Tutuklu Müslüman sayısı rekor seviyede

Başlatan Scyth, 04 Şubat 2015, 23:14:20

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Scyth

RADİKAL - İngiltere Adalet Bakanlığı'nın yaptığı son istatistikler İngiltere ve Galler'de tutuklu Müslüman sayısının tarihin en yüksek seviyesine çıktığını ortaya koydu.

Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan son istatistikler, tutuklu her 7 kişiden birinin Müslüman olduğunu gösterdi. Ayrıca 2004'ten 2014'e kadarki dönemde, Müslüman tutuklu sayısı 6.571'den 12.255'e çıktığı ifade edildi.

İngiltere'deki nefret suçları ve ırkçı eylemleri inceleyen kuruluşlar, bu artışların sebebi olarak İngiltere'deki Müslüman nüfusun diğer gruplara kıyasla çok genç olması ve gençler arasında suç işleme oranlarının daha yüksek olması olarak gösteriyor. (Aynur TATTERSALL - DHA)


http://www.radikal.com.tr/turkiye/tutuklu_musluman_sayisi_rekor_seviyede-1286682
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#1
Tıpkı Tayyip'in de Türkiye'de kendisine (kendi egosal "İslam" anlayışına) karşı olan herkesi tutuklamak (cezalandırmak) istemesi gibi. Hani zaman zaman diyor ya, "Eğer ülkede demokrasi olmasaydı beni bu şekilde eleştiriyor olabilir miydiniz?" diye... Halbuki amaç o zaten. Ülkede kimsenin onu kötüleyemeyeceği bir kral/padişah statükosu yaratmak. (...) karanlık güçlerin ona uzunvadede her istediğini vereceklerini, böylece ne isterse yapabileceğini hatta onları alt edebilecek hale gelebileceğini sanıyor. O Şeytanların nice büyük egoları tuvalet kağıdı gibi kullanıp attığını bilmiyor. Aldığı rüşvetle, gördüğü geçici/koşullu destekle ülke yönetimini o Şeytanlara pazarlamakta olduğunu ne ölçüde gerçekten anlıyor, emin değilim. Umrunda da değil zaten. (...) beyninin sınırlarını fazlasıyla aşan egosuyla mutlak kudret arayışlarında / fantazilerinde kayboluyor. K'ların KH güçleri için yaptıkları tanımlamada söyledikleri gibi, "sonsuza kadar sahip oldukları şeyi sonsuza kadar arayıp duruyorlar" (paylaşmayı reddetme saplantıları nedeniyle).

Tayyip'in yaptığı şeyi bir yönüyle "hayırlı" buluyorum. Bizim ülkemizde bir "ya hep, ya hiç" eğilimi var. Hayatı uçlarda yaşayan bir eğilim bu. Bu ülkenin mucizevi kuruluşu, yok olma tehlikesinden çok kısa bir süre sonra gerçekleşti. Şafaktan önceki karanlığın en koyu karanlık olduğu söylenir. Şeytan'ın, Kötülüğün güçlenmesi, saflaşması, kendini açıkça öne çıkarması, İyiliği de organize olmaya, gücünü toparlamaya zorlayacaktır diye düşünüyorum.

Aptalca ideolojik saplantılarla vakit ve fırsat öldüren muhalefet uzuvlarının iyilik/doğrulukla ilgili sahte davalarını ve birbirlerini yemelerini izlemektense, iktidarın giderek daha açık ve daha gerçek hale gelen güçlü kötülüğünün yükseldiğini görmeyi tercih ederim. Böylece bir yığın sahte muhalif iyiliğin/dürüstlüğün içinden de doğru dürüst bir gerçek iyilik/dürüstlük organizasyonu doğmak zorunda kalır diye umuyorum.

Scyth

#2
Son gelişmelerden sonra Ürdün ve Japonya'nın ordularını aktif harekata hazır hale getirdiğine dikkat edin. Parça parça halklar savaş psikolojisine sokulmaya başlandı. Bütün dünyanın gözü önünde  bir tiyatro oyunu sergileniyor ve  son derece başarılı bir şekilde insanlara yutturuldu; bu da en acı verici tarafı.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#3
Evet. Ve ikisi de ABD müttefiki ülkeler. ABD herhalde bu iki ülkenin Ortadoğunun dengesizleştirilmesi operasyonuna katılımlarını daha aktif hale getirmek istiyor. Suriye ve Irak topraklarına yapılan dış saldırıların meşrulaştırılması için IŞİD çok güzel bir bahane oldu. Kendi yarattıkları şeytanı ortadan kaldırma bahanesiyle, saldırmak ve zayıflatmak istedikleri topraklara yönelik şeytani operasyonları çeşitlendirmeye ve güçlendirmeye çalışıyorlar. Böylece saldırılan topraklar yol geçen hanı yapılmaya ve böylece de daha karanlık operasyonlar için hazır hale getirilmeye çalışılıyor. Tıpkı sevgili ordumuzun 1980 faşist darbesi öncesinde "ortalığı karıştırma" operasyonlarında yaptığı (veya yaptırıldığı) gibi.

