avatar_bigsenfoni

Aselsan'da süpeli ölümler!

Başlatan bigsenfoni, 15 Ocak 2015, 19:55:43

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bigsenfoni

Önemli bir silah projesininin tamamladiktan 15 gün sonra öldüler...

http://www.izlevideo.net/desifre-uzmani-muhendislerimiz-nasil-olduruldu--803084.html


ASELSAN Faili meçhul mühendis ölümleri...

https://www.youtube.com/watch?v=gOLznAW7xY0


Amerika ve israilden alinan ucaklarin sifrelerini kirmislar ve ...!

Doktor:psikolojik sagligin bozulmasi ya bir yedigi ictigi seylere birseyler katilarak bozuluyor...Daha cok LSD  ile(beynin elektriktiriksel aktivitesini bozarak!)Irak savasinda bu elektromanyatik..eger karar verecek kisiler elektromanyetik(vuruslara)...korunalkli biryerde degillerse bu kisilere ELF dagalari yahutta ...dalgalariyla bu kisilerde zaman ve yer duygusu kaybedilebilir...!Vücüt kimyasi bozulmaya baslar ve intehar düsünceleri gelebilir!!!



Kalbiniz temiz ,gözünüz acik olsun
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#1
Aselsan'da bir ölüm şoku daha!                                                                    15/01/2015


28 yaşındaki mühendis Erdem Uğur'un ağzında tüp hortumu vardı!

 Ankara'da Aselsan'da görevli 28 yaşındaki mühendis evinde ölü bulundu. Olay, Çankaya Cebeci mahallesi Akat sokak 4/2 adresinde meydana geldi. İki gündür işe gitmediği için arkadaşları Erdem Uğur'un (28) evine geldi. Kapının açılmaması üzerine Uğur'un arkadaşları polis ekiplerine haber verdi. Olay yerine gelen polis ekipleri, çilingir yardımıyla girdiği evde Uğur'un cesedi ile karşılaştı. Erdem Uğur'un yatağında üzerinde battaniye örtülü, ağzına dayanmış büyük tüp hortumuyla bulunduğu öğrenildi.

Olay, sabah saatlerinde Çankaya Cebeci Mahallesi Akat Sokak 4/2'de gerçekleşti. İki gün önce iş arkadaşlarına mesaj atan Erdem Uğur, rahatsız olduğunu ve işe gelemeyeceğini söyledi. Daha sonra Erdem Uğur'dan haber alamayan arkadaşları, durumunu öğrenmek için evine geldi. Kapıyı çalan arkadaşları içeriden ses gelmeyince polise bildirdi.

"Dikkat gaz açık"

Çilingir yardımıyla içeri giren polis, girişte, 'Dikkat gaz açık' yazılı kağıdı fark etti. Polis, Uğur'u yatağında hareketsiz halde buldu. Polis, ayrıca Uğur'un yatağının yanında bir adet mutfak tüpü ile tüpün bağlı hortumunun yorganın altında olduğunu gördü. Ortamda yoğun gaz olduğu anlaşıldı. Sağlık ekiplerinin yaptığı kontrollerde şahsın hayatını kaybettiği belirlendi. İlk belirlemelere göre, Erdem Uğur'un gaz zehirlenmesi sonucu öldüğü ifade edildi.

Polis incelemeyi maskeyle  yaptı

Erdem Uğur'un ölümüyle ilgili Başkent polisi alarma geçti. Asayiş ekipleri yanı sıra Cinayet Büro dedektifleri de olay yerine geldi. Ekipler, bina çevresinde araştırma yaptı. Olay Yeri İnceleme ekipleri de içerdeki yoğun gaz nedeniyle çalışmalarını maskeyle gerçekleştirdi. Detaylı parmak izi araması yapıldı. İncelemelerin ardından toplanan deliller, torbalarla polis aracına taşındı. Şahsın evinde bulunan A4 kağıdına yazılı, 'Dikkat gaz açık' yazısı da incelenmek üzere emniyete götürüldü.

Doğalgaz ihbar üzerine kesilmiş

Apartmandaki vatandaşların, önceki akşam yoğun gaz nedeniyle, Başkent Gaz'a ihbarda bulunduğu ve binanın gazının kesildiği öğrenildi. Başkent Gaz, görevlileri bugün ikinci kez gelip inceleme yaptı.

İzmirli ve bekar olduğu bildirilen mühendis Erdem Uğur'un, manyetik alan konusunda uzman olduğu öğrenildi. Şahsın ikametinde yalnız yaşadığı kaydedildi.

