Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Husiler Riyad'a Füze Atınca Suudi Arabistan Karıştı (4.11.17)

Başlatan bozadi, 07 Kasım 2017, 13:48:12

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

4 Kasım 2017

Balistik füze saldırısından sonra Suudi Arabistan'da sıcak saatler yaşanıyor...


Yemen'den Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'a, yönelik balistik füze saldırısı gerçekleştirildi.

Ardından, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, füze saldırısı sonrası hükümette ve silahlı kuvvetlerde revizyona gitti. Sıcak gelişmelerin yaşandığı ülkede 11 prens ve onlarca eski bakanın gözaltına alındığı iddia edildi.

Suudi Arabistan'dan gelen ilk resmi açıklamada, Maliye Bakanlığı, gözaltı kararlarının hukukun üstünlüğüne güveni artırdığını ve ülkenin yatırım ortamını koruduğunu açıkladı.




Yemen'den Riyad'a yönelik balistik füze saldırısının ardından, Suudi arabistan'da dün akşam ani bir kararla başta Kraliyet Muhafızları Bakanı Prens Mutab bin Abdullah  ve Prens El-Velid bin Talal olmak üzere çok sayıda prens, bakan ve iş adamı gözaltına alındı. Güvenlik güçleri, üst düzey isimlerin kaçma ihtimaline karşı uçuşları sıkı bir şekilde denetliyor.

Suudi Arabistan merkezli El-İktisadiyye ve Sabk gazetelerinin sosyal  medya hesaplarında yer alan haberde, yolsuzluğa karıştıkları gerekçesiyle 11  prensin yanı sıra eski ve yeni dönemde bakan ve bakan yardımcılığı görevlerinde bulunan 38 kişinin gözaltına alındığı belirtildi.

Haberde, yolsuzluk davaları çerçevesinde gözaltına alınanlar arasında eski Kral Abdullah bin Abdulaziz'in iki oğlu Kraliyet Muhafızları Bakanı Prens Bin Abdullah ve Riyad bölgesinin eski Emiri Prens Turki bin Abdullah'ın yanı sıra Suudi Arabistanlı milyarder Bin Talal'in de yer aldığı kaydedildi.

TWITTER ORTAĞI PRENS DE GÖZALTINDA

Apple, News Corp, Citigroup, Four Seasons, Movenpick ve Fairmont gibi dünyaca ünlü şirketlerde yatırımları bulunan Prens Talal, sosyal medya sitesi Twitter'ın da en büyük ikinci ortağı olarak biliniyor. Prens Talal, kadın hakları savunuculuğuyla da tanınıyor.

Kral Abdullah'ın oğlu eski Suudi Ulusal Muhafızları Bakanı Prens Mutab bin Abdullah, bu görevden alınmadan önce krallık için en önde gelen adaylardan biri olarak görülüyordu. 

ÖNCE AZİL, SONRA GÖZALTI

Gözaltı dalgası, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz tarafından  yayımlanan kraliyet kararnameleriyle üst düzey isimlerin görevlerinden  azledilmesinin ardından geldi.

Kararnameyle görevine son verilen Ekonomi ve Planlama Bakanı Mühendis  Adil bin Muhammed Fakih ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Amiral Abdullah bin Sultan  bin Muhammed'in yanı sıra Kraliyet Divanı eski Başkanı Halid Tuveyciri, Kraliyet Merasimleri eski Başkanı Muhammed et-Tubeyşi, Yatırım Fonu eski Başkanı Amr  Dabbağ, Suudi Arabistan İletişim Şirketleri eski Başkanı Suud ed-Deviş'in de  gözaltına alınanlar arasında bulunduğu aktarıldı.

Eski Maliye Bakanı ve halihazırda Devlet Bakanı olan İbrahim bin  Abdulaziz el-Assaf, Meteoroloji ve Çevre Koruma eski Genel Başkanı Turki bin  Nasır ile eski Savunma Bakanı Yardımcısı Prens Fahd bin Abdullah bin Muhammed'in  de listede dikkati çeken isimler arasında olduğu belirtildi.

MEDYA PATRONLARI DA GÖZALTINDA

Gözaltı dalgasının MBC Medya Grubunun sahibi iş adamı Velid  el-İbrahim, ART Medya Grubunun sahibi iş adamı Salih Kamil, Bin Ladin Grubu  Başkanı Bekr bin Ladin ile iş adamı Muhammed el-Amudi'yi de kapsadığı ifade  edildi.

Al-Arabiya kanalında dün gece yayınlanan haberde, Savunma Bakanı ve  Veliaht Prens Muhammed bin Selman başkanlığında kurulan Yolsuzlukla Mücadele  Yüksek Komisyonu'nun, "aralarında dün gece görevlerinden alınan bakanların da  olduğu birçok eski bakan ve prens hakkında gözaltı kararı çıkardığı" ileri  sürülmüştü.

BANKADAKİ PARALARINA EL KONULACAK

Suudi Arabistan'ın Resmi Haber Ajansı SPA'da saat 22.20'de yayınlanan Kraliyet Kararnamelerine göre rüşvet ve yolsuzluklara bulaşmış olanlar hakkında işlemlerin başlatılması ve araştırmaların sürdürülmesi için bir komisyon kurulmasına karar verildi. Başkanlığına da Kral Selman'ın oğlu  Veliaht Prens Muhammed bin Selman getirildi.

Ülkede rüşvet ve yolsuzluklara karşı mücadele amacı güden komisyonun alacağı kararlar doğrultusunda rüşvet ve yolsuzluğa bulaştığı tespit edilen şüphelilerin, yurt dışına çıkışları engellenecek, bankalardaki tüm paralarına el konulacak ve tüm şirketleri kontrol altında tutulacak. Araştırmalar sonucunda suç unsurları sabit olanların ise derhal tutuklanacakları belirtildi.

GÖZALTINDA BİR KADIN DA VAR

Gözaltına alınanlar arasında bir  kadının da olduğu  ifade  edildi. Haberde "Kolera ile ilgili ve Cidde'deki atık suyu projesi usulsüzlüğü" gibi birden fazla yolsuzluk dosyası nedeniyle gözaltıların gerçekleştirildiği kaydedilirken, resmi makamlardan henüz bir açıklama yapılmadı. Al Arabiya, 2009'da Cidde'yi mahveden su baskınları ve MERS virüsüne yönelik yönetimsel hamlelerin soruşturulduğunu duyurdu.

SUUDİ ARABİSTAN: GÜVEN ARTTI

Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı, son kararlarının hukukun üstünlüğüne güveni artırdığını ve ülkenin yatırım ortamını koruduğunu açıkladı.

