Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Sri Nisargadata Maharaj / Ben O\'yum

Başlatan Tsunami, 06 Mayıs 2009, 05:02:06

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tsunami

Bu baslik altinda Sri Nisargadata Maharaj\'in  Ben O\'yum kitabindan bazi bölümleri paylasmak istiyorum.

Ben Kimim

Bütün felsefelerin ve psikolojinin temel bir sorusu vardır: "Ben kimim ya da ben neyim?" Kişisel gelişim ve aydınlanma çabasının ereği bu soruya bir yanıt bulmaktan ibarettir. Oysa bu sorunun yanıtı bellidir. O nedenle aranan şey yanıt değildir. Aranan, yanıtın ifadesi olan hali deneyimlemektir. "Ben kimim ya da ben neyim" evrensel sorusunun yanıtı "Ben O'yum" ya da "Ben var olanım"dır. Ya da daha kısa söylersek "Ben, benim"dir. Ancak buradaki "ben" niteliklerinden soyunmuş bir "ben"dir. Ruhsal yolculuğun başında kişi, ona çevresi ve toplum tarafından yüklenmiş ve kişinin de bunu kabullendiği birçok niteliğe sahiptir. Kişi ad, meslek, akrabalık, kişilik vb. kabullerden oluşan bir kabuğa sahiptir. Yolculuk bu kabuktan kurtuluşu ve bu kurtulma halini deneyimlemeyi amaçlar ki bunu başaran insana aydınlanmış insan diyebiliriz. Yirminci yüzyılın yetiştirdiği son büyük bilge Sri Nisargadatta Maharaj bu deneyimi şu sözlerle ifade eder:

"Aydınlanmış kişide zihin olaylar üretmeyi durdurur. O, çok eskilerden gelen kesintisiz arayış durur. Hiç bir şey istenmez, hiç bir şey beklenmez. Hiç bir şeyi, aydınlanmış kişi kendine ait saymaz. Uğrunda uğraş verecek bir \"ben\" kalmaz. Alışılmış kesin kanılar kaybolur. Daha önce birçok şeyden emin olan aydınlanmış kişi şimdi hiç bir şeyden emin değildir. Bir beden olunduğu fikri son bulur.

Sonunda bilirsiniz ki ne günah vardır ne suç ne de ceza. Yalnız sonsuz değişimleri içinde hayat vardır. Kişisel \"ben\"in eriyip kaybolması ile kişisel ıstırap da son bulur. geriye kalan ise şefkatin büyük hüznü ve gereksiz acının dehşetidir."*

Peki, insan niçin arayış içindedir? Çünkü varlığının derininde yatan çatışmalar ve çelişkiler nedeniyle huzursuzdur. İnsanın tüm hayatı bu çatışmadan kurtulmak ve huzura erişmek için arayış ve çaba ile geçer. Bu durum insana özgüdür, diğer canlılarda huzur arayışı yoktur, onlar doğa yasalarına uyarlar. İnsan ise doğa yasalarını kendine uydurma çabasındadır ki bu da evrensel arayışın bir sonucudur.

İnsan denilen müstesna (özel) canlının arayış içinde bulunmasını mümkün kılan güce, enerjiye ise "aşk" diyoruz. Aşk insanın kendisi için iyi olanı aramasını mümkün kılar. Bu diğer canlılarda yoktur. İnsan, kadın olsun erkek olsun bu arayışın sonucunda eğer "kendi"ni bulabilirse arayış sona erer ve arayışı sona eren insan ise artık doğayı değiştirmeye çalışmaz. O tüm evrenle sonsuz bir uyum içindedir. Çünkü onun için huzursuzluk son bulmuştur.


*Sri Nisargadatta Maharaj-Ben O'yum-Akaşa Yayınları



 

