Yağmur altında tarihi miting (23.06.2018)

Başlatan bozadi, 23 Haziran 2018, 19:02:42

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#15
27 Haziran 2018

İttifak, CHP'ye yaradı: 11 ilde yıllar sonra vekil çıkarıldı


Saadet Partisi seçimlere yönelik CHP, İYİ Parti ve Demokrat Parti ile oluşturduğu Millet İttifakı'nda istediği sonucu elde edemedi. CHP, ittifak sayesinde 11 ilde yıllar sonra vekil çıkarırken Saadet, ana muhalefetin kontenjanından 3 vekili Meclis'e gönderdi. Bu durum üzerine 'CHP 3 verdi, 11 aldı' şeklinde yorumlar yapıldı.




Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'nde resmi olmayan seçim sonuçlarına göre, Saadet Partisi kendi listelerinden parlamentoya milletvekili gönderemedi.

Saadet Partisi'nin oylarının birçok ilde CHP'ye yaradığı görüldü. CHP, uzun zamandır milletvekili çıkaramadığı Adıyaman, Karabük, Karaman, Kars, Kastamonu, Kırıkkale, Kırşehir, Kütahya, Nevşehir, Şanlıurfa ve Yozgat'ta, Saadet Partisi ve İYİ Parti'nin oylarıyla ittifak sayesinde birer milletvekili çıkardı. 

Öte yandan, Elazığ'da Saadet Partisi'nin aldığı yüzde 3.4'lük oy ittifak gereği yüzde 10.6 oy alan CHP'ye eklendi. Bu sayede CHP, 40 yıldan fazla milletvekili çıkaramadığı Elazığ'dan bir milletvekili çıkarmış oldu.

SAADET, 3 VEKİLİ CHP KONTENJANINDAN MECLİS'E YOLLADI

Seçimde CHP listelerinden aday gösterilen Saadet Partili üç isim de kesin olmayan sonuçlara göre milletvekili oldu. Buna göre, milletvekili adayları Hüseyin Emre Bağce ve Cihangir İslam ile Abdulkadir Karaduman, Saadet Partisi kontenjanından TBMM'ye girdi.

Kaynak: Sputnik


bozadi

#16
25 Haziran 2018

Erdoğan kazandı, Ak Parti koltuk kaybetti....


AK Parti, dünkü seçimlerin cumhurbaşkanlığı etabındaki zaferine karşılık Meclis etabında ise oy ve güç kaybı yaşadı.




Yeni sistemin ilk cumhurbaşkanı oyların yüzde 52.4'ünü alarak ilk turda seçilen Erdoğan oldu. AK Parti, dünkü seçimlerin cumhurbaşkanlığı etabındaki zaferine karşılık Meclis etabında ise oy ve güç kaybı yaşadı.

1 Kasım 2015 seçimlerine göre yaklaşık 6 puan oy kaybına uğrayan AK Parti, milletvekili sayısının 600'e çıkarılmasıyla 300 olan Meclis çoğunluğunun altına düştü.
(...)

Kaynak: Patronlar Dünyası


bozadi

#17
Üstteki üç haberin tümünde bahsedilen "olumlu gelişmeler", CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun büyük zorluklara rağmen izlediği geniş tabanlı işbirliği politikası sayesinde elde edilmiş başarılardır.

Biliyorsunuz, AKP-MHP bloğunun Akşener'i (İyi Parti) devredışı bırakmaya yönelik mafyatik çabaları, CHP'nin İyi Parti'yle yaptığı beklenmedik ve etkili işbirliği (geçici milletvekili transferi) sayesinde boşa çıkarılmıştı. Kılıçdaroğlu, CHP çevrelerinden gelen çeşitli olumsuz tepkilere rağmen, seçimlerde rakibi olan İyi Parti'ye kararlı bir şekilde el uzatarak AKP'ye karşı ortak mücadele platformunu geliştirici bir adım attı.

AKP'nin, benzer şekilde kritik siyasi rakibi HDP'yi baraj altında bırakıp Kürt oylarına konmak amacıyla HDP'yi PKK'yla tamamen eşanlamlı gösterme çabaları karşısında da Kılıçdaroğlu CHP'sinin HDP'ye barajı aşma konusunda destek söylemleri oldu, belki çok fazla olmasa da CHP tabanından HDP'ye bu stratejik amaç doğrultusunda bir miktar oy gitti. Ahmet Şık'ın HDP'den aday olması ve buna benzer bazı destek olayları oldu. Ve HDP'nin barajı aşıp meclise girmesinin, AKP'nin meclisteki sandalye sayısının düşmesinde, hatta meclis çoğunluğunu kaybetmesinde çok büyük bir etkisi olduğu iyi biliniyor.

Yine, Kılıçdaroğlu'nun Millet İttifakı doğrultusunda Saadet Partisiyle olan yoğun işbirliği çabaları sayesinde, CHP yıllardır milletvekili çıkaramadığı pek çok şehirden milletvekili çıkarmayı başarmış. Biliyorsunuz, AKP'yi/Erdoğan'ı en çok gıcık eden şeylerden biri, Erbakan'ın Milli Görüş siyasetinin kuruluşu olan Saadet Partisi'nin Cumhur İttifakına karşı muhalif Millet İttifakı içinde yer almasıydı. Bu, muhalefet platformunun güçlenmesi doğrultusunda çok önemli bir gelişmedir. Ayrıca Karamollaoğlu, kendi tabanının şiddetli bazı ideolojik önyargılarına rağmen, Sol tabanlı bazı toplumsal hak mücadelelerine ilişkin de onurlandırıcı yorumlarda, jestlerde bulunarak ortak çıkarlarda potansiyel bir işbirliğine sıcak bakabileceklerini göstermiştir bence, ve bu paha biçilmez bir tutumdur.

Kılıçdaroğlu yavaş ama güçlü adımlarla, CHP tabanına ezberletilmiş ideolojik bazı kompleksleri azaltarak, farklı ideolojilerden muhalif partilerle / toplum kesimleriyle güçlü bir muhalefet bloğu oluşturma doğrultusunda başarılı denebilecek şekilde ilerliyor. Birileri "CHP'yi iktidar yapamıyorsun, in ordan aşağı" diyor ama Kılıçdaroğlu zaten AKP'nin yıllardır iktidarı kazanmasında en büyük faktörlerden biri olan, CHP'nin kendi kendini yalnızlaştırmasına ve lanetlemesine neden olan hastalıklı bazı yönleriyle mücadele ediyor, o kompleksleri aşmasına yardımcı oluyor.

