Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Tele 1 Biden'ı halkçı ilan etti (26.01.2021)

Başlatan bozadi, 26 Ocak 2021, 23:54:41

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

fidelista

#15
Dua ettiğimiz zaman duanın yani isteğin niteliğine göre 4kh de 6bh yede gidebilir.Yani Maglor'a katılıyorum diyebilirim.

Şeriat istemi modası geçti denemez şuanda sancak bizde 71 ülke arkamızda hakka yüreyeceğiz diye bekleşen milyonlar var.

Birde şeriatçı kesimin yaptığı haksızlıkları çalma çırpmayı şu şekilde kendilerine izah ettiklerini biliyorum:bu ülkede harp var (dar ül harp) yani din devleti kuralları hüküm sürmediği için (harp alanı olduğu varsayılıyor) ve savaşta hile mübahtır yani yaptığınız her kötülük ilahi nizam için olduğu için aslında öyle değiller yani müşriklere her şeyi yapabilirsiniz bu savaş ganimetidir.

4KH burdan altın vuruş yapıyor.

Bu durum aslında diğer komünistler,faşistler içinde geçerli.

gerçek tosun paşa

#16
Evet fidelista. Bunu sosyolojik bir şey. Aynı zamanda reankarnasyon ve dolayısıyla üst yoğunluk bir durum. Memleketçilik hemşericilik gibi... Toplumun alt kesimi, tahsilli ve maddiyata sahip insanlara imrenmiştir genelde. Paranın getirdiği olanakları çok geniş bir vizyondan değerlendiremezler ve her şeyi paraya bağlarlar. Pek haksız sayılmazlar. Diğer grupsa daha çok fanteziye ya da toplumsal gerçekçiliğe kayar. Düşünce ve idealler dünyasında kendi meşreplerince gezerler. Haliyle söylediğin etki ortaya çıkar.

gerçek tosun paşa

#17
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fidelista

Dua ettiğimiz zaman duanın yani isteğin niteliğine göre 4kh de 6bh yede gidebilir.Yani Maglor'a katılıyorum diyebilirim.

Şeriat istemi modası geçti denemez şuanda sancak bizde 71 ülke arkamızda hakka yüreyeceğiz diye bekleşen milyonlar var.

Birde şeriatçı kesimin yaptığı haksızlıkları çalma çırpmayı şu şekilde kendilerine izah ettiklerini biliyorum:bu ülkede harp var (dar ül harp) yanis din devleti kuralları hüküm sürmediği için harp alanı olduğu varsayılıyor,ve savaşata hile mübahtır yani yaptığınız her kötülük ilahi nizam için olduğu için aslında öyle değiller yani müşriklere her şeyi yapabilirsiniz bu svaş ganimetidir.

Her ülkede aşırıcı gruplar var. Bu aşırı görüşler genelde aşağılık kompleksi kaynaklıdır. Burada da iradenin olmayışı baş etmendir. İdeal olan değil real olan bir durum. Şaşırılacak bir şey yok. Herkesin istediği her zaman olmaz ya da her şey göründüğü gibi olmayabilir. Değişebilir ya da daha kötü olabilir. Biz olması gerekene karar verebilmek için tüm ihtimal ve olasılıkları anlayabiliyor, algılayabiliyor olmalıyız.

fidelista

#18
Sevgili GTP sağcılık solculuk kalmadı haklısın bahsolunan kişiler eski solculardı şimdi sosyal demokratlar, insanlar BH yada KH temeline doğru indirgeniyor seçime iitiliyor,İlahi nizamı kuracaklarını söyleyenler, hizmet hareketi vs içindeyiz diyenler BH postuna bürünmüşler ve KH ye hizmet ediyorlar ve farkındalık içinde değiller.
Pozitif varlıklar negatiflerin sahip olduğu kurnazlık silahından yoksunlar zayıflık gibi görünen bu durum onları koruyor aslında.Kurnaz olanlarda kurtlar sofrasında yem olabilirler eğer uyanmazlarsa.Kurnazlardan daha kurnazlar her zaman vardır.

bozadi

#19
Hoşumuza gider veya gitmez, "İslam" bu ülkedeki en yaygın, en kalabalık, en güçlü "ideoloji". Atatürkçülerin bile azımsanamayacak bir kısmı şu veya bu düzeyde İslamcıdır.

Ülke nüfusunun ezici çoğunluğunun İslamı, İslamcılığı şu veya bu düzeyde benimsemesinin nedeni ille de bu ideolojinin olup olabilecek en mükemmel ideoloji olduğunu düşünmeleri değildir sanırım (epeyce bir kısmı açısından). O veya bu şekilde koşullar böyle gelişmiş. Dünya genelinde din ideolojileri genelde en yaygın, tabanda en hakim ideolojilerdir.

Toplumun bu damarını iyi okuyan, iyi yakalayan bir siyasi iktidarın güçlü bir iktidar olması şaşırtıcı değil. Ve bence içinde bulunduğumuz özel dönem itibariyle, mevcut siyasi iktidarın, toplumun mümkün olduğunca geniş bir kısmına hitap eden (bir şekilde çekici gelen) bir nitelik taşıması oldukça ihtiyaç duyulan bir durum olabilir. Hatta, tahminimce, önümüzdeki zamanlarda oluşacak anarşi koşullarında göreceğimiz gibi, devletin "otoriter" olması da, ülke genelinde nizamın sağlanabilmesi, sürdürülmesi için gayet gerekli olabilir, çoğunluk için hayati bir önem taşıyabilir.

Putin Rusyası kesinlikle otoriter, kimilerine göre "diktatör" bir yönetim. Öyle olması da gerekli olabilir. Global şeytanların Rusya'yı karıştırıp Putin'i "renkli" bir devrimle devirmek için ve kendilerine itaat edecek kukla rejimler kurmak için nasıl ellerinden geleni artlarına koymadığını ve halkın bir bölümünün de bu oyuna alet olduğunu görebiliyoruz. İşte böyle bir durumda yönetimin halka otoritesini işletebilmesi için "otoriter"lik düzeyini olağan seviyenin üzerine çıkarması gayet doğal, gerekli hale gelebilir. Önemli olan niyetin yeterince veya nispeten pozitif yönde olup olmadığıdır. Örneğin Atatürk de otoriterliğin dozunu zaman zaman epeyce yüksek noktalara tırmandırmış biri. Bu her durumda haklı/gerekli/meşru muydu, bence tartışılır, ama genel olarak öyle olması "gerekiyordu" bence.

Sağ'la karşılaştırıldığında Sol'un "anarşiyle" daha uyumlu bir ideoloji olduğu açık. Bunun nispeten olumlu, nispeten olumsuz anlamları olabilir duruma göre. Ama ne yazık ki, yine Sağ'la karşılaştırınca, Sol aynı zamanda "materyalizm" ile de azımsanamayacak ölçüde uyumlu. İçinde bulunduğumuz ve giderek de tırmanacağı anlaşılan kaos ve yıkım süreçleri düşünülecek olduğunda, Sol'dan ziyade Sağ eğilimlerin olumsuz şartları "dengeleyici/faydalı" özellikler göstermesi daha muhtemel olabilir bana göre. Ağaç ciddi bir fırtınaya maruz kalıyor ve fırtına giderek şiddetlenecek. Köklerin toprağı sıkı bir şekilde tutması gerekiyor kopup devrilmemesi için. Muhafazakarlığın ve inançlılığın önemi, değeri, faydası giderek artacak muhtemelen.

