Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

Kraliçe kanyonu

Başlatan Lir, 29 Aralık 2016, 18:15:54

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Lir

#15
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Lir bitirdiğinde hepsini okuyacağım. Uygun zamanı bulunca. Eline sağlık.

Teşekkür ederim. Ama heyecanı bölüm bölüm okumakta. Tefrika roman gibi... :)
 

bigsenfoni

#16
En son paylastigini bende okudum,aferin...güzel yazmissin.Böyle devam et. [:D]

Simdi hikayeni okuyorum,insallah harcadigim zaman ve enerjiye deger  ki gercekten cok yogunum!
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bigsenfoni

#17
Fantazine hayran kaldim [:D] Birde yeralti uygarliklarini,ufolari,boyut penceresinden düsenleri,zaman kaymalarini,kertisleri,dünyayi cehenneme cevirmek isteyen isa düsmanlarini/cehennem zebanilerini... yani kasyopya celselerindeki islenen ana konulari eklersen daha heyecanli olur!Ra bilgileri ve pleiades ögretilerinide bir ekledin mi offf okumada yaninda yat...[:D]

Ha birde  insanlari gerceklerden uzaklastirmak ve herseyi manipule etmek icin programlanan bilncli ve bilincsiz ajanlar var...
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

gerçek tosun paşa

#18
Bigsenfoni benim bu yolda ilerleyişim de senaryo çalışması için ufo fenomenleri üzerine önemli araştırmalar yapıp kitap ve dökümanları değerlendirip bir öykü oluşturma isteğimdi. Tabi Lir in hikayesine hiç benzemiyordu kafamdakiler daha çok gündelik hayatın akışıyla anlatmak istediklerimi verme düşüncem vardı.Bu ciddi bir çalışma olacaktı. Üstü kapalı kertişleri anlatacaktım. Kafamda çok boşluk vardı. Reptalyanların hakkında birşeyler biliyordum ama temelini atamıyordum. İçimden bir ses onların hoş bir tarafının anlatmaya değer olmayacağını söylüyordu. Karanlık bir tema içerisinde varlığın iç mücadelesinin dışa vurumunu içerecekti. Şu an yazarken fark ettim iç güdüsel olarak burada konuştuğumuz konulara yaklaşmışım.  Sonra bir çok sebepten ötürü iptal ettim.

bigsenfoni

#19
Keske iptal etmeseydin,bu tür calismalar ne kadar fantazi ve teorilerle dolu olsa  bile sembolik olarak bazi gerceklikleri topluma yavas yavas bildirebilen calismalardir.Eb azindan bu konular hakkin da az cok düsündürebilen calismalardir.Toplumun cogunlugunun bilinci  su anda cok zeki ve seytanice yapilmis olan din,kültür,ideoleji,politika...gibi labirenlerde hapis halindedir ve bu saklanan bazi gercekler sayesinde bu hapishanelerden cikacaklarina inaniyorum.Ama su da gercektir ki özgür irade her zaman ilk önce gelir .Eger bir kisi bir labirentten cikmak istemiyorsa  onu yargilamaya hakkimiz yoktur.Herkezin kendine göre bir ritmi bir aydinlanma/yükselme/hatta alcalma  yolu var, buna müdehale etmeyede hakkimiz yok, bunun disinda da o varlik icinde tehlikeli olabilir.  Dikkatli olunmasi gereken bir konu,ki su anda dünyanin zaman hattinda kendine hizmet oldugumuzu ununtmamak gerekli verilen her bilginin cogunlugu  kendine hizmet yolunda kullanilacaktir.

Bilginin agirligina göre kh varligina zarar verebilir hatta yok olmasina /kendini yok etmesine/bilinc sarmalinin bozulmasina  (delilik;yanlis programlamalar...)) yol acabilir.Kanatimce cok dikkatli olunmasi gereken bir konu!

Ve gercek bilginin sembollerle,mecazi ile fantezi ile hikaye yani ,cesitli göreceli /degisken  bakis acilari ile anlatilmaya calisilmasi halinde varligin konuyu anlamasinda/özümsenmesinde daha cok faydali olacagina inaniyorum.

Neyse Lir Ali\'nin macaralarina devam edelim...[:D]
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

gerçek tosun paşa

#20
Ülkemizde cin hikayeleri dışında başka hiç bir fantezi unsurunun vizyona dökülmesi mümkün değil. Sebeplerden biri buydu.
Kişinin kendi özgür iradesiyle kararlarını alabilmesi gerekiyor tamamen yoksa anlatmanın yolu olsa da varlığının anlamasının kendinden başka yolu yok. bunu kavramak bile önemli bir süreç çok haklısın. Neyse ki içimde ki ani duygu değişimleri ve enerji çekilmelerine rağmen umutluyum diyebiliyorum bu güzel bir his.

Evet Lir mikrofon sende !

Lir

#21

Lir Ali'ye...



Ve kızılca kıyamet kopuyor.


Ortalık anababa gününe döndü. Tam anlamıyla bir kaos, kargaşa, panik, şaşkınlık, bocalama başladı. Herkes bir şeyler yazıyor, tıklanma oranlarında da müthiş bir artış var. Eski hakaret ve küfürlerin yerini büyük bir merak ve ilgi alâka almış. Eski sataşmalar yok artık ve onun yerine anlaşılabilir bir soru bombardımanı var; "nerede saklanıyorsun?.. nasıl kaçtın?.. bundan sonraki planın ne?.." Ha, bir de, arkanda hangi güç var?..

Forum yönetimi ise en komik durumda olanı. Acınası bir gülünçlük... Ne yapacaklarını tamamen şaşırdılar. Birbiriyle çelişen kararlar, birkaç otoriter görünümlü ve kof içerikli mesaj, birkaç başarısız yasaklama, işe yaramaz uzaklaştırma... Benim yasağımın başka bir yönetici tarafından kaldırıldığını sanıyorlar. Bunu aralarındaki özel mesajlaşmalardan anlıyorum. Gülübala'nın özel desteği sayesinde onları da görebiliyorum.

