Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Varoluşun asli unsuruyla bir olmanın anlamı, önemi nedir?

Başlatan bozadi, 20 Mart 2018, 18:09:52

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Evet arkadaşlar. \"Varoluşun asli unsuruyla bir olmanın, yani varoluşun asli unsuru olmanın anlamı, önemi ne olabilir?\" diye bir soru atmak istiyorum ortaya. İlle kesin bir cevap değil, sorunun/konunun çağrıştırdığı herhangi duygu ve düşüncelerinizi de paylaşabilirsiniz.

Varoluşun asli unsuru derken neyi kastettiğim sanırım aşağı yukarı anlaşılıyordur önceki tartışmalar bağlamında: 7. yoğunluk, nam-ı diğer Tanrı.

bozadi

Kolay bir konu/soru değil, öyle değil mi?

Farkına vararak veya varmayarak Tanrı'yı bir şahıs olarak düşünmenin meydana getirdiği en büyük sorunlardan biri, onunla özdeşleşmeyi zorlaştırmasıdır. Çünkü eğer o, gayet güçlü ve ısrarlı bir şekilde ima veya iddia edildiği gibi bir şahıssa, o zaman kesin olan birşey var ki, ben o şahıs değilim. Ali'yim, Veli'yim, Ayşe'yim, Fatma'yım; ama Tanrı değilim.

Benim bu konuda genele önerim, Tanrı'yı hayal etmeye çalışırken, onu dinlerin tasvir etme eğiliminde göründüğü, göklerdeki bir dev kral / padişah / imparator olarak düşünmek yerine, Güneş olarak düşünmenizdir. Bizim Güneş'imiz, Tanrı'nın bize en güzel ve en güçlü hatırlatıcısı, timsalidir. Güneş ne kadar şahıssa, Tanrı da o kadar şahıstır. Ve Güneş ne kadar şahıssa, sen veya ben de ancak o kadar şahısız işin aslında. Yani bizler aslında şahıs değiliz. Şahıslığımız mutlak bir gerçek değildir, mutlağın sonsuzluğunun gözünden bakıldığında geçicidir. Varlık sonsuzdur, onun ilüzyon/yaratım realitesi içinde aldığı şahıs ve cisim vs görünümleri geçicidir, her ne kadar bize çok uzun gelebilecek zaman dilimlerine yayılabilse de.

Allah/Tanrı inancını yaymaya yönelik eğilimin hem sağlıklı, hem de sağlıksız denebilecek yönleri vardır. Aynı şey Ateistlerin "Allah/Tanrı Yok" inancını yayma eğilimleri için de geçerlidir. Bana göre, elimizdeki bilgi kaynaklarının tasvir ettiği Tanrı/Yaratan kavramı doğrudur ve "Allah Var" ve "Allah Yok" görüşlerinin hem sağlıklı, hem de sağlıksız yönlerinin anlaşılmasını sağlamaktadır. Evet, Tanrı denebilecek birşey var ama o kutsal kitapların tasvir ettiği gibi bir "emir-komut yağdıran Şahıs" değildir ve ateizmin nispeten haklı olduğu konu budur (öyle bir Tanrı yok). Ateizmin ve/veya materyalizmin yanıldığı konu ise hiçbir merkezi yaratıcı unsur olmadığı görüşüdür. Güneş sisteminde Güneş'in işlevi ve "anlamı" neyse, tüm varoluş için de benzer bir merkezi yaratıcı unsur vardır ama o unsur yarattıklarından bağımsız veya ayrı değildir, mutlak bir "ikilik" söz konusu değildir, ve bizim için anlaması pek kolay olmasa da, mutlak bir birlik söz konusudur. Dolayısıyla da varolan herşey o merkezi yaratıcı ilkenin kendisi ve bir parçasıdır ve dolayısıyla da arada katı bir emir-komuta ilişkisi ve ödül-ceza hukuku yoktur. "Tanrı'nın yargılayıcılığı" kısmi bir geçerliliğe sahiptir; varolan herşey Tanrı'nın (yani varlığın, yani gerçeğin) bir parçası olarak kendi kendini yargılar en nihai bakış açısıyla.

Kendini asli yaratıcı ilkeden mutlak şekilde ayrı/farklı sanmak egodur. Monoteist dinlerin müminleri, kendi kutsal kitaplarının vs onlara öğrettiği ve/veya dayattığı "mutlak ayrılık" (mutlak ve aşılamaz Tanrı/Kul hiyerarşisi) fikrini şu veya bu samimiyet düzeyinde benimsiyor olabilirler ama bir bireyin bu inancı kabullenmesi onun ille de ego/KH doğrultusunda ilerlemek zorunda olacağı anlamına gelmez. Kalpsel, vicdani eğilimi yoluyla, her ne kadar teorik olarak mutlak bir ayrılığı benimsiyor gibi görünse de, en derin inanç ve ümit bağlamında, birliği sezer ve ona doğru ilerlemeye gayret eder. Ama yine de, bu katı Tanrı-Kul hiyerarşisi fikri, meselenin gerçeğini azımsanamayacak ölçüde çarpıtmakta ve bu çarpıtma da genellikle dünyada egemen faşist güçlerin çıkarlarına uygun bir acizlik ve boyun-eğme eğilimini desteklemektedir insanlık-dışı uygulamalar karşısında.

