Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kolloidal Gümüş Suyu Tedavisi

Başlatan bozadi, 24 Ekim 2019, 15:27:47

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#15
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

Gümüş suyuyla ilgili sorun çok pahalı olması ve gözle görülür bir sonuç elde etmek için 6 ay gibi bir süre kullanmanız gerekmesi. Benim tavsiyem antibiyotik kullanmanız gereken durumlarda iki saat arayla 1mg c vitamini kullanmanız. Ester C formu daha etkili  ikisini peş peşe kullandığınızda farkı Görüyorsunuz. Q10'i şiddetle tavsiye ederim; ayrıca yerli üretim alfa lipoik asitle birlikte satılanları da var. Fiyatı da oldukça iyi 60 tanesi 70 tl'ye aldım N11'den. Q10 için ubiqonone ve ubiqonel tarzı bir ayrım var genelde balık yağı le birlikte satılıyor. Bu ubiqonel için daha etkili deniyor ve pahalı. Probiyotik konusunda ilaç şişelerinde ve hazır satılanlar neredeyse etkisiz. En iyisi bile 5-6 aylık kullanımdan sonra ciddi etki veriyor. Probiyotiği gerçek sirke,turşu ve yoğurttan alırsınız.

Scyth, şaşırtıcı veya gerçekdışı gibi gelebilir ama gümüş suyuyla ilgili okuduklarım doğruysa, ölümcül virüs hastalıklarından bazıları da dahil olmak üzere, bakteri-virüs-mantar kaynaklı çok çeşitli sağlık sorunları için birkaç saat ile birkaç gün arasında ciddi sonuçlar elde ediliyormuş. Örneğin, ticari bir site olmakla birlikte, şu linkini verdiğim İngilizce sitedeki kullanıcı yorumları bu yönde:

https://www.colloidalsilversuccessstories.com/

Google Türkçe çevirisi (pek etkili bir çeviri olmasa da...)

Ama hem bu tür yorumların gerçekliğinin sorgulanması, hem de piyasada satılan gümüş suları ve gümüş suyu yapma cihazlarının niteliklerinin, farklarının karşılaştırılması gerekiyor.

Konuyla ilgili okuduğum bazı kaynaklar, koloidal gümüş ile iyonik gümüş şeklinde bir ayrım getiriyor ve piyasada koloidal gümüş diye satılan ürünlerin hemen hepsinin çok büyük oranda koloidal değil iyonik olduğunu ve iyonik gümüşün koloidal gümüş kadar etkili olmadığını söylüyor. Konuyu araştırıp bulgularımı paylaşacağım.

C vitamini konusunu gündeme getirmene sevindim. K forumda da bu konuda bir vurgu yapıldığını fark ettim. Hatta damardan yüksek doz c vitamini şeklinde bir öneri:

https://cassiopaea.org/forum/threads/high-dose-intravenous-vitamin-c-and-other-vitamin-infusions.46562/

Google Türkçe çevirisi

Tabi c vitaminini iğne formunda almak herkese uymaz, örneğin büyük bir mecburiyet hissetmezsem şahsen düşünmem bunu. Önerdiğin ürünü (ester c) ve diğerlerini araştıracağım.

bozadi

#16
Kolloidal gümüş suyu ürünlerinde gerçek kolloidal ve iyonik gümüş içeriği şeklinde iki ayrı gümüş türevi bulunduğuna dair bilgileri incelemeye çalışıyorum.

Sanıyorum ki elektroliz yöntemiyle gümüş suyu üretiminde daha çok "iyonik gümüş" denen şey oluşuyormuş. Yaklaşık olarak %75-90 civarında iyonik gümüş ve %10-25 arası da gerçek kolloidal (partikül) gümüş.

İyonik gümüş denen şey, normal gümüş atomundan bir veya birkaç elektronun eksilmesiyle oluşan şeymiş. Bu durumdaki gümüş atomları, kararlılığını kaybedip başka maddelerle bileşik oluşturma eğilimi gösteriyormuş. Örneğin içilen gümüş suyundaki gümüş iyonları, hidroklorik mide asidindeki klorla birleşip gümüş klorür oluşturuyormuş ve bu bileşik artık gümüşün patojen öldürücü etkisini göstermiyormuş, bir süre sonra vücuttan atılıyormuş yalnızca.

Yani içilen gümüş suyundaki iyonik gümüş, midede tamamen veya büyük ölçüde farklı bir maddeye dönüştüğü için işlevini kaybediyor. Eğer içilen gümüş suyunda gerçek kolloidal (atomları bütün olan) gümüş parçacıkları varsa, bunlar ne mide asitlerinden ne de başka şeylerden etkilenmiyorlar ve mideyi aşıp kana karışarak patojen öldürücü etkisini gösterebiliyormuş. Buna göre, satın alınan veya yapılan bir gümüş suyundaki gümüş iyonları ile gerçek (tam atomlu) gümüş parçacıklarının miktarının bilinmesi, öğrenilmesi gerekiyor ve gerçek parçacıklı gümüş miktarı ne kadar fazlaysa, mikrop öldürücü etki de o kadar yüksek oluyormuş.

