Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Et Yemenin Zararları

Başlatan Alemtac, 12 Kasım 2009, 17:37:32

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

Genellikle et ve yağlı besinlerle beslenen Eskimolar, çabuk yaşlanırlar, ortalama ömürleri de 27,5 yıldır. Yaşamlarını özellikle et ile beslenme üzerine kurmuş olan Kırgızlar erken ergenleşirler ve dolayısıyla çabuk ölürler, nadiren 40 yaşını geçerler.

Tersine etle beslenmeyen kültürler, örneğin Pakistan\'daki Hunzalar, Otomi Kabileleri (Mexico yerlileri) ve Güney Batı Amerika yerlileri üzerine antropologlar tarafından yapılan alan araştırmalarında bunların sağlıklı, dayanıklı oldukları ve uzun yaşadıkları belgelenmiştir. Bu topluluklarda 110 yıl veya daha fazla yaşayan aktif ve sağlıklı bireylerle karşılaşmak olağandır. Dünya sağlık istatistikleri en çok et tüketen toplumların en yüksek hastalık (kalp-damar hastalıkları, kanser) oranına sahip olduğunu ve çeşitli ülkelerdeki vejetaryen gruplarda en düşük hastalık oranına rastlandığını göstermektedir.

Neden Et Yiyenler Daha Fazla Hastalanır Ve Erken Ölür?
Et Yemenin Zararları :  Zehirlenme

Kesim öncesinde ve kesim sırasında ölüm korkusuyla ürkmüş olan hayvanın biyokimyasal yapısı derin değişikliklere uğrar. Böylece açığa çıkan toksik ürünler tüm bedene yayılarak hayvanın bedenini zehirli hale getirir.

Değişik duygulanımların beden içinde özellikle kanda hormonal değişmeler yarattığı bilinen bir gerçektir. Şiddetli öfke veya korku sırasında bedenimizin hastalanması gibi, hayvanların bedenleri de büyük biyokimyasal değişimlere uğrar. Kesimevinde bulunan bir hayvanın özellikle adrenalin hormonunun kandaki seviyesi çevresindeki diğer hayvanların öldürüldüğünü ve ümitsiz yaşam mücadelelerini görmesiyle süratle yükselir. Salgılanan bu fazla miktardaki hormon, hayvanın bedeninde kalır ve bu et besin olarak alındığında insanın dokularını zehirlediği gibi zihnini de rahatsız eder. Amerika Beslenme Enstitüsüne göre: \"Hayvan eti toksik kan ve öteki atık yan ürünlerle yüklüdür.\"

Et Yemenin Zararları : Kanser

50.000 vejetaryen (7.th Day Adventists) arasında yapılan son incelemeler kanser araştırmalarına yeni bir boyut getirdi. Çalışma, bu büyük gruptaki kansere yakalanmış kişi sayısının düşüklüğünü gösterdi. Her türden kanser, yaş ve cinsiyete göre eşleştirilen gruplarla karşılaştırıldığında daha düşük oranda görülüyordu. Araştırma, aynı zamanda bu gruptaki insanların yaşam sürelerinin de daha uzun olduğunu gösterdi. Kaliforniya\'da Mormonlar üzerinde yapılan daha güncel bir araştırma ise bu gruptaki kişilerin normal nüfusa oranla kansere %50 daha az yakalandığını ortaya koydu. Mormonlar çok az et yerler.

Neden et yiyenler kansere daha fazla yakalanır? Kesimden bir kaç gün sonra hayvan eti doğal olarak hastalıklı gri yeşil bir renge dönüşür. Et endüstrisi nitritler, nitratlar ve başka koruyucular kullanarak bu renk değişimini maskelemeye çalışmaktadır. Bu maddeler eti kırmızı renkli ve taze gösterir, fakat bu maddelerin bir çoğunun kanserojen (kansere yol açabilen) olduğu bilinmektedir.

