Komünist Başkan yine yaptı yapacağını (04.02.2018)

Başlatan bozadi, 06 Şubat 2018, 00:22:42

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

04 Şubat 2018

Komünist Başkan yine yaptı yapacağını


Tunceli'nin Ovacık ilçesinin Komünist Partili Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, daha önceki yıllarda olduğu gibi, yine kurumun 1 yılık gelir- gider ve borç tablosunu belediye binasına astırdı.




Türkiye'nin tek Komünist Partili belediyesi olan Ovacık Belediyesi, 3 yıldır belediyenin gelir gider tablosunu halka duyurmak için yaptığı uygulamayı bu yıl da sürdürdü. Başkan Fatih Mehmet Maçoğlu, belediyenin gelir- giderleri ile borç tablosunu kalem kalem yazdırdığı 7 metre uzunluğunda, 3 metre genişliğindeki afişi, kurumun binasına, giriş kapısının üzerine astırdı.

Belediyeciliği tamamen şeffaf ve halka açık şekilde yaptıklarını anlatan Başkan Maçoğlu, "Harcadığımız her kuruşun hesabını halkımız bize sorsun diye hesapları halka açıyoruz. İsteyen vatandaşlarımız belediyeye gelerek faturaları ve gelir giderleri inceleyebilir ve bu konuda araştırma yapabilir. Hiçbir gizlimiz yok, biz zaten bu halka hizmet için varız, bunun için hesapları hiçbir şekilde halka kapatmamız ya da gizlememiz söz konusu olamaz. Biz yönetime geldiğimiz zaman belediye zarardaydı ve borçları vardı şimdi, belediyemiz kara geçti ve nakit parası da var" diye konuştu.




Belediye binasına asılan gelir- gider tablosuna göre, belediyenin 2017 yılına ait geliri 3 milyon 452 bin 707 lira, giderleri ise 3 milyon 182 bin 482 lira oldu. Belediyenin taksitlendirdiği ve sorunsuz olarak her ay düzenli ödeme yaptığı İller Bankası ve bir kamu bankasına ise toplam 720 bin lira borcu bulunduğu, kurumun kasasında ise toplam 901 bin 928 lira olduğu belirtildi. Ayrıca belediyenin tahakkuk eden ancak tahsil edilmeyen toplam alacağının da 428 bin lira olduğu kaydedildi.

Kaynak: odatv


fidelista

#1
Bir Castro hayranı olarak kutluyorum kendini.

ogeday

#2
Atatürk çü olduğunu iddia eden izmir belediye başkanından görebilirmiyiz bu hareketi.Bence hayır..
 

bozadi

#3
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen ogeday

Atatürk çü olduğunu iddia eden izmir belediye başkanından görebilirmiyiz bu hareketi.Bence hayır..
Evet, aslında bütün CHP'li belediyeler de bu tür şeffaflık artışı girişimlerinde bulunarak AKP'ye dolaylı yoldan baskılarını artırabilirler. Sadece CHP de değil, hangi belediye olursa olsun.

Ama eğer CHP farklı ve daha iyi olduğunu iddia ediyorsa, o farkı, o iyiliği ortaya koymak, bunu eylemleriyle somut şekilde göstermek zorunda. CHP'nin de çok uzun zamandır "global faşist sistemin" koşullarına gayet iyi adapte olduğu yönünde izlenimlerim var. Yani CHP de çok örnek, çok şeffaf, çok dürüst, çok iyi bir parti falan değil ve bu bir sır da değil.

