Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Zihnimiz ve Arkonlar

Başlatan bozadi, 30 Eylül 2013, 02:27:33

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Duyurular bölümü altında exores'le tartışmakta olduğumuz önemli bir konunun kendi başlığını hak ettiğini fark ederek tartışmayı buradan sürdürmenin faydalı olabileceğini düşündüm.

Konumuz Gnostik kaynaklarda, Carlos Castaneda'nın kitaplarında, Kasyopya bilgilerinde ve örneğin Gurdjieff ve benzer kaynaklarda geçtiği şekliyle, aklımızı, zihnimizi perde ardındaki negatif bazı varlıkların kontrol ediyor olabileceği veya zihin/düşünce kalıplarımızı onlardan almış olabileceğimizle ilgili. Ve bu yolla, yani negatif düşünce kalıpları yoluyla ürettiğimiz negatif enerji ile o varlıkları besliyor ve bu yolla giderek onların daha fazla kontrolü altına giriyor olabileceğimizle ilgili. Bu kontrolün miktarı veya derecesini anlamaya ve bu konuda neler yapabileceğimizi keşfetmeye çalışıyoruz.

bigsenfoni

#1
Merhaba Bozadi,

Bu konunu cok genis bir konu ama, bu isin nasil yapildigini yasadiklarimdan ve arastirmalarimdan anladigim kadariyla aciklamaya  calisacagim.Baslamadan önce bu Alemin  sadece ögrenmek icin yaratildigini... bu 3. yogunluk oyun sahasinda  biz 3. yogunluk kendine hizmet varliklari olarak aslinda bu oyun sahasinda 4 yogunluk varliklarinin temsilcisi/piyonlari ve onlardan kendine hizmeti ögreniyoruz.

 Kisi kukla oldugu ve 4. yogunluk kendine  hizmet varliklarinin kendi cikarlari dogrultusunda yaptigi pilana göre hareket ettigi sürece o kadar kötü görükmüyor,tabi kisi negatif ruh enerjisi ve psisik enerjisinide negatif yolda harcadigi sürece ondan iyi köle yok.

  Ama kisi pozitif bir yapiya sahipse veya pozitiflige dogru kaymaya basladiysa yada Dünyanin toplumsal belleginine fayda olacak yüksek yogunluk pozitif bir varlik ise Kendine hizmetin faydasina olmayacagi icin ya kendine hizmete döndürülmeye  ve emir komuta negatiflik zincirine sokulup köle yapilmaya calisilir eger varlik direnirse!!! bin bir türlü oyunlarla  uyusturucu, alkol,kumar hapis,drama,saglik,psikolojik saglik .... ile varligi kontrol altina almaya calisirlar  yada 3. yogunluk kendine  hizmet aleminden  cikarilmaya calisilir buda ölüm demek ve varlik kendini yok etmeye programlanir....Eger varlik yüksek yogunluk varligi ise fark edilir edilmez yada dünyaya gelir gelmez programlamalar yapilir.(ayrintili bilgi  kasyopya celseleri ve forumdaki Kişi saldırıyı bilmeli, beklemeli ve sonra da...Konulari altinda buluna bilir.)

Simdi gelelim; aklımızı, zihnimizi perde ardındaki negatif bazı varlıkların kontrol ediyor olabileceği veya zihin/düşünce kalıplarımızı onlardan almış olabileceğimizle ilgili. Ve bu yolla, yani negatif düşünce kalıpları yoluyla ürettiğimiz negatif enerji ile o varlıkları besliyor ve bu yolla giderek onların daha fazla kontrolü altına giriyor olabileceğimizle ilgili. Bu kontrolün miktarı veya derecesini anlamaya ve bu konuda neler yapabileceğimizi keşfetme durumuna...Burada püf nokta kisinin kendini tanimasi ve  düsüncelerini,reaksiyonlarini kendi beyninden gelen düsüncelerin kendinin mi yoksa bir tür telkin sonucumu olustugunu ayird etmesi gerekir. Kasyopya celselerinden zaten beyincigin sonradan yerlestirilen bir organ parcasi oldugunu negatifligin ve kiskancligin oradan geldigini biliyoruz.Veya diger kaynaklardan yola cikarsak sürüngen beyin denildigide olmustur.Simdi bu negatifligin oradan geldigini biliyoruz ve buna  katki ve güclendirici olarak çipler/ implantlar var buradan http://www.youtube.com/watch?v=IHVghhJu90A
ve buradan bakabilirsiniz  http://mysteriousufos.blogspot.de/2012/05/uzayllarn-yerlestirdigi-cipler-implants.html
implanlar  konusuna girmek istemiyorum sadece bende birden fazla  oldugunu izleyici,program alicilari ve sinir sistemimi duygularimi düsüncelerimi ve hormonlarimi manipüle edebilir türden oldugunu belirteyim.

Kontrol altina alma konusuna gelince bir ruh olarak bu vücuda girdiginiz sürece ve bu vücudlarin kölelige programlandigini(biogenetik bilim ve DNA nin parcalanmasi ve sadece iki sarmal birakilmasi) unutmassak söyliyecek pek fazla söz yok ama yine de ilk basta dedigim gibi burada  püf nokta kisinin kendini tanimasi reaksiyonlarini takip etmesi ,düsüncelerini takip etmesi, kendi telkinlerini/dügmelerini kontrol altina almasi ve zihnine yeni bilgiler girmesi (kendini hep gelistirmesi böylece eski düsünce kaliplarin farkina daha iyi variliyor)ve bol bol sükür etmesi bol bol dua etmesi...

Ve ayrica Pleiadeslerin söyledigi gibi onlar sadece kendilerini daha iyi anlamamiz icin bunlari yaptiklarini unutmamak lazim özellile beyincigin  yani sürüngen beynin yerlestirilmesi  ve kendimden bildigim kadariyla sürüngen beyincik eger negatifligin belirli yüksek frekansina gectiginiz zaman beyincikten gelen  sürüngen irkin müthis bilgilerine ulasa bilirsiniz!!! negatiflikle ilgili neden ve nasil sorularinin cevaplarini oradan alabilir ve o varliklarin neden bu yolda olduklarini anlaya bilirsiniz!!!ama dedigim gibi sadece belirli yüksek negatif beyin frekansi ile aktite oluyor sanki bir sekilde ruhsal olarak bir yer ile baglanti kuruyorsunuz.Bana  sükürler olsun ki negatiflik ile ilgili kaldirabilecegim  bütün sorulari yanitladilar ve onlari kabüllendim,onlara kizmiyorum artik!!! ve unutmayin ki onlarda yaradanin bir parcasi ve  bu Alem de %50 negatif varliklar ve %50 pozitif varliklardan olusuyor ve  biri olmadan öteki olamaz!!!!Neden mi  Tanri buna izin vermez!!! dedigim gibi bu alemin yaratilmasinin tek sebebi sadece dersler dersler dersler...

