7 Kocalı Hürmüz filmine dair bazı görüşlerim

Başlatan bozadi, 02 Ocak 2011, 15:25:52

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

7 Kocalı Hürmüz filmi hakkında bazı astro-kozmo görüşlerim



(filmi izlememiş ve izlemek isteyebilecek olanlar için "tat kaçırma" uyarısı: filmin içeriğiyle ilgili betimleme/yorum içeriyor.)








bu filmde astro-kozmolojik olarak dikkatimi çeken başlıca iki faktör vardı. 3. yoğunluğun (ikizler) yansımaları ve 5. yoğunluk (aslan) ile bağlantılı ritüelimsi bütünleşik ifade (özellikle müzikal kısımlar).

ikizler faktörü filmin ana temasını oluşturuyor: hürmüz ve 7 kocası. yay etkisinden/dengelemesinden yalıtılmış ikizler arketipine özgü bir doyumsuzluk, maymun iştahlılık, bukalemunluk, çok-karakterlilik... bana göre bu sorun genel olarak tüm insanlığın sorunu. tabi sadece evlilik, romantizm, cinsellik konularında değil, çok daha genel, hayatın genelini kapsayan ruhsal bir doyumsuzluk ve bukalemunluk olarak. hürmüz'ün her bir kocası için ayrı bir kişiliğe bürünüşü çok dikkat çekiciydi. tabi bu birbirinden haberleri olmayan kocaları idare etmek giderek güçleşti ve imkansızlaştı. yay'ın bütüncüllüğü ile dengelenmeyen ikizler bölünmelerinin doğal neticesi. neyse ki hürmüz birine gerçekten aşık olur ve zorlu bir yüzleşme sonrası çelişkili alt-karakterlerinden kurtulur. gerçek sevginin böyle bütünleştirici bir özelliği var sanırım.

şimdi bu hususla ilgili olarak film analizinin biraz dışına çıkacağım.

bizim 3. yoğunluk dünya hayatımızın çeşitli yönleri de bizi tıpkı hürmüz gibi bölünmeye itiyor. hayatımızın çeşitli yönlerinde çeşitli maskeler takmak zorunda kalabiliyoruz ve bu maskeler/kişilikler birbiriyle taban tabana çelişkili de olabiliyor. bir kısım bölünmelerimizin bilinçli bir şekilde farkında bile değiliz. bilinçaltına bastırılmış, çözülememiş korkularımız, derin endişelerimiz, kaoslarımız, gündelik hayatta yeterince bilincinde olamadığımız farklı birer kişilik yapısı ortaya koyuyor olabilir pek muhtemel olarak. "kişilik" derken, tıpkı "alternatif evren" tanımında olduğu gibi, yasaları/kabulleri/dayanakları/motivasyonları farklı olan hayata bakış açıları anlamında daha çok. birer alt-kişilik de denebilir bunlara. bazen bu alt-kişilikler birbirinin farkına varabilir ve nispeten birbiriyle uyumlu da olabilir ama birbiriyle uyumsuz ve çelişkili alt-kişiliklerimiz de olabilir ve koşulların etkilerine göre bunlar etkinleştiğinde diğer alt-kişilikler sanki hiç mevcut olmamış gibi bir durum meydana geliyor olabilir. ('dr. jekyll ve mr. hyde' hikayesinde olduğu gibi)