Tenneesee\'de Oak Ridge Ulusal Laboratuvarındaki bir kanser araştırmacısı şöyle demişti:

\"Bu nitratlı etlerle kedimi bile beslemem.\"

Bundan başka İngiliz ve Amerikan bilim adamları et yiyenlerle vejetaryenlerin bağırsak bakterilerinde belirgin farklılıklar bulmuşlardır. Et yiyenlerin bağırsaklarındaki bakteriler, sindirim salgıları ile reaksiyona girerek kansere sebep olduğu saptanmış kimyasal maddeler üretir. Bu, Hindistan gibi vejetaryen ülkelerde çok az rastlanılan bağırsak kanserlerinin Kuzey Amerika ve Batı Avrupa gibi et yenen bölgelerde çok yaygın olmasının sebebini açıklayabilir. Örneğin Amerika Birleşik Devletlerinde bağırsak kanseri kanserin ikinci en çok rastlanılan türüdür. İngiltere ortalamasının %20 üzerinde et tüketen İskoçya\'da dünyanın en yüksek bağırsak kanseri oranı vardır.

Kimyasal Diyet

Et yemek \"besin zincirinin en üst noktası\" olarak tanımlanmıştır. Doğada uzun bir beslenme zinciri vardır. Bitkiler güneş ışığı, hava ve su \"yerler\", hayvanlar bitkileri, büyük hayvanlar ve insanlar ise daha küçük hayvanları yerler. Günümüzde bütün dünya zehirli kimyasal gübreler ve ilaçlarla doludur. Bu zehirler, bitkileri ve otları yiyen hayvanların vücutlarına geçer. Kırlar, çayırlar böcek öldürücü kimyasal bir madde olan DDT ile ilaçlanmıştır.

DDT\'nin çok zehirli bir madde olduğu ve kanser, kısırlık ve ciddi karaciğer hastalıklarına sebep olduğu bilinmektedir. DDT ve benzeri ilaçlar hayvanın yağ dokularına yerleşir. Bu ilaçların parçalanması ve bedenden atılması çok zordur. Böylece hayvanların otlardan aldıkları zehirler ve ilaçlar vücutlarına yerleşir. Sonra eti yenilen hayvanın hayatı boyunca almış olduğu yoğunlaşmış DDT ve diğer kimyasal maddeler yiyenin vücuduna geçer. Besin zincirinin sonunda yer alan insanlar bu zehirli ilaçları vücutlarına en son alan varlıklar olur. Gerçekte et, sebzelerden, meyvelerden ve otlardan 13 kez daha fazla DDT taşır.

Bu durum fazla miktarda et yiyerek konsantre zehirleri vücuduna alan bir anne adayının bebeği için özellikle zararlıdır. Lowa State University\'de yapılan deneylerde insan bedenindeki DDT\'nin önemli bir kısmının etten geldiği ve vejetaryenlerin bedenlerindeki ortalama DDT yoğunluğunun, et yiyenlerinkinin yarısından daha az olduğu tesbit edilmiştir!

Ancak etin insan bedenini zehirlemesi burada bitmez.

Eti için beslenen hayvanların hızla gelişmelerini sağlamak, şişmanlatmak ve etlerinin rengini koyulaştırmak için daha başka birçok kimyasal madde verilmektedir. En büyük miktarda eti en yüksek kazançla satabilmek için hayvanlar zorla beslenmekte, gelişmelerini hızlandırmak için hormonlar enjekte edilmekte, iştah açıcılar verilmekte, antibiyotikler, sedatifler ve kimyasal besin karışımları yedirilmektedir.

The New York Times şöyle yazmıştı: \"Ancak tüketicilerin sağlıklarını tehdit eden daha büyük potansiyel tehlikeler vardır. Bunlar salmonella tipi bakteriler, pestisit, nitrat, nitrit, hormon, antibiyotik ve diğer izinsiz ve gizlice kullanılan kimyasal madde artıklarıdır.\" (18 Temmuz 1971) Bunların bir çoğunun kanser yapıcı kimyasal maddeler olduğu bulunmuştur. Birçok hayvan bu ilaçlar yüzünden kesilmeden ölmektedir. Araştırmalar ette bulunan bu kimyasal maddelerin sonuç olarak hamile kadınlara, anne karnındaki bebeklere ve küçük çocuklara büyük zararlar verdiğini göstermiştir. Bu nedenle hamile kadınlar yeni doğacak çocuklarının zihinsel ve fiziksel sağlıklarını korumak için beslenmelerine özellikle dikkat etmelidir.

