Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

sevgiyi tanımlayalım..

Başlatan Elza Ojalvo, 11 Aralık 2015, 18:18:02

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Elza Ojalvo

BH sakinlerinden naçizane bir isteğim var;
her birimiz kendi algımız, anlayışımız, hissiyatımız ve sevgi hakkında inanışlarımıza göre, burada \'SEVGİ\'nin tanımlamasını yapabilir mi?

var mıdır?
varsa nedir?
yoksa nasıl inşa edilir?
böyle bir inşa işlemine bir kutsiyet verilmeli mi?
yeni dünyanın insanını yaratmak için kutsiyete ihtiyacımız var mı?
varsa bu kutsiyetin amacı ne olmalı?
amaç uğruna oluşturulan kavramlara zamanla kapılıp, onları dinleştirme riskimiz var mı?

ve daha bir sürü soru eklenebilir sevgi hakkında
lütfen siz de sorularınızı ekleyiniz, birlikte sorgulayalım ve kendimize göre olan cevaplarımızı paylaşalım.

hem nezaketen hem de henüz ben öğrenme aşamasında olduğum için, bu konudaki kendi düşüncemi sona saklayacağım. sizlerin düşünceleri ve oradan doğacak sentez benim için daha kıymetli olacak!

aydınlık paylaşımlar..
B1RL1K

bozadi

#1
Çeşitli kaynaklardan da beslenen şahsi algım; Sevgi yerçekimi gibi tüm varoluşu bir arada tutan bir kuvvet. "Varlık" ile "sevgi" aslında neredeyse eşanlamlı. Varlık varsa sevgi vardır. Sevgi sadece bir "duygu" değildir. Bir anlamda veya bir yönüyle "teknik" bir konudur. Varoluşun doğal bir sonucudur. Varoluşun genişleyen bölümünü, yani "organizmayı" varoluşun özüyle bir arada tutan bilinç köprüleri veya can damarlarıdır, kandır. Diğer bir başlıktaki sorunla da bağlantılı şöyle bir yönü var konunun: Varoluş 7 seviyeden oluşuyor. Ve ruhlar/canlar bu 7 yoğunluk döngüsünde bir yolculuk yapıyorlar. Bizler 3. seviyedeyiz. 3. seviye varlık bireyselliğin keşfini yaşamaktadır ve enkarnasyonlar boyu yaşadığı deneyimler onu varoluşu sevip sevmediği konusunda kesin bir karara zorlar. Varoluşu derinlemesine bir şekilde, olduğu gibi sezip sevmek BH yolunu seçmeyle ililişkilidir. Varoluştan nefret etmek, onu "kapatılması" gereken rahatsız edici bir ışık olarak görmek, onu kontrol altına almaya veya cezalandırmaya, yok etmeye yönelik eğilim KH yolunun seçilmesiyle ilişkilidir.

Ra, 4. seviyeyi "sevgi yoğunluğu" olarak tanımlar. Bizim içinde bulunduğumuz 3. seviyede bireyler sevgi konusunda kesin kararlarını vermedikçe 4. seviyeye mezun olamazlar. Ya tüm varoluşla birlik / özdeşlik onaylanıp bu kutlanacak ve ona hizmet edilecek, ya da ondan nefret edilecek, egotik bir şekilde tüm varoluşun gücüne sahip olma ve varoluşu yok etme  yolunda ilerlenmeye çalışılacaktır.

Bizler 3. yoğunluk seviyesindeki varlıklar olarak halen kesin kararını vermemiş varlıklarız. Yani sevgi konusu böyle bir konu. Sevgi her yerde mevcut. Varlık varsa sevgi vardır. Önemli olan ona nasıl tepki verileceğidir. Bizler hayatı sevip sevmediğimize, daha doğrusu o sevgiyi benimseyip benimsemediğimiz konusunda karar vermesi gereken varlıklarız. Fakat yapmamız gereken seçimi etkilemeye, yönlendirmeye çalışan çeşitli varlık grupları var. Hem BH, hem de KH varlık grupları. İnsanlığın hikayesindeki çeşitli faktörler, gelişmeler, durumlar neticesinde, insanlık kitlesi ciddi yozlaşmalar / egotik tutumlar içine girdiğinden, KH varlık gruplarının bizler üzerindeki etkileri daha fazla hale gelmiştir genel insanlık kitlesi olarak. Etrafımızda bu kadar çok savaş, yıkım, adaletsizlik, işkence olmasının nedeni budur. Varoluşu, hayatı sevmememiz, nefret etmemiz için ellerinden ne gelirse yapan varlık grupları var. Bizi kendilerine benzetmeye, asimile etmeye, köleleştirmeye çalışan gruplar.

