Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Felsefeyi netleştirmek...

Başlatan bozadi, 08 Aralık 2015, 14:41:22

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#120
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Aynı birikimlere sahip iki kişiden yapabilecek gücü varken başkasını her türlü sömürmeyi göze alan (bunun için belirli bir zeka ve birikim gerekli olduğunu varsayıyoruz) kişinin KH eğilimli bunu yapabilecek gücü yine varken sömürüyü reddedip kendince -doğru- olanı yapan kişinin de BH eğilimli olduğunu basitçe söyleyebilir miyiz peki? Bunun hakkında düşüncelerini merak ediyorum Bozadi.
Bu örneği daha net, daha spesifik bir hale getirmek gerekir sanırım BH-KH eğilimleriyle ilgili kesin çıkarımlar yapabilmek için. Ama senin de çok iyi sezebileceğin gibi, örneği en basit haliyle düşünecek olursak, "sömürmek" ve "sömürmemek" kavramlarını KH ve BH eğilimleriyle ilişkilendirmenin yanlış olmayacağını düşünürüm.

gerçek tosun paşa

#121
Yani gündelik hayatımızda çıkarlarımız doğrultusunda atacağımız adımların keskinliği ve göze alınan şeyler olarak yorumlayabiliriz sömürme meselesini. Bu örnekler basitten kapsamlıya doğru geliştirilebilir. Sadece tercihlerin, aynı yolda giden bireylerin taban tabana zıtlaşarak BH-KH ayrımlarına getirdiğini açıklayabilmek istemiştim. Belki ilginç gelecek ama etrafımda kendimce tam bir KH potansiyeli olarak gördüğüm arkadaşlarım ve tanıdıklarım var. İnsanların amaçsızlığı ve kendini bilmez rastgele tavırlarını görünce KH potansiyelli diye tabir ettiğim kişilere saygı duyuar hale geldim. Ne kadar sinirlerimi bozsalar ve kendimi onlardan sakınmasam bile hani nasıl derler bir iş yapacaksan layığıyla yap.  Onlar kendilerinin tam bir KH potansiyelli olduğunu ve bundan zevk aldıklarınıda söylüyorlar. Tabi olayı KH - BH olarak bildiklerinden değil. Paraya olan bakış açıları, işlerini başkalarının üzerinden yaptırma , başka sırttan geçinme, arkadan iş çevirme ve hayat amacı-idealleri bazında incelediğimde basitçe yorumlayabiliyorum tabi bunları. Bunlarla övünüp zevk alıyorlar ve zekalarını bu konuda kullanmak övünç kaynağı oluyor.

Aslında anlatmak istediğim bu tarz insanları KH potansiyelli diye görmek ne kadar doğru olabilir. Ben bu şekilde anlamlandırabiliyorum yüzeysel olarak açıklamak gerekirse.

bozadi

#122
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Paraya olan bakış açıları, işlerini başkalarının üzerinden yaptırma , başka sırttan geçinme, arkadan iş çevirme ve hayat amacı-idealleri bazında incelediğimde basitçe yorumlayabiliyorum tabi bunları. Bunlarla övünüp zevk alıyorlar ve zekalarını bu konuda kullanmak övünç kaynağı oluyor.

Aslında anlatmak istediğim bu tarz insanları KH potansiyelli diye görmek ne kadar doğru olabilir.
Meseleye yaklaşımda dikkat edilebilecek hususlardan biri de, bu tür sömürücü ve aşağılayıcı davranışların belirli bir duruma veya döneme özgü mü (geçici mi), yoksa yaşam genelini kapsayan bir davranış/kişilik kalıbı mı olduğudur sanırım. Belirli bir olayda veya süreçte aşırı derecede sömürücü şeyler yapan bir insan eğer sonradan bundan ciddi bir pişmanlık duyabilir, vicdani bir hesaplaşma deneyimleyebilir ve pozitif davranışlara meyledebilir. Bazı bireyleri uzun süre yakından takip etmedikçe, onların bu tür davranışları geçici mi yoksa kalıcı bir şekilde mi benimsediklerini anlamak zor olabilir.

Ama şurası kesindir: İster geçici, ister kalıcı bir kişilik veya davranış kalıbının ürünü olsun, yapılmakta olduğu sırada bu tür davranışlar her halükarda kötüdür, yanlıştır, suçtur; bu konuda belirsizliğe düşmemek gerek. Ama gözlemlenen böyle bir davranışa veya olaya ideal tepki gösterme veya müdahalede bulunma biçiminin veya gerekliliğinin ne olduğu son derece değişken olabilir, incelenmesi, değerlendirilmesi gerekir bence. Sömürülmekte olan bireylerin özgür irade seçimleri de değerlendirilmesi gereken önemli hususlardandır. Sömürülmenin ciddi bir oranda kabullenildiği bir durumda, sömürmenin suç teşkil etme özelliğinde bir miktar düşüş olabilir (ama bence kesinlikle o miktar 0'a inmez).