Tabi burada Sağ ve Sol deyince, bu her zaman siyaset sahnesinde Sağ'ı ve Sol'u temsil eden aktörlerin niteliği ve davranışlarıyla birebir uyumlu olmayabilir, genel olarak öyle olsa da. Ben biraz daha evrensel (veya belki "özsel") anlamlarını kastediyorum bu terimlerin. Ve aslında bu ikisi birbirinden bağımsız, ayrı değildir. Tıpkı sağcı ve solcu olan insanların da aynı halkın, hatta bazen aynı ailenin çocukları olması gibi. Muhafazakarlığın gerekli olduğu durumlar vardır, değişimin, hatta devrimciliğin gerekli olduğu durumlar vardır. Ve aslında bu "gereklilik" durumları ille farklı zamanlarda yaşanmak durumunda değildir, genellikle aşağı-yukarı "eşzamanlıdır". Birinin öne çıktığı, daha fazla kullanılmasının gerektiği durumlar da vardır. Ama genel olarak yin-yang örneğinde olduğu gibi, ikisi içiçe geçmiştir ve nihayette tamamen birdir.

Ve işte önümüzdeki zamanlarda Sağ değerlere Sol değerlerden daha fazla ihtiyaç duyulabilir derken de bunu kastediyorum. Bu durum Sol değerlere hiç ihtiyaç duyulmayacağı, hatta bu değerlerin tamamen zararlı olacağı gibi bir anlama gelmiyor kesinlikle. Sadece Sağ değerlerin biraz daha fazla kullanılmasının gerekebileceğini tahmin ediyorum. Çünkü fazlasıyla "yıkıcı", "devirici", "korkutucu" şeyler olacak muhtemelen. Benlik ve anlam duygusu ciddi sarsıntılar geçirecek. Ruhsal/manevi olarak ayakta ve sağlam durabilmek şu anda olduğundan çok daha zor olacak çoğunluk için. "Öz-muhafaza" ve "İnanç" çok değerli, çok gerekli olacak. Ortak "inanç" değerleri çok değerli olacak. Ben her ne kadar önümüzdeki belirli bir süreçte Sağ değerler daha etkin, daha yararlı olacak desem de, burada bile aslında Sağ ve Sol'un nasıl içiçe, birbirinden ayrılmaz olduğunu görmek mümkün. Örneğin "muhafazakar"lığın değerine vurgu yaptım ama önümüzdeki zamanlarda, muhafaza edilmesi gerekeni muhafaza etmeyle ilgili yaşanacak sıkıntıların başlıca nedenlerinden biri, benlikte yapılması gereken bazı değişiklik ve güncellemelerin (Sol değerlerle bağlantılı) yapılmamış olması olacak. Muhafazakarlık çok değerli ama ilerleme, değişim, gelişim olması gereken zamanlarda bu olmazsa, o zaman muhafaza edilmesi gereken şeylerde (örneğin "benlik"/"varlık") "yozlaşma", "çürüme", kokuşma", "hastalık" başlar. Muhafaza edilmesi gereken edilmeli, değiştirilmesi, geride bırakılması gereken değiştirilmeli, geride bırakılmalıdır. Sağ ve Sol nihayette aynı varlıktır, aynı benliktir. Kişi kendisiyle ilgili koruması gerekeni korumalı, geliştirmesi, değiştirmesi gerekeni geliştirmeli, değiştirmelidir.

Sağ ve Sol'un teorik, evrensel anlamıyla, siyaset dünyasında olan bitenler her zaman birbirini tutmayabilir, daha doğrusu tutmuyor gibi görünebilir. Bunun pek çok karmaşık nedeni olabilir. Örneğin siyaseten Sağcı olan bir kesimin içinde yapılması gereken önemli bazı "değişimler", "devrimler" ve bunları savunan, yapmaya çalışan olmuyor mu? Veya Sol kesimde hiç "muhafazakar" değerler, yapılar, sabitler yok mu ve bunları hatırlatmaya, korumaya, savunmaya çalışanlar olmuyor mu? İşte evrensel anlamda Sağ-Sol bu derecede aynı şeyin iki yüzüdür; birdir. Biri iyi, diğeri kötü değildir. Yerine, durumuna göre bu değerlere, bu mekanizmalara ihtiyaç duyulur. Kimse mutlak manada sadece Sağ veya sadece Sol değerler veya davranışlarla var olamaz. O nedenle siyaseten de tamamen Sağ veya tamamen Sol'la özdeşleşmek aslında pek mümkün değildir; bazen geçici olarak öyle görünebilecek olsa da.

İçinde bulunduğumuz ve giderek tırmanacak gibi görünen koşullarda "kendine hakim/sahip olmak", "aklını toplamak" zorlaşabilir ve bunun için evrensel anlamda Sağ değerlere iş düşebilir ama aslında insanlığın maruz kalacağı şiddetli zorlukların önemli bir bölümü, zamanında yapmış olmaları gereken değişimleri, itirazları, devrimleri yapmamış olmalarından kaynaklanacak. Yaşanacak zorluklar, o geciken değişimleri şimdi çok daha hızlı ve yoğun yapmalarını gerektirecek; eğer ilerleyebilmek, hastalıklardan, sakatlıklardan kurtulmak istiyorlarsa. Bu pek "eğlenceli" olmayacak muhtemelen. "Ameliyat" tarzı birşey. Bazı bakımlardan çok daha zoru.

Bu başlıkta ele aldığımız konuyla bağlantısına dönecek olursam, bu ülkenin en kalabalık, en yaygın ideolojisi olan "İslam" anlayışı üzerinden faaliyet gösterdiği söylenebilecek veya iddia edilebilecek olan AKP'nin, bu anlamda ülke geneliyle "organik" bağlarının nispeten güçlü olması, nispeten iyi birşey denebilir. Yani devlet ile halkın geneli arasında güçlü ve olumlu sayılabilecek bir bağ var. Eğer tamamen Sol bir siyasi iktidarımız olsaydı, bu o kadar kolay olmazdı. Siyaseten Sol, Sağ kadar "merkeziyetçi" değil, yani merkezden tüm bütüne sözünü aynı biçimde geçirme, uygulatma ("dayatma") konusunda Sağ kadar motive veya kararlı değil. Ama önümüzdeki zamanlarda tırmanabilecek "anarşik" sorunlarda devletin merkezi yönetim mekanizması ne kadar güçlü olursa, anarşik sorunların çözümü o kadar daha az zor olur. Tabi başkalarına zarar vermeyen, öyle bir amaç gütmeyen, bütünden/genelden farklı davranışları olan (belki "muhalif") lokal unsurları ne pahasına olursa olsun "ezmeye" çalışmak pek pozitif bir davranış olmaz muhtemelen. Yani şimdi güçlü merkeziyetçiliğin erdemlerini överken, bunun da bazı sınırları, haddi, hududu olduğunu söylemeye gerek yok aslında.

Bu arada AKP her ne kadar tamamen Sağ değerlere dayalı hareket eden, Sol'dan, Solculuktan ölümüne nefret eden bir tavra sahip görünse de, AKP'nin kendisi Sağ (ve özellikle "dinci") kesim içinde muhafazakar değerleri alt-üst etmeyle, adetleri, töreyi yıkmakla suçlanıyor muhtemelen. Bunun en göze batan sembolik örneklerinden biri, Erdoğan'ın "Kuran'ın mesajının çağa göre güncellenerek yorumlanması gerektiği" yönündeki sözlerinin, çeşitli İslamcı kanaat önderlerinden çektiği sivri tepkiydi. ABD'ye karşı direnç ve tavır artışıyla birlikte "Moskof gavuru" Rusya'yla ilerletilen stratejik ortaklık da öyle. Bunun örnekleri çeşitlendirilebilir. Siyaseten bir ölçüde ve belki "görünüşte" mümkün olsa da, evrensel manada kimse tamamen Sağ veya Sol'la özdeşleşemez çünkü ikisi aynı şeyin iki parçasıdır, tek başlarına hiçbir manaları, varlıkları yoktur. Varsa ikisi de var, yoksa ikisi de yok.