Sorulara, diğer cevaplara, görüşlere göre fikirlerimi daha açık ve ayrıntılı şekilde ifade edebilirim.

Majisyen

#2
Bilginin pozitif yolda uygulanmasına sevgi diyebiliriz sanırım.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

Elza Ojalvo

#3
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Bizi kendilerine benzetmeye, asimile etmeye, köleleştirmeye çalışan gruplar.

evet bozadi, zombileştiren zombi parazitler ;)

öncelikle bu etkili açıklama için teşekkürler

peki, ben şimdi hemen bu noktada şunu yapmayı öneriyorum;
şimdi en çok sevdiğimiz birini düşünelim
ve ardından o kişiyi neden sevdiğimizi sorgulayalım!
bu öyle bir sorgulama olmalı ki, kendimize karşı dürüst olabilmemiz için acımasızca bir sorgulama olmalı ve sevdiğimiz o kişiyi neden sevdiğimizi açık ve net itiraf etmeliyiz.

bu çalışmanın akabinde oluşacak sorular bize yeni ufuklar açabilir
B1RL1K

Elza Ojalvo

#4
örneğin
oğlumu çok seviyorum çünkü ......
annemi çok seviyorum çünkü ......
arkadaşım Latife'yi çok seviyorum çünkü ......

noktalı kısımlar klişe olmayacak (birlik adına seviyorum.. yaratan bütünlüğü için.. v.s. dışında olacak), gerçekten en bencil duygularımıza kadar bile dayanabilir sorun yok çünkü burada amaç zafiyetler tespit edip onları aşağılamak değil.. amaç, sevgiyi kalıp bilgilerin dışında en yakınlarımızda nasıl hissedip nasıl yaşıyoruzu tespit etmek!

ben kendi adıma en basit örnek olarak sevgilimi vereyim;
sevgilimi çok seviyorum çünkü onunla çok mutlu oluyorum, o iyi bir insan bana çok iyi davranıyor, kimseye zararı olmayan biri tam tersine herkese yardım etmeyi seviyor.

teşbihte hata olmaz affınıza sığınarak!
hayatımızdaki sevgiyi ve onu yaşatma biçimimizi minimal düzeyde de olsa tanımlayabilmeliyiz ki, kaynağını kavramaya biraz daha yaklaşabilelim.
B1RL1K

bozadi

#5
Gerçekten güçlü denebilecek bir sevgi duyduğumuz kişilere karşı olan durumumuz üzerinde düşünerek sevginin kaynağını veya niteliğini anlamaya çalışmaktan bahsediyorsun sanırım.

Farklı kişilere karşı duyulan sevgiler tam olarak aynı şey olmayabilir. Duyulan sevginin niteliği ciddi bir şekilde farklı olabilir ve hatta öyle ki sevgi dediğin şey aslında sevgiden çok başka birşey olabilir. Tabi burada hala "gerçek sevginin" ne olduğuyla ilgili henüz ortak bir anlayışımız ve kabulümüz olmayabileceğini göz önünde bulunduruyorum.

Diyelim ki birini "gerçekten" ve güçlü veya derin bir şekilde seviyorsun. ("Gerçekten sevmek" ve "gerçek sevgi" üzerinde konuşmamız gerekiyor elbette) Bu mümkündür. Ve eğer gerçekten öyle bir durum yaşanıyorsa, orada "evrensel sevgi" veya "gerçek sevgi" denebilecek şey veya ona yakın veya ona dönük birşey yaşanıyor olabilir.