Yalnız iyonik gümüşle ilgili şöyle bir ilginç durum varmış. İyonik gümüş elektron (negatif) kaybı olduğu için pozitif yüklü oluyor. Vücuttaki patojenler, yani hastalık yapıcı mikroplar ise negatif yüklü oluyormuş. Yani gümüş iyonu bunlarla karşılaştığında birbirlerini otomatik olarak çekiyorlar ve gümüş iyonları o patojenleri hızla öldürüyormuş ama bu etkinin meydana gelebilmesi için iyonik gümüşün o zamana kadar başka maddelerle birleşip yeni bir bileşik oluşturmamış olması, yani saf gümüş iyonu halini korumuş olması gerekiyor ve ne yazık ki içilen gümüş suyundaki iyonik gümüş mide asidinde vs başka maddelerle bileşik oluşturduğu için patojen öldürücü işlevini ya tamamen ya da çok büyük oranda kaybediyor bu yöndeki çeşitli açıklamalara göre.

Benim şu anda bu hususta anlamadığım şeylerden biri, tabi eğer bu iddialar doğruysa, örneğin iyonik gümüş suyunun kana enjekte edilmesi veya bir şekilde (örneğin DMSO gibi deriye nüfuz eden maddeler yardımıyla) deriden kana ulaşıtırılması durumunda nasıl bir durum meydana geleceğidir. Doğrudan kana ulaştırılan gümüş iyonları ne kadar hızla kandaki başka maddelerle birleşip etkisini kaybeder, ne kadarı patojenlere ulaşır vs. Bunu araştıracağım.

Tabi ben rastladığım bu açıklamaları veya iddiaları burada paylaşıyorum ama bu konuda çok yeni olduğumu hatırlatmam gerekiyor, kesinlikle uzmanı değilim. Konuyu araştırmaya devam ettikçe, daha önce yaptığım açıklamaları tamamen veya bir ölçüde geçersiz kılabilecek yeni şeyler öğrenebilirim. Dolayısıyla açıklamalarıma, aktardığım görüşlere, iddialara kesin ve doğru bilgi gözüyle bakılması yanlış anlamalara neden olabilir. Ben sadece konuya olan ilgim nedeniyle kafama takılan tüm hususları araştırmaya devam etmek ve edindiğim görüşleri, bilgileri paylaşmak niyetindeyim.

Gümüş sularındaki gerçek gümüş parçacıklarının varlığını test etmenin yollarından biri, "Tyndall etkisi" denen bir yolmuş, ki bu da bir cam kap içindeki gümüş suyuna güçlü bir ışık huzmesi (örneğin lazer) tutulmak suretiyle, suyun lazer ışığını gösterip göstermediğine bakmakmış.

İyonik gümüş lazer ışığını yansıtmıyormuş, yani göstermiyormuş, ama gerçek kolloidal gümüş parçacıkları ışığı kırıp yansıttığı için, lazer ışını suyun içinde  bir huzme olarak görülebiliyormuş.




Bu videoda sol baştaki su deiyonize saf su. Saf su lazeri yansıtmıyor/göstermiyor. Onun sağında tuzlu su var, o lazeri yansıtıyor. Onun sağındaki "Absolute 7" yazan bardakta ne var anlamadım. Onun sağında iyonik gümüş var ve görüldüğü gibi o da lazer ışınını göstermiyor. Ama onun sağındaki gerçek (bütün atomlu) kolloidal gümüş parçacıkları içeren bardaklardaki gümüş suyu lazer ışınını gösteriyor.

Bu arada benim denemekte olduğumu söylediğim markanın gümüş suyuna bu lazer testini uyguladığımda ne yazık ki lazer ışınını göstermediğini gözlemledim. Dolayısıyla elimdeki bu ürünün tamamen veya büyük ölçüde iyonik gümüş olduğu ve dolayısıyla patojen öldürücü pozitif etkilerinin çok yüksek olmadığı sonucunu çıkarıyorum. Ama daha önce de belirttiğim gibi, sanırım biraz da aldığım miktarın nispi yüksekliği nedeniyle, Herx krizine neden olabilecek kadar gerçek kolloidal gümüş içeriyor veya iyonik gümüşün bir kısmı bir şekilde etki etmeye başarmış olabilir.

Ama lazeri gösteren her gümüş suyu sağlığa uygun olmayabilir, çünkü örneğin gümüş parçacık (partikül) boyutları fazla büyük olabilir. Gümüş suyundaki gümüş partikülleri ne kadar küçük olursa, o kadar etkili oluyormuş. 1 nanometrenin bile altında gümüş partikül boyutları var ama 1'den 100 nm'ye (nanometre) kadar uzanan büyüklükteki parçacıklara da kolloid denebiliyor ama gümüş parçacık boyutu arttıkça hem olumlu etkiler zayıflayıp hem de olumsuz etkiler artabilir çünkü parçacıklar büyüdükçe vücuttan atılması zorlaşıyormuş sanırım. Olumlu etkinin azalması ise şununla ilgili sanırım: Taneler büyüdükçe, bir alan sığabilecek parçacık sayısı azalıyor. İri taneli az sayıda parçayla karşılaştırıldığında, küçük taneli çok sayıda parça daha fazla temas yüzeyi sağlıyor, böylece daha fazla patojen öldürülebiliyor.

bozadi

#17
Elektroliz yöntemiyle gümüş suyu üretiminde daha çok iyonik gümüş oluşuyor derken, sanıyorum ki elektronik mekanizmada bazı gelişmiş özellikler kullanmak suretiyle gerçek (tam atomlu) gümüş parçacıklarının sayısının artırılması mümkün, buna dair açıklama yapan kaynakları araştırıyorum bilgimi artırmak için.