Yapılan incelemelerin ardından mühendis Erdem Uğur'un cenazesi savcının talimatıyla Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Uğur'un 2014 yılında Aselsan'da mühendis olarak göreve başladığı gelen bilgiler arasında.

http://www.acunn.com/haber/aselsan-muhendisi-evinde-olu-bulundu/193732

Erdem Ugur Kalibrasyon mühendisi ve manyetik alanlardea uzmandi!!!


Kalbiniz temiz gözünüz acik olsun
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#2
Teşekkürler bigsenfoni. Evet, bu mühendis olaylarının cılkı çıktı gerçekten. AKP devleti esrarengiz bir şekilde etkisiz ve hatta sessiz mi kalıyor bu konuda, yoksa bana mı öyle geliyor?

bigsenfoni

#3
Elllerinden geleni yaptiklarini düsünüyorum...ama ne yazik ki bunun yeterli olmadigini hep beraber görüyoruz.Böyle bir organizasyonun bilerek veya bilmeyerek  bu kadar kolay bir sekilde desifre olmasi da ne kadar  sorgulanmasi gereken bir durum ise o kadar da üzücü, sinir bozucu ve ciddiye alinmasi gereken bir durum.

Benim kisisel kanatim olayin arkasindakiler ne kadar silah pazari veya ticaretinin arkasindaki karanlik gücler gibi görüksede boyutlararasi (4Kh,griler,kertisler)bir müdehale var sanki.Taktikler ayni ilk önce kisinin cestli tekniklerle psikolojisini bozuyorlar ve sonra mutlak vurus...Ve 5.boyuta direk bir ucus,eger kisinin bulundu konum bir güc odaginda ise yeni programlama...alin size taze/yeni bilincsiz  bir ajan/robot(koy programi oynasinlar).

Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun...Elin oglu acimiyo  ...:D


DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

maiterya

#4
Bu cinayetleri kasyopyaya sorabilsek keşke.Isparta yakınlarında 6 nükleer fizikçinin içinde olduğuğu bir uçak düşmüştü buda şüpheli bence.
 

bigsenfoni

#5
Aynen öyle sevgili maiterya;birseylere yaklastiklari zaman  ya saptirmaya calisiyorlar yada yok etmeye... ve eger bu kisiler bunlarin farkinda degillerse yoldan savruluyorlar...

Kalbiniz temi,gözünüz acik olsun.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#6
16 Nisan 2013

Melik Duvaklı; "Kanaatime göre ASELSAN ölümleri cinayetti!"
 


ASELSAN mühendislerinden Hakan Öksüz'ün 25 Ocak'ta garip bir trafik kazasında ölmesi üzerine Gerçek Hayat'ta ASELSAN ölümleri üzerine bir kapak dosyası hazırlamıştık. Çünkü aynı kurumda birbiri ardınca yaşanan bir dizi ölüm vardı. Şimdi de mesele bir kitaba konu oldu. ASELSAN ölümleri üzerine bir kitap yazan gazeteci Melik Duvaklı ile ASELSAN cinayetlerini ve kitabını konuştuk.





ASELSAN'ın kuruluşu ile başlayalım isterseniz? Nasıl ve amaçla kuruldu ASELSAN?

Cumhuriyet kurulurken Atatürk döneminde özellikle,bir savunma sanayisi altyapısının oluşturulmasıyla ilgili bir hareketlenme vardı. Bununla ilgili birkaç fabrikada kuruldu. Fabrika kurma aşamalarında dünyada yaşanan büyük ekonomi buhranı nedeniyle çok ilerlemese de bu süreç, 1950'li yıllara kadar devam etti. Fakat Türkiye 1950'li yılların başında NATO'ya girince biraz hazıra konma duygusuyla başka ülkelerin Türkiye'ye vermiş olduğu eski teknolojilerle iktifa etmeyi tercih etti ve kendi savunma sanayisine çok önem vermedi. O etki uzun süre devam etti ve Türkiye herhangi bir konuda da Avrupalı müttefikleriyle sıkıntı yaşamadığı için de bir problem olmadı bu durum. Ta ki Kıbrıs Harekâtına kadar. İlk kırılma orada yaşandı. İlk defa Türkiye onların isteği ve inisiyatifi dışında başka bir politika izlemek istedi dış politikasında. Ve orada da sıkıntısını yaşadı. İlk başta hemen ambargo koyuldu. Buna rağmen Türkiye savaşa girdiğinde de başka sıkıntılar çıkarttılar. Bunların neticesinde de Kocatepe faciası yaşandı. Kocatepe faciası aslında bir travma oldu. Türkiye kendi savunma sanayisini, kendi silah teknolojilerini üretmediği sürece silahlara sahip olsa da bunun çok fazla bir anlam ifade etmediğini gördü.

Neydi Kocatepe faciası?

Biz kendi savaş uçaklarımızla kendi gemimizi vurduk ve 55 askerimiz öldü. Kıbrıs hareketinin ikinci gününde yaşanan bu olayın tek gerekçesi şuydu; Amerika savaşa girmemizi istemiyordu, ona rağmen biz uçakları havalandırdık ama uçak aldığımız ülke Amerika'ydı ve dost düşman tanıma sisteminin kodları onların elindeydi. İstediği hedefi düşman ve dost olarak tanıtabiliyordu. Nitekim bize kendi gemimizi düşman olarak tanıttıkları için 55 askerimizi kendimiz öldürdük. Savunma sanayindeki uzmanlara göre Türkiye'deki kırılmayı yaşatan olay buydu. Nitekim bundan hemen sonrada dönemin başbakan yardımcısı Necmettin Erbakan bir basın toplantısı düzenledi ve Türkiye'nin kendi savunma sanayisini kuracağını söyledi. O dönem gazeteler bunu çok ciddiye almadı, hatta alay ettiler bu fikirle. Fakat yine de kampanyalar düzenlendi Türkiye genelinde, 'kendi gemini kendin yap', 'kendi uçağını kendin üret' sloganlarıyla. Halktan da çok ciddi bir yardım toplandı. Toplanan yardımlar belli bir meblağa ulaşınca, Kıbrıs Harekâtı'ndan bir sene sonra ASELSAN kuruldu. İlk savunma şirketimiz. Sonraki yıllarda da devamı geldi; ROKETSAN, HAVELSAN gibi kurumlarla.

Ne tür çalışmalar yapıyordu ASELSAN ilk kurulduğunda?

Burada üretilen silahlar çok ağır silahlar değildi. ASELSAN ilk kurulduğunda telsiz filan üretiyordu. Daha sonra Özal işi biraz daha ileriye götürmek istedi. Gerçek anlamda silahlar üretmek istedi. Bu amaçla da savunma sanayi müsteşarlığı adı altında bir birim kurdu ve bölük pörçük dağılmış durumda olan şirketleri bir çatı altında birleştirdi. Fakat Özal dönemi 93'te kapandıktan sonra Türkiye başka bir siyasi bunalıma girdiği için Özal'ın hedefleri gerçekleşemedi. Tam tersine Özal'ın vefatıyla birlikte Türkiye'nin İsrail'le farklı bir yakınlaşması başladı. Tansu Çiller dönemiyle birlikte de İsrail ittifakı ciddi anlamda güçlendi. Ve tekrar savunma sanayindeki inisiyatif, silah alınması gibi ihaleler askerin eline geçti. O dönemdeki komutanlarda Çevik Bir, Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya gibi isimlerdi. Bu ekip o dönemde İsrail'le daha yakın bir ilişki içerisine girdi ve bütün askeri anlaşmaları İsrail'e verdiler. O dönemde de tank modernizasyonu vesaire anlaşmalarına imza attılar. Ki tank modernizasyonu Türkiye'ye 1 milyar dolara mal olmuş bir anlaşmaydı. Bu süreç böyle devam etti. 2002 yılında yine başka krizler yaşandı. Şener Eruygur döneminde mesela, Şener Eruygur'un baskısıyla anlaşmalar imzalandı. Hatta bu yüzden Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nda bir sürü insan istifa etti. Bir kadro değişikliği oldu, o kirli anlaşmaların altına imza atmak istemeyenler nedeniyle.

Sanırım AK Parti hükümeti dönemine kadar devam eden bir süreçti. Sonrasında ne değişti?

Evet, bütün bunlar 2004 yılına kadarda devam etti. AK Parti dönemine, Recep Tayyip Erdoğan'ın savunma stratejisi toplantılarına başkanlık ettiği tarihe kadar yani. Ve 2004 yılındaki ilk toplantıda anlaşmaların tamamını iptal etti Tayyip Erdoğan. Bunların içinde tank, uçak ve helikopterlerin modernizasyonu da var. Ve orada dedi ki; "Biz kendimiz ilk etapta bunu yapamasak bile teknoloji transferi ile bu işi yapalım." Ve bazı kararlar alındı. Nitekim o kararların alınması ile de bazı çalışmalar başlatıldı. ATAK tank projesi, ANKA kuşu projesi gibi. Bütün bunları başlattıktan sonra da TÜBİTAK'ta, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda, ASELSAN'da ve HAVELSAN gibi kurumlarda bu işlerin sadece teknolojik yönünü değil, bilgisayar yönünü de ilgilendiren, dost düşman tanımlarını, kripto kısımlarını ilgilendiren bölümlerini üretecek birimlerde de çalışmalar başlatıldı ve bununla ilgili mühendisler istihdam edildi. Bizim kitabımıza asıl hikâye olan kısımda bundan sonra başladı. 2006'da başladı ASELSAN'daki ölümler ama 2004 yılında da TÜBİTAK'ı ve Kara Kuvvetlerini ilgilendiren bir kaza yaşandı. İki mühendis ve bir yüzbaşı trafik kazasında vefat etti. Bu üç kişi TÜBİTAK'ın geliştirdiği bir teknolojiyi Kara Kuvvetlerinin bir birimine götürüp, orada denedikten sonra geri dönüş yolunda kaza geçirdiler ve o cihazda o kazada ortadan kayboldu. Bu 2004 yılında yaşanan bir hadiseydi. O dönemde çok fazla, belki de ilk olduğu için, gündeme gelmedi. 2006 yılında da ASELSAN'da ölümler başladı. İlk ölüm ASELSAN'da çalışmış olan bir mühendisin, Hüseyin Başbilen'in aniden intihar etmesi olayıydı. Oda ilk başta çok gündem olmadı. 2007 yılının ocak ayında arka arkaya iki mühendis daha intihar edince konunun ciddiyeti anlaşıldı ve gündeme geldi.

Hüseyin Başbilen'in ölümü ile başlayalım o zaman; ASELSAN'da hangi çalışmaları yapıyordu Hüseyin Başbilen?

Hüseyin Başbilen ASELSAN'da proje geliştirme biriminde, kriptoloji bölümünde çalışıyordu. Vefatından sonra hangi projelerde çalıştığı ile ilgili yapılan açıklamalarda ASELSAN tarafından bu inkâr edildi, çok önemli birimlerde çalışmadığı iddia edildi. Soruşturmalarda savcı tekrar genelkurmaya yazı yazdığında öğrenildi ki Türkiye'nin ilk milli tank projesi olan Altay tank projesi, Kanas silahları, gece görüş dürbünleri vb. 15 projede çalışıyormuş. Ama asıl etkin olduğu alan kripto sistemi dedikleri şifreleme ile ilgili bölüm.

Nedeni ne olabilir bu gizlemenin? Neden açıklamıyor ASELSAN?

ASELSAN daha sonraki ölümlerde de benzer açıklamalar yaptı. Bunların normal bir ölüm olduğunu iddia etti. Fakat ben o kadar iyi niyetli bir durum olduğunu düşünmüyorum. Çünkü daha sonra Ergenekon soruşturması kapsamında çıkan bazı ses kayıtları vardı. Ümit Sayın'ın ASELSAN'daki komutanlarla –orada çalışan komutanlar ordudan emekli komutanlar zaten- yaptığı telefon görüşmelerine ait. Bu konuşmalarda ASELSAN'da yaşanan ölümlerin basında yer almaması, dosyaların kapatılması ile ilgili görüşmelerin olduğu ortaya çıktı. Bu sadece kurumun ismi, itibarı zedelenmesin diye değildi bence. Öyle olsaydı kamuoyundan bu saklanmaya çalışılırdı ama savcıdan, soruşturmadan bilgiler gizlenmezdi. Ama savcı ilk başta sorduğunda kritik bir projede çalışmıyor denildi. Ancak sonra 15 projede çalıştığı öğrenildi Hüseyin Başbilen'in. Bir de bu soruşturmalardaki eksiklik sadece kurumun tavrıyla da alakalı değil. O dönemde ilk etapta bu işin üzerine eğilen kim varsa olayın üzerini kapatma eğilimiyle hareket etmiş. Mesela olay yerine giden ilk incelemeyi yapan jandarmalar olay yerinde buldukları belgeleri kaybetmişler bir şekilde. Veya olay yerinde muayeneyi yapan doktorlar, -Hüseyin Başbilen'in hem bilekleri kesik hem de boynunda kesik var- boynundaki kesiği 20 mm yazması gerekirken 2 mm yazıyor evraklara. Sonradan adli tıpta ikinci otopsi yapıldığı zaman bu ortaya çıkıyor. Buna dair savunmaları da bir rakam hatası olmuş, sıfırın yazılması unutulmuş şeklinde oluyor. Bu cinayet soruşturmalarıyla ilgili emniyet kaynaklarının söylediğine göre ilk 24 saati çok önemli. İlk 24 saat delillerin toplandığı ve olayın şekillendiği bir süreç. Eğer o ilk 24 saat çok iyi değerlendirilmemişse sonradan asli bilgilere ulaşmak çok zor. Hüseyin Başbilen'in ölümünde de böyle. İlk soruşturma intihar sonucuyla kapanıyor. Zaten 3 ay sürüyor. İkinci soruşturma açıldığında adli tıptan üç tane uzman bu işin intihar değil cinayet olduğu şerhini koyarak bir rapor hazırlıyorlar ve bir insanın bu şekilde kendisini öldüremeyeceğini söylüyorlar.

Peki, ikinci soruşturma nasıl açıldı Hüseyin Başbilen'in ölümü ile ilgili?

Aslında ilk soruşturmadan itibaren Hüseyin Başbilen'in babası oğlunun intihar ettiğini kabul etmiyor. Hatta bana Ankara'da görüştüğümüzde, savcının ilk soruşturmasında intihar ettiğini söylemelerine rağmen inanmadığını ve oğlunun öldürüldüğünü düşündüğünü söylemiş. Hatta ifadesini almamışlar bu nedenle. İkinci soruşturma ailelerin ısrarı sonucu açılmadı. O soruşturma öyle kapandı gitti. İkinci soruşturma İstanbul'da yürütülen Balyoz ve Ergenekon operasyonları kapsamında bazı belgeler ortaya çıkması ile açıldı. Kamuoyuna fuhuş ve casusluk soruşturması olarak da yansıyan bu dosyada; Türkiye savunma sanayii ile ilgili birimlerde çalışan bütün mühendislerin fişlendiği, tek tek takip edildiği, bütün projelerin takip edilip engellenmek istenmesiyle ilgili belgelere ulaştı savcı Fikret Seçen. Daha sonra az evvel bahsettiğim Ümit Sayın'ın ses kayıtları da ortaya çıkınca bunların hepsi bir havuza toplandı ve Ankara'ya gönderildi. İkinci soruşturma da Ankara'da başlatıldı. İkinci soruşturma da bu ölümler tek tek ele alınmadı, hepsinin birbiriyle bağlantılı olduğu düşünülerek soruşturma başladı.

Hüseyin Başbilen intihar teşhisi konulan ilk ASELSAN çalışanıydı ancak son olmadı maalesef. Sonrasında arka arkaya intiharlar yaşandı. Sizde kitabınızda yer vermişsiniz bu intiharların nasıl olabileceği ile ilgili. Uzaktan beyne gönderilen sinyallerle zihin kontrolü sağlanarak bu insanlar intihar ettiriliyor şeklinde. Bunun olabilirliği nedir?

Bu insanlar bir anda psikolojik sıkıntıya giriyorlar ve bir ay içerisinde intihar ediyorlar. Bununla ilgili dışarıdan müdahale meselesi bir yorumla değil de, yine Ergenekon soruşturması kapsamında ele geçirilen bir belge ile ortaya çıktı. Ergenekon sanıklarından Ümit Sayın, ki kendisi adli tıpta çalışmış bir uzman ve bu konularda çok etkin olan birisi, zihin okuma, zihni etkileme konularında makaleler yazmış biri yanı zamanda. Son konuşmasında ASELSAN'daki bu mühendislerin infirases dedikleri, eşik altı seslerle etkilenerek intihar ettirilebileceklerini anlatıyor. Bu şüphe oradan ortaya çıktı ve dosyaya da o şekilde girdi. Ümit Sayın'ın ben daha sonra makalelerini de inceledim ve bu yöntemin özellikle istihbarat örgütleri tarafından kullanıldığını yazdığını gördüm. Ama tabi bu ölümlerin bu yöntemle olduğu konusu kesinlik kazanmış bir durum değil. Kimse de bilemez.

Siz bu olayla ilgili pek çok araştırma yaptınız, ailelerle görüştünüz. Sizin kanaatiniz ne? Kitabınızda 'cinayet' kelimesini kullanmışsınız...

Aslında sıkıntı şu; kimsenin elinde yeterli belge yok. Soruşturmayı yürüten makamlarda da yok. Soruşturmalarda yaşanan ihmaller, önemli konuların es geçilmiş olması, çok fazla bilgi kirliliğinin girmiş olması ve yanlış bilgi ile soruşturmaların yanlış yönlendirilmesi ile delillerin yok edilmesi nedeniyle savcı ve adli tıpta dâhil net bir sonuca varamıyor. Fakat total olara bütün bu hadiselere baktığınız zaman bu ölümlerin normal seyrinde giden ölümler olduğunu düşünmek fazla iyimserlik olur. Bir dış müdahale olmadan belki kesinlikle intihar olduğuna benimde inandığım ölümler var ama bunların intiharlarının da normal olmadığına inanıyorum aynı şekilde. Çevrelerinde yaşanan olaylara baktığımız zaman da görebiliyoruz bunu. Toplu olarak düşündüğümde ben bunların tesadüfî olaylar olduğunu düşünmüyorum, o yüzden 'cinayetler' ismini koydum.

Sizin konuyla alakalı teoriniz ne? Kim öldürdü bu mühendisleri?

Bu silah pazarı dediğimiz şey, tek kalemde milyar dolarların dolaştığı bir piyasa. Büyük rantların olduğu, büyük pazarların olduğu bir dünya. Türkiye'nin kabuğunu kırıp tamamen kendi savunma sanayisiyle ilgili yeni bir yol haritası çizmesiyle beraber bu ölümlerin yaşanmasını sadece iç menfaatlerle açıklanabileceğini düşünmüyorum. Bir de casusluk soruşturmasında ortaya çıkan belgelerde projelerin engellenmesi ile ilgili bir bölüm var. Mesela; dağ kadrosu bu durumdan çok rahatsız oldu, bu projenin muhakkak geciktirilmesi gerekiyor, şeklinde raporlar var. O hazırlanan raporların geneline baktığımızda savunma ile alakalı birimlerde bütün projelerin tek tek kayıt altına alındığını ve engellenmeye çalışıldığını görüyorsunuz. Bu tür bir yöntem daha ziyade büyük istihbarat örgütlerinin yöntemlerine benziyor.

Öldürülen bu insanlar önemli insanlar, Türkiye neden bu ölümleri aydınlatmaktan ziyade kapatmaya çalışıyor?

Türkiye'nin aslında hafızası böyle. Türkiye hiçbir konusunu aydınlatmış bir ülke değil. Çok uzaklara gitmeye de gerek yok, iki sene önce Uludere'de 34 kişi öldü, gözümüzün önünde ama biz bunu hala öğrenemedik. 93 yılında jandarma genel komutanımızın uçağı düşmüş ölmüş hala bir açıklaması yok. Adliyelerin koridorlarına baktığınız zaman yığınla dosya dolu, hepsi yarım yamalak, açık, birçoğu zamanaşımına uğramış. Türkiye'nin bakış açısı bu, hafızası bu, kalibresi bu. Birincisi bu, ikincisi; bu tür meselelerde eğer dışarıdan müdahale varsa zaten kolay kolay aydınlatılmaz. Bunun perde arkasında bir operasyonsa bunu zaten siz kamuoyuna açıklayamazsınız. Devletlerin böyle bir yöntemi yoktur, dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Perde arkasında bir anlaşma zemini aranır ve iç soruşturmada kapanır. Bu olaylarda gayri resmi diplomasi kullanılarak halledilmiştir diye düşünüyorum. Bir de bunu halka anlatamazsınız. Açığa çıkarılmaz, muhtemelen sürece yayılır, ara ara gündeme gelir konuşuruz, birkaç kişiye ihmalden dolayı dava açılır, gazeteciler bunları haber yaparak geçimini sağlar, işte bizde üzerine kitap yazarız en fazla filan gibi geliyor bana.

Kaynak: gercekhayat.com.tr

bozadi

#7
Melik Duvaklı adlı şahıs biraz AKP/Tayyip destekçisi gibi görünüyor (röportajın yapılmasından beri bu konuda fikirlerinde değişiklikler olmuş mudur, bilmiyorum) ama ilginç bazı konuların üzerindeki perdeleri kaldırma konusunda cesur bir tutum izleyerek araştırmalarının sonuçlarını ve fikirlerini paylaşıyor gibi geldi bana.

Röportajın sonlarındaki "büyük istihbarat örgütleri" açıklaması aslında meseleyi ciddi şekilde özetliyor ve özellikle CIA ve Mossad faktörlerini akla getiriyor. MİT'in de bu işte bir rolü olduğu kesin bence ama ne şekilde, onu bilmiyoruz. MİT CIA ve Mossad'la ne ölçüde işbirliği yapıyor, ne ölçüde karşı koyuyor? MİT'in CIA veya Mossad kadar homojen olduğunu sanmıyorum. "İyi adamlar" ve "kötü adamlar" karışık muhtemelen ama kötü adamların egemen olduğundan da şüphe duymuyorum.

Röportajda dikkatimi çeken hususlardan biri Kocatepe Faciası diye geçen şey. İlk defa duydum ve çok ilginç buldum.

Ayrıca, Duvaklı'nın "infrases" konusuna değiniyor olması çok ilginç. Hatırlarsanız son celsede konusu geçmişti. Hatta celsenin orijinalinde aynen "infrasound" ifadesi geçiyordu diye hatırlıyorum ve onu nasıl çevireceğimi bilemedim ve "eşik altı ses" diye çevirdim. İnsanlardaki negatif duyguları artıracak şekilde kullanıldığı anlatılıyordu celsede. Sanırım frekansı, şiddetli ve süresi ayarlanarak çeşitli etkiler elde etmek mümkün olabiliyor.

Söz konusu mühendislerin bazılarının doğrudan cinayet kurbanı olduğundan eminim ama konusu geçtiği gibi bazıları da infrases ve başka bazı zihin kontrol/müdahale araçları yoluyla çıldırtılarak intihara sürüklenmiş olabilir.

Duvaklı'nın "Jitem'in Kürt Tetikçileri" diye yine "derin" bir konuyu ele alan bir başka kitabı varmış. Hatta onunla ilgili bir video da mevcut internette sanırım. Müsait bir zamanımda video ve kitap hakkında ve Duvaklı'nın diğer ve daha güncel görüş ve araştırmaları konusunda bilgi edinmeye çalışacağım.

maiterya

#8
Bizim kullandığımız abd malı savaş araçlarının nihai kontrolü (yazılımlar neden ile)  abd nin elinde, Saddam körfez savaşında uçaklarını kaldırmadı ,uçaklar çalışmadı ,şu anda uydudan bizede yapabilirler hatta kendi uçağımızla kendimizi vurdurabilirler,Uluderede öldürülen vatandaşlarımız nasıl öldürüldü abd  nin kasıtlı verdiği yanlış istahbari bilgiler nedeniyle amaç bölgede kargaşa savaş ve düşmanlık çıkarmak,bugünkü dünyada teknolji geliştirmezsan,istihbaratını abd den alırsan ne yapmayı bekliyorsun ? uçakların dost düşman ayrımını yapan yazılımları kıran bu mühendisleri katlettiler,mossad İran dada nükleer fizikçileri katletmişti geçen yıllarda.
 

bigsenfoni

Tesekkürler bozadi,yine esik alti frekanlari  ve elektromanyetik vurus taktikleri...ipek bas örtüsü ve manyetik alani olan kristallerin koruma sagladigini tekrarlamak isterim (pembe kuarz vs.)

Kalbiniz temiz gözünüz acik olsun.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#10
bigsenfoni, öneriler için teşekkürler dostum. Kristallerle ilgili bilgine danışmak istiyorum. Manyetik alanı olan kristaller nasıl anlaşılır, ayırt edilir? Taşın boyutu ne derece önemli? Belirttiğin şekilde manyetik alana sahip kristallerin fiyat aralığı nasıl? Türkiye'de güvenebilecek online bir alışveriş sitesi biliyor musun veya önerebileceğin belirli ürünler var mı?

Bir buçuk sene kadar önce 1-2 metre ipek sipariş ettim internetten. Antakya'da bu işi yapan birisiydi. Bir-iki metre kare saf ipek kumaşa ihtiyacım olduğunu söyledim. Yanlış hatırlamıyorsam 80-100 TL gibi birşey ödemiştim. Ben ve eşim ipeği başımıza örterek herhangi bir fark hissedip hissetmediğimizi kontrol ettik. Psikosomatik midir, yoksa açıkça fiziksel bir etki midir bilmiyorum ama gerçekten de denemelerimizin çoğunda belirli bir düzeyde (çok çok bariz şekilde değilse de) bir rahatlatıcı etki hissettik. Ama kullanma alışkanlığı edinmek kolay değil bizim için. Bak şimdi gündeme geldiği için o ipeğin yerini bulabilirsem sıradaki ilk meditasyon çabamı onunla yapasım geldi. Günlük hayatın akışında düzenli olarak onu kullanmak pratik gelmiyor pek. Aslında keşke imkan olsa, evin tüm duvarlarını ipek ve alüminyum folyo ile kaplasak diyoruz bazen. Celselerde alüminyumun da elektromanyetik bazı dalgalara karşı koruyucu etkisinden bahsedilmişti. Hatta bir keresinde bir telefonu alüminyum folyo ile 5-6 kat sarınca, telefon çekmemeye başlamıştı (başka telefondan arayarak test etmiştim). Başka bir zaman yine bir deneme yaptığımda (belki yeteri kadar kat sarmamıştım) telefon çekiyordu ama örneğin kendi telefonumdan telesekreterli bir numarayı arayıp sesi hoparlörle dışarı vererek test ettiğimde, telesekreterin sesinin gidip gidip geldiğini ve denemelerden bazılarında görüşmenin normalden erken sona erdiğini fark ettim. Yani yeteri kadar kat sarınca ya sinyal tamamen kesiliyor, ya da çok sınırlı bir düzeye iniyor anladığım kadarıyla.