Ve işte AKP bu yüzden Kılıçdaroğlu'ndan korkuyor, nefret ediyor. Çünkü AKP dediğimiz parti CHP karşıtlığı/eleştirisi üzerinden prim yaparak yükseldi büyük ölçüde. Yani AKP'nin tüm berbat yönlerine rağmen sahip olduğu en büyük avantaj CHP'nin kendisidir. AKP "CHP'nin ekmeğini" çok bereketli bir şekilde yiyegeldi ve bunun meşru bazı yönleri de vardır. Toplumun ciddi bir kısmının CHP'ye karşı duyduğu nefreti duymakta bir ölçüde haklı/meşru gerekçeleri var. İşte Kılıçdaroğlu CHP'nin topluma tepeden bakan, elitist, kinli ve yalnız yapısına manevi neşterler vurarak onu ayrım yapmadan halk bütünü lehine çaba gösteren bir parti / taban haline getirmek için mücadele ediyor. AKP bu yüzden Kılıçdaroğlu'ndan nefret ediyor çünkü Kılıçdaroğlu "CHP ekmeğini" AKP'nin elinden alacak şekilde kararlı faaliyet gösteriyor. AKP'liler bunu gördükleri için CHP tabanını Kılıçdaroğlu aleyhine kışkırtmaya çalışıyorlar. Kılıçdaroğlu'nun CHP başında kalmasından gerçekten memnun olsalardı bunu bu kadar bağıra bağıra ve tekrar tekrar ilan ederler miydi, CHP'nin başarısını artırmak üzere İnce'nin genel başkan olması gerektiğini söylerler miydi? Hayır, bu konuda sessiz kalırlardı, bu gerçeği gizlemeye çalışırlardı, Kılıçdaroğlu'nu överlerdi, onu saygın göstermeye çalışırlardı.

AKP'nin çeşitli olumlu ve önemli yanlarına rağmen çeşitli toplum kesimlerine karşı sergilediği kötü, baskıcı, aşağılayıcı davranışlar sayesinde, CHP bu durumdan mağdur olan çeşitli farklı toplum kesimleriyle / partileriyle işbirliği ve dayanışma içine girerek, o toplum kesimleriyle arasında uzun zamandır mevcut olan ideolojik mazeretli buzdağlarını eritme şansı buluyor ve Kılıçdaroğlu işte bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyor.

Partiler ötesi "Adalet Yürüyüşü", yolsuzlukları ifşa ve karşı mücadele, İyi Parti'nin varlık hakkı bulmasına yardım, benzer şekilde HDP'ye sınırlı bir stratejik destek, Saadet Partisi gibi kültürel ve ideolojik olarak çok uyumsuz görünen bir partiyle/kesimle işbirliği... Mağdur olan tüm toplum kesimleriyle dayanışma çabası... Yukarıdaki haberler, Kılıçdaroğlu'nun bu yöndeki yavaş ama güçlü ve paha biçilmez adımlarının, çabalarının meyvelerini içeriyor bir ölçüde. AKP'nin çok kötü bazı özellikleri, toplumun şimdiye kadar birbirine çok soğuk olan, hatta birbirinden nefret eden çeşitli kesimleri arasında samimi bir dayanışma fırsatı sağlıyor. Bunun olabilmesi, ilerleyebilmesi için herkesin kendi ideolojik egosunu biraz kontrol altına alması, saplantılarını aşması gerekiyor. Hiçbir ideoloji BH ile veya KH ile eşanlamlı değildir, tüm ideolojiler adıyla çok büyük iyilikler yapılabileceği gibi en büyük kötülükler de yapılabilir ve her iki türlüsü de yapılmıştır her ideoloji adına. İdeoloji disiplini bizi bir yere kadar götürür ama belirli bir yerden sonra ideolojileri aşmak gerekiyor. Yoksa insanlığın gereklerini hakkıyla yerine getiremeyiz. Zihnimizde prangalarla dolaşıyor oluruz. İdeoloji evrensel insanlık değerlerinin önüne geçirilmemelidir. Herkesin, her kesimin içindeki iyi/BH taraf işbirliği yapabilmeli ki, kötü/KH taraflar bu dayanışmayla azalabilsin, KH'yi azaltmak istemeyenler de belli olsun ve yardımcı olunabilir bir durum varsa olunsun, yoksa uzaklaştırılsın. İdeolojik haklılık-haksızlık, üstünlük-alçaklık tartışmaları, insanın içinde doğuştan var olan bir rehberlik olarak BH-KH'ye ilişkin farkındalıklara dayalı hareket etmeyi zorlaştırıyor genellikle.

İktidar da muhalefet de masum değildir. İki tarafın da çeşitli olumlu ve olumsuz yönleri vardır. Ben AKP'nin de KH'ye giderek daha fazla adanacağını düşünmüyorum. Eninde sonunda hem iktidar, hem muhalefet ortak insani çıkarları doğrultusunda gerçek işbirliğine yönelmek durumunda olacaktır. Eninde sonunda iktidar-muhalefet düalitesi ortadan kalkacaktır. Ve hatta siyaset ve ideolojinin kendisi eninde sonunda tarihin çöplüğünü boylayacaktır. Bunu insanlar kendileri aşmazsa, doğa "yardımcı" olacaktır. Bir veya birkaç güçlü doğal afet, insanların ideoloji ve ideolojik haklılık/üstünlük namına bildikleri herşeyi unutturabilir çok kısa bir süre içinde.

ABD'nin zulmü karşısında Rusya ve çeşitli farklı ideolojilerden ülkelerin/milletlerin işbirliğine adanması böyle birşey. AKP'nin zalim yönlerine karşı çeşitli farklı ideolojik kesimlerden insanların işbirliğine eğilimlerini artırmaları böyle birşey. ABD-İsrail zulmüne karşı Sünni-Şii Müslümanlar arasında işbirliği arayışındaki artış böyle birşey. Allah kimseyi zulümle terbiye etmesin ama tek yol buysa, onu da öpüp başımıza koymamız gerekiyor. İnsanın insana zulmünün yetmediği ama mutlaka ilerleme kaydedilmesi gereken durumlarda doğanın "zulmü" devreye giriyor gibi geliyor bana.

bozadi

#18
Ben Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başında kalmaya devam etmesinin daha faydalı olacağına inanıyorum ama farkında olduğum veya olmadığım çeşitli sebeplerle bu görüş yanlış olabilir veya benim bu basit ve kaba doğruluk-yanlışlık önermelerimin ötesinde evrensel planda bazı gereklilikler nedeniyle her türlü gelişme olabilir ulusal ve uluslararası siyaset dünyasında. Bekleyelim, görelim.

bozadi

#19
27 Haziran 2018

Hamzaçebi: İnce'yi aday gösteren CHP'dir, Sayın Kılıçdaroğlu'dur


CHP Genel Sekreteri Akif Hamzaçebi, 24 Haziran seçiminin sonuçlarını ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun istifası ve Muharrem İnce'nin liderliğe gelmesi yönünde başlayan tartışmaları CNN TÜRK yayınında değerlendirdi. Hamzaçebi, "Başarı veya başarısızlık hem Cumhurbaşkanı adayımıza, hem de CHP'ye aittir. Bunun bir kısmını diğerinden ayırarak değerlendirmek doğru değildir" dedi.