Tsunami

#1
Ben Oyum

MAHARAJ İLE KONUŞMALAR:
Soran: Huzursuzum. Huzura nasıl kavuşabilirim?
Maharaj: Huzura niçin gereksinim duyuyorsunuz?
S: Mutlu olmak için.
M: Sizi mutsuz eden ne?
S: Bende olanı istemiyorum ve bende olmayanı istiyorum.
M: Neden bunu tersine çevirmiyorsunuz? Sizde olanı isteyin ve sizde olmayana da aldırmayın.
S: Hoş olanı istiyorum ve acı verici olanı istemiyorum.
M: Bir şeyin hoş olup olmadığını nasıl biliyorsunuz?
S: Geçmiş deneyimlerden, kuşkusuz.
M: Belleğin rehberliği altında hoş olanı izleyip, olmayandan kaçındınız. Peki, başarılı oldunuz mu?
S: Hayır olmadım. Hoş olan devam etmiyor ve acı yeniden gelip yerleşiyor.
M: Hangi acı?
S: Zevk ve haz duyma arzusu, ıstırap çekme korkusu, her ikisi de üzüntü ve yılgınlığa neden oluyor. Katışıksız bir zevk (haz) hali yok mudur?
M: Fiziksel ya da zihinsel her zevkin bir araca gereksinimi vardır. Hem fiziksel hem de zihinsel araçlar maddeseldirler, yorulur ve yıpranırlar. Onların vereceği haz, yoğunluk ve süre bakımından ister istemez sınırlıdır. Istırap sizin tüm hazlarınızın zeminidir. Siz ıstırap çektiğiniz için onları istersiniz. Öte yandan, zevki arama hali başlı başına ıstırap kaynağıdır. Bu bir kısır döngüdür.
Maharaj: Hayatta hiçbir şey engelleri aşmadan elde edilemez. Bir insanın gerçek varlığını berrak bir biçimde idrak etmesini engelleyen şeyler haz arzusu ve ıstırap korkusudur. Yolunuzu tıkayan şey haz-acı motivasyonudur. Bütün dürtülerden arınmış, hiçbir arzunun ortaya çıkmadığı hal doğal haldir.
***
Soran: Arzulardan böylesine vazgeçiş zaman gerektirmez mi?
M: Eğer onu zamana bırakırsanız, milyonlarca yıl gerekecektir. Arzu ardından arzu terk etmek sonu asla görünmeyen, çok uzun bir süreçtir. Arzularınızı ve korkularınızı kendi hallerine bırakın ve tüm dikkatinizi özneye verin, arzu ve korku deneyiminin ardında bulunan varlığa. Sorun; kim arzuluyor? Bırakın her bir arzu sizi kendinize getirsin.
S: Bütün arzuların ve korkuların kökeni aynıdır -mutluluk özlemi.
M: Sizin düşünebildiğiniz ve özlemini çektiğiniz mutluluk sadece fiziksel ve zihinsel doyumdur. Böyle duyusal ve zihinsel haz gerçek, mutlak mutluluk değildir."
S: Duyusal ve zihinsel zevklerin olsun, fiziksel ve zihinsel sağlıktan kaynaklanan genel iyilik ve rahatlık duygusunun olsun, kökleri yine sizin anlattığınız gerçekte bulunmalı.
M: Onların kökleri hayal gücündedir. Kendisine bir taş verilen ve onun paha biçilmez bir elmas olduğuna inandırılan bir insan yanıldığını fark edinceye kadar büyük mutluluk duyabilir; aynı şekilde, öz varlık bilindiğinde zevkler lezzetlerini, acılar dikenlerini yitireceklerdir. Her ikisi de oldukları gibi görünecekler -anılara ya da önyargılara dayanan şartlı davranışlar, sadece tepkiler, basit çekimler, itilişler olarak. Genellikle zevk ve acı, beklendiklerinde hissedilirler. Bu tamamen kazanılmış alışkanlıklar ve edinilmiş kanılar sorunudur.
S: Peki, zevk hayal ürünü olabilir. Ama acı gerçektir.
M: Acı ve haz daima beraberdirler. Birinden kurtulmak her ikisinden de kurtulmak demektir. Eğer hazza önem vermiyorsanız, acıdan da korkmazsınız. Fakat ne biri ne diğeri olan o mutluluk vardır ki tamamen öte olandır. Sizin bildiğiniz mutluluk tarif edilebilir ve ölçülebilir. O sözün gelişi, nesneldir. Fakat nesnel olan sizin olamaz. Kendinizi dışsal bir şeyle özdeşleştirmek vahim bir hata olur. Gerçek öznel ve nesnel olanın ötesidir, o bütün düzeylerin, her ayrımın, farkın ve tarifin ötesindedir, kesinlikle o onların kaynağı, kökeni değildir. Bunlar gerçek hakkındaki cehaletten kaynaklanırlar, gerçeğin kendisinden değil; o gerçek ki tanımlanamaz, anlatılamaz, var olmanın ve var olmamanın ötesindedir.
Ben Oyum-Akaşa Yayınları



 

