Adıyaman'da Çizgili Sırtlan Görüntülendi (24 Mayıs)

Başlatan bozadi, 24 Mayıs 2013, 14:50:31

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

24.05.2013

Adıyaman'da çizgili sırtlan görüntülendi


Soyu tükenmekte olan iki çizgili sırtlan Adıyaman'da 'fotokapan' yöntemiyle tespit edildi.[/b]




Adıyaman'da, iki çizgili sırtlan fotokapan yöntemiyle görüntülendi. Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü İsmail Kozan, yaptığı açıklamada, bölgede varlığı yıllardır bilinen ancak bilimsel olarak tespit edilemeyen çizgili sırtlanı görüntülemek için çalışma başlattıklarını söyledi.

Bu kapsamda TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezinde görevli proje araştırmacısı Ali Onur Sayar'ın Adıyaman'a geldiğini anımsatan Kozan, "Sayar, Nemrut Dağı Milli Park sınırlarında bir mağarada yaptığı çalışmada, iki çizgili sırtlanı fotokapan yöntemiyle tespit etti" dedi.

Projenin, Adıyaman ve bölgesinde yaban hayvan türlerinin tespitine yönelik ilk çalışma olduğunu vurgulayan Kozan, biyolojik çeşitlilik açısından zengin olan kentte canlı türlerin tespiti ve korunmasına yönelik faaliyetlerinin sürdüğünü kaydetti.

Kaynak: memuruz.net

bozadi

#1
21.05.2013

Şırnak'ta çizgili sırtlan görüntülendi


Soyu tükenmekte olan ve Türkiye'de çok nadir görülen çizgili sırtlan, Şırnak'ta fotokapan çalışmasıyla belirlendi.[/b]




Orman ve Su İşleri Şırnak Şube Müdürlüğünce, yaban hayatındaki çeşitliliği tespit etmek amacıyla yerleştirilen fotokapandan çizgili sırtlan görüntüsünün elde edildiği bildirildi.
Orman ve Su İşleri Şırnak Şube Müdürü Orhan Kalay, yaptığı açıklamada, bölgedeki yaban hayvanları çeşitliliğini tespit etmek amacıyla yerleştirilen fotokapandan 7 Nisan tarihinde çizgili sırtlan görüntüsü elde edildiğini kaydetti.

Fotokapandan elde edilecek diğer fotoğraflardan "Şırnak Yaban Hayatı Fotoğraf Sergisi" açmayı planladıklarını bildiren Kalay, şunları söyledi:

"İlimiz, biyoçeşitlilik açısından oldukça zengin bir coğrafyaya sahip olup özellikle bölgemizin bakir alanlarındaki canlı türlerinin ve ekosistemlerin korunması, müdürlüğümüzün öncelikleri arasında yer almaktadır. Bölgemizdeki yaban hayvanlarının görüntülenmesi ve doğal olarak yaşadıkları alanların tespit edilmesi, bu türlerin korunmaları açısından önem arz etmektedir. Bu kapsamda başlattığımız Şırnak ilindeki yaban hayvanlarının tespiti ve görüntülenmesine yönelik arazi ve fotokapan çalışması başarıyla sürdüyor. Ayrıca bölgemizde yapılan yaban hayvanı türlerine yönelik ilk tespit ve ilk fotokapan çalışması olma özelliğindedir. Bu çalışma sonucunda İlimiz genelindeki bu bölgeleri koruma statüsüne kavuşturmak ve ayrıca müdürlüğümüzce yerel ve ulusal düzeyde Şırnak Yaban Hayatı Fotoğraf Sergisi yapmayı planlanmaktayız."

Nadiren görülüyor
Dicle Üniversitesi (DÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Biricik,  çizgili sırtlanın soyu tükenmekte olan ve Türkiye 'de Doğu, Güneydoğu ve Akdeniz bölgelerinde nadiren görülen bir hayvan olduğunu söyledi.

Batman'ın Gercüş ilçesinde 3 yıl önce ölü bir sırtlan bulunduğunu anlatan Biricik, "Bu hayvanın yaşam alanı doğal bozkırlar, kayalık bölgeler, özellikle kuru vadiler buraları tercih ediyor. Gece çıkıyor, leş ve bulabildiği hayvansal atıklarla besleniyor. Ekolojik açıdan bakıldığında bunlar tıpkı akbabalar gibi doğanın çöpçüleri. Korunması gereken hayvanlar" diye konuştu.