CHP'de 24 Haziran seçim sonuçlarının ardından liderlik tartışması başladı. Parti için de bir grup ve kamuoyu, Muharrem İnce'nin aldığı oyun partisini aşması nedeniyle CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nu istifaya çağırdı. CHP'deki bu tartışmalar ve seçim değerlendirmeleri sürerken CHP Genel Sekreteri Akif Hamzaçebi, CNN TÜRK Ankara Temsilcisi Dicle Canova'nın sorularını yanıtladı. Hamzaçebi,  şunları söyledi:

GENEL SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ

"Seçimi şöyle değerlendirmek lazım. Cumhurbaşkanı seçimiyle, milletvekili seçimini birlikte değerlendirip, birlikte alınan sonuçları bir analize tabi tutmak lazım. Bu sadece partilerin  değil, ittifakların seçimi oldu. İttifakı ilk yapan AK Parti oldu. TBMM'ye bir yasa getirdi ve yasalaştı. Sonra MHP ile bir ittifak yaptı. Eğer MHP ile AK Parti bir ittifak yapmamış olsaydı, milletvekili sayısı bugünkünden 17 az olacaktı. İttifakın etkisi onlara 17 oldu. Bu çok önemli bir şey. Elbette bu bizim için de geçerli. O nedenle MHP ile ittifak yaptı. AK Parti'nin oyu bu seçimde yüzde 41.8'e inmiştir. Cumhur İttifakı ile bu oy yüzde 51-52'lere çıkmıştır.

İTTİFAKLARI DEĞERLENDİRMEK LAZIM

Aynı şey CHP için de geçerlidir. CHP de İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti ile yaptığı ittifakla CHP de 22 milletvekili fazla çıkarmıştır. Bu çok önemli. İttifakların seçimidir bu. Tek başına siyasi partilerin seçimi olarak alırsak doğru olmaz. Tek başına siyasi partileri değerlendireceksek, CHP'nin yüzde 22.06'lık bir oyu vardır. Bu oyu kıyaslayacağımız AK Parti oyu da yüzde 41.8'dir. AK Parti yüzde 41.8'e, CHP ise yüzde 22'ye inmiş. Bu tabloda kim kazançlı, kim kaybetmiş durumda? Bu tablodan bakmak yanlış olur, ittifakları değerlendirmek lazım.

Cumhurbaşkanlığı seçimini değerlendirmek lazım. Sonuçta ülke yönetimini hangi siyasi partinin adayı kazanacak, bunun yarışıdır bu. Hangi aday kazanmışsa o başarmıştır. Elbette burada Cumhur İttifakı'nın adayı Recep Tayyip Erdoğan kazanmıştır. Bizim tarafta ittifak adayı yok, her partinin kendi adayı var. Sayın Muharrem İnce, yüzde 30.6 oy aldı. Kazanamamıştır, kazanmaya yetmedi.

- MUHARREM İNCE'NİN ALDIĞI OY BAŞARISIZLIK MI?

Sayın Muharrem İnce de yaptığı açıklamada, kendisine yüzde 35 gibi bir hedef koyduğunu ifade etti ve beklentisinin altında oy aldığını kendisi söyledi. Diğer partilerin aldığı oy da beklentisinin altında kalınca, seçimin ikinci tura kalmadığını söyledi. Yüzde 30.6'yı bu çerçevede değerlendirmek lazım. Şu değerlendirme çok yanlış olur. Sayın Muharrem İnce, çok yoğun bir çalışma gösterdi, her yere gitti, çok heyecanlı mitingler oldu. CHP örgütleri çok ciddi bir katılım gösterdi. Bunu eğer bir olumlu gelişme, başarı olarak değerlendiriyorsak, bu açıdan bakmak gerekir. Bu çok önemli bir heyecandır. Sayın Muharrem İnce'yi aday gösteren CHP'dir, Sayın Kılıçdaroğlu'dur.

Seçim öncesi sürece bir bakalım. Demokrasi büyük bir açmaz içindeydi, temel hak ve özgürlükler ihlal ediliyordu, tek bir kişinin kararıyla yargı hareket ediyor görüntüsü hakimdi, ekonomi hiçbir şekilde iyi gitmiyordu ve geleceğe yönelik beklentiler de iyi değildi. Böyle bir tablo da Sayın Kılıçdaroğlu Millet İttifakı'nı kurdu, 15 milletvekilini İYİ Parti'ye verdi. Barajı Sayın Kılıçdaroğlu kaldırdı. Yüz bin imza verin diye CHP örgütlerine çağrı yaptı. Bu çok büyük bir atılımdı. O günlerde herkes Sayın Kılıçdaroğlu'nu alkışlıyordu. O günler de Sayın Kılıçdaroğlu demokrasinin önünü açan biriyse bugün ne değişti. Sayın Kılıçdaroğlu kendisi aday olmadı, kurultaylarda kendisine iki kere rakip olmuş Sayın İnce'yi aday gösterdi. Sayın İnce ikinci tura kalamadıysa bunun sorumlusu Sayın Kılıçdaroğlu mu?

- SORUMLULUK KİMDE?

Sorumluluk hepimizde. Sorumluluk Sayın Muharrem İnce'nin, CHP'nin, CHP yönetiminindir, sorumluluk hepimizindir. CHP ana ilkelerini koymuş durumda. Siyaseti ilkelerden, programdan, felsefeden soyutlar ve kişilere indirgerseniz kişiler yarışına dönüşür, buradan hiçbir şey çıkmaz. CHP böyle bir parti değil. CHP bir ilke koymuş: 'CHP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı olmaz'. Anayasaya göre Cumhurbaşkanı tarafsızlık üzerine yemin eder. Başkanlık sistemi tartışılırken Kılıçdaroğlu dedi ki, 'CHP Genel Başkanı Cumhurbaşkanı olmayacaktır'. Bundan sonra da bu ilke değişmemelidir.

- PARTİ TABANI 'MUHARREM İNCE GENEL BAŞKAN OLMALI' DİYOR?

Parti tabanı, bugün partinin önünde yüzlerce, binlerce insan var, Sayın Kılıçdaroğlu'na destek için gelmiş durumda. Sonuçta Cumhurbaşkanlığı seçimini Cumhur İttifakı'nın adayı Sayın Erdoğan kazandı. Şöyle bakmak lazım, anayasa referandumunda evet ve hayır oyları ne seviyedeydi. Aşağı yukarı başa baş seviyedeydi. Aslında daha yüksekti, YSK'nın mühürsüz zarfları kabul etmesiyle başa baş çıktı. Buna girmiyorum. Ne oldu şimdi? Sayın Erdoğan 52.5'a gelmiş durumda. Demek ki, referandumdaki evet oyları ki, Cumhur İttifakı üzerine 1-2 puan daha koymuş. Başarı bu taraftaki oyu diğer tarafa aktarmakla olur. Bunu aktaramazsanız, hayır oylarının kendi içindeki dağılımında, konjonktürel ya da seçim sürecindeki dağılımını başarı olarak addedemezsiniz. Başarı yönetimi elde etmekle olur. Ama CHP oy sayısındaki düşüşe rağmen milletvekili sayısını artırmıştır. Millet İttifakı 22 milletvekili daha fazla almıştır. Hatta YSK'nın dünkü açıklamasına göre bir partinin baraj altında kalması söz konusu ama ittifak barajı sıfırladığı için bu olmayacak.