Tsunami

#2
EN YÜCE OLAN, HER ŞEYİN ÖTESİNDEDİR

Soran: Gerçek (hakikat) "bir"dir diyorsunuz. "Bir"lik ve birlik kişiye atfedilen bir niteliktir. Öyleyse gerçek -bedeni evren olan- bir kişi midir?
Maharaj: Söyleyebileceğiniz her şey hem doğru hem de yanlış olacaktır. Sözcükler zihnin ötesine geçemezler.
SORAN: Sadece anlamaya çalışıyorum. Siz bize Kişi'den, Öz'den, En Yüce'den (vyakti, uyakta, avyakta) söz ediyorsunuz. Öz içinde "Ben-im" olarak odaklanan saf farkındalığın ışığı (pragna) , bilinç (chetana) olarak zihni (antahkarana) aydınlatır ve hayat (prana) olarak da bedeni (deha) canlandırır. Bütün bunlar sözcüklerde pek âlâ, fakat sıra kendi içimdeki kişiyi Öz'den, Öz'ü de En Yüce'den ayırt etmeye geldiğinde, kafam karışıyor.
MAHARAJ: Kişi asla özne değildir. Siz bir kişi görebilirsiniz fakat siz kişi değilsiniz. Siz daima En Yüce Olan'sınız ki O zamanın ve uzayın belli bir noktasında tanık olarak görünür; En Yüce'nin saf farkındalığıyla kişinin pek çok katmanlı bilinci arasında bir köprü oluşturan bir tanık olarak...
SORAN: Kendime baktığımda görüyorum ki, ben bedeni kullanma konusunda birbirleriyle dövüşen birkaç kişiyim.
MAHARAJ: Bunlar zihnin çeşitli eğilimlerine (samskara) tekabül ederler.
SORAN: Onlar arasında barış sağlayabilir miyim?
MAHARAJ: Nasıl sağlayabilirsiniz? Onlar öylesine çelişkilidirler ki! Onları oldukları gibi görün - sadece düşünce ve duygu alışkanlıkları olarak, anılar ve dürtüler demeti olarak,
SORAN: Onların hepsi de "Ben-im" diyor.
MAHARAJ: Bunun nedeni sadece sizin kendinizi onlarla özdeşleştirmenizdir. Siz bir kez önünüzde belirenlerin, her ne iseler, asıl siz olamayacaklarını ve "Ben-im" diyemeyeceklerini idrak- ettiğinizde, bütün "kişiler'inizden ve onların taleplerinden kurtulursunuz. "Ben-im" duygusu sizin, kendinizindir. Siz ondan ayrılamazsınız, fakat herhangi bir şeye ondan verebilirsiniz; örneğin, "Ben gencim", "Ben zenginim" vb. derken olduğu gibi. Fakat böyle özdeşleştirmeler apaçık yanlıştır ve tutsaklık nedenidir.
SORAN: Şimdi anlayabiliyorum ki ben kişi değilim, fakat kişide yansıyanım, ona bir varlık (varoluş) duygusu verenim. Şimdi En Yüce'ye gelelim. Kendimi En Yüce olarak nasıl bilebilirim?
MAHARAJ: Bilincin kaynağı bilinç içindeki bir nesne olamaz. Kaynağı bilmek, kaynak olmak demektir. Siz kişi olmadığınızı, saf ve dingin tanık olduğunuzu ve korkusuz farkındalığın sizin asıl varlığınız olduğunu idrak ettiğinizde, siz o varlık olursunuz. O kaynaktır, Tükenmez olandır.
SORAN: Birçok kaynak mı vardır, yoksa her şey için tek bir kaynak mı?
MAHARAJ: Bu ona nasıl baktığınıza, hangi uçtan baktığınıza bağlıdır. Dünyada birçok nesne vardır fakat onlara bakan göz tektir. Daha yukarıda olan daha aşağıda olana daima bir gibi görünür; daha aşağıdaki de daha yukarıdakine birçok gibi görünür.
SORAN: Şekiller ve isimler hepsi bir ve aynı Tanrı'nın mıdır?
MAHARAJ: Bu da yine ona nasıl baktığınıza bağlıdır. Sözcükler düzeyinde her şey görelidir. Mutlaklar tartışılmak yerine yaşanmalıdırlar.
SORAN: Mutlak nasıl yaşanır?
MAHARAJ: O görülüp, tanınıp, bellekte depo edilecek bir nesne değildir. O daha çok şimdi'de ve duyuştadır. O "ne" den çok "nasıl" ile ilgilidir. O, niteliktedir, değerdedir; her şeyin kaynağı olduğundan da her şeydedir.
SORAN: Eğer o kaynak ise kendini niçin ve nasıl tezahür ettirir?
MAHARAJ: O bilinci doğurur. Diğer her şey bilinçtedir.