Bir başkasına duyulan (daha iyisi, bir başkasıyla "paylaşılan") gerçek bir sevgi, aslında bireyin eninde sonunda tüm varoluşa karşı duyacağı (eğer KH yolunda ilerlemeyecekse veya kendini yokoluşa sürüklemeyecekse) sevginin bir pratiği, bir çalışması niteliğindedir. Kimse tek başına gerçek sevginin "sahibi" değildir. Sevgi evrenseldir, ona ya uyulur, ya uyulmaz. 3. yoğunlukta yaşanan tüm gerçek sevgi deneyimleri yalnızca kişiyi 4. yoğunluğa doğru ilerleme kaydetmeye teşvik eder veya buna yardımcı olur. Sevginin gerçeklik/derinlik/saflık derecesi ne kadar fazlaysa, ilerleme de o kadar fazla olacaktır muhtemelen.

Ve bu anlamda, "anneye karşı duyulan sevgi", "sevgiliye karşı duyulan sevgi", "evlada karşı duyulan sevgi" vesaire çok farklı olmak zorunda değildir. Ne kadar gerçekse, o kadar ilerleticidir. 3. yoğunluğun derslerinin bir parçasıdır. Şimdi bu noktada "gerçek" sevgi veya sevginin gerçeklik/derinlik/saflık derecesi derken bunu anlamayı kolaylaştırıcı açıklamalardan bir tanesini yapabilmeyi umuyorum: Gerçek sevgi sadece o sevgiyi doğrudan deneyimleyen iki kişi arasında kalmaz muhtemelen. Bunu yaşayanların tüm hayata, tüm evrene, diğer tüm varlıklara, tüm gerçekliğe bakış açısında ve tutumlarında ciddi değişiklikler meydana getirir. Kısacası, evrensel sevgiye uyumu artırır. Daha doğrusu evrensel/varoluşsal sevginin farkına varılmasını, ona güvenilmesini, onun varlığının onaylanmasını ve benimsenmesini sağlar şu veya bu ölçüde. Tüm sevgiler nihayette aynı şeydir, aynı şeye dairdir: tüm varlığın sevgisi. "Varlığın" varlığının onaylanması, onunla birliğin onaylanması ve kutlanması. 3. yoğunlukta kişiler eninde sonunda bunu daha derinlemesine anlamak durumunda olacaklardır. Gerçek sevgi kişilere mahsus değildir. Ama elbette kişiler gerçek sevgiyi veya ona mümkün olduğunca yakın birşeyi kendi aralarında deneyimleyip bundan yararlanabilirler.

Elbette çok çeşitli sevgi senaryoları örnek olarak verilip çok çeşitli sonuçlar çıkarılabilir. İstisnalar mutlaka olabilir ve bu noktada genel kaideyi yeterince anlayabildiğimi ve anlatabildiğimi düşünüyorum / umuyorum.

Bir aile mensubuna duyulan sevgi ile "sevgiliye" duyulan sevginin olası farkına dair bir yorum yapmak istiyorum. "Gerçek" olduğu ölçüde ikisi yine aynı kapıya çıkar: evrensel/varoluşsal sevgiye doğru ilerleme, onu onaylama, kutlama, ona hizmet vs. Aile bireyine duyulan sevgi çoğu durumda tek bir aile bireyiyle sınırlı değildir (istisnalar olabilecek olmakla birlikte). İlgili bireylerin yapısının ve tutumlarının uygun olması ölçüsünde tüm aile bireylerine ve duruma göre geniş bir aileye doğru genişleyebilir.