Bunun ikisini ayırmak doğru değildir. Başarı veya başarısızlık hem Cumhurbaşkanı adayımıza, hem de CHP'ye aittir. Bunun bir kısmını diğerinden ayırarak değerlendirmek doğru değildir. Bunun şu kısmında başarı var, bu kısmında yok denemez. Ama şöyle bir gerçek var, AK Parti'nin oyu yüzde 50'lerden yüzde 41.8'e inmiştir. AK Parti 2002 yılından bu yana ilk kez parlamento çoğunluğunu kaybetmiştir. 7 Haziran 2015 seçimini hariç tutuyorum. AK Parti parlamento çoğunluğunu kaybetmiş ve bir koalisyona mahkum olmuştur. Şu anda bir koalisyon vardır Türkiye'de. Bu koalisyondur.

- TÜRKİYE KARARNAMELERLE YÖNETİLECEK, CHP YASA ÇIKARABİLİR Mİ?

CHP'nin yasa çıkaracak çoğunluğu yok. Yasa 600 sandalyeli bir parlamentoda 301 sandalyeye sahip bir parti tarafından çıkarılabilir. CHP çok önemli bir aktör olacak. Bunu göreceksiniz. Siyasetin yapılacağı yer yine TBMM'dir. Başka bir yer değildir. Koalisyona mahkum olduğu andan itibaren parlamentoda her şey olabilir. Bir araya gelmeyecek denen partiler bir araya gelebilir. Size geçmişten bir örnek vereyim. İç güvenlik yasası gelmişti. 2 aya yakın bir mücadele oldu parlamentoda. Bir araya gelmez denen partiler bir araya geldi. Temel hak ve özgürlükleri kısıtlıyordu. CHP, MHP ve HDP bu yasaya birlikte karşı duruş sergilediler. Siyaset, gelecek ne getirir bilemem. Siyasette her şey olabilir. Bugün hiçbir şey yokmuş gibi görebilir, 5 yıl devam edecek diyebilirsiniz, yarın başka bir tablo ortaya çıkabilir."

Kaynak: Milliyet


bozadi

#20
27 Haziran 2018

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bugün çok mutluyum"




CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun istifasını isteyen partililer dün bir araya gelmiş ve oturma eylemi düzenlemişti.

Kılıçdaroğlu, bugün Genel Merkez'de konuyla ilgili olarak bir açıklama yaptı. Kendisini destekleyen partililer ise, "Halkın umudu Kılıçdaroğlu" sloganıyla Kılıçdaroğlu'na destek verdi.

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satırbaşları şu şekilde:

- Bugün çok sevinçli bir gündeyim aslında. Havuz medyasında manşet olduk, bundan daha güzel bir şey olur mu? Bütün seçim süreci boyunca laflarımdan bir cümle bile kullanmadılar, oysa bugün manşetlerdeyiz... Ne kadar mutluyum, emin olun anlatamam... Demek ki yaptığımız iş doğru...

- Biz inandığımız yolda yürümeye devam ediyoruz.

- Hiçbir arkadaşımızı ötekileştirmek, partinin dışında düşürmek asla böyle bir düşüncem ve inancım yok. Herkesi kucaklayacağız.

- Buraya gelmek isteyen arkadaşlarım vardı, il başkanlarım telefon ettiler sabah. Kimse gelmesin dedim, normal çalışmalarımıza devam ediyoruz. Önümüzde yerel seçimler var. Kararlılıkla devam edeceğiz. Duvarın bir kısmını yıktık, önümüzdeki seçimlerde duvarın tamamını yıkacağız.

- Biz önümüzdeki seçimlere, ciddi bir hazırlıkla gideceğiz. Bunun mücadelesini el birliğiyle yapacağız. Türkiye'yi gerçek anlamda demokrasiye kavuşturmak için elimizden gelen bütün çabayı göstereceğiz.

- Bu seçimler normal seçimler değildir. Eski klasik seçimler değildir. Yeni bir sistemin içinde, yeni bir rejim içinde, yeni bir seçim anlayışıyla yolumuza devam edeceğiz. O nedenle hiç kimseyi dışlamayacağız.

- Herkese söylüyorum, herkes bilsin, Muharrem İnce bizim bir değerimizdir, onu da sonuna kadar kucaklıyoruz. Havuz medyası da bunu çok iyi bilsin...

- Biz dava adamıyız, ayrılık gayrılık yoktur... Kim bizimle yürümek istiyorsa, hep beraber yürüyeceğiz. Ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi getirinceye kadar yürüyeceğiz.

- Hiç kimse şunu unutmasın, Cumhuriyet Halk Partisi, barışın ve huzurun teminatıdır.

- Sevgili arkadaşım Muharrem İnce, 81 ili gezeceğini ifade ediyor. Bütün il başkanlarıma talimatımdır; Geldiği zaman karşılayacaksınız, halkla buluşturacaksınız, ne gerekiyorsa yapacaksınız. Gülerek, sevinerek ve bir heyecan içinde yolcu edeceksiniz. Hiçbir endişem yok. Yolumuza devam ediyoruz...

Kaynak: OdaTV


bozadi

#21
02 Temmuz 2018

"Analizler ışığında örgüt reformunu hayata geçireceğiz"


24 Haziran cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi sonuçlarını üç koldan analiz ettiklerini belirten CHP Sözcüsü Tezcan, "Türkiye'nin seçimlerdeki fotoğrafını çekeceğiz. Oy aldığımız 'bizim mahalle'ye hitap eden dili terk edeceğiz; 'karşı mahalle'den oy isteyen, onlara hitap eden bir dil ve çalışma yöntemini benimseyeceğiz" dedi




CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, partisinin yeni yol haritası konusunda açıklamalarda bulundu. Tezcan, Gazete Habertürk'ten Düzgün Karadaş'ın haberine göre özetle şunları söyledi:

OBJEKTİF ANALİZ: Seçim sonuçlarının objektif analizi için düğmeye bastık. Objektif analizin ön şartı kısır tartışmaların içerisinde boğulmamaktan geçiyor. Seçimlerin hemen ardından partide yaşanan tartışmaların yatışması, bu analizi yapmak için büyük bir fırsattır.

ÜÇ KOLDAN ANALİZ: Seçim sonuçlarından gerekli dersleri çıkarmak için üç koldan analiz yapacağız. Birincisi, parti dışından bu konuda uzman bir heyete, teknik analiz yaptıracağız. Partinin hassasiyetleri dışında bu analiz objektif kriterleri içinde barındıracak. Eşzamanlı olarak, partinin Ar-Ge birimi, seçimlerin sonuçlarına ilişkin siyasi bir analiz yapacak. Üçüncüsü ise yerel analizleri kapsayacak. Bunu örgütlerimizle birlikte gerçekleştireceğiz.

FORM GÖNDERİLECEK: Örgütlerimizle yapacağımız analiz için, 81 il ve 900'ün üzerindeki ilçe başkanlıklarımıza standart bir form göndereceğiz. İl ve ilçe başkanlıklarımız danışma kurullarını toplayarak formda talep edilen soruların ve bilgilerin ışığında seçim analizlerini gerçekleştirerek, bir rapor haline getirerek en kısa zamanda genel merkeze ulaştıracaklar.

