Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Varoluşun asli unsuruyla bir olmanın anlamı, önemi nedir?

Başlatan bozadi, 20 Mart 2018, 18:09:52

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Tgur, içinde bulunduğumuz yoğunluk değiştirme dalgası süreci aynı zamanda bir tür "çift-yoğunlukluluk" deneyimi sağlayacak diye tahmin ediyorum. Bazı kritik eşikler aşıldığında buna dair hem kendimizde, hem de çevremizde çeşitli gözlemlerimiz olacağını sanıyorum ama baskılarla, yalanlarla ve travmalarla çevrili dünyevi hikayemiz ve hipnotik halimiz nedeniyle henüz etrafımızdaki devrimsel enerji akımlarını ve dönüşümlerini yeterince algılayıp yorumlayamıyoruz ama en azından kendi hikayemizin kalın duvarları dahilinde, dünya genelinde siyasi/askeri/dini/doğal bağlamlarda önemli gelişimlerin, dönüşümlerin meydana geldiğini gözlemleyebiliyoruz az çok. Bu süreç giderek hızlanacak sanırım.

Ama 4. yoğunluğa ve BH'ye elverişsiz ruhların (ve ruhsuzluların) sayısı epeyce fazla olduğu için, onların elenme süreci biraz uzun ve sancılı oluyor/olacak sanırım. Biz de ister istemez bu zorlu durumun acılarını çekiyoruz. Hem kendi şahsi değişim/dönüşümümüzün sancılarını, hem de dünya genelindeki değişim/dönüşümlerin sancılarını. Ama sonuç itibariyle olumlu/yapıcı denebilecek bir yönde ilerlediğimize inanıyorum.

bona fide

fiziksel evrende döngüden bahsederken bu devinimin tekrarın sğrekliliği var. binlerce yıl aralığında olduğu varsayılan sapmaları - gezegen uydu yıldız çarpışma patlama vs. saymazsak bu akışın hareketin devamlılığı var. misal güneş sistemimizde onun enerjisiyle beslenen gezegenlerin dönüşü uyduların varlığı gezegenimizin yapısı barındırdığı canlılık döngü bu tamam. ruhsal döngü ruhun özgür iradesiyle geçtiği kapıdan sonra sınandığı arzularından arınma süreci mücadelesi uyanışı vs meşekattli olsada burdada döngü diyoruz-sunuz ruhsal boyutlar açısından bakarsak. her iki döngüye dışardan baktığımda mantığım algım tüm bunların üstünde fiziksel evren yapısını ve 1234567 boyutu kontrol eden bir üst zeka akıl enerji gücün olabileceği düşüncesinden kurtulamıyorum. döngü dediğimize kasyopalılarında döngü dediğini baz alarak söylüyorum döngüyse bu 7 den sonra tekar 1. boyuta geçilecek döngü sonuçta. o halde bu daha üst bir bilinç tarafından kontrol ediliyor biraz daha ileri gidip hayal gücümü zorladığımda hani demiştim ya sapmalar fiziksel evrende oluşan işte ruhsal alemde de mutlak bütünlük sağlayan ruhlarınsa -ki malum çok zor bu bu aşamaya gelmek- tıpkı fizksel evrendeki zincirden kutulma benzeri boyuttan ayrılıp o üst enerjiye güce kavuşacağı kavuştuğunu düşünüyorum. masalıda böyle andersen gibi mutlu sonla tamamlıyorum. ne yani bu olamaz mı. çok mu uçuk madem uçuk döngüde tekrarda motive eden ne var o halde. döngü diyorsak ben bundan hoşlanmadım döngüden çıkmam lazım değil mi. binlerce yıllık ruhsal dönüşümü tamamla silbaştan başa dön döngü sonuçta. döngü çıkmazındayım.
 

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

1234567 boyutu kontrol eden bir üst zeka akıl enerji gücün olabileceği düşüncesinden kurtulamıyorum.
Muhtemelen sayılar sana sınırlılığı, esareti çağrıştırdığı içindir.

Şöyle birşey de deneyebiliriz: "1" dışında tüm rakamları boşver. Sonuçta tüm rakamlar 1'den doğar, öyle değil mi? 1 olmadan diğer rakamlar da olamaz. "1" varlığı temsil eder.

Daha önce değinilen bir konuyu burada tekrarlamak istiyorum. Astrolojide ve astronomide Güneş'in simgesi:


Ben bu simgeyi şu şekilde yorumluyorum: Ortadaki nokta Güneş'in kendisi. Dış çember ise Güneş'in elektromanyetik alanı. Yani bir bakıma Güneş'in "aura" alanı. Güneş'ten doğan gezegenler o aura / elektromanyetik alan içinde Güneş'in etrafında dönüyor. Ortadaki nokta, saf varlığı, saf aklı, sonsuz ve özgür potansiyeli temsil ediyor ve Güneş'ten doğan gezegenler vs potansiyelin somutlaşmasını, gerçekleşmesini temsil ediyor bir bakıma. İşte bu varlık simgesini 7 yoğunluğu temsil ediyor olarak da düşünebiliriz. Ortadaki nokta bizim "7. yoğunluk" dediğimiz saf varlık, özgür ve sonsuz potansiyel dediğimiz şeydir. Nokta ile dış çember arasındaki boşluk ise diğer 6 yoğunluk seviyesidir ve aynı zamanda "ilüzyon" dediğimiz şeydir. Bizler belki de ilüzyon derken, bunu biraz negatif (kandırıcı) bir manada görme eğilimindeyiz ama anladığım kadarıyla ilüzyon dediğimiz 6 seviye, varlığın kendini ifade alanıdır. Sonsuz potansiyelini gerçekleştirme alanıdır. Bir yaratış, üretiş, davranış alanı olmadıktan sonra sonsuz potansiyel neye yarar ki? Asıl esaret o olurdu. Yani ilginç bir şekilde, ilüzyon dediğimiz şey "özgürlük" kavramıyla yakından bağlantılı. Nitekim "özgür iradenin" en önemli yasa olduğuna dikkat çekilmesi de bununla ilgili olsa gerek.


Bu üstteki Güneş/Varlık simgesini 7 yoğunluk ölçeğiyle ifade edecek olursak aşağıdaki Varlık küresini elde etmiş oluruz:



Sağdaki ikinci kürede 7 yoğunluk seviyesinin rakamsal sıralamasını ters çevirdim. Ortadaki sonsuz potansiyeli ve saf varlığı temsil eden noktaya veya iç küreye 7 yerine 1 rakamını atfettim. Bu şekilde de düşünülebilir, hatta belki bu şekilde bazı şeyler daha iyi anlaşılabilir. Her iki numaralandırma şekli de geçerlidir, her ikisi meselenin bir yönünü ifade etmektedir. 7 doğada "tamamlanma" sayısıdır (7 renk, 7 nota). Bu tamamlanmayı içe doğru da düşünebilirsiniz, dışa doğru da.

