Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Meditasyon Sırasında Yeşil Işık

Başlatan gamsizbirkeyif, 20 Eylül 2019, 18:12:36

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#15
Bu tartışma başlığı forumun yalnızca üyelerin görüntüleyebildiği bir kısmında açılmıştı fakat üye olmayan takipçilerin de faydalanabileceği düşüncesiyle genel erişime açık bir bölüme taşındı (başlığı taşıma fikrinin tartışıldığı birkaç mesaj silindi).

bozadi

#16
Uzun denebilecek bir süredir yaptığın meditasyon deneyimlerinin sonuçlarını paylaştığın için teşekkürler JCA. Meditasyonu över savunurum ama itiraf edeyim, ben böyle düzenli meditasyon yapmadım hiç. Ve hatta benim meditasyon niyetine yaptığım şey ne ölçüde makul bir meditasyon sayılır, onu da bilmiyorum. Örneğin meditasyonda birşey düşünmemek, düşünce akışları devam etse bile kendimizi onun dışında tutmak, takılmamak, mümkün olduğu kadar zihni boşaltmak önerilir ama sabırsızlığımdan dolayı bunu neredeyse hiç yapmıyorum. Benim meditasyonumsu çabalarım genellikle kendi bilincim ve hissiyatım üzerindeki kontrolümü artırma çabasından ibaret. Mutlu, huzurlu, güvenli olma önündeki zihinsel, inançsal blokajlarımı keşfetme ve kaldırma çabası. Ki senin de mesajının sonlarında yazdığın "Sadece günlük hayatın bilindik sıkıntılarına karşı daha az stresli, zorluklarına karşı daha farkındalık anlayışı içeren küçücük bir sonuç alsaydım benim için en büyük ödül olurdu." ifadeni çok anlamlı buluyorum bu bağlamda.

Üst ve alt enerji merkezleriyle ilgili tasvirlerinle ne ölçüde alakalıdır bu, emin olamıyorum ama söylediğin şey yine gayet makul geldi bana. Hani, alt merkezlerle ilgili birşeyleri sağlamlaştırmadan, istikrara kavuşturmadan, üst merkezleri uyarmanın pek anlamlı olmadığı konusu. Ben ne zaman alt, ne zaman üst merkezleri uyarıyorum veya uyandırıyorum, bundan emin değilim aslında. Böyle bir ayrımın pek farkında değilim veya bunu umursamsıyorum sanki. Sadece, bazı düşünce ve hislerimin daha ulvi, daha evrensel olduğunu ayırt edebiliyorum. Ama bundan da önemlisi, bazı düşünce ve hislerin, daha doğrusu farkındalıkların veya bakış açılarının, beni günlük hayatın neredeyse tüm olağan olumsuz etkilerinin üzerine çıkardığını fark ediyorum. Hani K'lar diyor ya, dalga geldi/geliyor; tüm mesele, dalganın altında ezilecek misiniz, yoksa üzerinde sörf mü yapacaksınız? Dalga diye birşeyi de doğrudan pek algılamıyor, ayırt edemiyorum. Ama hayatımızda maruz kaldığımız tüm etkileri bir tür dalga diye kabul edersek, "altında ezilmek veya üstünde sörf yapmak" meselesi gayet anlamlı geliyor bana. Ve bu tamamen herşeye dair farkındalıkla, bakış açısıyla ilgili görünüyor. Belirli bir bakış açısı veya inanç egemenken dalganın (hayatın) altında eziliyorsun, bir başka farkındalık veya inanç egemen olduğunda hayatın üzerinde sörf yapıyorsun. Elbette, hayat dediğimiz bu düzen içinde olumsuzlaştırıcı, yozlaştırıcı faktörlerin egemenliği nedeniyle o pozitif veya yüksek farkındalıkları ve inançları (yüksek morali) uzun süre muhafaza etmek pek mümkün olmuyor. Ama işte benim meditasyon veya herhangi bir spiritüel veya psişik teknikle yapmak isteyip isteyebileceğim tek şey bu olabilir ancak diye düşünüyorum. Yüksek morali, yani hayat dediğimiz şeyin altında ezilmek yerine üstünde sörf yapmayı kalıcı hale getirmemi sağlayacak düşünce ve inançları artırmak, aksi yönde etki edenleri azaltmak.