bozadi

#123
Dostlarım, bu koşullarda en gerçek, en önemli, öncelikli amacımız güçlü, güvenli, huzurlu bireyler olmaktır. Boş, müsait bir vaktinizde deneyin lütfen:

Gerçek, öncelikli amacım, "şimdi ve burada" güçlü, güvenli, huzurlu olmaktır. Hayatımdaki diğer tüm amaçları bir süreliğine askıya alıyorum. Hangi nedenle olursa olsun, eğer ben koşulsuz bir şekilde "şimdi ve burada" güçlü, güvenli, huzurlu olamıyorsam, hayatıma böyle bir kabullenişle, boşverişle veya dışarıdan birşeylerin bana güç, güven, huzur verebileceği beklentisiyle devam etmek bana yakışmaz. Bu acizliği zaman zaman, hatta belki pek çok zaman kabulleniyor olabilirim, ama ben bu değilim, olamam, olmamalıyım.

Hiçbir şey benim şimdi ve burada, dış koşullardan bağımsız bir şekilde huzurlu, güvenli, güçlü olmama engel olamamalı. İhtiyaç duyduğum huzurun, güvenin, gücün "kaynağı" dışarıda değil, bende. Varlığımda. Sevincin, sevginin yaratıcısı benim. Yola güzelce devam edebilmek, güzelce varolabilmek için, bireysel benliğimin ihtiyaç duyduğu temel yakıt olan varoluş sevgisini ve ışığını kendim "yaratabilirim" ve yaratmalıyım da. Varlığımı ve yolculuğumu anlamlı kılan sevgi ve farkındalık enerjisini kendim üretemezsem, nasıl özgür, bağımısz, güçlü, güvenli bir birey olabilirim?! Başkalarıyla sevgi, huzur, güven enerjisi alışverişi yapmak varoluşun en güzel şeyi. Ama bunları başkalarından tek taraflı olarak almaya alışmak, bağımlılık geliştirmek bana yakışmaz ve bu beni giderek yozlaştırabilir. Yarattığım sevgiyi, huzuru, güveni karşılık beklemeden vermeyi seviyorum ama eğer karşımdaki herhangi biri bunları benden almaya tek taraflı bağımlılık geliştirme eğilimindeyse, bu durumu ve ilgili şartları sorgulamam gerekecektir muhtemelen.

Varlığımda, göğsümün ortasında sevginin, gücün, güvenin ve bağımsızlığın kaynağını, reaktörünü, yaratıcısını hissedebiliyorum. Anlamı yaratan benim. Varlığımdan ürettiğim, yarattığım anlam, sevgi, güven, huzur, güç konusunda kimseye hesap vermek, açıklama yapmak, birşey kanıtlamak zorunda değilim. Bu benim kendimle özel ilişkimdir. Bilinçli olarak veya belki farkına varmadan, toplumun veya yakın çevremdekilerin değer yargılarına, alışkanlıklarına, gerçeklik algılarına, inançlarına, beklentilerine uygun hareket etme adına, anlam, sevgi, güven, huzur yaratma yeteneğime ve ihtiyacıma körlük taslamam durumunda zarara uğramam kaçınılmaz olacaktır.

arinmak

#124
katılım gösteren herkeze çok teşekkürler. konuyu ilgiyle takip ediyorum ...
 

bozadi

#125
Vaktimizin çoğunu "ilüzyon" içinde geçirmek zorunda olduğumuzdan ve ne yazık ki pek çok durumda kendimizi bu ilüzyona "kaptırmaya" epeyce alışmış/programlanmış olduğumuzdan, meditasyon gibi her zaman vakit, imkan veya istek bulamadığımız "ilüzyondan çıkma" çalışmaları yeterli olmayacaktır uyanış için. Vaktimizin çoğunu geçirdiğimiz ilüzyonun içindeyken, olağan şekilde yaşantımızın gereklerini yerine getirirken, zihnimizin bir kısmını ilüzyon-dışı bir farkındalığa ayırma yeteneği geliştireceğiz. Yani zihnimizde birbirlerinin farkında olan ama birbirinden nispeten bağımsız çalışan iki bölüm olacak. İlüzyonun, yani olağan yaşantımızın gereklerini yerine getiren taraf bunu yapmaya devam edecek, zihinsel kaynakların bir kısmı buna ayrılacak. Ama aslında ilüzyonda yaptığımız, daha doğrusu yapmak durumunda olduğumuz herşey büyük ölçüde "otomatikleştiriliyor" olacak. Yani "rutin" dediğimiz şeyler aynen devam edecek, dışsal rutini idare edecek düzeyde bilinçsel kaynak ayıracağız ama enerjimizin bir kısmını rutinden çok farklı, dışsal değil içsel, tamamen öznel bir sürece ayıracağız. Üstelik bu dışsal ve içsel süreçler adeta eşzamanlı olarak ilerliyor olacak. Rutin her ne kadar adeta tüm vaktimizi ve enerjimizi kesintisiz şekilde kapsıyor gibi görünse ve hatta olsa da, onda da aslında çok sayıda boşluklar, açıklar vardır.