Muharrem İnce ve ona benzer şekilde Kılıçdaroğlu'nu "iktidar olmamakla" suçlayanların parti içinde kin-nefret tırmandırıcı tavırlarında bir bit yeniği olduğunu düşünmemin sebeplerinden biri de bununla ilgili. İstisnalar olabilecek olmakla birlikte, CHP hiçbir zaman gerçek bir "halk partisi" olmamıştır. Boşverin halkın bazı kesimlerine ideolojik gerekçelerle nefret veya en hafif deyişle soğukluk duymayı, kendi içinde de birbirini seven, sayan, koruyan, açık, net, dobra, dürüst olan bir parti olmadı bence hiçbir zaman. Bunda hem geçmişinin çeşitli karanlık yönlerinin bir etkisi olduğu gibi, ideolojik olarak feci şekilde kendi kendini programlayıp sınırlayan, üstünlük ve bir o kadar aşağılık kompleksleri yaşayan ve yaşatan bir parti olageldi. Bu elbette sadece CHP'ye özgü bir durum veya hastalık değil, tüm partileri ve tüm kesimleri şu veya bu şekilde etkileyen bir KH/ego hastalığı ve sömürü süreci. İşte CHP bununla halen doğru dürüst yüzleşebilmiş, aşabilmiş değil. Kısacası hemen her partide ve kesimde görülebileceği gibi, CHP'de de kendi iç çelişkilerini açıklayamama ve yüzleşememe nedeniyle suçu atacak birilerini bulup yargılama eğilimi her zaman yüksek oldu. İşte, iç yargılama bağlamında şu anda da birileri Kılıçdaroğlu'nu günah keçisi ilan etmeye çalışıyor, sanki CHP çok normal, düzgün, özü-sözü, içi-dışı bir ve sağlıklı bir partiymiş gibi, hiç bunun özeleştirisini, muhasebesini yapmadan, ve hatta özellikle bu "özeleştiriden kaçabilmek" için, Kılıçdaroğlu'nu partiyi iktidara taşıyamadığı için bir vatan haini ilan etmedikleri kaldı. Parti-haini, Atatürk-düşmanı suçlamaları doğrudan veya dolaylı şekillerde geliyor, o yüzden henüz "vatan haini" ilan edilmediğine referansta bulunuyorum.

Kılıçdaroğlu mükemmel olmayabilir, onu tartışmıyorum, ama sanki parti daha düne kadar iktidarmış da, Kılıçdaroğlu geldiğinden beri kaybediyormuş gibi bir hava yaratılıyor, halbuki Kılıçdaroğlu AKP karşısında CHP'nin oy ortalamasını artırmış ve bu da bedavaya veya tesadüf eseri olan birşey değil, muhalefet adına epeyce yoğun çaba harcıyor ve bu çabalar giderek da olgunlaşıyor bana sorarsanız. Ama birileri CHP'nin gerçek bir demokratik, şeffaf, içi-dışı, özü-sözü bir halk/birlik partisi olmaktan ne kadar uzak olduğunun özeleştirisine odaklanacağı yere, Kılıçdaroğlu neden CHP'yi iktidar yapamamış diye sanki partinin bütün sorunu buymuş gibi bir resim çiziyorlar ve üstelik sanki Kılıçdaroğlu partiye ve Atatürk'e ihanet ediyormuş gibi bence son derece dengesiz aşırılıkta cüretkar suçlamalarda ve imalarda bulunuyorlar. İşte bu da CHP'yi çıkmazlardan çıkmazlara sürükleyen yaman hastalığının bir sonucu ve kanıtı.

Bizler, bu forumun üyeleri, artık klasik, beyni büyük ölçüde programlanmış ve adeta at gözlüğü giydirilmiş seçmenler ve partililer gibi düşünüp davranmayı aşmalıyız. Komplekslerimizi, ideolojik prangalarımızı çıkarmalı, özgür birer ruh olarak tüm bu ve başka meselelere yaklaşmaya cesaret etmeliyiz. CHP "BH öncüsü" bir parti değil, hem de bu yeni bir olay değil. KH dediğimiz ve hepimizi ve herşeyi saran ego-temelli eğilim, bu partiyi de öteden beri çok ciddi şekillerde tesir altına almıştır. Diğer partiler için de çok benzer teşhisler yapılabilir, ben şu anda konusu geçtiği için ve biraz da ailemin ve akrabalarımın ezici bölümünün siyasi tercihi olduğu için CHP'nin durumuyla ilgili yorumlarımı paylaşma isteği ve gereği duyuyorum.