Bense çok net ve atağım. Arkamda Kasyopya'lıların desteği, içimde aylardır süren takibin öfkesi ve forumdakilerin arkamdan ettiği lafların hıncı, fazlasıyla cesur ve yıkıcı, tahripkâr bir savaş yürütüyorum. Acımıyorum ve affetmiyorum. Forumun siber ortamında karşıma çıkmaya cesaret edebilen cüceler bir fiskeyle ezilip geriye düşüyorlar. Laflarımın her biri birer gülle gibi iniyor tepelerine. Ben yazdıkça ilgi artyor. Forum ziyaretçi ve tıklanma rekoru kırıyor. Oysa ben uzaklaştırıldıktan sonra forum kısa sürede ıssızlaşmaya yüz tutmuştu. Forumun ateşleyicisi olmuştum.

Bütün sosyal medyanın tek gündemi olmuştum. Facesi, zivıttırı benim dönüşümden söz ediyordu. Basın mı?.. Onlar her zamanki gibi sosyal medyanın yedeğinde, haberleri oradan alıp paylaştılar. İşte basından bir manşet: "Kaçak döndü!!!"

Bu "Kaçak"ın ben olduğum açıktı. İsme gerek yoktu. Herkes kim olduğunu anlardı. O bendim ve geri dönmüştüm. Yüce otorite tarafından hâlâ yakalanamamış olmam bir yana, üstelik bir de meydan okuyordum. Basın bu olayı küçülterek vermekle, abartarak vermek arası şaşırık olmuştu. Hem manşetten verdiler, hem de olabildiğince küçültmeye çalıştılar. İnternet baskıları birkaç saat içinde birkaç kez değişti; manşetten alt sıralara indirildim. Otorite duruma hâkim olmaya çalışıyordu.

Evet, dönmüştüm. Ama eskisi gibi değil, daha farklıydı bu dönüşüm. Eskisi gibi bir şeyler katmaya, büyütmeye, çoğaltmaya çalışmayacaktım. Eskisi gibi her laf atana cevap yazmayacaktım. Eskisi eskide kalmıştı. Şimdi Kasyopya zamanıydı.


Devamı var.
 

Lir

#22
Gülübala'ya...



Bakalım neler yazmışım: 1. başlık...


Bilmeden araladığım sırrı bulmak için dönmüştüm foruma. Görevim dalga geçmek değil, ucu aralanan sırrı tamamen açığa çıkarmaktı. Üzerime gelmelerine sebep olan şeyi bulmalı ve herkesin bilgisine sunmalıydım. Böylece kendi hayatımı da kurtaracak ve kaçak durumda olmaktan çıkabilecektim.

Dolayısıyla daha önce forumda tartışırken her ne söz edip de o huzursuz sessizliğe sebep olduysam o güne dönmeliydim. O gün yazdığım mesajları kurcalamalıydım. Ancak bu şekilde o büyük sırrı ortaya çıkarabilir ve gözler önüne serebilirdim.

O gün, o büyük suskunluk öncesinde ben birkaç başlık altına birden cevap yetiştiriyordum. Şimdi o güne ait son yazılarımı gözden geçirdiğimde 6 ayrı başlıkta muhataplarıma cevap yazdığımı görüyorum. Seri cevaplar bunlar. Seri, ama elbette baştan savma değil...

Hangisi büyük suskunluğa ve arkasından korkunç hışma neden oldu? İncelemem gerekiyor. Tek tek gözden geçirmeliyim ve hangi mesajımın fitili ateşlediğini bulmalıyım.

Yeniden çevrimiçiyim diye bana laf atan atana. İpe sapa gelmez şeyler yazanlar olduğu gibi, nerede saklandığımı soran saflar, ipucu almaya çalışan uyanıklar, neler hissettiğimi soran ekran maceraperestler, hatta bana asılan, kur yapan, gırgır olsun diye evlenme teklif edenler bile var.

Benim de bir huyum var; soru sorana cevap vermeden, laf atana misilleme yapmadan, iyi dileklerini belirtenlere ve iltifat edenlere de teşekkür mesajı yazmadan duramıyorum. Bu durumda hem onlarla ilgilenip hem kendi işimi nasıl göreceğim? En iyisi forumu çevrimdışı incelemek. Ama bunun da güçlükleri var. çevrimiçiyken daha verimli kullanabiliyorsun forumu.

Bir yandan bana yazılmış mesajları cevapladım hızlı hızlı, bir yandan da o gün son yazdığım 6 başlıktaki mesajlarımı farklı pencerelerde açıp masaüstüne attım. Daha doğrusu duvarüstüne... ilginç değil mi, mağara duvarında farklı penceler açabiliyordum, hem de düşünce gücüyle...

Bunları tamamladıktan sonra, son bir kez daha yeni mesajlara bakıp, bana yönelik bir yeni mesaj olmadığını görüp çevrimdışı konumuna geçtim. Böylece, kimseyi cevapsız bırakmamış, kabalık etmemiş olacaktım. Forumu yine de yan gözle takip ederken, 6 başlıktaki mesajlarımı ciddiyetle ve gönderilme sırasıyla incelemeye koyuldum.