Yalnız, şahsen şu anda beni endişelendiren şey topyekün bir savaş çıkması olasılığı değil. Bu neredeyse "iyi/pozitif" bir olasılık bence. Negatif güçler şu anda öyle aleni bir savaş çıkarsa veya çıkmasına neden olacak şeyler yapsalar, savaşı kazanabilecekleri çok şüpheli. Çünkü çok şükür ki açıkça KH'ye adanan ülkeler ile nispi olarak BH'ye adanan ülkeler arasında dengeli ve nitelikli denebilecek bir karşılıklı kutuplaşma meydana gelmiş durumda. Özellikle "yönetim" açısından, ABD ve İsrail şüphesiz ki KH'ye açıkça adanan devletlerin başında geliyor. Rusya, Çin ve İran gibi büyük güçler ise ABD, pek çok Avrupa devleti ve İsrail'in başını çektiği şeytani egemenliğe karşı etkili olabilmek için hızlı ve şaşırtıcı bir işbirliği geliştirme sürecindeler. Ve dünya genelinde egemen olan şeytani güçlere karşı işbirliği ile gösterilen ve geliştirilen bu direnç ve karşı duruş, onları "nispeten" BH kutbiyeti doğrultusunda ilerletiyor. Yani Şeytan bir katalizör (kutuplaşma aracı/yardımcısı) olarak kullanılmış oluyor.

Ve Batı İttifakının gücü Doğu ittifakının gücünden fazla değil. Dengeler çok hassas hale geldi. Duyarlılık giderek artıyor. Suriye bunun en güzel örneğidir. Doğu bloku Suriye'ye sahip çıkmasaydı, Suriye çoktan ABD ve İsrail'in kuklası durumuna gelmiş olurdu. Afrika'dan başlatılıp giderek ivmelendirilen Arap Baharı saldırıları Suriye'de duvara tosladı. Çünkü bir adım sonrası İran. ABD'nin ve İsrail'in Ortadoğu'daki en büyük düşmanı. Ve yine ABD'nin baş düşmanları olan Rusya ve Çin'in ortağı. O yüzden Doğu bloku Suriye'deki gelişmelere duyarsız kalmadı ve kalmayacak.

Evet, ABD müttefikleri olan Japonya ve Ürdün'ün IŞİD'e (yani Suriye ve belki Irak topraklarına) yönelik askeri harekat hazırlıkları Batı blokunun Suriye'den kolay kolay vazgeçmeyeceğini gösteriyor ama amaçlarına kolayca ulaşamayacakları gibi başlarını sürekli daha fazla belaya sokacaklar muhtemelen.

TSK üzerinde önemli bir kontrol gücüne sahip olan Batılı faşistler 80 darbesi öncesi neden "ortalığı karıştırmak" zorunda kaldılar? Çünkü öyle bir gerekçe olmadan darbe ilan etselerdi halkın ciddi bir bölümü o darbeyi kabul etmeyecekti, müthiş bir direnç oluşacaktı ve faşist teşebbüsçüler ciddi oranda rezil olacaklardı. Halk da ciddi bir BH kutuplaşması deneyimleyecekti. Dolayısıyla kalkıştıkları şeytanlığın başarılı olması için önce halkı "tava getirmek" zorundaydılar. Faşist darbeyi özgür iradeye nispeten uygun hale getirmek ve kabul ettirmek zorundaydılar. Öyle de yaptılar ve başarılı oldular. Elbette sağ-sol fraksiyonlar arasındaki şiddetli mücadeleyi tamamen TSK yaratmış değildir ama o mücadeleleri militarize hale getirip, iki tarafı birbirine düşürecek çeşitli başka provokasyon ve katliamların (Maraş katliamı başta olmak üzere) koşullarının devletin karanlık uzuvları tarafından (Batılı faşistlerin teşviki ve yardımıyla) hazırlanıp uygulamaya konduğu iyi bilinmektedir. Sonrası malum. Şeytan kanımızı içti. Bizim canımız ve kanımızla ziyafetlerinden birini daha yaptı demek doğru olur sanırım. Eğer ortalığı karıştırmaya yönelik o hazırlık (tava getirme) operasyonları olmasaydı, halk ciddi oranda birleşip o faşist darbeyi şeytanların suratına çarpabilirdi.

Şimdi ABD Ortadoğu'yu karıştırma (tava getirme) operasyonlarına özellikle IŞİD yoluyla devam ediyor. Amaç Suriye'yi ele geçirmek, sonra da İran'ı. Böylece Filistin'in de hiçbir şansı kalmayacak. İran'ın tavrı ve direnci olmasa, Suudi Arabistan ve diğer ABD müttefiki (kuklası!) Arap devletleri Filistin'i çoktan İsrail'e altın tepsi üzerinde hediye etmiş olacaklardı. Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerin ve bizim ülkemizin siyasi yönetiminin İran'dan bu kadar nefret etmesinin nedeni bu. Şeytan'ın çarkına çomak sokuyor çünkü. Kendisi dünyanın en iyi/pozitif gücü olduğu için değil elbette ama bu direnç/mücadele sayesinde doğrudan veya dolaylı olarak BH kutuplaşması olasılığını desteklemiş oluyor.

Hizbullah geçenlerde bir misilleme saldırısında İsrail askeri araçlarını havaya uçurup birkaç İsrail askerini öldürdü. İsrail yönetimi "bunun bedelinin çok ağır olacağını" söyledi ve karadan askeri harekat hazırlıklarına başladığını duyurdu ama sonra bu konu hızla gündemden düşürüldü. Neden? Çünkü İsrail feci şekilde bilenmiş olan Hizbullah'a aynı şekilde misilleme yapması veya hatta daha da güçlü bir operasyona kalkışması durumunda Hizbullah'ın ve Hizbullah'ı destekleyecek güçlerin (İran, Suriye, Lübnan vs.) İsrail'i tarihin çöplüğüne gönderebilecek bir zincirleme saldırı reaksiyonunu başlatabileceğini biliyor. Korkuyor kısacası.

Aynı şekilde bir bütün olarak Faşist Batı Bloku da Doğu Blokuna karşı alenen bir savaş başlatamıyor. İmha edilme ihtimallerinin düşük olmadığını biliyorlar çünkü. Bunun yerine iki taraf birbirini dolaylı yollarla yıpratmaya ve genel dünya kamuoyunu kendi çıkarları doğrultusunda bilgilendirip kendi tarafına çekme yönünde faaliyet gösteriyorlar daha çok. Siyasi mücadele, askeri mücadeleden hala daha fazla. Askeri müdahaleler daha çok dolaylı yollarla oluyor. Batı'nın Ukrayna'yı Rusya'ya karşı provoke etmesi örneğinde olduğu gibi. Türkiye'yi Suriye ve İran'a karşı kullanmakta oldukları gibi ve hatta Türki Cumhuriyetleri ve Uygurları bile bu amaçla (Rusya ve Çin'e karşı) kullanmaya çalışmakta oldukları gibi.

İki blokun alenen ve topyekün bir savaşa giriştiklerini görecek miyiz acaba? Aslında şu anda yapılan şey de savaş. Açıkça KH'ye adanan güçler ile onlar karşısında nispeten BH yönünde kutuplaşma potansiyeli geliştiren güçler arasındaki olağanüstü bir savaşa şahitlik ediyoruz. İnsanlığın geleceğini belirleyebilecek bir savaş.

Celselerde söylenenlere dayalı olarak, sürecin bir yerinde gezegensel değişim / dönüşüm / yıkımların giderek şiddetleneceği ve gidişatı etkileyeceği anlaşılıyor. Yani örneğin Batnın faşistleri (İlüminati) global şeytani egemenlik doğrultusunda çok büyük ve çok karanlık bazı operasonlara kalkıştıkları zaman doğadaki bazı olaylar / afetler onların bu girişimlerini engelleyebilecek sanırım. Kısacası Doğa / Evren nispeten pozitif olan tarafa yardımcı olacak. Çünkü karanlık taraf özgür iradeyi binlerce yıldır çok ağır şekilde baskı ve işkence altında tutuyor. Evrenin pozitif güçleri duruma belirli bir ölçüde müdahale edecekler gibi görünüyor. Ama bunu söylemesi kolay tabi. Aslında tüm dünya insanlığı için epeyce zorlu olabilecek bir süreçten geçmek zorunda olacağız gibi görünüyor. Kutbiyetimizi belirleme ve ivmelendirmeye teşvik olacak bu da. Hayata ve pozitif özümüze bağlılığımızı kendimize ve evrene göstermemiz / kanıtlamamız gerekecek. Üzerimizdeki binlerce yıllık ölü toprağını ve negatif programlamaları temizlememiz gerekecek. Saldırılara, zorluklara direnmemiz, ayakta kalmamız, birbirimize sahip çıkmamız gerekecek. Zorluklar yoluyla arınmamız gerekecek. Tahmin ediyorum ki Laura ve ekibinin sundukları fiziksel / duygusal / ruhsal arınma ve disiplin geliştirme yöntemleri, insanları o sürece hazırlamaya yönelik. Yani meydana gelecek ilk şokların etkisinin daha kolay atlatılması ve gerekli disiplin ve örgütlenmenin daha az sıkıntıyla gerçekleşebilmesi için. Bilgi / farkındalık koruyor. Bizim bu ortamda gösterdiğimiz farkındalık ve işbirliği geliştirme çabamızın da önemli bir hazırlık olduğuna inanıyorum.