Alt merkezler, üst merkezler gibi ayrımların gerçekten olduğuna şüphe yok. K'lar ve diğer pek çok kaynak bunları sadece doğrulamıyor, aynı zamanda vurguluyor ama bunları doğru dürüst algılayamıyor olmamın neden olduğu egosal bir tepki midir nedir, buna odaklanmaya gerek yokmuş gibi hissediyorum. Bizi tek ilgilendiren şey şimdi ve burada yüksek, derin veya güçlü bir huzur ve morale sahip olup olmadığımızmış gibi hissediyorum. Bu elbette söylendiği kadar basit birşey değil ama eninde sonunda dönüp dolaşıp kendimizi geliştirmemiz, uzmanlaştırmamız gereken şey buymuş gibi. Bizim moralimiz yüksek olduğu sürece herşey yoluna girmiş, giriyor ve/veya girecekmiş gibi.

Bu "koşullar ne olursa olsun yüksek/derin huzur, sevinç ve moral" konusu, evrenin, varoluşun ve bunlarla bağlantılı olarak kendi varlığımızın ne olduğuna dair inancımızla, farkındalığımızla yakından bağlantılı. Belirli bir varoluş anlayışı/inancı moralimizi yükseltirken, bir diğeri düşürüyor.

Benim bu hususu bu kadar basit birşeymiş gibi vurgulamam ne yazık ki "New Age" denerek olumsuz eleştirilen şeyin içine sokuyor aslında söylediklerimi, şu veya bu oranda. Üç maymunu oyna, deliliğe vur, sadece mutlu ol, keyfine bak, dermiş gibi. Nitekim, bir açıdan olumsuz eleştirdiğim yazar Eckhart Tolle'nin (Şimdinin Gücü) yaptığı şey de buna benziyor. "Bakın, koşullar ne olursa olsun, gerçek şudur ve buna uygun düşünürseniz herşey yoluna girer". K'ların bile buna benzer beyanları var. Ama K'ların farkı, bu önerilenleri yapmamızı engellemek üzere mühendisliği yapılan sayısız ve bir kısmı gerçekten uçuklatıcı negatif faktörün varlığını ifşa etmek, bunlarla yüzleşmeye teşvik etmek. Ve dış negatif faktörler yetmezmiş gibi, bir de ve daha da önemlisi ve önceliklisi bizim kendi benliğimizin KH yönü var. Hem içte hem de dışta çoğunun doğru dürüst farkına bile varmadığımız ve yüzleşmesini yapmadığımız şeyler hayatımızın epeyce bir kısmını oluştururken, "bakın gerçek aslında bu kadar pozitif ve basit birşey, inancınızı/farkındalığınızı buna göre değiştirin ve kurtulun" demek aslında biraz da kendimizle ve birbirimizle dalga geçmek gibi oluyor. Ama yapacak başka birşey de yok gibi görünüyor. Bir yandan pozitifliğe odaklanmaya çalışmaya devam edeceğiz, bir yandan da bunu zorlaştıran, bloke eden içsel ve dışsal şartları analiz edip aşmaya gayret edeceğiz.

Uzattığım için özür diliyorum ama gerçekten herşeyin bir "farkındalık" meselesi olduğunu hepimiz şu veya bu şekilde, bal gibi biliyoruz aslında bana göre. Kafamızın içinde bir yerde bir bakış açısı değişikliği oluyor ve az önce hayatın altında ezilirken, şimdi üstünde eğleniyoruz (veya tersi).

Yani hayatın, evrenin, varoluşun ne olduğuyla ilgili farkındalığımızda/inancımızda "uygun" değişikliği yapsak, tüm zorluklara rağmen (onları da yok saymaksızın ve kaçmaksızın) hayat hep cennet gibi olacak. Ki zaman zaman, kısmen kendi çabamızla, kısmen yardım veya belki tesadüfler yoluyla zihnimizde o değişiklik meydana geliyor bir şekilde. Az önce hiç bitmeyecekmiş gibi, altında ezilmekten hiç kurtulamayacakmışız gibi görünen zorlukların, yüklerin bir anda üzerine çıkmayı hepimiz deneyimlemişizdir. İnsanlar alkol ve belki uyuşturucu türü maddeleri de daha çok bu amaçla kullanıyor sanırım ama önemli olan aynı sonucu kalıcı ve yan etkisiz bir şekilde, "kendi irademizle, inancımızla, farkındalığımızla" sağlayıp sürekli hale getirmek. Ama bunu yapmamızı engellemek üzere kesintisiz olarak maruz bırakıldığımız o kadar çok faktör var ki... Sanki bunlar yokmuş gibi "takma kafaya, şöyle düşün, mutlu ol" demek ister istemez biraz "new age uyuşturucusu" almayı teşvik etmek gibi oluyor. Yoksa, new age denen şey kapsamında tasvir edilen birçok şeyde birçok doğrular var. Ama ebedi gerçeklere ilişkin o farkındalıklara resmen savaş açmış bir düzende düzenli olarak zehirlendiğimiz, travmaya uğratıldığımız, korkutulduğumuz, acizleştirildiğimiz gerçeğini yok sayamayız. Bunun sadece farkında olarak bile ruhumuzun, varlığımızın sonsuz potansiyelinin bir kısmını daha kendimize çekerek o olumsuzluklara karşı direncimizin artmasını otomatikmen sağlamış oluyoruz, olacağız. Bizim new age'le ilgili olumsuz eleştirilen şeyden farkımız bu olabilir, bu olmalı gibi geliyor bana.