Başlıklardan ilki güncel politik konulardan biriydi. Daha doğrusu o sırada güncel olan, sonra kısa sürede unutulan bir konu; bakanlardan birinin ettiği bir lafla ilgili. Geleneksel iktidar-muhalefet kamplaşmasına meze yapılan milyonlarca paylaşımdan birisiydi bu da. O sırada hükümet, sizin zamanınızda "anayasa", bizim zamanımızda ise nedense "kasimpasa" olarak adlandırılan temel yasalarda bir takım değişikliklere gidiyordu. Tek adam yönetimini keyifli tek adam yönetimi hâline dönüştürecek olan bu tasarı şimdilerde halkın oyuna sunulmaya hazırlanılıyordu. Bakanlardan biri bu değişiklikleri sözümona savunmak için aptalca bir laf ederek farkında olmadan tasarının baskıcı yönünü açığa çıkarmış; muhalefet partisi lideri ise bu lafa cevap vereyim derken, o da başka bir akılsızlık ederek, tasarıya olumlu oy verecek olan halkı, aşırı bir ifadeyle, vatan hainliğiyle suçlamıştı.

Ben de o gün iktidar ve muhalefet trollerinin tümüne yönelik şekilde bir müdahalede bulunmuş ve bakanı da, muhalefet partisi liderini de eleştirmiştim. Tabii her zaman olduğu gibi muhalefet yandaşları beni hükumete yalakalık etmekle, "yandaş" olmakla itham eden, iktidar yandaşları da benim tasarıyı eleştirmemi dış güçlere göz kırpan bir yaklaşım olarak niteleyerek göğüslemeye çalışmışlardı. Bunların tümüne karşı da benim önce sabırlı biçimde açıklamaya çalışan, sonra giderek alaycı bir üsluba dönen mesajlarım geliyordu.

Bunu geç; buradan tehlikeli bir şey çıkmış olamaz. Bakanın açıklamasını o gün eleştiren benden önce başka pek çok kişi olmuştu. Muhalefet liderini eleştirmek ise zaten sakıncasızdı. Tekrar iyice bakıyor ve düşünüyorum ama bunlardan bir şey çıkmış gibi görünmüyor. Bunlar eğlencelik, çıtırlık konular. İktidar "partisi" ile muhalefet "partisi" arasındaki dalaşmalar düzen için tehlikeli bir boyut taşımayalı çok oldu. Sizin zamanınızda bile öyle olmaktan çıkmıştı, biliyorsunuz.


Devamı var.
 

Lir

#23
Fethi Sekin'e...



2. başlık...


İkinci başlıkta; inanmayacaksınız ama, bizim günümüzde bile hâlâ devam edegelen bir soruna, siyasal şiddet sorununa ilişkin bir başlık açılmış ve siyasal şiddeti bir yol olarak savunanlara cevap yazmışım. Aslında siyasal şiddet dünyanın geri kalanında tamamen terk edildi. Kimi ülkede anlaşma yoluyla, kimi ülkede ise silahlı çözüm yoluyla bu sorunun üstesinden gelindi. Sadece küçük bir bölgede devam ediyor. Bilin bakalım burası neresi?

Dünyanın gerçek egemenleri olan merkezî oligarşi istese bu bölgedeki şiddeti de kolayca bitirebilir. Düşünün ki aldığımız nefesi takip edebilecekleri bir teknolojik üstünlük kurmuşlar. Misal ben, ıssız bir bölgede olduğum halde günaşırı dronlar etrafımda dolaşıyor ve radarına yakalanmamı bekliyor. Beni ararken kaç tane sıradan kaçağı bulup yakaladıklarını öğrenip şaşırdım. Evet, durum böyleyken, ne hikmetse bir bölgede bu sorunu, bir çoklarının ortak fikrine göre, bile isteye devam ettiriyorlar. Amaç, kimine göre fazla nüfusu eritmek, kimine göre ise gerçek bir devrim potansiyelini barındıran bu bölgeyi böyle kör terörle yavaş yavaş tüketmek.

Birisi yazmış, zaferin yakın olduğunu, yerel otoritenin yakında kesin bir yenilgi tadacağını. Ben de ona bu anlamsız savaşın zafer değil hezimet getireceğini, en fazla iki tarafında da güç kaybıyla sonuçlanacağını yazmışım. Nitekim aradan geçen birkaç ay sonunda zafer bekleyen örgüt, pirus zaferiyle bile değil, tam bir hezimetle karşılaşmıştı. Elindeki kitleyi her türlü acıyla birlikte zarara uğratmış, kitle desteğinden olmuş, legal imkanlarından da mahrum kalmıştı.

Bu terör meselesi öyle bir hâl almıştı ki, bir terör eylemini kimin yaptığı hemen anlaşılamıyor, birbirinden çok farklı ideolojik-politik yapıdaki örgütlerden her biri bunu gerçekleştirmiş olabiliyor. Hatta aynı eylemi iki üç farklı örgütün üstlenmesine tanık olabiliyoruz. Bazan kendi reklamını yapmak için kasten, bazan da yanlışlıkla üstlenilmiş oluyordu. Şiddet eylemleri o kadar sıklaşmıştı ki bazan çakışıyor, çoğunlukla da bir sonraki eylem tarafından gündemden düşürülmek üzere, her yeni eylem bir eskisinin gümdemden düşmesine neden oluyordu.

Bu örgütlerin kandırılmış, şartlandırılmış, cahil ve lumpen militanları, ki bunların yaşı çok küçülmüştü artık; kendileriyle birlikte tanımadığı başka pek çok masum insanın da canını alarak, bu dünyaya uçucu olmaya mahkum birer imza atıp yok oluyorlardı.

Forumlarda genellikle eğitimsiz ve cahil, belki iyi niyetli ve saf, her halükarda ise gaza getirilip kandırılmış gençler ile bu gençleri gaza getirip gazlı hâlde tutmakla görevli kötü niyetli görevliler bu tür konularda eleştirilerimde karşıma çıkıyordu. Bu başlıkta da öyle olmuştu. Kimin saf ve kandırılmış, kimin üçkağıtçı ve kandırmakla görevli kişiler olduğunu artık anlayabiliyordum. Bunlara, türlerine göre hak ettikleri cevapları vermiştim.