Hayvan Hastalıkları

Et yiyenlerin karşılaştıkları başka bir tehlike ise hayvan üreticilerinin ve et uzmanlarının yeterli özen göstermemelerinden dolayı hayvanların bazı hastalıklara yakalanmasıdır.

Çiftliklerin hayvan fabrikalarına dönüşmesiyle birlikte, birçok hayvan gün ışığını göremez olmuş ve yaşamlarını ızdırap içinde, vahşice sona erdirecek acımasız çevre şartlarında geçirmeye başlamıştır. Örneğin, Chicago Tribune\'daki bir makaleye göre, yüksek ürün veren bir tavuk çiftliğindeki durum şöyleydi: Tavuklar ilaçlarla uyarılarak, zorla beslenmişti. Küçük kafeslerinde doymak bilmez bir şekilde yer, asla hareket edemez ve temiz hava alamazlardı. Büyüdükçe hareket etmeye başlar ve her seferinde bir kat aşağıya inerlerdi. En alt kata ulaştıklarında ise kesilirlerdi. Böylesi doğa dışı uygulamalar tavukların biyokimyasal yapılarını bozmakla kalmayıp, doğal alışkanlıklarını da yok etmektedir. Bu uygulamalar, genellikle habis tümörlerin gelişmesine ve diğer şekil bozukluklarına neden olmaktadır.

Hayvan kanserliyse veya bedeninin herhangi bir yerinde tümör varsa, çoğu kez kanser olan kısım kesilerek, bedenin geri kalan kısmı toksinler ve hastalıklarla dolu olduğu halde et olarak satılmaktadır. Daha kötüsü tümörlü kısımlar \'hot dog\' şeklini alacak etlere karıştırılarak etiketlenir. Amerika\'da kesilmiş hayvanların rutin olarak kontrol edildiği bir yerde göz kanseri olan 25.000 sığırın biftek olarak satıldığı saptanmıştı!

Bilim adamları hastalıklı bir hayvanın ciğerinin balıkların beslenmesinde kullanıldığında, balıkların da kansere yakalandığını kanıtlamışlardır. Ünlü bir vejetaryen doktor Dr. J. H. Kelogg , vejetaryen bir akşam yemeğine başlarken şöyle demişti; \"Bir akşam yemeğini, nelerin ölümü pahasına olduğunu düşünmeksizin yemeniz ne kadar güzel.\"

Et uzmanlarından başka hiç kimse kesilen hayvanlarda ne kadar ciddi hastalıkların bulunduğunu bilemez. Bir restoranda, vejetaryen yemek sipariş eden müşterinin karşısında oturan diğer müşteri de, aynı tür sipariş verdi. İki müşteri birbirlerinin tabaklarına baktıktan sonra, biri diğerine sordu: \"Vejetaryen misiniz?\" \"Evet öyle. Ya siz?\" Adam cevapladı: \"Hayır. Ben et uzmanıyım.\"

Kalp Hastalığı

Etsiz beslenme konusundaki en sert tartışma et yeme ve kalp rahatsızlıkları arasındaki bağıntıların yadsınamaz ilişkileridir. Kalp rahatsızlıkları A.B.D, Kanada, Batı Avrupa ve Avustralya gibi yüksek oranda et tüketilen toplumlarda oldukça yaygınken, et tüketiminin çok düşük olduğu toplumlarda bu hastalığa daha az rastlanmaktadır.

Eti dolaşım sistemi için bu derece zararlı yapan sebep nedir? Hayvan etindeki kolesterol gibi yağlar insan bedeninde tamamiyle çözülemez ve kan damarlarının iç duvarlarında birikmeye başlar. Sürekli birikim sonunda damarların içi gittikçe daralır, kanın geçmesini zorlaştırır. Bu tehlikeli duruma arteriosklerosis -damar sertliği denilir. Bu nedenlerle kanın, tıkanmış, sertleşmiş ve küçülmüş damarlardan pompalanabilmesi için daha çok güç sarfeden kalbe ağır bir yük biner. Sonuç olarak yüksek tansiyon, çarpıntı ve kalp krizleri meydana gelir.