FOTOĞRAF ÇIKACAK: Üç koldan gelecek analizler, önce il başkanları, ardından milletvekilleri, en son partinin en üst kararı organı parti meclisinde masaya yatırılacak. Böylece Türkiye'nin seçimlerdeki fotoğrafını çekeceğiz. Ortaya çıkan fotoğraf çerçevesinde, zayıf ve güçlü yanlarımızı, nerelere, hangi konularda takviye yapmamız gerektiğini tek tek belirleyeceğiz.

NOKTA HEDEFLİ: Partinin yetkili organlarında yapılacak değerlendirmenin ışığında gelecek planlamasını yapacağız. Bu noktada genel başkanımızın yıllardır dile getirdiği örgüt reformunu hayata geçireceğiz. Çünkü örgütlerimiz, seçimlerde örgütlenme ve çalışma yöntemleri konusunda arzu edilen noktada değil. Örgütlerimizin tek tek her yere ulaşabilmesi noktasında eksikliklerimiz var. Örgüt çalışmasında nokta hedefli çalışma yöntemine geçeceğiz. Oy aldığımız "bizim mahalle"yi hedef alan, "bizim mahalle"ye hitap eden dili terk edeceğiz. Sadece kendi mahallemize seslenerek, onlardan oy isteyerek, birbirimizi gaza getiren bir çalışma üslubu yerine; "karşı mahalle"den oy isteyen, onlara hitap eden ve partimize oy vermeyen seçmene hitap edecek bir dil ve çalışma yöntemini benimseyeceğiz.

ADAM ADAMA: Sadece seçim sürecine sıkıştırılmış bir kampanya yerine, seçim biter bitmez yeni seçimin hazırlıklarına başlayacağız. Bugünden itibaren "yarın seçim varmış" gibi sahaya ineceğiz. Bu çalışma sisteminde adam adama markaj yönetimini uygulayacağız. Seçmenin ayağına gideceğiz. Bin kişiyi salona toplayarak onlara seslenen bir örgüt modeli yerine; bir çıkışıyla bin kişiyi etkileyecek kanaat önderlerini kazanan bir örgüt yaratacağız.

HEMEN BAŞLAYACAK: 9 ay sonra yapılacak yerel seçimlerin çalışmasına hemen başlayacağız. Bunun için YSK'nın açıklayacağı seçim takvimini beklemeden, yerel seçimlerde belediye başkan adaylarımızı şimdiden belirli bir takvim doğrultusunda ilan edeceğiz. Bununla yetinmeyeceğiz, seçim sonuçlarının analizine göre gerekli dersleri çıkaracağız ve genel seçim çalışmasını da şimdiden başlatacağız.

Kaynak: HaberTürk


bozadi

#22
03 Temmuz 2018

Kılıçdaroğlu'ndan İnce'ye: Siyasi nezaketsizlik


CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce'nin "Ben imza toplamayacağım, ama hayır derse örgüt kendisi çözecektir bu işi" restine genel başkanı Kılıçdaroğlu'ndan tepki geldi: "Özel bir yemekti, bağlamından koparılması siyasi nezaketsizlik."




TBMM'ye gelerek Enis Berberoğlu'nun kaydını yapan Muharrem İnce'nin Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik açıklamaları parti içinde yeni bir tartışma başlattı. Kılıçdaroğlu'yla dün yaptığı görüşme hakkında açıklama yapan İnce, onursal başkanlık önerdiğini belirterek, genel başkanlığın kendisine bırakılmasını istedi.

İnce'nin açıklamalarının ardından CHP lideri Kılıçdaroğlu'ndan ilk yorum geldi. Gerçekgündem'in haberine göre Kılıçdaroğlu "Özel bir yemekti, bağlamından koparılması siyasi nezaketsizlik" yorumunu yaptı.

CHP Sözcüsü Bülent Tezcan da kurultayın gündemlerinde olmadığını söyledi.

Bu gelişmelerin yanı sıra CHP MYK'nın da perşembe günü saat 11:00'de toplanacağı açıklandı.

Kaynak: Gazete Duvar


bozadi

#23
04 Temmuz 2018

Fatih Altaylı'dan Muharrem İnce'ye: Başkasına yaptığın suçlamanın beş beterini yapmak doğru bir şey değil!


"Siyasetçi siyasetçinin kurdudur"




Habertürk yazarı Fatih Altaylı, 24 Haziran'daki seçimde CHP'nin cumhurbaşkanı adayı olan Muharrem İnce'nin dün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı özel görüşmenin detaylarını açıklamasını eleştirdi. Altaylı, İnce'nin seçim gecesi Whatsapp'tan "Adam kazandı" mesajını yayımlanan gazeteci İsmail Küçükkaya'yı eleştirmesini hatırlatarak, "Başkasına yaptığın suçlamanın beş beterini yapmak doğru bir şey değil" dedi.

24 Haziran gecesi Fox TV'den Küçükkaya İnce'den aldığı telefon mesajını canlı yayında açıklamıştı. İnce, Küçükkaya'ya suçlamış, yaşanan olay etik tartışmaya neden olmuştu.

Altaylı bugünkü, "Kaybetti" başlığıyla yayımlanan yazısında İnce'nin dünkü açıklamasını eleştirdi ve şunları kaydetti:

Muharrem İnce, seçim gecesi gazeteci İsmail Küçükkaya'nın kendisine sorduğu bir soruya mesajla yanıt verdi:

"Adam kazandı."

Gazeteci sormuş, siyasetçi yanıtlamış, gazeteci de yanıtı yayınlamıştı.

İnce, Küçükkaya'yı aslanların önüne attı?

"Dostça bir mesajdı. Yayınlasın diye yazmamıştım. Hata bende, güvendim."

Oysa Küçükkaya gazeteciydi ve gazeteci olarak sormuştu sorusunu.

Yaptığında bir ayıp yoktu.

Aynı Muharrem İnce, kendisini cumhurbaşkanı adayı olarak gösteren partisinin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'yla önceki akşam bir yemek yedi.

Ailece.

Eşleriyle birlikte.

Ve dün Muharrem İnce bu yemekte Kılıçdaroğlu'yla yaptığı konuşmanın bir bölümünü açıkladı:

"Siz onursal genel başkan olun dedim. Yanıt vermedi. Ben imza toplamam ama delegeler gereğini yapar."

Yani bir aile yemeğinde, dostça yapılan konuşmayı açıkladı.

Muharrem İnce'ye göre, bir gazetecinin bir siyasetçiye sorduğu sorunun yanıtını yayınlaması "ayıp"ama aynı parti çatısı altında, ülkenin geleceği için kader birliği etmiş iki adamdan birinin dostça yediği bir aile yemeğinde konuştuklarını ertesi gün herkese söylemesi "normal".

Elbette siyasetçi siyasetçinin kurdudur.

Elbette koltuk sevdası olacaktır.

Elbette başarısını partinin başına geçerek perçinlemek isteyecektir Muharrem İnce.

Ama bunu yaparken en basit zarafet kuralından uzaklaşmak, dahası iki gün önce başkasına yaptığın suçlamanın beş beterini yapmak doğru bir şey değildir.

Böyle bir talebi açık etmenin, tartışmaya açmanın da bin türlü yolu, bin türlü adabı vardır.

Ama bu yapılan adapsızlıktır. Kimbilir belki de CHP'nin bir türlü iktidar olamamasının ardında, partiye hâkim olan bu "adapsızlığın" da rolü vardır.