"Sevgili" konusunda daha bireysel, daha özel veya öznel bir durum var gibi görünüyor. Bu durumda böyle bir sevgi ilişkisi acaba daha "bencilce" midir diye düşünebilir. Öyle olmak zorunda değil kesinlikle bence. Tüm sevgi alışverişi ilişkilerinde bir tür "sözleşme" durumu meydana geldiğini düşünüyorum. Ailesel sevgide bu kadar vurgulu değilse bile vardır. Sevginin "gereğini" yapma hissi vardır (yardımlaşma, destekleme) ve sevginin gerçekliği ölçüsünde bu gereklilik "zoraki" değildir. Sevgili ile gerçek sevgi ilişkisinde "sözleşme" farkındalığı daha fazladır ve sözleşme daha hassas ve daha ciddidir. Ciddidir çünkü iki birey birbirine birbirinin herşeyi olmayı vaat eder. Birbirlerine tüm evren, tüm hayat olmayı vaat ederler, buna niyet ederler. Burada bireyin bireyle ilişkisi, bireyin Tanrı'yla (yani "Hayatla", "Sonsuzla") ideal ilişkisi gibidir, onu simüle eder, ona öykünülür. Dolayısıyla, bu niyet bir kez karşılıklı olarak anlayışıp, sezilip paylaşıldıktan ve vaatleşildikten sonra bu ilişkide ciddi bir sorun meydana gelmesi durumunda bireylerin veya mağdurların tüm varoluşla olan ilişkisinde de ciddi bir sorun meydana gelmiş olur. Bu çok ciddi sonuçlar doğurabilir. Koskoca bir evren, koskoca bir sonsuzluk, koskoca bir Tanrı yıkılmış gibi olabilir.

Daldan dala atlayıp uzatma eğiliminde olduğum için şimdilik burada durup daha sonra yazışmaların gidişatına göre görüşlerimi, algılarımı paylaşmaya devam etmek isterim.


beyrutkapı

#6
Sevgi aynı zamanda içinde bulunduğumuz yoğunluğun en temel dersi. Ra da derki, her anın içinde sevgi alıp sevgi vermeyi, sevgiyi aramayı ve bulmayı bilinçli bir çaba olarak sürekli deneyin.
kanımca sevgi determinist bakıştan tamamen bağımsız bir kavrayış biçimi. Sevgi çok birleştirici bir duygu olması yanında aynı zamanda özümüzü besleyen en önemli kaynak. Ve yine aynı zamanda bilinç için tüm varoluşu anlamasını sağlayan bir kavrayış biçimi olabilir.
sevginin kendisinden başka bir ereği yada gerekçesi olamaz. Tıpkı ışık gibi kendi başına bağımsız ve en temel fenomenlerden biridir sevgi.
kendimizde ve başkasında şunu gözlemlemek çok mümkündür; karşılarında güçlü olduğumuz hayvanlar, bitkiler,çocuklar yada hiç ihtiyacımız olmayan ve asla olmayacak olan insanlar konusundaki tutumumuz sevgiyle ilgili durumumuzu ortaya çok rahat koyar. Burada menfaat duygusu yada egoyla ilgili her şey ikinci plana atılmaya çalışıldığı ve giderek aşıldığı için sevgi kendine daha çok alan açar kendine hayatımızda. Sevgi biri idrak ediyor oluşun en yüce ifadelerinden biridir.
 

bozadi

#7
Uzatmayayım dedim ama bunları düşünüp yazarken sıcağı sıcağına zihnimdeki şu düşünceyi paylaşmak istiyorum. Birden fazla bireyi kapsama eğilimindeki "ailevi sevgi" ile sadece iki kişi arasında yaşanma veya yoğunlaşma eğilimindeki sevgililik veya aşk sevgisi arasında oluşan ayrımın neyden kaynaklanıyor olabileceğini, neden nihayette tüm sevgiler aynı olduğu halde yine de bu ikisi arasında doğal bir fark meydana geldiğini veya geliyor gibi göründüğünü düşünmeye devam ediyorum ve şu anda şu çıkarımı yapabiliyorum: Nasıl varoluş aynı anda hem "teklik" hem de "çokluk" ise, sevginin de hem tekil (daha doğrusu iki kişinin bir anlamda "birleşmesine" özel), hem de çoğul şeklinde iki versiyonunun olması bu evrensel düalitenin bir yansıması olabilir. Ama ikisi arasında mutlak bir fark olduğunu düşünmüyorum. Tıpkı varoluşun tekliğiyle çokluğu arasındaki farkın mutlak olmaması gibi.

İki sevgilinin "birleşmesi" demişken, işte, iki birey arasındaki birleşme/tekleşme eğilimi, Tanrı'dan ayrı olan veya öyle duran bireyin giderek Tanrı'yla (Evrenle, Tüm Varoluşla) mutlak birleşmeye doğru ilerlemesini temsil ediyor ve bu ilerlemeyi sağlıyor / yardımcı oluyor. Niyet o yani. Ailesel sevgi de aynı şeye hizmet ediyor ama ikisinin de bir yeri var sanırım. Evrensel düalitenin bir yansıması. En azından 3. yoğunlukta. Üst yoğunluklarda bu ikilik 4'te tamamen veya 4'ten itibaren kademeli olarak ortadan kalkıyor olabilir; tartışılabilir.