Kokuşma

Hayvan öldürülür öldürülmez bedenindeki proteinler pıhtılaşmaya başlar ve kendini bozan enzimler açığa çıkar. Katı hücre duvarı ve basit dolaşım sistemine sahip olan yavaş çürüyen bitkilerde ise durum böyle değildir. Hayvanın ölümünden kısa bir süre sonra ptomain gibi doğa dışı maddeler belirir. Bu gibi maddeler nedeniyle hayvan eti, balık ve yumurta çok hızlı bir parçalanır ve kokuşur. Hayvan kesildikten sonra soğuk depolarda bekletilir, \"dinlendirilir\", kasap dükkanına nakledilir, satın alınır, eve getirilir, depolanır, hazırlanır ve yenir. Akşam yemeğinde yenilen etin çürümenin hangi aşamasında olduğunu hayal edebiliyor musunuz?

Böbrek Hastalığı, Gut, Artrit

Et yiyen bir kişinin bedenine yüklediği en belli başlı atık madde (nitrojen bileşikleri olan) üre ve ürik asittir. Örneğin 450 gram biftek 14 gram ürik asit içerir. Araştırmalar et yiyenlerin böbreklerinin etten aldıkları nitrojen bileşiklerinin zehirlerini gidermek için vejetaryenlerinkinden üç kez daha fazla çalıştığını göstermiştir. İnsan gençliğinde bu fazla yükü taşıyabilir ve hiç bir hastalık görülmeyebilir. Ancak, böbrekler yaşlanıp erken yıprandığında ve etle beslenmenin ağır yükünü taşıyamaz hale geldiğinde giderilemeyen ürik asit bedende birikmeye başlar. Kaslarda biriktiğinde sertleşerek kristaller oluşturur. Bu durum eklemlerde oluşursa gut hastalığı, artrit ve romatizma gibi acı verici sonuçlar ortaya çıkar.

Yetersiz Boşaltım

Sindirim sistemimizin etle beslenmeye göre yapılanmamış olmasından dolayı yetersiz boşaltım, et yiyenlerin ortak şikayetidir. Etin, lifler açısından son derece fakir olması büyük bir dezavantajdır. Et insanın sindirim sisteminden çok yavaş bir şekilde (tohumlardan ve vejetaryen besinlerden dört kez daha yavaş) geçer, bu nedenle et ile beslenen bireylerde kronik kabızlık genel bir rahatsızlıktır.

A.Anandamitra Acarya - Vejetaryen Beslenme - Et Yemenin Zararları - Okyanus

http://www.icselguc.com/vejetaryen/et-yemenin-zararlari-331/
 

Alemtac

#1
Bir günlüğüne vejetaryen olacaklar!.  00:00 15-05-2009 
   
Fazla et tüketiminin hem insan sağlığına hem de çevreye zararı sebebiyle her geçen gün daha fazla insan vejetaryen oluyor.   
 
   
Dünyada ilk kez bir şehir haftada bir gün vejetaryen olma kararı aldı.

Belçika'nın Gent şehri, dünyada bir ilke imza attı. Belediye Meclisinin kabul ettiği kararla Ghent şehrinde haftada birgün et ve et ürünleri yenilmeyecek. Brüksel'in 50 kilometre batısındaki Gent, ilk vejetaryen gününü çarşamba günü büyük bir parti ile kutladı.

Belediye kararı ile şehirdeki tüm restoranlar perşembe günleri, vejetaryen menü sunacak. Karar, et üretiminin küresel ısınmayı artırıcı etkisine ve çevreye verdiği zarara dikkat çekmek için alındı.

Birleşmiş Milletler raporlarına göre et üretimi, dünyada sera gazı etkisi yapan gazların atmosfere salınımının beşte birinden sorumlu.