Rutinde sürekli birşeyler yapmak zorundasınızdır ve özgür gibi görünürken bile özgür değil gibisinizdir. Ama fiziksel olarak ne kadar belirli rutinlere uymak zorunda olursanız olun, yani sistem sizi nasıl, hangi koşullarda yaşamaya mahkum etmiş olursa olsun, fiziksel ortamınızda ve faaliyetlerinizde değilse bile, zihninizde, aklınızda, bilincinizde istediğinizi düşünebilecek bir özgürlük alanınız vardır. Bunu zaten her zaman yapmıyor muyuz? Kendimizi korumak, doğru seçimler yapmak için dış dünyadan maruz kaldığımız pek çok etkiye belirli tepkiler vermemiz gerekir ve o tepkileri doğru verebilmek için aklımızı, veritabanımızı, sezgimizi yoklarız, kendimizle çelişecek veya bizi zor duruma düşürecek bir yanıt, taahhüt veya tepki vermemeye çalışırız. Bilincimizde kendimize özel bir alanımız vardır veya olmalıdır. İşte biz, rutin ve ailesel/toplumsal dış dünya koşullarına ayırmak zorunda olduğumuz yüksek düzeydeki bilinç enerjimizin veya alanımızın bir kısmını, kendimize daha istikrarlı, çok daha faydalı, pozitif bir amaçla düzenlemeye ve kullanmaya başlayabiliriz, bu konuda birbirimizi geliştirebiliriz.

Maharaj'da da geçiyordu bu. Maho aşağı yukarı şöyle bir tanım yapıyordu:

"Bir lokmayı yuttuktan sonra artık onu düşünmez, sindirim sisteminizin insafına bırakır, unutursunuz. Otomatik bir süreçtir bu. Aynı şekilde, sizin olağan yaşam deneyimleriniz dediğiniz şeyler benim için otomatiktir. Ben karşılaştığım durumun gereği neyse yaparım ama bu tepkilerimin hepsi tıpkı sindirim sisteminin faaliyeti gibi otomatiktir. Hayatınızı olağan şekilde yaşamaya devam edin ama bırakın o süreç otomatik gitsin. Rutin veya rutin-dışı her durumun gereğini yapın ama bulduğunuz tüm boşluklarda esas varlığınıza konsantre olun, onu hatırlayın, onu deneyimleyin."

İşte benim dediğim şey de Maho'nun bahsettiği şeyden farklı değil. Ama bizim bu işin ayrıntılarında uzmanlaşmamız ve bu uzmanlaşmada yardımlaşmamız güzel olur gibi geliyor bana.

Uymak zorunda olduğunuz ilüzyonun rutinlerini sürdürün, yani bu adaletsizlik, kölelik, işkence sisteminin içinde şekillenen "rolünüzü" oynamaya devam edin, buna karşı gelemez, bu durumu değiştiremezsiniz, koşullara çok ciddi ölçülerde itaat etmek zorundasınız ama düzen çok şükür tüm varlığımızı ele geçirebilmiş değil. Aklımızda/bilincimizde bir özgürlük alanı var ve biz o özgürlük alanını en ideal, en faydalı şekilde kullanma konusunda artık birşeyler yapmalıyız.

Sevince, güvene, morale ihtiyacımız var. Ve üstelik bizim kendi varlığımız bunları "yaratabilme" yeteneğine sahip. Ama varlığımızın bu yeteneğini kullanma konusunda feci acizleştirildik, caydırıldık. Öyle ki, bunu yapmak çok aptalca veya anlamsız görünebilir ama inanın her gün hayat diye yaşadığımız şu işkence kadar anlamsız ve aptalca değil bu. Sevinç için, güven için, moral için hep dışsal bir onaya, bir tetikleyiciye ihtiyaç duyuyoruz. Kendi varlığımızda, bilincimizde, kalp çakramızın penceresinde sınırsızca mevcut olan (veya "evrensel kaynağına kendi varlığımız üzerinden erişim sahibi olduğumuz") birşeye deli gibi açlık duyuyoruz ama ona erişmek için dış dünyadan onay veya adeta "izin" bekliyoruz. Adı konmamış bu saçma sapan yasaya, programa itaat etmek zorunda değiliz.