Şimdi İsmail Küçükkaya bana bir mesaj atıp bu konudaki fikrimi sorsa, "Adam kaybetti" diye yanıt vermeyi isterim ama belki de sadece "Kaybetti" diye yazmayı tercih ederim.

Kaynak: T24


bozadi

#24
03 Temmuz 2018

İnce 24 Haziran Öncesi "Kılıçdaroğlu'nun Karşısına Asla Aday Olmam, Vefalıyım" Demişti


CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, 24 Haziran öncesi FOX TV'de yapılan programda, Kılıçdaroğlu'nun karşısına asla aday olarak çıkmam demişti.




CHP'de 24 Haziran sonrası başlayan genel başkanlık tartışması  sürüyor. Dün, Kılıçdaroğlu ile bir görüşme gerçekleştiren İnce, genel başkanlık talebini bir kez daha dile getirerek CHP liderine yaptığı teklifi açıkladı. İnce, "Olağanüstü kurultayı toplamasını ve onursal genel başkan olmasını teklif ettim. Teklifime 'hayır' derse örgüt kendisi çözer" dedi.

Aday olmam demişti

İnce'nin bu sözleri akıllara FOX TV'de sarf ettiği sözleri getirdi. İnce, Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili, "Haksızlık edemem. Ola ki kazanamadım. Sayın Genel Başkan gel danışmanım ol derse olurum. Ama asla karşısına aday olmam. Ben vefalı bir insanım. Kendisine böyle bir yarışa asla girmem. Ben yarın kendimi değil kendimden başka birini de destekleyebilirim ama ben karşı karşıya gelmem kendisiyle. Bir insanın, bir faninin kolay kolay yapamayacağı bir şeyi yaptı" demişti.

Kaynak: Medya Blok


bozadi

#25
01 Temmuz 2018

Ya Büyükerşen aday gösterilseydi...


Neredeyse tamamı yandaş hale gelmiş olan medya da, Cumhurbaşkanından aldığı "hücum" emri ile İnce'nin üzerine gitti...




Muharrem İnce'nin ikinci tura kalması için CHP'liler kadar AKP'li Cumhurbaşkanı da uğraş verdi. Sayın Erdoğan, İnce'nin güçlenmesinin kendi işine yarayacağını çok iyi bildiğinden mitinglerinde sadece onu hedef aldı. Neredeyse tamamı yandaş hale gelmiş olan medya da, Cumhurbaşkanından aldığı "hücum" emri ile İnce'nin üzerine gitti.

Çünkü, Muharrem İnce öne çıkar da, tüm CHP onun çevresinde yoğunlaşırsa, kendisinin seçimi kazanabileceğini düşündü.

Görünürde çelişkili gibi görünse de, Muharrem İnce'nin yükselişi ve çevresinde –daha çok CHP seçmeninden oluşan- büyük kitleleri toplaması, sadece Tayyip Bey'in gidişini bekleyenleri değil, Tayyip Bey'i de mutlu ediyordu.

Peki nasıl oldu da, Türkiye'nin geleceği için son kurtuluş olarak görülen bu seçimi, MHP'nin desteği ile yine Cumhurbaşkanı Erdoğan kazandı?

Bunu anlayabilmek için, seçim propagandaları sürecinde Erdoğan ve ekibinin oynadığı siyaset mühendisliği oyununun iyi okunması gerekir.

SİYASET MÜHENDİSLİĞİ   

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim sürecinde, sadece kendi kalesini sağlamlaştırmakla kalmadı, muhalefete de yön verdi. Hele de, ana muhalefetin adayı olarak, Kılıçdaroğlu tarafından mağdur edilmiş, keskin söylem ve eylem adamı Muharrem İnce karşısına çıkarılınca, tüm seçim stratejisini onun üzerinden kurdu.

Böyle bir CHP'linin, büyük bir heyecan yaratarak bütün CHP oylarını kendinde toplayabileceği, ancak bu toparlanmanın Sayın İnce'yi sadece ikinci tura taşıyabileceği öngörüsünden yola çıkarak strateji geliştirdi.

Sadece Muharrem İnce'yi hedef alarak, karşısındaki muhalefete adeta bir buluşma adresi belirlemiş oldu.

Burada asıl amacı, Muharrem İnce'yi, Meral Akşener'in üzerine çıkarmaktı.

Çünkü Meral Akşener, başta kadınlar olmak üzere her kesimi kucaklayabilen niteliğiyle Recep Tayyip Erdoğan'a kök söktürebilecek bir heyecan ve albeni ile yola çıkmıştı. Toplantıları sabote edilmesine, tehdit ve saldırıya uğramasına, parasal sıkıntılarına ve yandaş medyanın bütün kirli oyunlarına rağmen, cesur bir kadın direnişi ile Tayyip Erdoğan'ı ürkütmeye başlamıştı.

MUHARREM İNCE'DEN NASIL YARARLANDI

Muharrem İnce, iki nedenle Recep Tayyip Erdoğan tarafından rakip olarak seçildi;

İlki; Kılıçdaroğlu tarafından CHP genel başkanlığı önlenen mağdur bir CHP'li olarak, tüm CHP oylarını toplayabilir ve Meral Akşener'e kaymaya başlayan büyük CHP kitlelerini geri getirebilirdi.

İkincisi, belki daha da önemliydi;

Muharrem İnce keskin bir CHP'li olduğundan, muhafazakar ve ülkücü kesimlere "öcü" gibi gösterilmesi kolaydı. İkinci tura çıkabilecek tek kişinin Sayın İnce olacağı algısının yaratılması sonucu, Meral Akşener'e gitmesi kaçınılmaz olan bu büyük oy kitlesi yeni bir adres arayacak ve Tayyip Erdoğan ile Muharrem İnce arasına sıkışacaktı.

Öyle de oldu ama Tayyip Bey'in bu oyları kendine çekmesi zor olmadı. Çünkü hem mitinglerdeki söylemler ve hem de medyadaki acımasız/yalancı kalemlerle, Muharrem İnce'ye akıl almaz suçlamalarda bulunuldu. Bu karalamalar, her dönemde hoyratça yapılan CHP düşmanlığından başka bir şey değildi.

CHP'nin camileri ahır, hatta genelev yaptığının yazılıp söylenmesi, önyargılarıyla hareket eden muhafazakar kesim üzerinde etkili oldu. Ayrıca, 1980 öncesinin MHP-CHP ilişkileri bile yeniden karıştırılarak CHP düşmanlığı körüklendi.

Sonuçta, Meral Akşener'e gitmesi beklenen büyük bir oy kitlesi, belleklerdeki saplantıları çok iyi kullanan Tayyip Bey'in hesabına yazıldı.

MHP ÜZERİNE...

MHP'li/ülkücü kanadın seçmen davranışı üzerine, tanıdığım ülkücü bir doktor, seçimlerden önce bana ilginç şeyler söylemişti...