Bu haftadan itibaren başlayan uygulama ile ilk önce kamu görevlileri haftada bir gün vejetaryen olacak. Okul öğrencileri için ise uygulamanın Eylül ayından itibaren başlatılması kararlaştırıldı.

Ayrıca hazırlanan 90 bin adet "vejetaryen sokak haritası" ile, şehir sakinlerine şehirde vejetaryen beslenme imkanlarına ulaşabilecekleri mekanlar gösteriliyor.

 
http://www.haber24.com/Yasam/1-44674/Bir-gunlugune-vejetaryen-olacaklar.html
 

Alemtac

#2
Mangalda Pişen Etin Zararları
Posted by: paradies on: Kasım 21, 2008

In: Bilmediklerimiz| Sağlık| Vüdudumuz Comment!

Mangalda pişen ete dikkat!

Amerikan Kanser Araştırma Enstitüsü, mangalda pişirilen etlerin kansere neden olabileceği uyarısını yaptı. Enstitü tarafından yayınlanan raporda yapılan 7 bin ayrı çalışmada da, ister beyaz et, ister kırmızı et isterse de balık eti olsun, ızgarada kızartılan etlerin potansiyel kanserojen etkisi olduğunun saptandığı vurgulandı.
Kanser Araştırma Enstitüsü, mangal ateşi yakmaktan vazgeçemeyeceklere ise et yerine, sebze ya da meyve kızartmalarını tavsiye ediyor. Yüksek ısıda kızartılan kırmızı et, kümes hayvanı eti ya da balık etindeki proteinler, heterosiklik amino asit üretiyor. Bu asit, kanserojen madde olarak kabul ediliyor. Mangalla birlikte vücudumuza katma ihtimali bulunan diğer kanserojen madde ise, etteki yağ ve suların damladığında ya da sıcak ızgaraya konulduklarında çıkan ve ete de sinme ihtimali bulunan dumanın içerdiği çok halkalı aromatik hidrokarbonlar.

New Jersey Kanser Enstitüsü diyetisyen uzmanlarından Maureen Huhmann, insanları ızgara etten uzak durmaları konusunda uyarmaya çalıştıklarını anlatarak, "Izgara et yemeyi nadiren yaptığınız bir şeye dönüştürün. Eğer ızgarada pişmiş bir şey yiyecekseniz de en azından yediğiniz ette siyah ya da yanık olmadığından emin olun" uyarısında bulunuyor. Uzmanlar, mangalın gazlı ya da kömürlü olmasının sonucu değiştirmeyeceğini belirtiyor. Fırında ya da tavada et kızarmanın, daha düşük bir sıcaklık söz konusu olduğu için benzeri bir etkiye sebep olup olmadığı henüz tam bilinmiyor.

SALAM SOSİS GİBİ ÜRÜNLER DE ZARARLI

Amerikan Kanser Enstitüsü, "hot dog" gibi korunmuş etler konusunda da özel uyarıda bulunuyor. Rapor, sosis, sucuk, salam, burger, bacon gibi, tuzlanıp, tütsülenip pişirildikten sonra paketlenen et ürünlerinden uzak durulmasını da tavsiye ediyor. Eti uzun süre korumak için kullanılan kimyasallar, vücutta kanserojen etkilere sebep olabiliyor. Uzmanlar, kırmızı etin, özellikle de sosis gibi işlenmiş kırmızı etlerin, bağırsak kanserine yol açtığını ortaya koyuyor. Bu konuda bilimsel tespitlerin oldukça güçlü olduğuna işaret edilen raporda, ülke çapında kırmızı et tüketiminin azaltılması konusunda kampanya yapılması gerektiği uyarısında bulunuluyor. Enstitü, kırmızı et tüketilecekse bile kızartılarak değil pişirilerek tüketilmesini salık veriyor. Birçok uzmanın alışkanlığından vazgeçemeyecek mangalcılara son tavsiyesi ise şu: "Hiç olmazsa tabağınızın üçte ikisini salata ve yeşillikle doldurun. Et için üçte bir alan bırakın".