bu çelişkili durumun farkındalığı sürekli denebilecek bir endişeye de neden olabilir. yani bazen, halimizden hoşnut olduğumuz bir halde devam ediyorken, dış koşulların etkisiyle hiç istemediğimiz, bilinçli olarak farkında bile olmadığımız bir yönümüzün (versiyonumuzun) etkinleşebileceğini sezip, adeta farklı bir "evrene" (fiziksel olarak ve genel koşullar itibariyle herşey aynı olduğu halde) ve farklı "geleceklere" doğru kaymanın endişesini duyumsuyoruz hepimiz sanırım. farklı ve birbiriyle uyumsuz, ve bir kısmının bilinçli olarak farkında bile olmadığımız alt-kişiliklerimizin bizde yarattığı zayıflıklar ve bununla ilgili endişeler, psişik saldırıların da hedefi oluyor pek tabi ve daha olumsuz koşullardaki geçmiş-şimdi-gelecek versiyonlarına kayma korkuları duyumsayabiliyoruz. evet, insanın bakış açısı olumsuz yönde değiştiğinde, bu sadece geleceğin olumsuz yönde değişmesi kaygısını yaratmıyor, insan aynı zamanda geçmişinin de farklı versiyonlarına kayıyor. çünkü farklı alt-karakterlerimiz, yaşananların farklı yorum versiyonlarına sahip ve bazen bu yorumlar çok zıt da olabiliyor. "şu anda" daha karamsar bir yapımız etkinleştiğinde, geçmiş az önce göründüğünden farklı görünüyor/oluyor. ve gelecek de. ve hakikaten, kendimizle, hayatla, herşeyle ilgili kabullerimiz/inançlarımız nasılsa, şimdimiz-geçmişimiz-geleceğimiz buna göre şekillenmeye başlıyor. yani sadece gelecek değil, geçmiş de belirli bir akışkanlığa/değişkenliğe sahip. 4KH'nin geçmişi değiştirmeye yönelik girişimleri, bireysel ve kitlesel olarak insanların belirli geçmiş durumlar hakkındaki algılarını negatif yönde çarpıtıp benimsetmeyi başarmasıyla ilgili büyük olasılıkla.

neticede, 3. yoğunluk, özellikle de pek çok ciddi negatif süreçlerin etkisi altındaki bir 3. yoğunluk, hakikaten insanları uyumsuz-dengesiz biçimlerde bölünmeye zorluyor. bu süreci kendi çıkarlarına kullanmak isteyen 4KH ve 3KH, psişik olarak bizi iyice parçalamaya, zayıflatmaya ve böylece onların kontrolüne girmek zorunda kalmaya zorluyor sürekli olarak. aklınıza gelebilecek her yolla. bunun hayatın içinden belli başlı örneklerine değinmişizdir belki daha önce ve bundan sonra da değiniriz tartışmalar sürecinde.

bilinçaltında sürekli denebilecek şekilde devam eden endişe ve kaygıların, bu bölünme/zayıflık hali nedeniyle, geçmişimizin ve geleceğimizin sürekli negatif versiyonlara kayma ihtimali farkındalığıyla doğrudan ilgisi olabileceğini düşünüyorum.

mutlu, güvenli olabildiğimiz zaman sadece şimdiye değil, geçmişe ve geleceğe de mutlu ve güvenli bakmaya başlıyoruz ve herşey bambaşka görünebiliyor. kendi gerçekliğimizi kendimiz yarattığımız söylendiğinde, bu da bununla yakından ilgili. peki o halde neden geçmişimizi ve geleceğimizi harika bir hale getiremiyoruz istikrarlı bir şekilde? öncelikle belirli bir "biz" yok. yani belirli bir "ben" yok. bunu itiraf etmek gerek. ikizler sendromu denebilecek birşey bu. negatif/dengesiz bir 3. yoğunluk deneyiminin doğal neticesi. bölünme sendromu. hepimizin çeşitli olumluluk ve olumsuzluk derecelerine sahip farklı farklı versiyonları mevcut. hepsi aynı güçte olmayabilir/değildir elbette.

tabi bu konu film yorumumla doğrudan alakalı değildi ama aklıma gelmişken not alayım dedim, sonra kişiliğim değiştiği zaman hatırlayamam falan...

filmlere ve benzer şeylere (kitap, müzik) duyduğumuz ilgide, bütünleşik, kendiyle çelişmeyen karakterlere/olaylara/durumlara duyulan hayranlık ve özlem söz konusu olabilir. yani istikrara, güvene, dengeli hale duyulan özlem. ben bunu aslan burcuyla doğrudan ilişkili bir faktör olarak görüyorum. astrolojide aslan ve onun yöneticisi olan güneş, bütüncül genel yapıyı ifade eder. doğduğunuz sırada güneş gökte hangi takımyıldız/burç hizasındaysa, o sizin genel kişilik yapınızla ilgili ipuçları veriyor olarak kabul edilir. oyunculuk, aktörlük, tiyatro-sinema ve genel olarak her türlü gösteri sanatı da aslan burcuyla yakından ilgili kabul edilir. aslan gösterişi, kendini ifade etmeyi sever. çünkü ifade edilebilecek belirli bir birikimin dışavurum süreciyle ilgilidir. bütün burçlar tanrının burcu olarak kabul edilebilecek olmakla birlikte, tanrısal ifade ile aslan arketipi arasında doğrudan ilişkili bir yön var gibi görüyorum. yönetmenlik ve oyunculuk da aslan burcuyla (ve dolayısıyla kova burcuyla) yakından ilgili kabul edilir. sanırım o yüzden ra bilgileri'nde 5. yoğunluk "eş-yaratanlık" seviyesi olarak geçiyor. tabi kova enerjileriyle dengelenmeyen aslan enerjisi muhtemelen negatif bir aslan enerjisi olacaktır. burada kova, tanrısal iradeyi başkalarının (potansiyel olarak "herkesin") iyiliği için kullanma eğilimiyle ile ilgili bir anlama sahip (pozitif kova versiyonu).