Bazen yatak odasının etrafını şöyle ipekli-alüminyumlu bir katmanla çevrelemenin ne kadar güzel olacağını düşünürüm. Aslında sırf meditasyonlarda kullanılabilecek, içine veya altına girilebilecek bir örtü de yapmak mümkün olabilir ama teşebbüste bulunma konusunda pasif kaldım. Belki de önümüzdeki günlerde böyle birşey denerim.

bigsenfoni

Ben tesekkür ederim sevgili bozadi ...manyetik alani olan kristalleri ben yüzümün yada basimin etrafinda gezdirerek anlaya biliyorum (nasil bir enerjie sahip oldugu,manyetigi vs.)ne kadar büyük olursa o kadar iyi, bir kristalin krik, catlak, bozuk olmamasi gerekli ozuk  olursa  yaydigi enerjileri zararli olabilir ve kristali arindirma asamasi yani sahip oldugu önceki negatif enerjilerin sifirlanmadan tasinmamasi/kullanilmamasi gerekir bunu uyumlanma zamani da denebilir en az bir hafta  falan su ile yikama topraga gömme,günes banyosu vs. kristalin özelliklerine göre ve psisik bir hisle  islemin yeterli oldugu hissedebiliyor...eger yeterli degilse ve kendi enerjimizle uyumlama yapmassak kabuslara varan negatif rahatsizliklar gelebilir!eger iyi bir uyumlanma olduktan sonra artik 3 ay, 6 ay, bir sene  sonra alternatif geleceklere/boyutlara  bile bilinc baglantilari yaplabilir.(burada kristal anten/kamera/mikrofon görevi görüyor  ve siz de bir alici... dogru freakans ve uyumlanma cok önemli)

Benim pembelimi ...:D (pembe kuartz/kuvars aramizda derin bir sevgi baglantisi var gerci hepsinle var ama sevgi ne acayip bir sey)bilgisayarin ekranin ortasina ve yastigimin altina koyarim.genellikle yanimda tasimam ama kendimi zayif hissettigim zamanlar haric,büyüklügü yumrugum kadardir.

Site falan bilmiyorum...en iyi yöntem kendiniz gidip,görüp, hissedip(kristal kendisini aldiriyor)almaniz derim.Fiyat olayi cok göreceli/degisken oldugu icin birazda sansa kalmis birsey.(Nereden geldigi,piyasasi,saticinin paraya ihtiyaci...falan filan)

Aklima gelmisken anlatayim..:D yasim 9-10 falan evimiz daga 300 metre denize 4-5 km metre yakindi.Aniden daga oynamaya gitmek istedim o kayalara tirmanmasini cok severdim  ve kasabanin kus bakisi görüntüsü beni cok etkilerdi.kisa keseyim kayalara tirmanirken büyük bir kayanin altinda hafif kirli altin sarisi bir sey tas farkettim bayagi büyüktü ve agirdi,bayagi agirdi hic üsenmeden o kocaman tasi ta eve kadar getirdim ve evimizin bahcesine daha dogrusu evin duvarinindibine bahceye koydum o zamanlar annem tuz tasi demisti.zamanla o bahceye gömüldü  ve su anda hala orda sanirim.iste böyle birsey...taslari ve kristalleri cok severim,hatta yiyesim bile gelir...:D

devam edecegim...

DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

ipek konusunda ben manyetik dalgalara cok hassas/farkinda  oldugum icin normal günlük hayatta sapkamin/muhtarsapkasi/kapson altinda tek kat uyurken iki katli ipek takiyorum ve aynisini da tavsiye ederim.Bunun disinda aslinda önemli noktanin farkinda olma konusu oldugunu vurgulamak isterim... her insanin genetik yapisi/metabolizmasi farkli oldugu konusu da var ama ben kendimi bildim bileli uyku sorunlarim vardi durup dururken beni bir sey rahatsiz ederdi ve uyanirdim ama ipek örtüyü taktim takali bu sorunlar kesildi.demek ki beni rahatsiz eden elektro manyetik dalgalar idi ve bunu önleyende ipek olmustu!Kendi deneyimlerimden örnek verecek olursam polis telsizlerinden cikan dalgalar,cep telefonlarindan cikan dalgalar,w-lan dalgalari,satalit antenlerinden cikan dalgalar,baz istasyaonundan cikan dalgalar ...beni rahtsiz eden  dalgalardi ve ipek bas örtüsü bunu engelleyen fiziksel bir madde ve bende ise yariyor.Mesela bir zamanlar uykudan uyanir uyanmaz hizla pencereye kosar direk sokaga bakardim,cogunda sokaktan gecen polis arabalari olurdu eger araba sivil ise  garanti sivil polis yada telsizi olan buna benzer birsey...
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#13
Bilgilerini, deneyimlerini esirgemediğin için çok teşekkür ederim bigsenfoni. Okuması, dinlemesi keyifli. Ve bilgilendirici elbette.

Taş konusunda adım atar mıyım bilmiyorum, ama bu nitelikteki sıradışı taşlara bir sonraki rastlamamda alıcı gözle bakmaya çalışacağım. Tekrar teşekkür ederim. Sunduğun sezgiler benim için aydınlatıcı oldu.