Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#60
Pınardan tiyo aldım :))) iri cüsseli dostun olacak mutlaka hayatta..
 

Alemtac

#61
Eldekiler:
Ekvatorlar şiskin, kutuplar basıktır
Dünyanın çizgisel dönüş hızı kutuplara doğru azalır.
Yer çekimi kutuplara doğru artar.
Çizgisel hız en fazla Ekvator üzerindedir (1670 km/h) . Bu hız kutuplara doğru azalır.
Dünyanın açısal hızı; 24 saatte: 360°. 1 saatte : 15°. 4 dakikada :1° dir. Açısal hız her enlemde aynıdır
Dünya güneşe yaklaşınca güneşin çekim kuvveti artar. Böylece dünya güneş çevresinde daha hızlı dönmeye başlar
Dünya güneşten uzaklaşınca çekim kuvveti ve hız azalır.
Manyetik kutup civarında yön sapması daha fazladır.
Manyetik kutuplar sürekli yer değiştirirler
Dünyanın dönüm hızı gitgide artmaktadır, 1 günün 16 saat olduğu söyleniyor
23,5 derece, dünyanın dönme ekseninin bugünkü eğiklik derecesidir. Fakat 41 bin yıllık devri daimler boyunca eğiklik ve dönence 24,5 derece ile 22,1 derece arasında değişmektedir.
gezegenler, özellikle jüpiter adete koruyucu gibi göktaşlarinin dünyaya düşmesini engellemektedir.

 

Alemtac

#62
şimdi göktaşlarını kutuplara düşmemesinin nedeni manyetik alan olmalı...

manyetik alan belirlemez gravite belirler

haaah , söylee,anlat..ne zamandır sesin çıkmıyordu.

gravite de her yerde aynıdır. bence bunun tek nedeni olabilir; uzayda gravite alanının dağılımı koridorlar oluşturur,su yatakları gibi...o yataklar hep cepheden geliyordur.

anladım. varsayım ama güzel 

uzayda yolları belirleyen budur

uzayda yolculuğuda böylemi sağlıyorlar? hani yol yaa, otoban gibi mesela, ondan dedim

yakıt tasarrufu için çok gerekli tabii...eğer çekimin yönünü bilirsen gideceğin yere daha az yakıtla gidersin
aynen yelken açmak gibi

çekimin yönünü nasıl bileceksin? gezegenin kütlesine göeremi?

şöyle; kütlesi büyük olan ve mesafesi çekim kuvvetini belirler

evet

mesela elindeki mousun seni çekmesi venüsün seni çekişinden milyon kez fazladır şu anda

yakın olduğundan

aynen

uzayda değişik kütlelerde cisimler var, satürn ve pluto mesela, gideciğim mesafeyi satürne göre ayarladım, diyelim, ama onun ötesine geçebilme için daha buyuk kutleli bir gezegene ihtyacım var
neyse, anladım dediğini

işte bunlar hesaplanıyor hep

not...
Gravite: Yer gravite ve yeryüzündeki bir cisim gibi iki kütle arasındaki çekimdir. Yaygın olarak yerçekimi ivmesi olarak ifade edilir. Gravite alanındaki değişimler, litosfer ve üst mantonun yapısı hakkında bilgi elde etmek için kullanılır. [:o)]

 

Alemtac

#63
Bir makale okuyordum sabah, ve orada söylenen bir paragraf takıldı aklıma:

"Bazı yerlerin insanlar üzerinde kuvvetli etkisi olduğunu sanırım hiç kimse inkar etmez.

Görünüşe göre bu yerler arasında en iyi bilinen Mısır'dır, zira oradan dönen çoğu kişi belirli bir deneyim geçirdiğini söyler. Sürekli hareket halinde olan Sahra Çölünün kumlarının ürettiği elektriğin insandaki normal titreşimleri değiştirip şuur genişlemesine neden olduğu söylenir. İş böyleyse, bu durum her bireye göre farklı sonuç vermeli, örneğin tamamen maddeci biri için, psişik hassas birine göre daha farklı bir etki söz konusu olmalıdır. Maalesef, bu konuda sürekli duyduğumuz psişik hassas insanların muğlak vizyonları yerine, bize daha ilginç ve yararlı gelecek normal insanların tepkisine ender olarak karşılaşmaktayız."