TÜRKİYE'DEN İLK AÇIKLAMA

NTV'de canlı yayına katılan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, konuyla ilgili soruya "Bu aldıkları yeni kararlar kendi tasarruflarıdır. Eski bakan ve prenslerin de tutuklandığı haberleri geldi. Detaylar netleştikçe biz de daha net şeyler söyleyebiliriz. Suudi Arabistan da dönüşüm sürecinden geçiyor. Tepkiler ne durumda ona bir bakmak lazım. Dünyaya açık bir İslam anlayışı esas alınmaya çalışılıyor. Bu Suudi Arabistan'ın Selefi hareketlerle uzun geçmişi ele alındığında ona da bakmak gerekiyor. Zihniyet yapısı nasıl değişecek, bununla ilgili bir takım adımlar atmaya çalışıyorlar. Kral ve sonrası ile ilgili siyasi düzenlemeler yapılıyor. Petrole bağımlı olmayan bir ekonomik model üzerinde çalışıyorlar. Yemen meselesi var. Bizim için önemli ülkelerden bir tanesi Suudi Arabistan." cevabını verdi.


İmha edilen füzenin parçaları böyle görüntülendi.



Yemen'den Suudi Arabistan'ın Başkenti Riyad'a, yönelik  dün akşam yerel saatle 8'de balistik füze saldırısı gerçekleştirildi. Saldırı sonrası ülkece sıcak saatler yaşandı. Al Arabiye televizyonu ve haber sitesi tarafından duyurulan saldırı haberinde, füzenin Suudi Arabistan füze savunma sistemleri ile Riyad kenti yakınlarında havada etkisiz hale getirildiği ifadesi yer aldı.
Füzenin imhası sırasında meydana gelen patlamanın Riyad'ın bir bölümünden de duyulduğu belirtildi.

HAVA TRAFİĞİ NORMALE DÖNDÜ

Saldırı nedeniyle can kaybı olmadığı ve maddi bir zararın oluşmadığı aktarılan haberde, havaalanındaki hava trafiğinin de normal seyrinde devam ettiği kaydedildi.

HUSİLER DOĞRULADI

Öte yandan, Husiler, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'na balistik füze attıklarını duyurdu. Husilere yakın Saba News, Burkan H2 cinsi füzenin havalimanını hedef aldığını belirtti.

TRUMP'TAN TEPKİ




Tokyo'ya giderken uçağında gazetecilere konuşan ABD Başkanı Donald Trump, Husilerin İran'a yakınlığına atıfla "Bence İran Suudi Arabistan'ı hedef aldı ve bizim sistemimiz füzeyi fırlattı attı. Bizim yaptığımızı başka kimse yapmıyor, artık bunu bütün dünyada görebiliyoruz" dedi.

KRAL TRUMP İLE GÖRÜŞTÜ

Suudi Arabistan'ın resmi ajansı SPA'da yer alan habere göre, Kral Selman, ABD Başkanı Trump ile telefon görüşmesi yaptı.

Kral Selman görüşmede geçen hafta ABD'nin New York eyaletinde  düzenlenen terör saldırısını kınayarak, ülkesinin "ABD'nin ulusal güvenliğini  koruma ve terörle mücadelede aldığı önlemleri" desteklediğini ifade etti.

Suudi Arabistan Kralı Selman, "terörün her türlüsünü yok etme ve  kaynaklarını kurutmaya" yönelik uluslararası çabanın devam etmesinin önemini  vurgulayarak, Trump aracılığıyla saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine ve  ABD halkına başsağlığı, yaralılara acil şifa diledi.

Trump'ın da görüşmede, Suudi Arabistan'ın ılımlılığı yaymak ve  aşırılıklarla mücadelede oynadığı rolden övgüyle bahsettiği aktarıldı.

Dünya Ticaret Merkezi yakınında geçen hafta Özbek asıllı Sayfullo  Saipov'un kiralık bir kamyoneti bisiklet yolunda insanların üzerine sürmesi  sonucu 8 kişi ölmüş, 12 kişi yaralanmıştı.



Kaynak: Milliyet


bozadi

7 Kasım 2017

Suud'da füze paniği


Muharrem Bayraktar




Yemen'den Suudi Arabistan'a fırlatılan balistik füzelerin ne kadar vahim sonuçlara gebe olduğunun henüz farkında değiliz. Füzeler başkent Riyad'a düştü ve fırlatıldıkları yer, yıllarden beri Suudi Arabistan'ın korkunç bir mezhep taasubuyla kana buladığı Yemen.

Balistik füzeler Yemen'de Husilere ait bölgeden atıldı. Husiler, Ensarullah olarak da bilinen Şii mezhebine mensuplar ve Yemen'de önemli nüfusa sahipler.

Suudiler, devrik Yemen Devlet Başkanı Hadi'yi yeniden ülkenin başına getirmek için Körfez ülkeleriyle birlikte her yolu deniyor.

Yemen'e karşı oluşturulan koalisyonda tıpkı Suriye'yi kana bulayan ittifakta olduğu gibi Suudilerin yanı sıra Kuveyt, Katar, Bahreyn de var.

Suudi yönetimi ve koalisyon güçleri, 3 yıldan beri Yemen'i aralıksız bombalıyor. Bu bombalamalar genellikle sivil yerleşim bölgelerini vuruyor. On bine yakın sivil öldü. 150 bin yasaklı salkım bombası kullanıldı. Yemen'in her tarafını yerle bir ettiler.

Yemen ordusu ve halk ise bu saldırılara karşı koymaya çalışıyor.

Şimdi ise Suudi Arabistan'ın hiç beklemediği bir şey oluyor ve Yemen'den Suudi Arabistan'in kalbine, başkentine, Riyad'a füzeler düşüyor. İlk resmi açıklamalar füzelerin havada imha edildiği yönünde idi ama hiç de öyle olmadığı, füzelerin havaalanı yakınlarına düştüğü ortaya çıktı.

Riyad'a düşen bu füzelerden sonra Suudi Arabistan bir anda karıştı. Onlarca prens, bakan, bakan yardımcısı, bürokrat görevden alındı. Hapse atıldılar. Bir anda Suudi Arabistan yolsuzluk operasyonuna başladı.

Ülkeyi darmadağın eden bir saldırıdan sonra güvenlik operasyonu yapılması gerekirken, yolsuzluk operasyonu yapılması için düğmeye basılması da ilginçti!

Kraliyetle yönetilen bir diktatör rejimde bile "makamına ve sıfatına" bakılmadan, aralarında dolar milyarderlerinin de bulunduğu onlarca kişinin yolsuzluktan hapse atılmasına "helal be" diyenleriniz olabilir ama Suudi rejimi o kadar harama bulaştı ki, "helal" kelimesini hiç hak etmiyor.

Yemen'de akıttığı kan, Riyad'a füze olarak düştü.

Şu anda başkente uluslararası uçuşlar yapılamıyor.

Hayat durmuş vaziyette.

Suudi rejimi, her an bir darbe tehdidine maruz kalmanın telaşını yaşıyor.   

Yemen'de batağa saplanmış ve emperyalizmin emir eri olmuş Suudi ordusunun perişanlığı, kraliyet ailesinin derin paniği, darbe korkusu, bu korkuyla ne yapacağını bilemememin verdiği yönetim zaafiyeti, Suud'un başında kara bulutların dolaşmasına sebep oluyor.