Öncelikle belirli bir partiye oy versek ve partinin ideolojisini kendimize yakın bulsak da, parti ötesi, ideoloji ötesi yaklaşabilmemiz gerekiyor tüm bu meslelere. CHP de diğer pek çok parti gibi çok uzun zamandır global faşistlerin pek çok baskı ve programlamasına büyük ölçüde uygun hareket etmiş bir parti. Dayatılan KH frekanslarını ciddi ölçülerde benimsemişliği var. Hiç öyle gerçek bir birlik-beraberlik, eşitlik, toplumsal dayanışma peşinde koşmuş bir parti değil. Son derece ideolojik gerekçelerle her zaman toplumun ciddi bir kısmına çok soğuk ve hatta nefret dolu yaklaşımlar sergilemiştir. Yani, hangi kesimden, hangi siyasi eğilimden olursa olsun, toplumdaki BH eğilimlerini bir araya getirip güçlendirmeye, artırmaya yönelik bir eğilimi temsil etmemiştir. Kendi ideolojisinden olmayana ve özellikle de "rakip/muhalif" ideolojilerden olanlara nefretle bakma eğiliminde olmuştur. Kısacası CHP genel olarak gayet "şişkin egolu" bir parti olagelmiştir. Egoları yarıştırmıyorum şu anda partiler arasında ama CHP'nin gayet güçlü bir egosu olduğunu kendi bakış açımdan çok iyi biliyorum ve burada ego derken de özellikle son derece hastalıklı, patolojik ve bir ölçüde psikopatik bir ego düzeyinden bahsediyorum.

Artık takım tutar gibi parti tutma eğilimlerimizi azaltmamız gerektiğine inanıyorum. Bir partiyi destekleyebiliriz ama adeta "kupon oynadığımız" bir yarış/kura gibisinden particilik yapmak, bizi BH'ye değil, daha fazla KH'ye sürükler bence.

CHP'nin veya herhangi bir partinin iktidar olup olamaması hayatımızın en önemli konusu haline gelmemeli bence. Tüm partilerde BH ve KH yönündeki eğilimleri değerlendirebilmemiz, buna göre övgü ve eleştiri analizlerimizi paylaşabilmeliyiz. Bu forumdaki bilgi kaynaklarında paylaşılan ve beslenen farkındalıkları güçlendireceksek, bundan yararlanacaksak, artık hiçbir şey, şimdiye kadar tuttuğumuz partiler de dahil olmak üzere hiçbir şey BH-KH kritiğinden kaçamamalı ve buna kendimiz de en başta dahil olmalıyız.

İktidar oldun, olmadın meselesinde de maalesef tıpkı takım tutma olayında olduğu gibi ego faktörü kendiliğinden tırmanıveriyor. Elbette tam olarak aynı şey olmayabilir, hatta takım tutma meselesi de ille her zaman egoyu tırmandırıcı etki yapmak zorunda değil, duruma göre BH'yi, dengeyi, aydınlanmayı da artırabilir, örneğin belirli bir takımı tutanlar arasındaki dayanışmanın da BH'yi destekleme durumları incelenebilir, bunun getirisi, götürüsü tartışılabilir ama maalesef pratikte çoğu zaman ego beslemesi daha fazla oluyor gibi geliyor bana.

İşte particilik meselesinde de farkına varmadan ego/KH kutupsallığımızı artıran koşullar olabilir ve bunların yeterince farkına varamama nedeniyle buna karşı yeterince aktif bir direnç gösteremiyor olabiliriz. Ben şu aşamada partilerin, siyasetin tamamen terk edilmesi gerektiğini savunmuyorum, akışına bırakmak gerektiğini düşünüyorum, toplumun ciddi bir kısmı için makul, makbul olan birşeye sırtımızı dönmemizin anlamı yok. Elde olan neyse, ilgi/dikkat/eylem/düşünce odağı olan konular nelerse, orada elbette bizim de tercihlerimiz, olumlu-olumsuz deneyimlerimiz, gözlemlerimiz olacaktır. Ama artık bu tür koşulların bizi lüzumsuz yere olumsuz şekillerde etkilememesi için daha bağımsız bakış açılarına sahip olmak için işbirliği yapmamız gerektiğine inanıyorum.

bozadi

#4
Benim bunları söylüyor olmam kesinlikle egoyu aştığım anlamına gelmediği gibi, bu söylediklerimi söyleyiş biçimimde aslında bizzat kendi egomun şişkin taraflarından kaynaklı aşırılıklar olması kaçınılmazdır. Bilinçsel olarak kesintisiz bir şekilde çok sağlıklı bir duruma erişmişlik gibi bir durumum yok kesinlikle. Ama yine de bu eleştirilerimi, bu gözlemlerimi çok muhtemel eksikleriyle, yanlışlarıyla paylaşma gereği duydum, tartışma olsun, fikir jimnastiği olsun diye.

bozadi

#5
06 Şubat 2018

Yılmaz Özdil 12 yıl önce Sabah'ta yazdığı yazıyı Sözcü'de TTB'ye uyarlamış!