"Birleşmenin" fiziksel/cinsel anlamları başlıbaşına bir tartışma konusu olabilir. Cinsellik biraz problemli bir konu. Ama bir şekilde bunların hepsini tartışıp neyin ne olduğunu eninde sonunda gayet basit ve net bir şekilde anlayabileceğimizden şüphem yok.

Elza Ojalvo

#8
aslında ben tüm bu bilgi birikimlerimize rağmen, ne bildiğimiz üzerinden değil de, pratikte en basit düzeyde hayatımıza sirayet eden sevgi algımızı ele almak istemiştim. eğer edindiğimiz bilgi kalıpları üzerinden gidersek, sadece ansiklopedik paylaşımların ötesine geçemeyiz.
hayatlarımıza dokumak isteme nedenim, tam da bu bilgi kalıplarının dışındaki bizdeki sevgi biçimlerini masaya yatırmaktı!
böylece ne bildiğimizle ilgilenmeyecek, tüm samimiyetimizle -ne yaşadığımızla- kaynağa doğru küçük bir yolculuğa çıkacaktık.
sevgi diye bir kaynak varsa, onun biçimleri yoktur! bir biçimi varsa eğer o halde bizdeki sevgi kırıntıları da o biçimin similasyonu olsa gerek diye düşünmüştüm. bu sebeple yaşamlarımızdan net, kısa, samimi kareler istedim. ama biliyorum böyle bir kareyi vermek gerçekten de zordur, zira basit bir şeyle bile olsa kendi kendimizi dahi sınamaktan korkarız. büyük büyük bilgiler edinip, sonra küçük bir yaşam kesiti ile yüzleşmek çok zaman altından kalkabileceğimiz bir şey değildir. ancak tüm sınavlar tam da böyle basit görünümlü dar boğazlarda yaşanır.
B1RL1K

bozadi

#9
Mesajını şimdi gördüm beyrutkapı. Okuyorum.

bozadi

#10
İkinci mesajı da :)

bozadi

#11
beyrutkapı, düşüncelerine katılıyorum.

Elza, evet, aslında kastettiğini söylediğin şeyi kastettiğini anladım ama sonuçta bireysel/somut deneyimleri inceleme çabası da tümevarıma doğru ilerlemeyi gerektirecek bir şekilde. Ben "tüm" hakkındaki görüşümü paylaşmak istedim ama bunu istemiş ve yapmış olmam senin yapmamızı istediğin şeye itiraz etmek veya engel olmak maksatlı değildi ve aksine, senden veya herhangi diğer bir üyeden, o yönde, yani gündelik hayatımızdaki somut deneyimlerden örnekler dinlemeyi ve o deneyime özel incelemeler ve yorumlar yapmayı isterim. Aklıma gelmesi durumunda kendi hayatımdan da örnek vermek isterim.

Elza Ojalvo

#12
bozadi kıyamam, anlaşılmadığımı düşünmedim!
tam tersine daha konunun başında "tüm" hakkındaki görüşünü paylaşman faydalı bile olabilir.
tüme doğru açılımı irdelerken en basit deneyimlerden yola çıkma nedenim, ilerleyen zamanlarda paylaşımlar arttıkça kendiliğinden ortaya çıkacak bir şey olduğundan üzerine konuşmak yerine sadece beraberce deneyimlemeyi arzuladım.
ve bu arzum aslında bu platformda bulunan birliğin kalbinden bir arzudur, kişisel arzumdan uzak, buradaki birliğin merkezinden gelen bir arzudur, bunun böyle olduğunu paylaşımlarımız çoğaldıkça birlikte göreceğiz. o sebeple paylaşıma eklediğin her kelime konu dışı bile olsa kıymetlidir. kaldı ki konunun tam da ana kaynağından bilgiler aktarmışsın, hepimize ışık olsun!
B1RL1K