Bunlardan birisi söze, sivillere zarar veren her türlü şiddet eylemine karşı olduğunu belirterek başlamış, o günki son terör eylemini kim yapmış olursa olsun şiddetle kınadığını eklemiş, ama devamında bu eylemlerin kendince sebepleri üzerinde durarak asıl eleştiriyi yerel politik aktörlerin üzerinde yoğunlaştırmış.

Ben de ona, camı kıran çocukların veya selam vermeden geçen komşunun kınanabileceğini, böyle şiddet eylemleri yapanların ise kınanmak değil, daha ağır ifadelerle eleştirilmesi gerektiğini, bu tür eylemleri yapanları şirin gösterebilecek ifadelerden kaçınılmasının etik açıdan şart olduğunu yazmışım. Ayrıca herkes kendi günah keçisi teröristine yükleniyor, karşı tarafınkine daha bir müsamahakâr davranıyordu. İlkesel olarak hepsine karşı çıkılmalıydı.

O gün epey doluymuşum herhalde. O gün gerçekleştirilen terörist katliamda çok sayıda çocuğun, masum insanın ölmüş olması da beni bilemiş olmalı. Epey öfkeli ve sert yazmışım. Tabii karşılığınd hakaret ve küfürler de bol olmuş.

Burada yazdıklarımdan dolayı başıma gelmiş olabilir mi bunlar? Belki... Ama benim yazdıklarımı yazan başkaları da var ve onlar yazmaya devam ediyorlar.


Devamı var.
 

gerçek tosun paşa

#24
Yani son yazının ilk paragrafına baktım. Konuyu ele alış açıların kendince doğru olabilir ki zaten ondan bunları açıklıma gereği duyuyorsun bunu çok büyük saygı duyuyorum ama gidip "dünyanın geri kalanı siyasal şiddeti bıraktı" ne demek? Böyle birşeyin altını çok iyi açmalısın. Daha geçen aylarda ABD de bir çok Redneck abi gaza gelip milletin ağzını kırmadı mı? Avrupanın göbeğinde mülteci korkusu ve islamofobi yüzünden şiddet olayları yaşanmadı mı? Siyasal şiddet dediğin rıza oluşturma süreçlerini de ele alır? Fransız medyasının yaptığı yüksek seviye faşizan yaklaşım siyasi şiddet değil midir? Kimseyi savunma çabam yok. Fakat şiddetin hiç bir türlüsü hiçbir şekilde (güç kullanım yoluyla bitirilemez) Tabancam yoksa kafana kürekle vururum olay bu kadar basittir.
Bunlar fantezi öylesine yazıyorum diyorsan da ben alttan geçirme çaban var gibi algıladım aga kusura bakma. Fantezimizi bari BH şeklinde kuralım sen tam HOLİWUD girmişsinde bunlar hep oyun :)

Lir

#25
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Yani son yazının ilk paragrafına baktım. Konuyu ele alış açıların kendince doğru olabilir ki zaten ondan bunları açıklıma gereği duyuyorsun bunu çok büyük saygı duyuyorum ama gidip "dünyanın geri kalanı siyasal şiddeti bıraktı" ne demek? Böyle birşeyin altını çok iyi açmalısın. Daha geçen aylarda ABD de bir çok Redneck abi gaza gelip milletin ağzını kırmadı mı? Avrupanın göbeğinde mülteci korkusu ve islamofobi yüzünden şiddet olayları yaşanmadı mı? Siyasal şiddet dediğin rıza oluşturma süreçlerini de ele alır? Fransız medyasının yaptığı yüksek seviye faşizan yaklaşım siyasi şiddet değil midir? Kimseyi savunma çabam yok. Fakat şiddetin hiç bir türlüsü hiçbir şekilde (güç kullanım yoluyla bitirilemez) Tabancam yoksa kafana kürekle vururum olay bu kadar basittir.
Bunlar fantezi öylesine yazıyorum diyorsan da ben alttan geçirme çaban var gibi algıladım aga kusura bakma. Fantezimizi bari BH şeklinde kuralım sen tam HOLİWUD girmişsinde bunlar hep oyun :)

Hikâyenin başında belirttim; Olay bundan 40 yıl kadar sonra geçiyor. Ayrıca eser sahibi kurguda özgürdür.

 

Lir

#26
Einstein'a...



Üçüncü başlık...



Üçüncü başlık sıradan bir magazin haberiyle ilgili açılmış. Ama kısa sürede insanlardaki kutuplaşmayı yansıtan bir tartışmaya sahne olmuş. Aslında bütün başlıklarda tartışmalar dönüp dolaşıp, hatta dönüp dolaşmadan bile, bu kutuplaşmayı yansıtan bir kıvama geliyor. Sizin zamanınızda da kutuplaşma yine var ve bu da sığ ve sert bir havada. Aradan geçen kırk yıl içinde bu kutuplaşma önce nihaî sonu yaşadı; büyük yıkım sonucunda kimsede kamplaşacak hâl kalmamıştı. Karalar batar, doğa ana zalim insan yapılarından intikamını alırken birbirlerine tutunma, dayanışma ihtiyacı çıktı. Gerçi birbirinin başına bastırıp yüze çıkmaya çalışanlar yine oldu. Yıkımın kötü etkileri bir kuşak boyunca yaşanıp o kuşak ziyan edildikten sonra, hızlı bir toparlanmanın ardından toplum içinde yeni bir kutuplaşma başladı. İçerik daha da sığdı. Onca teknolojik imkana, herkesin kayıtlı olmak durumunda olduğu internete, sosyal medyaya, haber sitelerine vb rağmen, cehalet de sığlık da, katılık da alabildiğine artmış ve artmaktaydı. Sanatın eski anlamıyla ortadan kalkmış olması da insanları büsbütün boşluğa sürüklüyordu. İnsanlar bir yandan alabildiğine tüketiyor ve kısa sürede unutuyor; bir yandan da birbirleriyle daha sert ve anlayışsız kavgalara tutuşuyordu. Öyle ki, en yakınlarla bile kavgalar edilebiliyordu. Sizin zamanınızda 2 ana kamp varken, şimdi buna ek olarak yüzlerce, binlerce alt kamp da var. eskiden sadece sol kesime özgü olan fraksiyon sözü şimdi tüm kesimler için geçerli.