Ekonomik sorunlar ciddi şekilde tırmanırken, kaybedecek birşeyi kalmayan insan sayısı giderek artarken, bu gidişatın AKP'yi zorlayacağı, sarsacağı, sınayacağı açık. Aslında şu anda bile o sarsıntı gayet ciddi şekilde hissediliyor muhtemelen ama ilginçtir ki yine de AKP (veya cumhur ittifakı) ilk seçimde düşecek gibi görünmüyor.

AKP'nin/iktidarın halkla bağlantısı, muhalif partilere göre daha güçlü, daha organik, reel. Devlet ile halkın tıpkı "Sağ ile Sol" gibi içiçe geçmişliğini daha iyi örnekleyen cinsten veya ben öyle gördüm. AKP'nin daha güçlü, daha "gerçek" olmasının nedenlerinden biri bu gibi geliyor bana. Örneğin ben CHP'li bir aileden geliyorum ama CHP partisi (veya herhangi bir teşkilatı) ile benim "evim" arasında bir "bağ" olduğunu hissetmedim hiç. Hatırladığım kadarıyla CHP'yi temsil eden birisi evime gelip hal-hatır sormadı, propaganda yapmak için bile gelinmedi. Soğuk, uzak... "Sahte" mi demeliyim yoksa? AKP'nin binbir türlü yiyiciliği, üçkağıtçılığı vs olsa da ("iyi" sayılabilecek yönleri yanında), tabanla, halkla ilişkisi bakımından daha organik, daha "gerçek" gibi görünüyor bana. "Din" faktörünün de bunda önemli bir rolü var muhtemelen. Ben "Müslüman" dahi değilim ve hatta İslam dininin tarihiyle ilgili, daha önce kısmen değindiğim pek çok sahtelik ve berbatlık da olduğunu düşünüyorum (diğer dinlerin "çok masum, çok temiz" olduklarını düşündüğümden değil tabi) ama ne olursa olsun, dini/inançsal değerler önemli, potansiyel olarak faydalı. Bugün AKP'de (AKP taraftarlığında) bir araya gelmiş milyonlarca insan sadece (hatta büyük ölçüde) "siyasi İslamcılık" temelinde bir arada değiller bence. Ama temel ve ortak dinsel/inançsal değerleri paylaşıyor olmanın avantajlarını yaşıyorlar şu veya bu oranda.

AKP'nin "günahları/karanlıkları" faslına derinlemesine girmek istemiyorum şu an. Bazı potansiyel ve/veya gerçek erdemlerine değinmeye çalıştım.

Muhalefet unsurları AKP'ye yönelik pek çok eleştirisinde ve karşı koyuşunda haklı olabilecek olsa da, "toplasan" (güç/varlık bakımından) bir AKP ya yapıyorlar, ya yapmıyorlar. Bunda başlı başına çıkarılabilecek bir ders var gibi geliyor bana. Ki toplayamıyosun da. Toplanmıyorlar. Birleşemiyorlar. Gerçek bir dayanışma yok aralarında. Kendi aralarında ve içlerinde sayısız bölünmeleri var, her ne kadar AKP'de (ve Cumhur ittifakında) da benzer bölünmeler olsa da. AKP "kötü" de Muhalefet "iyi" mi? Hiç sanmıyorum. İktidarın da muhalefetin de iyi ve kötü yanları var. AKP "masum" değil ama Muhalefet de değil. O yüzden, "AKP'li" olmadığım halde ve hatta hala CHP'nin örnek ve yüksek (çok daha güçlü) bir parti/merkez olmasını arzu ettiğim halde, AKP'nin iktidarda, CHP'nin muhalefette olmasından pek gocunamıyorum doğrusu. CHP bugün başa geçse, çok kısa bir süre içinde ülkemizin/devletimizin ABD ve müttefiklerine direnç ve Rusya ve müttefikleriyle işbirliği artışı namına (temelde AKP sayesinde) elde ettiği kazanımların hızla kaybedileceği yönünde güçlü bir hissiyatım var ve bu beni ÇOK rahatsız ediyor.

Ekonominin giderek kötüleşmesi, AKP'ye giderek kan kaybettiriyor evet. Ve AKP'nin şu veya bu ölçüde zayıflaması ve muhalefetin (özellikle CHP'nin) siyaseten vb. güçlenmesi beni kesinlikle rahatsız etmiyor, aksine hoşuma gidiyor. AKP'nin / Cumhur ittifakının iktidarda olmasının ama muhalefete "tepeden bakıcılık", "aşağılayıcılık", "ezicilik" bakımından bir ölçüde güç kaybetmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Böylece AKP'nin karanlık taraflarının sorgulanması, üzerine gidilmesi çok daha mümkün olur, AKP öz-denetimini çok daha artırmak zorunda kalır diye düşünüyor, ümit ediyorum. AKP'den "hesap sorulabilirliğin" (gerçekten) artmasını çok, çok istiyorum. Ama muhalefet ülkenin, devletin, milletin ipini global faşist güçlerin eline vermeye bu kadar hazır ve istekli olduğu sürece, bu muhalefetin iktidara gelmesini kesinlikle, kesinlikle arzu etmem. Ekonomide bir miktar olumluluk sağlayacağını bilsem de istemem. Denklemin diğer yanının daha önemli olduğuna inanıyorum. Yani global faşist güçlere karşı alınan pozisyonun. AKP/Erdoğan da bu konuda mükemmel bir durumda olmasa da, bir süredir bazı zikzaklara rağmen genel olarak kesinlikle ABD ekseninden (kontrol ve dayatmasından) uzaklaşma, Rusya ve müttefikleriyle dayanışmayı artırma namına somut denebilecek ilerleme var ve bunun HAYATİ öneme sahip olduğuna inanıyorum. AKP'nin bu pozisyona gelmesinde Erdoğan'ın "egosunun" büyük bir rol oynadığına inanıyorum ve bu anlamda Erdoğan'ın egosuna teşekkür ediyorum, her ne kadar başka pek çok bakımdan o ego hakkında epeyce kızgınlıklarım olsa da.

AKP'nin temelinin ABD'de, global faşist güçlerin eli öpülerek, onların kendisine biçtiği rol kabul edilerek (Fethullah aracılığıyla) atıldığından ve Erdoğan'ın da bunu bilerek bu yola girdiğinden şüphe duymuyorum ama Türkiye'de milyonlarca insanın güçlü ve organik desteğini gördükten sonra, Erdoğan'ın ABD'nin verdikleriyle yetinememe durumu giderek arttı gibi geliyor bana. Ve nihayet ABD'ye açıkça karşı koyma / direnme noktasına geldi. Çok çeşitli başka faktörlerin de buna katkıda bulunmuş olduğunu tahmin ediyorum. Bugün ABD Başkanı Biden ve İsrail yönetiminin Erdoğan'ı resmen bir "TEHDİT" olarak görmeleri, Erdoğan'ın ABD karşıtı tavrının açık bir KANITINI teşkil ediyor bence. Muhalif partiler işte bu HAYATİ konuda bu sağlam duruşu, bu iradeyi gösteremezdi, göstermezdi. Üstelik Erdoğan kendi parti tabanınının azımsanamayacak bir kısmının (Fetö bağlantılıları saymıyorum bile) ABD'ye karşı koyuş ve özellikle Rusya ve Çin'le yaklaşma konusunda kesinlikle Erdoğan'la aynı fikirde olmamalarına rağmen Erdoğan'ın bu tavrı gösteriyor ve ilerletiyor olmasını paha biçilmez bir şans olarak görüyorum ülkemiz için. Bu mesele Erdoğan'ın "ego"suyla bile başlamış olsa, bu artık sadece bununla sınırlı kalamaz, kalmayacak diye düşünüyor, inanıyor, ümit ediyorum. Ülke geneline yayılacak bir tavır haline gelmesini ve iktidarla muhalefet arasındaki ayrımları ortadan kaldırarak tüm ülkenin bu tavırda birleşmesine yol açmasını ümit ediyorum.