Bazı kaynaklarda, daha önce sirera'nın belirttiği gibi "karanlık ortamda" üretim yapıldığında gerçek kolloidal gümüş miktarı bir ölçüde artırılabiliyormuş ve aynı zamanda "soğuk ortamda" üretim için de benzer beyanlara rastladım.

En basit elektrik mekanizmaları, örneğin pil veya basit bir adaptör kullanılarak yapılan gümüş elektroliziyle üretilen gümüş suyundaki gümüş iyonlarının ve tam gümüş parçacıklarının miktarı ve ayrıca boyutları, şu anda en çok kafama takılan hususlar arasında.


bozadi

#18
http://wordsforgood.org/mirrors/educate-yourself.org/lte/colloidalversusionicsilvercontroversy19may09.shtml

Bu linkte, kolloidal gümüş konusunda sorulan bir soruya, site editörünün verdiği yanıt var. Editör, daha önce sitemizde konusu geçen Robert (Bob) Beck'le yakın arkadaş olduğunu söylüyor. Basit bir pilli elektronik mekanizmayla elektroliz işlemi yoluyla kolloidal gümüş suyu yapımını ortaya koyan kişi Robert Beck'miş. Editör, elektroliz yoluyla gümüş suyu yapıldığında, bu işlemden doğan gümüş suyunun kaçınılmaz olarak "iyonik gümüş suyu" olduğunu ve zaten mikropları en hızlı ve kesin şekilde öldüren şeyin de "iyonik" gümüş olduğunu söylüyor. Bunun mekanizmasına değinmiştim: Gümüş iyonları pozitif yüklü ve mikroplar ise negatif yüklü. Böylece birbirlerine çekiliyorlar ve gümüş iyonları mikrobu öldürüyor. Yalnız site editörü, içilerek kullanılan iyonik gümüş suyunun midede veya genel olarak vücutta klor gibi maddelerle bileşik oluşturarak işlevini yitirmesi konusuna girmemiş görebildiğim kadarıyla. Keşke o konuya da bir açıklık getirseydi de, iyonik gümüşün içilmesinin faydaları ve faydasızlıkları konusunda bizi biraz aydınlatsaydı. Bu hususu araştırmaya devam edeceğim.

Bu arada editörün yaptığı terminolojik bir açıklamayı da aktarayım: "Kolloidal" ifadesi, suda tamamen çözünmeyip (özelliğini kaybetmeden) dengeli bir dağılımla askıda kalacak derecede küçük parçacıklar için kullanılıyormuş. Örneğin "kolloidal gümüş" deyince de, su içinde eriyip özelliklerini kaybetmeyen, çok çok küçük taneli olduğu için de suda dibe çökmek yerine suda dengeli bir dağılımla askıda kalan gümüş iyonları ve/veya parçacıklarını kastetmiş oluyoruz. Yani suyla karıştırılınca suyun dibine çökmeyen, suya dengeli bir şekilde dağılıp o şekilde askıda kalan, o kadar küçük olan parçalara kolloidal deniyormuş. Bu terimin etimolojisini araştırdığımda Yunanca "yapışkan" anlamına gelen "kolla" kelimesinden geliyor ve bizim "kola" (yapışkan nişasta türü madde) ve "kolalamak"  dediğimiz ifade de aynı Yunanca kelimeden türüyormuş. Su içindeki kolloidal bir maddeden bahsedince de, suyun dibine çökmeyen, suya "yapışan", "bütünleşen" anlamında bir ifade olmuş oluyor yanlış yorumlamıyorsam.


bozadi

#19
Hm, bu nano-gümüş ve iyonik gümüş arasında hangisi mikrop öldürmede daha etkili meselesini araştırdıkça, bu konunun bu alanda oldukça ateşli bir tartışma konusu olduğunu öğrendim.

Bu konuda çok deneyimli gibi görünen ve oldukça kapsamlı bir kitap yazan "Steve Barwick" adlı şahsın web sitesinde yazanlara göre, gümüş suyunun faydası tamamen "iyonik gümüş" sayesinde meydana geliyor. Yüksüz (ne pozitif, ne negatif) olan nano-gümüş parçacıkları inert (eylemsiz) durumda olduğu için, mikroplara karşı savaşma gibi bir özelliği yok, ancak ve ancak vücutta asidimsi sıvılarla veya yüksek oksijenli dokularla temasa girip de "iyon" dökmeye (yani iyonlara bölünmeye) başladığı zaman mikroplara karşı etkili hale gelebiliyormuş.