SORAN: Neden bu kadar çok bilinç merkezi var?
MAHARAJ: Nesnel evren (malıadakash) sayısız formlar projekte ederek ve onları çözüp dağıtarak sürekli hareket halindedir. Her ne zaman bir form hayat (prana) ile dolarsa, farkındalığın maddede yansıması ile bilinç (chetana) tezahür eder.
SORAN: En Yüce nasıl etkilenir?
MAHARAJ: Onu ne ve nasıl etkiler, öyle mi? Kaynak nehirdeki gelip geçici değişikliklerden, maden de mücevherin şeklinden etkilenmez. Işık perdedeki filmden etkilenir mi (o yüzden değişime uğrar mı)? En Yüce her şeyi mümkün kılar, o kadar.
SORAN: Nasıl oluyor da bazı şeyler vaki oluyor da bazıları olmuyor?
MAHARAJ: Nedenler aramak zihnin hoşça vakit geçirmesidir, eğlencesidir. Neden ve sonuç gibi bir dualite (((ikilik))) yoktur. Her şey kendi kendinin nedenidir.
SORAN: O halde amaçlı bir eylem mümkün değil midir?
MAHARAJ: Bütün söyleyeceğim, bilincin her şeyi içerdiğidir. Bilinçte her şey mümkündür. Eğer isterseniz, kendi dünyanızda nedenler edinebilirsiniz. Bir başkası bir tek nedenle yetinebilir - Tanrı iradesi der. Kök neden birdir: "Ben-im" duygusu.
SORAN: Öz varlık (Vyakta) ile En Yüce (Ayvakta) arasındaki bağlantı halkası nedir?
MAHARAJ: Öz varlığın görüş noktasından, dünya, bilinen'dir, En Yüce ise - Bilinmeyen. Bilinmeyen bilineni doğurur ama yine de Bilinmeyen olarak kalır. Bilinen, sonsuzdur ama Bilinmeyen, sonsuzlukların sonsuzluğudur. Nasıl, bir ışık huzmesi toz zerrecikleri tarafından yakalanıncaya kadar görünmez ise, En Yüce de her şeyi görünür (bilinir) kılar, kendisi bilinmez olarak kalır.
SORAN: Bu, Bilinmeyen'in erişilmez olduğu anlamına mı gelir?
MAHARAJ: Oh, hayır, En Yüce, en kolay erişilebilendir, zira o sizin varlığınızın ta kendisidir. En Yüce'den gayri herhangi bir şeyi düşünüp arzulamaktan vazgeçmek yeter.
SORAN: Eğer hiçbir şeyi arzulamazsam, hatta En Yüce'yi bile?
MAHARAJ: O zaman bir ölü gibisiniz, ya da En Yüce'siniz.
SORAN: Dünya arzularla dolu. Herkes şunu ya da bunu arzuluyor. Arzulayan kimdir? Kişi mi yoksa Öz Varlık mı?
MAHARAJ: Öz Varlık. Bütün arzular, kutsal ya da kutsal olmayan, Öz Varlık'tan gelir; onların hepsi "Ben-im" duygusuna asılıdır.
SORAN: Kutsal arzuların (satyakama) Öz Varlık'tan çıktıklarını anlayabilirim. O belki de Öz Varlık'ın Sadchitananda'sının (Varoluş-Farkındalık-Mutluluk Hali'nin) vecit yönünün bir ifadesi olabilir. Fakat kutsal olmayan arzular ne oluyor?
MAHARAJ: Bütün arzuların hedefi mutluluktur. Onların biçimi ve niteliği psişeye/zihine (antahkarana) bağlıdır. Ataletin (tamas) egemen olduğu durumlarda sapıklıklar görürüz. Enerji (rajas) ile birlikte tutkular, hırslar yükselirler. Berraklık ve sağduyuyla birlikte, arzuların ardındaki dürtü; iyi-niyet, şefkat ve merhamet, mutlu olmaktan çok mutlu etme dürtüsü olur. Fakat En Yüce bütün bunların ötesindedir, ama onun sonsuz geçirgenliği (nüfuz edilme yeteneği) dolayısıyla bütün güçlü arzular doyuma uğratılabilirler.
SORAN: Hangi arzular güçlüdürler?
MAHARAJ: Öznelerini ya da nesnelerini tahrip eden ya da doyurulduklarında yatışmayan arzular kendileriyle çelişen arzulardır ve onlar tatmin edilemezler. Ancak sevgi, iyi-niyet ve şefkatle harekete geçirilmiş arzular hem özne hem nesne için yararlıdırlar ve tamamıyla duyurulabilirler.
SORAN: Bütün arzular, kutsal olsun ya da olmasın, acı verici.