fidelista

#20
İslam'ı yaşamakla bu CIA nın palazlandırdığı IŞİD kafalıları karıştırmayın lütfen.
Soner Yalçın'ın kitabı Bu dinciler o bildiğiniz müslümanlardan değil kitabını tavsiye ederim .
Akp bir ABD projesiyse daha savunulacak neyi kalıyor.Yaptıklari ortada, İkide birde dava arkadaşlarından bir davası olduğundan bahsediyor bunun ne olduğunu araştırın bir ne davası imiş derdi neymiş.Dunyanın neresinde bulurlarsa belli gruplara neden yardım ediyorlar Türk halkının parası neye aktarıldığı için bu ekonomik krize girdik.? Hangi dış bankalarda ne kadar paraları var bunu ne yapacaklar .Rahip Brunsonı neden bıraktılar.

Mafyada bir olgu vardır;mafyaya girersin ama çıkamazsın,bu küresel çete içinde geçerli seni kim getirirse onunsundur artık.Ben seni kullandım hadi eyvallah yoktur.

Bunlardan ümitvar olmak akılla çelişiyor,her şey bir yana Suriye'de öldürülen halkta ağır sorumlulukları vardır bunun karması bile yeter ve bunlara destek veren herkes bu vebale ortak olur.

Bazı gerçekler ortada ise teferruatın bir kıymeti kalmıyor.

bozadi

#21
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fidelista

İslam'ı yaşamakla bu CIA nın palazlandırdığı IŞİD kafalıları karıştırmayın lütfen.
Soner Yalçın'ın kitabı Bu dinciler o bildiğiniz müslümanlardan değil kitabını tavsiye ederim .
Akp bir ABD projesiyse daha savunulacak neyi kalıyor.Yaptıklari ortada, İkide birde dava arkadaşlarından bir davası olduğundan bahsediyor bunun ne olduğunu araştırın bir ne davası imiş derdi neymiş.Dunyanın neresinde bulurlarsa belli gruplara neden yardım ediyorlar Türk halkının parası neye aktarıldığı için bu ekonomik krize girdik.? Hangi dış bankalarda ne kadar paraları var bunu ne yapacaklar .Rahip Brunsonı neden bıraktılar.

Mafyada bir olgu vardır;mafyaya girersin ama çıkamazsın,bu küresel çete içinde geçerli seni kim getirirse onunsundur artık.Ben seni kullandım hadi eyvallah yoktur.

Bunlardan ümitvar olmak akılla çelişiyor,her şey bir yana Suriye'de öldürülen halkta ağır sorumlulukları vardır bunun karması bile yeter ve bunlara destek veren herkes bu vebale ortak olur.

Bazı gerçekler ortada ise teferruatın bir kıymeti kalmıyor.
AKP'nin olumsuz yönleri konusundaki eleştirilerine, itiraz edişine, karşı koyuşuna katılıyorum fidelista. Ama görebildiğim kadarıyla AKP bundan ibaret değil. Farklı düşündüğüm nokta ise, Allah'ın bir işi olarak gördüğüm, AKP'nin/Erdoğan'ın "olumlu yönü". Meseleye sadece Türkiye içinde olup bitenler açısından bakmak yerine, global sahnedeki "büyük oyun"a bakıldığında, dünya genelinde tartışmasız bir biçimde kötülüğün odağı olan ABD ve müttefiklerinin faşist siyasi/askeri faaliyetlerine direnç gösterilmesi ve karşı konması bakımından Rusya ve müttefiklerinin şu veya bu düzeyde oynamakta olduğu HAYATİ ÖNEME SAHİP bir rol var ve işte bu bağlamda AKP'nin Türkiye'yi uzun zamandır müttefiki (sömürgesi) olduğu ABD ekseninden uzaklaştırıp Rusya öncülüğündeki karşı cepheyle bağlantılarını giderek güçlendirmesi bakımından oynadığı rol, aynı nedenle hayati öneme sahip ve bence desteklenmeyi fazlasıyla hak ediyor. Daha önce de belirttiğim gibi, evet, ben AKP'nin kuruluşunun bizzat bu global faşist güçlerle işbirliği içinde gerçekleştiğini düşünüyorum (BOP eşbaşkanlığı vs). Nitekim AKP'nin Fethullah'la "derin işbirliği" de aynı nedenleydi. Ama AKP/Erdoğan zaman içinde Fethullah'la nasıl çok farklı pozisyonlara düştüyse, global faşist güçlerle de aynı şekilde çatışmalı bir pozisyona girdi. Bu çatışmaların başlamasında Erdoğan'ın egosunun rolü olmuş olabilir gibi geliyor bana. Yani Erdoğan Türkiye'de çok şaşırtıcı büyüklükte bir destek bulunca, Fethullah'ın ve piyonluğunu yaptığı globallerin dayattığı "sadece emredileni yap ve payına düşenle yetin" modunu sorgulamaya ve karşı koymaya başladı. Bu güçlerin kendisini tamamen bir alet gibi kullanma ve gerekirse hiç düşünmeden bir kenara fırlatma konusundaki rahatlıkları da Erdoğan'ın gururunu fazlasıyla incitmeye başladı muhtemelen. Ve sahip olduğu gücü, globallerin ve piyonlarının boyunduruğundan kurtulmak için kullanmaya başladı ve bunda da epeyce mesafe katetti.

Erdoğan/AKP hem Türkiye'de hem de genel İslam coğrafyasında sahip olduğu / olmaya çalıştığı toplumsal destek gücünü de artırmaya çalışıp arkasına alarak bu konudaki "mücadelesinde" kullanmaya çalışıyor. Ayrıca globallerin başlıca düşmanı sayılabilecek Rusya ve müttefikleriyle ("Doğuyla" diyelim) ilişkilerini de aynı bağlamda güçlendirmeye çalışıyor, daha fazla "koz" sahibi olabilmek için. Batı cephesiyle şu veya bu şekilde devam eden siyasi/ekonomik/askeri bağlarını da Doğu cephesiyle olan pazarlık sürecinde koz olarak kullanmak gibi enteresan birşey de yapıyor.

Kısacası, ben Erdoğan'ın/AKP'nin Batının şeytani unsurlarına karşı bizi Doğunun "nispeten" iyicil/dengeleyici unsurlarına yaklaştırdığını söylerken, bu konuda en azından henüz gerçek bir global farkındalık ve vicdanla hareket ettiğinden hiç emin değilim. Yani global sahnede dönen büyük mücadelenin farkına varıp tam bilinç ve vicdanla "doğru tarafa yatırım yapıyor" diyemiyorum; böyle bir görüşü destekleyecek bir gelişme, haber, veri yok ortada. O yönde hiçbir bilinç ve vicdan sahibi olmadığını da iddia etmiyorum; o bilincin, o vicdanın giderek yeşeriyor olabileceğini düşünüyor, bu olasılığı destekliyorum.