Barwick ayrıca, eğer gümüş iyonları mide asidini geçemiyor olsaydı, aynı şeyin metalik nano-gümüş için de geçerli olacağını, o durumda onun da mide asidini geçemeyeceğini söylüyor çünkü nano-gümüş de mide asidiyle karşılaştığı zaman iyonik gümüşlere bölünüyor, dolayısıyla o zaman onun da mideden geçememesi gerekirdi. Yani ister midede, ister kandaki asitler olsun, hem nano-gümüşün hem de iyonik gümüşün durumunun birbirinden farklı olmadığını ve üstelik metalik nano-gümüşün işe yaraması için mutlaka asitle veya yüksek oksijenli bir yapıyla karşılaşıp iyonlara bölünmesi gerekiyor çünkü nano-gümüş yüksüz, dolayısıyla da kendi başına diğer maddelerle (patojenler dahil) etkileşime giren birşey değil. İyonik gümüş pozitif yüklü olduğu için ve patojenler de negatif yüklü olduğu için birbirlerine çekiliyorlar ve bunun sonucunda patojenler ölüyor.

Barwick, gümüş iyonlarının mide asidinden geçemediği (tamamen başka bileşiklere dönüşerek etkisizleştiği) iddiasının saçma olduğunu, bu geçişi sağlayan şeyin "metaloprotein taşıma sistemi" (metalloprotein transport system) olduğunu söylüyor. Buna göre, mideye iyonik bir metal girer girmez vücut metaloprotein üretiyormuş ve bunların görevi, metal iyonlarına yapışıp onları koruyarak mide asidinden geçirmekmiş. Yani kanımıza mineral almayı sağlayan sistem bu. Barwick'in mantıklı görünen iddiasına göre, eğer gümüş sırf iyonik formda olduğu için mide asidinden geçemiyor olsaydı, aynı şey diğer metallerin veya minerallerin iyonları için de geçerli olurdu ve o zaman yediğimiz hiçbir bitkiden mineral alamazdık çünkü tüm bitkiler topraktan aldıkları mineralleri iyonik hale dönüştürüyormuş. Yani örneğin demir içeren bir bitkiden yediğimiz zaman, vücudumuza giren şey demir iyonlarıdır ve o minerallerin başka birşeye dönüşmeden kanımıza ulaşabilmesi için mide asidinden geçebilmesi gerekiyor ve işte bunu sağlayan şey de metaloprotein taşıma/koruma sistemi.

Çok etkileyici buldum Barwick'in açıklamalarını. İddialarıyla ilgili bilimsel araştırmalara da linkler vermiş çeşitli web sayfalarında. İncelemeye devam edeceğim.

Sonuç olarak, Barwick'in iddiaları doğruysa, iyonik gümüş kullanmanın faydasız olduğunu iddia ederek pahalı metalik nano-gümüş ürünleri satanlar aslında bilimsel gerçekleri çarpıtıyorlar sırf para kazanmak için.



bozadi

#21
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fidelista

https://kt.ilacprospektusu.com/ilac/11267-silverdin-krem-yuzde-1-kt
Gümüş içerikli pek çok sağlık ve bakım ürünleri varmış. Koloidal gümüş, yaraların iyileşmesini engelleyici bakteri, mantar ve virüsleri etkisiz hale getirmek suretiyle yaraların iyileşmesini ve dokunun normal haline dönmesini oldukça olumlu etkiliyormuş.

Bitkilerdeki zararlı mantar ve bakterilere karşı da kullanılıyormuş. Aynı şekilde hayvanlarda da bu tür patojenlere, iltihaplara, yaralara vs. karşı kullanılıyormuş.

Bunun için örneğin koloidal gümüş suyunun, uygun bir sprey kap içine kullanımına değinilmiş çeşitli kaynaklarda. İnsan, hayvan, bitki yüzeylerine, farklı yüzeylerdeki mantar ve bakteri oluşumlarına karşı vs.

bozadi

#22
Koloidal gümüşle ilgili faydalı bir İngilizce bir makale ve google çevirisi.

http://stopcancer.com/colloidal_silver.htm

Google çevirisi

bozadi

#23
Elektrolizle gümüş suyu yapımının mucidi gibi görünen Robert Beck'in gümüş suyu yapım talimatlarına göre, 27-33 volt aralığında bir voltaj, gümüş suyu yapımı için ideal. Yani cam kaptaki saf su içine yerleştirilen iki tane saf (%99,9 veya daha iyisi %99,99 saflıkta) gümüş çubuğa bu voltajın artı ve eksi kutupları bağlanıp uygulandığında, 15-20 dakikada 3-5 ppm'lik bir gümüş suyu üretiyormuş bu sistem ve gümüşlerin parça boyutu da son derece küçük oluyormuş: 1.26 angstrom (= 0.126 nanometre), ki bu boyut en makbul boyut olarak kabul ediliyormuş. Kolloidal terimi, 1000 nanometreden (1 mikron) küçük parçalar için kullanılıyormuş ve yanlış anlamadıysam kolloidal gümüş için 100 nanometreden ne kadar küçük olursa, o kadar etkili.