Yeni Akit yazarı Zekeriya Say, Özdil'in yıllar önce yazdığı yazısını aynen köşesine koyduğunu söyledi.




Yandaş Yeni Akit yazarı Zekeriya Say, Sözcü Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil'in yıllar önce Sabah'ta yazdığı yazıyı, yeniden Sözcü'de yayınladığını söyledi.

Yılmaz Özdil'in 15 Mart 2006'da Sabah gazetesinde yazdığı 'Doktor' başlıklı yazısınının, Sözcü'de 1 Şubat 2018'de yayınlanan 'Türk Tabipler Birliği' başlıklı yazısıyla ile bire bir aynen olduğu ortaya çıktı.

Zekeriya Say, Yılmaz Özdil'in iki yazısını Twitter'da paylaştıktan sonra "Başlık değiştirmek yetiyor" yorumunu yaptı.

İşte, Zekeriya Say'ın o paylaşımı:




Kaynak: ABC Gazetesi


bozadi

#6
CHP'li/Atatürkçü kadroda "aşırı ego" eğilimlerini düşünürken yukarıdaki haberle karşılaşınca, paylaşmak ve bunun üzerinden bir eleştirimi paylaşmak istedim. Yılmaz Özdil'in bu yukarıdaki haberde geçen "eski makaleyi kopyala-yapıştır" şeklindeki bir eleştirilebilir davranışı sergileyip sergilemediğini bilmiyorum, yani haber içeriğinin doğru olup olmadığını bilmiyorum, ayrıca doğru olsa bile bu ille de çok negatif bir şekilde eleştirilmesi gereken birşey midir, ondan da emin değilim, sadece yüzeysel olarak bakıldığında bir "ucuzluk" görüntüsü var ama Yılmaz Özdil'le ilgili asıl bahsetmek istediğim husus bu değil. Bu şahıs çok akıllı, cin gibi zekası ve söylemleri olan bir şahıs. Çok sert ve bu anlamda bazen çok etkili muhalefet/eleştirileri olabiliyor ama benim şimdiye kadarki gözlemlerime göre bu şahıs benim yukarıda CHP ile ilgili yaptığım olumsuz eleştirilerin çoğuna çok iyi bir örnek teşkil ediyor. Yani "aşırı ego" semptomları gösteren bir şahıs olduğunu düşünüyorum. Aşırı agresif, aşırı saldırgan. Feci şekilde ideolojik hırs ve nefret temelli hareket ediyor. "Her zaman" nefrete dayalı hareket ettiğini iddia etmiyorum kesinlikle ama nefreti "çok sık" kullandığına dair gözlemlerim var. Ve açıkça söylüyorum, bu kesinlikle BH'yi destekleyici bir davranış şekli değil. Bu adamda çok ciddi kompleksler var, hem alçaklık hem yükseklik kompleksleri. Hastalıklar göründüğünden çok daha karmaşıktır zaten. Bu "sivri" eleştiriyi yaparken, şahsın desteklediği ideolojiye/partiye/gruba faydalı bir etkisi olmadığını iddia etmediğimi vurguluyorum. Ümitsiz bir vaka olduğunu da iddia etmiyorum ama "fazlasıyla egotik" ve provokatif davranışlar sergileyen ve bu anlamda "uyarı çanları" çalan bir tip olduğu yönündeki gözlemimi paylaşmış olayım.