Erdoğan'ın İslam coğrafyasındaki faaliyetlerine bakıldığı zaman, son dönemde yine önemli bazı kırılmalar, değişimler olduğu görülüyor. Sünni-Şii tarafgirliği/çatışması bağlamında belki çok büyük bir değişim olmamış gibi görünebilir ve bu bağlamda sanki global faşistlerle yine işbirliği içinde gibi görünebilir. İran öncülüğünde denebilecek Şii siyasi/askeri hareketler genel olarak ABD-İsrail grubuyla çatışma halinde ve zaman zaman aksi yönde şaşırtıcı söylemler olsa da gayet "Sünnici" bir performans sergileyen Erdoğan/AKP bu bağlamda ABD-İsrail cephesiyle bir ölçüde "aynı tarafta" görünebilir. Ama Erdoğan Osmanlının kadim düşmanı İran'la Batılı faşistlere karşı gerçek manada işbirliği ve dostluk içine giremeyecek olsa da, İran'ın yeni düşmanı Suudi Arabistan'la çok ciddi bir (henüz çok fiziksel bir tezahürü olmayan) çatışma içine girmiş durumda. Katar bu konuda Türkiye'yle çok benzer, uyumlu ve destekleyici bir pozisyonda (bu uyum devam eder mi, ayrı mesele).

Evet, Erdoğan'ın/AKP'nin Batı cephesiyle zikzaklara rağmen tırmanmakta olan çıkar çatışmasında "Yeni Osmanlı" hayalinin büyük bir payı olduğu söylenebilir sanırım. Doğu cephesiyle "tam" bir işbirliği eğilimi olmamasının nedeni de aynı. Bağımsız bir üçüncü süper güç olmak istiyor muhtemelen. Ama bu mümkün mü? Şu an için şahsen bana pek mümkün ve anlamlı bir şey gibi görünmüyor doğrusu bu. O yüzden mevcut rüzgarın/fırsatın Doğu bloğuyla, özellikle Rusya'yla dayanışmamızı artırma yönünde kullanılması gerektiğini düşünüyorum.

İyilik ile Kötülük arasında veya dışında bir üçüncü seçenek yok. Şu süreçte global sahnede en güçlü "iyilik" (aşırılıkları dengeleyicilik) akımı Rusya öncülüğünde gerçekleşiyor. Batılı şeytanların uzun zamandır Ortadoğu ve dünya genelindeki şeytani faaliyetlerini zayıflatıcı denebilecek faaliyetleri, öncülükleri var Rusya ve müttefiklerinin. Rusya'nın en büyük müttefiki olduğu iddia edilebilecek Çin'in Rusya kadar açık ve net oynamadığına dair bir görüntü var. Çin global şeytani güçlerle bir ölçüde "dans" etme konusunda istekli olabilir gibi görünüyor. Karanlık/şüpheli çevrelerle "görüşmeleri" olduğuna dair iddialara rastlıyorum. Ama şimdilik Çin'in Rusya'ya "karşı" o güçlerle işbirliği içinde olabileceğine pek ihtimal vermiyorum. Sadece ekonomisi nedeniyle kendine çok güvendiği için cüretkar bazı oyunlara girişiyor belki. Tabi belli de olmaz, bekleyip görmek gerek. Rusya'nın global faşist grup karşısındaki "ittifak ilişkileri" çok net, çok kesin, resmi değil. Hatta bu anlamda Rusya bir bakıma "yalnız" bile denebilir ama tam olarak da öyle değil tabi.

Erdoğan/AKP bir tür Yeni Osmanlıyı maddi ve/veya manevi olarak kurabilir mi bilmiyorum ama global faşist güçlere karşı direnci, karşı koyuşu arttıkça ve bu bağlamda Rusya öncülüğündeki mücadeleye katılımı arttıkça, bence nispeten doğru bir yolda olacağız.

Muhalif partilerin AKP'nin yolsuzlukları, hukuksuzlukarı üzerine gidip hesap sormaya çalışmalarından memnuniyet duyuyorum, bu konudaki güçlerinin artmasını ümit ediyorum ama bu konuda ABD'den vs. yardım istemeleri/almaları bana çok şüpheli bir hareket gibi geliyor. Global sahnedeki büyük oyuna körlük taslamaları, hatta ve daha doğrusu gayet "açık gözlü" (!) bir şekilde Rusya ve müttefiklerine karşı ABD ve müttefiklerinin tarafında olmamız yönünde söylem ve eylemlerde bulunmaları, bana düpedüz "YAVRU ŞEYTAN"lık gibi görünüyor. Bu anlamda AKP'yi onlara bin defa tercih ederim.

bozadi

#22
Yanlış anlaşılmasın, "iyi" olabilmek, iyilik yolunda olabilmek için ille de Rusya'yla "çok iyi" ilişkiler geliştirmemiz veya Rusya'nın "emriyle" hareket etmemiz falan gerekmiyor elbette. Ama bu şartlarda global sahnede iyilik yolunda ilerleyecek bir gücün, bu konuda resmen eşsiz bir öncülük pozisyonu bulunan Putin Rusyası'yla dayanışma ve işbirliği olmadan ilerlemesi fikri kulağa gerçekçi veya "anlamlı" gelmiyor bana göre.

Siyasi erk/güç/karizma konusunda sidik yarıştırmanın alemi yok; bu iyilik/doğruluk değil, egosal çıkar çatışmasıdır. Bunun aşılması gerekiyor. Özellikle de giderek zorlaşacak olan koşullarda kimsenin böyle bir lüksü kalmayacak ama ille o zamanın gelmesini beklemeden birşeyler yapabilmek daha iyi olurdu.

fidelista

#23
Uzun bir cevap yazmıştım ama sildim aynı şeyleri tekrarlayıp duruyoruz,senin söylediklerinde doğru Bozadi ama;

Bir kişi düşünün tutarsızdır,güvenilmezdir,kendi çıkarı için herkesi harcayabiliyor,insana saygı duymuyor,ötekileştirici,kendine oy vermeyeni vatan haini ilan edebiliyor,kendini eleştireni hapise tıkıyor,büyük bir devlet kurup başına geçme görevinin ona verildiğini düşünüyor,"demokrasi amaç değil araç" diyor,sayısız yeraltı faaliyetinde bulunuyor.

Bunlar size neyi hatırlıyor ?
Asla böyle bir kişiyi tercih etmem kişisel kutuplaşma arzum gereğince,
İlahi anlamda o üzerine düşen görevi yapıyor olabilir ama herkes kendi yolundan yürümeli ve yoldaşlarına sempati beslemeli yoksa her şey karışır.

BH yolunda ilerlemek isteyen biri KH yolunda olan birini gördüğü zaman nasıl bir tavır içinde olmalı,Ra ya göre verilecek en üst cevap ona sevgi duymak ama Kasyopyalılar o kadar saf olmayın nerede olduğunuzu hangi seviyede olduğunuzu unutmayın diyor demeye çalışıyor,yoksa yem olursunuz.

bozadi

#24
Erdoğan'ın kesinkes "KH" (yani giderek daha fazla KH'leşme) eğilimli olduğundan çok emin görünüyorsun fidelista ama ben bu konuda farklı düşünüyorum. Erdoğan'ın henüz ne BH'ye ne KH'ye çok yüksek düzeyde bir eğilimi olmamakla birlikte KH'den çok BH yönünde ilerlediğini, ilerleyeceğini düşünüyorum.

Daha önce Erdoğan'ın "Organik Portal" (3. yoğunluk erken evre / hayvansı veya çocuksu ruh) olabileceği görüşümü paylaşmıştım ve hızla "ruhlanmakta" (bireysel ruh geliştirmekte) olduğunu söylemiştim. Bu görüşüm devam ediyor. OP'liği geride bırakmış da olabilir veya aşmaya yakın olabilir. Tüm OP'ler KH güçlerinin kuklası da değildir.