MAHARAJ: Onlar aynı değildirler ve acı da aynı değildir. Tutku ve hırs acı verir, şefkat ve merhamet ise asla. Şefkat ve merhametten doğan bir arzuyu yerine getirmek için bütün evren harekete geçer.
SORAN: En Yüce kendini bilir mi? Kişiliksiz (gayrı şahsi) Olan bilinçli midir?
MAHARAJ: Her şeyin kaynağı her şeye sahiptir. Ondan akıp gelen her şey zaten orada, tohum halinde var olmalıdır. Ve nasıl bir tohum, sayısız tohumların bir sonuncusu olarak sayısız ormanların deneyimini ve vaadini içermekteyse, Bilinmeyen de öylece bütün "olmuştu ya da olmuş olabilirdi ve olacak ya da olacaktı" ları içerir. Tüm tezahür alanı açık ve ulaşılabilirdir; geçmiş ve gelecek, ebedi şimdi' de birlikte var olurlar.
SORAN: Siz En Yüce Bilinmeyen'de mi yaşıyorsunuz?
MAHARAJ: Başka nerede olabilirdi?
SORAN: Böyle söylemenize sebep ne?
MAHARAJ: Zihnimde hiçbir zaman, hiçbir arzu belirmiyor.
SORAN: Öyleyse bilinçsiz misiniz?
MAHARAJ: Elbette değilim! Ben tamamen bilinçliyim, fakat zihnime hiçbir arzu ya da korku girmediği için tam bir sessizlik ve sükûnet var.
SORAN: Sessizliği kim biliyor?
MAHARAJ: Sessizlik kendini biliyor. Bu, tutkular, hırslar ve arzular susturulduğunda sükûnete kavuşan zihnin sessizliğidir.
SORAN: Ara sıra arzu duyduğunuz olur mu?
MAHARAJ: Arzular zihindeki dalgalardır. Siz bir dalga gördüğünüzde onu tanırsınız. Bir arzu, birçoğu arasında bir şeydir yalnızca. Onu doyurmak için bir dürtü hissetmiyorum, onunla ilgili bir eyleme geçme gereği olmuyor. Arzulardan bağımsız olmak şu demektir: Onu tatmin etmek konusunda içten gelen itici bir hissin, bir zorlanışın olmaması.
SORAN: Arzular neden ortaya çıkarlar?
MAHARAJ: Çünkü siz doğmuş olduğunuzu, bedeninize özen göstermediğiniz takdirde öleceğinizi imgelersiniz (((vehmedersiniz))). Bedenli varoluşunuz için duyduğunuz arzu, sıkıntınızın kök nedeni budur.
SORAN: Ama o kadar çok sayıda jiva (((bireysel ruh, yüce Tanrı'nın ebedi zerresi))) bedenleniyor. Kuşkusuz bu bir muhakeme hatası olamaz. Bir amaç olmalı. Bu ne olabilir?
MAHARAJ: İnsan kendini bilmek için karşıtıyla yüz yüze gelmelidir-kendisi olmayanla. Arzu deneyime götürür. Deneyim de ayırt etmeye, bağımlılıklardan kopuşa, kendini-biliş'e götürür -yani kurtuluşa. Ve kurtuluş nedir zaten? O doğumun ve ölümün ötesinde olduğunuzu bilmektir. Kim olduğunuzu unutmakla ve kendinizi ölümlü bir yaratık olarak düşünmekle o kadar çok dert yarattınız ki, uyanmanız gerek; kötü bir rüyadan uyanırcasına uyanmalısınız. Sorgulama da sizi uyandırır. Istırap ve dert içinde olmanız gerekmez; mutluluğu araştırıp sorgulamak daha iyidir, çünkü o zamanda zihin uyum ve huzur içindedir.
SORAN: Nihai deneyimleyen tam olarak kimdir -Öz Varlık mı, yoksa Bilinmeyen mi?
MAHARAJ: Elbette Öz Varlık.
SORAN: Öyleyse, En Yüce Bilinmeyen fikrini öne sürmeye ne gerek var?
MAHARAJ: Öz Varlık'ı açıklamak için.
SORAN: Fakat Öz Varlık'ın ötesinde bir şey var mı?
MAHARAJ: Öz Varlık'ın, Öz'ün dışında hiçbir şey yok. Her şey "Bir" dir ve "Ben-im" her şeyi kapsar. O uyanıklık ve rüya hallerinde kişi olarak tezahür eder. Derin uyku ve turiya (((uyanıklık/içsel farkındalık))) halinde o Öz Varlık'tır. Uyanık ve keskin dikkat halinin ötesinde ise En Yüce' nin büyük, sessiz huzuru uzanır. Fakat gerçekte her şey özde birdir ve onlar görünüşte birbirleriyle ilişkilidirler. Cehalette, gören, görünen haline gelir ve bilgelikte o görüş olur. Fakat neden En Yüce ile meşgul oluyorsunuz? Bilenleri bilin, o zaman her şey bilinecek. 