Oysa daha bir kaç ay önce Riyad'da, ABD Başkanı Trump'la 110 milyar doları silah alımı olmak üzere 350 milyar dolarlık anlaşma imzalayıp, kılıç dansı yaparken her şey ne kadar güzeldi değil mi!

Bugün ise Trump'la kılıç dansı yapan kraliyet ailesi mensuplarının iç savaşını ve birbirlerine kılıç çekmesini konuşuyoruz.


Kaynak: Yeni Mesaj


Astre

Birilerini elemek istiyorlardı ve anlaşıp kendilerine saldırdılar, tipik taktik..
 

bozadi

10 Kasım 2017

Nasrallah: Suudi Arabistan, İsrail'den Lübnan'ı vurmasını istedi


 


Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Lübnan'ın içişlerine karışmakla suçladığı Suudi Arabistan'ın İsrail'den Lübnan'ı vurmasını istediğini iddia etti.

Hizbullah lideri Nasrallah, televizyondan canlı yayınlanan bugünkü konuşmasında, Suudi Arabistan'ı Lübnan'ın iç işlerine karışmakla suçlayarak, "Lübnan Başbakanı Hariri'yi zorla istifa ettiren ve şu an ev hapsinde tutan Suudi Arabistan, İsrail'den Lübnan'ı vurmasını istedi." iddiasında bulundu.

Nasrallah, "Siyasi ve ekonomik istikrarın son bir yılda düzelmeye başladığı Lübnan, Suudi Arabistan'ın Hariri'yi zorla istifa ettirmesi sonucu yeniden eski günlerindeki sıkıntılı dönemlerine döndürülmek isteniyor. Hariri'nin zorla istifa ettirildiğini tüm dünya biliyor." ifadelerini kullandı.

Suudi Arabistan'ı Lübnanlıları birbirine karşı kışkırtmakla suçlayan Nasrallah, Riyad yönetiminin aynı zamanda Arap ülkelerini de Lübnan'a karşı kışkırttığını söyledi.

Hariri'nin halen Lübnan Başbakanı olduğunu ve Lübnan Hükümeti ile çalışmaya devam edeceklerini belirten Nasrallah, "Hariri'ye her konuda katılmasak da ona yapılan bu saygısızlık tüm Lübnan halkına karşı yapılmıştır. Hariri'nin Lübnan'a dönmesine izin verilmesini talep ediyoruz." dedi.

Suudi Arabistan'ın İran'la doğrudan yüzleşemediğini bu nedenle öfkesini Lübnan'dan çıkardığını ve etkisini kanıtlamaya çalıştığını vurgulayan Nasrallah, sözlerine şöyle devam etti:

"Hariri, okuduğu istifa mektubuna tek bir kelime bile yazmış değil. Biz Müstakbel Hareketi'nin Hariri'nin ülkeye dönmesiyle ilgili yaptığı çağrıya katılıyoruz. Lübnan'a dönüp istediği herhangi bir tutumu takınabilir, ne isterse söyleyebilir. Hariri'nin istifası meşru değil ve anayasaya aykırı çünkü bu istifa baskı altında gerçekleşti. Lübnan Meclisinin istişareler için bir araya gelmesine gerek yok. Hükümet anayasaya uygun şekilde istifa ederse mecliste istişare görüşmeleri o zaman yapılır."

Saad Hariri'nin istifası

Lübnan Başbakanı Hariri, kurduğu hükümetin Aralık 2016'da meclisten güvenoyu almasının üzerinden 1 yıl geçmeden 4 Kasım'da, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da istifa ettiğini açıklamıştı. İstifa konuşmasında, "Hizbullah ve İran'ın bölgeyi istikrarsızlaştırdığını" belirten Hariri, "kendisine yönelik suikast olabileceği endişesi taşıdığını" kaydetmişti.

Hariri'nin kurduğu 30 sandalyeden oluşan ulusal birlik hükümetinde Hizbullah'ın 2 bakanı bulunuyor.

Kaynak: Birgün


bozadi

İslam'ın başkenti görünümü altında ABD'nin baş "İslami" temsilciliğine soyunarak her türlü şerefsizliğe ve şeytanlığa ev sahipliği yapan Suud İktidarı, Ortadoğu'da kendisine, ABD'ye, İsrail'e muhalif olan kesimlere "ayar vermek" amacıyla el altından desteklediği IŞİD ve türevleri istenen sonucu sağlayamayınca, hıncından ne yapacağını bilemedi şimdi. IŞİD'in ve diğer İslami kılıklı terörist grupların Suriye'de ve Irak'ta yenilgiye uğratılmasında çok hayati bir işlev üstlenmiş olan Hizbullah'tan ve Hizbullah'ın yurdu olan Lübnan'dan çıkarmaya çalışıyor hıncını. Tam da üstteki haberde belirtildiği gibi asıl hedefi olan İran'a doğrudan çatmaya cesareti yetmiyor. Husileri ezip yok etme operasyonu bile yüzlerine gözlerine bulaştı. Muaviyenin, Yezidin, şeytanın soyu...

bozadi

11 Kasım 2017

Lübnan Cumhurbaşkanı, Hariri'yi sordu


Lübnan Cumhurbaşkanı Aoun, Suudi Arabistan'da istifa eden Lübnan Başbakanı Hariri ile ilgili açıklamalar yaptı. Aoun, Suudi Arabistan'a Hariri'yi sordu.




Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin Suudi Arabistan'da istifa etmesine ilişkin gerilim sürüyor. Dün, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın Suudi Arabistan'ın Hariri'yi istifaya zorladığı yönündeki açıklamasından sonra, bugün de Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun konuyla ilgili açıklamalar yaptı.

'DÖNMESİNE NEDEN İZİN VERİLMİYOR?'

Hariri ile ilgili Suudi Arabistan'dan açıklama isteyen Aoun, "Hariri'nin Beyrut'a dönmesine neden izin verilmiyor derken, "Lübnan, Başbakanının uluslararası anlaşmalara ve devletlerarası kabul gören kurallara aykırı bir durumda olmasını kabul etmiyor." dedi.


Kaynak: İleri Haber


bozadi

6 Kasım 2017

Suudiler Lübnan'ı neden ateşe atıyor?


İran, Suriye ve Hizbullah'tan nefretini gizlemeyen Hariri, Suudilerin dizginleri salınmış yeni siyasetinde taşeronluk yapamayacak kadar önemsizleşmiş olabilir. Ya da Hariri, Muhammed bin Selman'ın 'dost-müttefik listesi'ne giremeyenlerden biridir. Birkaç güne bunu da göreceğiz.




Her şey bir film şeridinden fırlamış gibi.

Lübnan Başbakanı Saad el Hariri, Hizbullah'a karşı sert retoriğine rağmen çaktırmadan İran-Suriye eksenine yanaşmaya çalışıyor.

Hizbullah geçen yaz Lübnan ordusuyla birlikte Arsel'de El Nusra Cephesi ve IŞİD'e karşı başarılı bir askeri operasyon yürütüyor. İki güç arasında görülmemiş bir yakınlaşma sergileniyor.

Politika değişikliğine işareten ekim sonunda Şam'a yeni bir büyükelçi atanması kararlaştırılıyor.