Görüslerinize  ve sorulariniza  her zaman acigim,

Sevgiler saygilar


DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#2
İyi bir özetleme olmuş bigsenfoni, teşekkürler. Özellikle de, tartıştığımız, konuştuğumuz, karşı karşıya olduğumuz veya olabileceğimiz şeyler bazen ne kadar korkutucu veya zorlayıcı olursa olsun veya görünsün, herşeyin ama herşeyin sadece bir öğrenme döngüsünde karşılaştığımız şeyler olduğunu hatırlamak, bu öğrenme döngüsünün de herşeyin birliğine dayalı sevgi temelli bir döngü olduğunu hatırda tutmak, bunun güvenini hissetmek ve korumak çok önemli gerçekten.

bigsenfoni, mesajında bahsettiğin hususlar üzerinde tartışmalarımızı, keşiflerimizi yoğunlaştırmadan önce, insanlığın spiritüel manada bu hale yani mevcut duruma nasıl geldiğini hatırlamanın da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yani insanlık dediğimiz kitlenin ruhsal geçmişinde neler oldu bitti de bu durumlara düştük?

Bildiğiniz gibi Ra, Pleiades ve Kasyopya bilgilerinde insanlığın spiritüel geçmişiyle ilgili önemli bilgiler var bu hususlarda. Gnostisizmde "Düşüş" veya "Cennetten Düşüş" diye tanımlanan bir süreç var. Ra bilgilerinde düşüş öncesi süreç "Perdeleme Öncesi" (Pre-veil) olarak tanımlanıyor. Kasyopyalılar o döngüyü "uzun dalga döngüsü" olarak tanımlıyor. İnsanlığın 4KH güçlerinin (arkonların) kontrolü altına girmesiyle çok yakından bağlantılı bir süreç. O süreçte, o sürecin öncesinde ve sonrasında insanlığın neler yaşadığına dair verilen bilgileri toparlayıp o sürece dair bilgimizi netleştirmeye çalışmamızın çok faydalı olacağını düşünüyorum. Ne dersiniz?

bigsenfoni

#3
Tabi ki sevgili Bozadi,

 Severek konunun ana hatlariyla özetini yazmaya calisacagim, benim bildigim kadariyla bizim de parcasi oldugumuz ruh gurubunun bir karari ile madde alemini deneyimlemeye baslamisiz.Sanirim varligin/ruhun kendini hissetme veya kendini sevme arzusu ile dogan bir sürec,ve zamanin baslangici veya düsüs denilen durum.

  Bu  zaman/boyutunun bir önceki döngüsünde bizler 4 yogunluk baskalarina  hizmet  varliklari iken kendine  hizmet varliklari olan Arkonlar/kertisler/seytanlar dünyaya baskina geliyor tabi onlarin amaci fethetmek ve yönetmek o sirada biz saf Dünyalilar!!! baskalarina  hizmet varliklarinin uyarilarina ve yardimlarina  ragmen kendine hizmet varliklarinin müttefiki olmaya karar veriyoruz ve Bu sekilde isigi elimizden kaybediyoruz.Aslinda bunun derin anlami!!! Dünya gezegeninin Zaman boyut- Boyut zaman  Kotrolunun karanlik gücler tarafindan ele gecirilmesi ve su anda onlar 4 yogunluk zaman boyutunda ve bir milyon sene den ileri bir teknoloji ile yapilmis uzay gemileri/Ana Gemileri ile zamanin olmadigi bir boyut hattinda Dünyanin zaman/mekannina kendi  cikarlari dogrultusunda müdehale ediyorlar...Amaclari ise kendi irklarini sürdürmek ve Aleme yaymak tabi ki kendi düsüncelerinide ayni sekilde Aleme yaymak...

Ve bunun olmasinin sebebi ise Atlatis medeniyetinin olusturdugu negatif karma imis...Bunu anlaya bilmemiz icin ilk önce ruhsal zamanda sadece simdinin oldugunu kavramamiz; ve de bu olaylar daha olmadi, coktan oldu, zaten oluyor,olmaya devam ediyor ve olacak yani gecmis gelecek ve simdi hala acik relativ/degisken kavramlarinin üzerinde  iyi düsünmemiz gerekir.

Sürecin mercek altina alinmasi gereken  bölümüne siz karar verin  sevgili bozadi ve devam edelim...



DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#4
Kasyopyalıların anlattığına göre insanlık dünyanın fiziksel ortamına girmeden/düşmeden önce eterik 3. yoğunluk ile 4. yoğunluk arasında bir yerde, 4. yoğunluğa yakın bir konumdaymış (anladığım kadarıyla yine dünya gezegeninde ama dünyanın fiziksel değil eterik ortamında). Kasyopyalılar o eterik deneyim ortamına "uzun dalga döngüsü" (long wave cycle) diyor. Uzun dalga döngüsü başından sonuna (1. yoğunluktan 7. yoğunluğa kadar) BH modunda yaşanan tamamen eterik bir durum. Yavaş, kitlesel, uyumlu bir ilerleme.

O deneyim ortamında 3. yoğunluktan 4. yoğunluğa geçme konusunda bazı problemler meydana gelmiş Ra'nın ve Kasyopyalıların anlattığı kadarıyla. Varlık grubu 4. yoğunluğa geçmeyle ilgili sorumlulukları / ilerlemeleri yapamamışlar tembellik ve şımarıklık yüzünden sanırım. "Yediğin önünde yemediğin arkanda" dedikleri bolluk-bereket-korkusuzluk ortamı. İnsanlık üst seviye pozitif yaratıcı varlıkların bir yaratımı veya şekillendirmesiymiş anladığım kadarıyla ve otomatik olarak BH ortamında geliştirilmişiz. Yani BH'yi kendi özgür irademiz veya çabamızla seçmemişiz. Hazır bulmuşuz. Bununla ilgili bir yozlaşma/şımarma/duyarsızlık/ilerlememe/sorumluluk almama durumu olmuş. Durum o kadar tehlikeli hale gelmiş ki, KH seçeneğinin getirilmesi gerekmiş. Çünkü varlıklar başka türlü BH'nin değerini anlamayacak durumdaymış. Kaybedilen şeyin değerli olması gibi. İşte Ra'nın deyişiyle "Logos" KH seçeneğini getirmiş. Ama Kasyopyalıların deyişine göre KH aynı zamanda fizikselliğin gelmesi demekmiş. Ve Kertişlerin de dünya insanlığına göz dikmesine neden olmuş. İnsanlık zaten ciddi ölçüde yozlaşık durumda olduğu için Kertişlerin bazı propagandalarının etkisinde kalıp onların istediği koşullarda fiziksel bedenlere girmişler ve o bedenlere girer girmez de 12 sarmallı DNA'nın 10 sarmalının "fişi" bir ışık/lazer teknolojisiyle çıkarılmış ve insanlık çok büyük bir travma, şok, korku ve karanlığa gömülmüş.