Belirli bir ideolojiye mensup kişi genellikle kendi ideolojisinden olanı adeta bir "akraba" gibi kendinden, güvenilir, dost görürken, zıt ideolojilerdeki insanları adeta "düşman" gibi görürür. İdeolojilerle özdeşleşen OP'ler için bu çok daha böyledir. Zıt, hatta sadece farklı olan ideolojilere mensup herkes kesinlikle "yanlış yolda"dır. Erdoğan'ın da kendi İslami mahallesi ve ideolojisiyle arasında böyle bir ilişki olduğunu düşünüyorum (zaman içinde bu katı görüşünde bir miktar yumuşama olduğunu da düşünmekle birlikte). Dini anlamda karşı kutup sayılabilecek "Şiiler" (veya farklı dinler) olsun, siyasi anlamda karşı kutup sayılabilecek "Solcular" olsun, yine bir karşı kutup sayılabilecek ateistler, materyalistler vs. olsun, hepsi kesinlikle yanlış yoldadır, kötü yoldadır, mümkünse "kurtarılması" veya inat ediyorsa "ezilmesi" gerekir.

OP'liği boş ver, ideolojilerle yoğun bir şekilde özdeşleşen ruhlu insanların bile ciddi bir kısmı buna benzer eğilimler taşır. Bu anlamda "ruhlu" sayılabilecek kişilerin bir ölçüde "ruhsuz" sayılabilecek olması gibi bir durum da var.

Aslında OP'lerde çok fazla "ideoloji" bilgisi/zekası/ilgisi yoktur diye düşünüyorum; daha ziyade basit bir içgüsüdel tavır vardır. Hayvani bir güdüyle çıkarını (kendisini) korur. Ailesini, sürüsünü savunma, çıkarını, konforunu artırma güdüsüyle hareket eder. Erdoğan'ın kendi ideolojisinden olanı savunma, kendi mahallesinden ve özellikle yakın iş-güç birliği olanlları yoğun bir şekilde "kayırma" eğiliminde de bunun izleri görülebilir. Ama yine tekrarlama gereği duyuyorum, bu güdü sadece OP'lerde değil, insanlığın genelinde de gayet mevcuttur ve bu da insanlığın neden ezici bir kısmının bu devrede 4. yoğunluğa geçebilecek nitelikte olmadığının açıklamalarından biridir. İnsanlığın geneli, OP olsun veya olmasın, pratikte oldukça "ruhsuz" bir durumda.

Hayvansı ruhları boş ver, bizzat hayvanlarda bile aslında potansiyel olarak BH'liğe yönelik bazı ön-eğilimler vardır. Yani örneğin bir ebeveyn hayvanın yavrularını bazen kendi canı pahasına koruması veya yine bir hayvanın rakip/avcı bir başka hayvanın saldırısına karşı bazen kendi türünden olanı korumaya, savunmaya çalışması, bazen bu amaçla saldırgan hayvanlara karşı saldırması vs. Tam olarak BH denemez, bir ölçüde "kendine hizmet" (kendi sürüsüne, türüne vs) faktörü de var ama yine de potansiyel olarak BH ön hazırlığı davranışları da var. Bunun insan deneyimindeki karşılığında da kendi mahallesinden, kendi ideolojisinden olanı savunma, kayırma eğilimi vardır (bazen ille bir "karşılık" beklemeden). Bu tavırlar 2. yoğunluk derslerinin/bilgilerinin/eğilimlerinin bir uzantısı/devamı sayılabilir sanırım. Yani hayvansı denebilecek bir eğilim var burada ve ille de "yanlış" olduğu söylenemez. Ama aslında zaman içinde aşılması gereken birşey olduğu da anlaşılabilir. İnsana yakışan ve oluşturulması gereken tavır tüm insanlığı "bir" görebilmektir. Tabi mevcut koşullarda bu biraz fazla idealist bir yaklaşım gibi kalabilir. İyi niyet sömürüsünün ve aşağılanmasının yoğun olduğu bir ortamda, iyilik/yardım niyetlerinde ve çabalarında dikkatli olmakta fayda var.

Egemen güçler ideolojik kutuplaşmaları, çatışmaları, tehditleri özellikle yüksek seviyede tutmak için elinden geleni yapıyorlar ki, insanlar hep birbirine önyargılı, endişeli, düşmancıl gözle baksın, aynı ve bir olduklarının farkına varıp da büyük bir aile gibi birbirlerini destekleyemesinler, dayanışamasınlar. Sağcı-Solcu, Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Dinci-Laikçi vs vs.

Genel durum bu olunca, Erdoğan'ın da kendi ideolojisini, mahallesini, ailesini, akrabasını vs. savunması, kayırması çok garip kaçan birşey değil. Aynı düzeyde olmayabilecek olsa da, benzer şeyleri bambaşka ideolojiden kişiler de yapıyor, yapar. OP'lik veya ruhlu olduğu halde ruhsuz bir modda yaşama durumu çok yaygın ve tüm çevrelerde, tüm ideolojilerde yaygın.

Erdoğan kendi ideolojisine ve mahallesine hizmet ederken, kendi bildiği şekliyle en BH olanı, en doğru ve gerekli olanı yapıyor. Ve tekrarlamak gerekirse, İslam Türkiye'deki en yaygın, en kalabalık ve bu anlamda en güçlü ideoloji olduğu için, Erdoğan aslında tüm ülkeyi, tüm milleti potansiyel olarak kendi ailesi, kendi "mahallesi" olarak görüyor (Türkiye sınırlarıyla da sınırlı değil sonuçta). Ama ne kadar ilginçtir ki, kendi büyük mahalle sınırları içinde "düşmanlık" yapan çevreler var.

Yalnız, bana öyle geliyor ki, Erdoğan "global sahne"de de roller almaya başladıktan sonra ufkunda ciddi genişlemeler oldu. En uç örneklerden birini verecek olursak, AKP içinde Erdoğan'ın kendisi de dahil olmak üzere bazı kişiler, özellikle ABD ve müttefiklerinin (veya bunların ardındakilerin) şeytanlık düzeyini gördükten ve onlarla bir ölçüde de olsa mücadeleye girdikten sonra, Solcuların bu ülkede uzun zamandır ABD emperyalizmi  karşıtı tavırlarını bir ölçüde de olsa açıkça "takdir edecek" duruma geldi. Yine daha önce verdiğim örneği verecek olursam, Erdoğan Kuran'ın mesajının çağa göre güncellenerek yorumlanması gerektiğine dikkat çekti ve pek çok hacı/hoca takımının bu görüşü nedeniyle kendisini sivri bir şekilde eleştireceğinin de farkında olarak bu görüşü paylaştığını söyledi. Bunun gibi başka çeşitli örnekler bulunabilir, Erdoğan'ın hızlı ufuk genişlemesi veya ruhsal olarak gelişimi anlamında.

Erdoğan'ın Amerikan emperyalist dayatmasına (sadece emredileni yap, payına düşenle yetin) boyun eğmeyi reddetmesi, bence bu ülkedeki pek çok sözde "ruhlu"nun bile yapamadığı, yapamayacağı birşey. Aslında işte tam bu noktada Erdoğan'ın biraz "çocuk" ruhlu olmasının da büyük bir rolü oldu bence. "Yetişkin" (!) ruhlar Amerikan emperyalizminden daha fazla korkuyor nedense. "Akıl" (!) ABD ile "iyi geçinmeye" zorluyor, nedense... İşte bu noktada biraz çocuksuluk, hatta biraz "delilik", yetişkinlerin, "okumuşların", "akıllıların" yapmaya cesaret edemediği şeyin yapılmasına imkan doğuruyor bence.

Ve... tıpkı Putin'in otoriter olmasını (otoritesini bazen sert bir şekilde uygulamasını) bir ölçüde gerekli, hayırlı gördüğüm gibi, aynı şeyi Erdoğan için de düşünebilirim. Yeter ki doğru bir amaç için mücadele ettiğine inanayım. "Yeni Osmanlı" veya "din devleti" tarzı birşey bu ülkenin epeyce bir kısmına çekici gelmeyeceği gibi bana da gelmez. Erdoğan'ın/AKP'nin kendisi, "şeriatçılık" peşinde koşmanın ne kendilerine ne de ülkeye bir faydası olmayacağını anladı, anlıyor bence. AKP tabanındaki aşağı-yukarı gerçekten "şeriat devleti" özlemi taşıyanlar aslında Erdoğan konusunda epeyce "dertliler". Kuran yorumunun "güncellenmesi" örneğinde ve başka pek çok örnekte görülebileceği gibi. Tekrar tekrar vurgulamaya çalıştığım gibi, Erdoğan'ın ABD'yle mesafeyi ve gerilimi artırırken Rusya'yla, Çin'le ilişkileri geliştirme gibi "Solumsu" icraatleri de AKP tabanındaki bazı kesimleri çileden çıkarıyor.

Ben Erdoğan'ın kendi ruhsal açılım ve gelişim çerçevesi içinde KH'den çok BH yönünde ilerlediğini düşünüyorum. Muhalefetin tamamen "çöplük" olduğunu düşünmüyorum tabi ki. Eninde sonunda iktidar/muhalefet ikiliğinin ortadan kalması gerekecek, en azından Kurtuluş Savaşında olduğu gibi aynı cephede buluşmak zorunlu hale geldiğinde. AKP'nin global emperyalistler karşısındaki tavrı, bu süreci hızlandırıyor gibi geliyor bana. Elbette aynı AKP'nin bir sürü sorunlu, berbat tarafı da var. Muhalefetin de bunları üzerine gitmeye devam etmesi gerekiyor. Ama ülkemizin Amerikan emperyalizmi karşısındaki pozisyonunu belirleyecek olanlar mevcut muhalefet olmamalı kesinlikle, Allah korusun...

fidelista

#25
BH eğilimi olan bir insan diğer insanların yaşam şekillerine,düşüncelerine,inançlarına,giyimine vs saygı duyar onları paylaşmasada  onların var olma hakkına saygı duyar,Kh eğilimli birisi onları yok etme, manüple etme ,kullanma vs yollarla onlarla uğraşır kendi çıkarı için her şeyi yapar burada RTE hangisine yakın duruyor.?

Bir çok BH davranışıda olabilir ama güçlü bir KH damarı var ve gün geçtikçe totaliterleşiyor.Kendinden olana her şeyi veren olmayana düşmanca davranan ve bulunduğu konumda kalabilmek ve ilerleyebilmek için her türlü entrikayı çeviren birisi nasıl BH olabilir.

Kasyopyalılara sorulduğunda ne demişti onun için.?

bozadi

#26
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fidelista

 BH eğilimi olan bir insan diğer insanların yaşam şekillerine,düşüncelerine,inançlarına,giyimine vs saygı duyar onları paylaşmasada  onların var olma hakkına saygı duyar,Kh eğilimli birisi onları yok etme, manüple etme ,kullanma vs yollarla onlarla uğraşır kendi çıkarı için her şeyi yapar burada RTE hangisine yakın duruyor.?
Başörtülülerden, çarşaflılardan, şalvarlı-sarıklılardan, onları "şahsen" tanıma gereği duymaksızın "ölesiye nefret" ve "yok etme" güdüsü duyan sayısız "sözde ilerici/demokrat/Atatürkçü" tip vardır.

Erdoğan'ın başkalarının "şekilsel" yaşam tercihlerine müdahale hevesinin giderek azaldığını algılıyorum. Erdoğan muhtemelen daha çok kendisine/mahallesine/partisine ölesiye nefret duyan, "demokratik olsun/olmasın" yıkma hevesi veya amacı güden tiplerden nefret ediyor, ki böyle tipler az değil. Bunlar Erdoğan'ı "sivri/aşırı" reaksiyonlar göstermeye provoke ediyor.

Bkz. https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/emel-muftuoglu-insanlar-delirtti-recep-tayyip-erdogani-501107

Erdoğan daha önce hiçbir olumlu yön bulmadığı Solcularda iyi yönler buluyor, geçmişte muhtemelen hiçbir şekilsel zerresini bile sorgulama hakkını kendinde bulmadığı kutsal değerlere (Kuran'a) artık daha geniş ve insani bir açıdan bakabildiğini gösteriyor. AKP'de bir zamanlar başı-açık, makyajlı kadınlara yer olup olmadığı tartışma konusu olabilirken, Erdoğan bunu tartışma dışı bir hale getirdi; böyle bir şekilsel dayatmanın kendilerine fayda getirmeyeceğini görmesinin de bunda etkisi var tabi ki (faydacı yaklaşım) ama sonuçta Erdoğan yanlış olduğunu ve fayda sağlamayacağını düşündüğü şahsi/mahallesel/partisel pek çok yaklaşımda şu veya bu ölçüde devrimsel denebilecek ilerlemeler sağlıyor (elbette bazı danışman veya akıl hocalarının da bunlarda etkisi oluyordur).

Yine vurgulamak istiyorum ki, ben Erdoğan'ın OP veya OP'liği bu enkarnasyonda, yeni aşmış ve hızla ruhlanmakta olan biri olduğunu gözlemliyorum şahsi bakış açımdan. Eğer bu tahmnim doğruysa, Erdoğan'ın KH'liğini BH'liğini yargılarken uygulanacak yaklaşımlarda ve ölçülerde de buna göre bazı ayarlamalar yapmak gerekir. Ben saydığım ve çoğaltabileceğim örneklerde, Erdoğan'ın kendi ruhsal evre veya çerçevesi itibariyle BH sayılabilecek bir yönde ilerleyişinin hiç de fena olmadığını düşünüyorum ve bundan sevinç duyuyorum.

Erdoğan'ın giderek "totaliterleştiği" fikrine katılmıyorum. Ama yasal otoritesini uygulama hakkına (bazı durumlarda sevgi değilse bile) saygı duyulması gerektiğine inanıyorum. Gezi olayı için bile bu böyle. Ben zihniyet olarak "Gezici" sayılabilecek bir tipim ve Gezi'nin Erdoğan yönetiminde neden olduğu sarsıntıdan adeta "gurur" duydum; Erdoğan devlet gücüne, polis gücüne sahip bir pozisyonda diye dilediğince yetki suistimalleri yapamayacağını bilmeliydi, milletin bunu her zaman oturup seyretmeyeceğini görmeliydi ama yine de Gezi hareketinin daha ileri bir noktaya gitmeden (çok daha fazla sayıda insanın ölebileceği kanlı bir sivil darbe girişimine dönüşmeden) sona ermiş olmasından da memnunum, dönüp durumu değerlendirdiğimde.

Erdoğan'ın sivil halk içindeki/arasındaki faaliyetleri incelendiğinde, her ne kadar bazen kendisini suçlayanlara olumsuz şiddetli reaksiyonları olsa da, KH'likle zerre kadar alakası olmayan, yani ağırlıklı olarak KH eğilimli bir "ülke başkanının" kesinlikle meyletmeyeceği son derece mütevazı tavırlarının epeyce mevcut olduğu görülebilir. Bunun haberlere yansıyan pek çok örneği oldu. Ben bunların sadece "taktik"le açıklanabilecek şeyler olduğunu kesinlikle düşünmüyorum, bu konudaki gözlemimden, algımdan, tespitimden eminim, uzun sorgulama/tartışma gereği duymam.