Elza Ojalvo

#13
bir de tabii ki bu konuyu açmaktaki asıl hedefim, insan denilen varlığın tanrısal niteliklerini edinirken yol aldığı bu süreçteki eksik ve bozuk doğasını irdelemek üzerineydi. burada kendimize ifşa etmemiz gereken şeyler olabileceğini düşünüyorum. bu da ancak paylaşımlar ortaya çıktıkça işlenebilecek bir konu olduğundan detaylara şimdiden girmek istemiyorum. <3
B1RL1K

bozadi

#14
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Elza Ojalvo

bir de tabii ki bu konuyu açmaktaki asıl hedefim, insan denilen varlığın tanrısal niteliklerini edinirken yol aldığı bu süreçteki eksik ve bozuk doğasını irdelemek üzerineydi. burada kendimize ifşa etmemiz gereken şeyler olabileceğini düşünüyorum.
Sevgili Elza, yine biraz uzun denebilecek bir şekilde, bu ve diğer tartışma başlıkları altında gereksiz bir gerilim veya kafa karışıklığı yaşamamamız için bir açıklama yapmam gerekiyor. Bu forumda Ra, Pleiades ve özellikle Kasyopya bilgilerinden yararlanmak suretiyle, insanlığın "KH doğası" ve bunun hikayesine ve sonuçlarına dair uzun denebilecek bir süreden beri alıntılar, tartışmalar, görüş paylaşımları yapıyoruz. Sen "Tanrısallığa ilerleme sürecindeki insanlığın eksik ve bozuk doğasını irdelemek" derken, bizim şimdiye kadar bu forumun kurulmasında ve varlığını sürdürme biçiminde temel ilham ve motivasyon sebebi olan bilgi kaynaklarından yararlanmak suretiyle zaten epeyce tartışageldiğimiz veya vurguladığımız bazı hususları sıfırdan keşfetmeye çalışmak anlamına gelen bir talepte bulunuyor olabilirsin şu anda. Biz bunu örneğin insanın "KH doğası" bağlamında epeyce ele aldık ve kendimizin de halen KH kategorisinde bulunduğumuzu genel bir prensip olarak kabul ettik, yaşamımızda yaptığımız çeşitli gözlemlere de dayanarak.

Yanlış anlamanı istemem, sana şöyle bir dayatmada bulunmak değil amacım: "Sen önce bu forumda temel alınagelen bilgi kaynaklarını bir oku, benimseyip benimsemediğine karar ver, ondan sonra yapmamızı talep veya rica ettiğin şeyi talep veya rica et ve bunu yaparken de bahsettiğim kaynakların diliyle veya onlara uygun olarak yap bunu". Hayır, sana böyle birşey dayatıyor ve dayatacak değilim. Ama üyelik bilgileri / koşulları metninde de yazdığı gibi, bu forum gerçekten söz konusu bilgi kaynaklarının ilhamı, açıklamaları ve motivasyonu üzerine kuruludur büyük ölçüde. O kaynaklara "mahkum" değiliz veya o kaynaklar dogmatik birer kutsal kitap değiller ama onlardan gerçekten çok yararlandık ve yararlanmaya da devam ediyoruz. Sen forumu bir süreden beri takip ediyor olduğuna göre de bu durumun gerçekliğini gözlemlemişsindir diye düşünüyorum veya gözlemleyeceksindir.

Şimdi sen, "Tanrısallığa doğru ilerleyişte insanın eksik ve sorunlu doğasını keşfetmek" deyince, bu söylediğinle kesinlikle çok alakalı konuları bu forumda uzun zamandır tartışageliyoruz ve bazı ortak kabullere ulaştığımızı düşünüyorum. Yani ortak kavrayış dili denebilecek bir dile ulaşma çabası var doğal olarak (mümkün veya faydalı olduğu ölçüde). O yönde elde ettiğimiz belirli kazanımlar var ve o kazanımları bir anda adeta yok sayarak birşeyi "sıfırdan" tartışmanın biraz sorunlu bir yanı var veya olabilir. Bunu elbette süreç içinde görmemiz gerekiyor. "Kesin olarak problemli" demiyorum. Olabilir de, olmayabilir de. Ama senin böyle bir olasılığın varlığını bilmen ve bu konuda elinden geldiğince saygılı olman gerektiğini düşünüyorum. Yani bütün forum üyelerinin senin şu anda yaptığın yönlendirmeye uygun hareket etmesini beklemek yerine, öncelikle senin forum üyelerinin ilgili konuda ne bildiği veya neye inandığı konusunda ve inançlarına/sezgilerine dair gerekçeleri konusunda bilgi isteyip önerilerini, yönlendirmelerini de ona göre yapman daha nazik ve makbul bir tutum olur diye düşünüyorum.