Aslında evet, "kendi varlığımızda var" dediğim şey tamamen kendi bireysel varlığımızla sınırlı değil. Kaynak evrensel, çünkü birey evrenden (bütünsel varlıktan) bağımsız bir varlığa sahip değil, onun bir parçası ve kendisi. Sonuç olarak, biz kendi içimizde, bilincimizde, varlığımızda ihtiyaç duyduğumuz tüm sevince, güvene erişim sahibi olduğumuzu sezebiliriz. İhtiyaç duyduğumuz şey orada, kendi varlığımızda / penceresinde / kanalında duruyor. Ona erişmek için dışarıdan, toplumdan, Tanrı'dan vs. izin veya onay veya tetikleyici bekleme şeklindeki lanetli programı yenmemiz gerekiyor. Delice veya anlamsız/imkansız gibi görünen şeyde en hayati çıkarlarımız olabilir. Birlikte dikkatle incelememiz gerekiyor.

Acele etmeyin, elbette bu bahsettiğim şeyleri 5 dakikada veya 1 veya birkaç günde ideal şekilde yapabilecek hale gelemeyiz, mucize beklentisinde olmayalım ama emin olun çok büyük ilerleme kaydetmek hiç de imkansız değil bu süreçte.

Öncelikle en gerçek, en doyurucu güvenin, mutluluğun, huzurun, moralin bize dışarıdan verilebilecek birşey olmadığını anlamamız gerekiyor. Bu temel değerlerin kaynağı gerçekten dışarıda olsaydı, o zaman özgür iradenin, özgür bireyselliğin pek de anlamı olmazdı. "Dış" veya "dışarı" kavramları veya "başkaları" veya "toplum" realiteleri kesinlikle kötü birşey olmak zorunda değil, hayatın doğal, güzel ve vazgeçilmez bir parçası. Ama biz kendi bireyselliğimizle yapabiliyor olmamız gereken çok temel bazı şeyleri dışarıya çok abartılı düzeylerde endekslemeye alıştırılmış, programlanmış durumdayız, bu da bizim bireysel özgürlüğümüzü/varlığımızı feci şekilde anlamsızlaştıran, acizleştiren, parçalayan, yok eden birşey. Kendimizde gerekli pozitif yaratıcılığı, üreticiliği veya "erişim" gücünü etkinleştirdikçe, yani bilinçsel manada sağlıklı bireyler haline geldikçe, ürettiğimiz, yarattığımız pozitif değerleri birbirimizle paylaşımımız da çok daha gerçek, etkili ve değerli olacaktır. Sağlıklı bir grup, sağlıklı bireylerden oluşur ve tabi ki sağlık hem bilinçsel hem fiziksel pek çok boyutu kapsıyor olsa da, herşey bilinçte başlıyor, giderek maddede ifade buluyor ama tabi ikisi arasında karşılıklı doğal bir etkileşim süreci de var.

Yukarıda da vurgulamaya çalıştığım gibi, kendi varlığımızdaki sonsuz, zamansız ve koşulsuz sevince, güvene "erişmek" ve "kullanmaktan" bahsederken aslında tüm/bütün varlığın sevincine, güvenine, huzuruna erişmekten bahsediyoruz. O garip bir şekilde hem iç hem de dış. Bizim bireysel varlığımızdan bütünsel varlığa açılan doğal bir pencere, bir kanal var. Gerçek olan, mutlak olan, değişmeyen şey, o sonsuz yaratıcı güce ve iradeye sahip bütünsel/evrensel varlık realitesidir ve her an hatırlanarak kutlanabilecek, sevinilebilecek, güç alınabilecek, ilham ve moral bulunabilecek olan şey nihai olarak bundan başka birşey değildir, olamaz da, çünkü başka birşey yok. İlüzyonda o kadar çok işkenceye maruz kaldık ki, ve kesintisiz endişe ve korkuyla dolu bir koşturmayı o kadar benimsedik ve dejenere olduk ki, bizzat bu panik atak halindeki koşturmacanın bizi mutlak gücümüzden, gerçeğimizden koparan şey olduğunun farkına varamıyoruz. Stresli/korkulu koşturmaca en çok "ekonomik" yolla sağlandı bildiğiniz gibi. Ekmek parası kazanmak veya yaşam koşullarımızı geliştirmek için endişeli, korkulu, hırslı bir şekilde koşturmak, birşeylere yetişmek, birşeyleri yetiştirmek zorundayız. Birileri dünya malının, parasının kontrolünü ele geçirip özel bir sistematiğe bağlayarak insanları köleleştirmek, ezmek, aptallaştırmak, sömürmek için "harika" bir şekilde kullanıyor. Ve böylece bizi diledikleri gibi stresli, hırslı bir koşturmacanın içinde tutuyorlar ve tüm zenginliğin, güvenin, huzurun, sevincin, anlamın kaynağı, kendisi ve bir parçası olan varlığımıza, yani "Gerçeğe", yani "Hakka" yabancılık ve dolayısıyla acizlik halimizi sürdürebilmeyi umuyorlar.