MANGALDA RİSKİ AZALTMA YOLLARI

Uzmanlar mangaldan vazgeçemeyenlere ise kanser riskini azaltacak şu tavsiyelerde bulunuyor:

- Izgara süresini azaltın. Eti ızgaraya koymadan önce, mikrodalgada ya da fırında bir süre pişirin.
- Et suyunun ateşe düşerek kanserojen etki yapabilen duman üretmesini engelleyin. Bunun için, ızgaranızı bazı yerlerinde delikler açtığınız alüminyum ile kaplayabilirsiniz. Odun ateşi de diğer ateşlere göre kısmen daha güvenli.
- Asla kararmış ya da yanık et yemeyin.
- Pişmesi daha kısa zaman tutan, şiş kebap gibi küçük parçalı etleri tercih edin.
- Yağsız et, daha az damlar, daha az duman çıkarır. Mangal etlerindeki yağları iyice temizleyin. Kümes hayvanlarının etlerinde deri kalmadığına emin olun.
- En iyi sosis, yenilmeyen sosistir. Paketlenmiş et ürünlerinden uzak durun.
- Isı kaynağı ile etleri koyduğunuz ızgara zemini arasında en az 15 santimetre mesafe bulunsun.

http://iksir.wordpress.com/2008/11/21/mangalda-pisen-etin-zararlari/
 

Alemtac

#3
ABD deki bir çok vejetaryen derneklerinden kurucusu Profesör Dr. Alex Hershaft olan "Farm animal reform movement" adlı derneğin 1980 yılında hazırlamış olduğu bilimsel bir raporu:

Dengeli ve sağlıklı beslenme ile kalp hastalıkları, kanser ve diğer öldürücü hastalıkların sonucu olan ölümlerin, önemli bir ölçüde azaldığı bilinir. Sağlıklı beslenme aynı zamanda bir çok hastalığın verdiği ağrı ve acıların azalmasına da neden olur. İlaç masrafları azalır ve üretkenlik artar. Bu tür bir vejetaryen beslenmede sebzeler, tahıllar ve meyveler kullanılır. Et ve diğer hayvansal yağlı besinler ve alkol kullanılmaz. Rafine karbonhidratlar önerilmez.
Bu tür bir diyetin olmaması bizim diğer kritik problemlerimizi nasıl etkiler? Toprak, orman, su, enerji ve diğer yaşamsal kaynakların kayıplarına neden olur. Erozyona hatta dünyamızın yaşamının tehlikeye girmesine yol açar.


Toprak:
Hayvan üretimi için 48 eyaletin yüzölçümünün %60'ı kullanılıyor.
Bir sığır üretimi ile 250 kilo et sağlanır ve bunun için ortalama yılda 40 dönüm arazi gereklidir. Bunun 36'sı sığırın otlaması için, 4'ü otlağı, sulağı ve yetiştirilmesi içindir. Fakat bunu yerine 25 litre hacmindeki aynı değerde kalori veren mısır için yalnızca ¼ dönüm toprak gereklidir. Başka bir deyişle 1/160 oranda toprağa gereksinimi vardır.
Hayvan üretmek için tarıma elverişli toprağı yoğun olarak sömürmemiz sonucu oluşan, üst tabakadaki humusun erozyona uğramasından biz sorumluyuz.
Hayvan üretimi doğanın büyük bir bölümünün tahrip olmasına neden olur. Ormanların satın alınıp değişik amaçlarla kullanılması, hayvan üretim çiftlikleri ve yağmacıların avlanması ve zehirlemesi ile doğa tahrip olmaktadır.

Su:
Hayvan üretimi ve rafine karbonhidratlar için ülke suyunun %75'i kullanılıyor. Hayvan üretimi ile bir çok eriyik maddeler oluşur, oksijen ve yararlı maddeler azalır, suya çok miktarda toksit maddeler karışır. Başka bir deyimle hayvan üretimi su kirliliğinin üçte ikisini oluşturur.