Merkezî yönetimin işine geliyor bu durum. Böylece daha kolay yönetebiliyorlar. Eskiden, çok eskiden, sizin zamanınızdan da daha eski bir zamanda görünen gerçeğin arkasındaki asıl gerçeği arama eğilimi daha güçlüymüş. Daha sonraki zamanlarda bilimselliğe de, akla da verilen önem azalmış. Görüntü ve imaj her şey olmuş. İşte bizler bu durumdan kurtulmak bir yana, içine battık iyice.

Günümüzdeki kutuplaşmış kavgalarda insanların birbirlerini, karşı tarafdakileri en zayıf unsurlarını baz alarak toptan hor görmesi durumu yaşanıyor. Mesela karşı tarafın en alt düzeydeki kişilerinden birinin ettiği bir laf, yaptığı bir iş bu tarafdakilerce alınıp genelleştiriliyor ve karşıdaki herkes o düzeyde gösteriliyor. Ele alınan konu cahillikle, eğitimsizlikle, çapsızlıkla ilgili değil de karşı tarafın bütünüyle ilgiliymiş gibi alınıyor.

Bunu özellikle eğitimli orta sınıfa mensup kesim yapıyor. Mesela karşı tarafın bir mensubu lider kültüyle ilgili mantık sınırlarını zorlayan, abuk sabuk bir laf edince bu lafı bütün o kesimi kapsayacak şekilde kullanmaya başladılar. Bu işlerine geldi ve hepsi o lafa atladılar. Oysa bu lafı, o kişinin dahil olduğu alt toplum kesimine özgü bir üslup olarak yorumlayabilirlerdi.

Ama bu işlerine gelmezdi. O lafı o alt toplum kesimine özgü olarak değil de, bütün karşı tarafa özgü bir laf olarak yorumlayarak kendi aidiyetlerine doğruluk ve haklılık atfetmiş oluyorlar.

Oysa benzer örnekleri kendi aidiyetlerinden de bulup çıkarmak mümkün. Üstelik kendi kesimleri daha eğitimli. Buna rağmen kendi kesimleri içinde liderlerine benziyor diye sokakta gördüğü birilerine sarılıp ağlayanlar veya liderlerinin yaşadığı mekana uzanıp yeri öpenler çıkıyor.

Kuşkusuz iki kesimin mensupları arasındaki bu karşılaştırma bir aynı torbaya koyma çabası değil. İkisi de birbirinden ayrı sosyolojik olgular. Ama vurgulamak istediğim şu: ilkindeki kötü üslup nasıl bütün bir kesime mal edilemezse ikincisindeki tarz da o kesimin tümüne mal edilemez.

Oysa iki tarafın sosyal medyatörleri de aynısını yapıyor; karşı tarafın vasat ve sorunlu örneklerini o tarafın geneline yayarak o tarafı kötüleyip aşağılamaya kalkıyor. Ben de hep bunlara işaret edip önlemeye çalışıyorum. Çünki o taraf da bu taraf da sonuçta toplumun fertlerinden oluşuyor. Ortak noktaları bulup, oralarda olsun uzlaşmak, anlaşmak gerekli. Ama bunun umutsuz bir çaba olduğunu da biliyorum.

Tabii hemen yine sataşmalar, laf atmalar, sözlerimi olmadık yerlere çekip oradan yüklenmeler... hangi birini örneklesem ki!..

"Sen filancadan alıntılar, paylaşımlar yapıyorsun, demek ki sen de filancacısın" diyenleri mi? Oysa ben o filancadan paylaşım yaptığım gibi, biraz ötede aynı kişiyle bazı konularda tartışmaya da girmişim. Onu görmüyor, görmek istemiyor.

Bu takıntı çok fena! Hemen birisini bir şeyci olmakla etiketliyorlar. Kişilerin ne dediklerine, neyi savunduklarına değil, neci olduklarına bakıyorlar. Bu o kadar öyle ki, "ben şucuyum" deyip, insanlara en 'bucu' fikirleri bile kaktırabilirsiniz. O kadar imaja, etikete, görünüşe takılı kalmış bir toplum oldu günümüz insanları.

Bilgiye dayalı fikir geliştirme yok. Bu zaten sizin zamanınızda da yoktu. Ama şimdi artık fikre dayalı bilgi sahibi olmak gibi daha da vahim bir durum söz konusu. Bilgi kavramı günümüzde epey değişti. Görseniz tanımazsınız.

Bizim günümüzde artık herkesin her konuda bir fikri var. Herkes de kendi fikrinin doğruluğundan emin. Einstein'ın, önyargıları parçalamanın atomu parçalamakla ilgili o sözü şimdi çok daha doğru. Atomu parçalamak artık çocuk oyuncağı. Ama fikirleri değiştirmek, önyargıları kırmak için işe yarar bir icad yapılamadı henüz.

Neyse... yine dağıldım. Odaklanayım konuma. Buradan bir şey çıkmış olabilir mi? Benim nafile çabalarımı önemseyip hedefe almış olabilirler mi? Sanmam...


Devamı var.
 

Lir

#27
Suskun izleyiciye...


Dört, beş, altı...