Tgur

#126
İçselliğin süregelen rutin hayatta nasıl sürdürüleceği hakkındaki bulgular ve tarzlar  gerçekten önemli ve üzerinde durulması icap eden bir konu , durmaya çalışalım,

Rutin hayatın ne olduğu çok belli, özetle illüzyon ve delüzyonla kalıplanmış yaşam şekline rutin diyebiliriz bu rutin şekli biçimleyen faktörlerden biri de  bedensel organsal fizik beden ihtiyaçları  ihtiyaçlar deyip göz ardı edilmemeli zira yaşam fonksiyonların idamesi için mutlak gerekli unsurlar.Tam burada üst yoğunluğa geçmeyi hak eden ve aniden ortadan kaybolan insanlar aklıma geldi ,acaba maddi ihtiyaç mecburiyeti yok olmuş mudur veya devam edecek midir zira üst yoğunluktaki insanlar enerji ile beslenmekteydi.Bu durumda çantamızdaki bilgi torbasından dördüncü yoğunluğun değişken fiziksel yoğunluk olduğunu hatırlayıp merakı dengeleyelim.Yani fiziksel hadiseler ihtiyaçlar devam edebilir.

Rutin hayat ile beraber içsellik olarak tanımladığımız durumun içi içe olduğunu  göz önüne getirelim ,nedir bu içsellik,

Öz deniyor ,"bir ben var benden içre deniyor","her ne ararsan kendinde ara" deniyor,"ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm " demekte Yunus,"enel hak "demiş Hallaç ,"Tanrıdan nicelik değil nitelik emareleri isteyin"bu söz felsefe alimi Spinozadan,"Eski Yunan felsefesinde Plotinos",Britanya'da William Wordsworth ve Samuel Coleridge; Almanya'da Johann Gottlieb Fichte, Friedrich Wilhelm Joseph Schelling ve Georg Wilhelm Friedrich Hegel; Amerika Birleşik Devletleri'nde Walt Whitman, Ralph Waldo Emerson ve Henry David Thoreau isimli düşünür ve filozoflar ve daha bir çok burada belirtemiyeceğimiz düşünür bizim yedinci yoğunluk olarak fikse ettiğimiz tanrıyı olan her şeyde görenler demekte.Bu arada "Ben o yum" diyen " Sri Nisargadatta Maharaj"ı unutmayalım.

Görüldüğü gibi ortada rutin hayat ile yukarıda belirtmeye çalıştığımız içsellik hususu bir manada birleşmekte, oysa problem bir ayırımın olduğuna kandırılmış yani monoteizm aldatmasına kapılmış ayıran bilinçlerin olduğu ortamda yaşamı sürdürebilmek ,

Bu inanç hali  new age li bilince pek kaçmadan söylenebilirse bu aldatılmış çoğunluk için normal olarak kabul edilebilinir, zira nötral bir atomun dahi dışarıdan bir tesir almamışsa doya doya ayrılığı tatması deneyebilmesi gerekir.Onu birleşmeye yani molekülleşmeye zorlayan faktörler ayrılığın artık bittiği anlamına getirir işte onu bu yollara iten tesir her ne kadar zamanımızda monoteizm zorlaması altında dahi olsa da işte içselliğin devreye girmesi olarak tarif edilebilinir ,içsellik bu itilimi sağlamıştır yani bire doğru yolculuk..

İçselliğin harekete geçmesi mutlaka zorlu bir durumla karşılaşma ile olmaktadır ,zira varlık durağan halde çok rahat, memnun ve yerinden kıpırdamayı istemez bir  haldedir ,bazı ağızlarda tanrısal düşüklük diye tarif edilen bu madde halinin zorluklarla motive edilmesi en sonunda bu yaşadığımız bu kaotik durumu yaratmıştır, yani zorlukların içindeyiz..

Sonuç olarak bu zorluğu aşabilmek kişinin bilgiyle donanması ve kendindeki bu içsellik kapılarını idraklerle açması ve o aynanın olduğu son odaya ulaşması lazım. Aynada kendini gören artık herşeyde kendini görecektir ama göremeyenlerin çok olduğu bir ortamda yaşadığının da bilincinde olacaktır..

O halde o kişiye illüzyonlarla donatılmış bu yaşamda yer almak rol yapmak değil de nedir..


gerçek tosun paşa

#127
Tgur yazın çok güzeldi teşekkürler. Son cümlenin etkisinde kaldım. Sanırım yaşayanların çoğu bir şekilde zaten rol yapıyorlar. Rol yapmadan yaşamı sürdürmek ne kadar mümkün olabilir ve kimler rol yapmıyordur diye bana büyük bir sorgulatma yaşattın.

Tgur

#128
Beğendiğine sevindim dostum ,hissettiğim kadarı ile ruhsal yolculuğa açılmış olgun bir ruh taşıyorsunuz üzeri örtülmüşlere geldikçe gerekli açılım yapmaktasınız yani kazı kazanı kazanıyorsunuz benzetme için kusura bakmayın aklıma geliverdi, yoksa biz kimiz bu sözleri söyleyecek..

Rol yapma konusu bazen riyakarlık olarak zihnimde beliriverir yani bazı şeyleri çoktan aşmış rotanızı değiştirmiş bile olsanız inanmış rolü yapmaktasınız çevreye karşı hatta en yakınınızdakine karşı,
Gerçeğin inancınız doğrultusunda tamamen 180 derece olduğunu bilseniz dahi.

Ama bu halin aşırısının de bir handikapı var ,ayrılığı bu sefer siz başlatmış oluyorsunuz o bahsettiğimiz tesir sizden doğuyor artık ,toplumdan ayrışmak çevrede olanlara aldırmamak ,işte bu da mahzurlu, zira bulunduğunuz ortamın sazını çalmak durumdasınız acıları hissedebilmek bağışlama yargılamama konusunda pek fazla ilerilere gitmemek ,

Bu davranışı ortaya koymak maharet istiyor..

 

gerçek tosun paşa

#129
Teşekkür ederim sevgili Tgur. Elimden geldiğince daha iyi biri olmaya çalışan sevginin nimetlerini tanımaya tatmaya çalışan biriyim. Ben BH olmanın herşey hakkında bilgi sahibi olup gerektiği şekilde davranabilmekle çok ilgisi olduğunu düşünüyorum dedikleriniz bu düşüncemle oldukça uyuşuyor. Dediğiniz gibi "Bu davranışı ortaya koymak maharet istiyor.." Mesele o mahareti güzelce kazanıp sindirebilmekte.

arinmak

#130
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi


Acele etmeyin, elbette bu bahsettiğim şeyleri 5 dakikada veya 1 veya birkaç günde ideal şekilde yapabilecek hale gelemeyiz, mucize beklentisinde olmayalım ama emin olun çok büyük ilerleme kaydetmek hiç de imkansız değil bu süreçte.

denedim , çok kısa sürelide olsa başardım ... başlangıç aşaması için , motive edici bir sonuçtu... ( aslında daha uzun sürebilirdi ...  aniden aklıma farklı bir düşünce geldi ve sonlandı )

yürüme , duş alma vs vs ... zaman ve durum önemli değil ... herzaman yapılabilinir ...

ben yürürken yapmayı tercih ediyorum ...

konuyu ilgiyle takip ediyorum ... herkeze teşekkürler

ekleme : bir günde olmadı. yürürken düşündüğüm konulardan biriydi
 

bozadi

#131
Merhaba arkadaşlar. Bu başlıkta üzerinde durduğum "derin felsefe" konuları üzerinde düşünmeye devam ediyorum.

Aklımda ve gönlümde son şekillenen resmi paylaşmak istiyorum.

Bedenimiz gerçek varlığımız değil bildiğiniz gibi. Bedenimiz adeta ruhumuzun bir göstergesi, Simgesi. Tıpkı bunun gibi, Güneş dediğimiz yıldız da ruhsal bir Güneşin bir göstergesi, simgesi aslında. Ve sanıyorum ki o ruhsal güneş de 7Y (7. yoğunluk) oluyor.

Güneş dünyanın kaynağı ve dünya üzerinde devam eden hayatın da olmasa olmazı. Aynı şekilde 7Y tüm varoluştaki tüm hayatın kaynağı ve olmazsa olmazı. 7Y varlık ve kimlik duygusu veya bilinci dediğimiz şeyin de kaynağı.

"Sahte benlik" diye tanımlanan ego, 7Y çekirdeğinde merkezlenen birleşik varoluşla birlik duygusunun olmamasını temsil ediyor anladığım kadarıyla. Kendini birliğin bir parçası ve kendisi olarak görmemek, kendini bütünden ayrı algılamak.

Özellikle de KH güçlerinin yarattığı işkence düzeninin insanlarda meydana getirdiği yoğun stres, endişe ve korku, insanların egolarının tırmanmasına, böylece varoluşla son derece pozitif nitelikteli birlik-bütünlük duygusunun kaybına neden oluyor ve bu da varoluşun hayat verici pozitif enerjilerinden yararlanmayı zorlaştırıyor, can damarlarını tıkıyor adeta.

Aslında Maharaj'ın egoyu "arzu ve korku döngüsü" olarak tanımladığına da dikkat çekmek istiyorum. Zaten ilginç bir şekilde, KH güçlerinin insanlığın egosunu tırmandırmak için kullandıkları tek şey korku değil, aynı zamanda arzu/zevk. Yani "hem havuç hem sopa" kullanıyorlar. Ya zevkin peşinden koşarak kaybol egonun dehlizlerinde, ya da sopa sopa dayak yiyerek. Aslında garip şekilde her ikisinin neredeyse eşzamanlı olarak gerçekleşmesi gibi bir durum da söz konusu olabilir.