Enerji ve Mineraller:
Hayvanların ya da hayvansal yağların üretimi, işlenmesi, saklanması ve hazırlanması 17 quad tüketir [soğutma birimi (17x1015 Btu)], Bu, toplam ülke enerjisinin %20'sidir (odun, ısı enerjisi dahil).
Hayvan üretimi ve ürünlerinin işlenmesi ülke genelinde tüketilen fosfat, potas ve kalayın %80'inin, alüminyumun %22'sinin ve çelik, bakır, kurşun ve kireç taşının %10'unun tüketilmesine neden olur.

Ekonomi:
Hayvan üretiminin tekelleşmesi, otomatik sistemlerde üretil-mesi, binlerce küçük çiftçinin işsiz kalmasına neden olmuştur.
Hayvan ve rafine karbonhidrat tüketimi aile (2.8 kişi) başına yıllık harcama 7.000$ artar. Bunun 2.700$'ı yiyecek için, 1.600$'ı özel alınan ilaçlar ve doktor için, 1.000$'ı vergi (devletin tıbbi vergisi, beslenme, çiftlik sübvansiyonu yani devletten alınan çiftlik yardımı ve diğer uygun programlar) 1.300$'ı ev için (kereste, arsa ve diğer şeylerin artan farkları için) ve 400$'ı evle ilgili şeyler için (ısınma, yakıt farkları ve soğutma için)
Hayvan üretimi ve rafine karbonhidratların üretimi ve tüketimi yiyecek maddesi, ilaçlar, suni gübre vs., petrol, orman ürünleri, paketleme malzemeleri, üretim çiftliklerindeki makineler ve diğer çeşitli maddelerin ithaline neden olmaktadır. Bu yılda 45 milyar dolarlık ithalat demektir ve tarımsal ürünlerdeki ihracat ile eş değerdedir.

Ahlak:
Hayvan üretimi ve rafine karbonhidrat üretiminin ülkenin tahılının, baklagiller kaynaklarının %90'ını tüketir. Oysa tüketilen bu miktar Asya ve Afrika'da açlıktan ölen 800 milyon insanı kurtarabilir.
Hayvan ürünleri için yılda 5 milyara yakın hayvan katledilmekte ve kesilmektedir. Bu kişi başına 20 hayvan demektir ki bu, laboratuarlarda, kedi, köpek ağıllarında ve doğada öldürülen hayvan sayısının 25 katıdır.