Dördüncü başlık güzel sanatlar bölümünde açılmış bir başlık. Sanat artık tamamen dijital ve 3 boyutlu yazıcıların maharetine terk edilmiş durumda ve politik alanda hiç bir kayda değer önemi yok. dolayısıyla hiç kimseye ve hiç bir iktidara en ufak bir tehdit oluşturmadığı için bu kısmı sizlere aktarmadan geçiyorum.

Beşinci başlık Sahra çölüne düşen yıldırım haberiyle başlayıp, Asya kıtasında yer alan bir ülkede bulunan arkeolojik kalıntılara geçmiş. Ben de o konuda bir mesaj yazmışım ama çöle düşen yıldırıma mı yoksa arkeolojik kalıntılara mı yorum yazdığımı anlayamadım. Ben anlayamamışsam başkaları hiç anlayamamıştır veya yanlış anlamıştır; dolayısıyla tetikleyici mesajım bu da olamaz diye düşündüm. Gerçi sonra, acaba benim anlayamadığım bu mesajı başkaları başka türlü anlamış olabilir mi diye de düşündüm ve tekrar okudum.

Son başlık, altıncı olanı, güncel bir pedofili vakasında adı çıkmış önemli bir yetkiliye üstün hizmet madalyası verilmesiyle ilgili. Bu kişinin bu konudaki kirli sicili zaten biliniyor ve pek de önemsenmiyor. Kabaca inkar ediliyor ve geçiyorlar. Kimse de üzerlerine gidemiyor. Benden başka o konuda yazan çok kişi olmuş. Adam derin dünya devletinin, K'lerin, Kasyopya'lıların ifadesiyle konsorsiyumun kilit noktalarından birinde bir yönetici. Ama sonuç itibarıyla gelip geçici biri. Yerine gelecek kişi belki çoktan hazırdır. Belki geçiciliğini hızlandırmak için bu konu işlenmeye açılmıştır. Sonuçta sisteme zarar verebilecek bir bilgi değil bu.

Ben konuyu başlatan değilim, sadece yorum yazmışım. Yorumumda merkezî oligarşiye yakın olan bu kişinin arkasındaki derin güçlerden söz edip emperyalizme çatmışım. Tabii kimse anlamamış. Çünki artık bu kavram bilinmiyor. Sizin zamanınızda bile unutulmaya yüz tutmuş. Kavramın unutulmasından da öte, dünyanın anasına okuyan bu güçlerin yaptığı hiç eylemin sorgulanamaması gibi bir ortak kanı oluşmuş. Misal, başka bir yerel otorite yapınca en ağır eleştiriler ve tartışmalar başlıyabiliyor ama süper gücün işlediği her halt, vergiden, eleştiriden ve hükümden muaf.

Hatta halt kelimesi bile anlam değiştirmiş durumda.


Bu şekilde bir sonuca ulaşamadım. Yani konuların niteliği açısından yaptığım araştırma bana bir ipucu vermedi. Bir de cümlelerim, ifadelerim açısından ele alayım. Bilmeden bir kelime, bir isim, bir söz etmiş olmalıyım ki sonrası bu şekilde gelişsin.

Her cümlemi tek tek ele alacak olursam işim daha zorlaşacak. Ama başka çare yok. Hiç olmazsa daha kritik konuları öne alarak başlayayım. Bu nedenle sondan başlamaya karar verdim. Pedofili vakasıyla ilgili mesajlarımdaki cümlelerimi tek tek incelemeye başlayayım.

K'leri yardıma mı .ağırsam acaba?.. Ama önce biraz yüzüp geleyim... Ama dur, şu dron uçuşunu tamamlasın, öyle yüzeyim...


Devamı var.
 

Lir

#28
Aylan'lara...



Kelime analizi

 

Pedofili vakası mesajım kelime ve cümle analizi açısından incelendiğinde pek de aydınlatıcı olmadı. Bir kelimemin tuhaf bir tesadüf eseri, bu aşağılık pedofili vakasının bilinen kurbanlarından birinin adını çağrıştırdığını fark ettim ama bu pek de anlamlı değildi. Bir kere pek çok kurban vardı; binlerce çocuk, aileleriyle birlikte yine acılı bir yolculuğa çıkmış, en hafifi ölüm olan trajedilerle karşılaşmışlardı. Pek çok çocuk bu teknolojik çağda bile yine kayıptı. Bunlardan bazıları bu sistemli profili çarkları içinde çiğneniyordu.
 
Diğer cümlelere geçtim ama umutsuzluğun içine her seferinde daha fazla gömüldüm. Bu şekilde de işin içinden çıkamıyordum. Samanlıkta bilmediğim bir iğneyi aramak gibiydi. Sessizlik öncesi mesajlarım da mübarek kaç taneydi! Tara tara bitmek bilmiyordu. Üstelik, ara sıra foruma göz atıp, bana verilen cevaplara bakıyordum ve çok gerekliyse onlara cevap yazıyordum.
 
Cümlelerimi tararken kritik kelimeleri öne çıkaran bir programın yardımına başvurdum. Olmadı, kelimeleri bölerek analiz eden, alt ve yan anlamlarına dek onları inceleyen programlar arayıp buldum. Bu da olmadı, "gizli mesaj sitesi" diye bir sitede bütün cümlelerimi tek tek yazıp sonucuna baktım. Bu da olmayınca acaba bilmeden akrostiştik bir mesaj mı verdim diye yukarıdan aşağıya, soldan sağa, çapraz vb incelemeye tuttum mesajlarımı.
 
K'leri içimden, dışımdan, fısıltıyla, yüksek sesle, buharlı suyun tütsüsü eşliğinde, gece rüyaya yatarak ve akla gelebilecek pek çok yolla çağırdım. Kibarca rica ettim, olmadı; yalvarıp dua ettim, olmadı; yüksek sesle istedim, hatta emrettim; gelen giden olmadı. Acaba hayal mi gördüm, suyun buharı beni yanılttı mı diye şüphelendiğim oldu. Bereket elimde internet bağlantısı delilim vardı. Yine de şüphe yokladı beni. Sonunda pes ettim ve forum sitesini kapatıp doğal hayatıma geri dönmeye karar verdim.
 
