Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

İnsanın Kendi Aklını Anlaması

Başlatan sevgi_dünyası, 20 Haziran 2011, 13:02:47

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sevgi_dünyası


2002 yılında, tam hali böyle olmamakla birlikte, insanın zekâsı ve farkındalığı üzerine bir yazı yazmıştım. Bu yazıyı şimdi sizinle paylaşmak istiyorum.
Irvın\'ın yazılarını okuduktan sonra farkettim ki ben onunla bir kısım benzer konular işlerken bu yazıda maddeci bir bakış açısı izlemişim. Buradaki maddeci bakış açısının yeterli olmadığını düşünüyorum. Yine de sunmak istiyorum.

..İnsan sadece kendi aklıyla..


Bir zamanlar bir doktor babama, insana dair bildiklerimizle bilmediklerimiz arasında bir kıyaslama yapmış: Biz doktorlar, okyanustan bir maşrapa su almış ve bu suyun ne olduğunu kavramaya çalışıyoruz. Bu sözlerden babamın ve benim anladığımız, insanın bir okyanus kadar büyük ve bilinmeyen bir şey olduğu; fakat bildiklerimizin bir maşrapa sudan ibaret olmaya çalışıldığıydı. Yıllar sonra bu sözün anlamını yeniden düşündüm ve fark ettim ki, eğer insan bu maşrapayı çözmüş olursa neredeyse tüm okyanusu çözmüş demektir; çünkü okyanustaki su maşrapadaki suyun yapısındadır, çünkü bu maşrapadaki su okyanustan alınmadan önce diğer su kütleleriyle yüksek bir etkileşim içinde ve onunla karışmış bir durumdaydı.
Birçok köklü öğretiye göre insan bir kâinattır. Bence de insan bir kâinattır. Ayrıca o, bu kâinatın içinde bir kâinattır. Sonra şu yorumu yapıyorum: İnsan maşrapadaki sudur ve okyanus kâinattır. İnsanı anlamak kâinatı anlamaktır. Çünkü insan kâinatın yapısındadır.

İnsanlığın en meraklı olduğu konulardan biri kendini tanımaktır. Hemen herkes kendini tanımak ister diye düşünüyorum. Kendimizi tanıdığımız zaman daha mutlu oluruz. Benim bu yazıda kendini tanımak ve değiştirmek diye bahsedeceğim konu, bu anlamından daha büyük bir tanımı içeriyor. Şöyle ki, bir insan kendini tanırsa, kendisi üzerinde etkili olan tüm olayları ve olguları tamı tamına, bir kesinlikle, sistematik, görsel ve sayısal-sözel ve ayrıntılı olarak öğrenir. Buradaki olay ve olgulardan kastettiğim, insanın kendi üzerindeki biyolojik, ruhsal, biyokimyasal olaylar hakkında, tüm hücreler ve sistemler hakkında, görsel, duyusal ve tam bir bilgidir. Örneğin ben kendimi tanıyorsam, bir sinir hücrem ölmüş olsa bunun farkına varabilmem, ölen bu sinir hücremin beynimin neresinde olduğunu, ölmeden önce ne işe yaradığını, şimdiye kadar ne işler yaptığını, hangi DNA zincirlerini kullandığını, kaç yaşında olduğunu, nasıl vücudumdan atılacağını da bilmem gerekir. Ayrıca bunu görsel olarak da algılayabilmeliyim. Çünkü o benim en yakınımdadır ve en zeki olan yerimdedir. Bunun gibi vücudumun hangi bölgesinde hangi hormonların ne işe yaradığını aktif hale gelmesi gerektiğini kontrol edebilmeliyim.