bozadi

#17
Alt-üst enerji merkezleriyle ilgili yaptığın tasviri, yani altlarla ilgili bazı şeyleri istikrara kavuşturmadan üstlere odaklanmanın faydasızlığı meselesini anlamlı bulduğumu belirtmiştim ama bunun nedenini veya sonrasında açıkladığım şeylerle bağlantısını tam ifade edememiş olabilirim. Senin kastettiğin şekliyle alt ve üst derken, altın bir önceliği varmış gibi oluyor. Yani önce alt geliyor, sonra üst gibi. Aslında bu da başlı başına güzel bir tartışma konusu olabilir belki ama şu an için gerçekten önce alt, sonra üst geliyor diye varsayıyorum. Bunun "yüksek moral" konusuyla bağlantısına dair fikrimi paylaşmak istiyorum. Ben yüksek moral dediğim şeyin "önceliğimiz" olması gerektiğini vurgulamak istedim; tıpkı senin kastettiğin manasıyla "alt merkezlerin" önceliğimiz olması gerekmesi gibi.

Moral yüksek olmadıktan sonra hiçbir şey yolunda gitmez. Moralin düşük olmasının kendisi en büyük sorundur, diğer tüm sorunlar aslında bundan kaynaklanır. Moral yüksekse dalganın (hayatın) üstünde sörf yaparsın, düşükse altında ezilirsin. Biraz kaba ama doğru bir tanım diye düşünüyorum.

Ve dikkat edin, içinizi, bilincinizi, ruhunuzu kontrol edin, tarayın, "yüksek moral" denen şeyin bir şekilde orada bir yerde mevcut olduğunu sezebilir, görebilirsiniz. Ona hemen istediğiniz gibi erişemiyorsunuz diye varlığını inkar etmeyin. Orada duruyor. Sadece, zihnimizde "hayat" ve "ben" diye kabul ettiğimiz, yerleşik hale getirdiğimiz şeyler veya tanımlar, o doğal, kendiliğinden mevcut ve "orada" olan yüksek moralin varlığına karşı bizi duyarsızlaştırıyor, ona karşı körleşmemize neden oluyor, ona erişmeyi imkansız veya aşırı zor veya belki anlamsız hissettiriyor veya onun çıplak, basit anlamını çarpıtarak onu bir ideolojinin veya dünyevi bir amacın veya uğraşının hedefi, ödülü haline getiriyor, ki yine ona bir türlü ulaşılamıyor, zaman zaman ulaşıldığı veya ulaşılabileceği sanıldığı halde.

Mesele şu: Yüksek moral dediğimiz temel hayat yakıtı (hayatın kanı) orada, varlığımızda, benliğimizde, içimizde, dışımızda, heryerde ve ona erişmemize engel olabilecek birşey yok aslında, kendi aksi yöndeki inançlarımız, düşüncelerimiz, "varsayımlarımız" dışında. Ve ona erişmenin bir zamanı, mevsimi, dönemi de yok aslında. K'ların "zaman yok" dediği şey bu temelde. Kimsenin bizim kendi varlığımızın (tüm varlığın) engin gücüne ve zenginliğine erişmemiz önüne zaman engeli veya başka herhangi bir türde engel koyması mümkün değil temelde, biz öyle birşeyin varlığına ve gerçekliğine inanmadığımız sürece.

Nasıl bir saçmalığın, berbatlığın, işkencenin içinde olduğumuzu düşünebiliyor musunuz? Hayat diye yaşadığımız şey çok büyük ölçüde bir yalandan, sahtelikten, zihinsel-inançsal bir hastalıktan ibaret.