Beck'in önerdiği bu yöntemle üretilen ve büyük ölçüde iyonik olan gümüş suyunun cam kap içinde saklanması öneriliyor. İlaç şişelerindeki gibi "amber" rengi bir cam şişe olması en iyisi. Önceki mesajlarda adı geçen Barwick, şeffaf cam şişenin koyu ve yoğun örgülü siyah bir çorap içine konmak suretiyle ışıktan korunabileceğini söylüyor.

Uzun süre ışığa maruziyet, iyonik gümüş suyunu oksidize ederek gümüş iyonlarının çökmesine ve etkisizleşmesine neden oluyormuş. İyonik gümüş suyu için plastik şişe kullanmanın sakıncası ise, çoğu plastiğin statik elektrik toplama eğilimiymiş. Plastikte oluşan statik elektrik, gümüş suyundaki gümüş iyonlarını kendine (şişe kenarlarına) çekmek suretiyle gümüş suyundaki iyonların dağılımını dengesizleştirip etkisizleştiriyormuş. Ama tıbbi amaçlarla kullanılan ve statik elektrik üretmeyen plastik şişe türlerinin kullanılabileceğini söylüyor Barwick.

Buzdolabı gibi, çalışırken elektromanyetik alan oluşturan elektrikli cihazlardan da aynı sebeple uzak tutmak gerekiyormuş gümüş suyunu.

Oda sıcaklığında, karanlık ortamlarda saklanması, gümüş suyunun haftalarca, aylarca ve hatta şartlara bağlı olarak yıllarca taze/etkili kalmasını sağlıyormuş. Bu sayılan tedbirler özellikle iyonik gümüş için geçerli. İyonik olmayan (tam atomlu ve dolayısıyla yüksüz) gümüş nano parçalarından oluşan gümüş suları, yüksüz/atıl olma nedeniyle iyonik gümüş suyundan çok daha uzun ömürlü olabiliyor. Ve her ne kadar iyonik olmayan gümüş suyunun iyonik gümüşten çok daha sağlam ve sağlık açısından çok daha etkili olduğunu iddia eden kaynaklar olsa da, Beck, Barwick ve çeşitli başka yazarların görüşlerine göre iyonik gümüş sağlık açısından, yani mikropları öldürme açısından çok daha etkili. Bu görüşe göre, iyonik-olmayan gümüşün etkili olabilmesi için de vücutta asitlerle vs karşılaşarak iyonlara bölünmesi gerekiyor ki ortaya çıkan iyonlar patojenlerle savaşabilsin.

İnşallah önümüzdeki zamanlarda hem iyonik olan ve olmayan gümüş farkları konusunda, hem de basit, ucuz ve etkili gümüş suyu yapımı konusunda bilgimizi artırırız.

fidelista

#24
Evde rahat yapılabilecek bir ilaç,saf gümüş bulabilirsek.

bozadi

#25
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fidelista

Evde rahat yapılabilecek bir ilaç,saf gümüş bulabilirsek.
%100 emin olmam mümkün değil ama https://safgumuscubuk.com sitesi ilk izlenim olarak olumlu göründü bana. Alışveriş yapacak olursak, deneyimlerimizi, olumlu-olumsuz gözlemlerimizi, izlenimlerimizi buradan paylaşırız.

Bu arada sitede diğer gümüş suyu yapım malzemeleri arasında ayarlı 12 voltluk bir adaptör dikkatimi çekmişti. Robert Beck, biraz daha altında veya üstünde de olabileceğini söylemekle birlikte 24-33 volt arası öneriyordu. 12 volt meselesini araştırınca, gümüş suyu yapımında voltajın (gerilim) etkilediği temel faktörün, gümüş suyu yapım "hızı" olduğu sonucuna vardım. Yani düşük voltaj veya yüksek voltaj kullanılabilir; düşük kullanılırsa yapım süresi uzar, yüksek kullanılırsa süre kısalırmış.

Yalnız amper (akım) konusu biraz daha hassas bir konu sanırım. Aşırı yüksek amper, gümüş parçalarının fazla büyük olmasına, dolayısıyla etkisizleşmesine neden olabilirmiş.

İkna edici bulduğum birkaç İngilizce web kaynağında 1-2 miliamper (mA) seviyesinin en elverişli derecede çok küçük (ve daha etkili) boyutların üretilmesini sağladığı belirtilmiş. Bunun birkaç miliamper altı ve üstü de uygun kabul ediliyor. 50 miliamperin fazla büyük tanecikler nedeniyle "gümüş çamuru"na (bulanık gümüş suyuna) neden olacağı ve etkisinin, faydasının çok düşük olacağına vurgu yapılmış. Ama 50 miliamper ve çok daha üstünde akımlar kullanan cihazlar pazarlanıyor çeşitli web sitelerinde. Maalesef gümüş suyu konusu çok tartışmalı bir alan olduğu için, çoğunluğun üzerinde uyuşmadığı pek çok husus var ve dolayısıyla dikkat, test, denemeler, deneyimler önem kazanıyor.