Güneş/varlık simgesini ve yoğunluk küresini hatırlatmak istememin nedenlerinden biri, ortadaki saf varlık / sonsuz potansiyel ve onun özgür ifade alanı dışında bir  "üst akla" neden ihtiyaç olmadığını, daha doğrusu neden öyle birşey olmadığını göstermektir. Bu tablo/matematiksel ifade "sınırlayıcı/hapsedici" gibi görünebilir ama değildir. Herhangi bir sınırlama yoktur. Yani "7 yoğunluk" düzeyi sanki Varoluşun sonsuz potansiyeli 7 sınırlı seviyeye boğulmuş, hapsedilmiş gibi görünüyor ama aslında durum bu değildir. Varlık olmadan sonsuzluktan ve özgürlükten bahsetmenin anlamı yoktur ve 1 rakamı o varlığı, sonsuz potansiyeli ve özgürlüğü gayet güzel ifade etmektedir. Sayıların sonu yoktur, özgürlüğe çizilebilecek bir sınır da yoktur, dolayısıyla özgürlüğü temsil edecek çok büyük bir rakamdan bahsetmek de anlamlı olmayacaktır. 1 herşeyi temsil etmektedir ve görünüşe göre 1'in (varlığın) kendini ifadesi ve kendini deneyimlemesi de 7 doğal aşamada gerçekleşmektedir. Diğer tüm rakamlar ve/veya miktarlar 1'in ve/veya 1'den 7'ye kadar olan rakamların katları, çarpımları, tekrarları veya farklı ifadeleridir.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

 döngü dediğimize kasyopalılarında döngü dediğini baz alarak söylüyorum döngüyse bu 7 den sonra tekar 1. boyuta geçilecek döngü sonuçta.
Hayır, 7. yoğunluğa ulaşan bir varlığın döngüye 1. yoğunluktan tekrar başlaması diye birşey yok. Kitlesel bir şekilde big-bang'i deneyimleyen varlıklar 1. yoğunluk da dahil tüm varoluşa dağılır. 7. yoğunluğa ulaşan varlık tümlüğe ulaşmıştır, tüm varlıkla tamamen bir olmuştur ve bu "birleşme" bir benzetme veya "yaklaşık" ifade değildir, "gerçekten" öyledir. Gerçekten "tamamen birleşmiştir", artık onun Varoluşun geri kalanından ayrı, müstakil bir bireyselliği yoktur, o bireysellik tamamen tarih olmuştur. Tüm varlık olduğunu, varlığın "tek" olduğunu zaten biliyordu, bildiği şey gerçekleşti. 3KH'den bakınca o varlığın "başına gelen" çok kötü birşey gibi görünüyor, değil mi? Sanki bir birey öldürülmüş, yok edilmiş gibi? Hayır, öyle değil. Tam tersine. Ama işte 3KH'deki güçlü egosal perspektif, 7. yoğunluktaki realiteyi bir işkence/yanlışlık/kötülük/ceza gibi algılıyor, durum bunun tam tersiyken. Bir de şu var ki, mutlak birlikte eriyerek tarih olan o birey (ki bireyselliği 7. yoğunlukta durup dururken erimedi, önceki yoğunluklardan itibaren kendi özgür iradesiyle giderek erimekteydi), diğer tüm yoğunluklardaki bireyleri de kapsamaktadır. Yani o (ve sen ve ben ve herkes ve herşey) tüm bireyleri kapsamaktadır, çünkü varlık 1'dir. Dolayısıyla, bir bireyin tamamen tarih olduğunu söylerken, bu da yeterli ve tam bir ifade değil. Bir birey 7. yoğunlukta tüm varlıkla tam olarak birleşirken, o sırada diğer yoğunluklarda (tıpkı bizim 3KH'mizde olduğu gibi) bireyselliği deneyimleyen sayısız bireysel varlık var. Tüm varlık bir olduğuna göre, o bireylerin deneyimi de tek ve aynı varlığa, tüme aittir. Dolayısıyla her an hem tümlük/tamlık, hem de bireysellik/ayrıklık deneyimleniyor eşzamanlı olarak.


Tgur

Siz sevgi duyduğum dostlara döngü hakkında geçen K.lardan bazı aktarmalar yaptım,uzun ve kısa döngü ve uyguladığımız izafi zaman hakkında K.ların da bazı yorumlarıyla bir neticeye varmak biraz zor olsada döngülerden neler kastedildiğini anlamaya çalışalım ,
---------------------------------------------
"S: (L) Bir dalganın üzerine binmiş ve Zeta Retikuli civarından gelen bir uzay gemisi filosu olduğunu varsayarsak, varış bakımından mekan zaman sapmasının belirsiz olması ne anlama geliyor? Lütfen açıklar mısınız?
C: Kütle, çekim dalgasındaki elektromanyetik transferi etkiliyor.
S: (L) Yani, transfer etmek istenen büyük bir kütle varsa, sorun kısmen kütlenin çok geniş bir mekan/zaman alanına dağılması ve dolayısıyla bir aşama ile transfer edilmesi veya bu anlamda birşey mi?
C: Yakın.
S: (L) Bu hususta bize biraz daha açıklama yapabilir misiniz?
C: Kütle zaman döngüsünü etkiliyor: küçük kütle eşittir küçük zaman döngüsü; büyük kütle eşittir büyük zaman döngüsü."
---------------------------------------------------
"S: (L) Osiris döngüsü; Osiris'in bedeninin parçalanmasını DNA sarmallarının parçalanmasına benzetmek bakımından Kertişlerin insanlık üzerindeki faaliyetinin bir örneğini mi teşkil ediyor?
C: Yakın.
S: (L) Havva'nın yediği ve sonra Adem'e verdiği iddia edilen, İyi ve Kötü Bilgisi Ağacı'na ait meyve neydi?
C: Bilgi sınırlaması. Kodlama.
S: (L) Havva'nın bilgi ağacının meyvesini yemesi ne anlama geliyor? Bunu yapmak için ne yaptı?
C: Yanlış tarafla arkadaşlık yaptı?
S: (L) Burada arkadaşlık ne anlamda?
C: Havva sembolik.
S: (L) Neyi sembolize ediyor?
C: Dişi enerji.
S: (L) Dişi enerji yanlış tarafla arkadaşlık ettiğinde ne yaptı?
C: Bir miktar bilgi ve güç kaybetti."
------------------------------------------------------------
"S: (L) Ruh ile fiziksel beden arasındaki etkileşim, diğer varlıkların arzu ettikleri bir yan-ürün mü meydana getiriyor?
C: Herşeyin arzu edilmeyen sonuçları yanında arzu edilebilir sonuçları da vardır, fakat burada şu da belirtilmelidir ki evrenin tüm boyutlarında var olan herşey, varoluşu yalnızca iki şekilde deneyimleyebilir. Bunlar uzun dalga döngüsü ve kısa dalga döngüsüdür. İnsanların neden fiziksel madde içinde esir olduklarıyla ilgili soruna dönecek olursak, ki elbette bu gönüllü bir şekilde ve seçimle gerçekleşti, sizin tamamen eterik veya ruhsal bir varoluş olarak tanımlayacağınız uzun dalga döngüsü deneyiminden, fiziksel varoluş dediğiniz kısa dalga döngüsüne geçmenizden kaynaklandı. Bu iki yol arasındaki fark şudur; uzun dalga döngüsünde evrimde döngüsel bir tarzda çok yavaş bir değişim meydana gelir. Kısa dalga döngüsünde ise bir ikilik/dualite vardır. Dünya'da fiziksel bedenler içindeki ruhların deneyimlediği şey de budur çünkü ruh döngünün yarısında eterik/ruhsal bir halde deneyim yaşarken, döngünün diğer yarısında fiziksel bir durumda deneyim yaşar. Bu iki yarı, zaman olarak sizin zamanı ölçüm şeklinizle ölçülemez ama elde edilen deneyimin bütünü her iki yarıda eşittir. Ruhların grup zihni tamamen eterik/ruhsal bir varlık yerine fizikselliği deneyimlemeyi seçtiğinde bu kısa dalga döngüsüne geçme gereksinimi doğal olarak, evrenin doğal bağları yoluyla gerçekleşti."
--------------------------------------------------------------