Yüzdüm, yüzerken düşündüm; ağaçların altında yatarken düşündüm; sık ağaçların arasında dron korkusundan uzak koşarken bile düşündüm. İnsan problem çözmeyi seven bir varlıkmış eskiden; kendimde bunu keşfettim.
 
Birkaç gün sonra, yine aklımda o problem, mağara yuvamda yatağıma yatıp uyumaya hazırlanırken, her nedense forum sitesini yine açtım. Duvar üstüne kopyaladığım pencerelerdeki mesajlarıma tek tek ve öylesine, ne aradığımı bilmeden baktım. Baktım...
 
Sonra bir şey fark ettim. Hiç bakmadığım bir yerde, en altta bir şey..


Devamı var.
 

Lir

#29
Nâzım'a...




Dünyayı güzellik kurtaracak.


İmzam... Kullanıcı üye imzamı değiştirmişim. Bunu o gün yaptım, hatırlıyorum. Daha önceki imzamı tam da o gün değiştirdim. Eski imzam epeydir aynı kaldığı için değiştireyim deyivermiş ve onca kişiyle olanca hararetli tartışmanın arasında bir de o işi yapıvermiştim. Bunları şimdi net biçimde hatırlıyorum.

Eski imzam, bizim zamanımızın popüler isimlerinden Jakob Demirian'ın bilinen sözü "rahatsızsan değiş, değiştir" idi. O gün değiştirdiğim yeni imzam ise "Dünyayı güzellik kurtaracak."

Bu imzayı atma sebebimi de hatırlıyorum. Güzel sanatlarla ilgili başlığa çok eski devirlerden kalma birkaç sanat eseri fotoğrafı koymuştum. Bunlar çok etkili olmuştu ve hem eserlerin kendileri, hem de üyelerde uyandırdığı olumlu hava beni de etkilemişti. Bu havayla da imzamı değiştirmiştim. Kime ait olduğunu bilmediğim, ama geçen yüzyıllardan birinde yaşamış önemli bir edebiyatçıya ait olduğunu sandığım bu sözü yeni imzam olarak belirlemiştim.

Bütün yazdığım başlıklarda sürekli laf atmalar, tartışmalar, gerginlikler olurken sanat başlığı altında paylaştığım eski çağlara ait fotoğraflar şaşırtıcı bir ilgiyle karşılanmıştı. Robot üyeler bile genel havaya uyarak nötr ifadeler koyuyorlardı. Pek çok üye bu eserleri ilk defa görmüş gibi değil, gerçekten ilk defa görmüş kişiler olarak şaşkınlıkla ve beğeniyle duygu ve düşüncelerini yazıyorlardı.

Ben de bir yandan diğer başlıklarda ateşli tartışmaları sürdürürken, bu bölümde eskilerden en güzel resim ve heykel fotoğraflarını paylaşmaya devam ediyordum. Bunları ben de ilk defa görüyordum. Alıp paylaştığım siteyi de ilk defa görmüştüm. Sitenin alan adı ve uzantısı bile farklıydı. Böyle bir linkle ilk kez karşılaştığımı düşündüğümü de şimdi hatırlıyorum.

Sitenin linkini de forumda verdiğimi biliyorum. Ama ilgili başlığın altındaki mesajlarımda bunu göremedim. Üstelik şimdi birdenbire kafama dank etti; bu başlık altında sadece iki mesajım var. Onlarda da gerçek sanatın günümüzdeki dijital ve dört boyutlu yazıcılarla üretilen işler olmadığını, gerçek sanatın çok daha başka bir şey olduğunu yazıp savunmaya çalışmışım.

Ama bu başlık altında paylaştığım resim ve heykel fotoğrafları yok! Tekrar tekrar bakıyorum ve göremiyorum. Silinmiş olabilir. Silindiğine dâir bir iz de yok. Oysa paylaştığım fotoğraflardan bâzıları gözümün önünde. Çok güzel, etkileyici, insan ruhuna temas eden eserlerdi. Bir zamanlar insanlarca böyle güzel eserler yaratılabiliyormuş.

Şimdi daha iyi hatırlıyorum; ben o fotoğrafları paylaştıkça ortam değişmeye başlamıştı. İnsanların mesajlarındaki küçümseyici, aşağılayıcı, trolleyici üslup değişiyordu. Sıradan üyeler kendilerini o sanatın büyüleyici etkisine kaptırmış ve izlemeye geçmişti. Yönetici konumdaki üyeler ise yeni bir tavır oluşturmaya çalıştıkları belli olan bir kıvranma içindeydiler. Bu da evet bu da, şimdi daha iyi hatırlıyorum; derin bir suskunluk olarak ekrana yansıyordu!

İşte şimdi buldum! Şimdiye dek hep, var olan mesajlar içinde arama yapmıştım. Meğer cevap artık var olmayan mesajlarım içindeymiş. Olayın sıcağıyla yazıp geçtiğim, aklımda tutamadığım, sonrasındaysa uzun kaçıp kovalamacalar sırasında hepten unutuverdiğim o mesajlarımdaymış aradığım cevap.

Şimdiye dek cümlelerimin ve içindeki fikirlerimin arasında aramıştım cevabı. Oysa benim böyle ağır bir saldırıyla karşılaşmamın sebebi cümlelerimde yatan fikirlerim değil, insanlara unutturulmuş olan ve benim bilmeden hatırlattığım o duygularmış.

Bu doğru olabilir mi? Sırf böyle bir nedenle bu büyük saldırıya hedef olmuş olabilir miyim?