Bir de, sabit akım (daha önce "sabit voltaj" ifadesini kullandım, yanlışmış, değiştirdim) uygulamakla değişken akım uygulamak arasında farklı görüşler, uygulamalar var. Suya ilk elektrik verildiğindeki iletkenlik durumu ile suya gümüş iyonlarının giderek daha fazla karıştığı zamanki iletkenlik farklı olduğu için, stabil üretim için akımın (amperajın) buna göre giderek azaltılmasının daha iyi olacağını söyleyen pek çok kaynak var ama sabit akımın zararlı veya kötü bir üretime neden olacağına dair bir vurguya rastlamadım. Araştırmaya devam etmek niyetindeyim bunu. Şu an için en güçlü izlenimim, özellikle bu konuda deneyimsiz veya yeni yeni deneyim kazanmaya başlayanlar için, en basit üretim tekniklerinin (sabit akım dahil) bir zararı olmayacağı yönünde, tabi yine elden geldiğince çeşitli diğer üretim tedbirlerine dikkat ederek.

Uygulanacak voltaj ve amperi etkilyen önemli faktörlerden biri de suya sokulacak olan gümüş tellerinin veya çubuklarının kalınlığı ve/veya yüzey alanıymış.

En çok tavsiye edilen 10-20 ppm aralığında yeterince küçük taneli ve iyonik ağırlıklı gümüş suyuna lazer ışını tutulduğunda, bu ışının suda hafif/zayıf sayılabilecek şekilde görülmesinin uygun olduğunu okudum. Aşırı büyük taneli ve yoğun gümüş sularında (suyun renginin sarılaştığı ve hatta kahverengileştiği durumlar) lazer ışını normal oda ışığında bile bardakta çok net veya güçlü bir şekilde yansıyormuş/görünüyormuş ama tavsiye edilen durumun berrak (renksiz) gümüş suyu ve lazer tutulduğunda hafif/zayıf bir ışın görünümü olduğu sonucunu çıkarıyorum şu an.

Gümüş tellerin veya çubukların birbirine mesafesi için 4-5 cm şeklinde tavsiyelere rastladım. Çubuklar birbirine yaklaştıkça akım güçleniyormuş.

TDS (toplam çözünmüş katılar) ölçüm cihazları ppm (milyondaki birim) değerini ölçüyor ama bu cihazların üretim aşamsında kalibrasyon yapılırken tuzlu suya göre yapıldığını, tuzun suda tamamen çözündüğünü ama gümüş iyonlarının tuz kadar çözünmediğini, yaklaşık yarı ölçüsünde çözündüğünü, dolayısıyla TDS ölçüm cihazlarının gümüş suyu ppm değerini ölçerken aslında doğru değerin "yarısını" gösterdiği şeklinde açıklamalara rastladım. Yani eğer gümüş suyuna sokulan TDS cihazı 10 ppm'lik bir değer gösteriyorsa, gerçek değerin aslında 20 ppm olduğu yönünde. Ama bu açıklamanın kesinliğinden, doğruluğundan emin değilim, umarım net bilgilere ulaşırım.


fidelista

#26
Herhangi bir aktif enfeksiyon umuz yokken mi kullanmalı yoksa viral yada bakteriyel bir enfeksiyona geçirirken kullanalım ? Asıl amaç ne ?

bozadi

#27
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fidelista

Herhangi bir aktif enfeksiyon umuz yokken mi kullanmalı yoksa viral yada bakteriyel bir enfeksiyona geçirirken kullanalım ? Asıl amaç ne ?
Gümüş suyundaki gümüş iyonları, vücudumuzdaki mantar, bakteri ve virüs kaynaklı patojenleri, yani mikropları öldürücü etki yapıyor.

Bu tür patojenlerden kaynaklı bir rahatsızlık söz konusuysa, bu durumu tedavi etme amaçlı olarak gümüş suyu kullanılabilir. Vücudunuzda patojen kaynaklı herhangi ciddi bir sorun gerçekten yoksa, gümüş iyonları yine de bundan sonraki olası sorunlara karşı tedbir amacıyla vücutta bulunması faydalı, en azından zararsız birşey. Şu da var ki, biz belirtilen patojenlerden kaynaklı herhangi ciddi bir rahatsızlık yaşamadığımızı düşünsek de, vücudumuzda bu patojenlerin varlığı kaçınılmazdır aslında. Sadece ciddi bir soruna henüz yol açmamış olabilir veya öyle bir sorun başladığı halde biz henüz bunun bilinçli olarak farkında olmayabiliriz.

Sadece, ilk kullanılmaya başladığında, olası "iyileşme krizi" (Herxheimer krizi) etkileri konusundan haberdar olmakta fayda var. Tabi bu krizin yaşanması, vücutta patojen kaynaklı, şu veya bu ciddiyet krizinde enfeksiyonlar var demektir. Bu kriz yaşanırsa, bunun aslında herşeye rağmen "iyi" bir işaret olarak görülmesi, eğer kriz etkileri katlanılabilir nitelikteyse gümüş suyu alımının azaltmadan sürdürülmesi veya krizin katlanılabilir olmaması ölçüsünde azaltılması veya bir süre ara verilip biraz daha düşük bir dozla tekrar başlanması öneriliyor. Edindiğim ilk ve genel izlenimler bu yönde.

Gıda zehirlenmeleri de dahil pek çok mikrop kaynaklı soruna karşı kullanımı var ve dolayısıyla gümüş suyunun ihtiyaç duyduğumuz ve duyabileceğimiz kullanımları konusunda bilinçlenmek çok önemli gibi görünüyor bana.

SWK diye bir markanın gümüş suyunu denemeye başladığımı söylemiştim. Belli başlı web satış mağazalarında satılan ürünleri kabaca bir gözden geçirdikten sonra bu marka/şirket nispeten daha güvenilir görünmüştü ama gümüş suyunu tam olarak nasıl ürettikleri konusunda bir açıklamaya rastlayamadığım için ve herhangi bir devlet kurumunun bu ürün üzerinde bir sağlık testi ve onayı da yok gibi göründüğünden, güvenliğinin ve pozitif etki düzeyinin "şüpheli" olduğunu tahmin ediyorum.

Örneğin bu şirketin bir yetkilisiyle whatsapp ve telefondan görüştüğümde, bana ürünlerini elektrolizle değil, "gümüş kaynatarak" ürettiklerini söyledi ve bunun Osmanlı döneminden beri ülkemizde kullanılan bir yöntem olduğunu iddia etti. Ama hem ben bu iddiaları doğrulayan herhangi bir web kaynağına denk gelmedim, hem de benim şimdiye kadar gümüş suyu hakkında edindiğim en temel bazı bilgilerle çelişkili bazı açıklamalar yaptığını gözlemledim şahsın. Bu konuda teknik bilgisinin son derece yetersiz olduğunu belli ediyordu. Ürettikleri gümüş suyunun teknik bilgilerine dair ölçüm ve sonuç raporlarını rica ettiğimde bunu gizlilik nedeniyle yapamayacağını söylemesi şüphe uyandırdı. Sattıkları gümüş suyundaki gümüş parçacıklarının boyutunun 5-10 nanometre olduğunu Bilkent Üniversitesinden onaylattıklarını söyledi ama aynı şekilde bunun da raporunu göstermeyi reddetti.

Ben Herx krizi yaşayıp bunun etkilerini 2-3 gün içinde azalarak atlattıktan sonra da aslında bol miktarda (1 çay bardağı) gümüş suyunu günde en az 1 veya 2 kez kullanmaya devam ettim ve herhangi bir olumsuzluk deneyimlemedim, nispeten olumlu bazı etkiler yaşadığımı düşünüyorum ama henüz çok emin değilim. Konuyu araştırdıkça, bir gümüş suyunun içeriğini anlamaya ve etkileri test etme yöntemlerini öğrenmeye, denemeye çalışacağım.

Diğer markaları ayrıntılı araştırmadım ama tartışmalar, şüpheler çok gibi görünüyor ne yazık ki.

Bu yüzden önümüzdeki günlerde veya haftalarda kendi gümüş suyumu yapma ve bu konudaki bulgularımı paylaşmak niyetindeyim.

bozadi

#28
Bir devre kullanmaksızın, basitçe pil ve adaptör kullanımı yoluyla gümüş suyu üretme konusunda şu kaynakta faydalı olduğunu sandığım bazı bilgilere rastladım: https://www.silverbearsolutions.co.uk/?page_id=409

Kabaca söylenen şu sanırım:

Alıntı Yap
 1) Tek pilli üreticiler

Bu bir miktar gümüş iyonu üretmeye yeterli olsa da, distile su çok zayıf bir iletken olduğu için süreç çok yavaş, uzun oluyor.

2) Çok pilli üreticiler

3 tane 9 voltluk pille 27 volt kullanıldığında, suda iyon akışı çok daha hızlı oluyor ama bu da bir başka soruna yol açıyor. İyon yoğunluğu arttıkça akım da üssel olarak artıyor. Bunun sonucunda meydana gelen çok miktarda gümüş hidroksit/gümüş oksit, genellikle çözeltinin rengini griye çevirir. Bunlar toksik olmamakla birlikte çözeltinin rengini bozar ve istediğimiz şey de değildir çünkü istediğimiz şey gümüş iyonları ve gümüş parçacıklarıdır.

3) Çoklu pil ve dirençle akım sınırlama

Akımı sınırlamanın pek çok yolu vardır. İlk ve en ucuz yol direnç kullanmaktır. Böylece azami akım sınırlanır ama piller zayıflayıp voltaj düştükçe süreç çok yavaşlayıp uzar.

4) Çoklu pil, voltaj regülatörü ve akım sınırlama

Akım sınırlayıcı olarak entegre bir çip kullanıldığında, akım sınırına ulaşılana kadar voltaj 27 voltta kalacaktır. Bu yöntem direnç yönteminden 2-3 kat daha etkilidir ve günümüzdeki en modern üretici cihazlarda standart haline gelmiştir.