"S: (L) Ruhla bedenin etkileşiminin bir yan-ürünü var mı?
C: Bu etkileşim hem pozitif hem de negatif nitelikte yan-ürünler meydana getirir.
S: (L) Bu yan ürünler nelerdir?
C: Önce hangisi?
S: (L) Pozitif.
C: Pozitif yan-ürün göreli enerjide meydana gelen bir enerji artışıdır. Bu enerji ruhun ve onun tek boyutlu ve iki boyutlu etkileşimli partnerlerinin öğrenme sürecini hızlandırır. Partnerler flora, fauna, mineraller vb'dir. Bu kısa dalga döngüsündeki fiziksel/ruhsal transfer yoluyla hepsi tekrar-birleşmeye doğru olan gelişim ve hareketi daha hızlı bir şekilde deneyimler.
Negatif olarak ise aynı varlıklar için pek çok negatif durum söz konusu olur, çünkü 1. ve 2. bilinç yoğunluğu seviyesinde bulunan flora ve fauna normal olarak fiziksel düzlemde uzunvadeli veya uzun dalga döngülü bir deneyim yaşayacaktı ama insanlarla olan etkileşimleri nedeniyle kısa dalga ruhsal/fiziksel döngüde deneyim elde etmek durumundalar "

-----------------------------------------------------------------------

 "S: (L) Kaçıran varlıkların bilinçli uygulaması bakımından bu nasıl gerçekleştiriliyor?
C: Kozmik bir enerji akışı kullanılarak ruhsal ve kimyasal bir etkileşimden yararlanmak suretiyle hafıza işlevi üzerinde etki yapıyorlar.
S: (L) Daha spesifik olabilir misiniz?
C: Daha spesifik olmak başka bir anlamda daha az spesifik olmak anlamına gelir ama bunu ifade etmenin iyi yollarından biri şu: beyindeki elektromanyetik enerji akışı üzerinde oynama. Elektromanyetik enerji yani elektromanyetizm, uzun dalga veya kısa dalga döngülerinde evrim kazanan tüm varlıklarda mevcut olan hayat enerjisidir."

----------------------------------------------------------------------------

"S: (L) Önceki bir aktarımın bir noktasında Kertenkele varlıklarının kendi "beslenme" amaçlarına yönelik olarak bir savaştan sonra insan ırkını değiştirdiği belirtilmişti. Bunu biraz açıklar mısınız?
C: Bu varlıkların sizin varlığınızı tamamen kontrol etmeleri mümkün değildi. Eğer öyle olsaydı, ırkınız gerçekleştirdiği şeyleri gerçekleştiremezdi. Kertenkele varlıkları kendi çıkarlarına uygun olarak insan varlıklarının fiziksel yapısına müdahalede bulundu. Daha önce söylediğimiz şeyi hatırlayın. Bu düzlemde deneyimlenen zaman döngüsüne de müdahale edilegeldi. 74 bin yıldır gelecekteki bir noktaya yönelik olarak kendileri için faydalı olarak algıladıkları koşulları oluşturabilmek için zamanda geri ve ileri giderek müdahalelerde bulunuyorlar. Bunu yaparken zaman döngüsünde askıda kalıyorlar. Onların, sizin ölçünüzle bir saat olarak algıladıkları süre 74 bin yıl kadar uzun olabilir.
S: (L) Yani burada bulunuşları 300 bin öncesine gitmiyor?
C: Kendi çıkarlarına uygun olan koşulları asıl olarak 309 bin yıl önce kurdular ama bu belirttiğimiz 74 bin yıllık belirli süreç içinde koşullara daha önce belirttiğimiz şekilde müdahale ediyorlar

------------------------------------------------------------------------------
"S: (L) Tamam, Quorum'dakiler başkalarına hizmete odaklanıyorlar ve onlar da başkalarına hizmet ederken bazı kendine hizmetlerin başkalarına hizmet olduğunu anlıyorlar.
C: Yakın.
S: (L) Yani buradaki fikir, oraya hangi yönden ulaşmış olursan ol, her iki yolu harmanlamak, öyle mi?
C: Başkalarına hizmet, bu iki gerçekliğin mükemmel bir dengesini sağlıyor. Tam karşısındaki kendine hizmet ise büyük döngünün mükemmel bir dengede kapanmasını sağlıyor.
S: (L) Yani başkalarına hizmet yolunun varolabilmesi için kendine hizmet yolunun da olması şart, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Ve Quorum ve İlüminati'dekiler de...
C: Ortada harmanlanıyorlar.
S: (L) Işığın olabilmesi için karanlığın da olması gerekiyor, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Ve Kasyopyalıların olabilmesi için Kertişlerin de olması gerekiyor...
C: Yakın. "
 