 "Siz MHP oylarının Akşener'e gideceğini sanıyorsanız, aldanıyorsunuz," demişti. "İYİ Parti kurucularından çoğunun eski MHP'li ve ülkücü olması, ülkücülerin bu partiye yönelmesini sağlamaz. Bizim kültürde 'biat' vardır ve bizden ayrılan kim olursa olsun davamıza ihanet etmiş sayılır. Üstelik böylesi tehditler, partimize daha çok sahip çıkmamızı bile sağlayacaktır. Göreceksin, bizden oy alamayacaklardır!"

Bu iddianın, biraz abartılı da olsa ciddi olduğu anlaşıldı. Ancak yine de akıllarda şu soru kaldı;

Sayın Akşener ikinci tura kalabilecek iddiayı yakalamış olsaydı, -bir başka söyleyişle Tayyip Erdoğan, kendine rakip olarak Muharrem İnce'yi seçmeseydi- MHP/ülkücü kanattaki biat kültürü, acaba bugünkü sonucu verir miydi?

Herhalde durum farklı olurdu.

Eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyaset mühendisliği olmasaydı, bugün kendisine gitmiş olan oylar büyük olasılıkla Meral Akşener'e gidecek ve MHP de, büyük bir oy yüzdesini İYİ Parti'ye kaptırmış olacaktı.

İYİ PARTİ VE MERAL AKŞENER

İYİ Parti'nin yüzde on oy almış olması başlangıçta herkeste bir düş kırıklığı yaratmış olsa da, 8 aylık bir partinin, olağanüstü engellenme, dışlanma ve tehdit koşullarına ve büyük parasal sıkıntılarına karşın bu oyu almış olması küçümsenmemesi gereken bir başarıdır.

Buradaki asıl yorum, Sayın Akşener'in, partisinin altında oy alması üzerinde yapılmaktadır. Yandaş medya (İYİ Parti'de kariyer beklentisi olanların da kurcalaması ile), alınan oy nedeniyle Meral Akşener'i tartışmaya başlamış görünüyor.

Olağan dışı koşullarda geçen bir seçimin ardından, Sayın Akşener'i yarış dışı bırakmak için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptıkları ortadayken, İYİ Parti'nin kurucusunu tartışmak en azından haksızlıktır.

Kaldı ki, Sayın Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce'yi değil de, halkın her kesimini kucaklayabilen, ılımlı ve herkesin saygısını kazanmış –yine CHP'li- bir aday gösterseydi, herhalde durum çok farklı olabilirdi.

Hem Türkiye için, hem CHP için ve hem de Sayın Akşener için çok ama çok farklı bir senaryo ortaya çıkabilirdi.

KEŞKE...

Gelin, yaşadığımız seçim sürecinin başına gidelim ve farklı bir senaryoyu paylaşalım;

Diyelim CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı olarak Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen gösterilmiş olsun. Bakalım olaylar nasıl seyredebilirdi;

a- Sayın Büyükerşen'in aday olması sadece CHP'lileri değil, liberalleri, keskin olmayan AKP'liler ile dinci olmayan dindar müslümanlar dahil herkesi sevindirirdi.

b- Büyükerşen, CHP'de Kılıçdaroğlu yönetimine kızarak oylarını başka partiye verecek olanlarla, oy kullanma niyetinde olmayanların oylarını toplayabilirdi.

c- Sayın Erdoğan, Yılmaz Hoca'yı CHP'li bir "öcü" olarak gösteremeyeceği için, Akşener'den kaçtığı gibi Büyükerşen'in karşısında da zorlanacaktı.

d- Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turundaki yarışta, hem Büyükerşen ve hem de Akşener iddialarını sürdürecekleri için, Akşener'e verilecek milliyetçi/ülkücü ve muhafazakar oylar Erdoğan'a gitmeyecek ve Erdoğan daha ilk turda yüzde kırkın altında kalabilecekti.

e- Bu durumda ikinci tura ister Büyükerşen, isterse Akşener kalsın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın karşısında seçimi kazanabileceklerdi.

f- Yani, Büyükerşen'in aday olması durumunda Türkiye'nin yazgısı değişebilecekti.

Yılmaz Büyükerşen için "yaşlı" diyenlere bir çift sözümüz var;

O aday olsaydı, elbette meydanlarda bağırarak keskin söylemlerde bulunmayacak, saygın duruşuyla, insanlara güven ve umut veren konuşmalar yapacaktı.

Yeri geldiğinde konuşan, ürettikleri ile tüm ülkeye örnek olan ve toplumun her kesimini kucaklayabilen deneyimli bir yönetici, eğitimci, bilim ve devlet adamı olarak Yılmaz Hoca'ya, bir kez daha haksızlık yapılmıştır.

SEÇİMLER, FETÖ VE AKP ÜZERİNE BİR NOT!

FETÖ olayından sonra milyonlara ulaşan insanın canı yandı. İlk günler, ordu içinde bulunan FETÖ'cülerin ayıklanmasını fırsat bilen AKP yönetimi, FETÖ'cülükle ilgisi olmayan bazı Kemalist subayları, astsubayları, polisleri, öğretmenleri ve devlet memurunu ya işinden attı ya da hapislerde süründürdü.

FETÖ'cü olsun olmasın, bu olayda canı yananların büyük bir oy potansiyeli olduğunu bilenler, bu oyların Tayyip Erdoğan'a gitmeyeceği düşüncesindeydiler.

Sanıyorum öyle olmadı.

Seçimden sonra, ordudan atılmakla kalmayıp FETÖ'cülükten hapiste de yatan bir subayla konuşurken küçük dilimi yutuyordum. Bana şöyle dedi;

"Ben oyumu Tayyip Erdoğan'a verdim! Tamam, bana büyük haksızlık yaparak tam iki yıl içeride tuttu ama beni bu işlere FETÖ'cüler bulaştırdı ve FETÖ ile en iyi mücadeleyi de Tayyip Bey veriyor!"

Bu eski subay belki FETÖ'cü idi, belki de değildi. Belki de çok korktuğu için, başına başka bir şey gelmesinden korkarak böyle konuşmuştu.

Ama söylediklerinden yola çıkarsak, bu kişinin patolojik bir psikoloji içinde bulunduğu belli değil mi?

Bu durum, kendisine eziyet edene bağlanma anlamına gelen Stokholm Sendromu'ndan başka ne olabilir ki?

