Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kraliçe kanyonu

Başlatan Lir, 29 Aralık 2016, 18:15:54

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Lir

#30

Bir'e...




Güzellik değiştiriyor...



Dumanı tüten yeraltı suyunun ısısıyla mayışıp kendimden geçmişim. Oysa yaşadığım bu başarı ve zafer nedeniyle uyuyamam sanıyordum. Her zamanki gibi sabah erkenden, zinde biçimde uyandım. Tabii böyle durumlarda hep olduğu gibi ilk iş foruma göz attım.

Oyoyoyoyyy!!!.. Neler olmuş neler!.. Fırtınalar kopmuş, benim çevrimdışı olmamı bekliyormuş gibi herkes başlamış yazıp çizmeye. İnkar edilemez bir güzellik ortamını onlara sunduğum için aleyhime eskisi gibi bir üslupla gelinemiyor. Sıradan üyeler zaten çokça beğeniyi ve paylaşımı esirgememiş. Sıradan üye kılığındaki görevli üyeler ile onları görevlendiren yönetici üyeler ipe sapa gelmez laflarla konuyu önemsizleştirmeye çalışıyor.

Asıl yönetici bloğa gelince... onlar suskun. Onlar bunun bir oyalama taktiği bile olamayacağını bilecek kadar deneyimli. Bu nedenle daha işe yarar çareler peşindeler sanırım. Ama ne olabilir ki? İnsanlar gördü, fark etti ve gözlerindeki perde açıldı. Artık eskisi gibi olamaz ki hiç bir şey.

Kelimelere ayar verip önemsizleştirmeyi denemek neye yarar? Görmemek, görmezden gelmek, yokmuş gibi davranmak neye yarar? Gemi batarken başını göğe çevirip yıldızlara bakıp ıslık çalmak neye yarar? Dalgalar gemiyi doldururken ıslığının sesini sen bile duyamazsın.

Özel mesajlar akın akın geliyor posta kutuma. Bunları hızla eleyip silmem gerekiyor; çünki posta kutum dolunca yeni özel mesaj gönderilemiyor. Bu nedenle çabucak bakıp cevaplamadan siliyorum. Birkaç tane de yönetimden geldi özel mesaj. Bunlar anlaşma ve çözüm isteyen mesajlardı sözde, ama eski kibirlerini pek de kırabilmiş değillerdi. Anlaşma teklif ederken bile aba altından sopa göstermeyi dillerinden bırakamıyorlardı.

Bunlara da cevap vermedim. Yolculuğum yolumu çiziyordu. Böyle üstten bakan tavırlara prim vermeye niyetim yoktu. Aynı tarzı devam ettirdim.

Forumlardaki yorumlardan ve bâzı medya araçlarından öğrendiğime göre sokaklara, işyerlerine ve binalara benim sanat fotoğraflarını büyük boy bastırıp asmaya başlamışlar. Yine öğrendiğime göre sanat tarihi araştırma grupları oluşturulmaya başlamış. İnsanlar bir araya gelip, eski eserleri slayt gösterisi ile izleyerek haklarında bilgi tazeleyip yorumlar yapıyorlarmış. Bu işin devamında da sistemi  sorgulayan, eleştiren konuşmalara, sohbetlere geçiyorlarmış.

İnsanlar şehrin kalabalık merkezlerinde, yollarda, meydanlarda hızlı hızlı işlerine, evlerine giderken birden birileri çıkıyor ve eski yüzyıllardan keşfettikleri bir senfoninin melodisini yüksek sesle mırıldanmaya, sözlerini söylemeye başlıyorlarmış. Böyle kitlesel etkinliklere alışık olmayan şehirli kitle olduğu yerde kalakalıyor ve gösteriyi izlemeye, hatta ona katılmaya başlıyormuş. Bir yerde insanlar topluca dans etmeye başlamış. Güvenlik güçleri şaşkınlık içinde oradan oraya koşturup durmuş.

Düşünün, dünyanın her yerinden izlenilebilen bir akım bu! İnsanlar tek tıklamayla ulaşabilir ve katılabilir. Bir yerde bir akım çıkıyor ve beğeni alırsa ânında diğer bölgelere yayılıyor. Engelleme mekanizması işlevsiz hâle gelmiş bir sistem aygıtı...

İçine sığındığım doğa parçasının etrafında dron uçuşları olağanüstü biçimde sıklaştı. Eskisinden farklı olarak artık gelişigüzel etrafı bombalıyorlar. Amaç korku vermek. Korkudan çok üzüntü var içimde; yakılıp yıkılan güzelim doğa parçaları için...

Sanırım arkamdaki asıl desteğin kimden geldiğini biliyor derin iktidar. Bu nedenle daha çok korkuyor ve panikliyor. Geçen gün Gülübala'nın dediğine göre Dünya'yı koca bir filo terk etmiş. Kertenkele varlıkların ileri gelenleri şimdiden daha güvenli bir diyara doğru harekete geçmiş.

Korkuları giderek artıyor. Geçen gün kitlesel bir gösteri yapılarak tüm okullara sanat ve sanat tarihi dersleri konması talep edildi. Hakim medya kanallarında gerçek sanat eserlerine daha fazla yer verilmesi talebi de giderek artıyor. Bu konuda spot yayınlar başladı bile.

Forumlarda süregiden tartışmalar sanki artık daha bir düzeyli ve nitelikli oluyor. İnsanlar karşılarındakini hemen birşeyci olmakla itham etmiyor ve fikre karşı fikirle cevap vermeye çalışıyor. Karşı tarafı toptan kötülemeye, şeytanlaştırmaya çalışanların sayısında belirgin bir düşüş var. Bunlar da zaten daha çok yönetimin ortaya sürdüğü robot üyelikler.

K'li Gülübala bana teknik alanda şöyle bir destek daha verdi: internet çöplüğünde üretilen binlerce düzmece haberi ve görsel malzemeyi ânında açığa çıkarmamı sağlayan bir... sizin dilinizle söyleyecek olursam bir tür "google-true". Üretilen sahte malzeme nerede, hangi bilgisayarda veya tablette, kim tarafından üretilmiş; doğrusu ne, ilk nerede elde edilmiş, nereye ait... gibi bilgileri sağlıyor. Dolayısıyla sahte belgeye dayalı insan kandırma faaliyetine büyük darbe vuruyorum bu teknik sayesinde. Trol hesaplar bir bir kapanmaya başladı.

Buna insanların tuhaf bir tepkisi oldu. Sanki insanlar inanmak istedikleri sahte gerçeğe inançlarını sarstığım için bana kızıyor gibiydi. Gerçeği açığa çıkarınca dillerine yansıyan bir sinirlilik, bir tepkisellik içine giriyorlardı. Oysa inanmak istedikleri sahte gerçeğe inanırlarken ne kadar mutlu ve mesuttular.

Anlıyorum ki sanatın ve estetiğin de yapabilecekleri bir yere kadar. İnsanlar gerçek sanatı keşfedip sahte ve dijital olanını terk ettiler. Ama hakikatin çıplak olanını benimsemeleri çok daha zor. Özellikle işlerine gelmeyen hakikati...

Bu durumu Gülübala'ya sordum. Cevabı K'lerin tipik cevaplarından biriydi: "Arzulu düşünce."

- Yani?..
- Yani arzu ettikleri şekilde olduğuna veya olacağına inanmak istiyorlar. Böyle olmadığını ve olamayacağını göremiyorlar. Çünki arzulu düşüncenin zararlı etkisi altına girmişler. Kendi güçlerini fazla abartıyorlar, karşı tarafı fazla küçümsüyorlar. Yaptıkları işlerin, aldıkları kararların ve söyledikleri sözlerin etkilerini hesaba katmıyorlar. Küçük bir grup bile kendi ideolojik konumuna göre ileride devrim yapacağına, cihadı kazanacağına, ülkeyi kurtaracağına, pan-birşeyci bir devlet kuracağına vb inandırabiliyor. Hesapsızca kalkışılan işler zamanla başka mecralara kayıyor ve insanlar hesapsızca aldıkları kararların da etkisi olduğu yakıcı sonuçları, korkunç acılar, ölümler, katliamlar, iç savaş, göç, sefalet ve açlık olarak görüyor. Sadece onlar görse iyi, o arzulu düşünceyle ilgisi olmayan kitleler de görüyor. Hatta en fazla onlar görüyor, yaşıyor.
- Bu düşünce onlara her seferinde zarar veriyor, ama bunu da görmek istemedikleri için her zarar sonrasında daha da mutsuz ve daha da sağlıksız biçimde arzulu düşüncenin içine gömülüyorlar. Sebebini de kendilerinde değil, başkalarında buluyorlar.
- Bu sadece kişiler için değil, devletler için de geçerli. Hatta kertişler için dahi böyle.  Ne aptalca kararlar aldılar; ne büyük belalar açtılar devletlerinin ve iktidarlarının başına!.. Arzulu düşünce tüketir.
- Oysa gerçekçi olabilseler büyük badireleri daha hasarsız atlatabilirler.

Yaptığım işten yorulmuş ve sıkılmıştım. İnsanların tepkileriyle uğraşmak, anlayışsızlıklarını ve hatalarını düzeltmeye çalışmak keyifliydi, ancak bu iş bir görev hâlini alıp da bu kadar büyük çaplı olmaya başlayınca sıkılmam ve yorulmam kaçınılmazdı. Artık tamamen uzaklaşmak istiyordum.

Bu isteğimi K'li Gülübala da onayladı. Fiziksel olanla bu kadar ilgilenmemin doğru olmadığını belirtti. Ne yapmam gerektiğini sordum.

- Şimdi ne yapmalıyım?
- Artık boyut atlama zamanın geldi.
- Sahi mi?
- Evet, istersen seni bir üst boyuta götürebilirim.
- Yani?
- Yani 4. sınıfa... tabii bu yeni sınıfında başkalarına hizmeti artık sadece fikir boyutunda değil başka alanlarda da yapmaya karar verebilirsin. Tercih senin.
- Doğrusu çok onurlandım. Ama bunu başarabileceğimi sanmıyorum Gülübala.
- Bütün güç senin içinde.
- Ama nedense kendimi çok güçsüz hissediyorum. Özellikle şu aralar.
- Bu yıpratıcı savaş senin enerjini emdi, bitirdi. Yeniden toparlarsın.
- Şu aralar tek yapmak istediğim ilerideki denizde yüzmek, ağaçların altında koşup dinlenmek, çiçekleri koklayıp yemişlerin tadına bakmak.
- Git yap o halde. Sonra da karar ver.

Öyle yaptım. Gidip yüzdüm. Her zamankinden farklı olarak denizde açıldım. Sonra çıkıp kumlara uzandım. Sonra kayaların arasında yürüdüm. Sonra ağaçların arasında dolaştım. Acıkınca mantar toplayıp yedim. Ağaçlardan sallandım. Heybetli bir ağacın üzerinde uyudum. Daha önce görmediğim şekilde renkli rüyâlar gördüm.

Yağmur çiselemeye başladı. Toprak ve bitki örtüsü yine öyle güzel kokmaya başladı. Islanarak yürüdüm, koştum, uzandım. Sık ağaçların arasında uzaktan geçen karaltılar çarpıyordu gözüme. Kuş da olabilir, başka şey de. Umursamadan yine koştum, yine uzandım. Bütün vücudum milyonlarca yıl önceki esnekliğine, atikliğine, çevikliğine kavuşmuş gibiydi. Kaslarımı, nefes alıp veren kalbimin inip kalkışını, bir çocuk gibi yerimde duramaz oluşumu tuhaf bir şaşkınlıkla izledim.

Sonra bulunduğum yerin üzerindeki göğü hareketli karartılar kapladı ve suyun akışını, kuşların ötüşünü çirkin mekanik gürültüler boğdu. Etrafım alev alıp yanmaya başladı. Ağaçlar, kaplumbağalar, kuş yuvaları, çiçekler ve böcekler yanıyordu. Sonra fark ettim ki ben de yanıyordum. Atılan bombaların beni neden bulmadığını merak ederken anladım bunu. Yoksa acı duymuyordum. Neden acı duymadığımı düşününce az biraz acı hissettim veya bana öyle gelmiş de olabilir.

Sonra o da geçti. Ama artık alevlerin üzerindeydim. Sonra mağara yuvamın da üstüne çıktım. Sonra Kraliçe Kanyonu'nu da üstten görmeye başladım. Sonra yıldızlar, galaksiler çevrelemeye başladı sanki beni. Onlara daha yakın olmak istedim. Bunu düşününce onlara daha yakın olduğumu gördüm.

Sonra Gülübala'yı gördüm. Ama sanki ilk defa görüyorum gibi geldi. Başka bir suretteydi galiba. Bana Hoş geldin der gibi bir tavır takınmıştı. Belki de o değildi.

Geride bıraktığım dünya aklıma geldi. Baktım. Oradaydı ve ilk kez görüyormuşum gibi hissettim. Farklı görünüyordu. Aşağıda kanyonun çevresinde bombalanmış yerlere son bir bakış attım. Sanki bombardıman hiç olmamış gibi, yemyeşildi.

Sonra daha önce hiç görmediğim, inanılmaz renklerle ve ışığın zerreleriyle karşılaştım. Zerrelerden gelen müzik inanılmazdı. İlerledim.



"Son"...