Bilimde insanın sinir sisteminin nasıl çalıştığı şu anda bir miktar kat edilmiş bir uzun bir yoldur. Yol bu kadar uzun olmasına rağmen bu dünyadaki her insana kendi vücudu kadar yakındır. Yani teorik olarak bir insanın aslında vücudundaki tüm olgu ve olayları görüp kendisini tanıması ve değiştirmesi gerekir. Çünkü bunun için gerekli olan donanıma sahiptir. Bu donanımın var olduğu apaçık ortadadır.
Akıllı bir varlık olan bilgisayar, bildiğimiz gibi bir donanım ve bir yazılımdan oluşmaktadır. Bilgisayarda donanımın karşılığı, cansız olan devreler, ana kart, kablolar, işlemci, bellek, monitör gibi cihazlardır. Yazılım ise donanımın içinde karmaşık ilişkiler düzenlenmiş olan işletim sistemi, uygulamalar, programlar, günlükler vb. dir. İnsan da böyledir. İnsan da bir donanıma ve bir yazılıma sahiptir. İnsandaki donanım biokütlesine yani vücuduna, yazılım ise düşüncelerine, bilincine, duygularına, hayallerine karşılık gelir. Buna ek olarak akıllı bir varlığın ortaya çıkmasında rolü olan üçüncü bir eleman ise donanım ile yazılım arasında bir etkileşim yaratarak farkındalığı ortaya çıkaran enerjidir. Ve enerji bazı farklılıklarla beraber insanda ve bilgisayarda vardır.
Bilgisayarların çoğu çağımızda bizim sahip olduğumuz türden bir bilince sahip değillerdir, yapay zekâları yoktur. Bunlar kendilerini şimdilik bir birey olarak görmezler. Ama gel gör ki bunların hepsi kendileri hakkında tam ve kusursuz bir bilgiye sahiptirler, bu bilgiyi farkında olmayarak bize sunarlar, bu bilgileri bir birey gibi algılayıp algılamamaları ise bir zaman meselesidir. –yapay zekâya sahip bilgisayarların ortaya çıkacağı zamanı kastediyorum, o zaman kendi bilgilerini kendilerine de sunacaklar-
2.4GhzX2 duo işlemciye sahip 320 GB sabit diski bulunan bir bilgisayar çalışma prensibi bakımından farklı olmakla birlikte kapasite, hız ve yetenek bakımından insan beyninden çok geridedir. İnsan bunun gibi yüzlerce bilgisayarın yapacağı işi yapabilir. İnsan beyni çağımızın kişisel bilgisayarlarından hem teorik hem de pratik olarak üstündür. Hala anlaşılamamış olması da bunun kanıtlarından biridir.

Hangimiz kendini tam anlamıyla tanıyor merak ediyorum. Benim tanıdığım kadarıyla böyle biri yok. Varsa da ben tanımıyorum. Kendimizi bilmemizin önündeki engel nedir o zaman. Bu, bir bilgisayar açısından bir basit bir yazılım meselesidir. Yapay zekâya sahip diye tanımlanan bir bilgisayara uygun bir yazılım yüklerseniz -yazarsanız- o bilgisayar kendi içindeki tüm olayları sayılar, denklemler, olaylar, dizinler, başlıklar, anlamlar, uyarılar vb.. türünden kendini kusursuz bir biçimde ifade edip bunu algılayabilir. Madem ki mesele bir yazılım meselesi ise insanı tanımak anlamında bu bir öz düşünce ve anlayış meselesidir. Maneviyatımızı artırmamız gerekiyor.

En yakınımızdaki insanı –kendimizi- tam tamına tanımak ve anlamak mümkündür. Örneğin hasta olduğumuzu, niye hasta olduğumuzu nasıl iyileşeceğimizi bilmemiz gerekir; ya da herhangi birimizin genlerinin birinde bir kusur var ise o kişi bunu saptayabilir. İnsan eğer kendini düşünceleriyle anlamayı başarırsa ki bunun önünde bir engel yok, bununla yetinmeyerek düşünce gücüyle tüm evreni anlayabilir; çünkü insanın sinir sistemine bildiğimiz tüm olaylar, eşikler arasında bulunması koşuluyla duyular yoluyla iletilmektedir evren ise insanı oluşturan atomlardan yapılmıştır. Evet, insan kendini anlamaya başlar ve sonunda evreni anlar. Bence Kâinatı anlamanın en masrafsız ve kolay yolu budur.
O zaman akla şu soru geliyor: Mademki insanı ve evreni anlamak sadece düşünce gücüyle mümkün olabiliyorsa neden bunu yapabilen bir insan yok? Çünkü ortada bir dil sorunu var. Bilgisayar örneğinde bu sorun şöyledir: Bilgisayarda kullanılan dillere göz atarsak, piramidin ucunda insanın görsel ve duyusal algısı vardır. Bir alt basamakta grafikliği ve duyusallığı sağlayan yazılımlar, bir alt basamakta makinenin diliyle bu yazılımları birleştiren işletim sistemi, bir altında makine dili, bir altında, evet, hayır, değil, ve, veya gibi mantık kapıları, bir altta ise makine vardır.
Bu insan örneğinde şunu akla getirir. Kâinatın algısı-bedenin algısı ve dili ile insanın konuştuğu ve düşündüğü algısı ve dili aynı değildir.