-----------------------------------------------------------------------------------


"C: Zaman/mekan eğriliği.
S: (L) Zaman/mekan eğriliği derken neyi kastediyorsunuz?
C: Fazla karmaşık ama bu kavramı bir ölçüde anlıyorsunuz.
S: (L) Yani o sistemdeki yıldız genişledi ve bizim ana gezegenimiz yandı. Öyleyse, biraz gevşek bir zamansal karşılaştırma ile bu, insanların yaratılmasından çok kısa bir süre sonra gerçekleşmiş olmalı, öyle değil mi?
C: Bu karşılaştırmada kendi zaman algınızı gevşek olarak dahi uygulayamazsınız.
S: (L) Bu hususta biraz yardım istiyorum. Eğer o gezegen küle döndüyse neden insanlar orada tohumlandı... Kısa bir süre sonra küle dönüşecek olan bir gezegende var edilmenin amacı nedir?
C: Pekala. İşte bir şok-edici geliyor; henüz tamamen yanıp küle dönmedi.
S: (L) Peki nedir? Bize yanıp küle döndüğünü söylemiştiniz. Buradaki asıl hikaye nedir?
C: Tamamen yok olması sizin 4'üncü yoğunluğa geçişiniz sırasında olacak. D'Ankhiar'da şu anda insan bedenleri yaratılıyor.
S: (L) O gezegende şu anda insan yaratılmasından kastettiğiniz şey nedir? Yoksa o gezegen bu gezegen mi?
C: Hayır. Büyük döngünün kapanmasıyla ilgili.
S: (L) Şu anda orada insan varlıklarının yaratıldığını mı söylüyorsunuz?
152
C: Evet, öyle. Irkınız orada üretiliyor.
S: (L) Nasıl?
C: Boyut geçişi, anladın mı?
S: (L) Orada 4'üncü yoğunluk bedenlerinin mi yaratıldığını söylüyorsunuz?
C: Hayır. 3'üncü.
S: (L) 3'üncü yoğunluk bedenleri... Şu andaki bedenlerimizden çıkıp o bedenlere mi gireceğiz?
C: Uzaklaşıyorsun. Dikkatli düşün. Boyut. Gerçeklik. Döngü.
S: (L) Şu anda orada insan ırkının bedenleri üretiliyor...
C: Evet.
S: (L) Ve boyut sınırı geçişi sırasında o gezegen tamamen küle dönmüş olacak...
C: Evet.
S: (L) Şu anda o gezegende üretilen insanlar boyut sınırı geçişi sırasında nereye gidecek?
C: Eski dünyaya.
S: (L) Eski dünyaya mı gidecekler?
C: Sizin bildiğiniz şekliyle zaman yok. Hepsi kolektif bilince yönelik derslerden ibaret.
S: (L) Yani bu büyük döngünün kapanmasıyla birlikte herşey baştan mı başlayacak?
C: Pek sayılmaz; hatırla, başlangıç diye birşey yok.
S: (L) Dünyadaki pek çok ruh, dünyaya gelmekte olan bu yeni bedenlere mi girecek?
C: Evet.
S: (L) Ve eski insanlık olarak, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Ve herşeye bir daha başlayacaklar?
C: Evet.
S: (L) Yani çok sayıda insan bu oyuna baştan başlayacak?
C: Yakın.
S: (L) Bu ceza mı?
C: Hayır. Varoluşun doğası.
S: (L) O noktada bazı ruhlar da bir üst yoğunluk seviyesine mi gidecek?
C: Evet.
S: (L) Bize bunun bir yüzdesini verebilir misiniz?
C: Hayır. Şu anda açık.
S: (L) Eğer bu döngünün bir noktasında şu anda kulladığımız bedenler o gezegende üretilip dünyaya getirildiyse, o bedenleri kim getirdi?
C: Boyut geçişi.
S: (L) Kim değil ne, öyle mi?
C: Herşey "kim" ve "ne"dir."

------------------------------------------------------------------



gerçek tosun paşa

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

fiziksel evrende döngüden bahsederken bu devinimin tekrarın sğrekliliği var. binlerce yıl aralığında olduğu varsayılan sapmaları - gezegen uydu yıldız çarpışma patlama vs. saymazsak bu akışın hareketin devamlılığı var. misal güneş sistemimizde onun enerjisiyle beslenen gezegenlerin dönüşü uyduların varlığı gezegenimizin yapısı barındırdığı canlılık döngü bu tamam. ruhsal döngü ruhun özgür iradesiyle geçtiği kapıdan sonra sınandığı arzularından arınma süreci mücadelesi uyanışı vs meşekattli olsada burdada döngü diyoruz-sunuz ruhsal boyutlar açısından bakarsak. her iki döngüye dışardan baktığımda mantığım algım tüm bunların üstünde fiziksel evren yapısını ve 1234567 boyutu kontrol eden bir üst zeka akıl enerji gücün olabileceği düşüncesinden kurtulamıyorum. döngü dediğimize kasyopalılarında döngü dediğini baz alarak söylüyorum döngüyse bu 7 den sonra tekar 1. boyuta geçilecek döngü sonuçta. o halde bu daha üst bir bilinç tarafından kontrol ediliyor biraz daha ileri gidip hayal gücümü zorladığımda hani demiştim ya sapmalar fiziksel evrende oluşan işte ruhsal alemde de mutlak bütünlük sağlayan ruhlarınsa -ki malum çok zor bu bu aşamaya gelmek- tıpkı fizksel evrendeki zincirden kutulma benzeri boyuttan ayrılıp o üst enerjiye güce kavuşacağı kavuştuğunu düşünüyorum. masalıda böyle andersen gibi mutlu sonla tamamlıyorum. ne yani bu olamaz mı. çok mu uçuk madem uçuk döngüde tekrarda motive eden ne var o halde. döngü diyorsak ben bundan hoşlanmadım döngüden çıkmam lazım değil mi. binlerce yıllık ruhsal dönüşümü tamamla silbaştan başa dön döngü sonuçta. döngü çıkmazındayım.

