avatar_bigsenfoni

Beyin Dalgalarının Gizemi

Başlatan bigsenfoni, 29 Ağustos 2016, 10:25:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bigsenfoni

TC Kiziro Özkan·14 Nisan 2016 Perşembe
Bütün  dünyanın "Secret" (Sır) yasasını konuştuğu son günlerde "titreşim"  kelimesi günlük yaşamımızda çok fazla yer almaya başladı. "Çekim yasası  var mı, yok mu?" tartışmasını bir tarafa bırakıp, evrendeki her şeyin  titreşerek bir arada duran parçacıklardan oluştuğu gerçeğini kabul  etmeye sanırım kimsenin itirazı olamaz.
İnanan ya da inanmayan  herkesin bir arada yaşadığı bu evren, sayılamaz titreşimlerle bir  şeyleri bir şeylere çekiyor ya da itiyor! Galiba tartışılması gereken  çekim yasası değil, titreşim yasası... Katı ve cansız cisimlerde maddenin  özelliklerini de belirleyen titreşim, canlı organizmaların tümünde çok  daha karmaşık ve çoğunlukla da gizemli pek çok şeyin sebebidir.  Özellikle İnsan beyninin üzerindeki çalışmalarda keşfedilmesi gereken  gerçek "secret"lar hala sayılamayacak kadar çok.
Beyin  titreşimlerinin tespiti ilk defa Richard Caton tarafından 1875 yılında  yapıldı. Bugüne kadar geçen yüz otuz yıla rağmen bu konuda hala  sırlarını çözemediğimiz beyin, değişik dalga boylarında titreşiyor.  Taşıdığımız bir sürü duygunun ve ruh halimizin beynimizde titreşimsel  bir karşılığı olduğunu öğrenmek ise yıllarımızı aldı.
"Ona aşık  oldum galiba, gördüğümde her yerim tir tir titriyor; o kadar sinirlendim  ki onu parçalamak istedim; duyduklarım beni o kadar rahatlattı ki bir  denizde yüzüyor gibiydim; öğrendiğim bu bilgi kafamda pek çok soru  oluşturdu; karşıma çıkacak sonuçtan o kadar korkuyorum ki kalbim  yerinden çıkacak..."
Yukarıdaki cümlelerin içinde saklı duyguların  her birinde beynimiz, ayrı dalga boyunda frekanslarda titreşimler  yayıyor. İsimlendirilen her dalga boyunun salınımı, duygu değişimleri  sırasında frekansını değiştiriyor.
Beyin dört ana dalga boyunda titreşiyor
Alpha  -Tetha-  Beta- Delta adlı dört ana dalganın hangisinde hangi duyguda ve  durumda olduğumuz artık rahatlıkla tespit edilebiliyor.
ALPHA:
7.5  – 12 Hz arasında değişen alpha dalgaları; rahatlığın, farkındalığın,  sakin ve huzurlu kavrayışın, uykunun ilk evrelerinin dalgaları olarak  tanımlanıyor. Sakin ve huzurlu olunan ama asla uyuşukluk yaşanmayan,  dünyayı ve gerçekleri algılamada en uygun titreşimlerin olduğu bu dalga  boyu, dünyamızın da ölçülen frekansıyla aynı. Dünyanın manyetik  frekansına "Shumann" frekansı deniyor ve 7,8 ile 8 arasında  tanımlanıyor. (Fakat son yıllarda bilim adamları Shumann frekansının  epeyce yükseldiğini ifade ediyor.)  
Gözler kapanıp derin nefes  alındığında ve dış dünyadan alınan mental etkiler azaldığında Alpha  boyutuna geçiyoruz. Alpha dalgalarındayken yaptığımız işlerde başarımız  artıyor. Derin uyku ya da endişe ve korku halinde bu dalga hiç  görülmüyor. Meditasyon, Yoga, Reiki gibi çalışmalar esnasında beynimiz  Alpha boyutundadır. Zihin açık ve uykunun derinliğine dalmadan önceki  geçiş koridorunda hissettiğimiz o duyguların yaşattığı huzur, ilginç bir  şekilde dünyanın titreşimiyle aynı dalga boyunda.  
TETHA:
Frekansları  4 ile 8 arasında değişiyor ve stresin hiç olmadığı, derin iç dünyamızda  olduğumuz dalga boyu olarak tanımlanıyor. Öğrenmenin en yüksek boyutuna  geçmeden önce bu dalgada yaşıyoruz ve derin uykudan uyanırken açılan  algılarımızın yaşattığı bir durumu temsil ediyor. Alacakaranlık boyutu  ismi de kullanılıyor bu dalga boyu için.  Yani aydınlanmadan önceki  karanlık...