bu arada  bu yazının konusu olan filmin "5. boyut stüdyoları" diye bir kurum tarafından çekilmiş/sunulmuş olması da ilginç/tatlı bir tesadüf benim açımdan.

elbette aslan sadece 5. yoğunluğun burcu değil, tüm burçlar tüm yoğunluklarda bir şekilde mevcut fakat her yoğunluk seviyesinin ana vurgu veya vurguları farklıdır ve aslan (ve dengeleyicisi kova) 5. yoğunluğun ana vurgusudur benim varsayımıma göre. her yoğunluk seviyesi kendi  içinde 7 seviyeye sahip ve bu 7 alt seviyenin hepsi 7 alt-alt seviyeye doğru uzanıp gidiyor. bu anlamda her burç, her enerji bir şekilde her ana seviyede mevcuttur o veya bu saflık derecesinde. evrenin dengesi bunu gerektiriyor belki de. 3. yoğunlukta aslan enerjilerinin deneyimi, 5. yoğunlukla belirli bir benzeşime/paralelliğe/rezonansa sahip diye düşünüyorum.

7 kocalı hürmüz filminde aslan'la ilgili ne gördüm... öncelikle en genelden başlayacak olursak, filmin kendisi (film olma gereği) bir aslan/kova enerjisini yansıtıyor. bir yaratıcılık ve yarattığını paylaşma iradesi. senaryo yazarı farklı ama her yönetmen bir senaryoyu yeniden yaratabilir farklı oyuncularla, farklı yaklaşımlarla.

bu filmde "gösteri/şov" faktörü oldukça vurguluydu. şekil/renk/karakter kullanımı (evler, kıyafetler, steryotip karakterler...) oldukça vurguluydu. bu tür basmakalıp karakterler bazen ne kadar sıkıcı olabilecek olsa da, insana basit, sade ve güven verici bir istikrar duygusu verebiliyor. bazı yetişkinlerin bazen çizgi filmleri sevmesi de bununla ilgili sanırım. çünkü sabit karakter çizgi filmlerde çok daha belirgin. insanların örneğin fıkralarda yarattığı belirli bir karadeniz tiplemesi de insanların bu aşırı değişken/karaktersiz/dengesiz 3. yoğunluk kh koşulları içinde değişmeyen, sabit, istikrarlı karakter/yapılar imgeleme (ve bundan ilham alma) özlemleriyle yakından ilgili sanırım.

bu filmde müzikal kısımlar özellikle vurguluydu. tıpkı çeşitli folklor unsurları gibi, bu tür müzik/dans/anlatı bileşimleri, insanların son derece değişken ve güvenilmez olan yaşam koşulları içinde nispeten değişmeden devam eden (olumlu, olumsuz veya nötr olarak) şeyleri "ifade etmekten", sergilemekten duydukları hazla ilgili görünüyor şu anda bana. bu da aslan/kova ekseniyle yakından ilgili. hem bir kendini ifade ediş var, hem de bunun başkalarına hizmet etmeye dönük belirgin bir yönü var. dengeli/faydalı bir ritüel denebilir sanırım. müzikallerde sesler çok güçlü ve cesur bir şekilde kullanılıyordu. burada bir varlığı/kimliği/durumu/deneyimi ifade etme arzusu var. bu ritüellere eşlik eden ve izleyenlerde, birleşik/bütünleşik bir enerji duyumsama durumu söz konusu oluyor genel olarak. ve bu da 3. yoğunluk bölünme sendromundan genel olarak muzdarip olanlar için tedavi edici bir etki yapıyor belki de, her durumda değilse de (zevk-renk farklılıkları). bu varlığını bulma/ifade etme durumu, bölünmüşlüklerin aşırı etkilerini azaltıcı ve dolayısıyla güçlendirici bir etki yapıyor diye düşünüyorum. danslardaki dönüş hareketleri de evrensel (gezegensel vs) dönüş hareketleriyle ilişkili ve ifadeye ayrı bir güç katıyor.

bu arada filmde 4. yoğunluk (yengeç) temsilleriyle ilgili vurgular da vardı. bir kere film baştan sona özellikle "kadınların" penceresinden bakıyordu. ejder-i derya şovunun ardından filmin adının verildiği karede sol üst köşede "ay" figürü vardı. kadınların kendi aralarındaki dünyalarını erkeklerden sakınma/koruma eğilimleri sergiliyordu. kendi aralarındaki konfor/rahatlık duygusu vurguluydu. safinaz'ın hürmüz'e yaptığı koruyucu rehberlik hizmeti de yengeç/oğlak ekseniyle yakından bağlantılı. rehberlik, ikizler'in dengeleyicisi olarak yay enerjileriyle de yakından ilişkili bir faktör. 3. yoğunluğun ikinci yarısında yay'la dengelenme eğilimi artmış oluyor. 1. yoğunluk ikinci yarısında egemen olan "terazi" enerjisi, kozmolojik olarak 3. yoğunluğun ikinci yarısında da kendini belli ediyor. dans, müzik, denge, diplomasi, ilişkiler/romantizm... aslında, düşünüyorum da, 3. yoğunluğun ikinci yarısı hem 4. yoğunluğa (yengeç) yakın olduğu için, hem de ("ikinci yarı" olması itibariyle) "terazi"yle ilişkili olduğu için, kadın/dişi enerji faktörünün önplandalığının arttığı bir süreç. tabi bu burçların enerjileri dişi cinsiyete özel değil, ama dişilikle daha bir rezonansta olduğu düşünülebilir. lakin film konusunun ayrıntılarından ziyade bütünsel bazı yönleri/toplamı itibariyle yüksek bir frekansa sahipti bence.

şu an için filmle ilgili olumsuz anlamda söyleme gereği duyduğum şey, belaltı muhabbetlerin çok hakimiyetinde bir film olmuş olması. konusu itibariyle bu biraz doğal/normal/gerekli birşey tabi bir yandan. orijinal eserde de öyle mi bilmiyorum. ama neticede gerçekten ana temanın işlenişindeki ayrıntılarda frekans genel olarak düşük denebilecek bir çıtada ilerliyordu. bunun belirli bir oranda faydası da olmuş olabilir, tabu yıkıcılık adına, samimiyet adına, veya toplumsal bir analiz olarak eğlenceli bir gerçekçilik tonu yakalama adına. her filmden herşey beklenmemeli. filmdeki oyunculukların, müzikal şovların, görselliğin, müziğin oldukça kaliteli (bana göre) kullanımı, o düşük frekansı dengelemiş, yumuşatmış ve nispeten güzel bir karışım yaratmış gibi göründü bana. vokal (sadece insan sesiyle) müzikler de çok dikkat çekiciydi. müzik ve ses de aslan/kovaya özgü bütünleşik kimlik ve ifade gücünün aktarımında oldukça önemli.

filmle ilgili daha önce aklıma gelen, paylaşmak istediğim ama unuttuğum pek çok şey var muhtemelen. bunları da aklıma geldikçe paylaşmayı planlıyorum. yorumlarımda, analizlerimde çeşitli eksiklik ve yanlışlıklar olması gayet mümkündür. bilgim, bakış açım genişledikçe güncellemek isteyeceğim yorumlarımı. bir de ne zamandan beri ifade etmek istediğim şu husus var: hepimizin kendine özgü bir biyolojik/psişik saati var. bana uyan birşey (bir konu, bir görüş, bir iddia) bir başkasına uymaz. veya o anda uymayabilir. bu tür farklılıklarımızı bir doğruluk-yanlışlık konusu olarak görmüyorum ve kimsenin de öyle görmesini istemem. iletişim uyumumuz ancak zamanla artabilir.

bozadi