Bilgisayarın içindeki bir dosyayı saklayan sabit diskteki fiziksel çıkıntılar kapılara girer çıkar sonra dillere çevrile çevrile piramidin en üstüne çıkıp bize görünür hale gelir. Demek ki yapay zekâya –farkındalığa- sahip olacak bir bilgisayarın içinde, bilinç sistemi ve farkındalığı taşıyan bir programın belli bir işleme kapasitesine sahip olmakla beraber asıl önemlisi en alttaki makine diliyle, hatta mantık kapılarıyla düşünmesi gerekir. Arada bir çevrime gereksinim kalmaması gerekir. Ben kendi varlığımla ilgili sahip olduğum o asıl #8213;Makine Dili#8214;ni bilmiyorum. Ama öyle görünüyor ki nasıl öğreneceğimi de benden daha iyi kimse bilemez.

 

isiklidusler

#1
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen sevgi_dünyası


Bir zamanlar bir doktor babama, insana dair bildiklerimizle bilmediklerimiz arasında bir kıyaslama yapmış: Biz doktorlar, okyanustan bir maşrapa su almış ve bu suyun ne olduğunu kavramaya çalışıyoruz. Bu sözlerden babamın ve benim anladığımız, insanın bir okyanus kadar büyük ve bilinmeyen bir şey olduğu; fakat bildiklerimizin bir maşrapa sudan ibaret olmaya çalışıldığıydı. Yıllar sonra bu sözün anlamını yeniden düşündüm ve fark ettim ki, eğer insan bu maşrapayı çözmüş olursa neredeyse tüm okyanusu çözmüş demektir; çünkü okyanustaki su maşrapadaki suyun yapısındadır, çünkü bu maşrapadaki su okyanustan alınmadan önce diğer su kütleleriyle yüksek bir etkileşim içinde ve onunla karışmış bir durumdaydı.
Birçok köklü öğretiye göre insan bir kâinattır. Bence de insan bir kâinattır. Ayrıca o, bu kâinatın içinde bir kâinattır. Sonra şu yorumu yapıyorum: İnsan maşrapadaki sudur ve okyanus kâinattır. İnsanı anlamak kâinatı anlamaktır. Çünkü insan kâinatın yapısındadır.

aklıma arabi ve rumi'nin sözlerini getirdi;

''bütün denizlerin suyunu bir testiye dolduramazsın ama testiye doldurduğun da deniz suyudur.'' - diyor arabi;

ve rumi ekliyor;

"Bedenler, ağızları kapalı testilere benzerler. Her testide ne var? Sen ona bak!."

"Anlayış sudur, beden testi. Testi kırılınca içindeki su dökülür gider."

"Testinin sûretiyle ne vakte dek oynayıp duracaksın? Testinin nakışından geç, ırmağa, suya yürü. ya da
Ne zamana kadar testinin şekliyle, süsüyle oynayacaksın. Bırak testinin şeklini. Git, su ara (II, 1018-1021)."

"Biz dolu testileri Dicle'ye götürüyoruz. Böyle olduğu halde eşek olduğumuzu bilmezsek hakikaten eşeğiz!"

kaynaklar, bakıntılar;
http://www.unitedamericanmuslim.org/mesnevi/k1_5.asp.htm
http://akademik.semazen.net/author_article_print.php?id=834

"rumi'ye göre görünüşe ve biçime takılıp kalmama" başlığı ile vermiş/sunmuş paylaşıcı;
"fizikselliğe odaklanış/odaklanmak" kavramı vardır; kasyopya'da ve yine "önemli olan ruhtur"; aklıma geldi;

bi de;

"Cevizi kırıp özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder ..."

gazali'ye ithaf edilen bu söz yukarıdaki iafedeler ve benzetmelerle birlikte hep aklıma gelir, çağrışım yapar; paylaşmadan geçemeyeceğim;

 son olarak yine; testi çağrışımı-paylaşımı/sembolizması geçtiğinde; topraktan yapılmış/üretilmiş olan (su ile) ve pişmiş olan (ateş ile) aklıma gelir;
aslında toprağın özünde/pişiminde/katımında da su vardır; her neyse;
ışık aslında ateştir de diyen bi celse aklıma geldi yine;