Sri Nisargadatta Maharaj/ Ben O'yum
 

Tsunami

#3
Farkındalık

Soran: Sıradan bir insan öldüğünde ona ne olur?
Maharaj: Ona olan, onun inancına göredir. Hayat ölümden önce nasıl imgelemeden ibaretse, ölümden sonraki hayat da öyledir. Rüya devam eder.
Soran: Yine de ölen insanın ne durumda olduğunu hiç olmazsa kendi geçmiş hayatlarınızdan bilirsiniz.
Maharaj: Gurum ((( mürşidim))) ile karşılaşıncaya kadar, birçok şey biliyordum. Şimdi ise hiçbir şey bilmiyorum, çünkü bütün bilgi rüya içindedir ve geçerli değildir. Ben kendimi biliyorum ve içimde ne hayat, ne ölüm, sadece varoluş buluyorum-şu veya bu olmak değil, yalnızca olmak. Fakat zihin kendi anılar birikimine bürünerek hayal kurmaya başladığı anda, uzayı nesnelerle, zamanı dolaylarla doldurmaya başlar.Ben bu doğumu dahi bilmezken, geçmiş doğumları nasıl bilebilirim?
Aslında, kendisi devinim halinde olduğu için her şeyi devinir gören ve zamanı yarattığı için de geçmiş ve gelecek için tasa çeken zihindir.Tüm evren bilincin beşiğinde büyür ki orada mükemmel düzen ve uyum hüküm sürer. Nasıl bütün dalgalar okyanusun içinde ise, fiziksel ve zihinsel her şey de farkındalığın içinde (salt bilinç) yer alır. Demek oluyor ki önemli olan yalnızca farkındalıktır, onun içerdikleri değil.
Kendi hakkınızdaki farkındalığınızı derinleştirin ve genişletin, o zaman bütün hayırlar ve lütuflar akacaktır. Bir şeyler arama zorunda değilsiniz, her şey sizden doğal biçimde, zorlamasız ve kolayca gelecek. Zihnin beş duyusu ve dört fonksiyonu -bellek, düşünce, anlayış, benlik; beş unsur -toprak, su, ateş, eter(esir); yaradılışın iki yüzü -madde ve ruh, hepsi farkındalık içinde yer alır.
Soran: Ama siz daha önce yaşadığınıza inanıyor olmalısınız.
Maharaj: Kutsal metinler öyle söylüyorlar, fakat bunun hakkında hiç bir şey bilmiyorum. Ben kendimi ben olarak biliyorum, nasıl görünmüş olduğum ya da görüneceğim benim deneyim alanıma girmiyor. Hatırlamıyor değilim. Gerçekte hatırlanacak bir şey yok. Tekrar doğuş yeniden bedene giren bir benliği öngörür. Böyle bir şey yoktur.
"Ben" denilen, bir anılar ve umutlar tomarı, kendisini ebediyen mevcut gibi imgeleyerek, kendi sahte
ebediliğine yer yapmak için zamanı yaratmakta. Var olmak için geçmişe ve geleceğe ihtiyacım yoktur.
Tüm deneyim imgelemeden (((vehimden))) doğmuştur; ben imgelemem, böylece de bana doğum ya da ölüm vaki olmaz.
Ancak doğmuş olduklarına inananlar tekrar doğacaklarını düşünürler. Siz beni doğmuş olmakla suçluyorsunuz- ben ise suçsuz olduğumu savunuyorum!.
Her şey farkındalıkta mevcuttur. Ve farkındalık ne ölür, ne yeniden doğar. O değişmez gerçeğin ta kendisidir.