Çok usta meditasyoncuların derin meditasyon  halindeyken bu dalga boyunda olduğu tespit edilmiş. Derin düşünüş ve  sezgisel kuvvetin en canlandığı bu frekansta sanatsal yeteneklerin  zirveye çıktığı düşünülüyor. Özellikle ressam ve müzisyenlerin sanatsal  üretimleri esnasında beyinlerinde Tetha boyutunun en yüksek, Alpha  frekansının en düşük seviyede olduğu biliniyor. ( yani 7 ile 8 arası)   Onların kendi içe dönüşlerinden bize hediyelerle geri dönmeleri ne  güzel...
Yapılan bazı araştırmalara göre şifacıların Tetha  bandında uzun süreli ve kontrollü olarak kalmayı başarmaları nedeniyle  şifa yeteneklerinin geliştiği ortaya çıkmış.
BETA:
13- 30  Hz arasında olduğu biliniyor ve uyanış frekansı olarak tanımlanıyor.  Aktif öğrenme, uyanık olma, her şeyiyle hayatı yaşama, dinamizm,  konsantrasyon, problem çözme hallerimizde içinde bulunduğumuz dalga boyu  olduğu için yaşamı temsil ediyor. Çok yükseldiğinde stres, gerginlik,  öfke gibi negatif uç duygulara varabiliyor.
DELTA:
0 – 4  frekansında bulunan dalga boyudur ve derin uyku ve dış dünyadan kopuş  boyutudur. Bilinçsiz bir huzur halini yansıtır. Beynin en az çalıştığı  döneme aittir ve bu dönemde büyüme hormonu salgısı artar.  Çocuklarda  fiziksel büyümeyi, yetişkinlerde ise güzelleşmeyi ve dinç kalmayı  sağlar.  
Bu dört ana dalga boyunun dışında son yıllarda tespiti  yapılan Gama frekansı, 40 Hz'in üzerinde tanımlanıyor. Üst benlik  bağlantı çalışmaları sırasında üretildiği ve Hindu Monkların  meditasyonları sırasında ölçümlendiği biliniyor. (Hinduizmde kendini  mabede adamış kişilere Monk denir.)  
Beyin dalgaları kontrol edilip değiştirilebilir mi?  
Beyin  dalgaları, duygu ve ruh durumuna göre kendiliğinden değişirmiş gibi  görünse de o titreşimleri bilinçli ve istediğimiz yönde kontrol edip  değiştirebileceğimiz ve kendimizi istediğimiz duygu frekansına çekmeyi  başarabileceğimiz gibi bir gerçek de mevcut.  Bunu nasıl yapabileceğimiz  aslında yine kendi titreşimlerimizin içinde saklı bir bilgi. Sadece o  frekansı duyabilmeyi ve ayırt etmeyi başaracak bilime ve bilgeliğe  ulaşmanın zamanını kendimizde yakalayabilmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Çoğu  zaman farklı Hz'lerde pek çok titreşimin içinde kayboluyoruz. Özellikle  de 30 Hz civarında dolaşıyor tüm dünya. Yani şiddet, savaş, bencillik  ve paylaşımsızlık frekansında...
Günlük hayatımızda genellikle  küçücük şeylere takılıp, öfkeleniyor, hırslanıyor, kıskanıyor,  geriliyor, üzülüyoruz. Sevgi- sadakat- şefkat- minnet- huzur-neşe gibi  duygulara az kulak veriyoruz nedense...
Düşüncelerimizin bütün bu  çeşitliliğine göre beynimizden ve hücrelerimizden değişik frekanslarda  yayılan titreşimlerle tüm vücudumuzun etrafında bir enerji alanı  oluşuyor. Bu enerji alanı anlık değişimlerle, ruh ve vücut sağlımızı  yansıtıyor gözle görünmese de. Son yıllarda alternatif tıp alanı altında  kabul edilen enerji dengeleme yöntemlerini kullanarak tedavi sağlama  tekniklerinin sayısı epeyce arttı ve gitgide bilimsel olarak  desteklenmeye başlandı.
Tedaviye yardımcı olduğu iddia edilen  meditasyon ve Reiki, NLP çalışmaları artık bilimsel tedavilerin yanında  yardımcı olarak yer almaya başladı.  
Amerika'da pek çok  hastanede bu konuda ciddi ve resmi uygulamalar yapılıyor, kemoterapi  birimlerinin yanı başında Reiki uzmanlarının da bölümleri açıldı,  hemşireler ve doktorlar hızla Reiki öğreniyorlar.
Türkiye bu tür  çalışmalarda biraz tutucu tavır sergilese de beyin dalgalarının kontrol  edilmesi ve değiştirilmesi için Reiki ve meditasyondan daha bilimsel  bir yöntem olan Neurofeedback yöntemini kullanarak stres, down sendromu,  alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, otizm, kişilik bozuklukları gibi  hastalıkları tedavi etmeye çalışan merkezler ve hastaneler açılmaya  başlandı.
Meditasyon, Yoga, Reiki, Neurofeedback adı ne olursa olsun bütün bu yöntem ve tekniklerin peşinde olduğu tek bir amaç var:
Beyin  dalgalarını istenilen frekansa çekebilmek ve uygun dalga boyunun  titreşimsel ışınımını yakalayarak DNA üzerinde pozitif değişiklik  yaratabilmek...
Işık ve titreşim DNA üzerinde değişiklik yaratabilir mi?
Her  organımızı ve beynimizi de oluşturan en küçük özgün birim olan hücrenin  1980 li yıllarda bilim adamlarının yaptığı çalışmalarla foton yaydığı  tespit edilmiş. Hücre fotonunun frekansı ölçülmeye başlandığında ise yan  yana gelen iki ayrı hücrenin aynı frekansa girdiği ölçülmüş. Yani iki  ayrı enerji birbirinden etkileşiyor ve ya iterek ya çekerek birbirlerini  değiştiriyorlar.
Kuantum biyologu olan Dr. Vladimir Poponin  tarafından yapılan basit mantıklı ama derin bir deneyde önce bir kabın  içi boşaltılıyor. Kabın içinde bir vakum yaratılıp içine fotonlar  bırakılıyor. Fotonların kabın içinde rast gele bir şekilde dağıldıkları  görünüyor ve sonra kabın içine DNA'lar bırakılıyor. Kabın içindeki  fotonların DNA'ların dönüşüne göre uyum göstererek düzenli ve sürekli  döndükleri tespit ediliyor. Bir sonraki aşamada DNA'lar çıkarılıyor ve  fotonlar tekrar izleniyor. Beklenen sonuç Fotonların yine rast gele  dağınık olmaları iken DNA'ların ritim ve düzeniyle döndükleri görülüyor.  Işık parçacıklarının neye bağlı olarak sistemli dönmeye devam  ettiklerinin cevabı bulunamıyor.
Barışın ve Duanın Gücünün  Bilimi" kitabının yazarı Gregg Braden buna benzer deneyleri de anlattığı  kitabında bizim henüz tamamen algılamadığımız bir enerji alanının ve  ağının tüm evrende mevcut olduğunu ve DNA'nın fotonlarla bu ağ ile  iletişim kurduğunu kabul etmemiz gerektiğini söylüyor.
Başka bir  deneyde epeyce sayıda deneğe plasenta DNA'ları taşıyan deney şişeleri  veriliyor.  DNA şişelerinin her biri için aslında her biri uzman olan  deneklerden belli bir duygu üretmeleri ve hissetmeleri isteniyor. Her  şişe için ayrı bir duygu ve bir denek kullanılıyor. Sonuçta DNA'ların  iyi duygularda açılıp gevşediği ve kötü duygularda büzüşüp kapandığı  görülüyor. HIV virüsü taşıyan deneklerin DNA'larında bu deney  tekrarlandığında minnettarlık-sevgi-takdir-neşe taşıyan duygu  titreşimlerinin DNA'yı önceden ölçülen dirence göre yüz binlerce kat  daha dirençli hale geldiği tespit ediliyor.
Braden'e göre  pozitif duygular ve sevgi içinde olmayı başarabilen insan kendi DNA'sını  değiştirebiliyor ve bunu yapabilmesinin sebebi olarak da tüm her şeyi  kapsayan bir enerji ağının mevcut olduğunu söylüyor.
Bizler  kendi titreşimlerimizi etkileyebildiğimiz gibi bu yaratılış ağını da  etkileyebiliyoruz. Karşılıklı bu titreşimlerin itme ya da çekme  derecelerini henüz sayısal olarak isimlendirip ölçemiyorsak da, gelecek  zamanlarda bilimin titreşim ve kuantum alanındaki çalışmaları arttıkça  sorular cevaplarını bulacak.  
Dün, bugün ve yarından fazla  boyutu olan zaman, soruların cevaplarını "ŞİMDİ" de saklasa da biz henüz  uzanıp alacak frekansla titreşemiyoruz. Evrensel titreşimden payımıza  düşen frekanslarda hissettiklerimizle yaşadığımız kendi dünyamız, reel  ya da sanal olduğunu aslında bilmediğimiz gizemli bir rüya sanki...
Yazar: Nesrin Dabağlar
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.