Şimdi ben Ra'da ve Kasyopya bilgilerinde bu sürece dair verilen bilgi parçacıklarını toparlamaya çalışıyorum ama bir meşguliyetim nedeniyle konuya biraz gecikerek devam edebilirim.

Benim yanlış anladığım, yanlış yorumladığım kısımlar varsa bunları da tespit etmeye çalışırız.

bigsenfoni

#5
kasyopya celsesinde cennetten düsüs ile ilgili bölümler,

S:(L) Bir celsede zamanın, Cennetten Düşüş "sırasında" ortaya çıkan bir ilüzyon olduğunu söylemiştiniz ve bunu söyleyiş şekliniz, başka ilüzyonların da olduğunu düşündürdü bana...
C: Değiştirilen DNA'nız nedeniyle zaman sizin için doğruluğu olan bir ilüzyon.

S:(L) Peki diğer ilüzyonlar nedir?
C: Monoteizm; sizden ayrı, mutlak güce sahip bir varlığa inanç.

S:(L) Başka?
C: Fiziksel artış gereksinimi.

S:(L) Korunma için fiziğe odaklanmak... (T) Monoteizmle ilgili anahtar kelime ayrılık mı?
C: Evet.

S:(L) Başka?
C: Lineer/doğrusal odak.

S:(L) Başka?
C: Tekboyutluluk.

S:(L) Örtü... (J) Sadece tek bir boyutu algılamak... (L) Bu ilüzyonlar DNA'mıza genetik olarak programlandı mı?
C: Yakın.

S:(L) Başka hangi ilüzyonlar var?
C: Öncekilerle işiniz bitti mi?

S:(L) Bilmiyorum. Bu ilüzyonların bize nasıl zorlandığından, bizim bunları nasıl algıladığımızdan bahsedebilir misiniz biraz?
C: Eğer biri bir kapıyı açarsa ve sen de açılan kapıdan bir küp altın görürsen, altına ulaşmadan önce, kapının arkasında gizlenmiş zehirli bir yılan olup olmadığını düşünür müsün?

S:(L) Altın neyi simgeliyor?
C: Sınırlanmaya cezbolma.

S:(L) Kapı neyi simgeliyor?
C: Sınırlanmaya açılış.

S:(L) Bir küp altın olarak temsil edilen sınırlanma, aslında göründüğü şey değil miydi? Bu bir kandırma mıydı?
C: Yılan nedir?

S:(T) Kertenkeleler? (J) Tehlike. (L) Tamam, kapıyı kim açtı? (J) Biz.
C: Hayır.

S:(L) Kapıyı açan biz değildik, doğru mu?
C: Evet.

S:(T) Kapıyı kim açtı?
C: Kertenkeleler.

S:(L) Yani resmen... (T) Yılan kimdi? (J) Kertenkeleler, tehlikeyi...
C: Hayır!

S:(L) Yılan kimdi?
C: Dikkatsizce cazibeye teslim olmanın sonucu; yani, bakmadan atlamak.

S:(J) Yani dikkatli olmamız gerekiyor. (T) Yılan neydi? (J) Cazibeye teslim olmanın sonucu... (L) Yani diyorsunuz ki, cennetteki cezbolma hikayesi, insanoğlunun cezbedilerek bu realiteye yönlendirilmesinin hikayesiydi. İyi ve Kötünün Bilgisi Ağacı'nın meyvesinin yenmesi de...
C: Cazibeye teslim olmaydı.

S:(L) Ve bu bir kandırmaydı...
C: Hayır! Kandırma yok!

S:(L) Ama burada dönen birşey var. (T) Tuzak mı?
C: Hayır! Tuzak da yok. Seçmeseydiniz, özgür iradenize müdahale edilemezdi.

S:(T) Bir saniye. Olayın mantığını kaçırıyorum. Düşüşten önce biz kimdik?
C: 3'üncü yoğunluk BH

Buraya kadar anladigimiz kadariyla biz 3.yogunluk BH varliklari olarak kendi özgür irademiz ile 3. yogunluk KH yolunu  secmisiz.Kasyopyalilarin ''secmeseydiniz'' sözünün üzerinde düsünmek gerek!!!Bence Laura hakli bu konuda ama belkide bu sadece 3. yogunluk düsüncesidir.Su andaki bilincim banada resmen kandirildigimizi söylüyor Ama dersler konusunu düsününce yapilmasi gereken belkide  buydu...

S:(T) Bize 3'üncü yoğunluk varlıklarının BH olamayacağını söylememiş miydiniz? (L) Hayır. 3'üncü yoğunluk BH varlıklarının olduğunu söylemişlerdi. (T) O zaman meydana gelen şeyden dolayı mı şimdi KH'yiz?
C: Evet.

S:(T) Tamam, demek o zaman BH'ydik. Yani Kertenkeleler kapıyı açtı ve tabii bunu bir mecaz olarak kullanıyoruz. Kertenkeleler kapıyı açtı ve bize bir küp altını gösterdiler ve kapıdan geçip ona ulaşmamızı umuyorlardı ve bizi kontrol altına almak üzere kapının arkasında bekliyorlardı. Doğru yolda mıyım?
C: Ummak yanlış fikir.

S:(T) Bizi cezbederek yapmaya çalıştıkları şey neydi?
C: Yapmaya çalışmak da yanlış fikir; öğrenme fırsatı için sorgulamaya devam edin.

S:(T) O zaman 3'üncü yoğunluk BH varlıklarıydık. Bu, daha önce bahsettiğiniz savaştan sonra mıydı?
C: Savaşın kendisiydi.

S:(L) Savaş içimizde miydi?
C: Sizin üzerinizden.

S:(T) Yani o kapıdan geçip geçmeyeceğimizle ilgili bir savaş... (L) Savaş bizim üzerimizden yapıldı ve biz resmen savaş meydanıydık. (T) Anladım, ama genel resmi doğru anladığımızdan emin olmak için bu benzetmeye geri dönmek istiyorum. Kapı açıldığında savaş devam ediyordu. Savaş, bizim o kapıdan geçip geçmeyeceğimiz üzerine miydi?
C: Yakın.

S:(T) O noktada BH'ydik. BH ve KH seçeneklerimiz var.
C: TR, savaş her zaman var, önemli olan "ne zaman" seçtiğin!

S:(T) Yani hala altın küpüne mi bakıyoruz? Burada önemli birşey var... (L) Şimdi biraz geri dönüp şu şekilde soralım: Bu olay öncesinde insanoğlu...
C: Öncesinde mi?

S:(L) Öncesi değil. Herşey aslında eşzamanlı olmasına rağmen biz hala bir anlamda tarihsel bir olaydan bahsediyoruz. Döngünün bir noktasındaki bu olayda insanoğlu...
C: Geri gidiyorsunuz.

Buradan ansildigina göre su anda bizler geri gelisim icindeyiz ve bizim üzerimizden savas hala devam ediyor...

S:(T) Sorduğumuz sorular isabetli değil.
C: Yakın. Düşünce dalgalarıyla birlikteydiniz. Bu konuyu TR'ye bıraksan daha iyi olur belki.

S:(L) Tamam, çenemi kapatacağım. Devam et TR. (T) Tüm yardımınıza ihtiyacım var. (L) Zor bir konu. (T) Bu konu, Kertenkelelerin ve diğer dünyadışı varlıkların insanlara onları kaçırılmaları ve diğer herşey için izin verdiklerini söyleyip durmalarıyla da ilgili.
C: Evet, devam et.

S:(T) Benzetme üzerinden gidelim. Altın bir ilüzyondu. Altın, algıladığımız şey değildi. 3'üncü yoğunluktaki BH varlıkları olarak bize sunulan bir cezbediciydi. Kapı Kertenkeleler tarafından açıldı.
C: Cezbetme değil, herzaman oradaydı. Dorothy ve kırmızı terlikleri hatırlıyor musunuz?

S:(T) O kapıdan içeri adım atmadan önce BH'ydik. İçeri girmek zorunda değildik. (F) Bir saniye, yanılıyorsam düzeltin ama TR kapıdan girdiğimizde onların bizi ele geçirdiğini söylediğinde Kasyopyalılar... (L) Hayır dediler... (F) Altın her zaman oradaydı. (J) Seçmeseydik, özgür irademiz ihlal edilemezdi. (T) Onlar hiçbirşey yapmadılar, sadece kapıyı açtılar. Kertenkeleler kapıyı açtı ve içeri girip girmeyeceğimiz tamamen bizim kendi seçimimizdi. (J) Bana göre, kapıdan içeri adım atmakla, özgür irademizin sınırlanmasını seçmiş olduk... (T) Kapıdan içeri girmemizle birlikte Kertenkeleler bize birşeyi uygun bir şekilde sunmuş oldular. Tek yaptıkları kapıyı açıp bize göstermeleriydi...
C: Sunmak? ! ?

S:(L) Onlar sunmadı... (J) O hep vardı... (T) Her zaman oradaydı... (J) Hala orada...
C: Evet, kırmızı terlikleri düşünün. Glenda Dorothy'ye ne söyledi?

S:(J) İstediğin zaman eve gidebilirsin. (L) Her zaman eve dönme gücün var...
C: Evet.

S:(L) Yani her zaman BH olmaya dönme gücümüz var mı? 3'üncü yoğunlukta bile mi?
C: Evet.

S:(L) 3'üncü yoğunluk BH varlıkları nasıl bir hayat yaşıyor?
C: Keşfedin.

S:(T) Kapı benzetmesine dönmek istiyorum. Kapı her zaman oradaydı. Cezbedicilik her zaman orada duruyordu...
C: Altına gittiğinizde, Kertenkelelere "Merhaba" dediniz ve bundan anlayabileceğiniz herşey.

Ve buradan cikan sonuc ise eger istersek bu 3. boyut kendine hizmet realitesinden her an cikabiliriz.Ve bence ruhlarin uyumasi konusu da buradan kaynaklaniyor Kertisler bin bir türlü oyunlar,ilizyonlar saptirmalar ile bizleri hala uykuda madde aleminde tutuyorlar  ki bizlerin ruh enerjisine sahip olabilsinler.Ra bu konuda söyle diyor; Kendine hizmet, herkeze hizmet demektir.Bu acidan görüldügünde,kendine hizmet,güce ulasmak amaciyla kendi cikarlari adina yönetip yönlendirmek icin baskalarinin enerjisini giderek daha büyük oranda kullanmayi gerektirir. (Celse 11, 28 ocak 1981)simdi devam edelim...



S:(T) Evet, ben de bu noktaya ulaşmaya çalışıyordum. Kertenkelelerin veya KH güçlerinin kapıyı açtığını söylediniz.
C: Hayır. "Açmak" demeyelim. Sadece sizi kavramaya yaklaştırmak için o ifadeyi kullandık.

S: ... (T) Kapı her zaman oradaydı ve her zaman açıktı. Sadece benzetmeyi kavramaya çalışıyorum. Yani BH varlıkları olarak altına gitme ve gitmeme seçeneklerimiz vardı. Altına gitmekle KH olduk çünkü altına gitmek KH.
C: Evet.

ve aslinda hersey bizim secimimizden kaynaklaniyor...
:(T) Ve bunu yapmakla 4'üncü yoğunluk Kertenkele Varlıklarının saflarına girmiş olduk.
C: Evet.

S:(T) Çünkü onlar 4'üncü yoğunluk varlıkları ve 3'üncü yoğunluk varlıkları olarak bizden çok daha fazla yetenekleri var.
C: Bundan önce 4'üncü yoğunluk BH varlıklarının saflarındaydınız.

S:(T) Ve 3'üncü yoğunluk BH'ydik. Ama altına gitmekle kendimizi 4'üncü yoğunluk KH'nin etkisi altına soktuk.
C: Evet.

S:(T) Bunu yapmakla 4'üncü yoğunluk KH'ye, bize dilediklerini yapma izni mi vermiş olduk?
C: Yakın.

S:(T) Yani bizi kaçırmaları için onlara izin verdiğimizi söylediklerinde bunu mu kastediyorlar?
C: Yakın.

S:(J) "Seçmedikçe özgür iradenize müdahale edilemez" demişlerdi. (T) İnsan ırkı olarak, özgür irademizle BH'den KH'ye geçtik. (L) Demek insanlık olarak içinde bulunduğumuz bu durumu bir seviyede kendimiz seçtik; Düşen Melek, Lusifer efsanesi. Bu biziz. Altına gitmek için o kapıdan geçmekle düşmüş olduk ve kapıdan geçdiğimizde yılan bizi ısırdı.
C: Ama bu sürekli tekrarlanan bir sendrom

Burada sendrom olarak gecmis ama benim anladigim kadariyla bu bizlerin ögrenmesi gereken büyük derslerden birisi ve zaman-uzay  boyutunda sürekli tekrarlanan birsey eger ruh bu dersi almaya karar verirse bu zaman boyutuna geliyor ve ögreniyor.ve bu dersler ''simdi'' de hep devam ediyor.

S:(L) Sadece insan ırkı için sürekli tekrarlanan bir sendrom mu, yoksa tüm yaratılış için de geçerli mi?
C: İkincisi

S:(L) Varoluş döngüsünün bir parçası olduğu için, tüm varoluşta tekrarlanan bir sendrom mu bu? Yoksa Kızılderililerin Maya dedikleri şey mi?
C: İkisinden biri

kasyopya celselerinde düsüs ile ilgili buldugum bilgiler  simdilik bu kadar.

Pileiades  ögretilerinden hatirladigim kadariyla o zaman boyutunda kertisler ilk geldigi zaman biz insanlarin kendilerine benzer psisik özelliklerine veya güclerinin oldugunu görmüsler ve insanlarin bu gücleri hak etmedigine karar vermisler (artik ne  yapildiysa o zaman; tembellik ve şımarıklık "Yediğin önünde yemediğin arkanda" dedikleri bolluk-bereket-korkusuzluk...konu olsa gerek)Ve Pileiadeslerin deyimiyle 12 sarmaldan  iki sarmalli DNA ya düsürmüsler ve insanlarin  güclerini ellerinden almislar.ve bunu bu karari neden veriklerini bana canli canli  gösterdiler!!!ben onlarin bu karari neden verdiklerini sükürler olsun ki simdi daha iyi anliyorum.Sadece cevrenize bakin ve insan oglunun bu Tanri vergisi mucizevi vücudu nasil hunharca kullandiklarini ve nasil kendilerine saygisizca davrandiklarini,degerini nasil anlamadiklarini izleyin.Ne demek istedigimi anlarsiniz.Tinercilere bakin,alkoliklere bakin,kendilerini kesen pisikopatlara  bakin,ego tuzagina düsmüs baskalarini degersiz varlilar olarak gören yaratiklara bakin sadece izleyin ve daha neler neler...Herneyse biz yine konumuza dönelim.


Ra bilgilerini hatirladigim kadariyla ori-on gurubunun(Kertisler/Arkonlar/seytanlar) amaci toplumsal bellegi olusmamis gezegenleri fethetmek, kölelestirmek yani kendi imparatorluklarna katmak daha cok güclenmek.

 Ve aslin da Ori-on gurubunun basinda humanoid/insan görünümlü varliklarin oldugunu düsündügümüz zaman; atalarimizin kim oldugunu Ori-jinalimizin nereden geldigini ve bu vücutlarin neden bu gezegende kullanildigini anlariz.Buna bizlerinde kendine hizmet varliklari oldugumuzu katar, su anda kendine hizmet yolunda ilerledigimiz gercegini kabullenirsek (böyle olasaydi burada bu vücudun icinde olmazdik!!)Bu dersleri daha az dramali olarak ögrenecegimize inaniyorum.Ben kisisel olarak kendimi kabullendim, ne oldugumu, nereden geldigimi herseyi kabullendim.Gerci bu deneyin!! icine  neden atladigimi bilmiyorum ama tek amacim dengenin kurulmasi, derslerimi basariyla ögrenmek ve  pozitif bir varlik olarak 4. yogunluga gecmek....

Düsüs konusunu ve su andaki insangin durumunun özetini bildigim/gördügüm/inandigim kadariyla aciklamaya calistim.


sevgili Bozadi girdi sirasi sizde...:)

Sevgiler saygilar





DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#6
Kasyopya celselerinden konuyla ilgili en önemli hususlardan bazılarını alıntılamışsın bigsenfoni, teşekkürler. Meseleyi derinlemesine kavrama çabamızda Kasyopya celselerinde konunun farklı yönleriyle ilgili başka bilgiler bulup bulamayacağımıza da bakarız. Ben de Ra'nın Düşüş öncesine dair yorumlarını kavramayı çok istediğim için Ra Bilgilerini karıştırdım biraz.

Görebildiğim kadarıyla "Perdeleme Öncesi" ve "Perdeleme Sonrası" meselesi Ra Bilgileri 4. kitapta 82. celseden itibaren tartışılıyor.

Ra'yı ve Kasyopya celselerini iyice inceleyip bazı yorum/görüşlerimi netleştirmeye çalışacağım ilk müsait zamanımda.

Konuyla ilgili Ra Bilgileri 82 ve sonraki 1-2 celseden bazı alıntılar:
[navy]

SORU: O halde unutma sürecinin başlangıcından önce, başkalarına hizmet yolunda kutuplaşma kavramı dışında hiçbir kavram mevcut değildi.

RA: (...) Bu toplumlar, varlıkların bileşim (akıl/ beden/ruh bileşimi) olmayan yapısı nedeniyle sürekli bir ilham potansiyeli içinde bulunduklarından böylesine gelişmişlerdi; ama yine aynı yapı yüzünden, istekten, kişisel istekten, hayata ait şevk ve canlılıktan yoksundular.

SORU: Demek ki bizim bakış açımıza göre çok büyük bir tekâmül deneyimi yaşanmış olmasına rağmen, bir noktada, tekâmül etmekte olan Logos daha büyük bir deneyim yaratacak bir deneye girişmeyi uygun gördü. Öyle mi?

RA: Dediğiniz doğrudur ama şunları da eklemek iyi olur. Logos üçüncü yoğunluk derecesinde, sizin mezuniyet dediğiniz olayın yaşanmasına gereksinim duyulduğunun bilincindeydi. Bundan önceki tüm deneyler, birçok deneyim kazandırmış olsalar bile, çok hayati bir unsurdan yoksundular; yani kutuplaşmadan... Deneyimler varlıklara yeterince kutbiyet kazandıramadığı için, varlıklar üçüncü yoğunluk derecesi devrelerini boyuna yineleyip duruyorlardı. Kutuplaşma potansiyelinin daha elde edilebilir hale gelmesi isteniyordu.

SORU: O zaman mümkün olan tek kutbiyet, başkalarına hizmet kutbiyeti olduğuna göre, söylediklerinizden anladığım kadarıyla bütün varlıklar başkalarına hizmetin gerekliliğinin farkındaydılar ama bunu başaramıyorlardı. Bu devrede, akıl/beden/ruhların durumu neydi? Mümkün olan tek kutbiyet bu olduğu halde, mezuniyet için gereken çapta başkalarına hizmet etmekte neden zorlanıyorlardı?

RA: İsterseniz, son derece mutlu olan varlıkların, durumlarını değiştirme veya iyileştirme eğilimini ne kadar az göstereceklerini düşünün. İşte bileşim olmayan akıl/beden/ruhların durumu da aynen böyle idi. Başkalarını sevme ve başkalarına hizmet etme olanağı tabii ki vardı, ama bir de kendi benliğindeki Yaratan'ın çok güçlü, karşı konulamaz bir biçimde farkında olmak da vardı. Yaratan ile ilişki, ana ile cenin arasındaki göbek bağına benzetilebilirdi. Yani, mutlak bir güvenlik hüküm sürüyordu. Bunun için de hiçbir sevgi fazla önemli, hiçbir acı çok korkutucu olamazdı; bu yüzden de ne sevgiye hizmet etmek ne de korkudan yararlanmak için fazla bir çaba gösteriliyordu.

SORU: Bunu, şimdiki illüzyonumuzda (madde âlemimizde) çok zengin ve güvenli bir ortamda doğmuş olanların durumuna benzetebiliriz galiba. Değil mi?

RA: Bunun çok yerinde bir benzetme olduğunu söyleyebiliriz.

SORU: (...) Daha önce söz ettiğimiz ve zenginliğe benzetilen koşullar, tüm deneyim yelpazesi boyunca -ister enkarnasyonlar arası olsun, isterse varlıklar enkarneyken olsun- mevcuttu, bu yüzden varlıklar, mezuniyet için gerekli bu kutuplaşmayı yaratma arzusunu tezahür ettiremiyorlardı (bu irade ve isteği gösteremiyorlardı). Dediğim doğru mu?

RA: Durumu kavramaya başlıyorsunuz. O devirdeki varlıkları, bir anlamda, ilkokul öğrencilerine benzetebilirsiniz. Varlık, okul ödevini yapmış olsa da olmasa da beslenecek, yedirilip içirilecek, giydirilecek ve korunacaktır. Onun için de varlık ödev yapmak yerine oyun oynamayı, yemek yemeyi ve tatil yapmayı yeğler. Çoğu varlık da kendini geliştirmek, ilerlemek için bir neden oluncaya kadar gelişme, ilerleme çabası göstermez.

SORU: Çok önceki bir celsede, dördüncü yoğunluk derecesi pozitifine hasat edilebilmek için, varlığın başkalarına hizmet yönünde kutuplaşmasının %50'den fazla olması gerektiğini söylemiştiniz. Perdeden önce de bu durum aynı mıydı?

RA: Bu kolayca yanıtlanabilecek bir soru değildir, çünkü perdeleme sürecinden önce kendine hizmet kavramı gelişmemişti. Dördüncü yoğunluk derecesine geçmek üzere mezun olmak için gerekli olan, Tek Sonsuz Yaratan'ın beyaz ışığının belli bir yoğunluğunu kullanabilme, kucaklayabilme ve bu ışıktan haz duyabilme yeteneğidir. Sizin uzay/zaman'ınızda bu yetenek, sözünü ettiğiniz hizmet yüzde oranlarıyla (en az %51 oranında başkalarına hizmet) ölçülebilir.

Perdeleme sürecinden önce ise ölçü, bir varlığın, basamaklarının her biri ışığın belli bir niteliğini massetmiş bir merdiveni ne ölçüde tırmanabileceğiydi. Varlık ya üçüncü yoğunluk ya da dördüncü yoğunluk derecesini gösteren ışık basamağı üzerinde duracaktı. İki basamak arasında eşik bulunuyordu. Bu eşiği geçmek çok zordu. Çünkü her yoğunluk derecesinin sınırında direnç bulunur. Üçüncü yoğunluk derecesi sınırını aşmak isteyen her varlığın iman veya irade melekesini idrak etmesi, besleyip geliştirmesi gerekiyordu. Ev ödevlerini yapmamış olan varlıklar, ne kadar sevimli olurlarsa olsunlar geçemezlerdi. Üçüncü yoğunluk derecesi deneyimsel sürekliliğine perdeleme süreci getirilmeden önce, Logoslar'ın karşı karşıya bulundukları durum işte buydu.[/font=Tahoma][/navy]

bozadi

#7
İnsanlığın Perdesiz 3. yoğunluktan Perdeli 3. yoğunluğa geçiş deneyimine dair Ra'nın anlattıkları, Kasyopyalıların Uzun Dalga döngüsünden Kısa Dalga döngüsüne geçiş diye tanımladıkları şeye benziyor:

S: (L) Ruhsal bir varlık fiziksel madde içinde hapsedilebilir mi?
C: Mümkün ama meydana gelme olasılığı son derece düşük.

S: (L) İnsanlar fiziksel madde içinde esir durumdalar mı?
C: Kendi seçimleriyle.

S: (L) Neden bu seçimi yaptılar?
C: Fiziksel duyumları deneyimlemek için. Bir grup kararıydı.

S: (L) Grubun başında kim vardı?
C: Grup.

S: (L) Ruh ile fiziksel beden arasındaki etkileşim, diğer varlıkların arzu ettikleri bir yan-ürün mü meydana getiriyor?
C: Herşeyin arzu edilmeyen sonuçları yanında arzu edilebilir sonuçları da vardır, fakat burada şu da belirtilmelidir ki evrenin tüm boyutlarında var olan herşey, varoluşu yalnızca iki şekilde deneyimleyebilir. Bunlar uzun dalga döngüsü ve kısa dalga döngüsüdür. İnsanların neden fiziksel madde içinde esir olduklarıyla ilgili soruna dönecek olursak, ki elbette bu gönüllü bir şekilde ve seçimle gerçekleşti, sizin tamamen eterik veya ruhsal bir varoluş olarak tanımlayacağınız uzun dalga döngüsü deneyiminden, fiziksel varoluş dediğiniz kısa dalga döngüsüne geçmenizden kaynaklandı. Bu iki yol arasındaki fark şudur; uzun dalga döngüsünde evrimde döngüsel bir tarzda çok yavaş bir değişim meydana gelir. Kısa dalga döngüsünde ise bir ikilik/dualite vardır. Dünya'da fiziksel bedenler içindeki ruhların deneyimlediği şey de budur çünkü ruh döngünün yarısında eterik/ruhsal bir halde deneyim yaşarken, döngünün diğer yarısında fiziksel bir durumda deneyim yaşar. Bu iki yarı, zaman olarak sizin zamanı ölçüm şeklinizle ölçülemez ama elde edilen deneyimin bütünü her iki yarıda eşittir. Ruhların grup zihni tamamen eterik/ruhsal bir varlık yerine fizikselliği deneyimlemeyi seçtiğinde bu kısa dalga döngüsüne geçme gereksinimi doğal olarak, evrenin doğal bağları yoluyla gerçekleşti.

zülkarneyn

#8
Selamlar :)
Öncelikle bu konu gerçekten çok önemli ve bildiklerimizi toplama çabası büyük resmi görebilmek açısından anlamlı sonuçlar ifade edebilir, bunun için teşekkür ediyorum.
Konuya farklı bir açıdan bakarsak Pleiades öğretilerinde; Pleiadeslilerin de insanların manipülasyonunda rol oynadıkları hatta bu karmalarından dolayı gelişim sorunları yaşadıkları ve ilerleyemedikleri için bu zamanda bizim, dolaylı olarak da kendileri için dünyaya yardım ettiklerinden bahsediyor (Bunun başkalarına hizmet yoluyla kendine fayda sağlamanın güzel bir örneği olduğunu düşünüyorum). Şu anda telefondan yazdığım için o kısmı kopyalayamıyorum ama Pleiadesliler bu yaptıklarının nedeninin, yaratıcı tanrıların yarattıklarını, kendilerine göre kontrol altında tutmak istemeleri olarak söylenmiş. Fakat daha sonradan kendilerinde olan ne varsa ve gelişimi ne denli istiyorlarsa aynısını yarattıkları için de istemeleri gerektiğini anlamışlar. Zaman içinde geriye giderek hatalarını düzeltmeye yani insanları dünyanın oluşturulma amacına tekrardan uygun hale getirmeye çalışıyorlar.

Dediğim gibi ilgili bölümü kopyalayamıyorum ama okumuş olabileceğinizi düşünüyorum. En kısa zamanda daha geniş bilgi vermeye çalışacağım.
Sevgiler :)
 

bozadi

#9
Konuya ilgi duymana sevindim sevgili zülkarneyn. Pleiades öğretilerinde de burada bahsettiğimiz konular hakkında önemli bazı veriler aktarıldığını hatırlıyorum ama Ra ve Kasyopya bilgileri kadar ayrıntılı ve net bir bilgi var mıydı hatırlamıyordum. Dönüp gözatmak da zor geldi. O nedenle konuyu açmana sevindim.

Pleiades öğretileri 1 kitabında Kertişlerin insanlığı kontrol altına alma hikayesiyle ilgili bölümler vardı, onları da müsait zamanımda tespit etmeye çalışacağım. Pleiadeslilerin insanlığın manipülasyonunda oynadığı rolle ilgili net birşey hatırlamıyorum, sen ilgili kısımları aktarırsan inceleyip bir sonuç çıkarmaya çalışırız. Pleiades öğretilerinde özellikle Ra'nın "gezginler" olarak tanımladığı "Işık Ailesi", dünyada bulunma nedenleri ve giderek ortaya çıkacak olan faaliyetlerine dair anlattıkları çok ilham vericiydi.

bozadi

#10
Dikkat edilecek olursa, yukarıdaki Ra Bilgileri alıntılarında, insanlığın KH moduna düşmesi sürecinde bir yozlaşmışlığın, şımarmışlığın, tembelliğin söz konusu olduğuna değinilmişti. Kasyopyalılar da bir celsede aynı konuyu İsa'nın anlattığı bir hikayeye referansta bulunarak ifade etmişti:


"İsa, «Bir adamın iki oğlu varmış» dedi. «Bunlardan küçüğü babasına, `Baba' demiş, `malından payıma düşeni ver bana.' Baba da servetini iki oğlu arasında paylaştırmış. «Bundan birkaç gün sonra küçük oğul her şeyini toplayıp uzak bir ülkeye gitmiş. Orada sefahat içinde bir yaşam sürerek varını yoğunu çarçur etmiş. Delikanlı her şeyini harcadıktan sonra, o ülkede şiddetli bir kıtlık baş göstermiş ve o da yokluk çekmeye başlamış. Bunun üzerine gidip o ülkenin vatandaşlarından birinin hizmetine girmiş. Adam onu, domuz gütmek üzere otlaklarına yollamış. Delikanlı, domuzların yediği keçiboynuzlarıyla karnını doyurmaya can atıyormuş. Ama hiç kimse ona bir şey vermemiş. «Aklı başına gelince şöyle demiş: `Babamın nice işçisinin fazlasıyla yiyeceği var, bense burada açlıktan ölüyorum. Kalkıp babamın yanına döneceğim ve ona, Baba diyeceğim, Tanrı'ya ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim. Beni işçilerinden biri gibi kabul et.' «Böylece kalkıp babasının yanına dönmüş. Kendisi daha uzaktayken babası onu görmüş, ona acımış, koşup boynuna sarılmış ve onu öpmüş. Oğlu ona, `Baba' demiş, `Tanrı'ya ve sana karşı günah işledim. Ben artık senin oğlun olarak anılmaya layık değilim.' «Babası ise kölelerine, `Çabuk, en iyi kaftanı getirip ona giydirin!' demiş. `Parmağına bir yüzük takın, ayaklarına çarık giydirin! Besili danayı getirip kesin, yiyelim ve eğlenelim. Çünkü benim bu oğlum ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu.' Böylece eğlenmeye başlamışlar. «Babanın büyük oğlu ise tarladaymış. Gelip eve yaklaştığında çalgı ve oyun seslerini duymuş. Uşaklardan birini yanına çağırıp, `Ne oluyor?' diye sormuş. «O da ona, `Kardeşin geldi, baban da ona sağ salim kavuştuğu için besili danayı kesti' demiş. «Büyük oğul öfkelenmiş, içeri girmek istememiş. Babası dışarı çıkıp ona yalvarmış. Ama o, babasına şöyle cevap vermiş: `Bak, bunca yıl senin için köle gibi çalıştım, hiçbir zaman buyruğundan çıkmadım. Ne var ki sen bana, arkadaşlarımla eğleneyim diye hiçbir zaman bir oğlak bile vermedin. Oysa senin malını fahişelerle yiyen şu oğlun eve dönünce, onun için besili danayı kestin.' «Babası ona, `Oğlum, sen her zaman benim yanımdasın, neyim varsa senindir' demiş. `Ama sevinip eğlenmek gerekiyordu. Çünkü bu kardeşin ölmüştü, yaşama döndü; kaybolmuştu, bulundu!'».
[/font=Comic Sans MS]

bozadi

#11
Kasyopyalıların "Savurgan Oğul" (Prodigal Son) adlı bu hikayeye referansta bulunmasının nedeni, zevk-ü sefa için evinden yurdundan ayrılıp başka diyarlarda sefahat yaşamak isteyen oğlun başına gelenlerin aslında dünya insanlığının durumunu yansıtıyor olmasıdır. Hikayenin sonlarında müsrif/şımarık oğlun Babanın yanına dönmesi, insanlığın tekrar BH'ye dönme potansiyelini ifade ediyor. Diğer kardeşin itirazı ve babanın hem o oğlu yatıştırıp hem de evine dönen oğlu savunması ise, insanlığın kısa dalga döngüsüne girmesi veya düşmesinin ille de büyük bir günah gibi görülmek zorunda olmaması, bir seçim olması ve seçimin sonuçlarına göre daha iyi seçimlerin yapılabileceği ve tekrar düze çıkılabileceğini, herşeyin gelişim fırsatına dönüştürülebileceğini düşündürüyor gibi geldi bana.

bigsenfoni

#12
Merhabalar,

ilk önce herseyin bir oldugunu ve herseyin derslerden ibaret oldungunu tekrar vurgulamak ve derslerin Yaratan/sonsuz zeka  tarafindan sonsun zamandan beri yasanmis,düsünülmüs ve  hazirlanmis oldugunu ve döngüye herseyi  unutarak yeniden  baslayan varliklarin(Kisa döngüdeki!! karadelik ve diger bir madde aleminden atom olarak baslama hikayesi) en  uygun sekilde yaratanin kendisine  yani 7 yogunluga geri dönülmesi amaciyla titiz  bir sekilde hazirlandigini hatirlamak isterim.

Kasyopoya celselerinden hatirladigim kadariyla 3. yogunlugu  kendine  hizmet varliklarinin icat ettikleri!! bence bunun icat edilmesinin nedenlerinden biri varlgin imanini, irdesi gelistirmesi nefsini dengelemesi yoksa  bir yüksek  boyutta  varlik daha büyük sorunlarla karsilacsacak olmasi.Ra söyle demis ( Üçüncü yoğunluk derecesi sınırını aşmak isteyen her varlığın iman veya irade melekesini idrak etmesi, besleyip geliştirmesi gerekiyor)

saygilar....




DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#13
Merhaba ,

 Yukarida yazdiklarima ilave olarak  Ra 'nin CELSE 10 - 27 Ocak 1981 deki celsesinden Yaradanin pilani hakkindaki söyledeklerini paylasmak istedim....



SORU: Maldek yok olduğunda, Maldek halkının hepsinde korku problemi
oldu mu, yoksa bazıları başka gezegenlere transfer olacak kadar
tekâmül etmişler miydi?
RA: Gezegenin yok olması sırasında hiçbiri kaçamadı, çünkü bu
gezegenin kendi toplum bileşiminin sonunu getiren bir eylemdi. Hiçbiri bu
korku yumağından kaçamadı.
SORU: Bu zaman diliminde aynı şeyin Dünya'nın başına gelmesi
tehlikesi de var mı?
RA: Biz sadece, böylesine bir teknolojinin gelişmesi ve yayılması için
gerekli olan zihinsel koşulların var olduğunu söyleyebiliriz. Bizim
görüşümüze/anlayışımıza göre, dünyanın asıl ihtiyacı "oyuncakların"
(nükleer silahların) sökülüp parçalanmaları değil, insanlarınızın aklen ve
ruhen birbirleriyle ve çevreleriyle uyum içinde olmalarıdır; çünkü, var olan
her şey Yaratan'ın bir parçasıdır.
SORU: Bir devrenin bitiminde mezun olunursa ve varlıkların bir
gezegenden diğerine aktarılmaları gerekirse, bunun için hangi araçlar
kullanılır?
RA: Yaratan'ın plânında, akıl/beden/ruh bütünlüğünün ilk adımı,
kendisini, uygun sevgi/ışık anlayışına ulaştırmaktır. Bu, varlığın uygun
şekilde şifa bulması ve giderek her şeyin bütünlüğüne uyum sağlaması
için yapılır. Bu sizin zaman/uzay kavramınıza göre çok değişik süreler
alır. Bu başarıldıktan sonra devreye ait deneyimler çözülür ve filtreden
geçirilirler, öyle ki geriye sadece sapmaların imbikten geçmiş ürünleri,
katışıksız biçimleriyle kalırlar. Bu noktada, hasat edilmiş varlık, kendi
varlığının gereksinim duyduğu yoğunluk derecesini değerlendirir ve ya
aynı devreyi tekrarlamak ya da bir sonraki devreye geçmek için daha
uygun yeni bir ortam seçer. İşte hasat, birçok gözlemci ve koruyucunun
gözetiminde böyle yapılır.


Buradan da anlasildigi gibi her varlik kendi istegiyle bu zaman/uzay  boyutuna sadece derslerini ögrenebilmek ve icin gelmistir.

Bunun nasil yapildigiyla ilgili olarak;


SORU: Bir varlık, bir gezegenden diğerine düşünce yoluyla mı götürülür,
yoksa bir araç kullanılır mı?
RA: Akıl/beden/ruh bütünlüğü, Yaratan ile bir'dir. Zaman/uzay sapması
yoktur. (Onun için zaman/uzay söz konusu değildir.) Bunun için de
yapılması gereken, sonsuz zaman/uzay olanakları içinde uygun olanının
düşünülmesinden ibarettir.


Saygilar...
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#14
Michael Newton'un kitaplarındaki deneklerin hipnoz sırasında spatyomdaki durum ve bakış açılarıyla ilgili verdikleri bilgiler, Ra'dan yaptığın yukarıdaki alıntılarla çok güzel uyuşuyor bigsenfoni. 5. yoğunluktaki bakış açısını dünyada enkarne haldeyken hatırlaybilmek çok güven verici.

Eğer önümüzdeki günlerde dünya tanınmaz hale gelecekse (klasik dünya hayatı kavramlarımız açısından), yıkım, kaos her tarafı saracaksa, o zaman bu farkındalıklar, bu ilhamlar ayakta kalmak ve gerçek bir dönüşüm, arınma ve güçlenme fırsatından yararlanmak için çok önemli olacak demektir.

İnsanlığın ruhsal geçmişinde olan biten çok problemli bazı süreçleri inceliyor olmamız, şu anda karşı karşıya olduğumuz realiteleri daha iyi anlamamıza, yüzleşmemize yardımcı oluyor. Bunun zorluklarını ise evrensel pozitif bakış açılarıyla (bize bu bakış açılarını kazandıran kaynakların yardımıyla) dengeleyebiliyoruz.