Kaynak: radikal.com.tr

bozadi

#2
12.02.2012

Vaşaklar Tunceli'de Görüldü


Dünyada ve Türkiye'de nesli tükenmekte olan Vaşaklar Tunceli'de leş yerken görüldü.[/b]




Dünyada ve Türkiye'de nesli tükenmekte olan Vaşaklar Tunceli'de leş yerken görüldü.
Tunceli'de yoğun kar yağışının ardından yiyecek bulmakta zorlanan hayvanlar yerleşim yerlerine kadar sokulmaya başladı.  Tunceli merkeze bağlı BardakKale köyü yakınlarında yiyecek bulmak için dağlık ve ormanlık alandan çıkarak yol kenarına yakın yere kadar gelen 3 Vaşak görüntülendi. Avcılar tarafından önceki gün vurulan bir domuzun leşini yiyerek hayatta kalmaya çalışan bir anne ve 2 yavru Vaşak, yoldan geçen vatandaşların da dikkatini çekti.




Tunceli Yaban Hayatını Koruma Ekipleri tarafından havaya ateş açılmasına rağmen kaçmayan Vaşak'lar karınlarını doyurduktan sonra dağlık alana çıktı. Arazi çalışmaları sırasında domuz leşi üzerinde 2 vaşak gördüğünü belirten Orman Mühendisi Engin Benli, hayvanların ağır kış koşullarından ötürü yiyecek bulmak için su kenarlarına kadar indiğini söyledi. Benli, " Vaşaklar Tunceli coğrafyasında nesli tükenmekte olan hayvanlar. Normalde pek görünmeyen vaşak'lar bu sene ağır kış koşullarından ötürü su kenarlına kadar iniyorlar.

Dün iki tane gördüğümüz Vaşak'ın bu gün üç tane olduğunu gördük, bir annesi ve iki yavrusu var. Vaşakları görmek güzel bir şey. Bu hayvanları bizim bir parçamız, bu doğayı korumalıyız. Bu hayvanları koruyarak neslini sürdürmelerini sağlamalıyız" dedi.

Tunceli'de daha önce çeşitli tarihlerde 2 Vaşak avcılar tarafından öldürülmüş, bir vaşak'a ise araç çarpmıştı.

Kaynak: tuncelihalkinsesi.com

bozadi


bozadi

#4
30.03.2013

Leopar yeniden Türkiye'de
 


Nesli tükendiği sanılan leopar 36 yıl sonra Siirt'te ortaya çıktı. Ama ölü olarak... [/b]




Kasım 2010'da Gabar Dağı'nda öldürülmüş halde bulunan leoparın postu ancak birkaç hafta sonra yüzülmüş.
Bu sürede karın kısmı çürüyen post, bugün Siirt'in bir köyünde bulunuyor
[/font=Arial][/size=1]



Herkesin kısaca heykel dediği meydanı geçip bir sokağa girdik. Ne akşamın karanlığında yanımda yürüyen kişinin, ne de daha on dakika önce onu benimle tanıştıran adamın adını biliyordum. Birkaç sokak geçtikten sonra bir kahveye girip, kapıya yakın bir yere oturduk ve yanımdakilerden biri arkadaşını arayıp geldiğimizi haber verdi. Kısa bir süre sonra kahveye gelen genç bir adam sakince yanımıza oturdu. İlk defa geldiğim Siirt'in ara sokaklarındaki bu küçük kahvede sanırım ben onlardan korkuyordum, onlar da benden...

Ortamı yumuşatmak için, yaban kedileri üzerine serbest çalışan bir biyolog olduğumu söyleyip arazi çalışmalarımda çektiğim vaşak, karakulak ve kurt fotoğraflarını göstermeye karar verdim. İşe yaramıştı, fotoğraflar bittiğinde artık hepimiz gülümsüyorduk. Bilgisayarımı çantasına yerleştirirken, kahveye çağırdığımız genç adam cep telefonunu çıkartıp tuşlarına basmaya başladı. Aradığı şeyi bulduğunda telefonunu bana uzattı. Küçük parlak ekranda, açık sarı postu siyah beneklerle kaplı iri bir hayvan, başı öne düşmüş, kuru otların üzerinde yatıyordu. Bu bir leopardı...