Şimdi de vejetaryenliği sağlık ve tıp açısından biraz inceleyelim.
Birleşik devletlerdeki yıllık ölüm ortalamalarının %7.7'si kaza, intihar ve cinayet, %6.8'i solunum yetmezliği ve az rastlanan hastalıklar, %13'ü diğer ölümcül hastalıklar. Fakat %67.6'sı yani 1.5 milyon Amerikalı üç çeşit hastalıktan yaşamlarını kaybetmişlerdir; kalp hastalıkları, kanser ve kalp krizi. Diğer %5.3'ü yani 120 bin kişi diyete bağlı hastalıklardan hayatlarını kaybetmişlerdir. Özellikle bu hastalıklarla ilgili tek dikkat edilmesi gereken yiyecek maddesi et ve hayvansal yağlardır. Diğer daha az önem taşıyan maddeler şeker ve rafine karbonhidratlar, tuz ve bazı katkı maddeleridir.
Birincil derecede ölümcül olan kalp hastalıklarında yılda 725.000'a yakın Amerikalı ölmektedir. Et yiyenlerdeki risk faktörü vejetaryenlere göre üç kat daha fazladır. Özellikle et ve hayvansal gıdalarda bulunan doymuş yağ ve kollestrol tüketimi, kalbe kan pompalayan atardamarın duvarlarını daraltıp sonunda tümüyle tıkanarak kalp krizine neden olur. Felç denilen hastalığın nedeni de beyni besleyen atardamarın tıkanarak kan gönderememesidir ve bu hastalıktan yılda 190.000 kişi ölmektedir
Kolon ve göğüs kanseri en kötü öldürücü kanser türleridir. Yıllık ölüm adedi 87.000 kişidir. Kolon kanserinde et yiyenlerdeki risk faktörü vejetaryenlerinkinden iki kat daha fazla, göğüs kanserinde ise üç kat daha fazladır. Burada konu daha karmaşıktır. Ette arsenik ile birlikte diğer ağır metaller, bazı böcek zehirleri, "diethylstilbestrol (DES) gibi büyüme hormonları, kanser dokuları ve virüsleri, "nitrite ve nitrosamine" ler, "benzo(a)pyrene"ler, "malonaldehyde" ve "methylcholan-therene gibi bir çok kanserojen madde bulunur. Buna ek olarak mideye inen et ve hayvansal yağ, kalın barsakta kansere neden olabilen deoxycholic aside dönüşen safra asitlerinin çok miktarda salgılanmasına neden olur. Göğüs kanseri en çok et yiyen kadınlarda görülmektedir ve aynı zamanda erken olgunlaşma ve prolactine hormon artışı olmaktadır.
Et ve hayvansal yağ tüketimi bir çok diğer hastalıkların oluş-masına da neden olur. Sıkça rastlanan ciğer ve dalak hastalıkları aşırı protein yüklenmesi sonucunda oluşur. Etten gelen eklemlerdeki ürik asit birikimi gut adı verilen ağrı verici sakatlıklara yol açar. Etin içerdiği yüksek dozdaki fosfor ve protein kemiklerin kalsiyumunu tüketir, kırılmalara eğilimini arttırır ve yaşlılarda görülen kamburlaşmaya neden olur. Yumuşak dokularda tekrar kalsiyum depolanması mafsal iltihaplarına, deri kırışıklıklarına ve kataraktlara neden olur.
Sonuç olarak, ette ve hayvansal yağda bulunan diğer toksit maddeler ciddi problemler yaratmaz, ama insan vücudundaki drenci azaltır, stres ve diğer ruhsal hastalıklara yakalanmayı artırır hatta insanı miskin yaparlar. Bu maddeler arasında tekrar etmek gerekirse şunlar vardır; ağır metaller ve böcek zehirleri, "trişinoz larvası"nın da dahil olduğu pathogenic (hastalığa neden olan) organizmalar, "lactik" gibi metabolik artık maddeler, phenolic (fenolik) ve uric asitler, üre, adrenaline ve creatinine.
Hayvanlardaki 200 hastalığın ortalama yarısı insana bulaşabil-mektedir. Bundan dolayı satılan etlerin denetimden geçmesinin yeterli olması olası değildir çünkü bu çok uzun ve detaylı bir işlem gerektirir.
Tüm bu verilerden anlaşılacağı gibi vejetaryen beslenme sağlıklı yaşamak ve ölümcül hastalıklara yakalanma riskini azaltmak açısından çok yararlıdır. Bu tür beslenme, yaşlanma prosesini azalttığı gibi kronik ve diğer hastalıkların yol açtığı zayıflığı ve dermansızlığı da önler, yüksek enerji verir, dayanıklılığı artırır. Bu dayanıklılık etkisi bir çok atletik yapılı vejetaryenlerde deneyimlenmiş ve kanıtlanmıştır.
Eti savunanlar, beslenme ve sağlık uzmanlarının bu konularla ilgili bir düşünce birliğine varamadıklarını söylemelerine çok sevin-mektedir. Hiç bir şey gerçekten daha yakın değildir. Geçtiğimiz son on yılda altı kadar panelde konuyla ilgili uzmanlar eldeki kanıtları incelemek, test etmek için çağrılmışlardı. Çok ilginç ve çarpıcıdır ki, onların bulguları, Birleşik Eyaletler Senatörü George McGoverns'ın raporundaki beslenme hedefleriyle ilgili kilit önerilerle benzeşmektedirler. Senatörün seçtiği "beslenme" ve "insan ihtiyaçları" ından oluşan komitenin yazdığı raporun benzeyen bölümlerinden bir örnek: "meyve, sebze ve tahıl tüketimini artırmak ve et ve hayvansal yağları azaltmak."
Daha önemlisi, tersi bir sonucun oluşması için en küçük bir delil parçası bile oluşamamıştır, