Friedrich Nietzsche

Başlatan ivrin, 08 Mayıs 2009, 16:31:11

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ivrin

"Her an yeniden başlar varlık, 'ora' denen top döner her 'bura'nın çevresinde... Orta yerdedir. Eğridir yeri sonrasızlığın!"

Friedrich Nietzsche
 

ivrin

#1
Nietzsche,de bir çok düşünür gibi hala tam anlamıyla anlaşılamamış bir düşünürdür. Friedrich Nietzsche ve felsefesi, düşünce dünyasında çok geniş bir yelpazede ele alınmakla birlikte hala daha tartışılmaktadır. Genelde Nietzsche'nin karmaşık üslubu ve farklı tarzı yüzünden, henüz yeni okuyucuların kafasını karıştırır ve fazlasıyla yorar. Nietzsche "Tanrı öldü" bildirimiyle kimilerine göre tanrı tanımaz, kimlerine göre tam tersi Tanrı bilinci olan ama bunu vahdet-i vücut anlayışı ile sergileyen ve son zamanlarda kimilerine göre gerçek bir mümin olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin arasından bir bakış açısını alıntılarla buraya aktarmak istiyorum izninizle.

Ama aktarmadan önce benim için Nietzsche nasıl bir düşünce adamıdır bundan kısaca bahsetmek istiyorum; insana önce İNSAN'ı tarif eden ve insanın kendini bulmazsa hiç bir şeyi bulamayacağını, hatta inancını bile sağlıklı oluşturamayacağını anlatan büyük bir düşünürdür bence. Nietzsche'nin önermeleri üstinsan'a ulaşmaktır; yani toplumdaki her bireyin hedefi üstinsan olmalıdır demektedir. Buna ulaşmak için bireyin önyargılardan ve tabulardan kurtulmasını ve içsel özgürlüğe ulaşmasını önerir. Onun yeni insanı kaygılarından korkularından tabularından ve zaaflarından, kısacası üstinsan'a ulaşmasını engelleyen ve kendine yabancılaşmasını sağlayan ya da yol açan unsurlardan kurtulmuş, güçlü ve bağımsız insandır. İnsanın gücünü anlatırken kullandığı uslupta, biraz da yeterince anlaşılamadığına dair serzenişler de içeriyordu bana göre, her ne kadar anlaşılıp anlaşılamadığını önemsemiyormuş görünse bile. Hele bir de günümüzde kendisiyle alakalı gelinen noktayı görse idi doğrusu ne düşünürdü diye çok merak ediyorum. Onun gibi bir düşünürün günümüzde varolmasını çok isterdim, ve bugünün şartlarında, bugünün insanına İNSAN'ı anlatmasını. Eminim Nietzsche üstinsan'ı anlatırken bu çağlara gelindiğinde onun kavranmış olmasını hayal etmişti ama gelin görün ki biz üstinsan kavramını çok farklı noktalarda aradık ve bulduğumuzu zannettik.. ve bugünlerde bile hala o önermenin açılımını tam manasıyla saptayamadık. Ben bu önermenin açılımını dilim döndüğünce bir yazı dizisiyle ayrı bir başlıkta kendi kavradığım şekilde sizlere aktarmaya çalışıyorum, yani benim anladığım şekliyle üstinsan nasıl olmalıdır onu dilim döndüğünce orada anlatmaya çalışıyorum. Burada sunduğum alıntılar ise benim Nietzsche'ye bakış açım değildir, sadece binlerce bakış açısından rasgele aldığım alıntılanmış tek bir bakış açısıdır.. ama hepimiz ayrı ayrı şu an benim bu satırlarda yaptığım gibi kendi fikirlerimizde bu başlığın altına "Bizce Nietzsche" den de bahsedebiliriz. Ya da yine aşağıda sunacağım alıntılar gibi çeşitli bakış açılarına sahip alıntıları da paylaşabiliriz.

Evet arkadaşlar, bu başlıkta Nietzsche'den bahsedelim onun önermelerinden ve bu önermelerine geliştirilen bakış açılarından bahsedelim.. ama sizden ricam bunu bir tartışma formatında değil de bir bilgi paylaşım formatında sunalım ki, konunun amacı bu düşünürü farklı bakış açılarıyla tanımak olarak işlevini sürdürsün. Bir konuya geliştirilen her bakış açısı konunun daha fazla irdelenip öğrenilmesine ve daha fazla anlaşılmaya yönelik çabalar oluşturmamıza neden olur, böylece ortaya konmuş her görüş bizim kendi hayat felsefemize derinlik katacak olan seçimlerimizin alternatifini çoğaltır. Alternatifi çok olan bir konu kendi bakış açımıza en doğru seçeneği oluşturma imkanı sağlar, ama kısır bir bakış açısı kalıpların içerisinde tıkılır kalır ve gelişemez. İşte bu sebeple bilgi paylaşımlarında amacımız, kesinlikle savunduğumuz bilgiyi ya da fikri dayatmak kabul ettirmek olmamalıdır.. sadece alternatif bilgi sergilemek ve ufukları açmak amaçlı olmalıdır. Haklılık haksızlık kavgaları, doğru yanlış savunuları ya da duygusal mücadeleler hiçbir zaman başarılı olamadığı gibi acizliğin de göstergesidir ve insanlığı sulh ortamında yaşamaktan da uzaklaştırır.

Güzel paylaşımlar diliyorum hepimize bu değerli felsefe kulübümüzde, sevgiyle..
 

ivrin

#2
Friedrich Nietzsche Kimdir?

Nietzsche, 1844 yılında dünyaya gelen ve "Tanrı Öldü" sloganıyla tanınan Alman asıllı İsveç'li bir filozoftur. 20.yy'da Marx'la birlikte en çok okunan filozoflar arasında gösterilir. Kendini geleceğin filozofu olarak adlandıran Friedrich Nietzsche, yaşadığı dönemde pek tanınıp anlaşılamasa da, kendinin de tahmin ettiği gibi ölümünden sonra düşün dünyasında büyük ses getirmiş, özellikle de felsefe alanında büyük etkiler bırakmıştır. En önemli eserleri Böyle Buyurdu Zerdüşt ve ölümünden sonra yayınlanan Güç İstenci adlı kitaplarıdır. Günümüzde bile hala en çok okunan filozoflar arasında sayılır ve hergeçen gün popülaritesi artmaktadır. Hakkında sayısız kitap ve makale yayınlanmıştır.

Nietzsche'den yoğun biçimde etkileen düşünür ve sanatçılar arasında edebiyat alanında Thomas Mann, Hermann Hesse, Andre Gide, D.H.Lawrance, Rainer Maria Rilke, William Butler Yeats; felsefe alanında Max Scheler, Karl Jaspers, Michel Foucault sayılabilir. Psikoloji alanında ise başta Sigmund Freud olmak üzere Alfred Adler ve Carl G.Jung, bir çok görüşlerini Nietzsche'ye borçlu olduklarını belirtmişlerdir.


Friedrich Nietzsche Nihilist midir?

Nietzsche, bilindiğinin aksine hayatı en yüksek derecede olumlayan, kendi tabiriyle "evet"leyen bir gelecek felsefesi yaratmak adına nihilizme karşı bir tepki felsefesi geliştirmiştir. Nihilizmi "konukların en tekinsizi" olarak tanımlayan Nietzsche, Nihilistik inançları ve fikirleri her durumda eleştirmiş, felsefesini, insanı nihilizme iterek kendine yabancılaştıran düşün sistemlerine saldırmakla oluşturmuştur. Fakat çoğu felsefe kitaplarında Nietzsche'nin nihilizmi savunduğu ve felsefesini bu yönde geliştirdiği kaydedilir. Elbette ki böyle birşeyin imkanı yoktur. Hatta kimi ünlü yorumcu ve felsefeciler bile bu yanılgıya düşebilmişlerdir.

Nietzsche, nihilizmi bir bataklık olarak görür. Özgür ruha sahip insanların bu bataklıktan nasıl ve ne şekilde kurtulmaları gerektiğine istinaden çözümler üretir, öğütler verir. Felsefesinin temeli, insanı kendine yabancılaştıran ve bu yabancılaşma sonucu her türlü ilahi yanını kaybeden insanlığa yeni bir hedef edindirerek, varlığın kutsal özünü hiçe indirgeyen nihilizmden kurtarmaktır.


Friedrich Nietzsche Ateist midir?

Friedrich Nietzsche bir çok yorumcu ve felsefeci tarafından varoluşçu felsefenin ateist kanadına mensup bir fizolof olarak gösterilir. Halbuki Nietzsche'nin eserleri dikkatlice incelendiğinde, başta Hristiyanlık olmak üzere sadece nihilistik dinlere karşı savaş açtığı görülür. Hiçbir beyanında ateist olduğunu dile getirmemekle birlikte, eserleri bütünlükle okunduğunda oldukça inançlı olduğu hissedilir. Çünkü Nietzsche'ye göre kendini farklı kılan şey ateist olması değildir, Tanrı diye inanılanı Tanrı'ya benzer bulmamasıdır. Bunu Deccal adlı eserinde önemle vurgulamıştır. Nietzsche'nin ateist olduğunun düşünülmesi, Tanrı'nın ölümü sloganının yeterince anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır.

Nietzsche, herşeyden önce yaratı kavramına inanır ve doğanın Apollon-Dionysos güçleriyle kendi kendini doğuran, yaratan ve yıkan bir özelliğe sahip olduğunu düşünür. Bununla birlikte yaratıyı, acıdan kurtuluş için yeğane yol olarak belirler. İnsanlığa yeni bir amaç olarak sunduğu Üstinsan/Dionizik insan için tabiatın olduğu gibi panteistik onanışını şart koşar. Kısacası Nietzsche, kökleri maddeye bağlı bir pagan mistisizmini, panteizmini savunur, ateist değildir. Öyleki düşünsel kökleri, İslam felsefesinin içinde yer alan İnsan-ı Kamil gibi kavramlarıyla büyük benzerlik taşır. Nietzsche, Tanrı öldü derken kastı bir inkar, bir red değildir, tersine bir ulu inancın yine insan tarafından bertaraf edilmesidir.


Friedrich Nietzsche Darvinist midir?

Nietzsche'nin insanı "hayvanla üstinsan arasına gerilmiş bir ip" olarak tanımlayışı sebebiyle kimi yorumcular tarafından Darvinist olarak tanımlanmasına yol açmıştır. Fakat Nietzsche aynı dönemde yaşadığı Darwin'i her fırsatta yermiş, hatta hakkında hakarete varacak açıklamalar yapmıştır. Çünkü Nietzsche göre Darwin, evrim konusunda büyük yanılgılar taşımakta ve Malthus'un sosyoloji alanında ortaya koyduğu teorisini türlerin değişimini açıklada kullanmaktadır. Bu sebeple de Darwin'i tipik İngiliz mantığının dışına çıkamayacak derecede yetersiz biri olarak tanımlar.

Nietzsche göre türler, geçtiğimiz yüzyıl ispatlandığı üzere zincirleme olarak gelişmedikleri gibi, güçlü olanın hayatta kalıp çoğalabilmesi ve güçsüzlerin yokolması gibi bir sistemle değişmezler. Nietzsche, Darwin'in ortaya koyduğu "Doğal Seleksiyon" yasasını sert bir dille eleştirir. Çünkü Nietzsche'ye göre hayatta kalanlar güçlüler değil, tersine sürüdür. Bu sebeple de her defasında özgür ruhlu ve yeni özelliklerle doğan tipler, sürü tarafından yokedilmek istenir. Kısacası Nietzsche, Darwin'in uyum sağlayabileni "güçlü" olarak tanımlamasını eleştirir. Çünkü her defasında yokolmaya mahkum olan nadir olarak dünyaya gelmiş özgür ve soylu ruhlardır. Bu sebeple bırakın Nietzsche'yi Darvinist olarak yorumlamayı, bir Anti-Darvinist olarak tanımlamak bile mümkündür.


Friedrich Nietzsche Faşist midir?

Bu iddia, Hitler ve Mussolini gibi faşist diktatörlerin her fırsatta Nietzsche'yi anmaları sebebiyledir. Özellikle de Adolf Hitler, Nietzsche'nin Üstinsan/Ubermensch kavramını geliştirmeye çalışmış, dönemin Alman halkına, Nietzsche'nin Üstinsan olarak Almanları kasteddiğini lanse etmiştir. Bu durumda en iyi cevabı yine Nietzsche'nin eserlerinde bulmak mümkündür. Çünkü Nietzsche'ye göre soyluluk, tek bir ırka veya kan bağına göre oluşamayacak kadar derin bir ruh halidir, ve tamamen bireyseldir.Zaten Nietzsche bireyi konu alan bir felsefe yaratmaya çalıştığı için varoluşçu olarak yorumlanır.

Nietzsche'nin bahsini ettiği Üstinsan kavramı, soylu bir ırka tekabül etmez. Tersine her özgür ruhlu insanın ulaşabileceği, ulaşamasa bile temellerini atabileceği bir tiptir. Hatta Nietzsche'ye göre soyluluk, kişinin nereden geldiği değildir, tersine kişinin nereye ve nasıl gittiğidir. Özellikle de Hitler'in Nietzsche yorumunu direkt olarak Nietzsche'ye maletmek ve onu Faşizmin babası olarak görmek elbette büyük bir yanılgıdır. Çünkü Nietzsche, kendi eserlerinde soyluluk, özgürlük, özgür ruh gibi kavramları net bir şekilde tanımlamış ve hiçbir eserinde Alman ırkının üstünlüğünden bahsetmemiştir.


Friedrich Nietzsche Anarşist midir?

Kimi ders kitaplarında Nietzsche anarşist olarak tanımlanır. Bu düşünceye sebep olan şey, Nietzsche'nin evrensel bir ahlak anlayışını reddedip, ahlak konusu hakkında rölativist davranması ve "mutlak iyi/mutlak kötü" kavramlarının varlığını reddetmesidir. Bununla birlikte bireysel özgürlüğü konu alması ve insanı özgürlüğünden eden tüm yapıların yokolması arzusu, yorumcuları böyle bir yanılgıya itmiştir. Halbuki Nietzsche, anarşizmi tipik hristiyan hastalığıyla eşdeğer görmektedir. Anarşistler ve sürü, Nietzsche'ye göre birbirine arkasını dönmüş olarak kayıkta oturan ve aynı yöne ilerleyen iki gruptur. Sürü ve anarşistler arasında fark, sadece önemsiz detaylardadır.

Nietzsche göre anarşistler, varlıklarını, başka birini suçlayabilecekleri ve bunu isyanla ortaya koyabilecekleri oranda Hristiyanlığa yakındırlar. Hristiyanlık ise nihilizmin en uç noktası olduğundan, tamamen hastalıklı sürüler yetiştirir. Nietzsche'nin eserleri incelendiğinde, iddia edildiğinin aksine Nietzsche'nin anarşist olmadığı, tersine hristiyanlığa yakın bulduğu ve hastalıklı saydığı rahatlıkla görülür.


Friedrich Nietzsche Yahudi Düşmanı mıdır?

Nietzsche'nin kıskardeşi Elisabeth, bir Yahudi karşıtıydı. Bununla birlikle eski dostları Wagner ve Cosima, aynı şekilde Yahudilere karşı bir tavır takınırlardı. Dostuklarının ilk etaplarında Nietzsche'de de Yahudi karşı bir tavır olduğu mukakkaktır. Fakat sonraki dönemlerde fikirleri çok net olmasa değişmeye başlamıştır. Özellikle de Wagner'le yollarının ayrılması, Nietzsche'nin kendi üzerine daha çok düşünmesi yol açmıştır. Öyleki Nietzsche'nin Wagner ve eşi Cosima'nın Yahudi düşmanlığından dolayı duyduğu tiksintinin de aralarının bozulmasına yol açtığı söylenir.

Nietzsche'nin bir dönem çok yakın dostları olan Paul Ree ve Lou Salome birer Yahudi'ydi. Bu dostlukların başlamasının Nietzsche'nin Wagner'den tamamen kopuşunundan sonraya denk gelmesi, bahsi geçen iddiaları doğrulamaktadır. Öyle ki Nietzsche, bilindiği üzere Lou Salome'a platonik bir aşk duymuş, Salome tarafından reddedilse de ona karşı duyduğu hisler hiç değişmemiştir. Bir Yahudi karşıtının, Yahudi bir kıza ömrü boyunca derin hisler beslemesi pekte mümkün görünmemektedir.

ALINTIDIR
 

ivrin

#3
Nietzsche'nin Felsefesinin Temel Dayanakları


Nietzsche'nin öğretisi , çok yönlüdür. Merkezini bulabilmek ve aynı merkezden başlayaraktan felsefesini irdeleyebilmek oldukça zordur. Daha doğru bir ifadeyle söylemek gerekirse, felsefesinin temeline neyin koyulacağı , okuyucuya kalmıştır..
Çünkü Nietzsche , sistematik felsefe anlayışına karşı çıkmış , bu sebeple de sistematikten uzak bir öğreti yaratmıştır.Bu da , okuyucuya bireysel bir fikir edinme hakkı tanır.
"...ve ancak hepiniz beni inkar ettiğiniz zaman size dönmek isterim. Gerçekten, kardeşlerim, o zaman kaybettiklerimi başka gözlerle arayacağım. Ozaman sizleri başka başka bir sevgi ile seveceğim."
İşte bu sebepledir ki , Nietzsche hep farklı yorumlanmış , farklı anlaşılmıştır..Kimisi O'na "gönül felsefecisi" derken , kimisi faşizmin , hatta Satanizmin temel dayanağı haline getirmiştir.
Nietzsche'nin öğretisini , "üstinsan" , "ebedi yineleme" , "decadence (yozlaşma)" ve "kudret iradesi" olmak üzere 4 ana bölümde inceleyebiliriz.
Öncelikle "üstinsan"dan , yada diğer bir adıyla "insanüstü"nden başlayalım.
Nietzsche Öğretisinin Temel Dayanakları 1 : "Üst-İnsan"
Nietzsche'de insan, hayvanla insanüstü arasına gerilmiş bir ip olarak tarifini bulur. Bunu Zerdüşt adlı eserinde açıkça belirtmiştir.
"İnsan bir iptir ki hayvanla insanüstü arasına gerilmiştir.Uçurum üstünde bir ip."
Burada göze çarpan konu , "Evrim" dir. Çünkü hayvan insan üstü arasına gerilmiş bir ip tarifi , kuşkusuz bir evrime işaret etmektedir. Fakat Nietzsche'nin evrim konusuna bakışı, Darwin'den farklıdır. Çünkü Nietzsche , en zengin ve en karmaşık biçimlerin , yozlaşmaya maruz kalmasından dolayı erken asimile olduklarını kaydeder.
"Cins olarak insan her hangi başka bir hayvanla karşılaştırıldığında , bir ilerleme kaydetmez.Bütün hayvanlar ve bitkiler dünyası , alçak olandan daha yüksek olana gelişmez.Hepsi aynı zamanda ,birbirinin üzerinde ,birbirinin içinden ve birbirine karşı gelişirler.En zengin ve en karmaşık biçimler-çünkü daha yüksek tip sözcüğü daha çoğunu ifade etmez-daha kolay mahvolurlar.Sadece en alttakiler,en aşağıdakiler görünüşte bir ölümsüzlüğü idame ederler"
Bu alıntılardan sonra , açıkça görülüyorki Nietzsche'deki evrim anlayışı , felsefi bakış açısı olarak Darwin'den farklılık gösteriyor. Nietzsche , Darwin'in "en iyi uyum sağlayanlar ayakta kalır" ifadesindeki , "en iyi uyum sağlayanlar" , yani "en güçlüler" kavramına bir zayıflık atfediyor..
Nietzsche'de yüksek cins insan , "ender olarak" dünyaya gelişinden ve bu sebeple çeşitli zorluklarla karşılaşacağından dolayı yok olma ihtimalinin çok fazla olduğunu kaydediyor..
Üst-insan kavramının anlaşılabilmesi için , öncelikle Nietzsche'deki evrim anlayışını iyi kavrayabilmek gerekir. Nietzsche'de kendinden daha iyi birşey yaratma düsturu , insanüstü ilkesinin temelini oluştumaktadır..Fakat , "daha iyi birşey" kavramı , tuzaklarla doludur.."İyi" den kasıt , güçtür, Kudret iradesidir.
Nietzsche'nin Öğretisinin Temel Dayanakları 2 : Kudret İradesi
Nietzsche'de kudret iradesi , öğretinin doğuşu Nietzsche'nin yaşamıyla paralel olarak incelendiğinde , başlangıçtan itibaren hep mevcuttur.
Nietzsche'nin kudret iradesi ifadesiyle kastı , yaratıcılıkla alakalıdır. Nietzsche'ye göre "insanlığın içinde müthiş bir güç , kendini deşarz etmek , yaratmak istemektedir". Buna göre insanlıkta dahil olmak üzere her canlı , kudret için yaşar ve yok olur. Kudretin ise yegane yolu , yaratmaktan geçer. Değer yaratan , değer yıkan ve zamanında ölmesini bilen bir yaratıcılık!
Şöyle der Nietzsche : "Ben nerede canlı bir varlık buyduysam , orada kudrete yönelik iradeyi gördüm.Hizmet edenin iradesinde bile efendi olabilme iradesini gözlemledim"
Bu fikri yapısıyla Nietzsche , köle ve efendi ayrımını 'evet'ler ,onaylar. Canlılar arasındaki hiyerarşi , özelliklede Nietzsche'de "tür" ve "cins" kavramlarıyla açığa çıkmaktadır.
"Hayatın devam edegelen deneyi" olan insanda , kudret , iktidar hissiyatı , içgüdüsel olarak insanı eylemlere zorlar. İrade tatmin olamamışsa , Nietzsche'ye göre insan zevk alır. Çünkü Nietzsche hazzı , iradenin taminsizliğinden kaynaklanan bir durum olarak görür.
"İradenin tamini değildir zevkin sebebi.Tersine irade ileriye gitmek ister ve o engel olan herşeyin üstesinden gelmeye çalışır.Zevk hissi , düpedüz iradenin taminsizliğinden kaynaklanır.Onun rakipsiz ve dirençsiz olarak yeterli doyuma ulaşamamasıdır."
Nietzsche , hayattaki eylemleri yönlendiren hissin kaynağını kudret iradesi olarak vermeye kalkmakla kalmaz.Nietzsche'ye göre herşey , kudret iradesinin nihai şekillendirişleridir.Güç istencinin yadsınamayacak bastırışıyla insan , yaşamak için , veya mutluluk için değil , güç için yaşamalıdır..
Hayatta amacı mutluluk ve haz olarak olarak tanımlayanları küçümser ve "ayaktakımı" olarak adlandırır.
Güç İstenci-Kudret İradesi olarak öldükten sonra yayımlanan eserinin sonunda şöyle der ;
"...en gizliler!, en güçlüler! , en korkusuzlar! , en yarıgecemsiler! bir ışık istermisiniz?.Bu dünya kudrete yönelik iradedir.Bunun dışında hiçbirşey değildir.Bizzat sizde kudrete yönelik iradesiniz.Bunun dışında hiçbirşey değilsiniz!"

Nietzsche'nin Öğretisinin Temel Dayanakları 3 : Decadence
Decadence, fransızca bir kelimedir. Latince kökenli olup "decadere" den gelmektedir. Nietzsche, eserlerinde bu kelimeyi özellikle Almanca'ya çevirmeden kullanmıştır. Çünkü Almanca'da tam olarak karşılığı bulunmamaktadır.
Nietzsche'nin Türkçe'ye çevrilmiş kitaplarında da bu kavram kullanılır.Her ne kadar yukarıda belirttiğim şekilde çeviri yapılabilinse de , bu kelimenin , aslında Türkçe olarak anlamını karşıladığı bir kelime mevcuttur değildir.
Bu kavram , Nietzsche felsefesinde nilizmin bir sonucu olarak ortaya çıkar.Çünkü , nihilistik yaşam tarzı , sonuç olarak yabancılaşmaya sebep olur.Gerçek dünyayı yadsıyan , ötedünyayı (cennet-cehennem) yüceleştiern her din veya fikri akım , nihilistik bir yapı gösterir ve sonuç olarak insanı gerek kültürel , gerek ruhsal , gerek biyolojik olarak bir yabancılaşmaya iter.
Nietzsche , felsefesinin başlangıcı nihilzme karşı açtığı savaşla belirler.Güç istenci adlı yapıtına şöyle başlar :
"Nihilizm kapıya dayandı.Butün konukların bu en tekinsizi nereden geldi?"
Bu başlangıçtan sonra Nihilizmi , yine aynı yapıtta şöyle tanımlar :
"Nihilizm. İki anlamlıdır. A] Nihilizmin ruhun yükseltilmiş olan kudretinin işareti olarak. Etkin nihilizm. B] Nihilizm çöküş olarak, ruhun kudretinin azalması olarak. Edilgen nihilizm."
Bu kısımda tanımladığı ile yorum yaparsak , Nietzsche'nin edilgen nihilizme karşı cephe aldığını , etkin nihilizmin ise ruhun özgürleşmesi adına zorunlu bir süreç olduğunu düşünmek hiçte yanlış olmayacaktır.
Nietzsche , felsefi yapıtlarında belirli insan türleri üzerinde durur.Bunlar "sürü" , "özgür insan" ve "üst-insan" dır.Bu insan profillerinden üst-insan kavramına daha önce değinmiştik.Lakin Nietzsche'nin insan profillerini daha sonra başka bir başlıkta detaylı olarak incelemek yerinde olacaktır.Şimdilik kısaca değinmek istiyorum.
Sürü insanı , nihilistik yapı gösteren bir yaşam tarzı ile yaşar.Umudunu öte dünyaya göçürmüş, gerçek hayatı yadsımış , din adamlarının ve devlet yöneticilerin güdümünde bir hayatları vardır.Çoğunluktadırlar ve sürü psikolojisi ile hareket ederler.Aykırıya,asiye düşmandırlar.Gelenekleri ve kendi malum hayata bakış açıları dışında hiçbir görüşü kabullenmezler ve cezalandırmak isterler.Kendi düşünceleri ve yorumları yoktur.Başlarındaki çobanları ne derse kabul ederler ve uygularlar.
Özgür insan , yaşadığı toplumun geleneklerinden sıyrılmış , kendince düşünebilen , ama hala kendini bulamamış insan tipidir.Sürünün egemenliği altında yaşasa da , sessiz başkaldırışları sebebiyle sürüden ayrılmıştır.Fakat sürüden ayrılabilmenin çetin zorlu yolları vardır.Zira insan , bu yollarda kendini kaybedebilir ve tuzaklara düşebilir.Sürüden ayrılan insanın ilk dönemleri "edilgen nihilistik" bir yapı gösterir.İnsan , bu dönemde araştırmaz ama sadece sorgular,düşünür.Toplumunun çarpık düşüncelerini yanlış bulur lakin içine düştüğü büyük çelişki , onu hayatı yadsımaya zorlar.Eylemsizdir çünkü , çelişkiler yumağı , beyninin her bir yanını sarmalamıştır.Fakat bu çetin yolları aşarsa , etkin nihilistik bir özellik kazanır.Artık , Nietzsche'nin deyimiyle "aslanın besinine duyduğu istek kadar" güçlü bir şekilde araştırmaya koyulur.Doğrular üretmeye çalışır.Artık Tanrı'sını öldürmüştür ve Tanrılaşabilme isteği içindedir.Tutkuyla ve çeşitli acılar içinde gerçeğini aramaya koyulur.
Üstinsan ise , artık tamamen özgürleşmiş , kendinden yuvarlanan bir tekerlektir.Nietzsche'nin deyimiyle "yıldızları kendi etrafında döndürmek" istercesine hayatla oynar.Ona hükmeder.Çocuksu bir masumiyetle hayatla dans etmesini bilir ve gerçeğini bulmuştur.
Nietzsche'nin Zerdüşt adlı eserinin , "üç değişme üstüne" adlı bölümünde bahsini ettiği üç kavram vardır.Bunlar deve , aslan ve çocuktur.Bu bölümde devenin aslan , aslanın ise nasıl çocuğa dönüştüğünü anlatır.Bölümde bahsi geçen deve , sürüden henüz ayrılmış ve edilgen nihilistik bir yapı gösteren insan profilini simgeler.Aslan ise , Tanrı'sıyla yüzeşip onu öldürmüş , gerçeği iştahla arayan insan profilini yansıtır.Çocukla kastedilen ise Üst-İnsandır.
Konuyu özetlemek gerekirse , tüm bu değişim süreçlerinin temelinde yozlaşma-decadence yatar.Nihilizmin sebep olduğu bu yabancılaşma , insanı zorlu yollardan geçirerek özgürleşmesini sağlar.Sürünün hakimiyetinde erimiş olanlar ise , artık sürüleşmiş ve yabancılaşmıştır.
Nietzsche'nin Öğretisinin Temel Dayanakları 4 : Sonsuz Dönüş
Nietzsche'nin felsefesinde en ölümcül noktalardan biri "sonsuz dönüş" veya "ebedi yineleme" dediği öğretidir.Bu kavram , Nietzsche'yi hayatın sonsuz bir istekle "evet"leme , onaylama sonucuna ulaştıran bir öğretidir.
Hayatın tekrar kere , sonsuza kez yinelenmesi durumu , üst-insanın oluşa verdiği ad , bir isimdir.Yagıdan farklı ve çok çok daha güçlü bir olumlama şekli olan sonsuz dönüş , yani ebedi yineleme , uzayda maddenin sonlu olması ve zamanın sonsuza dek devam eden bir süreç olmasından dolayı , her anın , her yaşamın ,sonsuza dek tekrar tekrar yaşanmasıdır.
Nietzsche , sonsuz dönüş öğretisi için şöyle der :
"En yüce gücü sağlamaya yönelik böylesine gelip geçici bie düşünce örneği : Yazgıcılık, onun da en uç şekli : Sonsuz dönüş!"
Yazgıcılığın uç şekli olarak tanımladığı bu fikir , yaratıcılığa ek bir hareket verir.Hayatı , her türlü duygu duruma ve sertliğe karşın olumlama , üstinsana giden yolda bir rehber , üstinsan için ise bir düsturdur.
Doğanın yaratıcı enerjisini üstünde toplayan insan , yaratıcılıkla , yani sanatla yeşerdiğinden dolayı , felsefe ve sanatın birbirinden ayrılmaması gerektiğini düşünen Nietzsche , en büyük yaratıcının özümsemesi gerektiği ilk şartını sonsuz dönüş olarak ortaya koyar.
Sonsuz dönüş , Nietzsche'nin eserlerinde sıkça belirttiği tanımıyla bir "Dionysos" haldir.Yani , trajik-üstinsanın bir vecd hali..Bir bakıma , varoluş zincirinin en yüksek seviyede ve topyekün onaylama halidir.
Dionysos , bir yunan tanrısıdır.Adı , antik yunan mitolojisinde şarap ve eğlence tanrısı olarak geçer.İnsanlığın şarabı keşfetmesiyle yaratıcılık duygusunun artması durumu sebebiyle , insan yaratıcılığına büyük değer atfeder.
Bu tanrı , Nietzsche gerçek anlamını bulur ve sanatın iki koruyucu ve yaratıcısı haline gelir...ki öteki Apollo'dur.Dionysos , taşkınlığın , yaratıcılığın , uyumun , müziğin ve şarhoşluğun tanrısı , Apollo ise ölçünün , dengenin , biçimin ve ışığın tanrısıdır.
Apollo-Dionysos çatışma ve uzlaşmasının iç içe ve ayrılamaz şeklini , sonsuz dönüşte barındırır.Sonsuz dönüş , Nietzsche'nin Zerdüşt adlı eserinde , "üç değişme üstüne" de tanımladığı "çocuk"un ayrılamaz bir ilkesidir.
Her türlü acının , ızdırabın , kederin , hüznün ve buna ters olarak , çoşkunluğun , mutluluğun , sevincin iç içe ve ayrılmaz bir bütünlük oluşturduğu Dionysos-vari durum , Irvin Yalom'un ünlü eseri "Nietzsche Ağladığında" adlı romanda da işlenmiş ve büyük ilgi toplamıştır.
Kurgusal bir diyalogda , gerçeğe yakın olarak şöyle demişti Nietzsche ,Dr.Bruer'e :
"Düşününki varoluşun ebedi kum saati defalarca tersine , bir daha tersine çevrilip duruyor.Her seferinde siz de , ben de , içindeki her zerrede sürekli tersine çevriliyoruz ... Zaman ezeli;zaman sonsuza dek uzanıyorsa , olabilecek her şey , zaten daha önce olmuş değilmidir?Şuanda geçen herşey daha önce de aynı şekilde geçmiş değilmidir?...Zamanın hep varolduğunu , sonsuza dek geriye uzandığını düşünün..Böyle sonsuz bir zamanda , dünyayı oluşturan bütün olayların yeniden bir araya gelişleri,sonsuz kereler kendilerini yinelemeleri demek olmuyormu?"
Irvın Yalom'un kurguladığı ve gerçek karakter ve mekan içeren bu ünlü diyalog , Nietzsche'nin benzersiz öğretisi olan ebedi yinelemeyi tanımlar gibidir.

ALINTIDIR
 

ivrin

#4
Nietzsche ve Tanrı'nın Ölümü

Friedrich Nietzsche'nin varoluşa yönelik en büyük amaç ve umut olarak ortaya koyduğu Üstinsan (Übermench) kavramının çıkış noktası, insanınlığın ortak ve içsel dünyasında gerçekleşen bir krizdir "Tanrı'nın ölümü!"... Bu kriz, Nietzsche'nin ölümünden bir asır sonra bile hala daha tartışılmaktadır. Kimi yorumcular, Nietzsche'nin insanlığa dair tanımladığı bu krizi ateizme yormuş, kimileri bu krizi Hristiyanlık'a karşı özel bir ayaklanma olarak görmüş, kimileri de nihilizmle insan varlığının ve özünün değerinin dibe vurmasını tanımlayan bir slogan olarak algılamıştır.

Bu tür faklı görüşlerin sebebi, elbette yine Nietzsche'den kaynaklanmaktadır. Çünkü hiçbir zaman anlaşılma kaygısı taşımayan Nietzsche, farklı konuları ayrı ayrı ve farklı eserlerinde -kimi zaman çelişkilerle- ele alan Nietzsche, eserlerini tümcül bir yaklaşımla okumayan okuyucuları fazlasıyla yormuş, yanlış çıkarımlara itmiştir. Belki de bu sebepledir ki, en uç kitleler ve gruplar dahi -örneğin Anton Lavey ve müritleri, ...ve Neo-Naziler, hatta kimi Heavy Metal müzik grupları, Anarşistler-, Nietzsche'nin "Tanrı'nın Ölümü" savını / sloganını farklı boyutlara çekebilmiş, özü itibariyla değeri ve hiçbir anlamı olmayan yorumlar yapabilmişlerdir. Bu sebeple "Tanrı'nın Ölümü" krizinin açık ve net bir şekilde yorumlanması, oldukça zordur. Belki de bu kadar uç noktalarda bu kadar farklı algılanan tek düşünür Nietzsche'dir. Adolf Hitler'in siyasetinde yorumlanmasından, Mussoloni'nin vahşetinden de anılır olmasından tutun da, günümüz saygın felsefecilerinen Ahmet İnam'ın "Gönül Felsefecisi- Mümin" olarak yorumu, oldukça ilginçtir.

Konunun Nietzsche'yi yorumlayanlar tarafından tartışılmayan tek ortak noktası, Nietzsche'nin, nihilist bir dünya anlayışının dönemde ve dönemin sonrasındaki dünyada, toplumsal açıdan büyük yıkımlara neden olacağını haber vermesi ve yeni bir kutsal anlam / değer arayışına girmesidir. Nietzsche'nin ortaya koyduğu trajik felsefenin başlangıcı, Tanrı'nın ölümünün ilanıyla başlar. Fakat ortada fazlasıyla yanlış anlaşılan önemli bir detay vardır; Tanrı'yı öldüren Nietzsche değil, tersine insanlıktır. İnsanoğlu, yaşamın değerini her asırda biraz daha küçültmüş, varoluşunun en temel şartı olan Tanrı'ya inancı lekelemiştir. Hayata, yaşama atfedilen her türlü değer ve anlam, oysaki Tanrı inancıyla oluşturulmuştu. Fakat insanoğlu öyle bir noktaya gelmişti ki, en kutsal yaşama azmini bulduğu inancını kaybetti. Bu sebeple insanoğlu kendine gitgide yabancılaştı.

Nietzsche, insanlığın bu dramatik yazgısını önceden kestirebilmişti. Bu kutsal ilanın zamanı olmadığını bile bile, kendini anlayabilecek kulaklar arayıp durdu. Değer krizinin ilanını ve Tanrı'nın ölümünü belki de isteyecek en son kişiydi. Fakat Nietzsche'nin tabiriyle bir "kaçık", günün birinde, öğle öncesi aydınlığında elinde feneriyle pazar yerinde "Tanrı'yı arıyorum!..." diye bağırana kadar bu sesi kimse işitmemişti. İşitenlerde hep duymamazlıktan geldi. Bir asırı geçkin bir süredir insanlık bu çığlığı yeni yeni anlamakta; Fakat ardında iki büyük dünya savaşının ağırlığını, yorgunluğunu taşıyarak... Yeniden ve panik şekilde toparlanmaya çalışarak... Belki de dünya tarihinde en çok o dönem Tanrı unutulmuştu.

Nietzsche, Şen Bilim adlı eserinde Tanrı'nın öldüğünü bir kaçığın ağzından şöyle duyurur;

"Öğle öncesi aydınlığında bir fener yakan, pazar yerinde koşarkan durmadan 'Tanrı'yı arıyorum...Tanrı'yı arıyorum..." diye bağıran kaçık adamı duymadınız mı? Oradakilerin çoğu, Tanrı'ya inanmayanlar olduğu için onun böyle davranması, büyük bir kahkahanın patlamasına yol açtı, onu kışkırttılar. 'Ne, yolunu mu şaşırmış?' diye sordu birisi. Bir başkası 'Çocuk gibi yolunu mu kaybetmiş' dedi. 'Yoksa saklanıyor mu bizden?', 'Bizden korkuyor mu?', 'Yolculuğa mı çıkmış?', 'Yoksa göçmüş mü?'. Onlar birbirine böyle bağırarak güldüler..."

Kendine yabancılaşmış, hastalıklı bir Tanrı'nın ölmesi zaten normaldi. Doğumundan itibaren insanı günahkar sayan, insanlara acıyan ve onlara acımalarını öğütleyen bir Tanrı; Tüm hakikati öte dünyaya göçeren. Özellikle Hristiyanlık'a karşı büyük bir mücadele veren Nietzsche bu tavrı, Katolik tarihçiler tarafından hep çarpıtılmış ve Hristiyanlıkla birlikte tüm dinlere karşı bir tavır sergilenmiş gibi bir lanse durumu sözkonusu olmuştur. Oysa Nietzsche, kökenini soygu içgüdülerden alan yaşamı sıkı sıkıya "Kutsal bir evet" ile onaylayan, hayatın gelişimini sağlayan tüm dinlere büyük bir saygı göstermişti.

"Bizi farklı kılan, tarihte, tabiatta veya tabiatın arkasında hiçbir Tanrı tanımamamız değil, Tanrı diye hürmet edileni, Tanrı'ya benzer bulmamamızdır! Bunun yerine acınası, , garip, zararlı olduğunu ve yalnızca hata değil, yaşam karşısında suçlu olduğunu bulmamızdır!..."

Nietzsche'nin bu sözleri, bizzat Hristiyan inancını hedef alır. Nietzsche "Tanrı'yı yadsıyoruz" derken bile, akabinde Hristiyanlık'tan bahsedip, niyetini ortaya koyar. Peki neden Hristiyanlık'a karşı böylesine bir öfke taşımaktadır? Bunun cevabını yine Nietzsche verir;

"Bana göre Hristiyanlık , yozlaşmanın en uç biçimidir ve algılanabilecek nihai bir yozlaşmanın istemine sahiptir!"

Bu noktada ülkemizin saygın felsefecilerinden Prof.Dr.Ahmet İnam'dan bir alıntı yapmak istiyorum;

"Nietzsche bana göre dinsiz bir adam değil. Tanrı öldü diyor ama o tamamen Hıristiyanlıkla kavgası olduğu için. Bir güce inanıyor. Nietzsche'nin Tanrı'ya inandığını söyleyebilirim. Orada bizim gücümüz var. Batı'nın Nietzsche'sini ben kendi gözümle yorumlayabilirim. Hüzzam makamında ona şarkı yazabilirim. Sanki Nietzsche deyince mutlaka senfoni yazmamız gerekiyor. Türkü de yakabilirim. Onun ıstırabını anlayabiliyorum. Dolayısıyla ben Nietzsche'yi hep kafasında fes, bizim 19. yüzyıl İstanbul'unda yaşayan bir insan olarak düşünürüm. Bana Nietzsche dervişvâri biri gibi gelir..."

Tanrı inancı, insanlığın ilkel çağlarından bugüne insanlığın en temel ideali, değeri, anlamı olmuştur. İnsanlık, sadece Tanrı inancı ile hayata tutunabilmiş, semboller dünyasında kendine bir amaç, bir hedef belirleyebilmiştir. Özellikle de Aydınlanma hurafesi* adı altında süregelen içi boş serüvenle birlikte insanın her geçen gün kendine yabancılaşması, eş zamanlı olarak dönemin Avrupa'sında Hristiyanlık'ın her geçen gün insanın değerini alçaltması, Tanrı'yı ölüm döşeğine bizzat mahkum eden önemli sebeplerdendir.

En kutsal, en yüce değerini hergeçen yitiren insanoğlu, nihilizmin varlığın özünü hiçe indiren, hakikati yoksayan bataklığına saplanmış, yeni bir değer, yeni bir anlam arayışına girişmiştir. Zerdüşt, bu noktada yeni bir anlam tasarısı içine girerek dağından şehirlere iner. Lakin kimse Tanrı'nın öldüğünü duymamıştır. Dağdan inerken karşılaştığı mümin ihtiyar bile...;

"Zerdüşt dağdan yalnız olarak indi ve yolda kimseyle karşılaşmadı. Fakat ormana ulaştığında, karşısına ormada ağaç kökü toplamak için mukaddes kulübesinden ayrılmışbir ihtiyar çıktı... "Peki bir ermiş ormanda ne yapar?" diye sordu Zerdüşt. Ermiş şöyle dedi : "Şarkılar söyleyerek, ağlayrak, gülerek ve hatta homurdanarak benim olan Tanrı'yı överim... Ayrıldı ermişle Zerdüşt iki çocuk gibi gülümseyerek. Ne ki yalnız kalınca Zerdüşt, kendi kendine şöyle seslendi : Mümkün olabilir mi böyle bir şey? Henüz işitmemiş olabilir mi ormanda yaşayan bu mukaddes ermiş, Tanrı'nın öldüğünü?"

Mümkündü... Tanrı'nın öldüğünü ormandaki ermişten tutunda şehirdeki panayırın sineklerine kadar kimse duymamıştı. Uzun bir zaman aralığında da kimse duymayacaktı. Fakat Nietzsche'nin de yanıldığı bir nokta vardı; Yozlaşan Tanrı / Allah inancını eleştirip, Tanrı'nın öldüğünü yüzyıllar öncesinden "Enel Hakk" diyerek ilan eden, bu hakikati bizzat dile getirip derisi yüzülerek öldürülen insanlar vardı. Öyle ki Nietzsche henüz doğmamışken, Anadolu'da birileri insandan ötesini tasavvur edebilmiş; Amacı mutlak yaratıcıyla tümleşme yolunda, "İnsan-ı Kamil" olarak ortaya koyabilmişlerdi. İnsanı Hakikat kapısını aralamaya çağıranlar, Nietzsche'den önce çok can yitirmişti.***

Fakat Nietzsche, özü itibariyle İslam'ın özüne saygı duyduğunu, hayata ve insana verdiği "erkekçe" değer dolayısıyla Hristiyanlığı binlerce kez küçümsemeye hakkı olduğunu dile getirmiştir; Kendini Hristiyanlığa karşı Deccal olarak ilan ettiğinde bile...;

"Eğer müslümanlık , hristiyanlığı küçümsüyorsa bunu yapmakla binlerce kez haklıdır. Çünkü müslümanlık insana değer verir (...) Hristiyanlık , eski kültürün mirasını bizden çaldı.Sonra da bizi , İslam kültürünün mirasından yoksun bıraktı.Temelde bize , Grek ve Roma'dan daha yakın olan ve doğrudan duyu ve zevkimize hitap eden İspanya'nın muhteşem Magribi kültürü ayaklar altında çiğnendi.Neden? Çünkü soyluydu , çünkü kökenlerini insanca içgüdülerden alıyordu."

İnsanoğlu artık katildi ve eline bulaşan, Tanrı'nın kanıydı. Belki bir kaçık bunu ifade etmeye çalıştı, lakin zamansızdı, daha gelmemişti büyük öğle; Ve dağdaki yalnız çınarın beklediği yıldırım. Nietzsche'nin dilinden konuşan o kaçık, insanı , değer yıkımından dolayı altüst edecek, hiçleştirecek geleceği görebiliyordu. Ve şöyle diyordu, kendini alaycı gözlerle izleyen panayırın sineklerine;

"O'nu biz öldürdük, sizlerle ben! O'nun katiliyiz hepimiz. Ama bunu nasıl yaptık? Denizi kim içebilir? Bütün çevreyi silmemiz için bize bu süngeri kim verdi? Onu güneşin zincirlerinden kurtarırken ne yaptık biz yeryüzünde? Nereye gidiyor şimdi dünya, biz nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Sürekli, boş yere geriye, öne ve yana, bütün yönlere atılıp durmuyor muyuz? Üst alt kaldı mı? Sanki sonsuz bir hiçte yolumuzu yitirmiyor muyuz? Boş uzayın soluğunu duymuyor muyuz? Hava giderek soğumuyor mu? Giderek daha çok, daha çok gece gelmiyor mu? Öğleden önce fenerleri yakmak gerekmiyor mu? Tanrı'yı gömen mezar kazıcılarının çığlığından başka bir ses duyuyor muyuz? Tanrı'nın çürümesinden başka bir koku duyuyor muyuz? Tanrı öldü! Tanrı öldü! O'nu öldüren biziz! Bütün katillerin katili olan biz, nasıl avunacağız?"

Tanrı artık ölmüştü, yine de insanlık yeniden onu diriltmeye, yeniden gerçek anlamını , değerini bulmasına günün birinde yönelecekti. Günün birinde mutlaka, gözyaşlarıyla birlikte Tanrı'ya yeniden şarkılar söylenecek, şiirler okunacaktı;

"Benim yüce düşmanım,
Benim mechulüm,
Benim cellat Tanrım!
Hayır!
Dön artık!-
Kabulümsün tüm ezanla!
Gözyaşlarım boşalıyor,
Bu boşalış sana!
...ve yüreğimin son alevi,
aydınlatıyor seni,
Lütfen, dön artık,
Benim meçhul Tanrım!
Benim acım!
Benim son talihim"

ALINTIDIR
 

ivrin

#5
Nietzsche ve Ateizm: "Nietzsche Ateist miydi?"

Bu konuyu tartışabilmek için , öncelikle ateizmin tanımı konusundaki yorumları gözünde bulundurmak gerekiyor.Çünkü ateizm , ateist ekolün savunucuları tarafından hep farklı tanımlanmış ve anlaşılmıştır.
Fazla derine inmeden , yüzeysel olarak şunu diyebiliriz ki ateizmin tanımı konusunda iki farklı görüş vardır ;
1-Ateizm ; her türlü Tanrı inancını topyekün reddeden , yadsıyan felsefi ekoldür.
2-Ateizm ; Teistik düşünüşü reddeden ve Teizm'e karşı konulmuş bir tepki felsefesidir. (Böylelikle Panteizm , Deizm , Panenteizm , Agnostisizm gibi din karşıtı felsefeler de Ateizm'in içinde yer almış olur)
İlk tanımı ele alırsak , Nietzsche Ateist değildir.Fakat ikinci tanımı kabül edersek , Nietzsche Ateist'tir. Bu sebeple Nietzsche'nin Ateizm ile olan ilişkisinde bu konu önemlidir.
Ben , Ateist'lerce en çok kabul gören tanımı , yani 1.tanımı "önsel" olarak kabül edip , bu bağlamda Nietzsche'nin Ateist olup olmadığı konusuna açıklık getirmek istiyorum.
Nietzsche , pek çok yorumcuya göre ateist ekolün en iyi savunucularından biridir. Pek çok felsefe ve araştırma kitabında , hiç sorgulanmadan böyle kabul edilir.
"Tanrı Öldü" sloganının yanlış yorumlanması ve Ateizm kavramının tanımı konusundaki çelişkiler , yorumcuları çoğu zaman Nietzsche'nin Ateist olduğu sonucuna ulaştırmıştır.Halbuki Nietzsche , hiç bir yerde ve hiçbir zaman Ateist olduğunu bildirmemiştir.Hatta ve hatta Tanrı'nın varlığı ve yokluğu konusunda herhangi bir yorumda bulunmamıştır.
Nietzsche , din konusunda ise teistik ve nihilist değerler taşıyan tüm dinleri reddeder ve onları küçümser. Nietzsche , insan ve hayatın yüceleştirilmesi yolunda etkili olan dinlere ise saygılıdır ve onları erkekçe bulur.
İnsanı sürüleştiren , onları ehlileştiren dinler , Nietzsche göre yokedilmelidir.Öte dünya gibi safsatalarla insanların gerçek hayatı yadsımalarına sebep olan nihilistik düşünceler , Nietzsche'nin savaş açtığı konuların en başında gelir.
Özellikle de Nietzsche , Hristiyanlığın en baş düşmanıdır.Deccal adlı eserine bu dine lanetler yağdırır ve sertçe eleştirir.Bu eleştri o kadar etkilidir ki , Deccal adlı eseri , çoğu zaman tüm dinlere bir başkaldırı olarak lanse edilmiştir ve o şekilde anlaşılmıştır.
Halbuki Deccal adlı eserinde şu cümlelere rastlarız ;
"Bizi farklı kılan şey , tarihte , doğada veya doğanın arkasında hiçbir Tanrı'yı tanımamamız değildir.Bizi farklı kılan , Tanrı diye hürmet edileni Tanrı'ya benzer bulmamamızdır."
Bu cümleler , Nietzsche'nin Tanrı düşüncesine topyekün karşı çıkmadığını kanıtlar.Çünkü Nietzsche , böylelikle Tanrı düşüncesi üstüne düşünülmesi ve onun anlaşılması konusunda açık kapı bırakır.
Örneğin "Güç İstenci" adlı yapıtının 1037.aforizmasında şöyle der ;
"Tanrı kavramından en yüksek iyiliği uzaklaştıralım- O , bir Tanrı'ya layık olmayandır.Biz bu kavramdan en yüksek bilgeliği de uzaklaştıralım-Bu , Tanrı kavramından , Tanrı'dan bir bilgelik ucubesinin ürünü olan bu akıllılığa sebep olarak filozofların kendini beğenmişliğidir. O , onlara mümkün mertebe eşit görünmelidir.Hayır!Tanrı , en yüksek kudrettir.Bu yeter! O'ndan herşey ortaya çıkar,O'ndan dünya ortaya çıkar."
Görüldüğü üzere Nietzsche , Tanrı düşünüşüne topyekün karşı çıkmaz.Nietzsche'yi ilgilendiren konu , Tanrı'ya verilen değerdir.Bu değer , hayatın olumlanması ve yüceleştirilmesi ise Nietzsche Tanrı'ya inanır.Eğer Tanrı gerçek hayatı yadsıyıp , hakikati öte dünyalara taşımaktaysa Nietzsche , bu Tanrı'ya lanetler yağdırır.
Kısacası Nietzsche'nin Tanrı ile bir alıp veremediği yoktur.Alıp veremediği , savaş halinde olduğu , nihilizme yol veren Tanrı düşünüşüdür.
Bu açıklama ve alıntılardan sonra , akla şu soru gelir ; Nietzsche'nin herhangi bir dini düşüncesi var mıdır? Ya da tarihte ismi geçen herhangi bir Tanrı'ya inanır mı?
Nietzsche , Hristiyanlık gibi dinlere lanetler yağdırırken dikkatlidir. Her ne kadar yanlış anlaşılacağını bilse de , kendi tabiriyle hayatını yadsımayan , yani "erkekçe" olan dinleri kutsallaştırır ve bir Tanrısallık atfeder.
Nietzsche , daha önceki yazılarımda da sıklıkla belirttiğim gibi , Sokrat öncesi Yunan felsefesine derin bir hayranlık duyar.Onları gerçekçi bulur.Tanrı anlayışlarından yaşayışlarına kadar olumlar.
Apollon ve Dionysos Tanrı'larının anlamca açılımını yaparak , "yaratı" kavramının temeli haline getirir.Her fırsatta , özellikle de Tanrı Dionysos'a bağlılığını dile getirir.Mesela şu alıntıyı dikkatle inceleyelim ;
"Biz , tekrar ahlaktan arıtılmış olan dünyada yaşamaya cesaret eden az ve çok sayıdakiler ; Biz putperestler! İnanca göre ; Olasıdır ki biz , pagan inancın ne olduğunu ilk kavrayanlarız.İnsanın kendisi için daha yüksek varlıklar tasarlaması , lakin O'nu iyinin ve kötünün öte yanında görmesi sözkonusudur.Her yüksek olmanın , ahlaksız olarak takdir etmek mecburiyetinde kalınması sözkonusudur.Biz , "Olimpus"a inanırız! Çarmıha gerilene değil!" (Güç İstenci , 1034)
Burada açıkça ve net bir şekilde Nietzsche kendisini "pagan / putperest" olarak tanımlıyor.Lakin Paganlığın tanımınıda ilk bulanların kendileri olduğunu söylüyor.Görülen o ki Nietzsche ne kadar pagan olduğunu vurgulasa da , paganizmin tanımı konusuna özenle dikkat çekiyor. Kısacası Nietzsche , paganın tanımına farklı anlamlar yüklediği , her ne kadar pagan olduğunu söylesede , paganizmin bizim bildiğimiz anlamda olmadığını söylüyor.
Bunu , başka bir alıntıyla pekiştirmek istiyorum ;
"Tipik dindar bir insanın decadence nin bir şekli olup olmadığını belirlemek için ( bütün yenilikçiler kasvetli ve saralıdır) iki tip ; Dionysos ve Çarmıha gerilen ; ama biz burda bir başka tür dindar insanı ihmal etmiyormuyuz? Yani paganı..Pagan mezhebi , hayata şükretme ve onu tasdikin bir şekli değil mi? Bunun en yüksek temsilsici hayatın savunulması ve tasdiki değil mi? Sağlam yaratılmış tür ve vecd ile taşan ruh! Bu ruh türü ki , varoluşun tezatlı ve şüpheli vechelerini kendine alıp kurtarır.İşte burada yunanlıların Dionysos'u nu ortaya koyuyorum : Hayatın dindarca tasdiki...Çarmıha gerilene karşı Dionysos'u!"
Nietzsche , özellikle de yukarıdaki alıntıda paganizmin tanımını açıkça dile getirmiş , iddalı bir şekilde Dionysos'u Tanrı ilan etmiştir.Artık diyebiliriz ki Nietzsche pagandır ve kendi tabiriyle "Dionysos'un müridi"dir.Nietzsche , Dionysos'un müridi olduğunu çeşitli eserlerinde belirtmiş ve tartışma konusu olmuştur.
Tekrardan ateizm konusuna dönmek istiyorum.Yazıya başlarken , Ateizm konusundaki tanım farklılıklarına dikkat çekmiş ve 1. tanımı , ateist ekolün genel savunucuları tarafından kabul edildiğinden önsel olarak almıştım.
Nietzsche , öğretisinin en keskin noktalarından biri olarak "sonsuz dönüş"ü kaydetmiştir. Sonsuz dönüş, üstinsanın hayatı olumlaması için gerekli bir kabüldür.En uç şekilde kadercilik olarak tanımladığı ve bildiğimiz kadercilikten ayırdığı bu düşünce , Nietzsche'nin en temel düşücelerinden biridir.
Bu düşünce , Dionysos-vari bir şekilde hayatın onaylanmasıdır.Başka bir alıntıyı dikkatle incelemenizi istiyorum ;
"Dionizik kelimesinin manası şudur : Birliğe itilim duygusu ,kişiliğin, günlük olanın, toplumun ötesine, geçicilik uçurumunun ötesine uzanmak: Karanlık, daha dolu, daha değişken hallere doğru, ihtiraslı, acılı dolup taşma; hayatın topyekün karakteri olan, hep aynı kalan, aynı derecede güçlü, haz dolu olanın vecd ile onanması, hayatın en korkunç ve şüpheli niteliklerini kutsayıp iyi gören, neşe ve elemin, panteistce birlikte kabülü; çoğalmaya, verimliliğe, tekerrüre, ebedi istem; yaratmanın ve yoketmenin zorunlu birliği duygusu."
Nietzsche , burada görüldüğü gibi Dionizik , yani Dionysos-vari kelimesinin anlamında , kısacası , hayatın topyekün ve panteistçe onaylanması sonucuna varmış.
Üstinsanın Dionizik eylemlerinde , kamutanrısal / panteistik olarak sonucu rahatlıkla çıkarılabilir çünkü , Üstinsan , Nietzsche'nin tanımıyla Dionysos-vari bir şekilde dans etmektir.
Konuyu en temelden toparlarsak , şunu diyebiliriz ki Nietzsche , Panteistik bir pagan mistisizmini savunur ve Tanrı Dionysos'a inanır.

ALINTIDIR
 

ivrin

#6
Nietzsche'nin Darwin'e Karşı Evrim Düşüncesi

19.yy'ın düşünce dünyasında önemli bir yeri vardır.Bu yüzyılda Batı uygarlığı ani ve keskin dönüşümler yaşamış, bunun etkisiyle de siyasal, iktisadi ve sosyal alanda büyük değişimler yaşanmıştır. Tarihte, rönesans ve reform hareketleriyle başladığı varsayılan akla ve aklın egemenliğine inanç, 19.yüzyılda dönüşü olmayan gelişimlerin nedeni olmuştur.

Friedrich Nietzsche, aynen bu yüzyılda tüm değerlerin yeniden değerlendilimesini, ele alınmasını şiddetle savunmuş, bilimin ve bilimsel düşüncenin yozlaşmışlığına işaret etmiş, düşünmenin ilkeleri olarak bilinen mantığın "mantıksız bir kökeni" olduğunu belirtmiştir.Bu noktada da tarih konusunda çalışmalar yapmış ve gelecek yüzyıllardaki insanlığa yeni bir amaç edindirmeye çalışmıştır.

Charles Darwin'de 19.yüzyılda yaşamış olan ve 1859 yılında yayınladığı "Türlerin Kökeni" adlı eseriyle ses getiren bir bilim adamıdır. Her ne kadar evrim düşüncesinin kökeni Antik Yunan'a kadar uzansa da, Charles Darwin, "Doğal Seleksiyon" kuramıyla bu düşünceyi bilimsel bir platforma taşımış ve tartışılmıştır.

Friedrich Nietzsche, birçok düşünür ve yorumcu tarafından Darwinist olarak nitelendirilmiş, Darwin'den fazlasıyla etkilendiği iddia edilmiş bir filozoftur. Özellikle Üst-insan (Übermench) kavramının yorumlanışı, yorumcular tarafından Nietzsche'yi Darwin'e yaklaştırmıştır. Oysa bu, şaşılacak derecede yanlış ve saçma bir yorumdur. Bu tür yorumları yapan yazar ve yorumcuların isminin büyüklüğü de tartışılması gereken başka bir konudur. Zira Nietzsche'nin eserlerini okumuş basit bir okurun bile anlayabileceği net ifadeler, nasıl olumuşsa gözden kaçırılmıştır.

Konuya başlamadan önce önemle vurgulamak istediğim şey, Evrim konusunda gerek Nietzsche'nin gerekse Darwin'in herhangi bir kuşkusu olmayışıdır. Onları birbirinden ayıran şey, evrimin metodu ve türler arası geçiş hususudur. Böylelikle hem Nietzsche'nin Charles Darwin'e karşı itirazlarına geçebiliriz.

Friedrich Nietzsche, Darwin ekolüne başlı başına karşı çıkar ve sert bir dille eleştirir. Çünkü Nietzsche'ye göre evrim, Darwin'in iddia ettiği şekilde ilerlemez, hatta tam tersini bile düşünmek mümkündür. Konu hakkında Nietzsche şu yorumu yapar;

"İnsanın büyük yazgılarının üzerine toplu bakışta beni en çok şaşırtan şey, bugün Darwin'in kendi ekolü ile gördüğü ya da görmesini istediği şeyin daima karşıtının (tersinin) gözlerimin önünde olmasıdır"

Friedrich Nietzsche, Darwin'e doğal seleksiyon kuramı sebebiyle karşı çıkar ve tamı tamına zıttı bir görüş belirtir. Çünkü Nietzsche'ye göre seleksiyon, daha güçlü olanı seçmez, tersine zayıf yapılı olanlar her defasında kazanır ve çoğunlukta olmaları sebebiyle güçlü ve yetenekli olanın yok olmasına yol açabilir. Aslına bakılırsa Nietzsche ve Darwin'in bu tezatlığı, hayata bakış açıları ile ilintilendirilmelidir. Çünkü Nietzsche'nin Kudretin iradesini, iktidar savaşını gördüğü yerde, Darwin yaşam savaşını görür. Böylelikle bu iki insanın görüş farklılıkları tezatlaşır.

Bunun farkında olan Nietzsche, şunları kaydeder;

"...ben Darwin ekolünün heryerde yanıldığı yönünde bir önyargıya eğimliyim!"

Nietzsche'ye göre üstünlük kurup seçilime uğrayan canlılar, güçlü ve yetenekli olanlar değildir.Zira Darwin'e göre en iyi uyum sağlayanlar en güçlülerdir. Halbuki Nietzsche, en iyi uyum sağlayanın güçlü olarak kabul edilmesine de karşı çıkar ve her zaman için sürünün, istisnaya olarak yetenekliye karşı koyuşundan bahseder. Bu da güçlü olanın hayatta kalması ihtimalini oldukça zora sokar. Böylelikle egemen olan tip, çoğunlukta olan olur. Haliyle güçlü olanın sürüye egemen olması fazlasıyla zorlaşır.

Tekrar Nietzsche'ye dönüp, konuyu pekiştirelim;

"En güçlüler ve en mutlular (şanslılar) onların teşkilatlandırılmış sürü içgüdüsünü ve zayıfların korkaklığını karşına aldıkları ve sayıca çok olanların karşılarına çıktıklarını düşünürsek zayıftırlar.Değerler dünyasına ilişkin toplu nokta-i nazarının bugün isanlığın üzerinde asılı duran en üst değerlerde şanslı hallerin, seleksiyon tipleri egemen olmadığını gösterir: Bunun tersine yozlaşanların tipleri egemenlik kurarlar.Belki de dünyada bu arzu edilmeyen tiyatro oyunundan daha ilginç birşey yoktur"

Nietzsche'nin Darwin'e en temel konudan karşı çıkışı ve tam tersi bir iddiayla karşılık vermesi gibi, başka konularda da eleştirileri vardır. Bunlardan biri de insan türünün, diğer canlı türlerine binaen daha yetkin olduğu fikridir. Friedrich Nietzsche, bu konuda da Charles Darwin'e karşı çıkar ve şöyle der;

"İnsan türünün bir ilerleme olduğu dünya üzerindeki en akılsızca iddiadır.Onlar şimdilik bir seviye oluştururlar.Daha yüksek canlıların daha aşağı canlılardan gelişmiş olmaları, şimdiye kadar ispatlanmış birşey değildir.Ben alçaktaki canlıların çoğunlukla, kurnazlıkla ve hile ile ağırlık kazandıklarını görüyorum."

Bununla birlikte Nietzsche, türler arası geçiş konusunda da Darwin'i eleştirir. Nietzsche'ye göre türler arası geçiş diye birşey yoktur. Nietzsche'ye göre her tipin belirli bir gelişim süreci vardır ve bunun dışında bir gelişim göstermez. Nietzsche, konu hakkında şu yorumu yapar;

"Hiçbir geçiş birimi yoktur.Varlıkların büyüyen gelişimi iddia edilir.Bunun için her türlü temel mevcut değildir.Her tipin sınırı vardır:Onu aşacak olan hiçbir gelişme yoktur.Oraya kadar mutlak düzenlilik egemendir."

Nietzsche'nin bu düşünüşü, onun tarih anlaşından sebebiyledir. Çünkü tarihin kendisi, sürekli olarak ilerleme kaydetmez. Nietzsche göre insanın tarihi bilinmez olarak seyreder, ideal hayaller ve onların tarihi, bize gelişim olarak görünmektedir.

Nietzsche'ye göre canlılar arasındaki gelişim, eş zamanlı olarak, birbirine karşı, birbirinin içinden ve iç içedir. Nietzsche'nin Evrim düşüncesinin temeli bu görüşe dayanmaktadır. Bunu şöyle ifade eder;

"Toplu hayvan ve bitki dünyası alçakta olandan yüksekte olana gelişmez.Tersine herşey aynı zamanda gelişir ve birbirinin üzerinde, iç içe olur bu gelişme.Birbirine karşı cereyan eder."

Çoğu yorumcu tarafından Darwinist olarak lanse edilen Nietzsche'nin Charles Darwin'e karşı eleştirileri bununla da sınırlı kalmaz. Evcilleştirme konusunda da Darwin'e ısrarla karşı çıkar ve şöyle der;

"İnsanın evcilleştirilmesi: Bunun hangi kesin değeri olabilir? Ya da denebilir ki bir evcilleştirişin kesin bir değeri var mıdır? Bu sonuncusunu yadsımamız için sebepler mevcuttur(...) Şimdiye kadar evcilleştirmek sayesinde büsbütün yüzeysel bir etkinin ispatlanmasından daha başka birşey ispat edilmemiştir, bunun aksine bir yozlaşmaya yol açılmıştır. İnsanın elinden ve yetiştirmesinden kaçan herşey onun hemen hemen derhal tekrar eski durumuna geri dönmektedir.Tip sabit kalmaktadır."

Görüldüğü üzere Nietzsche'nin, Darwin'e karşı neredeyse taban tabana zıt fikirleri vardır. Böyle bir durumda Nietzsche'yi Darwinist olarak niteleyen çoğu yorumcuyu anlamak imkansızdır. Bu başlıkta göstermeye çalıştığım şey, Nietzsche'nin Darvinist olmamasıdır, Evrim konusunda herhangi bir yorum yapmak niyetinde değilim. Çünkü iki görüş hakkındaki keskin ayrılıklar olmasına rağmen şaşırtıcı derecede yorumların yapılması oldukça ilginçtir.

ALINTIDIR
 

ivrin

#7
Nietzsche ve Marx : "Uzlaşma ve Çatışma"

19.yüzyılın iki önemli ismi olmakla beraber, aslında tüm düşünce tarihinin hakkında en çok sözedilmiş filozoflarıdır Marx ve Nietzsche. Her ikisi de insanlık tarihine yön vermiş, büyük etkiler yaratmış ve kendilerinden sonraki döneme de "kendilerini aşma" zorunluluğunu bırakmışlardır. Günümüzde dahi en çok okunan filozoflar arasında ilk sıralarda gösterilirler. Bu iki filozofun dünyayı yorumlayışları ve insanlığa getirmek istedikleri çözüm önerileri, elbette birbirinden farklı, hatta neredeyse taban tabana zıttır. Fakat bununla birlikte kimi noktalarda da aynı ortak görüşleri paylaşırlar.

Sosyalizm, eşitlik ve demokrasi gibi kavramlara şiddetle karşı çıkan, tersine bir üslupla köle-efendi ahlakını ve bu yönde bir devinimi olumlayan, Üst-insan kavramıyla yeryüzünün biricik efendisini arayan Nietzsche ile özel mülküyete karşı ayaklanan, toplumdaki tüm sınıfları ortadan kaldırıp her bir bireye eşit şartlarda ve imkanlarda doğmak ve yaşamak hakkını savunup, komünal bir ütopya tasavvur eden Marx'ın ortak yanlarından bahsetmek elbette şaşırtıcıdır. Fakat bu ortak yönler, sadece geçmişe dayalı yorumlamaları itibariyledir.

Öncelikle yabancılaşma konusunu ele alalım;

Decadence ve Yabancılaşma Teorisi

Friedrich Nietzsche'nin felsefesinin başlangıcı, Tanrı'nın Ölümü krizine dayanır. Bu kriz, aslında tüm anlamlardan soyutlanmış insanoğlunun nihilizm bataklığına saplandığına ve bu sebeple de kendine yabancılaştığına bir göndermedir. Bu sebepledir ki Nietzsche Decadence kavramını orjinal haliyle sıklıkla kullanır. Decadence, Fransızca bir kelimedir.Latince kökenli olup "decadere" den gelmektedir.[1] Nietzsche, eserlerinde bu kelimeyi özellikle Almanca'ya çevirmeden kullanmıştır. Çünkü Almanca'da tam olarak karşılığı bulunmamaktadır. Nietzsche'nin Türkçe'ye çevrilmiş kitaplarında da bu kavram kullanılır.Her ne kadar yukarıda belirttiğim şekilde çeviri yapılabilinse de , bu kelimenin , aslında Türkçe olarak anlamını tam olarak karşılandığı bir kelime mevcuttur değildir. Genellikle dilimize yozlaşma, yabancılaşma, çökme, çürüme olarak çevrilir.

Nietzsche'ye göre insan ve doğal olarak ona bağlı olan herşey, nihilizmin bir sonucu olarak yabancılaşma içindedir. Yabancılaşmanın her türlü tezahürü, artık insan yaşamının her bir detayına kadar işlemekte ve bu sorun o kadar büyümekte ki, gelecekte insan neslinin sonunu bile getirebilecek bir sonuç doğurabilecektir. Nietzsche, bu tür uç noktada bir yabancılaşmaya nihilizmin sebep olduğunu düşünür ve nihilizme karşı tavır takınır. Tanrı'nın ölümü savı, bu trajik duruma bir göndermedir. Nietzsche'ye göre insanoğlunun hayatın her türlü sertliğine, acısına ve kederine karşı yarattığı Tanrı inancı, yozlaşmış ve artık değerini fazlasıyla yitirmiştir. Bunda Hristiyanlığın etkisinin büyük olduğunu, hatta en büyük sebebin Hristiyanlık olduğunu düşünür ve kendini Hristiyanlığa karşı Deccal ilan eder.

Friedrich Nietzsche, Tanrı kavramına atfedilen tüm özelliklerin aslında insanın şaşırtıcı ve güçlü olan yanını temsil ettiğini düşünüyordu. Ne var ki insanoğlu, bu özelliğini kendinde ve olduğu gibi kabul etmek yerine, dışsal bir tasarı yarattı. Kendi dışında yarattığı bu imgeler dünyasında yaşamak zorunda kaldı. Aslında, bu imge, aynı zamanda kutsal bir istencin, kudret ifadesinin tezahürüydü. İnsanoğlu, kendi kudretinden yola çıkarak yarattığı Tanrılarını daha da yüceleştirdi ve onlara benzemeye çalıştı. Fakat bu inanç, yine insanoğlunun kendisi tarafından yozlaştırıldı ve insan giderek kendine yabancılaştı. Çünkü kendini doğasından ayırıp, farklı kisvelere bürünmüş olarak dışsallaştırdı.

Konuyla ilgili olarak şöyle der Nietzsche;

"İnsan bütün güçlü ve şaşırtıcı momentlerini , kendine izafe etmeye cesaret edemedi.O,onları "edilgen" , "acı çekilmiş" , kendisine yönelik tahakkümler olarak tasarladı..."

Görüldüğü üzere yabancılaşma, Nietzsche'nin felsefesinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Marx'da da yabancılaşma kavramı önemli bir konu olarak kendini hissettirir. Yabancılaşma kavramı, Marx'in teorisinin özellikle başlangıc evresinde belirgin bir önceliğe ve öneme sahiptir. Marx'ın erken yazılarında bu önceliği ve yabancılaşma kavramının çeşitli açılımlarını görmek mümkündür.

İnsanı insan yapan şey, Marx'a göre emektir. İnsanın doğaya galip gelmesinde emeğin rolü, tartışılamayacak kadar büyüktür. İnsan, doğaya hükmedebilse de ondan kopamaz ve uyum içinde yaşar, zira insanda diyalektik maddeciliğe göre tabiatın bir parçasıdır. Lakin sanayi devriminin sonucu olarak üretim araçlarına sahip olan Burjuva, kol gücünden, emekten başka birşeye sahip olmayan Proleterler üstünde büyük bir hakimiyet kurmuş, bu iki kutup arasında yaşam şartları bakımından büyük ayrılıklar meydana gelmiştir. Bu sebeple emek yabancılaşmıştır, çünkü iş, işçinin dışındadır artık.

Bu nokrada Marx şöyle der;

"Özel mülküyet, yabancılaşmış emeğin işçinin doğayla ve kendi kendisiyle olan dışsal ilişkisinin ürünü, zorunlu sonucudur."

Kısacası emek, emekçinin dışında olduğunda, o artık yabancılaşmış emektir ve özel mülkiyeti doğrurur. Yabancılaşmış emek, doğadan kopmuş, kendisini unutmuş işçinin emeğidir. Emek, bir anlamda bireyin kendini gerçekleştirmesi ve yaratmasıdır. Yaratı ve emek, birbirinden ayrı düşünülemez. Böyle bir durumda işçii zihinsel olarak alçalır ve kendine de yabancılaşır.

Tekrar Marx'a dönelim;

"Emeğin bu yabancılaşması nelerden oluşmaktadır? Bir kere, iş işçinin dışındadır; onun tabiatıın bir parçası değildir; sonuç olarak işçi işinde kendi kendisini gerçekleştirmemekte, kendi kendisini inkar etmektedir; kendisini mutlu değil, mutsuz hissetmektedir; özgür şekilde fiziksel veya zihinsel olarak alçalmış olmaktadır"

Marx, tarihe bakıp insanın ve emeğin yanacılaşmasını çözümlemekle kalmaz, aynı zamanda geleceğe dair kalıcı çözümler üretir. Tam da bu noktada Friedrich Nietzsche ile keskin görüş ayrılıkları yaşarlar. Çünkü Marx, bu yabancılaşmayı aşabilmek adına Komünizmi, Fridrich Nietzsche ise Üst-insan'ı ortaya koyar. Komünizm ve Üst-insan kavramları, ütopik bir dünyayı temsil etmektedir. Marx'ın çözüm adına tüm sınıfları, hatta komünizm ile devleti ortadan kaldırma fikrine karşılık, Nietzsche, sınıf ayrılıklarının üzerine giderek efendi-köle kavramlarını iyice belirginleştirir ve dünyanın son efendisi olacak Üstinsan'ı arar.

Nietzsche, kendine yabancılaşan insanın sağlığına kavuşabilmesi için, tekrar vahşi doğasına geri dönmesi gerektiğini savunur;

"İnsanın evcilleştirişi (kültür) derine gitmez, onun derine gittiği her yerde derhal yozlaşma (yabancılaşma) oluşur (tipi: Hristiyan). Vahşi insan, doğaya geri dönüştür.Ve belirli bir anlamda onun tekrar sağlığına kavuşmasıdır, kültürden kurtarılarak şifaya ulaştırılmasıdır"

Marx ise bu yabancılaşma hakkında çözüm olarak Komünizmi sunar;

"Komünizm, özel mülkiyetin, insanın kendine yabancılaşmasının olumlu olarak ortadan kaldırılışı ve böylelikle insan tabiatının insan aracılığıyla ve insan için gerçek olarak sağlanışıdır(...) Özel mülkiyetin olumlu olarak ortadan kaldırılışı, insan yaşamının sağlanması olmakla, böylece bütün yabancılaşmanın olumlu olarak ortadan kaldırılışıdır ve dolayısıyla insanın dinden, aileden, devletten,vs.kendi insani, yani toplumsal yaşamına geri dönüşüdür"
Konuyu toparlamak gerekirse, Nietzsche Marx, insanın kendine yabancılaştığı konusunda hemfikirdirler. Lakin her ikisi de bu konuya, kendi bakış açıları ile tanım koyar ve çözüm önerileri sunar. Yabancılaşma konusunda tanım olarak çok büyük ayrılıklar olmasa da, çözüm önerileri taban tabana zıttır.