Celselerde Erdoğan'ın bazı sorunlu yönleri olmakla birlikte "psikopat" olmadığı ve bir tür "beşinci kol" (global bağlantılı mafyatik grup veya gruplar) tarafından hedef alındığına dair de şeyler söylendi. Ayrıca Erdoğan üzerinde negatif dünyadışı "ışın" tarzı saldırılar yapıldığına da değinildi. Bu tabi ki Erdoğan'ın olumsuz davranış veya aşırı reaksiyonlarına "mazeret" sayılamaz ama yine de oldukça "zorlu" koşullarda faaliyet gösterdiğini anlamaya yardımcı olabilir.

Parti tabanından (ve hatta gördüğümüz gibi muhalif partilerden) pek çok insanın şiddetli tepkisini çekeceğini bildiği halde ABD'ye boyun eğmeyip Rusya ve müttefikleriyle, hatta bazen İran gibi bir devletle ilişkileri, dayanışmayı geliştirme çabası son derece takdire şayandır. Derdi tamamen KH'likte kariyer yapmak olsa, ülkenin/devletin/ordunun "Amerikan metresliği" modunda devam etmesini sağlayarak sadece Türkiye'de değil, genel olarak bölgede ABD veya ardındaki güçlerden çok daha fazla mevki güvencesi ve şahsi/ailesel/çevresel menfaat bulabilirdi. Sağcı partilerin genelini saymaya gerek duymuyorum, CHP'si, ordusu, dincisi, laikçisi, Kürtçüsü dahil neredeyse hiçbir kesimden (Sol'un bir bölümü ve diğer bazı ideolojilerden minimal gruplar hariç) buna büyük bir itiraz ve karşı koyuş gelmezdi. Anti-emperyalist kahraman Atatürk'ün partisi ve ordusu (resmi ve gayrıresmi yüksek idarecilerin ciddi bir kısmı), ülkemizin/devletimizin Amerikan-İsrail metresliği pozisyonunun çok uzun zamandır "farkında" olmayı boşver, bunun bizzat yürütücüleri arasında oldular, bu derece ihanet ettiler ülkeye. Eşref Bitlis ve Uğur Mumcu gibi nicelerinin bozuk para gibi harcanmasına neredeyse "gık" bile demediler, üzerine doğru dürüst gitmediler, çok istisnai bazı durumlar dışında. Onların yapması gerekip yapmadığını (tersini yaptıklarını) şimdi Erdoğan yavaş da olsa yapıyor denebilir. ABD-İsrail'in ülkenin siyaseti ve ordusu içindeki "pençelerini" söküp attı adeta. Belki ilk defa PKK'ya karşı gerçekten "etkili" mücadele ediliyor bir süredir. O yüzdendir ki bugün bu ordunun görevdeki veya emekli bazı büyük isimleri (gayet "Atatürkçü" olanları kastediyorum), Erdoğan'ın/AKP'nin ordudaki kirli global faşist etkileri temizleme konusunda gösterdiği başarıyı takdir ediyorlar ve devletin/ordunun "bağımsız" faaliyetlerinin  nasıl ilerletilmesi gerektiği konusunda tavsiyelerini sunuyorlar.

Erdoğan'ı (temel olarak "ideolojik" önyargılar etkisiyle) "kötü" (kötülük yolunda) görmek istedikten sonra, bunun için bolca işaret, örnek bulabilirsin. Bu senin özgür iraden. Nasıl düşünmek istersen öyle düşünürsün. Erdoğan'ın hikayesi çok ilginç, biraz karmaşık bir hikaye. Benim görebildiğim kadarıyla, Erdoğan'ın/AKP'nin epeyce kötücül tavırları, berbat icraatleri de olmakla birlikte, olumlu yönlerine bakıp tarttığım zaman, bu ülkenin başına gelmiş en iyi şeylerden biri olduğunu düşünüyorum. Hiçbir şeyine muhalefet edilmemesi, gözü kapalı desteklenmesi gerektiğini savunuyor değilim. Ama faşist emperyalistlerin bu ülkenin, devletin, milletin böğründeki sinsi, kahpe pençelerinin giderek çekilmek zorunda kalmasından olağanüstü sevinç ve umut duyuyorum. Bunu yapan benim ideolojik arkaplanıma hiç uymayan bir siyasi iktidar ama yine de başarılan önemli şeyleri takdir etmem gerektiğini düşünüyorum. Ekonomik vb. baskılar nedeniyle ve Fetö vs kalıntı etkiler yoluyla hala bir sürü karanlık iş çevrilebilir ama bu millet bundan çok daha kötülerini gördü, bunlara da katlanır, yeter ki gidişat olumlu, onurlu bir yönde olsun, ki bana göre o gidişat, global sahnede ABD-odaklı şeytani gruba karşı güç dengeleme mücadelesi yürüten aktörlerle onurlu işbirliğinin ve dayanışmanın giderek artması, halkta da bu bilincin giderek güçlenmesidir. Bizi dünyanın tüm halklarıyla (az-çok pozitif eğilimli halk unsurlarıyla) manevi anlamda birleştirecek en doğru, en güzel yol da budur bence.

gerçek tosun paşa

#27
Bozadi eline ve emeğine sağlık. Uğraşına büyük saygı duyuyorum umarım bazı insanların üzerinde kafa açıcı bir etki yaratacaktır. Senin için rahat olsun elinden geleni bu konu hakkında yapıyorsun. Ben senle çok büyük ölçüde aynı düşünüyorum bunu biliyorsun ama muhalif kesimin ve hatta insanların çok büyük kısmının bakış açısı bu ekseni yakalayamıyor.

Az ya da çok yakalamak için uğraşanların da yine CHP li olmadıklarını söyleyebilirim. Bakalım belki dünya öyle bir hale gelecek ki bu forumdaki yazılarımız bir arşiv niteliği taşıyacak. Çok önemli bir frekansı anlatmaya çalışıyoruz ama ön yargıların yeterince yıkılamadığını net bir şekilde söyleyebilirim.

Çünkü değişen evreler, kozmik ortamlar vardır. Bu tarihte hep olmuş birçok insan buna uyumlanamamıştır. Dönüşümler hep sancılı. Şu an dünyanın uğradığı değişimi algılayabilmek çok zor. Her faturanın basiretsiz yöneticilere ve hükümete çıkarılması şaşırtıcı değil ama oldukça eksik bir perspektif. Geçmişin yükü omuzlara ağır geliyor, kinli ve umutsuz bir perspektif bu. Geçmişi ve geleceği sorgulamaktan anı unutuyoruz hep aynı hikaye.

Dionysos

#28


Suudi devlet televizyonu...



Bu da videosu..

https://twitter.com/AsaadHannaa/status/1513681354348716035

 
Alıntı Yapİlk defa Suudi televizyonunun ABD yönetimiyle alay ettiğini görüyorum.


Alıntı YapBIDEN: Evet, Afrika'daki kriz hakkında konuşmamız lazım."

HARRIS: [tekrar dokunur ve fısıldar]

BIDEN: Evet Rusya. Ve Rusya Devlet Başkanı hakkında konuşmak istiyorum—[duraklıyor].

HARRIS: [fısıldar]

BİDEN: Putin. Putin. Putin! Beni dinle, sana çok önemli bir mesajım var. Mesaj şudur: [uykuya dalar ve horlar].,


https://www.zerohedge.com/political/you-know-things-are-bad-when-saudi-state-tv-mocks-biden
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

gerçek tosun paşa

#29
Suudiler beni eğlendirdi ya