Büyük miktarlarda veya düzenli olarak küçük miktarlarda gümüş suyu yapanlar için maliyeti önemli bir faktör haline gelmektedir ve dolayısıyla giriş seviyesi dışındaki tüm gelişmiş modellerde, şebeke elektriği kullanımı yaygınlaşmıştır.

5) Şebeke elektriği ve akım sınırlama

Elektroliz süreci için gerekli 27 volt veya daha yüksek voltaj üretmenin iki yolu vardır. Birincisi 27 voltluk bir adaptör kullanmaktır fakat bunlar yaygın olmadığı için maliyeti daha yüksektir. İkinci yol standart 5 voltluk bir USB güç kaynağını 27 volt veya üzerine çıkaran 1 adaptör kullanmaktır. Bu yöntem günümüzde çoğu üretim cihazında benimsenen yaklaşımdır.

27 volt 9 volttan daha iyiyse neden 100 volt kullanmayalım?

Üretim hızı ile güvenlik arasında bir denge vardır. 40 volt güvenli bir eşik kabul edilmektedir, bunun üzerindeki voltajlarda elektrik çarpması riski mevcuttur. Bu yüzden günümüzdeki çoğu cihaz 40 veya daha düşük volt kullanmaktadır.

6) Şebeke elektriği ve değişken akım sınırlama

Üretilen çözeltinin niteliği büyük ölçüde onu üretmek için kullanılan akıma bağlıdır. Çok düşük akımlar (<1mA) neredeyse tamamen iyonik gümüş üretecek ama hiç gümüş parçacığı üretmeyecektir. Daha yüksek akımlar (5mA üstü) gümüş iyonları ve parçacıklarının bir karışımını üretecektir. Çok yüksek akımlar ise (>10mA) çok daha hızlı bir şekilde bir karışım üretecek fakat parçacık boyutları daha büyük olacaktır. Büyük gümüş elektrotlarında (çubuklarında) aynı sonuçları almak için orantılı olarak daha yüksek akım gerekir. Dolayısıyla giriş seviyesi dışındaki tüm cihazlar için değişken akım gerekir.

Bunun dışında gümüş suyunun üretim aşamasında düzenli "karıştırılması" ihtiyacına da vurgu yapılmış. En basit ve ilkel yöntemlerde ara ara tahta veya belki plastik karşıkla çözeltiyi karıştırmak düşünülebilir ama daha iyi sonuçlar almak için çözeltiyi sürekli olarak karıştırıcak yöntemler tavsiye ediliyor. En çok manyetik karıştırıcılar kullanılıyormuş. Akvaryumlarda kullanılan türde kabarcık üreticiler de kullanılabiliyor. Bunun dışında bir de doğrudan motorlu bir karıştırıcı da kullanılabilirmiş. Karıştırıcı uçların metal olmaması gerekiyor çünkü gümüş iyonları metallerle hızla etkileşime girip başka şeylere dönüşüp mikrop öldürücü özelliklerini yitirebiliyor.

bozadi

#29
Gümüş suyu yapımı konusunda bulduğum en basit ve etkili cihaz yapım videolarından biri (İngilizce):




3 tane 9 voltluk pil kullanıyor ama bu düzeneğe bir potansiyometre (ucuz ve basit bir parça) takmış, böylece akımı (amperi) kısıp açabiliyor. Benim okuduğum bazı kaynaklarda verilen bilgilere uygun olarak, 1-2 miliamperlik akımın en uygun olduğunu söylüyor. Bir multimetre (ölçüm cihazı) kullanarak, sudaki gümüş çubuklar arasında meydana gelen akımın şiddetini düzenli olarak ölçüyor ve 2 miliamperin üzerine çıktığında potansiyometre düğmesini çevirip 2 mA'nın altına indiriyor. Böylece nispeten kaliteli/etkili bir gümüş suyu ürettiğini tahmin ediyorum bu şahsın.

Daha yüksek, özellikle de 50 ve 100 mA'nın üzerinde akımlarla yapılan gümüş sularında parçacıkların boyutları faydalı boyutun çok üzerine çıkıyor ve üstteki mesajlarda konusu geçen zararsız ama aynı zamanda faydasız bazı maddelerin (gümüş hidroksit, gümüş oksit) miktarı çok arttığı için, gümüş suyunun etkisi zayıflıyor muhtemelen. Boyutları çok büyük (suda seçilmese bile) gümüş parçaları, aşırı miktarda kullanım durumunda vücutta birikerek arjiri denen gri/mavi cilt rengi sorununa yol açabiliyormuş (sağlık açısından başka bir zararı olmamakla birlikte).

Su karıştıcısı olarak akvaryum kabarcık makinesi kullanmış. Suyun karıştırılması, gümüş iyonlarının ve parçacıklarının suda dengeli dağılımına ve birbirine yapışmamasına yardımcı oluyor anladığım kadarıyla. Önemli olduğu söyleniyor.