KH güçleri insanlığın egosunu güçlendirerek onun varoluş bütünüyle olan birlik farkındalığını ve pozitiflik kanalını zayıflatıyor. Ego potansiyel bir KH varlığı aslında. Yani KH güçlerinin insanlığın egosunu güçlendirme çabası, aslında insanlığı "asimile etme", kendilerine benzetme çabası çünkü onların benlik duygusu tamamen egodan ibaret. Yani, varoluş bütünüyle birlik-bütünlük hissetmedikleri gibi varoluş bütünlüğünden nefret ediyorlar, onu kapatılması gereken rahatsız edici bir ışık olarak görüyorlar. Veya bazıları o sonsuz ışığın/aklın kaynağını ele geçirip tüm varoluşa şahsi arzusuna göre hükmetmek istiyor.

KH güçlerinin insanlığı arzu/korku batağında egosallaştırarak asimile etme projesi, dünya dediğimiz şu gezegen üzerindeki insan hayatı örgüsünde gerçekleşiyor. Yani bu "lokal" bir gerçeklik. İnsanlığın kendi geçmişindeki sorunları, dikkatsizlikleri, tembellikleri, vurdumduymazlıkları sonucu mümkün hale gelmiş ve halen de devam eden bir trajedi.

İlginç olan şeylerden biri şu ki, eğer bizler tamamen dış çevremizde egemen olan koşullar tarafından belirleniyor olsaydık, o zaman egoya tamamen teslim olmamız işten bile sayılmazdı. Varlık dediğimiz şeyin özü "BH"dir ve dolayısıyla sahte benlik (ego) tamamen egemen olmadıkça, bireyler varoluşun saf BH özüyle zaman zaman mutlaka irtibat kurar, ilham alırlar, şu veya bu düzeyde. Bu kadar berbat koşullarda yaşıyor olmamıza rağmen hala zaman zaman sevgi dediğimiz, insanlık dediğimiz, vicdan dediğimiz, barış ve kardeşlik dediğimiz şeye özlem ve ümit duyuyor, bunun için çaba harcıyoruz.

Bu noktada sizlere hem yeni olmayan, hem de belki de olan bir perspektif sunmak istiyorum. Bir inanç pratiği önerisi.

Güneşin nasıl kesintisiz bir şekilde dünyaya, maddeye, bitki ve hayvan alemine ve insanlığa her saniye can verdiğini düşünün. Güneş'in maddi alemde BH'nin (tamamen vermeye, hizmete yönelik) mükemmel örneği olduğuna dikkat edin. Fiziksel varlığımızın ruhsal varlığımızın bir göstergesi, bir simgesi olması gibi, Güneş dediğimiz yıldız da "tüm" varoluşun ruhsal güneşi olan 7Y'nin bir simgesi, bir göstergesi, bir tezahürüdür. Tüm varlığa hayat veren, imkan veren odur.

Alıntı Yap(L) "Arkturuslular" Büyük Merkezi Güneş'e giden yoldan bahsediyorlar. Büyük Merkezi Güneş ve oraya giden yol ne anlama geliyor?

C: 7'nci seviye.

Dünya gezegeni üzerindeki hayatımızın koşulları itibariyle içinde bulunduğumuz tüm berbat duruma rağmen varlığınızda zaman zaman hissettiğiniz güçlü pozitifliğin kaynağı da bu işte. Çünkü tüm varlığın, tüm hayatın kaynağı bu. İşte, anlıyorum ki, şifa için, uyanış için üzerinde odaklanmaya ihtiyaç duyduğumuz gerçek de budur. Varoluşun özü sonsuz bir potansiyel, güzellik, zenginlik, sevgidir, sevinçtir.

Bizi korkutan, ezen, üzen herşey bu lokal realitenin koşullarından kaynaklanmaktadır. Ve ego dediğimiz şey de kendimizi lokal realiteyle aşırı derecede özdeşleştirmekten kaynaklanıyor. Tabi ki lokal realite dediğimiz şey hayatımız ama biz sadece bu değiliz, bundan ibaret değiliz. Dünyadaki insan varlığı bizim varlığımızın tamamı değil, çünkü varlığımızın tamamı tüm varoluş oluyor, çünkü biz tüm varlığız, çünkü varlık bir. Ego bu gerçeğin bilinçli veya yarı bilinçli bir inkarı anlamına geliyor. İşte bu yüzden, her ne kadar mevcut hayat koşullarımız egodan bir anda tamamen kurtulmaya imkan vermese de, zaman zaman ve elimizden geldiğince her fırsatta egomuzdan arınma pratikleri yapmamız gerekiyor. Bu pratik, lokal realitemizdeki ve egomuz yoluyla kendi varlığımızdaki tüm negatifliklerin aslında bir yalana, aldatmaya, kandırmaya dayalı olduğu gerçeğini hatırlayarak mümkün olacak. 7Y'yi, yani Büyük Merkezi Güneşi, ebedi ve ezeli gerçeği hatırlayarak, onun dışındaki herşeyin lokal, geçici, ilüzyon olduğunu hatırlayarak. Bu, lokal gerçekliğimizdeki hayatımızı önemsememek anlamına gelmiyor kesinlikle, bilakis, lokal gerçekliğimizdeki hayatımızı iyileştirmek için sonsuz gerçeği hatırlamamız, onunla kopmaz olan bilinç ve iman bağımızı güçlendirmemiz gerekiyor.