Kaynak: OdaTV


gerçek tosun paşa

#26
İnce'ye kanım ısınmadı hiç. Güzel ülke, güzel yaşam hayalleri bu kadar basit değil ne yazık ki...

cqkq

#27
çok kısa ve net bir yazı yazmak istiyorum. Medya organlarını gözlemlemiyorsunuz, tamamınızın yazılarını okuyamadım ama genellikle yüzeysel bir chp sevinci gördüm ve biraz birikmiş erdoğan nefreti. Bu forumda dünyayı yöneten güçler ve ülkelere kurduğu sistemler hakkında fikir edineceğiniz bilgiler olmasına rağmen bizzat bu çevirileri yapan kişinin bir celsede ABD (CIA)in kendisine darbe girişimi yaptığını kasyopyalıların doğruladığı kişiyi aşağı çekmek için bir çaba içine girmesi ilginç geliyor. Ben bunu saygı çerçevesinde siyasi görüş olarak nitelendirmek istemiyorum siz herhangi bir insan değilsiniz sizin ülkenizdeki karanlık güçlerin medya organlarının hangisi olduğunu ve o organların ülkede kimi istediğini kimi istemediğini açık bir şekilde görmeniz gerekir. Cumhuriyet halk partisi açık bir şekilde masonik örgütlerin tekelindedir. Şaşkınlığımı mazur görün hem ışığın hem karanlığın propagandasının yapıldığını görmek beni üzüyor. Hayatınızın her kesminde her şey buna bağlı, yap-boz parçalarını birleştirmek zorundasınız.

bozadi

#28
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen cqkq

çok kısa ve net bir yazı yazmak istiyorum. Medya organlarını gözlemlemiyorsunuz, tamamınızın yazılarını okuyamadım ama genellikle yüzeysel bir chp sevinci gördüm ve biraz birikmiş erdoğan nefreti. Bu forumda dünyayı yöneten güçler ve ülkelere kurduğu sistemler hakkında fikir edineceğiniz bilgiler olmasına rağmen bizzat bu çevirileri yapan kişinin bir celsede ABD (CIA)in kendisine darbe girişimi yaptığını kasyopyalıların doğruladığı kişiyi aşağı çekmek için bir çaba içine girmesi ilginç geliyor. Ben bunu saygı çerçevesinde siyasi görüş olarak nitelendirmek istemiyorum siz herhangi bir insan değilsiniz sizin ülkenizdeki karanlık güçlerin medya organlarının hangisi olduğunu ve o organların ülkede kimi istediğini kimi istemediğini açık bir şekilde görmeniz gerekir. Cumhuriyet halk partisi açık bir şekilde masonik örgütlerin tekelindedir. Şaşkınlığımı mazur görün hem ışığın hem karanlığın propagandasının yapıldığını görmek beni üzüyor. Hayatınızın her kesminde her şey buna bağlı, yap-boz parçalarını birleştirmek zorundasınız.

Görüşlerini, eleştirilerini paylaştığın için teşekkürler cqkq.

Ben Erdoğan'ın son yıllarda ve özellikle de son aylarda global şeytani güçlerin başkenti denebilecek olan ABD devletinin faşizan baskılarına karşı güçlü bir tavır sergilemeye başlamış olmasından büyük bir memnuniyet duyuyorum ve bu konuda Erdoğan'ı sonuna kadar destekliyorum, destekleyeceğim. Ama bu durum Erdoğan'ı veya AKP'yi melek kılmadığı gibi, CHP'yi de şeytan kılmaz bence. Her iki partinin de nispeten aydınlık ve nispeten karanlık yönleri var.

Erdoğan daha düne kadar o global şeytanların Büyük Ortadoğu Projesinin "eşbaşkanı" yapılmış olmasından duyduğu gururu haykırıyordu. AKP'nin... Bu arada, "AKP" derken, bu kısaltmayı kesinlikle aşağılama gibi bir amaçla kullanmıyorum, sadece Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kısaltması olarak kullanıyorum. Nitekim bu parti kurulduğu zaman, kendisinin de kabul ettiği kısaltması AKP'ydi, "Ak Parti" deyimi sonradan çıkarıldı (biraz yapay ve zoraki bir şekilde bence) ve ben AKP'nin karanlık olduğunu düşündüğüm bazı yönleri nedeniyle bu partiyi "ak" (temiz, masum) olarak isimlendirmek istemiyorum henüz. Ama daha önce de belirttiğim gibi, eğer AKP karanlık yönlerini yeteri kadar azaltıp aydınlık yönlerini yeterince artırırsa, ona "Ak parti" de derim, "harika parti" de derim. Ve belirttiğim gibi, AKP son zamanlarda aydınlık yönlerini giderek artırıyor bence ve bundan çok sevinç duyuyorum. Bu olumlu artış devam eder ve en çok eleştiri ve muhalefet konusu olan karanlık veya olumsuz yönleri azalırsa, büyük bir memnuniyetle, talep ettikleri gibi AKP yerine "Ak Parti" ifadesini de kullanırım. Bu konuda son olarak, sen veya herhangi bir başkasının, buradaki tartışmalarda bu partiyi "Ak Parti" olarak belirtmesinden gocunmam şahsen.

AKP'nin ABD kontrolü ve güdümü altında bir parti olarak kurulduğunu kendi içinden önemli bazı isimler de söylüyor, itiraf ediyor. Ve yukarıda belirttiğim gibi Erdoğan'ın bir süre öncesine kadar BOP Eşbaşkanı yapılmış olmaktan duyduğu gurur ve benzer sayısız işaret de bunu ortaya koyuyor. Ama nasıl olduysa, Erdoğan ve dolayısıyla da AKP son yıllarda o global şeytanların güdümünden giderek çıkıyor gibi görünüyor ve bunu olağanüstü sevindirici bir gelişme olarak görüyorum. Ama bu durum Erdoğan'ın ve AKP'nin tüm politikalarının ve icraatlerinin iyi, doğru, güzel olduğu anlamına gelmiyor. Muhalefet dediğimiz şey boşuna yok; iktidar partisinin veya partilerinin yanlış, kötü politikalarına muhalefet etmek, itiraz etmek, uyarmak, bu konuda baskı yapmak için var. Ve CHP, hem genel yapısal nitelikleri hem de muhalefet etme nitelikleri konusunda mükemmel bir parti olmasa da, hatta son derece karanlık yönleri olsa da, AKP'nin karanlık bazı yönlerine karşı en büyük, en sağlam muhalefeti sergileyen parti durumunda ve bu nedenle de önemli ve gerekli bir işleve sahip.

Kusursuzluktan uzak olmakla birlikte, eğer CHP bu muhalefeti yapmasa, AKP yöneticileri halkın, ülkenin, devletin kaynaklarını suistimal edici, adaletten, ahlaktan uzak bazı davranışları çok daha rahat sergilerdi, AKP karanlık yönlerini kontrol altına almak için çok daha düşük çaba harcıyor olurdu pek muhtemel olarak. AKP güçlü muhalif itirazlara ve baskılara ihtiyaç duymayacak, daha doğrusu bu tür itiraz ve baskıları hak etmeyecek kadar doğru, dürüst, başarılı, disiplinli bir parti mi? Kesinlikle değil; hiçbir partinin de olmadığı ve olamayacağı gibi. Bu nedenle, "iktidar partisi ve taraftarları iyi, muhalefet partisi ve taraftarları kötü" şeklinde siyah-beyaz bir bakış açısının isabetli veya anlamlı olduğunu hiç sanmıyorum. Tüm partilerin nispeten yüksek erdemli ve nispeten düşük erdemli yönleri vardır. Doğru yönler desteklenmeli, yanlış yönler eleştirilmelidir. Benim şahsen çeşitli partilerde doğru ve yanlış bularak desteklediğim veya yerdiğim şeylerin tümü kesin olarak doğru olmayabilir ama ben mevcut bilgi düzeyimle doğru ve gerekli gördüğüm açıklamaları yapıyorum. Hata yaptığım hususları keşfettikçe, görüşlerimi de güncelleme niyetindeyim.


ogeday

#29
astrololi olağan üstü kurultayın olacağını ve İnce nin kazanacağını söylüyor...bekleyip görücez..