Bu forumun tüm müdavimleri (sayıları çok fazla olmasa da), söz konusu bilgi kaynaklarının dilini kullanma konusunda belirli bir mesafe katetti. Bu "mutlak" bir durum değil ama öyle bir durum var. Ve müdavimlerin hemen hepsi bunu gerçekten kendi özgür iradeleriyle yapmak veya denemek istedikleri için yapıyorlardır, bundan eminim, bunun pek çok kanıtını görüyorum. Sonuçta sen o bilgi kaynaklarını bilmek ve onların açıklamalarını desteklemek veya karşı gelmek zorunda değilsin ama bu forum genelinde o kaynakların terimleriyle, açıklamalarıyla tartışılageldiğini ve bu yönde ciddi bir mesafe katedildiğini bilmelisin ve evet buna saygı duyabilmeli ve bu saygıyı duyduğunu da belli etmelisin (bence). Duymuyorsan da neden duymadığını ifade edebilmeli, tartışabilmelisin.

Eğer bu söylediklerime bakarak seni bu forumun bir üyesi olarak paylaşımlarda bulunmaktan caydırmaya çalıştığımı düşünürsen, emin ol yanılırsın. Çünkü niyetim o değil. Bu forum başlığı altında bu açıklamaları yapmama neden olan durum, benim senin bu konuda ciddi bir yanlış yaptığından "emin olduğum" anlamına gelmiyor. Çok yerinde, hepimiz için çok faydalı olabilecek birşey de yapıyor olabilirsin ve bu konuda "umutluyum".

Esas aldığımız veya esas almayı denediğimiz bilgi kaynaklarının özgürce ve daha akıllıca/bilinçlice düşünmemize engel oluyor olabilecek yönlerini sorgulamak da değerlidir. Bunun için bağımsız/farklı bakış açılarını denemek de güzeldir. Zenginliktir, öğreniştir, faydalıdır. Ama "emin ol" biz bu kaynaklardan gerçekten çok yararlandık ve yararlanmaya devam ediyoruz ve senin de bunu anlayıp buna bir parça uyum / anlayış çabası göstermen çok değerli olacaktır. Bu örneğin şöyle olabilir: "Falanca konuda siz şimdiye kadar kendi genel olarak benimsediğiniz bilgi kaynakları ve kişisel sezgileriniz doğrultusunda ne öğrendiniz, neler buldunuz, neler kavradınız? Hm, öyle mi? Şurasına katılıyorum, şuna katılmıyorum. Şu yüzden ve bu yüzden. Buna ne diyorsunuz?" gibi.

Şu özetlemeyle bitirmeye çalışayım: Memnun olduğumuz bazı tümevarımlarımızı bir kenara koyup herşeyi bambaşka bir açıyla ele almayı deneyebiliriz. Ama bunu yapmak hiç de kolay değil. Ciddi denebilecek bir enerji ve zaman harcama gerektiriyor. Bunu yapmamızı tavsiye etmen için, paylaştığımız düşüncelerde ciddi bir yanlış veya eksik görmüş olman lazım. Öyleyse, doğrudan buna dair fikrini paylaşman çok daha iyi olur. Bu forumda genel olarak kabul edilen görüşlerde, tutum ve davranışlarda neye karşıysan, neyi destekliyorsan, bunu açıkça ifade edebilirsin. Böylece bir varsayımımızı / inancımızı tamamen test etmeye veya durumu sıfırdan değerlendirmeye çalışmaya değecek bir durum olup olmadığına dair daha gerçekçi bir şekilde bir sorgulama yapabiliriz.