Bizler 3. yoğunlukta bulunduğumuz için, evrensel ruhsal gelişim ölçeğinde nispeten "çocuk" denebilecek bir düzeydeyiz. Gerçi ergenlik-gençlik arası bir seviyeyi temsil ettiğini sandığım 4. yoğunluğun eşiğinde olduğumuz için, pek çoğumuz çocukluğu aşma eğiliminde muhtemelen. "Çocukluktan" bahsettiğimizde, anne-babanın kritik önemi gündeme geliyor. İşte, aslında insanların ideal olarak sahip olması gereken Tanrı-Kul hiyerarşisi anlayışı/inancı, Ebeveyn-Çocuk ilişkisi gibi olabilirdi, ama değil. Genel olarak sevgi dolu ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişki neyse, Tanrı ile Kul arasındaki ilişkinin de buna benzer algılanması nispeten sağlıklı olurdu ama ne yazık ki genel itibariyle öyle bir anlayış egemen değil. Bunda çocukların içinde bulunduğu egosal hastalıkların da önemli bir payı var ve hayal edilen, algılanan veya dayatılan şahıssal/egosal Tanrı imgelerinin de bu hastalıkla yakından bağlantısı var gibi görünüyor.

Bir dönüşüm/döngü vardır ve ebeveynler sonsuza kadar ebeveyn olarak kalmayacağı gibi, çocuk da sonsuza kadar çocuk olarak kalmaz. Çocuk geleceğin genci, yetişkini, ebeveyni ve yaşlısıdır. Dolayısıyla şahıslar için mutlak bir ebeveynlik veya mutlak bir çocukluk rolü yoktur ama yine de bu roller, bu giysiler, bu kalıplar sonsuza kadar var olacak, kullanılacaktır. Öğrenciler örneğin 2. sınıftan 3. sınıfa geçtiğinde 2. sınıf yok olmaz, kalıp olarak sonsuza kadar mevcuttur, başka öğrenciler tarafından kullanılmaya devam edecektir. Ebeveynlik ve çocukluk da birer kalıp/sınıf olarak sonsuza kadar mevcuttur, bireysel ruhlar o kalıplardan, o sınıflardan gelip geçerler. Dolayısıyla evrende her an herşey, her seviye, her durum eşzamanlı olarak yaşanmaktadır. Şu anda big-bang patlıyor, şu anda 1. yoğunlukta öğrenciler türüyor, şu anda tüm sınıflar içindeki öğrenciler şu veya bu şekilde ilerliyor, bazıları şu anda mezun oluyor vs. Hepsi aynı anda meydana geliyor. K'ların "aşırı lineer düşünmeyin, dairesel/döngüsel düşünün" dediği şey bununla ilgili olsa gerek.

Ve işte bence Tanrı ile kul arasındaki ilişkide de buna benzer bir dönüşüm var. Sürekli tanrı rolünü oynayan bir şahıs yok (ki Tanrısal merkezde zaten şahsiyet/bireysellik deneyimi yok ama bir yandan da o aslında herşeyi kapsadığı için, yani herşey onun bir parçası olduğu için dolaylı olarak var) ve sürekli kul rolünü oynayan bir şahıs da yok. Ama tanrılık/merkezilik ile kulluk/merkez-dışındalık rolleri sonsuzdur birer kalıp olarak. K'ların "Tanrı hem yaratan, hem de yaratılandır" gibisinden bir ifadeleri vardı, bununla bağlantılı olduğunu sanıyorum.

Müsait bir vaktimde, bu döngünün, içinde bulunduğumuz çok zorlu şartlar açısından anlam ve önemine dair görüşlerimi paylaşmaya devam edeceğim.

bona fide

"Hepsi aynı anda meydana geliyor. K'ların "aşırı lineer düşünmeyin, dairesel/döngüsel düşünün" dediği şey bununla ilgili olsa gerek."

bozadi buunla ilgiliyse insan yine çıkmaza giriyor mutlak bütünlük sağlandığında silbaştan başlamak kuyruğunu kovalayan kedi gibi bu bakış açısı yıldırıcı. bu ring otobüsüne tepeden bakınca 7. boyuttan daha farklı bir yapının gücün  bu döngüyü koordine ettiği düşüncesine kapılıyorum. zaman kavramı yoksa onlar için. ben bunu onların eğlence çarkına benzetirsem sadits bir yapıdan bahsetmiş olurum.duyguların hislerin olmadığı belkide bu yapıda o hisler olmadığı için bu çarkta özgür irade dedikleri serbestlikle varlıklara her zevki zaafı serbest bırakıp kendileri gibi noktaya erişmeleri beklentisindedir ya da ler. bu enerji tek mi çoğulmu bilmiyorum düşünemiyorum. tek olması daha muhtemel ikilik çıkarmadan aynı sistemde birlikte çalışmak dünya algımla zor. çoklu rahibe teresa kafası mantığından ziyade canı sıkılıp kendine eğlence arayan bir tanrı çıkıyor düşüncemde. madre dios! cevap vermeyeydim daha iyi olurdu  insan böyle nasıl saçmalar inan bilmiyorum.
 