Örnek olarak AKP'nin içinden muhalif partilere yönelik en aşırı, en egotik eleştirileri yapanlara ne kadar karşıysam, kendi yakın olduğum ideolojik çevre içinden de karşı ideolojilere yönelik bu ölçüde ego-güdümlü saldırgan davranışlar sergileyenlere de karşıyım. Sözcü gazetesi de bu eğilimi çok uzun zamandır besleyen, destekleyen bir gazete oldu nitekim. Yani ideolojiyi veya buna benzer şeyleri gerekçe göstererek birilerine adeta küfredercesine 7/24 nefret saçma hakkını kendinde bulan, son derece egotik ve ego-besleyici-tırmandırıcı bir etkiyi temsil etti bence, son zamanlarda bunu azaltmış mıdır, azaltmamış mıdır bilmiyorum ama sırf ideolojik gerekçelerle bu tür eğilimleri besleyenleri "dost" sanıyorsanız, bence yanılırsınız. Sözcü gazetesi CHP'nin / Atatürkçülerin "Yeni Akit"liğine soyunmuş bir gazete. Son derece küfürbaz, saldırgan, aşırılıklarla dolu eğilimleri beslemeye çalışmış bir gazete. Ha, şimdi Soner Yalçın gibi biri de bu gazetede yazıyor, umarım olumlu etkisi olmuştur, oluyordur veya olacaktır ama Soner Yalçın'ın kendisi de zaten ideolojik önyargılardan henüz yeterince kurtulmuş biri değil bence. Ama evet, bir Yılmaz Özdil'le karşılaştırılabilecek biri de değil bilinç düzeyi ve ego miktarı konusunda.

bozadi

#7
Sözcü gazetesini çıkaran grup aynı zamanda "AMK" diye bir spor gazetesi çıkarıyor, duymuşsunuzdur. Güya "Açık, Mert, Korkusuz" imiş açılımı ama konuyla yeterince ilgisi / bağlantısı olan herkes bunun bir küfür sözünün çok kullanılan kısaltması olduğunu ve bu gazeteyi çıkaranların da bizzat bu amaçla bu kısaltmayı kullandıklarını anlıyor. Bu tür bir küfür lafının çok sık kullanılıyor olmasının, bir gazeteye isim yapılmasını meşru kıldığını hiç sanmıyorum. Gazetenin ardındaki zihniyetle ilgili bozuklukların basit ama açıklayıcı bir yansıması aslında.

bozadi

#8
İşte, varmaya çalıştığım noktalardan biri bu: CHP'de koparılmaya çalışılan "iktidar oldun - olamadın" tartışmalarının bir kısmı CHP'nin asıl sorunlarının tartışılmasını ve aşılmasını engellemeye, gözden kaçırmaya yönelik birer sabotaj. "Tartışmaların bir kısmı" diyorum, elbette ki bu konunun tartışılması çok doğaldır, ama "tartışılma şekline" göre, orada bir sabotaj veya birşeyi gözden kaçırma çalışma çabası olup olmadığı anlaşılabilir. Muharrem İnce ve aday seçilemeyen diğer adaylar ve yukarıda verdiğim isimler dahil olmak üzere eleştirdiğim kesim, hem parti dışına yönelik olarak ve hem de parti içinde agresyonu, nefreti, küfürbazlığı, provokasyonu var güçleriyle tırmandıranlardır. Ve bu kesimin ortak özelliği, ideolojiyi ve bu bağlamda özellikle de Atatürk'ü bu agresyona, nefrete, küfürbazlığa ve provokasyona "gerekçe" göstermesidir. Belirli bir düzeye kadar yapılan ve zaten yapılması gereken eleştirileri kastetmiyorum, yapıcı değil, göstere göstere yıkıcı amaçla yapılan ve aslında bizzat siyasi iktidarı sevinidirip işini kolaylaştıran (iktidarın aşırılıklarına gerekçe sağlayan) çok yüksek dozlu egosal davranışlardan bahsediyorum. Nefreti sevgi için değil, sevgiyi nefret için "kullananlardan" bahsediyorum. CHP o şekilde iktidar olamaz (on yıllardır olamadığı gibi) ve olsa da kesinlikle bu millete faydalı bir iktidar olmaz, gayet faşizan bir eğilim sergiler ve nitekim geçmişinde de o faşizan pratikler epeyce mevcuttur ve günahkarlığının, lanetlenmişliğinin başlıca nedenlerinden biridir. CHP'nin TSK ile birlikte on yıllardır Atatürkçülük adı altında gobal faşist güçlere olan itaati de aynı yozlaşmışlığın ve günahkarlığın bir sonucu ve sebebidir. Şimdi Kılıçdaroğlu CHP'yi organik, halkla gerçekten iletişim kuran ve gerçekten etkili muhalefet yapan bir parti haline getiriyor diye çıldırıyorlar ve insanların da kendileri gibi düşünmesi için yoğun bir beyin-yıkama programlaması yapmaya çalışıyorlar.

Türk milliyetçiliğini faşizan/terörist noktalara taşıyanlarla Kürt milliyetçiliğini faşizan/terörist noktalara taşıyanlar nasıl birbirinin varlığını besliyor ve birbirinden "nemalanıyorsa", bir yanda CHP içinde ideolojik gerekçelerle nefret eğilimlerini tırmandıranlarla diğer yanda iktidarda ve diğer partilerde aynı şeyi yapmaya çalışanlar da bir o kadar birbirinin varlığını besliyorlar ve aralarında açık veya örtülü bir destek bağı vardır aslında. Yani bahsettiğim küfürbazlar ve provokatörler, en zıt partilerde bile olsalar ve birbirlerine küfür etseler bile, bu onların aslında bir tür "birlikte-sömürü" oyunu içinde oldukları, aynı yüksek KH güçlerinin güdümünde oldukları ihtimalini ortadan kaldırmıyor kesinlikle.

bozadi

#9
Evet, olabilir. Kılıçdaroğlu'nu CHP'nin başına getiren güçler pozitif güçler olmayabilir, FETÖ olabilir, ABD olabilir. Tıpkı Erdoğan'ı AKP'nin başına getirenler gibi. Ama nasıl Erdoğan nihayetinde o güçlerin elinde patlamışsa, bence aynı şekilde Kılıçdaroğlu da aynı güçlerin elinde patlamıştır.

Kuran'da "Allah'ı aldatmaya çalışmayın, Allah aldatıcıların en büyüğüdür" gibisinden bir ayet var, çok dikkatimi çekmiştir. İşte, birileri Erdoğan'ı ve Kılıçdaroğlu'nu milleti kandırmak için seçti, ama Allah'ın işine bakın ki, sonuçta bu şahıslar kendilerini o mevkiye negatif amaçlarla getirenleri kandırmış oldu. Biri iktidar, biri muhalefet ve birbirlerinden nefret ediyorlar ama bence ikisinin de millete hizmet etme düzeyi giderek artıyor. Olması gereken de budur. İktidar iktidarlığını, muhalefet muhalefetliğini yapmalı. Bu iktidar/muhalefet görüntüsü de nihayetinde sahtedir. Tek gerçek iktidar sevginin iktidarıdır. Ve bu oy sayısıyla belirlenebilecek birşey değildir, hileye-hurdaya da gelmez uzun vadede.

bozadi

#10
06 Şubat 2018

Türkiye'de ABD karşıtlığı artıyor


Anket sonuçlarına göre, Türkiye'de ABD karşıtlığı giderek artıyor.




Araştırma ve danışmanlık şirketlerinin Türkiye'nin ABD'ye bakış açısına dair yaptıkları anketlerin sonuçlarına göre, katılımcıların büyük bölümü kendisini "ABD karşıtı" olarak değerlendiriyor.

Optimar Danışmanlık, Tanıtım, Araştırma ve Organizasyon Şirketi tarafından Türkiye'deki 26 ilde bin 508 kişinin katılımıyla bir anket çalışması yapıldı.

"Kendinizi ABD karşıtı olarak tanımlar mısınız?" sorusuna ankete katılanların yüzde 71,9'u "ABD karşıtıyım", yüzde 22,7'si "Kısmen ABD karşıtıyım" yanıtını verirken, sadece yüzde 5,4'ü "ABD karşıtı değilim" seçeneğini işaretledi.




Ankete katılanların yüzde 58'i DEAŞ'ın Suriye ve Irak'ta kısa sürede güçlenme nedeninin, "Uluslararası güç merkezlerince (ABD, İsrail, Avrupa ülkeleri) desteklenmesi" olarak gördüğünü belirtti.

"Türkiye'nin Rusya ile yakınlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz" sorusuna ise katılımcıların yüzde 62,1'i "olumlu", yüzde 22,4'ü "olumsuz", yüzde 15,5'i ise "fikrim yok" yanıtını verdi.

"ABD karşıtlığı tarihinin en yüksek seviyesinde"

Optimar Araştırma Şirketi Genel Müdürü Hilmi Daşdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2011'den beri "ODPAR Ortadoğu ve Dış Politika Araştırması" yaptıklarını ve dış politikadaki kamuoyu algı ve farkındalığını ölçtüklerini söyledi.

Yeni tamamlanan araştırmada ABD karşıtlığının had safhaya ulaştığının görüldüğünü belirten Daşdemir, şöyle devam etti:

"Son dönemde Türkiye'de ABD karşıtlığı, tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmış durumda. Anket sonucu, ABD-Türkiye ilişkileri açısından oldukça endişe verici. Tabi ki bunda, ABD'deki FETÖ/PDY'ye yönelik politikalar en belirleyici etkendir. Nitekim, 2016'da 25 ilde bin 500 kişi ile yüz yüze yapmış olduğumuz araştırmada '15 Temmuz darbe girişiminin arkasında kim var?' diye sorduğumuzda da yüzde 36,9 FETÖ, yüzde 25,2 ABD+FETÖ, yüzde 5,6 ABD, yüzde 2,3 diğer ve yüzde 29,2 'fikrim yok' cevabını vermişlerdi. ODPAR Araştırmasında sorduğumuz 'Türkiye dış politika alanında hangi ülkeler ile hareket etmelidir?' sorusuna da ABD 2015'te yüzde 23,1 iken bugün bu oran yüzde 13,6 olarak gerçekleşmektedir. Buna mukabil ABD ile işbirliği düşerken, Rusya ve Çin gibi ülkeler ile hareket etme isteği artmaktadır."

AGS GLOBAL'in anketi

Araştırma ve danışmanlık şirketi AGS GLOBAL de farklı sektörlerde 393 iş insanının katılımıyla bir anket çalışması yaptı.

Araştırmaya katılanların yüzde 66'sı ABD'ye karşı "olumsuz" bakış açısına sahip olurken, yüzde 13'ü "olumlu" bakış açısına sahip. "ABD'ye bakışım ne olumlu ne olumsuz" değerlendirmesi yapanların oranı ise yüzde 21.

ABD'ye karşı olumsuz bakış açısına sahip (yüzde 66) iş insanları olumsuz algıyı tetikleyen ve besleyen temel unsuru "güvensizlik" olarak değerlendiriyor.

AGS Global Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Güler, Türk iş dünyasının tutumu doğrultusunda çıkan sonuçların üç sacayağı olduğunu söyledi.

Bunların ilkinin "Yeni Türkiye'nin Batı tarafından hala eski ezberler üzerinden okunmaya çalışılması" olduğunu belirten Güler, şöyle devam etti:

"İkincisi, her kafadan ayrı ses çıkan, çelişkili açıklamalar yapan ve uzunca bir süredir liderlik krizi yaşayan AB'nin aynı hastalığı ABD'ye bulaştırması. Özellikle Trump sonrası yaşanan liderlik sorunu ve çelişkili yönetim anlayışı olumsuz algının artışına sebep olmuştur. Batı'da yaşanan liderlik sorununa mukabil Rusya'nın ise böyle bir probleminin olmaması algısal olarak olumlu sonuçlar doğurmuştur. Üçüncüsü ise dünyanın siyasi ve ekonomik ağırlık merkezinin Asya-Pasifik bölgesine kayması, dikkatleri bu bölgeye çekiyor. Bu sebeple Batı'dan duygusal kopuşların daha kolay hale geldiği bir dönemdeyiz."

"Karşıtlık oranı yüzde 85-90'lara çıkmış durumda"

A&G Araştırma Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Adil Gür ise son yaptıkları araştırmaya göre Türkiye'de ABD karşıtlığının arttığını, Rusya karşıtlığının azaldığını söyledi.

Yaklaşık 20 yıl önce Rusya karşıtı oran çok yüksek iken ABD karşıtı oranının ise düşük olduğunu dile getiren Gür, "Fakat son yıllarda ABD'nin PKK'ya destek vermesi ve FETÖ'ye sahip çıkması, ABD'ye olan karşıtlığı ciddi oranda artırdı. ABD'nin en son Afrin'deki Zeytin Dalı Operasyonu'nda PKK'ya desteğiyle karşıtlık oranı yüzde 85-90'lara çıkmış durumda. Türkiye'de yaşayan Kürtlerin yüzde 82'si Amerika'nın Kürtlerin dostu ve müttefiki olmadığını düşünüyor. 'Amerika kendi çıkarları doğrultusunda PYD'yi destekliyor' diyorlar. Toplam yetişkin nüfusun yüzde 87'si, PYD'nin PKK'nın uzantısı olduğunu düşünüyor." ifadelerini kullandı.

Kaynak: Anadolu Ajansı