Tüm deneyim evreni bedenle doğar ve bedenle ölür; o farkındalık içinde başlar ve son bulur, ama farkındalık ne başlangıç bilir ne de son. Eğer bunu dikkatle düşünür ve üzerinde uzun zaman kuluçkaya yatarsanız, o zaman farkındalığın ışığını bütün berraklığı ile göreceksiniz ve dünya gözlerinizin önünden silinip gidecektir.
Bu yanmakta olan bir tütsü çubuğuna bakmaya benzer; önce çubuğu ve dumanı görürsünüz; çubuğun ucundaki ateş noktasını fark ettiğinizde ise, onun dağlar gibi çubuk yığınlarını yakıp yok edecek ve evreni dumanla dolduracak güce sahip olduğunu anlarsınız. Öz varlık, zaman tanımaksızın ve sonsuz olanaklarını tüketmeksizin kendini gerçekleştirir.Tütsü çubuğu benzetmesinde çubuk; bedendir ve duman zihindir.
Zihin kendi çarpıtmalarıyla meşgul olduğu sürece, kendi kaynağını idrak etmez. Guru (((mürşit))) gelir ve dikkatinizi içinizdeki kıvılcıma çeker.
Doğası gereği zihin dışa dönüktür, o daima şeylerin kaynağını yine şeyler arasında, şeylerin kendinde
arama eğilimindedir; kaynak için içe bakması söylendiğinde bu, bir anlamda yeni bir hayatın başlangıcını oluşturur. Farkındalık bilincin yerini alır; bilinçte bilinçli olan "ben" vardır.
Buna karşın, farkındalık bölünmemiştir; farkındalık kendinin farkındadır."ben-im" (var olanım) bir Düşüncedir, hâlbuki farkındalık düşünce değildir; farkındalıkta "ben farkındayım" yoktur.
Bilinç bir niteliktir ama farkındalık nitelik değildir; insan bilinçli olduğunun farkında olabilir, fakat farkındalığın bilincinde olmaz.Tanrı bilincin bütünlüğüdür (külli bilinçtir), fakat farkındalık her şeyin ötesidir-hem varlığın hem yokluğun.

Ben O'yum
Sri Nisargadatta Maharaj



 

Gezgin

#4
Bu kitap inanılmaz. Lisedeyken okumuştum ve ufkumu açmıştı, biçok düşünceyi veya düşüncenin şeklini değişirebilirsiniz ama düşünmenin altyapısını değiştirebilecek kadar etkili ve öz bi kitap bu.
 

isiklidusler

#5
Maharaj: Kaynağın başlangıcı bulunamaz, tüm bellek ise bir yerde başlar. Böylece, dış daima belirlenir ve saptanır, oysa ki iç, sözcüklerle tutulamaz. Öğrencilerin hatası iç-varlığı elle tutulabilir bir şey olarak hayal etmeleri, algılanabilir olan her şeyin geçici ve o yüzden de gerçeklikten yoksun olduğunu unutmalarıdır. Ancak idraki mümkün kılan gerçektir - ona Hayat ya da Brahman, her ne derseniz deyin.

Zihinsel olan her şey gibi, Neden-Sonuç Yasasıda kendi kendisiyle çelişir. Var olan hiçbir şeyin kendine özgü, belli bir nedeni yoktur; en küçük bir şeyin varlığı için bile tüm evren katkıda bulunur; evren olduğu gibi olmadıkça hiçbir şey olduğu gibi olamazdı. Her şeyin kaynağı ve toprağı her şeyin tek nedeni olduğuna göre, nedensellikten evrensel bir yasa olarak söz etmek yanlıştır. Evren kendi içeriği ile sınırlanmışdeğildir, çünkü onun potansiyelleri sonsuzdur; üstelik o, temelde tümüyle özgür olan bir prensibin tezahürü ya da ifadesidir.
her şeyin nedensiz-olduğunu söylüyorum. Bir şeyin nasıl meydana geldiğini izlemeyi deneyebilirsiniz, fakat o şeyin niçin öyle olduğunu bulamazsınız. Bir şey, olduğu gibidir; çünkü evren olduğu gibidir.

her şeyin kaynağı, Sonsuz Olanak, En Yüce Gerçek'tir ki O sizin içinizdedir ve O gücünü, ışığını ve sevgisini her deneyimin üstüne gönderir. Fakat bu kaynak bir ne den değildir ve hiçbir neden de kaynak değildir. Bu yüzden her şeyin nedensiz-olduğunu söylüyorum. Bir şeyin nasıl meydana geldiğini izlemeyi deneyebilirsiniz, fakat o şeyin niçin öyle olduğunu bulamazsınız. Bir şey, olduğu gibidir; çünkü evren olduğu gibidir.

Evren kendi kendine işler, bunu bili yorum. Başka neyi bilmeye ihtiyacım var?
 

isiklidusler

#6
arkadaşlar;

kitabı ;
bu linkten online okuyabilirsiniz; http://www.scribd.com/doc/48091269/Ben-O-Yum-Maharaj
 

isiklidusler

#7
Maharaj: Öz'le ilgili doğru bilgi bir bilgi değildir. O sizin her yere bakarak, aramakla bulacağınız bir şey değildir. O zaman ve uzay içinde bulunamaz. Bilgi ancak bir anıdır, bir düşünce kalıbı, bir zihinsel alışkanlıktır. Tüm bunlar haz ve acı tarafından motive edilirler. Çünkü siz haz ve acıile dürtüldüğünüz den dolayı gerçeği aramaktasınız. Kendiniz olmak ise tüm dürtülerin tamamen ötesinde olmaktır. Siz bir neden uğruna kendiniz olamazsınız. Siz kendinizsiniz ve hiçbir nedene gereksinim yoktur.