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

"Hepsi aynı anda meydana geliyor. K'ların "aşırı lineer düşünmeyin, dairesel/döngüsel düşünün" dediği şey bununla ilgili olsa gerek."

bozadi buunla ilgiliyse insan yine çıkmaza giriyor mutlak bütünlük sağlandığında silbaştan başlamak kuyruğunu kovalayan kedi gibi bu bakış açısı yıldırıcı. bu ring otobüsüne tepeden bakınca 7. boyuttan daha farklı bir yapının gücün  bu döngüyü koordine ettiği düşüncesine kapılıyorum. zaman kavramı yoksa onlar için. ben bunu onların eğlence çarkına benzetirsem sadits bir yapıdan bahsetmiş olurum.duyguların hislerin olmadığı belkide bu yapıda o hisler olmadığı için bu çarkta özgür irade dedikleri serbestlikle varlıklara her zevki zaafı serbest bırakıp kendileri gibi noktaya erişmeleri beklentisindedir ya da ler. bu enerji tek mi çoğulmu bilmiyorum düşünemiyorum. tek olması daha muhtemel ikilik çıkarmadan aynı sistemde birlikte çalışmak dünya algımla zor. çoklu rahibe teresa kafası mantığından ziyade canı sıkılıp kendine eğlence arayan bir tanrı çıkıyor düşüncemde. madre dios! cevap vermeyeydim daha iyi olurdu  insan böyle nasıl saçmalar inan bilmiyorum.
Görüşlerini paylaştığın için teşekkür ederim bona fide.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

mutlak bütünlük sağlandığında silbaştan başlamak kuyruğunu kovalayan kedi gibi bu bakış açısı yıldırıcı.
Tam olarak emin değilim ama bunu söylerken hala bir ölçüde lineer bir bakış açısının yanıltıcılığına kapılıyor olabilirsin. Mutlak bütünlük zaten sağlanmış durumda. Daha doğrusu sağlandı, sağlanıyor ve sağlanacak. Döngünün tüm aşamalarında varlıklar her an mevcut, ve tümü bir ve aynı varlık. Nihayette birden fazla varlık yok. Ha, bu bir kısır döngü müdür veya ne ölçüde kısırdır, tartışmaya muhtaç. "Kapalı" bir döngü olduğuna değinilmişti celselerde ama aynı zamanda büyüyen, genişleyen bir kapalı döngü dendi. "Kuyruğunu kovalayan kedi" dedin de, celselerde de "kuyruğunu ısıran yılan" imgesine değinilmişti bu konuyla ilgili :) Valla açıkçası ben de meseleye tam olarak vakıf değilim, anlamaya çalışıyorum ve anlayabildiğim ve inanabildiğim, güvenebildiğim kadarını açıklamaya çalışıyorum. Daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi, "denge" prensibi egemen. Yani örneğin varoluşta bir evrim var mı, yok mu meselesinde ve pek çok başka soruda "hem evet, hem de hayır" cevabı geçerli oluyor bir şekilde. Ve aynı cevap "varoluş bir kısır döngü müdür" sorusu için de geçerli bir şekilde bana göre. Ama bunun nedenlerini, nasıllarını özellikle konunun bu yönü üzerinde uzun uzun düşünüp tartıştıktan sonra nispeten tatmin edici bazı yanıtlara ulaşabileceğimize inanıyorum.

Bu kaynakların anlattığı şeyin ve örneğin benim bu anlatılanlardan anladıklarımın "mutlak gerçek" olarak benimsemesi gerektiğini düşünüyor değilim ama "denemeye değer" olduğunu düşünüyorum. Her zaman alternatif açıklamalara açığım.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

bu ring otobüsüne tepeden bakınca 7. boyuttan daha farklı bir yapının gücün  bu döngüyü koordine ettiği düşüncesine kapılıyorum. zaman kavramı yoksa onlar için. ben bunu onların eğlence çarkına benzetirsem sadits bir yapıdan bahsetmiş olurum.
Güneş nasıl güneş sistemini koordine ediyorsa, 7. yoğunluk da tüm varoluşu o şekilde koordine ediyor. Bana bu noktada gizemli veya tuhaf görünen birşey yok. Çok açık ve çok basit görünüyor gibi geliyor bana. "Onlar" kavramı 7. yoğunluk için pek isabetli sayılmaz bence. "O" demek daha doğru olur. Şahsı andırıyor ama şahıstan ziyade pür-i pak saf varlık ve akıl. Tüm şahısları da kapsıyor aynı zamanda. Ve Güneş, Güneş sistemindeki varlıklar için ne kadar sadistse, 7. yoğunluk da tüm varoluş için o kadar sadist olabilir.


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

duyguların hislerin olmadığı belkide bu yapıda o hisler olmadığı için bu çarkta özgür irade dedikleri serbestlikle varlıklara her zevki zaafı serbest bırakıp kendileri gibi noktaya erişmeleri beklentisindedir ya da ler.
Bu Ra-Kasyopya kozmolojisi denebilecek anlayışta anlatılanları "Onlar ve biz/ben" diye kati şekilde ayırarak sağlıklı/isabetli bir şekilde yerli yerine oturtabileceğini sanmam.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

bu enerji tek mi çoğulmu bilmiyorum düşünemiyorum. tek olması daha muhtemel ikilik çıkarmadan aynı sistemde birlikte çalışmak dünya algımla zor.
Gövde tek, dallar, yapraklar çok. Tekliği ve çokluğu birlikte içeriyor. Tekliği ortadan kaldırmayan bir çokluk var. Güneş ve gezegenler.

7. yoğunluk: mutlak, saf varlık/akıl, sonsuz potansiyel.

1-6. yoğunluklar: İlüzyon. Varlığın ifadesi. Potansiyelin gerçekleşmesi.

Ruhlar: 7. yoğunluğun ilüzyon/yaratım içindeki uzantıları. Özgür iradeye sahipler. KH durumunda 7. yoğunluğu "şahsen ele geçirmek", onu "değiştirmek" veya "kapatmak" isteyebilirler. Nihai anlamda seçenekler sadece var olmak ile yok olmak arasında gibi görünüyor.


gerçek tosun paşa

Döngünün muhteşemleşerek kendini sürdürmesi için olması gereken evrensel yol tekamül sürecini ortaya çıkarıyor ve evrensel bilinç gelişerek kaynağına doğru yol alıyor bu da aynı zamanda döngünün bir diğer yüzü olarak tazahür ediyor. Büyük çerçeveden bakınca zaten Varoluşun asli unsuruyla bir olmanın, varoluşun asli unsuru olmak olduğu ortada. Yani evrensel bilinç kaynaktan var olup çeşitli nitelikler üstlenip bir döngüden çıkıp, döngü içerisinde kalıp ve kusursuz dengeyle ilerleyip aslında hiç çıkmadığı yerde kaynak olarak seyrediyor. Tabi bunun algısı için linear zaman algısı yerine örgüsel zaman kavramının birazdan fazla netleşmesi gerekiyor olabilir. Evrensel döngü ve dualite mantığı için RA evrensel sapma yasalarını çok mükemmel açıklıyordu. Önem bir tek önem gibi aslında. Herkesin istediğiyle aynı şey. Nihai ve olması gereken sonuç ama bunun yolları gerçekten "sonsuz bir deneyim" imkanıyla sunuluyor. Varoluş başlı başına bir bh coşkusu bir mutluluk bir sevgi duygusudur. Bütünsellik ve bireysellik isteğinin mükemmel dengesidir.  Sırf bu yönüyle bile coşkusunu madde aleminde hissetmemizden bizi uzak tutacak bir çok etmen var. İlginç, zor fakat harika bir şey.

bozadi

Aslında bu konunun yukarıda tartıştığımız pek çok yönü ikincil derecede önemli ayrıntılar olarak görülebilir. Bu ayrıntıların bazılarını yanlış anlıyor veya yanlış yorumluyor olabiliriz veya bize verilen bilgilerde sorunlar olabilir elbette, tartışmak gerek.

Bana göre bu konunun veya tartışmanın esas önemli yönü bize o kadar yakın ki, onu yanlış anlamak, yanlış yorumlamak pek mümkün değildir ve bizi esas ilerletecek veya uyandıracak olan şey de odur. Diğer ayrıntılar zaman içinde netleşir, doğrulanır, çürütülür vs.

İnsanın "asli yaratıcı prensip" olması, "bu kimin evreni, kimin hayatı, kimin varlığı?" sorularını ortadan kaldırır. İnsanın en büyük korkusu "herşeyin" kime, neye ait veya bağlı olduğu meselesidir. Özellikle kapitalist ideoloji, ki resmi olarak tanımlanmasından çok daha öncesinden beri hayatımızın içinde olan ve egonun ayırt edici işaretlerinden biri olan, hastalık düzeyinde bir sahiplik kavramını ifade eder, beynimize, bilincimize o kadar tekrarlı ve güçlü bir şekilde enjekte edilmiştir ki, küçücük şeylerin sahipliğinin bile cinayet sebebi olabildiği koşullarda, koskoca evrenin, hayatın, varlığın da birisine veya birilerine ait olması gerektiği düşüncesi bilinçaltına yerleşmiştir. Şu dünyada, hayatta, evrende, varoluşta kendimizi "evimizde" hissetmememiz için, "kirada olma", "borçlu olma" psikolojisini bilincimize iyice yedirebilmek için, Tanrı kavramı da o yönde feci şekilde KH tezgahından geçirilmiştir. Evet, bu kavram bir bütün olarak ille de negatif bir etkiye sahip değildir ama oldukça negatif bazı yorumları/versiyonları gayet egemen kılınmıştır.

İşte, asli yaratıcı prensibin bizim de yapısal, ayrılmaz, öz parçası olduğumuz bir merkeziyet olması, yani kısacası asli prensibin/sahibin biz kendimiz olduğunun anlaşılması, bizi yeterince farkında olmadığımız en büyük korkumuzdan arındıracaktır. Evren bizim evrenimiz, hayat bizim hayatımız, varlık bizim varlığımızdır. Doğum ve ölüm, yani beden içine girip çıkmak, yalnızca bir eğitim, gelişim sürecinin parçasıdır. Doğan ve ölen bizim asli varlığımız değildir, sadece geçici bir deneyim aracıdır.

İnsanın "asli yaratıcı prensip" olması farkındalığı, bahsettiğim temel korkuyla birlikte, insanlığın deneyiminin en sorunlu parçalarından biri olan "kıskançlığı" da ortadan kaldıracak olan şeydir. Eğer siz herşeyin yaratıcısı olan asli prensipseniz, herhangi birşeyi kıskanmanız da gerekmez, çünkü kıskanmak saçmadır, gerçeği gizleyen, yalana dayalı düzenlerin kasıtlı olarak üretmeye çalıştığı bir hastalıktır.

Kadın-erkek, doğum-ölüm, senlik-benlik gibi, kısırdöngü haline getirilmiş sayısız düalitenin anahtarı bizi ve herşeyi kapsayan bir tekliktir. Düalite sadece ilüzyonda mevcuttur. Birlik anlaşıldığında, bilindiğinde, farkında olunduğunda, düalite bir sorun teşkil etmez, o deneyim, yaratım, özgür irade için doğal olarak gereklidir. Ama eğer teklik/birlik farkındalığı kaybedilirse, ego gelişir, ki düalitenin, ilüzyonun ürettiği en temel hastalık egodur. Teklik farkındalığının kaybıdır, kendini tek olan varlıktan ayrı, müstakil bir varlık sanmaktır, korkunun ve kıskançlığın kaynağıdır ve hepimiz bu ego hastalığından muzdaribiz.

Gerçek adalet, sevgi, farkındalık, güven... Hepsi tekliğin/birliğin farkındalığına ilişkindir.

Biz bir yalanın içinde yaşıyoruz ve egolarımız yoluyla aynı zamanda şu veya bu ölçüde o yalanın bir parçası durumundayız. Bu yalandan, bu kabustan uyanmamız gerekiyor.

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Döngünün muhteşemleşerek kendini sürdürmesi için olması gereken evrensel yol tekamül sürecini ortaya çıkarıyor ve evrensel bilinç gelişerek kaynağına doğru yol alıyor bu da aynı zamanda döngünün bir diğer yüzü olarak tazahür ediyor. Büyük çerçeveden bakınca zaten Varoluşun asli unsuruyla bir olmanın, varoluşun asli unsuru olmak olduğu ortada. Yani evrensel bilinç kaynaktan var olup çeşitli nitelikler üstlenip bir döngüden çıkıp, döngü içerisinde kalıp ve kusursuz dengeyle ilerleyip aslında hiç çıkmadığı yerde kaynak olarak seyrediyor. Tabi bunun algısı için linear zaman algısı yerine örgüsel zaman kavramının birazdan fazla netleşmesi gerekiyor olabilir. Evrensel döngü ve dualite mantığı için RA evrensel sapma yasalarını çok mükemmel açıklıyordu. Önem bir tek önem gibi aslında. Herkesin istediğiyle aynı şey. Nihai ve olması gereken sonuç ama bunun yolları gerçekten "sonsuz bir deneyim" imkanıyla sunuluyor. Varoluş başlı başına bir bh coşkusu bir mutluluk bir sevgi duygusudur. Bütünsellik ve bireysellik isteğinin mükemmel dengesidir.  Sırf bu yönüyle bile coşkusunu madde aleminde hissetmemizden bizi uzak tutacak bir çok etmen var. İlginç, zor fakat harika bir şey.

Katılıyorum.

Bu bağlamda "yaratıcılık" kavramına dikkat çekmek istiyorum. İnsanın Tanrı'dan mutlak şekilde ayrı olduğunu savunanların sıkça vurguladıkları şeylerden biri de "yaratıcılığın" Tanrı'ya mahsus olduğu ve bu kavramın yalnızca Tanrı için kullanılması gerektiği, "insan" ile "yaratıcılık" kavramlarının fazla bir araya getirilmemesi gerektiğidir.

Bu, insanların acizliğini ve sömürülebilirliğini pekiştirmeye yönelik bir saldırının bilinçli veya yarı-bilinçli bir parçasıdır. İnsana Tanrısal özüne yakışır bir varolma coşkusu, gücü, sevinci, sevgisi veren şey "yaratıcılıkla" yakından bağlantılıdır. İnsan yarattığı kadar "vardır". Yaratım, varlığın ayırt edici özelliğidir. Zaten var olan şeylere yeni bir şekil vermenin "yaratıcılık" olarak tanımlanmaması gerektiği görüşüne katılmıyorum, o da yaratımdır, hatta "seri üretim" bile çok daha düşük düzeyde bile olsa yaratımdır.

İlhamın özü, Tanrı kavramıyla temsil edilen sonsuz potansiyelin yapabileceklerinin sonsuz keşfi ve uygulamasıdır. Ve içinde bulunduğumuz düzende KH güçlerinin insanlara hem din, hem ekonomi, hem de sayısız başka yolla uyguladıkları acizleştirici, zayıflatıcı baskıların nihai olarak tümü insanların yaratıcılıklarını körleştirmeye, yok etmeye yöneliktir. Yaratıcılığın sonu, varlığın sonudur.

bozadi

Sık sık aklıma gelen bir örnektir. Türkiye kendi uçak fabrikasını kurup kendi uçaklarını üretmek istediğinde, ABD bu gelişmeden korkup hemen devreye girerek "ne gerek var kendi uçağınızı yapacaksanız diye uğraşmaya, biz size veririz, hatta bedava veririz" diyerek ülkemizin bu alanda yaratıcılığını harekete geçirmesini önlemiştir. Yaratıcılık insanın tanrısal özüyle temasa geçmesidir. KH güçleri bu nedenle yaratıcılığı önleyip bağımlılıkları artırmak için çok yoğun çaba harcar. Yaratıcılık özgürlüğün anahtarıdır.

Tgur

Siz dostların bu doyurucu açıklamalarında benim de tuzum olsun,

Sanırım "varoluşun dinamiği"konusunda düşünceleri sergilemek ,istenen maksat bu,

Dinamik terimi canlılığı ,değişkenliği ,yeniliklere atılma ,devinimi sürdürme konusunda olan biteni kapsıyor sözlük manada ,

Varoluş ise "olmak veya olmamak "bölümünün "olmak" konusunda dinamikle evlendiği kısım,yani olacak ama bu oluş stabil yani sabit, durgun olmayacak,değişkenliği yeniliği kendine düstur edinmiş bir karakterde olacak..

Meseleyi bu vaziyete getirince 7. yoğunluğun bu tabloda nerelerde olduğuna bakmak lazım ,

Eğer bu yoğunluğu varsayım zenginliğimizle o üst tarflarda ,erişilmez bölümlerede kristal kafesinde pırıl pırıl duran bir oluşum olarak kabul edersek baştan yanıldık ,yorumu sonlandırdık olur..
Hepimizce artık kabul olunduğuna göre "o" olanın her zerresinde.
Kabul etmeyen bilinç ,defalarca belirttiğimiz gibi monoteizmin kıskacında ,yani bu hep beraber olarak nitelendirdiğimiz 7 yoğunluğun kendi kristal kafesinde erişilmez olduğu bir kademede tutuyor demektir.

Bu bilinç neden bu kabulde biraz hak vermek lazım,

Oluşanın muhteşemliği, akıl almazlığı seyredilip insan kabiliyetlerinin veya yaratılmış diğer şeylerin bu olanlara iştirak edemiyecek güçsüzlüğünü görüp hissedilince  asırlardır empoze edilip kabul edilmiş bu halin dışında düşünmek saçma ve dışlanmış bir görüş olarak telakki ediliyor, "enel hak" diyen bilinçleri aynı o eski ilk söyleyenin akibetine sokacak kadar mahvetmeye doğru yönelecek davranışlara gidilebiliniyor,

Sorgulayıcı zihinler, bir kısım tasavvuf ehilleri bu "enel hak" bilincine iştirak edecek duruma geliyorlar ama herhalde çekinmekten  üstü kapalı ifadeler şiirlerle ve ilh. anlatmaya çalışıyorlar ,
Bu ulular gerçeği nerelerden buldular da dile getirdiler ,bilgi diye sarıldıkları çeşitli yorumlar anlatılanlar ve tarihte olanlar ile belirtilenleri yakınlarında buldukları kutsal denen metinlerin içindekileri mukayeseli ve tenakuzlu özellikleri ayrıştırarak ve bu bilgi yolculuğuna çıktıklarında başlarına gelen rüya, vizyon veya olağanüstü halleri inceleyerek bu neticelere vakıf olmuşlardır ve verdikleri eserlerinde topluma sunmuşlardır,bunların doğumdan itibaren içinde olduğumuz islamiyet içerisindekileri "sufi" bilgileri şeklinde de tanımaktayız.

Peki biz ne yapıyoruz ,biraz uzunca süren bu hayatımızda çeşitli dürtülerle ki bunları maddi manevi eksikliklerin verdiği acı ve ızdırabın akabinde veya karşılaştığımız olağan üstü dediğimiz hallerle ve büyük bir iştahın motive ettiği bilgilenme isteği ile kabul ettiklerimizi bir inanç kabuğu içine koymadan çapraz bilgilerle ve başa gelenlerle değerlendirip ,sonuçta kabukla sınırlanamıyacak bir ölçüde olduğu gerçeğine ulaşıp dile getirmeye çalışıyoruz,

Sınırlanmıyacak diyoruz ,zira sınırlamak, var oluş diye peşine düştüğmüz ve dinamik diye değişimi devreye almış bu muhteşem  oluşumu toptan reddetmek oluyor.

Kısaca varoluşun içinde sınırsızı gütmek veya sınırlamak oluşumu baş konu olarak ortaya çıkmıştır, sınırlamak madde oluşumu tarzında ana haldir sınırlayacaksın ve bu sınırladıklarına adeta tapıp koruyacak ve bu sınır içine hapsettiklerini sınırsızlığı bilmez hale getireceksin..

İşte BH ve KH kavramları bu ortamda ortaya çıkmaktadır ,bu gördüklerimizin dışında nedir,ona aklımız yetişmemektedir ,hatta oluş mu yoksa başka bir şey midir bilemiyoruz ,ama olanı anlamaya çalışan beynimize yerleşmiş olan 7 yoğunluk bilinci belki de kendi tarzının olacak olanların bu sınırsızlığı kendine düstur edinmiş haliyle planını bile bilemiyor /bilemiyoruz..

Konuyu dağıtmadan biz bilebildiklerimize bakalım,

Hepimiz şu anda KH yız ve çok şükür bunun nasıl olduğunu ,DNA mıza yapılan müdaheleyi sınırlamaya tapan bölümümüzün çabaları sonunda olduğunu anladık ,ve bu sınırlama faaliyetini dezenformatik bilgi yoğunluğu ile saptırıcı ve yanlışları kabul ettirici olarak sürdürmeye devam etmekte.

Anti parantez bu söylediklerimi anlamayan dostlarımız varsa onlara bu sitede bazı kıymetli dostlarımız tarafından büyük bir çaba ile kotarılmış "plaides-RA-kasyopya bilgilerini"eksiksiz okumaları ve sindirmelerini ve hatta "ruhların yolculuğu" kitabını ve bu bilgilerle ilgili yorumları da okumalarını tavsiye edeceğim ,

Çok şey istemiyorum ama bilgilenmeye kendini adamış kişiler için bunlar zevkle kat edilecek yolculuktur.Bu tavsiyelerimle belki ben de o sınıra tapanların paraleline geçmiş olabilirim ama lütfen bunca sene edindiğimiz tecrübelerle bunu dile getiriyoruz gençlerimiz kulak versin.

Yine konudan kopmadan ,sınırlamaya neden tapılır ve dayattırılır biraz bundan bahsedelim,

Çok kolaydır ,zahmet gerekmeden zevklerle buluşmak mümkündür,tatmine doğru yolculuk sanki çok zor bir uğraşı gibi gelir ama tatmine ulaşmak için yapılan çaba kutsaldır adeta, yüceltilir ve bu yola gidenlerin sayısına bakılır ,bir kısmı tatmine ulaşmışların anlattığı hikayeleri v.s. hayatın kendisi olduğuna şiddetle inanmıştır ulaşamayanların hayranlığı bu hissi kuvvetlendirecek unsurlardır.

Ama tatminle buluşan o mutlu azınlık başka tatmin arayışlarına girer ama bulamaz ,densiz davranışlar uyuşturucu madde arayışları v.s. hayatının tek gayesi olur ,zira onun da içinde 7 yoğunluk vardır ve tatminden sonraki daha ne var arzusu o yüzdendir.Tembel davranmak ise durmayı galebe getirir.
(bitmedi devam edecek)


Tgur

Anlatmaya çalıştıklarımın büyük kısmı siz dostlarım tarafından zaten bilinen şeyler ,fazla uzatmadan vurgulayacağım husus yaratıcılığın mükemmeliyetini belirleyen insan unsurunda sınırlama yani KH yolunda esarete sokma işi DNA tahribi iledir ,zira insan büyük bir onurlandırılmaya tabi olmuş 7 yoğunluğun kabiliyet ve kapasitesini sergileyecek vaziyetteydi ,ancak kısa döngü denen çabuk yoldan tekamül edip sonuca ulaşma isteği ruhlarda galebe çaldı ve KH nin hükümranlığı ve aldatıcılığına kapılan ve bu zevke düşünmeden atlayan yani bu yolu  seçmiş olan ruhların DNA sı kısıtlamaya sokulmuş böylece indirgenmiş zevklerin peşinde koşarak sınırlanmayı kabul etmişlerdir,

Özetle ve defalarca belirttiğim gibi biz DNA sının yüzde 1,2 sini kulanabilen varlıklarız yani işlevden çıkarma yüzde doksansekiz onda sekiz  civarındadır,(bakınız genetik bilgilerde intron bölge sayısı)

Bitirirken ,
BH yolunda yürümek sentez ,KH ı devreye almak antitez eşittir sonuç "sentezdir", başka bir ifade ile olanların hepsi 7 yoğunluğun macerasıdır.



bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tgur


Meseleyi bu vaziyete getirince 7. yoğunluğun bu tabloda nerelerde olduğuna bakmak lazım ,

Eğer bu yoğunluğu varsayım zenginliğimizle o üst tarflarda ,erişilmez bölümlerede kristal kafesinde pırıl pırıl duran bir oluşum olarak kabul edersek baştan yanıldık ,yorumu sonlandırdık olur..
Hepimizce artık kabul olunduğuna göre "o" olanın her zerresinde.
Evet, bu dikkat çektiğin husus bence de çok önemli Tgur. Bir celsede "kaynak" sorgulanırken K'lar "kaynak-maynak yok" gibisinden ilginç bir vurgu yapmışlardı ve "Peki ya Baş Yaratıcı?" gibisinden sorulduğunda ise "Baş Yaratıcı sizsiniz" diye adeta tokat gibi şok edici bir yanıt vermişlerdi. Yani bizim 7. yoğunluk diye bir yoğunluğa işaret ederek yaratıcılığı/tanrısallığı oraya hapsetmemiz bile aslında dolaylı olarak monoteist bazı zehirlerin etkisini gösteriyor muhtemelen, ki ben kendi zihnimde halen bu zehri azımsanamayacak oranlarda taşıdığımı ve bazı yorumlarımın bu zehirden etkilendiğini açıkça fark ediyorum zaman zaman. Kısacası, bizi şimdi ve burada karşı karşıya olduğumuz resimde yapmamız gerekenleri yapmaktan alıkoyan, korkutan, acizleştiren, gücü/adaleti/çözümü bir yerlere havale eden veya erteleyen tüm yaklaşımlarda aslında bir şekilde ego faktörü var.

gerçek tosun paşa

Bu konularda kelime ve ifadelerin manaları çok önemli aslında. Kaynak çok güzel bir tanımlamayken, monoteist felsefeyle bakınca manası kayabiliyor. Herşey bakış açısı zaten herşey düşünceden ibaret olduğu için manaların bu farkları da sonsuz deneyimi içine alıyor. İnsanlar çok yoğun bir monoteist yönlendirmeyle büyüyüp, yaşamını sürdürüyor. Elbette bu bakış açısından çıkmak zor. Kafirlik gibi birşey diğer açıdan. Fakat yaratıcıya bakışım ve bu konuları sindirişimde çok büyük adımlar attım. Tabi yol hiç bir zaman bitmez daha belki en başındayız fakat geriye dönüp bakınca bu gelişimi görüp zevk almak çok güzel bir his yaratıyor.

Tgur

"S: (J) Bir keresinde çift yoğunluklu varlıklardan bahsetmişlerdi. 4. yoğunluk varlıklar ile 3. yoğunluk varlıklar arasındaki melezler gibiler denmişti. Yoksa bu tür birey genetik olarak gelişmiş bir insan mı aslında?
C: İnsanlar bir zamanlar "çift-yoğunlukluydu." Ve bazıları doğal şekilde tekrar olabilir."
----------------------------------------------------------
DNA üzerinde yapılan tahribat sınırlayıcı KH varlıkları tarafından yapılmış  ve şu andaki kısıtlı DNA ya sahibiz dediğimizde insanlığın monoteizmde yaratılan tanrının kabiliyetleri yanında güçsüz adeta esir edilmiş varlık halinde olduğuna budur sebep diye israrımızda, inanışların bu yolda tam olamadığına dair hisler duyuyorum.

Bu konu üzerinde genetik açıklamaları etraflıca aktardığımız zamanlar oldu, DNA nın komple tam çalıştığında yaratım gücü dahil bilinen kabiliyetlerin tümünü ihtiva ettiğine dair ezoterik de dahil bir çok bilgilerde mevcuttur ve  çoğumuz bunlara vakıftır,

Farkındalık yolunda yapılan bilgilenme faaliyetinde çeşitli örneklerle bir "yeniden bağlantı"nın olduğunu yani kapatılmış DNA bölümlerinin açıldığı bildirilmişti ,bazı kabiliyetlerin, yüksek anlayışın devreye girmesi,ayrıca şu veya bu bölgede yüksek kabiliyetleri ortaya koyan insanların olduğunu duymakta görmekteyiz,

Ve  kadim zamanlarda insanların bu dünyada çift-yoğunluk özellikleri ile yaşadıklarını da belirtmiştik (Mu medeniyeti Lemurya),
İşte yukarıdaki alıntıda bu gerçeklerin yani çift yoğunluklu yaşamın olduğuna onaydır ,
DNA tahribi olmadan evvel.


Tgur

Buradan bu kafi midir şeklinde bir soru gelebilir aklımıza ,yani insan çift yoğunluklu olduğunda bütün kabiliyetler elde edilmiş midir,

Bence evet ,zira sınırlama hadisesi (DNA ya müdahele) madde ortamında yapılmıştır 1,2,3 madde yoğunlukları, 4 ise değişken madde yoğunluğu daha sonrakiler maddenin dışında eterik bölüm, müdahele edilecek DNA falan yok ,ayrıca madde yoğunluklarında düşünme ve farkındalık yaratıp 7 nin farkına varma işi insandadır ,1 ve 2 dekilerin değil.

bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Bu konularda kelime ve ifadelerin manaları çok önemli aslında. Kaynak çok güzel bir tanımlamayken, monoteist felsefeyle bakınca manası kayabiliyor. Herşey bakış açısı zaten herşey düşünceden ibaret olduğu için manaların bu farkları da sonsuz deneyimi içine alıyor. İnsanlar çok yoğun bir monoteist yönlendirmeyle büyüyüp, yaşamını sürdürüyor. Elbette bu bakış açısından çıkmak zor. Kafirlik gibi birşey diğer açıdan. Fakat yaratıcıya bakışım ve bu konuları sindirişimde çok büyük adımlar attım. Tabi yol hiç bir zaman bitmez daha belki en başındayız fakat geriye dönüp bakınca bu gelişimi görüp zevk almak çok güzel bir his yaratıyor.
Aynen gtp, "kaynak" bence de güzel bir tanımlama ve hala örneğin birisine bu konularla ilgili birşey anlatırken 7. yoğunluk için "kaynak" terimini veya benzer terimleri kullanırım. Kendim de o şekilde algılarım çoğu zaman. Ama işte, evet, bir yandan da, K'ların bu terimin olası yanıltıcı yönüne dair yaptıkları vurgu nedeniyle meselenin aslına dair kavrayışımı gözlemlemeye, derinleştirmeye çalışırım. Kaynağı 7. yoğunluk diye "uzak" bir yerde görmekte sorunlu bir taraf, bir acizlik çağrışımı var. Onun şimdi ve burada olduğunu anlamamız gerekiyor gibi görünüyor. Elbette ki 7. yoğunluk mutlak saflığı ve bütünlüğüyle burada tezahür edemez, etseydi burada hayat kalmazdı, çünkü bu Güneş'i Dünya'da tezahür ettirmek veya Güneş'i Dünya'ya getirmek gibi bir anlama gelirdi, ki mümkün/mantıklı/anlamlı değildir. Bir seyrelme faktörü vardır elbette her yoğunluğun şartlarına göre. Ama bir şekilde 7. yoğunluğun "karakterinin" her yerde hakim kılınması şeklinde doğal bir eğilim var. Aslında o her yerde zaten hakim ama bunun daha ideal, daha güzel olması, ilgili yerdeki oyuncuların performansına bağlı biraz da sanırım. Ama performans ve sonuç ne olursa olsun, bu durum ilahi nizamın doğal anlam ve önemini veya dengesini bozmuyor, bozamıyor diye anlıyorum. Herşey olması gerektiği gibi. Yanlışlık yok, sorun yok.