İran dini lideri Ali Hamaney'in danışmanı Ali Ekber Velayeti geçen cuma Beyrut'ta Hariri tarafından ağırlanıyor.

Bütün bunlara sinirleri bozulan Suudi Arabistan Körfez İşleri Bakanı Semir el Sabhan, İran ile Hizbullah'ı yok edecek uluslararası bir koalisyonun kurulması ve Hizbullah'ın parlamentodan atılması çağrısı yapıyor.

Hariri apar topar Suudi Arabistan'a gidiyor.

Ve Hariri Riyad'dayken İran'ın bölgede ellerinin kesilmesi gerektiğini söyleyip istifa ediyor.

"Hariri Suudilerin rehinesi mi, zorla mı istifa ettirildi, Riyad'da gözaltında olabilir mi?" gibi sorular Lübnanlıların aklına düşerken Suudi Kralı Selman bin Abdülaziz ve oğlu Veliaht Prens Muhammed bin Selman saray darbesine bir yenisini daha ekliyor; 11 prens, kraliyet muhafızları komutanı, dört aktif bakan ve 34 eski bakan tutuklanıyor. Sorulara bir yenisi daha ekleniyor: Yolsuzluk bahanesiyle tepelerine binilenler arasında 'Saudi Oger'in sahibi Saad el Hariri de var mı?

Ki eski Milletvekili Viyam Vehhab'ın "Hariri, Suudi Arabistan'da gözaltında tutuluyor" iddiasını paylaşan çok oldu. Dün Hariri'nin Riyad'da Ritz Carlton Oteli'nde kaldığı ya da tutulduğu da söylendi. Şimdilik bunlar sadece iddia. Yarın bambaşka bir hakikatle de karşılaşabiliriz. Her halükarda hayli tuhaf ve başdöndürücü olaylar silsilesi.

***



Saad el Hariri, Suudilerin Lübnan'daki 'sevgili oğulları'. Babası Refik el Hariri, Suudi Kraliyet Sarayı tarafından milyar dolarlara hükmeden bir imparatora dönüştürüldü ve sonra Lübnan siyasetine armağan edildi. 2005'te öldürülen Hariri'nin ekonomik ve siyasal mirası oğluna kaldı. Saad el Hariri, 2008'de Suudiler, Fransızlar ve Amerikalıların yönlendirmesiyle Hizbullah'la uğraşmaya başlayınca kısa sürede iktidardan oldu ve İran'ın ağırlığını koymasıyla geçen yıl sağlanan siyasi uzlaşma sayesinde yeniden başbakan oluncaya dek Beyrut'a dönemedi. İran, Suriye ve Hizbullah'tan nefretini gizlemeyen Hariri de Suudilerin dizginleri salınmış yeni siyasetinde taşeronluk yapamayacak kadar önemsizleşmiş olabilir. Ya da Hariri, Muhammed bin Selman'ın 'dost-müttefik listesi'ne giremeyenlerden biridir. Birkaç güne bunu da göreceğiz.

***



Lübnan'ın iç siyaseti anormalliklerle yüklü olduğundan olağanüstü herhangi bir gelişmeye bahane bulmak zor değil. Saad el Hariri de istifasına gerekçe olarak bir suikast girişimini gösterdi. Bu saldırı girişiminin ne olduğu ya da olup olmadığı muamma. İstifasını duyururken İran ve Hizbullah'a karşı kullandığı dil de Suudilerin üslubuyla örtüşüyor. Bu olayın Suudi Arabistan'ın iç hesaplaşmasıyla ne kadar bağlantılı olduğunu şimdilik bilmiyoruz.

Ancak istifayı bölgesel gelişmelerden bağımsız düşünmek de imkânsız. Zamanlama açısından öne çıkan birkaç husus var: Hariri'nin istifa etmesi ya da buna zorlanması Irak ordusu ve Haşd el Şaabi güçlerinin Suriye sınırındaki El Kaim'i, Suriye güçlerinin de Deyr el Zor'u kontrol altına aldığı bir sırada geldi. Irak ve Suriye'de tezgâhlanan savaşlarda İran ve bağlantılı milis kuvvetler güçlenerek çıktı. Bu ABD, İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) hesaplarını bozan bir sonuç.

2013'ten sonra Suriye'deki savaşın seyrini değiştiren Lübnan'daki Hizbullah, Irak'ta IŞİD'e karşı Haşd el Şaabi ve Yemen'de Suud-BAE müdahalesine karşı Husilerin direniş gücü Ensarullah bu saydığım dört ülkenin en öncelikli sorunu haline geldi.

Irak ve Suriye'de savaş, bu dehşet kumpasın arkasındaki güçlerin istemediği yönde ilerlerken İran ve bağlantılı unsurlara karşı bir şey yapma gereği duyuluyor.
Trump yönetiminin Hizbullah ve Devrim Muhafızları'na yeni yaptırım kararları bunun işaret fişeği idi. ABD Dışişleri 10 Ekim'de Hizbullah'ın dış operasyonlar sorumlusu Talal Hamiye için 7 milyon dolar, örgütün komutanlarından Fuad Şükrü için 5 milyon dolar ödül koydu.

Bu arada El Kaide'nin öldürülen lideri Usame bin Ladin ile İran arasında bağlantıların olduğuna dair bir takım CIA belgeleri sızdırıldı. Tam da ABD'de 11 Eylül kurbanlarının yakınları hukuki yollarla Suudi Arabistan'a bedel ödettirme çabası içindeyken.

Suudi dosyasını iyi takip eden kaynaklar, Suudi Arabistan'ın bütün bu hamleleri Trump yönetimiyle koordineli yaptığını söylüyor. Gerçi Kral Selman ve oğlu, ABD ve İsrail'i geride bırakacak şekilde saldırgan bir politika izliyor. Önceden İsrail, Körfez ülkelerini İran'a karşı harekete geçirmek için dürterdi; şimdi tam tersi Suudiler İsrail'i Lübnan'a sokmak için kışkırtıyor. Trump da Obama yönetiminden farklı olarak İran'a karşı sert tutumuyla Riyad'ın yelkenlerine rüzgâr oldu. Trump'ın İran'ı durdurma planında özellikle Muhammed bin Selman'ın başrol oynamaya hevesli olduğunu söylemek mümkün. Bu rol ona kraliyet koltuğuna giden yolda olası taşları tekmeleme fırsatı da veriyor. Baba-oğul İran'a karşı fazladan risk alırken evdeki pürüzlerin temizlenmesi de önem kazanıyor. Haziran'da Katar ile krizin gölgesinde veliaht Prens Muhammed bin Nayif azledildi ve yerini Muhammed bin Selman aldı. Şimdi Lübnan ateşe atılırken prensler, bakanlar, medya patronları ve holding sahipleri hapse tıkılıyor.

***



Hariri'nin istifa ettirilmesi Lübnan'da Hizbullah'ı elimine edecek bir iktidar formülünün yolunu açabilir mi? Alternatif her kim olacaksa da yine Sünnilerden atanması gereken yeni başbakan Hizbullah'ın belini kıracak bir irade gösterebilir mi? Yoksa amaç Lübnan'ı istikrarsızlaştırıp Hizbullah'a karşı yeni bir müdahalenin zeminini mi hazırlamak? Tarihindeki ilk yenilgiyi Hizbullah karşısında tadan İsrail böyle bir müdahaleye kalkışır mı? Hizbullah dediğiniz yapı Suriye'deki grupların yaptığı gibi bir mahalleyi çevirip hakimiyetini ilan etmiş basit bir örgüt değil. Hizbullah binlerce askeri olan bir güç. Aynı zamanda mecliste vekilleri ve hükümette bakanları olan bir parti. Hizbullah'ın Hıristiyan aktörler arasındaki müttefiki Mişel Aun bugün cumhurbaşkanı koltuğunda. Hizbullah'ın Şii müttefiki Emel Hareketi, meclis başkanlığını elinde tutan önemli bir siyasal aktör. Hariri'yi istifa ettirenler, Hizbullah'ın olmadığı bir hükümet formülünü dayatıp daha sonra yürütecekleri karşı operasyonların önünü açmayı umuyor olabilirler. Mevcut parlamento aritmetiğinde Hizbullah ve müttefiklerinin onay vermediği birinin başbakan olması çok zor. Yeni bir hükümet oluşturmak çıkmaz bir yol olacağından Cumhurbaşkanı Aun önümüzdeki yıl yapılacak seçime kadar Hariri'nin istifasını işleme koymayabilir. Nasıl olsa Lübnan devletmiş gibi yapmaya alışık!

Elbette İsrail'in Hizbullah'ı geriletmek için hiçbir fırsatı kaçırmayacağını söylemeye gerek yok. Fakat İsrail için de durum dünden daha fazla karmaşık. Lübnan'da sohbet ettiğim siyasi yorumcular genelde İsrail'in 2006'daki senaryonun tekrarını göze alamayacağını vurguluyor.

Çünkü Hizbullah Suriye'deki savaşa müdahil olarak operasyon kabiliyetini ve silah kapasitesini artırdı. Lübnan dışında İsrail'e uzanan bölgelerde mobilizasyon imkânı buldu. Söz gelimi İsrail'in Lübnan'a saldırması halinde Hizbullah, Suriye'den işgal altındaki Golan Tepeleri'nden rahatlıkla yeni bir cephe açabilir. Suriyeli bir takım unsurlar da Golan için hazırlık yapıyor zaten. Yani İsrail'e karşı misillemeler bu kez Şeba Çiftlikleri'ndeki vuruşlarla sınırlı kalmayabilir. Geçmişte savaş çıktığında yanan hep Lübnan'dı. Hizbullah, İsrail'in gurur duyduğu savunma sistemi olan Demir Kubbe'yi delebileceğini ve Tel Aviv'i vurabileceğini gösterdi.

İsrail başlatacağı bir savaşta artık sadece Hizbullah değil Suriye ve Irak'ta deneyim kazanan onlarca milis gücünü de karşısında bulabilir. Bir keresinde Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah bu olasılığı açıkça dile getirdi. Yani İsrail'i çevreleyen yeni koşullar artık caydırıcı unsurlar içeriyor.
Bir kızgın sac üzerinde tutulan Filistin de bu oyuna gecikmeden girebilir. Golan'dan açılacak bir cephe Suriye ordusunu da işin içine çekebilir. Bölgede artık bir de Rusya faktörü var. Rusya 2015'ten bu yana Suriye'de elde ettiği kazanımların Lübnan üzerinden geliştirilip Suriye'yi de içine alacak bir savaşla heba olmasına sessiz kalmayabilir. Aynı şey İsrail'in Körfez'deki yeni ortakları için de geçerli. Tam da Hariri'nin istifasının ardından Yemen'den Riyad'a ulaşan füzeler çok sayıda cephenin birbiriyle koordine bir şekilde tetiklenebileceğine işaret ediyor. Suudi Arabistan'ın petrol bölgesi Kâtif ve Avamiye'de Şiilere karşı yürüttüğü operasyonlar da bu bölgeyi patlatacak kadar öfke biriktirdi. Haliyle taraflar atacakları adımları iyice tartmak durumunda. Hizbullah'ın da Suriye'de savaş sürerken İsrail'le bir savaşı tercih etmeyeceğini son birkaç yılda yaşanan gerilimlerde gördük.

Yine de Hizbullah için Lübnan'ı yakabilirler mi, yakabilirler. Bölge kendisini olası çılgınlıklardan koruyacak sigortalardan yoksun. Lübnan onlarca yıldır hiç savaş olmayacakmış gibi coşkunca yaşayan, yarın savaş çıkacakmış gibi tetikte uyuyan bir ülke.


Kaynak: gazette duvaR.


bozadi

14 Kasım 2017

Times: Suudi Arabistan Filistin Lideri Abbas'a ültimatom verdi


Suudi Arabistan ve ABD'nin yeni bir Filistin barış planı hazırladığı ve Riyad'ın Filistin Devlet Başkanı Abbas'a "planı kabul et ya da istifa et" dediği ileri sürüldü




Lübnan Başbakanı Saad Hariri'yi istifaya zorladığı ve İran'ın bölgedeki gücüne karşı İsrail ile ortak hareket etme planları yaptığı iddialarının hedefindeki Suudi Arabistan'ın şimdi de Filistin'de tartışma yaratacak bir adıma hazırlandığı ileri sürüldü.

İngiltere'de yayınlanan Times gazetesinin haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile Suudi veliaht prensi Selman bin Muhammed Filistin sorunu konusunda bir barış planı üzerinde anlaştı. Gazeteye göre planda işgal altındaki bölgelerdeki yerleşim yerleriyle ilgili olarak İsrail hükümetinin taleplerinin büyük bir kısmının kabul edilmesi muhtemel.

RİYAD'DAN ABBAS'A: PLANI KABUL ET YA DA İTİFA ET
Haberde, veliaht prensin geçtiğimiz haftalarda Riyad'ı ziyaret eden Filistin devlet Başkanı Mahmud Abbas'a "'Trump planı açıkladığında ABD'liler ne önerirse kabul et ya da istifanı ver" dediği iddia edildi. Gazete, "Körfez ülkeleri Filistin'e ihanet ettikleri izlenimi yaratmadan İsrail'le birlikte İran'a karşı daha iyi bir koordinasyon sağlamak için barış planının hayata geçmesini istiyor" yorumunu da yaptı.

SUUDİ ARABİSTAN'IN HİZBULLAH ÇEKİNCESİ
Suudi Arabistan'ın Filistin konusuna müdahil olmasının arkasında yatan nedenlerden birinin de Filistin Yönetimi ile Hamas arasındaki yakınlaşma olduğu belirtildi. Times'a göre Hamas ve Hizbullah'ın işbirliği yaparak Lübnan'daki Filistin mülteci kamplarının kontrolünü ele geçirmesinden çekinen Riyad Yönetimi harekete geçti.

Geçtiğimiz haftalarda Filistin Yönetimi ve Hamas, Gazze Şeridi'nin kontrolü konusunda anlaşmaya varmıştı.


Kaynak: Artı Gerçek


bozadi

14 Kasım 2017

Suudi Arabistan müftüsünden skandal fetva: Hamas terör örgütüdür, İsrail'le savaşmak caiz değil


Suudi Arabistan Müftüsü ve Ulema Heyeti Başkanı Abdülaziz Al-i Şeyh verdiği fetvada Hamas hareketini terör örgütü ilan etti, İsrail'le savaşmanın caiz olmadığını belirtirken Hizbullah'a karşı İsrail ordusuyla iş birliği yapılabileceğini de savundu.




Suudi Arabistan Müftüsü ve Ulema Heyeti Başkanı Abdülaziz Al-i Şeyh'in skandal bir fetva verdiği ortaya çıktı.

Suudi Arabistan Müftüsü ve Ulema Heyeti Başkanı Abdülaziz Al-i Şeyh, verdiği fetvada İslami Direniş Hareketi Hamas 'ı terör örgütü ilan ederken İsrail 'le savaşmanın da caiz olmadığını savundu.

Anadolu Ajansı'nın aktardığı habere göre Suudi Müftüsü Abdülaziz Al-i Şeyh'in geçtiğimiz aylarda yerel bir televizyon kanalında katıldığı programa telefonla bağlanan izleyicinin geçen temmuz ayında Mescid-i Aksa'da yaşanan olaylarla ilgili sorusuna verdiği cevapta, "İsrail'e karşı savaşmanın caiz olmadığını, Hamas'ın terör örgütü olduğunu ve Hizbullah'a karşı İsrail ordusuyla iş birliği yapılabileceğini" cevabını verdiği ortaya çıktı.

SUUDİ MÜFTÜYE İSRAİL'DEN TEBRİK
Siyonist İsrail Rejimi İletişim Bakanı Eyüp Kara, Suudi Arabistan Müftüsü ve Ulema Heyeti Başkanı Abdülaziz Al-i Şeyh'i verdiği skandal fetvadan ötürü tebrik etti.


Kaynak: Milli Gazete


bozadi

14 Kasım 2017

İsrail'den Suudi Arabistan Müftüsü'ne davet


"İsrail'e karşı savaşmanın caiz olmadığı ve Hamas'ın terör örgütü olduğu" yönünde fetva veren Suudi Arabistan Müftüsü Abdülaziz Al-i Şeyh İsrail'e davet edildi.




İsrail İletişim Bakanı Eyüp Kara, Suudi Arabistan Müftüsü ve Ulema Heyeti Başkanı Abdülaziz Al-i Şeyh'i, "İsrail'e karşı savaşmanın caiz olmadığı ve Hamas'ın terör örgütü olduğu" yönündeki fetvasından dolayı tebrik ederek ülkesine davet etti.

Dürzi asıllı İsrailli Bakan Eyüp Kara, Twitter hesabından şu mesajı paylaştı:

"Suudi Arabistan Müftüsü ve Ulema Heyeti Başkanı Abdülaziz Al-i Şeyh'i Yahudilere karşı savaşmayı ve onları öldürmeyi yasaklayan fetvasından dolayı tebrik ediyoruz. Al-i Şeyh, Hamas'ın terör örgütü olduğunu ve Filistinlilere zarar verdiğini, Aksa'da yapılan gösterilerin demagojik olduğunu ve İsrail ordusu ile Hizbullah'ı yok etmek için işbirliği yapılabileceğini söyledi. Ben Müftü'yü İsrail'i ziyaret etmeye davet ediyorum; yüksek düzeyli bir saygı ile karşılanacaktır."

Suudi Müftüsü Abdülaziz Al-i Şeyh, yerel bir televizyon kanalında katıldığı programa telefonla bağlanan izleyicinin geçen temmuz ayında Mescid-i Aksa'da yaşanan olaylarla ilgili sorusuna verdiği cevapta, "İsrail'e karşı savaşmanın caiz olmadığını, Hamas'ın terör örgütü olduğunu ve Hizbullah'a karşı İsrail ordusuyla işbirliği yapılabileceğini" ifade etmişti.


Kaynak: NTV


bozadi

20 Kasım 2017

İran'dan Suudileri kızdıracak mesaj


İran Dışişleri Bakanı Javad Zarif, kişisel Twitter hesabından bir açıklama yaptı. Zarif, Suudi Arabistan'ın İran'a dönük suçlamalarına bir cevap verdi.




İran Dışişleri Bakanı Javad Zarif, kişisel Twitter hesabından bir açıklama yaptı. Zarif, Suudi Arabistan'ın İran'a dönük suçlamalarına bir cevap verdi.

Zarif, Türkiye ve Rusya'yla Suriye'de bir diyalog sürecine hazırlık yaptıklarını ifade ederken, Suriye'de ateşkesin sağlanmasını başardıklarını dile getirdi.

Zarif, Suudi Arabistan'a da bir göndermede bulundu. Zarif, Yemen'de savaşa finansal destek veren, terörü destekleyen, Katar'ı ablukaya alan, Lübnan'da krizi kışkırtan Suudi Arabistan'ın, ironik bir şekilde İran'ı, bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçladığını ifade etti.

Zarif'in o tweeti şu şekilde:





Kaynak: OdaTV


bozadi

20 Kasım 2017

İsrail'in çağrısı karşılık buldu; Arap Birliği, İran'a karşı toplandı


Filistin topraklarını işgal edip, binlerce cinayete imza atan Siyonist rejimin yöneticilerinin Arap liderlerine yaptıkları çağrı karşılık buldu. İsrailli yetkililerinin "İran'a karşı birleşin, bizimle ittifak kurun" çağrılarının ilk dünkü Arap Birliği toplantısında atıldı. Yıllardır Siyonist İsrail'in yayılmacı ve işgalci politikalarına ses çıkarmayan Arap Birliği, İran'ın İsrail karşıtı politikalarını tehlikeli ve bu tehlikeye karşı tedbir alınması gerektiği kararını aldı.




Arap Birliği dışişleri bakanları, Suudi Arabistan'ın daveti üzerine "İran'ın bölgedeki müdahalelerini" görüşmek üzere Kahire'de olağanüstü toplandı.

Mısır'ın başkenti Kahire'deki Arap Birliği merkezinde gerçekleştirilen toplantıda bakanlar, İran'ı Husilere füze tedarik etmekle suçlayarak, Tahran'ın bölgedeki müdahalelerini durdurmak için ortak bir Arap tutumu geliştirme çağrısında bulundu.
 
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, toplantının açılış konuşmasında, İran'ın Husilere füze tedarik ettiğini savunarak, "Yemen'de çatışmaların başlamasından bu yana 332 balistik füze kullanıldı. Bu füzeler tek bir kaynaktan geliyor; o da İran. İran, Arap ülkelerinde birçok milis gücü destekliyor." dedi.
 
LÜBNAN'A HİZBULLAH ÇAĞRISI
 
Bahreyn Dışişleri Bakanı Halid bin Ahmed Al Halife de Lübnan'a çağrıda bulunarak, "Lübnan, Hizbullah'ın eylemleri ile Irak, Suriye, Yemen ve Bahreyn gibi komşu ülkelerdeki saldırılarına ilişkin tüm sorumluluğu üstlenmeli" dedi.
 
İran'ın Arap ulusal güvenliğini tehdit ettiğini ifade eden Al Halife, İran'ın bölgede çok fazla kolu olduğunu iddia etti. Bu kollardan birinin ise terörist olarak nitelediği Hizbullah olduğunu belirtti.
 
İran'ın Arap ülkelerindeki uygulamalarında tehlikeli bir artış olduğunu belirten Al Halife, bu durumun, İran'ın bölgedeki kollarıyla oluşturduğu tehdit karşısında ulusal güvenliğin nasıl korunacağına ilişkin Arap Birliği'ne bir sorumluluk yüklediğini kaydetti.
 
Siyonist İsrail bakanı Liberman Arap liderlere çağrıda bulunmuştu
 
Siyonist İsrail rejimi savaş bakanı Avigdor Liberman, İran'la mücadele için Arap ülkelerinin İsrail ile müttefik olmalarını istedi.

Liberman,  bugün Ortadoğu bölgesinin  her zamankinden daha çok İran aleyhinde güçlü bir birlik olmaya ihtiyaç olduğunu iddia etti.

Son aylarda terör rejimi ile başta Arabistan olmak üzere bazı Arap rejimlerinin ilişkilerini gizlemeksizin arttırmalarıyla birlikte İran aleyhinde  düşmanlık da giderek artarken, uzmanlar, bu işbirliği ve düşmanlığı,  terör rejimi İsrail'in başta Filistin olmak üzere Arap ülkelerinin topraklarına işgal etmesini unutturmaya ve gerçekleri saptırmaya çalıştığını bildirmekteler.

Bilindiği gibi Irak, Suriye ve Yemen'de Suudi ve Siyonist İsrail işbirliğiyle bugün onbinlerce  insan öldürülmüş ve bu ülkelerde Suudi rejiminin fitneye dayalı  siyasetleri ve cinayetleri de en çok terör rejimi İsrail'in işine yarıyor.

Ama, Ortadoğu bölgesinde siyonizmin ve dünya emperyalizminin oyunları  bu zamana kadar İran tarafından bozulmuş, siyonist çevrelerle işbirliği yapanlar ve onların kuklaları teröristler de ağır darbe almışlardır.

Bir çağrı da Siyonist rejim genelkurmay başkanı'ndan!

Siyonist rejim genelkurmay başkanı general Gadi Eisenkot Londra'da basılan Suudi sermayeli Elaph gazetesine röportaj vererek "İran'la yüzleşmek için Suudi Arabistan ve diğer ılımlı Arap ülkeleri ile tecrübe ve istihbarat paylaşımına hazırız" ifadelerini kullandı ve ekledi: "Bizimle Suudi Arabistan arasında pek çok ortak çıkar mevcut."
 
Eisenkot "ABD başkanı Donald Trump yönetimi altında bölgede yeni bir uluslararası ittifak kurma şansımız bulunuyor. İran tehdidini durdurmak için geniş ve kapsamlı bir stratejik planı uygulamak zorundayız" dedi.
 
Eisenkot'a göre "İran'ın Ortadoğu'da yayılan etkisi hem İsrail hem de Suudi Arabistan için ciddi bir endişe kaynağı".
 
İsrail Genelkurmay Başkanı sözlerine şöyle devam etti:
 
"İran planı Ortadoğu'yu iki Şii hilali ile kontrol etmektir. Bunlardan ilki İran'dan başlayıp Irak ve Suriye üzerinden Lübnan'a varıyor, diğeri de Körfez boyunca Bahreyn, Yemen ve Kızıl Deniz'e ulaşıyor. Bunun gerçekleşmesine engel olmalıyız. Suudi temsilcisinden İran yayılmacılığı hakkında işittiğim şeyler İsrail'in endişeleriyle birebir aynı. Bu durum bölgede engellenmesi gereken şeydir. Bu konuda bizimle Suudi Arabistan arasında tam bir anlaşma var."
 
"Bizim talebimiz İran, Hizbullah ve diğer İranlı milislerin Suriye'yi terk etmesidir. İran'ın genelde Suriye'de ve özellikle de Şam-Suveyde Yolunun batısında pozisyon edinmesini kabul etmeyeceğimizi kamuoyuna açıkça ilan ettik. Hiçbir İran varlığına izin vermeyeceğiz."


Kaynak: 7Sabah


bozadi

20 Kasım 2017

Lübnan'dan Arap Birliği'nin bildirisine tepki


Lübnan dışişleri bakanı Cebran Basil, Arap Birliği'nin bildirisine tepki gösterdi ve bildirideki id




Cebran Basil, Arap Birliği'nin Lübnan Hizbullah hareketini terörist olarak nitelemesinin kabul edilemez olduğunu  zira Hizbullah hareketinin Lübnan halkından teşkil olduğunu bildirdi.

Lübnan'ın içişlerine yönelik müdahalelerin kabul edilemez olduğunu belirten Basil, Lübnan'ın aynı şekilde diğer ülkelerin içişlerine müdahalesine de karşı olduğunu söyledi.

Bu arada Arap Birliği'nin bildirisine  HAMAS ve İslami Cihad hareketinden de tepki geldi. Sözkonusu Filistinli direniş grupları Arap Birliği'nin bildirisini kınadılar. Direniş grupları, siyonist İsrail ve teröristlere karşı  verdiği mücadele ile adından söz ettiren Hizbullah'ın terör örgütü gösterilmesinin tehlikeli bir süreç olduğunu ve bu durumun aynı zamanda Amerika ve siyonist rejim ve Suudi rejimini razı etmek için yapılan bir girişim olduğunu bildirdi.

Mısır'ın başkenti Kahire'deki Arap Birliği merkezinde gerçekleştirilen toplantıya, Katar, Lübnan, Umman, BAE, Cezayir ve Irak dışişleri bakanları katılmadı.


Kaynak: 7Sabah


bozadi

20 Kasım 2017

İsrail ile Suudi Arabistan arasında gizli görüşme iddiası doğrulandı


Kendisini Sünni âleminin lideri olarak tanımlayan Suudi Arabistan, konu rakip İran olunca, İsrail'le normalleşme için Filistin'den çekilme koşulunu bir kenara mı bıraktı? İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz, Suudi Arabistan'la İran konusunda görüştüklerini doğruladı...




İsrail ile Suudi Arabistan'ın gizlice görüşmeler yaptığı, ilk kez bir yetkili tarafından doğrulandı. İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz, Suudi Arabistan'la 'İran'a dair ortak endişeler konusunda' gizli temaslarda bulunduklarını doğruladı.

Ordu Radyosu'na konuşan Steinitz'e, 'İsrail'in Suudi Arabistan'la bağlantılarını neden gizlediği' soruldu. İsrailli bakan, "Birçok Müslüman ve Arap ülke ile gerçekten de kısmen gizli olan bağlarımız var ve bundan utanan taraf da biz değiliz" yanıtını verdi.

Steinitz, "Bu bağları gizli tutmak isteyen, karşı taraf. Bizim açımızdan genelde bir sorun yok ama ister Suudi Arabistan, ister diğer Arap ülkeleri, isterse de diğer Müslüman ülkeler olsun, ilişkilerin gelişmekte olduğu bir dönemde karşı tarafın isteğine saygı duyuyoruz. Ve bundan çok daha fazlası var ama bunu gizli tutuyoruz" ifadelerini kullandı.

KUDÜS VE BATI ŞERİA TALEBİ BIRAKILDI MI?

Steinitz'in İran basınında geniş yer bulan bu sözleri konusunda Suudi hükümetinden henüz açıklama gelmiş değil. Suudi Arabistan'ın kamuoyu önünde yürüttüğü resmi politika, İsrail'le 1967 savaşında işgal ettiği Filistin topraklarından çekilmeden temas kurmamak yönünde. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil El Cübeyr de geçen hafta Reuters ile söyleşisinde, İsrail ile herhangi bir temas için koşul olarak 2002 tarihli Arap Barış Girişimi'ne işaret etmişti. Suudi Arabistan'ın başını çektiği bu girişim, İsrail'le normalleşme için Doğu Kudüs dahil 1967'de işgal edilen topraklardan çekilmeyi öngörüyordu.


Kaynak: Gazete Duvar


bozadi

20 Kasım 2017

Antalya'da bu kez barış için masadayız


Antalya, 1-2 Haziran 2011 tarihinde dünyanın çeşitli ülkelerinden Türkiye'ye gelen yaklaşık 300 Suriyeli muhalifi ağırlamıştı. Antalya dün bu kez Türkiye-Rusya ve İran dışişleri bakanlarının 'barış buluşması'na ev sahipliği yaptı... Bize de 'nereden nereye' demek kalıyor.




Zaman hızlı akıp gidiyor. Takvimin yaprakları da bir bir dökülüyor. Bu süreçte büyük acılar ve trajediler yaşanıyor. Suriye'de yaşananlar da bu eksende değerlendirilebilecek gelişmelerden...

Bundan yaklaşık 6 yıl 8 ay öncesine gidelim. 15 Mart 2011'de Arap Baharı sürecinden güç bulan kimi zevat, Suriye'de sözde değişim ve dönüşümün düğmesine basmıştı.

İşin arkasında elbette küresel güçler vardı. Suriye topraklarında ta 1997'de Büyük Ortadoğu ve Büyük İsrail projelerinin sahnelenmesi kararı alınmıştı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı: Rusya ve İran, Suriye'de Esad yönetimini askeri, diplomatik ve mali açılardan destekledi.

Proje akamete uğramıştı. Bu noktada Rusya devlet Başkanı Putin'in Nisan 2012'de sarfettiği "Savaş Moskova sokaklarına taşsa dahi Esad gitmeyecek" sözünü hatırlatmakta fayda var...

6.5 yıl önceki Antalya buluşması

Suriye Devlet Başkanı Esad'ı devirmek için Suriye muhalefeti ülkede ilk gösterilerin başladığı 15 Mart 2011'in akabinde hemen devreye girdi. Bu ekibin en büyük destekçisi Türkiye idi.

Muhalifler ilk toplantısını 1-2 Haziran 2011 tarihlerinde Antalya'da gerçekleştirdi. Zaman zaman Türk diplomatların gözetiminde İstanbul ve Ankara'da bir araya geldiler. Muhalifler, Suriye halkının geleceği için görüşlerini paylaştı ve bir yol haritasını içeren deklarasyonla uluslararası topluma seslerini duyurdu.

Konferans sonunda Suriyeli muhaliflerin tek ses haline gelmesini sağlayacak bir komite de oluşturuldu. Çeşitli isimler alan o komiteden son dönemde çok fazla ses çıkmıyor. Antalya'ya o dönemde dünyanın değişik ülkelerinden yaklaşık 300 Suriyeli muhalif gelmişti.

Şam Deklarasyonu Ulusal Konseyi Genel Sekreteryası Başkanı Enes el Abda, o buluşmayla ilgili olarak Suriye'deki rejimin reformlarla ıslah edilemeyeceğini savunarak, tek seçeneğin gerçek bir değişim olduğunu söylemişti!

Dünkü Antalya buluşması

Antalya'da dün de zirve vardı. Ancak bu zirvenin bileşenleri ve konusu çok farklıydı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif ile Suriye'deki trajediye çözüm bulmak için bir araya geldiler.

Bu zirve 22 Kasım'da Rusya'nın Soçi kentinde yapılacak 'Putin-Erdoğan-Ruhani' zirvesine hazırlık amacı taşıyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, toplantının ardından yaptığı basın açıklamasında, Cumartesi günü üç ülkenin üst düzey memurlarının Tahran'a bir araya gelerek ön hazırlıkları yaptığını söyledi.

Çavuşoğlu, toplantıda da 22 Kasım'da Soçi'deki zirvede gündeme gelebilecek konularla ilgili görüş alışverişinde bulunduklarını kaydetti.

Siyasi sürece ağırlık verilmeli

Zirvenin amacının bugüne kadar üç garantör ülkenin Suriye konusunda neleri başardığını ve bundan sonra hangi adımları atması gerektiğini değerlendirmek olduğunu ifade eden Çavuşoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Astana süreciyle beraber Rusya ile birlikte özellikle sahada ateşkesin tesis edilmesi, gerginliği azaltıcı bölgelerin oluşması kapsamında olumlu anlamda çok mesafe katettik. Geçen seneye göre sahadaki şartlar çok daha iyi durumda. Ama siyasi çözüm olmadan bunun sürdürülebilmesi, bir taraftan DEAŞ gibi terör örgütleriyle mücadelenin devam etmesi gerekiyor. Diğer taraftan da siyasi sürece de ağırlık vermemiz gerekiyor."

Çavuşoğlu, Soçi'deki zirvede liderlerin değerlendirmesinin ardından alınan kararlar çerçevesinde üç ülke olarak çalışmaların yoğunlaştırılarak devam edeceğini dile getirdi.

PYD/YPG konusunda hassasız

Terör örgütü PKK/PYD'nin Rusya'nın Soçi kentinde yapmayı planladığı "Suriye Halkları Kongresi"ne davet edilip edilmemesine ilişkin bir soruya Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, şu cevabı verdi: "Elbette PYD, YPG konusunda hassasiyetimiz ortadadır. Bunun, yani herhangi bir toplantıya katılmasının bizim için kabul edilemez olduğunu başından beri tüm muhataplara, sadece burada toplantıya katılan ülkelere değil, Cenevre formatındaki toplantılar marjında da herkese söylemiştik. Bizim bu hassasiyetimiz devam ediyor. Tüm taraflar da üçlü zirvenin muhatabı olan Rusya ve İran da bu hassasiyetimizi çok iyi biliyor."


Kaynak: Yeni Mesaj