- Evet.
- Ha?!
- Evet dedim.
- Sen de kimsin?
- Ben Kasyopya'dan Gülübala.
- Aaaa Gülübala, Hoş geldin. Gözüm yollarda kalmıştı, nerelerdeydin?
- Cevabı senin bulman gerekiyordu.
- Neden?
- Özgür irade...
- Cevabı bulmamın bununla ne ilgisi var?
- Bulmak istersen bulursun.
- Zor oldu ama buldum sonunda. Ama inanmakta zorluk çekiyorum. Bu mu cevap gerçekten?
- Sanatın gücünü küçümseme. Sen o eserleri insanlara hatırlatmakla onların frekanslarında değişikliğe yol açtın.
- Ama somut bir şey olmadı?
- Küçük değişimlerin gücünü küçümseme.
- Şimdi ne yapmalıyım?
- Bunun cevabını biliyorsun.

Evet, biliyordum. Hırsla ve hazla başladım. O sitenin linki önümde açılmıştı bile. Orada gördüğüm ve beni etkileyen bütün sanat eserlerini, o eski çağlardan kalan, insanlara unutturulmuş o büyük eserleri, resimleri, heykelleri, seramikleri, muhteşem müzikleri,  arka arkaya yayınlamaya başladım. Dipnotlarını da koyuyordum. Eserin kime ait olduğu, ne tür bir malzemeyle yaratıldığı gibi. Ama bunlar kimseye, bana bile bir şey ifade etmiyordu. Leonardo da Vinci, Michelangelo, Rafael, Rodin, Picasso, Monet, ... bunlar kimlerdi? Ne zaman yaşadıkları da notlarda belirtiliyordu. Bizden yüzyıllarca önce... Henüz dijital çağ başlamamışken... İnsan gerçek insanken henüz...

Bu yeni taarruzumun sonuçlarını beklerken Gülübala'yla sohbete devam ediyorum:

- Bu site de neyin nesi?
- Geçmişten gelen bir site. Biz gösterdik sana. Yani sen hatırlattın kendine.
- O zamanlar site linki başında 3 tane w harfi varmış.
- O zamanki sınırlı teknoloji...
- Beni bu yüzden hedef aldıklarına hâlâ inanamıyorum.
- Aslında başlangıçta senin gözünü korkutmak istediler sadece. Ama sen kaçmayı ve dahası, yakalanmamayı başardıkça onların daha fazla hedefi hâline geldin. Yakalanmamayı başarmakla, onların sınırsız gibi gözüken gücüne gölge düşürdün. İlk başta yakalansaydın ufak bir müdahaleyle bırakılacaktın. Tabii bir daha sanat sitesine ulaşman da hayal olacaktı.
- Demek yakalansaydım sorun kısa sürede bitecekti.
- İsteseydin yakalanırdın, ama sen kaçmayı ve direnmeyi seçtin.
- Neden?
- Çünki o eserler senin de frekansını değiştirmişti.

Ardı ardına paylaştığım eserler ana forum sitesinde ve alt forumların tümünde derin bir sessizlikle birlikte büyük bir ilgiyle karşılandı. Şimdiye dek hiç görülmemiş bir izlenme oranı yakaladım. İnsanlar bu ölümsüz eserlere bakıyor, müzikleri dinliyor, edebiyat eserlerini indiriyordu. Elektronik müziğin yapay tınılarından çok farklı olan insan ürünü müzikler, dinleyenleri değiştirmeye başlamıştı işte. İnsanlar bu eserleri "like'layıp" birbirleriyle paylaşmaya başlamışlardı.

Forum yönetimi çaresizdi. Beni engelleyemiyorlardı. Eserlerin yayınlanması resmen suç veya yasak olamazdı. Başka bir gerekçe de bulamıyorlardı. Hiç gerekçesiz yasaklamak istediklerinde de o yasağı K'lerin teknik desteğiyle hemen aşıyordum.

Forumların tümünü durdurmak ve yavaşlatmak dahil çeşitli yollara başvurdular. Bu da etkili olamadı. K'lerin teknolojisi birkaç milyon yıl daha ileride.

Medya ise her zamanki gibi sosyal medyayı takip ederek olayı haberleştirmeye başlamıştı. Manşetlerden biri: "Kaçak ne yapmak istiyor?"

Buna çok güldüm. Ne yapmak istediğimi anlamakta zorlanıyorlardı. Ama bir şey yapmak istediğimi neyse ki anlayabilmişlerdi. Konunun uzmanları da köşelerinde bu konuya eğiliyor, paylaştığım eserlerin ilkel dönemlere ait çağdışı eserler olduğuna dâir yorumlar yapıyorlardı. Sanat tarihi bölümü çoktandır kapalı olduğu için eskiden kalma son bir iki yaşlı sanat tarihçisi ekrana çıkarılıyor ve onlardan konuyla ilgili değerlendirme alınıyordu. Bunlarsa ancak postmodern dönemin sonuna ait eserlere yetişebildiklerinden yeterince bilgi sahibi değillerdi ve bu yüzden de diğerleri gibi bir şeyler eveleyip gevelemenin ötesine geçemiyorlardı.

Tüm paylaşımlarda o sitenin linkini veriyordum. Artık silmeleri de işe yaramazdı. Artık görmezden de gelemezlerdi. Artık sıradan üyeler gibi sessiz, robot üyeler kadar kararsız, ruhsuz üyeler gibi seyirci idiler.

- Peki şimdi ne olacak?
- Bekle ve gör.
- Yani benim ne yapmam gerekiyor? Yapabileceğimi yaptım.
- Evet, iyi iş başardın. Şimdi biraz dinlen. İnterneti abartma. Artık gitmeliyim.
- Tekrar gelecek misin?
- Zaten hiç gitmedim ki...



Devamı var.