doğal taşlarla yapabilirsiniz. Burada diye bilirsiniz ki her ikisi de KH yada BH ise ne olacak o zaman cevabım kaynak ın koyduğu kanunlar gereği bunun asla mümkün olmayacağıdır mutlaka dengenin sağlanması gerekir

Taciz ve tecavüzler tamamen KH olmaları sebebiyle bozadi nin yazısını okurken şu sıralar acaba KH ların  her zamankinden daha fazla negatif enerjiye ihtiyaçları mı var sorusunu düşünmeden edemedim. Tecavüz eden tecavüze uğrayan sonra tecavüzü duyan her birey negatif enerji oluşturur ki söz konusu çocuklar olduğunda ne kadar hassas oluyoruz burada kelimelerin yaydığı negatifliğe hiç girmiyorum bile.

Burada şunu belirtmek istiyorum ben kaskopya celseleri ile doğal olarak bu düşünce formuyla çok kısa bir zaman önce tanıştım yanlış kanılara varmış olmam muhtemeldir :) sizlerin sayesinde ilerlemeyi umuyorum.
\"İğneye geçirilecek ipliğin ucu çatal olursa, iğneden geçmez; madem ki teksin,gel bu iğneden geç...\"

beyrutkapı

#40
Cinsellikte özü itibariyle yanlış yada kötü bir şey yok. Tüm mesele her şeyde olduğu gibi bu konuya yaklaşım biçimimizdir. Kh kendi bakış açısıyla köleleştirmeyi yada zorla sahip olmayı gayet makul bulur. Bh açısından ise tüm mesele vermektir. Biz bir kh gezegeninde kh bireyleri olduğumuz için bunu tam olarak kavrayamıyoruz.şu aşamada kavramamızda gerekmiyor belki. Ancak hayatımızdaki başka bir çok katalizör gibi cinsellik de önemli ve güçlü bir katalizördür ve bu şekilde değerlendirmek daha öğretici olabilir. Cinsellikte muazzam bir enerji akışı olduğu için aynı zamanda güçlü bir katalizör. En alttaki kırmızı çakradan kaynaklanarak, bireyin gelişim seviyesine göre daha üst ışın merkezlerini yakmak mümkündür. Uyumlu ve doğrudaş, gelişim seviyeleri birbirine yakın bir kadın ve erkeğin sonsuz zekaya kapı açması bile mümkündür. Cinsellikte dualiteyi bh ve kh olmakta değil, eril ve dişil enerjiyi temsilde aramak gerekir. Dişi enerjiyi temsil eden kadın erkekten fiziksel gücünü arttıran enerji çeker. Erkekse dişi enerji yoluyla akıl ağacının köklerine inmeye çalışır. Elbette bunlar başka seviyelerde gerçekleşir ve daha ayrıntılı bilgi isteyen dostlar ra bilgilerine başvurabilir. Taciz tecavüz istismar gibi konular kh nın ruhuna uygun ve ne olduğunu bildiğimiz için bu konuda söylenecek çok fazla bir şey yok. Kh her koşulda tek sevdiği şey olan kendine hizmetin ve kendini tatminin bir yolunu bulacaktır.
Gerçekten bir bh birleşmesinde bir çeşit füzyon ve tüm varlığıyla kişinin bir sevgi ve ışık içinde erimesi söz konusudur. Kendiyle ilgili en küçük bir kaygı yada korku duymadan erimek... Bu füzyon deneyimi üst yoğunlukların yada bir bh aleminin konusu olarak şimdilik bir kenara bırakılırsa, cinselliği bu alemde fiziksel bir birleşmeden ibaret olarak ele almak ve sevgi arayışının odağına koymak çevremizde çok karşıtlaştığımız bir sığlık.
Bizim şuanda ve buradaki nobetimizin özü bir yanıyla sevgi almak ve sevgi verebilmek. Yaptığımız her şeyde, attığımız her adımda. Özellikle genç yaşlarda hormonlarımızın ne kadar hareketli olduğunu ve çok fazla bilgisi olmayan insanların fizikselliğe olan düşkünlüğünü yada düşkünlüğümüzu anlamak mümkün. Her şey derslerden ibaret. Hep beraber öğreniyoruz dostlar ve cinselliğin sevgi olmadığını bilerek çıkıyoruz yola. Cinsellik özel bir paylaşım ve katalizör olarak görüldükçe keşfedecek ve öğrenecek çok şey var demektir.
 

Scyth

#41
Cinsellikle ilgili çalışma yapmak isteyenlerin birinci adımı diyet...
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.