Bunu çok defalar duydum dostlarımdan. Bazi yerlerin özellikle Mısır'ın insan üstündeki etkisi..her birimiz en az bir kez geçmişiz Mısır'dan. İtiraf edeyim, hiçbir yer beni etkilemedi. Kapadokya'ya giden arkadaşlardan da duydum; gördükleri rüyalar ve vizyonları. Hiç bir yerde beni çekmedi, " ah gitsem şuraya da" demedim. Ne Himalayalar, ne başka kutsal merkezler. Deniyor ki okuduğum makalede; bu kutsal merkezlerin isimleri bugun değiştiği için çağrışım yapmıyormuş. "Bunların etkilerini yeniden ulaşmak için eski isimlerini veya bu isimlerin anlamını çıkarmak gerekir. Böyle farklı merkezler temelde aynı etkiyi yayamaz, ancak olası olarak sadece Hıristiyan etkilere açık olup bu seviyeden daha derine inemeyenler sadece bu belirli titreşimle temas kurabilir." Kimbilir, ondan mı acaba, herkes gibi beni çeken bir yerin olmaması ?

Makalenin bana en ilginç yeri ise şöyle:

"Kadim Druidlerin gezegensel ve fiziksel madde arasındaki bağlantıyı bildikleri taş çemberlerinden bellidir. İngiltere'nin güneyinde Silbury Hill tepesini dünya olarak ele aldığımızda gezegenlerin yörüngeleri doğru olarak saptadıklarını görürüz. Venüs'ün yörüngesi Wintbourne Basset'teki taşlarlardan oluşan çember olup, Güneş ve Ay tapınakları tepenin tam kuzeyindedir ve güneşin yörüngesi çevrelemektedir. Mars'ın yörüngesi Marsden'dedir; Merkür'ün yörüngesi Walken Hill tepesindedir; Jüpiter'in ki de Casterly Camp'te ve Satürn'ün ki de Stonhenge'dedir. Ayrıca İrlanda'nın yedi kilisesi; Stowting, Kent'teki beş kilise (gelenekler iki ek merkezden söz eder) ve daha birçok vardır. Bunların hepsi eski pagan mabetleriydi" Şimdi oraya gitmeyi istyorum, ama beni çağırdığı için değil...gezegenlerin yörüngelerini taşları üst üste koyup ta nasıl bu kadar doğru saptamış olduklarını, bu değerli olayı görebilmek için gitmek isterim.

Hele bu paragraf beni tamamen yıktı:

"Bu harika dünyanın sanki bir parçası değil, ayrı birer yaratıkmışız gibi davranmaktayız. Oysa biz dünyayız ve içimizde her parçasını taşımaktayız, dolayısıyla onunla ilgili her şey tarafından etkilenmemiz gerekir. Taş ve metal kütlelerinin manyetik özellikleri, hayvan ve bitkilerin yaşam güçleri, hepsinin rolleri vardır, ama aklımızın bize yardımcı olmasını sağlayabilir miyiz? Beklentilerimizin ötesinde sonuçlar elde edebileceğimiz konusunda eminim." Ühhhüüüü, ben neden etkilenmiyorum ?

Yoksa ben bu Dünya'dan değil miyim ? :(((

Alıntılanan kısımlar: Dion Fortune'in "Aspects of Occultism"


 

Pınar

#64
Üzülme Alemtac arkadaşım, seninle Şirince ye gidelim biz.:))Beni oradaya çeken güçlü bir enerji var.:)) Meyve şaraplarının enerjisi.:))Dünyadayız, hayattayız, şerefeee!:)))
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Alemtac

#65
Hahahaha...çok yaşa Pınar'cım, Allah'ta seni güldürsün, güldürüyor zaten.
 

Alemtac

#66
Henüz keşfettiğim boyun tutulması, omuz ağrısı, omur ağrısı vs. ile ilgili sorunun aslında ne olduğu...enerji sıkışması. Bunun için yapılması gereken sıkışan enerjiyi toplamak, fazlasını atarak, kalanını dağıtmak.

Önce tepe çakranıza kafesten enerji çekin, yani beyaz ışığın tepe çakranızdan girdiğini ve tüm çakralarınıza ve vucudunuza yayıldığını görün. Öyleki vucudunuz bu beyaz işikla dolsun. Şimdi elinizi ağrıyan yere koyun ve orada birikmiş, sıkışmış enerjiyi elinizle çektiğinizi ve kolunuz boyunca hareket ettiğini, tekrar aynı noktaya geldiğini ve tekrar elinizle çektiğinizi görün. 3. kez çektiğinizde boynunuzu öne doğru eğdiğiniz zaman ortaya çıkan kemik çıkıntısı vardır, oradan toplamış olduğunuz enerjiyi, boynunuz boyunca tepe çakraya yönlendirin. İster 3.gözden, ister tepe çakradan dışarı püskürtün. Geride kalan enerjiyi dağıtmak için ağrıyan bölgeye hafifçe masaj uygulayın. Ağrının tamemen geçtiğini göreceksiniz.

Bu arada bunları yaparken, bağdaş kurup oturun, omurganızı mümkün olduğunca dik tutun ve düz olmasına dikkat edin.
 

Alemtac

#67
zaman nedir sence?

an dır bence :)

nasıl an dır sence?

musluktan damlayan su damlasını düşün, işte onun ilk koptuğu ve damla olduğu zamandır.

nasıl ya !!! zaman dediğimiz bu mu?

evet işte bu :) damladığı bile değil...hayat işte budur.

Yok yaaa... ama ben böyle yaşamıyorumki dolu dolu benim yaşadığım hayat.

evet dolu dolu dediğin hayat işte bu su damlasının oluştuğu an da gizlidir.

nasıl olur, anlamıyorum...ben 48 yıldır yaşıyorum

yaşadığın anın genişletilmiş illizyonunda yaşıyorsum :)

yaa birşey anlamıyorum dediklerinden

kusura bakma canım geç oldu, uykum geldi, başaka zaman konuşuruz.

ama yaa, hani zaman bir andı :(
 

Alemtac

#68
Sakin, sessiz, hanım hanımcık görünümlüyümdür :) Bazı anlarım vardır ki, içimden bir alev fışkırır. O zaman yaptıklarıma şaşarım...

O kadar çok hikayem varki, içimden çıkan alevle kastettiğimin ne olduğunu anlatacak, işte iki tanesi :

Mağazada akşam nöbetteyim. Balık tezgahının önünden geçerken iki müşterinin tartışmasına şahid oldum. Birisi balık alırken düşürmüş ve ayağıyla, ittirmiş tezgahın altına. Diğeri kızıyor, neden alıp yerine koymuyor diye. Öburu mikroplu balığı alıp diğerlerinin arasına koymanın doğru olmadığını söylüyor. Ve sanane, bana çok şey nidaları altında giriştiler birbirlerine. Kendimi ortalarında buldum, iki dirseğim herbirinin göğsünde ve herbiri bir tarafa savrulan koca iki adam. "Ayrılın" diyen sesim. Bu ses benden mi çıktı, nerden buldum bu gücü ?

Babamla Kemeraltı çarşısına gidiyoruz. Niyet satan özürlü dostum ve aile babası olan yerdeki tezgahında türlü çeşit şeyler satan dostum. O ne, nasıl olmuşta bu iki dost kapışmıştı. Yine kendimi aralarında ayırırken buldum. Bir elimle niyetçi dostumu ittirdim, diğer elimle aile babası dostumun elindeki taşı kaptım, taşı kaptığım elim henüz havada iken bir el bileğimden yakaladı ve beni çekti. Babam; nasıl böyle birşey yapabildiğimi, ne tür bir cesaretim olduğunu, hiç mi korkmadığımı, ya ellerinde bıçak olsaydı falan filan :) "Bir daha seninle biryere gitmem bak, bir daha asla böyle yapmayacaksın" Söz verdim ama, ne zaman ne yapacağım belli olmaz ki, yine böyle bir durumda kendimi orta yerde bulabilirim, nasıl söz vereyim a babacım, benim içimde ateş var.

Korkmayın canıııım, size birşey yapmam, kavga etmezseniz tabi ki :)))
 

Alemtac

#69
Bu sabah pencereleri açtım, yağmur kokusu dolsun diye içeri ve kuşu da pencere içine koydum, neşelensin...Bir kara sinek girdi, kocaman...hoşgeldin dedim, bana neler getirdin ? Az sonra dostum aradı, bu gece çıkarmıyız diyordu. Tabi neden olmasın :)). Bu kadar mı diye sordum karasineğe ? Sonra bir başka dostum aradı, müsaitsem gelmek istiyordu. Sevindim, karasineğe teşekkür ettim :). Sonra baktım gitmiş. Yine gel karasinek, hediyelerini de unutma :).
 

Pınar

#70
İşaretler....:))
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Alemtac

#71
Dün, daha doğrusu bu sabaha karşı ezan okunurken zorla uyuyabildim. Karmakarışık rüyalar gördüm. Uyumadan öncesinde içimde garip duygular vardı. Kalbim sıkışıyordu. Sıkışma gibide değil, garip birşey.

Aklımla düşünürüm, yönlendirir mi beni ? Yooo...Çünkü kalbimle görürüm.

Zihinsizlik...Çocukken yaptığımız birşey vardı. Belki herkesin yaptığı birşey. Koltukta başaşağı sarkardım, Annem çok kızardı " yapma kızım beynine kan hücum edecek, aptal olacaksın" derdi. Amuda kalkmayı çok severdim, hele ellerimin üstünde yürümeye bayılırdım, dünyayı tersten görmek ne kadar zevklidir :)) Çoculuğumda yeterince antremanını yapmışım ben bu işin. Beyin hücrelerimi öldürmüşüm :)) Mecburen kalbimle düşünüyorum. Rica ediyorum, yaptıklarım ve düşündüklerimle ilgili beni düzeltmeyin.

İlk doğumum...Doktorum diyor ki düzenli nefes al, nefes ver, nefes al, nefes ver. Dediklerini yaptıkça kendimden uzaklaşıyorum sanki, dudaklarım morarmaya başlamış, ve bende fark ediyorum ki, ellerim kasılıyor. Parmaklarım bükülüyor, ellerim garip bir şekilde kıvrılıyor, istemsiz olarak. " ellerim, kasılıyor" diyebiliyorum. Doktorum " tamam bırak, nefesi bildiğin gibi al, çabuk bırak" diyor telaşla. Aralarında konuşuyorlar " ya sanki oksijen komasına giriyordu". Nefesi herzaman, kendimi bildim bileli... nefes aldığımda karnıma dolar, ciğerlerim şişmez. Diyaframdan nefes almak deniyormuş, en doğru nefes alma tekniğiymiş.

Şimdi diyorum ki, herkesin bir tekniği var, ne karışıyorsun be kardeşim, bırak kendi bildiği gibi nefes alsın...

Şimdi yeri geldi Değerli üstat Ruhselman'ın şu sözlerini koymak lazım buraya:

"Doğru yolu bulmak, iyi insan olmak, özetle tekamül etmek için hiçbir ahlak hocasına gerek yoktur.

Zaten ayrı ayrı her insanın özel ihtiyaçlarını bilen, her insanın kendi iç yaşamına göre ahlaki kurallar koyan bir ahlak hocasının var olabileceğini düşünmek anlamsızdır.

Her insanın kusurları, eksik tarafları, zaafları aynı değildir.
Herhangi bir insanın ihtiyacı karşısında yapılan öğütler bir başka insanın ihtiyaçlarına yeterli gelmez ve ona yararlı olmaz.
Sonuç olarak, insanın ahlak hocası dışında değil kendi içindedir (vicdan).

Bu yüzden her şeyden önce vicdan özgürlüğü gerekir.


Kurtuluş yolu, vicdanların birtakım dogmatik ve klasik bağlardan çözülmesidir."

Lütfen kimseye söylemiyorum bunları...Kendim için, sadece benim için.


 

Alemtac

#72
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Alemtac

görürüm.

 Rica ediyorum, yaptıklarım ve düşündüklerimle ilgili beni düzeltmeyin.


Demek istiyorumki fikirlerinizi paylaşın benimle, bırakın kemdi süzgeçimdem geçsin. Ama öyle deme, böle dersen daha doğru olur...anlatabiliyorum mu acaba? :)))
 

Alemtac

#73
Yukarıdaki sözlerinde biraz kendini beyenmişlik seziyorum...

Yooo, onu da nereden çıkarıyorsun yaaa!!! aman bee!!

Haah, işte; başlık zihinsizlik..sanki çok başarabilmişsin gibi, hahahay. Çocukluğundan beri yapıyormuşsun bu antremanı, laflara bak. Çok doğru nefes alıyormuşsun, ciğerini yiyim senin emi.

Yaaa, bak kızdırıyorsun beni !!! Ne diyorum, beyin hücrelerim ölmüş demiyormuyum, yani beyinsiz, akılsız diyorum kendime. Evet ayrıca diyaframdan nefes alıyorum, yaradılışım bu, hem doğrusu bu demiyorum ki. Böyle olduğunu düşünen sensin.

Hadi diyelim öyle olsun, peki yaptıklarımla ve düşündüklerimle ilgili beni düzeltmeyim de nedemek ? Sanki senin yaptıkların ve düşündüklerin çok doğruymuş gibi.

Ya sabır, bak kızım, benim orada demek istediğim, sizin doğru bildiklerinizi zorla bana empoze etmeyin, doğru yolu gösterin, benim yolum yanlış olabilir, ama öğretmen gibi "öyle deme, başına şu gelir" denmesin bana. Biktim yillarca yaa.

Aaa, bidakka, yıllarca ha !!! O zaman burada kastettiğin kim?

Eeee, karışanlar işte...

Kim bu karışanlar? Haa, söyle bakalım, kimi çağrıştırdı bu olaylar?

Şeyy, annemi galiba. Öğreten kadın annemi. Ama valla dediğin gibi herşeyi biliyorum demedim burada...

Tamam canım, anladım. Yenmen gereken birşey daha çıktı ortaya...Gel bakalım nasıl düzelteceğiz bunu bir düşünelim.
 

Alemtac

#74
Bu gün haberleri seyrediyoruz ailecek. Babam, annemle birlikte olduk mu, elimiz mahkum haberler seyredilir ve hiç kimse konuşamaz, haber saati en önemli andır. Hava durumu ise kutsaldır, çıt çıkmamalı...Haberler bitti, hava durumuna kadar konuşmak sebest, ara varsa tabii...Babam anlatmaya başladı.

"Yıl 1929, henüz 2 yaşındayım...Tüm dünyayı saran bir ekonomik kriz başlamıştı, yine Amerikadan. Roswelt vardı ozamanlar ve para 0 demişti, yani paranın değeri kalmadı. Bankerlerin hepsi işsiz. Amerikada geniş topraklar park yapılıyordu ve teklif edilmiş, 1 tas çorba ve 1 ekmeye gelin çalışın park yapın denmiş bankerlere. 2000 km lik Roswelt parkı yapılıyormuş, orada çalışmış bankerler. Tabii hayatlarında böyle bir iş yapmamış adamlar. İntihar edenler olmuş park alanında. Ben o parkın içindeki Memorial hastanesinde çalıştım, o zamanlar anlatılırdı bu.  Şimdide yavaş yavaş gidiş aynı. TOBB başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu geç kalmışız diyor. Başbakan teğet geçiyor diyor. Bildiğim birşey varsa Dünya ekonomik krize ilk kez girmiyor, 60 - 70 yılda bir oluyor bu."

Tam konuşacağım, hava durumu başladı...