Birlikte, aleyhteki tüm koşullara rağmen varlığımızda titreşen sonsuz sevincin, güzelliğin, sevginin kaynağını sorgulayarak, arayarak, hatırlayarak sonsuz gerçeklikten güç ve ilham alacağız ve karanlığa ışık tutacağız.

Tgur

#132
Bozadi izahatın çok güzel,

Eklentilerim olacak,
"Varoluşun özü sonsuz bir potansiyel, güzellik, zenginlik, sevgidir, sevinçtir." ve BH olmanın da özü  budur evet çok haklısın bizim de iddiamız ve inancımız bu,

Ama bu duruma itiraz edebilenler çıkacaktır ,birlik bilinci bu izahta nerede yerini bulacak ,o meşhur sembol ying yang dairesinin sadece bir beyaz kısmını devreye almışsınız ve her şeyi onunla bütünleştirmişsiniz, kara kısım nerede..

 Onlara evvela ying yang dairesinin hızlı döngüde tamamen beyazlandığını anlatabiliriz..Çok basit bir örnek olarak.Yani karalar beyaza mutlak dönüşecektir demek.

Basit falan dedik ama bu ying yang halkasının döngüsünü bir çok var oluş izahına kaynak teşkil ettiğini de vurgulamalıyız ,hiç bir olgu sabit bir yol izlemez ,mutlaka başkalaşım (metamorfoz)geçirecektir ve bu muhakkak bir döngü içindedir ,ancak bu döngüyü dünyasal zaman ile kısıtlarsak konuda yanlış yapmış oluruz uzun veya kısa döngü içerisinde değerlendirmeliyiz.

Bu döngülerin varlığı şu oluşumları anlamamıza etkili olur,
Sonsuz potansiyel dendiğinde sonlu noktaları deneylemiş bir varoluştan bahsedebiliriz, güzellik derken çirkinlikten kendini soyutlamış ama çirkinliği denemiş ,görmüşlüğü söyleyebiliriz, sevinç dendiğinde mutsuzluk çukurlarına batmış çıkmışlığı anlatabiliriz.
Sonuçta sorgulayan bilinç niçin bunlar niçin diyecektir ,bütün bunlara ne lüzum vardı..

Sorgulayan zihin onun zihnidir ,

Sorgu ise merakın işleve dönüşmüş halidir ,

Merak ise o zihnin durgun halinden harekete geçiş isteğidir ,varoluşu devreye sokandır,

Varoluş halinde malüm , bizim tanıdığımız halde zaman kabul edilmez, zamanın bizim uyguladığımız ölçüde oluşu lineer algımıza adapte olmuş şekilde yürümekte ama genel hale uymamaktadır,
Yani anlayabildiğimiz kadarı ile zaman ,varoluşun genelinde mevcut değil ama varoluşun alt noktalarına doğru inişte kesitli zaman uygulamaları ortaya konmuş .
Kısaca en ilkel uygulamalarda zaman, varoluşun ızdıraplı hallerini yaratmak için bir obje haline geliyor,kurtulabilmek için sabrı devreye sokmak veya bilgilenmek tavsiye ediliyor,Zira oluşların çeşitli hallerinde olan hal ne durumda ise bir anda olup orijine dönmek, ızdırap değil keyif olurdu.
Bu varsayımlar yumağımızda arada gerçeği o nüve denecek gerçeği bulmuş mu oluyoruz acaba,

" oluşların çeşitli hallerinde olan hal ne durumda ise bir anda oluşup orijine dönmek, yani zamansızlıkta olmak ızdırap değil keyif olurdu."

Bu son söylediğim  o aranılan gerçek olmasın..



gerçek tosun paşa

#133
Tgur konuyu şu şekilde "Bu döngülerin varlığı şu oluşumları anlamamıza etkili olur,
Sonsuz potansiyel dendiğinde sonlu noktaları deneylemiş bir varoluştan bahsedebiliriz, güzellik derken çirkinlikten kendini soyutlamış ama çirkinliği denemiş ,görmüşlüğü söyleyebiliriz, sevinç dendiğinde mutsuzluk çukurlarına batmış çıkmışlığı anlatabiliriz.
Sonuçta sorgulayan bilinç niçin bunlar niçin diyecektir ,bütün bunlara ne lüzum vardı.."  harika özetlemişsin. Çok beğendim teşekkürler.

Tgur

#134
Beğendiğine mutlu oldum dostum..İşte bu da döngünün mutlu yönleri karamsarlığı delen bir ışık gibi, sağol..