Anadolu'da bilinen son leopar, 1974 yılında Beypazarı'nda öldürülmüştü ve Türkiye'de tükendiği kabul edilen hayvan, yıllar sonra ilk kez Anadolu'da yeniden görüntülenmişti. Ama yine ölü olarak! Peki bu fotoğraf ne zaman çekilmişti?



17 Kasım 2010'da çekildiği anlaşılan dijital fotoğraf, 1974'ten beri Türkiye'de leoparla ilgili ele geçen ilk somut kanıt.[/font=Arial][/size=1]



Türkiye'de 1970'lerden beri tükendiği kabul edilen leoparın varlığına ait ilk somut veri yıllar sonra Siirt'te ortaya çıkmıştı.... Son kayıt, 17 Ocak 1974'te Ankara Beypazarı'nda öldürülen bir leopara aitti. Öldürülen leoparla ilgili haber bir gazetede "İnsan parçalayan panter" başlığıyla yayımlandı. Ama leoparın etkisi 1970'lerde Anadolu'nun batısında tükenmesinden sonra da devam etti.

Bu tarihten sonra su ürünleri mühendislerinden biyologlara kadar birçok kişi Anadolu'da leoparın halen yaşadığını iddia etmeye ve bunu kanıtlamaya çalıştı. Öyle ki, bu çabalar bir süre sonra, varlığı bilinen diğer yaban hayvanların korunması için verilen çabalardan daha fazla ağırlık kazanmıştı. Doğa korumaya ayrılan sınırlı bütçeler, onlarca yıl leoparı aramak için harcanırken, Türkiye'de halen yaşadığı bilinen ve belki de gelecekte leoparla aynı kaderi paylaşacak Avrasya vaşağı, karakulak, saz kedisi ve yaban kedisi gibi türlerin korunmasına yönelik projeler ikinci plana atıldı. Oysa geyik ve yabankeçisi gibi türleri avlayabilmesi nedeniyle vaşaklar, bir ekosistemde leoparla aynı öneme sahip. Ve vaşakların yaşam alanlarının korunması, leoparın olası yaşam alanlarının da korunması anlamına geliyor.
 
Siirt'e en yakın leopar kaydı, yaklaşık 430 km uzaklıkta, Irak'ın Süleymaniye kenti yakınlarında, Ekim 2011'de alındı. Bu, her ne kadar uzak bir mesafe olsa da, İran ve Irak'ın Türkiye sınırına yakın bölgelerinde yeterli çalışma yapılmadığı için buralarda leopar popülasyonlarının olup olmadığı bilinmiyor. Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) Kedi Uzmanları Grubu Başkanı Urs Breitenmoser, Ortadoğu'da, bilimsel araştırması yapılmamış en büyük leopar ekosistemlerinin Türkiye'nin doğusu, kuzeybatı İran ve kuzey Irak'ı içine alan bölgede bulunduğunu söylüyor. Breitenmoser, 2000'li yılların başından beri bölgeden ilgili kişilerle toplantı ve eğitimler düzenliyor. Amacı, hem Kafkaslar'da, hem de Ortadoğu'da leopar konusunda çalışmaları başlatabilecek yerel kişileri eğitmek. 2011'de Tiflis'te yapılan toplantıya Türkiye'den katılan uzmanlar, leopar kayıtlarının toplanıp değerlendirilmesi için DKMP öncülüğünde bir komisyon kurulmasına karar verdi. Toplantılara DKMP adına katılan Hasan Emir, kurumun yapısındaki değişiklikler nedeniyle bu komisyonun halen kurulamadığını ama ortaya çıkan fotoğrafın, iyi bir başlangıç olacağını söylüyor...

Leopar, 1970'li yıllarda Türkiye'de tükenme noktasına geldiğinde doğal alanlar henüz ileri seviyede bozulmamıştı. 20. yüzyılın sonuna doğru, nüfusun özellikle Türkiye'nin batısında artmasıyla hem hayvancılıkla uğraşanların hem de leoparın besini olan geyik ve yabankeçisi avlayanların sayısı arttı. Leoparın sonunu getiren etkenlerin başında, büyük olasılıkla avladığı türlerin azalması geliyordu.

Neredeyse yarım asır, Türkiye'deki yaban hayatı üzerine çalışan biyolog Tansu Gürpınar, 1950'li ve 1960'lı yıllarda avcıların sürü sahiplerinden para almak için çok sayıda leopar öldürdüğünü söylüyor. Onlardan biri 1950'lerde Muğla ve Aydın'da onlarca leoparı avladığı söylenen Mantolu Hasan lakaplı Hasan Bele'ydi. Gürpınar'a göre, leoparın neslinin tükenmesinin ardında başka birçok etken olabilir, "Ama bunları bulmak için artık çok geç."



1974'te Beypazarı'nda öldürülen leoparın haberi (Hürriyet) gazetede "İnsan parçalayan panter" başlığıyla yer almıştı.[/font=Arial][/size=1]



LEOPARIN ŞANSI AZALIYOR
Bir dönem Ege ve Akdeniz bölgelerinde yaşayıp Anadolu leoparı, Anadolu parsı, Anadolu panteri gibi adlarla anılan "büyük kedi" aslında leoparın bir alttürüydü. Yani kendi başına bir tür değil, Afrika'dan Asya'ya kadar yayılan leoparın, –kabaca söylemek gerekirse– bir popülasyonuydu. Geçmişte hayvanların kafatası ölçüleri, post renkleri, ortalama ağırlıkları gibi birçok morfolojik özelliğine bakılarak yapılan sistematik çalışmalarda 27 farklı leopar alttürü tanımlandı. Bu alttürler arasında bazılarının özellikleri çok farklıydı. Arap Yarımadası'nda yaşayan Arap leoparının ergin erkekleri 17 kg gelirken, kuzeydeki Pers leoparının bazı bireyleri 70 kg'ı geçiyordu. Fakat genetik tekniklerin hızla gelişmesiyle yapılan çalışmalardan sonra alttür sayısı, 1996'da sekize indi ve 2001'de yapılan daha kapsamlı bir çalışmada dokuz oldu.

Her iki çalışmada da bilimsel adı Panthera pardus tulliana olan Anadolu leoparının, yaşam alanı Türkiye'den Afganistan'a uzanan Pers leoparı Panthera pardus saxicolor ile aynı alttür olduğu iddia edildi. Ne yazık ki, iki çalışmada da Anadolu'daki leopar örnekleri incelenemediği için kesin bir yargıya varmak mümkün olamıyor.

Evrimsel süreçte farklı alttürlerin oluşması için popülasyonların binlerce yıl boyunca birbirinden doğal bariyerlerle ayrılması ve bu sayede farklılaşmaları gerekir. Günümüzden 470–825 bin yıl önce Afrika'da evrimleşip 170–300 bin yıl önce Asya'nın doğusuna kadar yayılması sırasında birçok değişik habitat tipine uyum sağlayabilen leoparın, birbirine çok yakın Anadolu ve İran'da iki ayrı alttür oluşturabilecek kadar farklılaşması pek de mümkün görünmüyor...

Siirt'e son gidişimde beni gezdiren aracın şoförü Mehmet, Botan Çayı üzerindeki bir köprüden geçerken "Barajın suyu vadinin büyük kısmını kapatacak" dedi. İlk anda hangi barajı kastettiğini anlamadım. Mehmet sessiz kaldığımı görünce "Ilısu" diye tamamladı. Eski bir askeri karakolu ve fıstık bahçelerini geçip tırmanmaya başladık. Az önce geçtiğimiz köprüye baktım. Baraja neredeyse 50 kilometre uzaklıkta olmasına rağmen su altında kalmaması için, onlarca metre yükseklikte yapılmıştı. Belli ki baraj gölü bu köprüden sonra da kilometrelerce uzanacaktı. Kışları neredeyse hiç kar yağmayan ve Türkiye'de leoparın halen neslini korumuş olabileceği bu kuru ekosistemin baraj gölünden nasıl etkileneceğini hayal bile edemedim...

*Batur Avgan'ın kaleme aldığı, Selmet Güler'in fotoğraflarını içeren 'Leopar yeniden Türkiye'de' başlıklı yazının tümünü, National Geographic Türkiye'nin Nisan sayısında okuyabilirsiniz.

Kaynak: ntvmsnbc.com