Döngü boyutlardan ibaret değildir. Aslında döngü o kadar mühimdir ki boyutlar ona ayak uydurmak için gelişen bir sistemdir. Döngü kusursuz işleyen bir çark gibidir. Bakış açını bu kısıtlılıktan çıkarmalısın.

bozadi

Sanıyorum ki, yukarıda Ra-Kasyopya kozmolojisi denebilecek şeye dayalı olarak tasvir ettiğim şeyin bona fide ve her birimiz dahil olmak üzere başkaları için en tuhaf ve inanması zor görünebilecek taraflarından biri, "varlığın" saf kaynağını formüle ediyor olmamızdır (bak yine "kaynak" terimini kullanmak zorunda kaldım). Evet, örneğin meşhur monoteist dinler de varlığın kaynağını parmakla gösterirler "Tanrı" diye ve bir şahıs portresi çizerler genelde. Ve bizzat bu "şahıs" portresi Tanrı'yı acizleştirir aslında. Çünkü hiçbir şahıs mükemmel değildir, mutlaka acizlikleri vardır, bir evrimin ürünüdür. Mükemmellik, mutlak saflık dediğimiz şey "şahıs" olarak doğrudan zuhur edemez. Çünkü şahsiyet kavramı "şekil" ima eder ve tüm şekiller eksiktir. Konuşan, emir yağdıran, kızan, öven ve hatta "seven" şey mutlak saf varlık olamaz. Evet, bu konuda ileride elbette değişebilecek veya güncellenebilecek olan şahsi kanaatimi ifade etmiş olayım: mutlak saf varlık "sevmez", en azından bizim genelde anladığımız şekilde değil. Çünkü hemen her kavramda olduğu gibi, bizler sevme kavramını da ancak ve ancak bir şahsın veya aşağı-yukarı şahıs niteliğine sahip birşeyin bir eylemi olarak algılayabiliyoruz. Doğrudan bir şahsiyeti olmayan mutlak bir saflığın sevgi veya nefret gibi "bireylere" özgü davranışlar sergilemesi mümkün değildir. Yine Güneş örneğini kullanalım. Güneş bizi "seviyor" mu? Ve hatta Güneş bizi "tanıyor" mu? Sevgi de, bilgi de Güneş'in varlığının bir sonucudur veya onun varlığıyla doğrudan alakalıdır elbette ama o varlığın en saf haliyle sevme veya tanıma gibi bir eylemde bulunması çok anlamlı olmuyor. Çünkü sevmek için seven ile sevilen diye bir düalite olması gerekir. Yine, bilmek için bilen ile bilinen diye bir ayrım olması gerekir. Mutlak saf varlıkta ise o düalite yoktur. Halbuki "şahıslardan" bahsedildiği anda düalite olmak zorundadır çünkü "şahıs" son derece "şekilli" bir kavramdır. İşte bu nedenle, dinlerin genelinin çizme eğiliminde olduğu "Tanrı" kavramının sahte veya "çarpık" yönleri olduğu açıktır. Tamamen sahte değildir, kısmen veya yaklaşık olarak isabetli veya doğru yönleri vardır ama sahte yönleri de vardır. Bu sahteliğin, çarpıklığın bir kısmı bizzat insanların kendi bilgi/farkındalık düzeylerinin düşüklüğünden ve çarpıklığından, egosundan (KH) kaynaklanırken, bir kısmı da bizzat insanların egolarını sömürmek isteyen büyük bazı egoların sömürüye yönelik olarak dayattıkları sahtelikler ve çarpıklıklardır.

Ra-Kasyopya kozmolojisi, mutlak saf varlık özünü tanımlıyor ve ona "7. yoğunluk" diyor. Mükemmel, saf, katışıksız, monolitik (düalite içermeyen) öz. Ama bu tanımlama bizim 3KH koşullarında karşılaşmaya hiç alışık olmadığımız bir varlık tanımı. Bizler hem dinler, hem de pek çok başka yolla ve tabi ki kendi egomuzun bir sonucu olarak herşeyi "şahıslaştırmaya" o kadar eğilimliyiz ki, şahıs olmayan bir yaratıcı kaynak tahayyül etmekte çok zorlanıyoruz. Kendimizi ille de bir "şahıs" olarak görme hastalığımızın (ego) bir sonucu aynı zamanda bu. Hiç düalite içermeyen bir kaynaktan düalitenin nasıl doğabildiyle ilgili kafamda henüz tam olarak oturtamadığım şeyler var, bunun üzerinde düşünmeye devam ediyorum. Veya hatta örneğin "yaratıcı" teriminin, mutlak saf varlığa uygun bir atıf olup olmadığından da emin değilim. Bildiğiniz gibi Ra "sapmalardan" bahsediyor. Daha önce bu konuda şu yorumda bulunmuştum:

Alıntı Yap
 Bakış açısına bağlı olarak en büyük gücün sevgi olduğu söylenebilir elbette. Ama sevgi ilk prensip veya "ilk şey" (kendisinden önce gelen başka hiçbir şeyin olmadığı şey) değildir. Sevgi varlığın bir işlevi, bir sonucudur. Varlık sevgiden önce gelir. Örneğin Ra sevginin bir "sapma" olduğunu, yani en önce gelen, en saf, en mutlak şeyin sevgi olmadığını açıklıyor. Ra, en mutlak ve aslında tek şey olduğunu söylediği tek mutlak yaratıcının temel sapmalarının (ondan ilk çıkan şeylerin) özgür irade, sevgi ve ışık olduğunu söylüyor (yanlış anlamıyorsam, özellikle bu sıralamayla).

Benim anladığım şekliyle, o ilk prensip mutlak/saf "varlık" olarak düşünülebilir. Var olan herşeyin (iyi veya kötü, şöyle veya böyle) en kesin, en mutlak ortak paydası budur sonuçta, öyle değil mi: Varlık. Mutlak, saf, hiçbir şekle bürünmemiş sonsuz potansiyel. Güneş'in simgelediği, örneklediği şey. 7. yoğunluk.

Sevgi; 7. yoğunluk ile ilüzyon içeren diğer 6 yoğunluk seviyesi arasındaki bağlantıyı, bütünlüğü sağlayan, sürdüren şey gibi görünüyor bana. Varlığın kendini koruma ve sürdürme iradesi gibi birşey.


bozadi

Günlük yaşam düzeyinde pek inmeye alışık olmadığımız bir derinliği (en derini) sorguluyoruz. Aklınıza mukayyet olun millet! :))

gerçek tosun paşa

Bozadi en üstte yer alan sembol aynı zamanda bir manasına da geliyor. Herşey birdir, bir herşeydir gibi bir manası var. Çok güzel.

bona fide

bozadi kaynağa dair şema anlatım adına döngüyü sınırı olan sarmalımsı yapıya benzeterek söylğyorum kaynağa ulaşıldı karışıldı bir olundu diyelim. ki plaideste sevgiden önce bilgi geliyordu önce ışık yani bilgi var bu tamam işte yaratımın surekliliğinde illaki insan olmak değil var oluş hayvan bitki su ki bizim gezegenimizle sınırla değil bu yaratımlar. ve hepsi bulunduğu yaratıldığı ortamda deneyimler için var duygular var bir çok duyguyu deneyimleyeceksiniz diyordu plaideste bu da tamam.kaynaktan kaynaklı -garip bi cümle oldu- değişik şekillerde yaratılmalar var başka gezegenlerde hangi formdalar bilemem. döngüyü tamamlarken ruhun 3. boyuttan itibaren insan formu aldığı en azında dünya gezegeninde böyle 4. boyutta yarı geçirgen gibi bi form 456 da sevgi konusu var ve insan formunda negatif pozitif açılardan duygu deneyimleri mevcut bu da kaynağı sadece dünya gezegenindeki binlerce yıl suren deneyimlerle sınırlandırmadan bakarak, kaynağa ulşanın yine ışık yani bilgiyle yeniden farklı formlarda tezahur edeceği var oluş süreci içinde olsun diyelim bu yani misal binlerce ışık yılı uzakta tanımlanamayan bir cisim olalım yeni deneyimler artık yaratılma öncesi neye karar verildiyse diyorum sürekli değişik oluşumlar ve kaynağa dönmek. kaynakta dönmekteki o çoşku yeniden farklı tezahür etmeler adına mı o halde. döngüyle olan bu. tamam vurmayın düşünmem gerekiyor bi yüz yıl. bu kafayla gidersem bi kaç yüz kere gidip gelmemde olası. kim ve ne sorusuyla sorsam kaynak herşey sen ben o diceksiniz. bu kaynak nasıl var oldu. o bilgi yani kaynak bu akıl almaz yaratımları belirli bir sistemde ve döngüde neden sürdürüyor. ya da neden sürdürüyoruz. saf ışık varlığı arınmalar tekamül sonrası ulaşılan saf ışık bilgi hmm herşeyden arınınca yeniden deneyimler arzusuna mı kapılıyor. yoksa yukardaki şemaya göre yaratım bir kere olduda biz o sarmalda ışığa dönüş sürecinin aşamalarındamıyız bu daha mantıklı döngüden kasıt budur belkide. yani bir kerelik 1234567 ve 7654321 dağılma ve toparlanma gibi.yukarda sevgili tgurun yazdığı kasyopa celse alıntısında kim ve ne sorusu bir karakteri tanımlamak ihtiyacı doğurmuyor mu? tamam ruha ait tanımlama. özne ruh. hal böyle olunca kaynakta karakterli oluyor. monoteistten farkı ne ordada tanrı nefsinden bir parça üfledi diyor yaratırken. nefsinden derken kasıt özgür üradesi mi arzularımı kaynağın parçası olarak fark düşüşle nefsin arzuların  peşinde koşmamız mı? artı düşüşle burada maddi boyuttaysak. yine tgurun kasyopa alıntısında öncesinde manevi boyutta bir sistemde vardıkta düşüşle kısa dalga döngüyü deneyimlemek için mi burdayız. yani perdenin öbür tarafıda daha uzun surec var ve buradaki gibi travmatik değil. işin en ilginç yanı sevgiyi deneyimliyor olmamız kaynağı değilde var olan herşeyi bu da aslında dolaylı olarak kendimizi sevmeyi öğrenmek yani kaynağı. monoteizmden farkı ne? durun atmayın düşüneceğim artık söz. başka yazmak yok  bu konuda.
 

bozadi

https://www.scienceandnonduality.com/about/nonduality/ sitesinden bir alıntı (çeviri):

Alıntı Yap
 
İKİSİZLİK

İkisizlik, ayrımsızlığa ve temeldeki doğal birliğe dair felsefi, ruhsal ve bilimsel anlayıştır.

Binlerce yıldır derin iç sorgulama yoluyla filozoflar ve bilgeler, yalnızca tek bir öz olduğunu ve dolayısıyla hepimizin onun bir parçası olduğunu anlamışlardır. Bu öze Farkındalık, Bilinç, Ruh, Advaita, Brahman, Tao, Nirvana veya hatta Tanrı denebilir. Sabittir, her zaman mevcuttur, değiştirilemezdir ve tüm mevcudiyetin özüdür.

Son yüzyılda Batılı bilim insanları aynı sonuca varmaktadır: Evren muhtemelen Büyük Patlama (Big Bang) sırasında oluşan tek bir özden oluşmaktadır ve daha sonra ondan var olma duygusu (bilinç) türemektedir. Bu kavrayışın insanlar açısından ontolojik (varoluşsal) bazı anlamları vardır: bizler temelde tek bir varlığın, birbiriyle ayrılmaz şekilde bağlantılı bireysel ifadeleriyiz; hepimiz aynı okyanusun damlalarıyız.

Bilim ve İkisizlik, farkındalığın doğasına, herşeyin kendisinden türeyip sonra ona geri döndüğü hayatın özüne doğru bir yolculuk, bir keşiftir.

İkisizlik nedir?

İkisizlik (non-duality) sözcüğünün birbirine yakın pek çok farklı anlamları vardır. Giriş olarak, ikisizliğin felsefi, ruhsal ve bilimsel ayrımsızlık ve temel birlik anlayışı olduğunu söyleyebiliriz.

Başlangıç noktamız "hepimiz biriz" cümlesidir ve bu soyut bir anlamda değil, varoluşun en derin düzeyindeki bir birlik anlamındadır. Gözlemci ile gözlenen arasındaki ikilik veya ayrılık, doğulu mistiklerin çok uzun zamandır, Batılı bilim insanlarının ise daha yakın zamanlarda kuantum mekaniği yoluyla farkına vardıkları bir ilüzyondur.

Düaliteler genellikle zıtlar yoluyla görülür: akıl/madde, kendi/başkası, bilinçli/bilinçsiz, ilüzyon/gerçeklik, kuantum/klasik, dalga/parçacık, ruhsal/maddi, başlangıç/bitiş, erkek/dişi, canlı/ölü ve iyi/kötü. İkisizlik anlayışına göre, bu yaygın ikiliklerle özdeşleşildiğinde, daha derindeki bir gerçekliğin farkındalığı gözden kaçmaktadır.

İkisizliği nasıl daha iyi anlayabiliriz?

Bu soruyla ilgili iki yön vardır ve bu iki yön altta yatan tek bir gerçekliğin iki temsili olarak da düşünülebilecek olmakla birlikte, ilk bakışta sanki birbirini hükümsüz kılıyormuş gibi görünebilir.

İlk yön dışsal gerçeklik anlayışımızdır ve bunun için bilime döneriz. Bilimin güzelliği ve faydası, gerçekliği kişisel, dini veya kültürel yargılar olmadan ölçmeye ve tanımlamaya çalışmasıdır. Birşeyin bilimsel olarak kanıtlanmış sayılması için kapsamlı testlerden geçmesi gerekir ve kanıtlansa bile gelecekte her zaman tekrar incelemeye tabidir. İnsani önyargıların yapılan işe bulaşması kaçınılmazdır ama bilim arayışının kendisi, özü itibariyle gerçeğe doğru sürekli evrilen bir arayıştır. Fakat daha sonra kuantum mekaniği, bu çok övülen objektiflik anlayışını sarsmıştır çünkü gözlemcinin rolü, gözlemin meydana getirdiği kuantum etkisinden ayrılamaz hale gelmiştir. Yani sanki bilincin kendisi gerçekliğin yaratılmasında bir rol oynuyor gibidir. Gerçekten de ikisi aynı şey olabilir. Kuantum öncüsü Niels Bohr'un dediği gibi: "Fizikçi, bir atomun kendine bakma biçimidir!"

İkinci husus ise, içsel, kişisel bilinç deneyimimizdir; "farkındalığa ilişkin farkındalığımızdır". Dünyayı algılamak için duyularımız vardır fakat tüm algıların, anıların, tanımlamaların ve düşüncelerin "ardında" saf farkındalık vardır. Binlerce yıldır, Doğulu mistikler bu ayrışmamış bilinci nihai mutluluk durumu veya nirvana olarak açıklamışlardır. Arayışçılar bu hali deneyimlemek için sayısız ritüeller ve uygulamalar yapmışlardır fakat bu hal aslında çok basit bir şekilde açıklanabilir. Hintli bir advaita (ikisizlik) öğretmeni olan Nisargadatta Maharaj, "Akıl, benlik ve ruh üçlemesi, bakıldığı zaman birlik haline gelir" demiştir.

İkisizliği anlama konusundaki başlıca zorluk, onun dilin ötesinde olması olabilir, çünkü adlandırma yapar yapmaz, tanım gereği (ve paradoksal bir şekilde), bir ikilik, yani düalite yaratılmış olmaktadır. "Herşey birdir" cümlesi bile "bir olan" ile "bir olmayan" arasında bir ayrım yaratmaktadır! İkisizliğin özellikle Batıda yanlış anlaşılmış olmasına şaşırmamak gerekir.


bozadi

Bu ikisizlik (non-duality) meselesi bazı bakımlardan çokça eleştirdiğimiz "new age" akımı dahilinde görülebilir ama aslında celselerde K'lar en başından beri bu "özsel birlik" konusuna tekrar tekrar dikkat çektiler. "Pozitifleşme" gerekliliğinden bahsettiler, buna yönelik çeşitli pratik uygulama önerilerinde bulundular. K'ların ve Laura ve ekibinin "new age" konusunda yaptıkları uyarı temel olarak içimizdeki ve dışımızdaki ego realitesine ve ciddiyetine "körlük" taslanmasıyla ilgili. Yani negativitenin hem içimizde, hem de dışımızda ne kadar köklü bir şekilde yerleşmiş olduğuna ve bununla mücadeleye karşı duyarsız kalınması, ihmal edilmesi meselesi. Çünkü bu durum kendini ve başkalarını aldatmaya ve bu nedenle de KH güçlerinin kurbanı/avı haline getirmeye yönelik ciddi bir risk yaratıyor ve egemen KH güçlerinin suistimalleriyle mücadeleyi zorlaştırıyor.  Daha önce bu konuda birkaç özet görüşümü paylaşmıştım.

Sonuç olarak, bence bizim bu "ikisizlik" meselesindeki farkındalığımızı artırmamız çok önemli. Forumda azımsanamayacak ölçüde ele aldığımız Maharaj zaten bu ikisizlik (Hintçe: advaita) öğretisinin en büyük öğretmenlerinden biri sayılıyor.

Bir yanda forumda en çok tartışma konularından biri olan BH-KH düalitesi (ve pek çok başka düalite) ile diğer yanda "ikisizlik" öğretisi arasındaki ilişkileri çözmemiz veya netleştirmemiz gerekiyor gibi geliyor bana.


bozadi

BH-KH düalitesini bu adlandırmayla ilk kez gündeme getirmiş ve sıkça vurgulamış olan Ra'nın en çok vurguladığı şeylerden bir diğeri ise "Bir'in Yasası". Aynı şekilde BH-KH düalitesine çok dikkat çeken K'lar da daha ilk celsede felsefeniz nedir sorusuna: "Bir" cevabını verdiler ve sonraki pek çok celsede varoluşun mutlak birliğine dair çok sayıda açıklama ve vurgu yaptılar (bilimsel anlamda Kuantum ve Birleşik Alan Teorisi de dahil olmak üzere).

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

plaideste sevgiden önce bilgi geliyordu önce ışık yani bilgi var
Hm, eğer Pleiades ile Ra arasında ışık/bilgi ile sevgi arasında hangisinin daha önce geldiği konusunda farklı bir anlatım varsa, bunu değerlendirmemiz faydalı olabilir. Veya acaba bir öncelik yok, eşzamanlılık mı var? İlginç bir konu.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

kaynakta dönmekteki o çoşku yeniden farklı tezahür etmeler adına mı o halde.
Bu hususta önce farklı ama ilişkili olduğunu düşündüğüm bir açıklama yapmak istiyorum. Kendi deneyimlerim yoluyla tekrar tekrar görüyorum ki, çok güçlü pozitif duygular deneyimlerken içinde bulunduğumuz halle, farkında olarak veya olmayarak negatif duyguların tesiri altında bulunduğumuz zamanlarda içinde bulunduğumuz hal birbirinden çok ama çok farklı oluyor. Resmen farklı boyutlar, farklı gerçeklikler gibi başka. O kadar zıt, o kadar bambaşka şeyler. Pozitif bir haldeyken anlam ifade eden şeyler, negatif denebilecek bir haldeyken hiçbir anlam ifade etmeyebiliyor. Bunu çok deneyimledim ve hala da deneyimliyorum. Yani örneğin pozitif denebilecek bir haldeyim ve kafamda pek çok ampüllerin yanmasını sağlayan fikirler buluyorum veya hatırlıyorum ve kendi kendime diyorum ki, "Oh, çok şükür, aradığımı buldum, artık bundan sonra bu konuda karanlıkta kalmayacağım, kahır çekmeyeceğim." Ama sonra, bir daha hiç kaybetmeyeceğimi sandığım o hal/farkındalık/bilgi/aşkınlık "yalan" oluveriyor. Kaybediyorsun. Hiç bulmamış gibi. Ama sonra pozitif hal tekrar etkinleştiğinde, aynı şeyleri tekrar buluyorsun, hiç kaybetmemişsin gibi.

Bizler böylesine tuhaf bir hastalığın mağdurlarıyız. Egosal hal ile egonun aşıldığı (veya nispeten aşıldığı?) hal birbirinden taban tabana zıt, adeta birbirinden haberi bile olmayan iki farklı gerçeklik teşkil ediyor. Hani Ra ve K'lar anlatıyor ya, BH ile KH alemleri çok zıt alemlerdir ve 3. yoğunluk öğrencileri 4. yoğunluğa geçebilmek için bunlardan birine karar vermek zorundadır.... İşte bizler o iki zıt alem (veya "hal") arasında gidip gelmeler yaşayabiliyoruz ve bu iki alemin, bu iki halin kanunları çok zıt. Bir tanesindeyken gördüğün, bildiğin şey (algıların ve farkındalığın), diğerindeyken yalan oluyor. Hangisinde olursan ol, o an adını bildiğin kadar emin bir şekilde gördüğün, bildiğin, anladığın şey, diğerindeyken yine adını bildiğin kadar emin bir şekilde "gerçek-dışı" oluveriyor. Ama elbette gri bölgeler de var. Hatta çoğunlukla gri bölgelerdeyiz, iki halin çeşitli farklı karışımlarını da deneyimliyoruz. Ama hayat bizi giderek o iki halden/alemden birine kesin girişe teşvik ediyor, edecek gibi görünüyor. Gönlümüzün derinliklerinde pozitife yönelik çok açık ve net bir güdü olmasına rağmen, hayatımızda negativite o kadar baskın, o kadar yaygın ve güçlü ki, bu durum bizi ciddi şekilde afallatıyor, sersemletiyor, bloke ediyor.

Nispeten pozitif halde olduğumuzda, Varoluşun birliği falan zaten aşina olduğumuz basit birşey. Bir sır değil, çok bilinmeyenli bir denklem değil. Ama diyorum ya, önemli olan hangi halde veya hangi hal karışımında olduğumuz. Yoksa hepimiz cenneti de, cehennemi de, bunların çeşitli karışımlarını da sayısız kere deneyimledik ve deneyimlemeye devam ediyoruz. Yani kanunları, kabulleri, gerçekleri taban tabana zıt haller ve bunların çeşitli karışımlarını deneyimliyoruz hayat dediğimiz süreçte. Elimizdeki bilgi kaynakları meselenin aslını anlatıyor bize. Ama o kaynakların veya herhangi başka kaynakların anlattığı şeyler de yine bizim içinde bulunduğumuz hale göre bazen gün kadar açık, doğru, bazense bir o kadar alakasız ve yanlış geliyor. Veya yine bunların çeşitli karışımları.

"Hallere hakimiyet" geliştirmemiz gerekiyor. Gerçekleri ve yasaları tamamen kendine özgü negatif hale (ego veya KH hali de diyebiliriz) girdiğimizde veya düştüğümüzde ondan bilinçli ve kontrollü bir şekilde çıkabilecek hale gelmeliyiz. İçine düştüğümüz bir bilinç bataklığından nasıl çıkılacağını bilmek gibi. Ama bizler çoğu zaman negatif bir hale düştüğümüzde bununla çok açık ve net bir şekilde yüzleşemeyebiliyoruz. Bir yandan bunun farkına varmamıza rağmen bunun gerçekliğini reddedebiliyoruz. Travmatik koşullar nedeniyle gerçekliği inkar eğilimi gibi. Yüzleşemiyoruz. Suçluluk duygusunun da bunda etkisi var. Egomuzun oynadığı bir rol var çünkü bu tür durumlarda. Dış KH güçleri bazen egomuzu kullanarak bizi bataklığa sürükleme konusunda uygun fırsatlar bulabiliyorlar ve biz gafil avlandığımızda o durumla yüzleşmek hiç kolay olmayabiliyor.

Bunları sadece sana değil, temelde kendime yardımcı olmak için anlatıyorum aslında, itiraf etmeliyim. Bu açıklamaların senin için ne ifade ettiğini, herhangi gerekli/faydalı birşeyi açıklayıp açıklamadığını, hatırlatıp hatırlatmadığını bilmiyorum ama yukarıdaki alıntıda sorduğun soru ve benzer pek çok soruya ne cevap verildiğinden ziyade senin, benim ve ilgili diğerlerinin hangi halde veya hal karışımında olduğu da, verilen yanıtın ifade edeceği veya etmeyeceği anlamı belirliyor diye düşünüyorum.

Senin, benim veya herhangi birinin sorabileceği bu tür teknik sorular nihai anlamda çok önemli değil. Birbirimize en büyük yardımımız, haller konusundaki uzmanlığımızı, yetkinliğimizi geliştirme yönünde olabilir. Ama işin kötüsü veya tuhafı, hiçbirimiz sabit bir şekilde pozitif veya negatif bir halde değiliz, bazen birinde, bazen diğerinde, çoğu zaman bunların çeşitli karışımlarında. Ve her birinin algı ve yorum şekli kendine özgü! :) Ne curcuna değil mi?

bozadi

Buna rağmen, sorular sormak ve cevaplar konusunda çaba harcamak, ilginç bir şekilde bazen hafif çaplı da olsa insanın "hal değiştirmesine" yönelik katkılar sağlayabiliyor. Sorular sorup cevap aramanın sanırım böyle önemli bir işlevi var. Yani bazen, hatta belki pek çok zaman, sorulan soruların kesin spesifik/teknik içeriğinden ziyade, soru sormanın ve cevap aramanın kendisi, hal değiştirme isteğinin bir ifadesi aslında. Ve evren/hayat bu isteğin ifadesini değerli bulup şu veya bu ölçüde yardımcı oluyor sanırım. Bu biraz da soru sormanın (yani arayışın) samimiyetine bağlı.

Tgur

Bozadi zikzaklı hayatı o derin vurgularınla uzun uzun anlatmışsın teşekkür ederiz ,aklıma evvelce bu hislerle ben de boğuşurken şu dörtlükleri yazmışım aktarıyorum ,uyuyor gibi geldi bana.
Tekrar okuyanlar için mazur görün derim.
26.08.2007

Zikzak yapmadan nasıl olabilirim
Bilinç sonsuzda beden bu yerde
Düşkünlük yapmadan yaşayabilir miyim
Gönül aldırma der ,akıl ise tenkitlerde


Ama beden neredeyse oranın malıdır
Ve o mahallin kurallarına uymalıdır
Kafesteyim sanıp çırpınan bilinç
Bol bilgi ile her yandan tokatlanmalıdır