S: Sizin sözünü ettiğiniz Mutlak ya da Hayat, o hakiki midir, yoksa cahilliğimizi örtmek için oluşturulmuşbir kuramdan mı ibarettir?
M: Her ikisi de. Zihin için, o bir kuramdır - kendi içinde ise bir hakikattir. O, sahte olanı kendiliğinden ve toptan reddedişiyle bir gerçektir. Nasıl ışık sadece hazır bulunuşuyla karanlığı yok ederse, mutlak da hayal gücünün ürünlerini yok eder. Tüm bilginin bir cehalet biçimi olduğunu görmek bizzat gerçeğin bir devinimidir.
 

isiklidusler

#8
Bu dünyayı siz yaptınız ve onu değiştirebilirsiniz.

Dünyanızın Tanrı'sı (tasarımcısı-yapıcısı-yaratıcısı) sizsiniz ve siz hem budala hem zalimsiniz.

Bunu siz söylüyorsunuz! Tanrı (bir yaratıcı-yapıcı) gelip de size dünyayı, sizin değil, O'nun yarattığını (yaptığını) ve bunun O'nun işi (meselesi) olduğunu mu söyledi?;

Bana göre siz kendi kendinizin Tanrısısınız. (; kendinizin tasarımcısı-kendi kendinizi yapan sizsiniz; kendi kendinizi kendiniz yapan sizsiniz ve kendi kendinize kendilik veren)

İşte yine kendinizi böldünüz-Tanrı ve tanık diye. Her ikisi birdir.

Neden kendi kendinizin yaratıcısı ve yaratığı olduğunuz kuramı üstünde çalışmıyorsunuz? Hiç olmazsa kendisi ile savaştığınız dışsal bir Tanrı olmaz


S:Tanrı dünyayı böyle mi yönetir?
M:Tanrı dünyayı yönetmiyor.
S:Öyleyse kim yapıyor bunu?
M: Hiç kimse. Her şey kendiliğinden vaki olur. Hepsi bilinç içindeki bir oyun. Bütün bölünme ve ayrılıklar hayal ürünüdür.

Bilincin kaynağı bilinç içindeki bir nesne olamaz.

- Herşeyin onun için de meydana geldiği bilinç vardır. Bu apaçık gerçek, herkesin deneyim alanı içindedir.


(parantezler eklemedir-anlam bütünlüğü-kendimce;)

Bütün bölünme ve ayrılıklar hayal ürünüdür.

(bir yorum-ekleme; kısa; (buradan yola çıkarak) olay-durum ya da olgu; her birinin an be an yapıcısı sizsiniz; bi sorumlusu varsa ve aranıyorsa sizsiniz) ;

ve her şeyin sorumlusu; ben oyum
 

dt35erdal

#9
yine çağımızın aydınlık bilgelerinden maharaj gibi papaji üstad ile ilgili türkçe kitap makale yada video çevirisi varmıdır.
bilginiz varmı ilgilenirseniz çok sevinirim.
 

bozadi

#10
Sevgili dt35erdal, foruma hoşgeldin, sefalar getirdin. Mesajının sonunda paylaştığın eposta adresini kaldırmak zorunda hissettim ve kaldırdım. Çok acil/kritik/önemli bir gereklilik olmadıkça, forum üyelerinin kişisel eposta adresi paylaşmalarının uygun olmadığını düşünüyorum, umarım yanılmıyorumdur.

Maharaj forumumuzda epeyce konu edinilmiş, konuşulmuş şahsiyetlerden biridir ve şahsen benim de büyük bir ilgi ve saygı duyduğum bir şahsiyet, bir bilgi kaynağıdır.

Papaji ismini ilk defa duyuyor gibiyim veya ilk defa özel olarak dikkat ediyorum. Müsait bir vaktimde hakkında bilgi edinmeye çalışacağım ve dikkatimi çeken hususları ve senin sorduğun sorunun cevabı olabilecek şeyleri paylaşmak isterim bulabilirsem. Diğer arkadaşlardan konuyla ilgili bilgisi, sezgisi olanlar varsa da bekleriz.

Senin Maharaj, Papaji veya başka kişilerle ilgili bilgilerini, sezgilerini, görüşlerini, eleştirilerini paylaşmanı da isteriz :)