Apollon - Dionysos İkililiği ve Diyalektik Materyalizm

Friedrich Nietzshe, Sokrat öncesi Antik Yunan felsefesine büyük hayranlık duymuş ve ilk dönemlerinde antik yunanı yeniden ele almıştır. Zira ilk kitabı olan Tragedyanın Doğuşu, iki Antik Yunan tanrısını, Apollon ve Dionysos'u konu alır. Apollon; Nietzsche göre aklın, mantığın, ölçünün, tutarlılığın, biçimin tanrısıdır. Dionysos ise; aşkın ve taşkın duygulanımın, tutkunun, coşkunun tanrısıdır. Görüldüğü üzere Dionysos ve Apollon, kendi içlerinde zıt kutuplar olarak değerlendirilebilir. Nietzsche'ye göre tabiat ve buna bağlı olarak insan, hatta sanat ve estetik, Apollon ve Dionysos ikililiğine bağlı olarak değişir ve dönüşür. Nietzsche'nin tarih bilimine bakışında da bu iki öğenin önemi büyüktür.

Marx ise Hegel felsefesine ilgi duymuş, fakat Hegel'in yeniden yorumladığı Diyalektik metodu idealizmden kurtararak materyalist bir temele yerleştirmiştir. Diyalektik materyalizm, düşüncenin de maddenin bir formu olduğunu, maddenin hareketsiz ve değişimsiz varolamayacağını savunan, bu değişim ve dönüşümün de kendi karşıtları içinde çatışarak ve uzlaşarak vukuu bulacağını öngören felsefi akımdır. Marx tarihe ve geleceğe bu yöntemle bakar ve çözümlemeye çalışır. Tıpkı Nietzsche'nin Apollon-Dionysos ikililiği ile çözümlemesi gibi.

Elbette Apollon-Dionysos ikililiği ile Diyalektik materyalizmin aynı şeyler olduğunu söylemek anlamsızdır. Lakin iki filozofunda kendi bakış açılarıyla bir tür ikililik ve karşıtlıktan yola çıkarak tarihi ve geleceği çözümlemeleri, benzerlik olarak tanımlanabilir. Örneğin Nietzsche, Diyalektiğin babası olarak bilinen Herakleitos'a büyük saygı duyduğunu her fırsatta dile getirmiştir. Özellikle de "Yunanlıların Trajik Çağında Felsefe" adlı eseri, Herakleitos'a methiyelerle doludur. Burada dikkat edilmesi gereken husus, Nietzsche Sokrat diyalektiğine şiddetle karşı çıkmasının Heraklit diyalektiğiyle karıştırılmaması gerektiğidir. Çünkü Nietzsche, Diyalektik yöntemi kullanan Sokrat'ı eleştirir ve onun kullandığı yöntemi neredeyse lanetler.

ALINTIDIR
 

ivrin

#8
Nietzsche'den Seçme Aforizmalar

*Hoşlanmadığımız bir düşünceyi öne sürdüğü zaman bir düşünürü daha sert eleştiririz. Oysa, bizi pohpohladığında onu daha sert eleştirmek uygun olacaktır.

*Sahip olunması zorunlu tek şey var: Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu, ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh...

* İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir.

*Tüm idealistler, hizmet ettikleri davaların her şeyden önce dünyanın tüm öteki davalarından üstün olduğunu düşünürler. Kendi davalarının biraz olsun başarılı olması için, bu davanın tüm öteki insan girişimlerine gerekli olan aynı pis kokulu gübreye açıkca ihtiyacı olduğuna inanmak da istemezler.

*Bir kez yürünmüş bir yola düşenlerin sayısı çoktur, hedefe ulaşan az ..



*Küçücük bağışlarla büyük mutluluklar kazanmak büyüklüğün bir ayrıcalığıdır.

*İnsan, diğer insanlardan hiçbir şey istememeye, onlara hep vermeye alıştığı zaman, elinde olmadan soylu davranır.

*Acıların bölüşülmesi değil, sevinçlerin bölüşülmesidir dostluğu yaratan ...

*Bir şeyden hoşlanmaktan söz edilir, aslında doğrusu, bu şey aracılığıyla kendinden hoşlanmaktır.

*Kendinden hiç söz etmemek çok soylu bir ikiyüzlülüktür.

*Hakikatin temsilcisinin en az olduğu zaman, onu dile getirmenin tehlikeli olduğu zaman değil, can sıkıcı olduğu zamandır.

*Doğa bize aldırmadığından, doğanın ortasında kendimizi öyle rahat hissederiz ki ...

*Uygarlaşmış dünya ilişkilerinde herkes, hiç değilse bir konuda kendini başkalarından üstün hisseder. Genel iyiyüreklilik buna dayanır. Çünkü, durum elverirse herkes yardım edebilir, o halde bir utanç duymaksızın bir yardımı da kabul edebilir.

*Yapacak çok şeyi olan insan inançlarını ve genel düşüncelerini hemen hemen hiç değiştirmeksizin korur. Aynı şekilde, bir ülkünün hizmetinde olan her insan ülkünün kendisine artık hiç kulak asmaz; onun buna zamanı yoktur. Demem şu ki, ülküsünün hala tartışılabilir olmasından yana olmak çıkarına aykırıdır.

*İnsan dilediği kadar bilgisiyle şişinip dursun, dilediği kadar nesnel görünsün, boşuna ! Sonunda her zaman ancak kendi yaşam öyküsünü elde edecektir.

*İnsanların tarih boyunca farkına vardıkları aşılmaz zorunluluk, bu zorunluluğun ne aşılmaz ne de zorunlu olduğudur.

*Bugün artık kimse ölümcül hakikatlerden ölmüyor; çok fazla panzehir var.

*Uygarlık tarafından yokedilme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir uygarlık çağını yaşıyoruz.

*Sevilmiş olma isteği kendini beğenmişliklerin en büyüğüdür.

*İnsanları şiddetle kendi üzerine çeken, bir oyunu her zaman kendi lehine çevirmiştir.

*Çok düşünen ve uygulamalı düşünen, kendi maceralarını kolayca unutur, ama başından geçenlerin çağrıştırdığı düşünceleri hiç unutmaz.

*Biri kendi düşüncesine bağlı kalır; çünkü ona kendi kendine ulaşmış olduğunu sanır. Öteki ise, onu zahmetle öğrendiği ve onu anlamış olmakla övündüğü için bağlıdır düşüncesine. Sonuç olarak, her ikisi de kendini beğenmişlik ...

*İçine doldurulacak çok şey olduğu zaman, günün yüzlerce cebi vardır.

*Bir düşmanla savaşarak yaşayan kişinin, düşmanını hayatta bırakmakta yararı vardır.

*Açıklanmamış karanlık bir konu apaçık bir konudan daha önemli sanılır.

*Sadece karşıtları cansıkıcı olmayı sürdürdükleri için, arada bir, bir davaya bağlı kalırız.

*Bir insan kendini hep çok büyük işlere adadığında, onun başka bir yeteneğinin olmadığı pek görülmez.

*Açıkça büyük amaçlar tasarlayan ve daha sonra bu amaçlar için oldukça yetersiz olduğunu gizlice kavrayıveren kimse, çoğu zaman bu amaçlardan vazgeçecek kadar da güçlü de değildir. İşte o zaman ikiyüzlülük kaçınılmazdır.

*Gür ırmaklar kendileriyle birlikte bir çok çakıl ve çalı çırpıyı da sürükler; güçlü ruhlar da bir çok aptal ve mankafayı.

*Bir insanın gerçekten ele almış olduğu düşünce özgürlüğü ile, onun tutkuları ve hatta arzuları da gizli gizli kendi üstünlüklerini göstereceklerini sanırlar.

*Bir insan yoğun ve kılı kırk yararak düşündüğü zaman, sadece yüzü değil gövdesi de çekinceli bir havaya bürünür.

*Ruh arayanda, hiç ruh yoktur.

*İnsan yığınlarının davranış biçimlerini önceden kestirmek için, onların güç bir durumdan kendilerini kurtarmak için hiçbir zaman çok önemli bir çaba göstermediklerini kabul etmek gerekir.

*İnsan kahkahalarla güldüğü zaman, kabalığı ile tüm hayvanları geride bırakır.

*Eylem ve vicdan genellikle uyuşmazlar. Eylem, ağaçtan ham meyveleri toplamak isterken, vicdan onları gereğinden çok olgunlaşmaya bırakır, ta ki yere dökülüp ezilinceye kadar.

*Aşk ve nefret kör değillerdir; ama kendileriyle birlikte taşıdıkları ateş yüzünden kör olmuşlardır.

*İnsan hatasını bir başkasına itiraf ettiğinde unutur onu; ama çoğu kez öteki kişi bunu unutmaz.

*Alev, başka şeyleri aydınlattığı kadar aydınlatmaz kendini. Bilge de böyledir.

*Bir konu hakkında hazırlıksız sorguya çekildiğimizde, aklımıza gelen ilk düşünce çoğu zaman bizim kendi düşüncemiz değildir; ama bizim sınıfımıza, konumumuza ve soyumuza ait olan sıradan bir düşüncedir sadece. Öz düşünceler pek ender olarak su yüzüne çıkarlar.

*Bizzat kendimizde olan bir değeri övdüğü, okşadığı zaman mucizeyi de, usdışını da kabul ederiz.
Yarı-bilim tam bilimden daha üstündür. O, sorunları olduklarından daha kolay görür ve bununla görüşünü daha anlaşılır, daha inandırıcı kılar.

*Çok düşünen partici olmaya uygun değildir; o, parti arasında düşüncesini çok çabuk sızdırır.

*Kötü belleğin iyi tarafı, aynı şeylerden bir çok kez, ilk kez gibi yararlanmaktır.

*Bir kurbanın yoldaşı o kurbandan daha çok acı çeker.

*ÖLÜMÜN SON İYİLİĞİ BİR DAHA ÖLÜMÜN OLMAMASIDIR.

*BENİ ÖLDÜRMEYEN ŞEY BENİ GÜÇLENDİRİR.

*KENDİ ALEVLERİNİZDE YANMAYA HAZIR OLMALISINIZ: ÖNCE KÜL OLMADAN KENDİNİZİ NASIL YENİLEYEBİLİRSİNİZ?

*ÜMİT EN SON KÖTÜLÜKTÜR, ÇÜNKÜ İŞKENCEYİ UZATIR.

*İNSAN RUHU YAPTIĞI SEÇİMLERLE BELİRLENİR.

*ÖZDEYİŞLER HÂLİNDE VE KANIYLA YAZAN KİMSE OKUNMAYI DEĞİL, EZBERLENMEYİ İSTER.

*BİLGİ ERMİŞLERİ OLMAK ELİNİZDEN GELMİYORSA, HİÇ DEĞİLSE BİLGİ SAVAŞÇILARI OLUN.

*VE CEZA, SALDIRGAN İÇİN AYNI ZAMANDA BİR HAK VE ŞEREF OLMAZSA, CEZANIZ EKSİK OLSUN!

*YELE KARŞI TÜKÜRMEKTEN SAKININIZ!

*PEKİ SİZ, DOSTLAR, BEĞENİ VE BEĞENME TARTIŞILMAZ MI DİYORSUNUZ? FAKAT BÜTÜN HAYAT BEĞENİ VE BEĞENME ÜSTÜNE BİR TARTIŞMADIR!

*KENDİN ALABİLECEĞİN BİR HAKKI, BIRAKMAYACAKSIN SANA VERMELERİNE!

*NEYSEN "O" OL!

*RUH, HAYATIN BAĞRINA SAPLANAN HAYATTIR.

*HER ŞEY BİRBİRİNDEN DAHA GEREKLİDİR.

*ACI DER: "YIKIL!"

*SENİ SEVİYORSAM SANA NE BUNDAN?

*İNANÇLAR HAKİKAT DÜŞMANLARI OLARAK, YALANLARDAN DAHA TEHLİKELİDİR.

*İNSANLAR EŞİT DEĞİLDİRLER.

*NE DENLİ YÜKSELİRSEK, UÇMAK BİLMEYENLERE O DENLİ KÜÇÜK GÖRÜNÜRÜZ.

*KADINI KADININ İÇİNDE ÖZGÜRLÜĞE KAVUŞTURMALI!

*UÇURUMLARI SEVENİN KANATLARI OLMALI.

*EN YÜCE DAĞLARA TIRMANAN GÜLER BÜTÜN ACIKLI OYUNLARA VE ACIKLI GERÇEKLERE!

*KADININ NASIL BİR NİMET OLDUĞUNU TÜM DERİNLİĞİ İLE HİSSETMEK GEREKLİDİR.

*NEDEN'İ OLAN, NASIL'A KATLANIR.

*BİZLER ARZU EDİLENDEN ZİYADE ARZULAMAYA AŞIĞIZ.

*EY ULU YILDIZ! KENDİLERİNE IŞIK SAÇTIKLARIN OLMASAYDI, SAADETİN NERDE KALIRDI!

*ZAYIFLAR BİZİ KENDİ GÜCÜMÜZDEN UTANMAYA ZORLADIKLARI İÇİN KAZANDILAR.

*GERÇEKTEN DE HAYATIN ANLAMI OLMASAYDI, VE BEN ANLAMSIZI SEÇMEK ZORUNDA OLSAYDIM, BENCE DE EN SEÇİLESİ ANLAMSIZLIK OLURDU BU.

*YAŞAMA KARŞI SORUMLULUĞUMUZ DAHA YÜCESİNİ YARATMAKTIR. DAHA ALÇAĞINI DEĞİL.

*SİZ YÜKSELMEK İSTEYİNCE YUKARIYA BAKARSINIZ, BENSE AŞAĞIYA BAKARIM ÇÜNKÜ YÜKSELMİŞİM.

*BİR UÇURUMUN İÇİNE BAKTIĞINIZDA, UÇURUMDA SİZİN İÇİNİZE BAKAR.

* İNSAN KAHKAHALARLA GÜLDÜĞÜ ZAMAN, KABALIĞI İLE TÜM HAYVANLARI GERİDE BIRAKIR.

*RUH ARAYANDA, HİÇ RUH YOKTUR.

*ANCAK ÖBÜRGÜNDÜR BENİM OLAN. KİMİLERİ ÖLDÜKTEN SONRA DOĞAR.

*İNANÇ GERÇEĞİ BİLMEK İSTEMEMEKTİR.

*YÜKSEK DAĞDA BUZ İÇİNDE GÖNÜLLÜ YAŞAMAKTIR FELSEFE.

*ŞÜPHE DEĞİL, KESİNLİKTİR İNSANI DELİ EDEN...

*HEP ÖĞRENCİ KALAN İNSAN, ÖĞRETMENİNE BORCUNU KÖTÜ ÖDÜYOR DEMEKTİR.

*BUGÜNE DEK VARLIĞA KARŞI EN BÜYÜK İTİRAZ NEYDİ? TANRI...

*KENDİNİ BİLGİYE ADAYAN İÇİN YALNIZCA DÜŞMANINI SEVMEK YETMEZ; DOSTUNA DA KİN DUYABİLMELİDİR.

*TEK BİR ŞEY OLABİLMEK, TEK BİR ŞEYE VARABİLMEK İÇİN, ÇOK YERDE, ÇOK ŞEY OLMAK, BU BENDEKİ SAĞDUYUDUR.

*SANAT HAKİKATTEN DAHA DEĞERLİDİR.

*NİHİLİZM NE DEMEKTİR?
-EN YÜKSEK DEĞERLERİN, KENDİLERİNİ DEĞERDEN DÜŞÜRMESİ.

*NEREDE CANLI BULDUYSAM, ORADA GÜÇ İRADESİ BULDUM; HİZMET EDENLERİN İRADESİNDE BİLE EFENDİ OLMA İRADESİ BULDUM.

*BEN, İKİ İNSANIN DAHA YÜCE HAKİKATİ BULMAK İÇİN, BİR İHTİRASI PAYLAŞTIĞI BİR AŞK DÜŞÜNÜYORUM.

*UYGARLIK TARAFINDAN YOKEDİLME TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA OLAN BİR UYGARLIK ÇAĞINI YAŞIYORUZ.

*BÜTÜN YARGILAYANLARIN GÖZÜNDEN BİR CELLAT BAKAR.

*ERDEM UYUMUŞSA DEHA ZİNDE KALKAR.

* İNSANLAR IŞIĞIN ÇEVRESİNDE TOPLAŞIRLAR, DAHA İYİ GÖRMEK İÇİN DEĞİL, DAHA İYİ PARILDAMAK İÇİN.

*KİŞİ, IŞIĞINI KARARTMAYI DA BİLMELİDİR, BÖCEKLERDEN VE HAYRANLARDAN KURTULMAK İÇİN.

*BEKLEMEK AHLAKSIZ KILAR.

*KANMIŞLIKLAR, DOĞRULUĞUN YALANLARDAN DAHA TEHLİKELİ DÜŞMANLARIDIR

ALINTIDIR
 

ivrin

#9
Tüm bu bilgileri, E-kitapları derleyen ve bizlere sunan Sayın Mehmet BERK'e saygılarımı sunarım, Teşekkürler Mehmet bey Nietzsche'yi bir de sizin bakış açınızla değerlendirme fırsatı yarattığınız için.


Aşağıda Sayın Mehmet Berk'in sunduğu E-Book'lar bulunmakta Nietzsche'yi bugün kadar okumamış olan herkese armağanım olsun ya da okuyup da yeniden tazelemek isteyen herkese.. iyi okumalar arkadaşlar.


Ecco Homo (İşte İnsan)
http://rapidshare.com/files/41221151/ecco_homo.pdf.html


İyinin ve Kötünün Ötesinde
http://rapidshare.com/files/41214525/iyininvekotunun.pdf.html

Tan Kızıllığı
http://rapidshare.com/files/41214942/tankizilligi.pdf.html

Deccal
http://rapidshare.com/files/41131054/deccal.pdf.html

Böyle Buyurdu Zerdüşt (Seçmeler)
http://rapidshare.com/files/35764203/boyle_buyurdu_zerdust.pdf.html

Zerdüşt Ne Buyurdu?
http://rapidshare.com/files/35765088/zerdustoloji-e-book_pdf.pdf.html


90 Dakikada Nietzsche
http://rapidshare.com/files/41138933/gfg.pdf.html

Emeklerinize tekrar teşekkürler Mehmet Bey, saygılar düşünürlere düşüncelerine değer veren herkese.
 

ivrin

#10
RUH ARAYANDA, HİÇ RUH YOKTUR.

Nietzsche'nin bu sözü bana her birimizin delicesine nasıl kendi ruhumuzu dışarılarda bir yerlerde aradığımızı hatırlatır hep.
 

ivrin

#11
Seçilmiş Düşünceleri

Doğruluk
Bana: "Haydi öyle olsun! Seni deneyeyim bir", demek olanağı veren her kuşkuyu överim. Fakat deneye izin vermeyen hiçbir sorunun lafı edilmesine de dayanamam. Benim " doğruluğumun" sınırları bunlardır işte: Ondan ötesi için yiğitlik sökmez artık.


Başkalarının hakkımızda bildikleri
Kendi hakkımızda bildiklerimiz belleğimizin hatırda tuttukları, yaşantımızın mutluluğu için sanıldığından daha az kesindir. Bir gün gelir, bu yaşantıda başkalarının hakkımızda bildikleri ( ya da bildiklerini sandıkları) şeyler çıkıverir ortaya; o zaman onların fikirlerinin daha güçlü olduklarını fark ederiz, insan adının kötüye çıkmasından ise bildiklerinin yanlış çıkmasına daha kolay katlanır.


Ayrı duranlar
Parlamentarizm, yani beş tane politik düşünce arasından birini seçmek için verilen resmi izin, bağımsız ve kişisel görünmekten çok hoşlanan bir sürü insanın özellikle hoşuna gider.Fakat aslında sürüye tek bir düşünceyi zorla kabul ettirmek ya da beş tanesi arasında seçim yapmasına izin vermek o kadar önemli değildir; bu beş düşünceden hiçbirini paylaşmayan ve herkesten ayrı duran kişi, bütün sürüyü aleyhine çevirir her zaman.


Bir savunucu aleyhinde
Bir davaya zarar vermenin en kalleşçe yöntemi bunu, bile bile kötü nedenler ileri sürerek savunmaktır.


Alkış
İnsan gürültü yapmadan alkışlayamaz, hatta kendini bile.


Neye inanırsın?
Şuna: Her şeyi yeniden teraziye vurmalı.


En insancıl davranış nedir?
Birisinin utanmasını önlemek.

Gurura karşı
Çok şişinme: Ufak bir iğne patlatıverir seni.


Okuyucuma
Sağlam çeneyle sağlam mide: İşte benim istediğim. Kitabımı hazmedince benimle anlaşacaksın muhakkak.


Güçbeğenir
"Canının istediği gibi seç" deselerdi cennetin tam ortasında küçük bir yer seçerdim: Ama yer, kapısında olsaydı daha iyi olurdu.


Bencillik
Bencillik, duyguların perspektif yasasıdır: Buna göre en yakın nesneler en büyük ve en ağırlarıdır, uzaktakilerin ise ağırlıkları ve boyları küçülür.

Zerdüşt
Doğrusu şu ki, insan kirli bir nehirdir. Kirli bir nehiri kirlenmeden içine alabilmek için bir deniz olmak gerek. Görüyorsunuz, insandan üstün olmayı öğretiyorum size: Üstün insan bu denizdir; sizin büyük aşağısamanız onda yok olabilir.

Ne yazık, insanın artık dünyaya yıldız getiremeyeceği zamanlar yaklaştı. Ne yazık, insanların en aşağılığının, kendini aşağısamasını artık bilemeyenin görüleceği zamanlar yaklaştı.

Ne mutlu uykusu olanlara, hemen uyuyacaklar çünkü.

Bir gün Şeytan şöyle dedi bana: " Tanrı'nın da cehennemi var: İnsanlara beslediği sevgidir bu".
Geçende de söyle dediğini duydum onun: "Tanrı öldü; insanlara olan merhametinden öldü Tanrı".

Toplum
Bulanık suda balık avlayanla derinliklerden feyiz alanları halk kolaylıkla bir tutar.


Her ulusun kendine öz iki yüzlülükleri vardır: Erdemleri, der bunlara o. İnsan kendi en iyi yanını bilmez, bilemez.

Bir barbarlık dönemi başlıyor; bilimler de ona hizmet edecekler.

İnsan
Sonuçlar karşısında korkaklık: Çağcıl bir kusur.

Ne denli yükselirsek, uçmak bilmeyenlere o denli küçük görünürüz.

Tutkulu insanlar, başkalarının ne düşündüklerini az düşünürler: Durumları onları hiçliğin üzerine yükseltir.

Bir inancı sırf adettir diye kabullenmeye namussuzluk, korkaklık, tembellik denir. Şu halde namussuzluk, korkaklık, tembellik ahlakın önsel'i olsalar gerek.

Her erdemde budalalık eğilimi, her budalalıkta erdem eğilimi vardır. Rusya'da "evliya gibi aptal" derler. Yaşam, sıkılmaya vakit kalmayacak kadar, çok kısa değil midir? Hiç değilse insan cennetteki, sonsuz mutluluğuna inanmalı ki.....

Kadını kadının içinde özgürlüğe kavuşturmalı!

Kadının nasıl bir nimet olduğunu tüm derinliği ile hissetmek gereklidir.

Düşünce
"Bilgi kuramı"ndan ibaret kalan felsefe, gerçekte o çağın çekingen bir öğretisinden, bir ılım (itidal) öğretisinden başka şey değildir artık: Kapının eşiğinde duran ve içeriye girme hakkını kendinden esirgeyen bir felsefe – en son kertesine inmiş, bir son, bir can çekişme haline, acınacak hale gelmiş bir felsefedir bu. Şu halde, nasıl olur da böyle bir felsefe....hüküm sürebilir!

Sevgi yüzünden yapılan şey her zaman iyilikle kötülüğün ötesinde yapılır.

İnsanoğlu hiçbir şey istememektense hiçliği istemeyi yeğler.

Güzel, çirkini yendiği anda büyük üslup da doğar.

Büyük bir düşünceyle karşı karşıya olmak dayanılır şey değildir. Bir düşünceyi---bu yüzden ölmelerine meydan vermeksizin—bildirebileceğim insanlar arıyorum, çağırıyorum onları.

"Doğru" diyince bu zihnimde kesinlikle yanlışlığın tersini değil, fakat sadece en esaslı hallerde çeşitli yanlışların birbirlerine oranla durumlarını gösteriyor.

Gizemsel izahlar derin sanılır; doğrusu şu ki, yüzeysel bile değildir onlar.

Kaynak:

Seçilmiş Düşünceler (Denemeler)
Friedrich W. Nietzsche
Türkçesi: Samih Tiryakioğlu
Assos Yayınları
 

ivrin

#12
Nietzsche'nin her önermesi ayrı bir yaşam bilinci katıyor insana ama tabii ki doğru anlaşılması şart. Uslubu bügüne kadar yeterince anlaşılmasına biraz engel olmuş ama özenle her bildirimini özümseyerek ve dikkate alarak irdelersek doğal zekamız bize onu anlama konusunda yeterince yardımcı olacaktır.

Sevgiler..
 

ivrin

#13
"Ne kadar yüksekte uçuyorsanız uçmayı bilmeyenlere o kadar küçük görünürsünüz..."

Friedrich Nietzsche
 

ivrin

#14
ZAYIFLAR BİZİ KENDİ GÜCÜMÜZDEN UTANMAYA ZORLADIKLARI İÇİN KAZANDILAR.

Birbirimize ne yaptığımızın en açık kanıtı bu cümlesinde yer alıyor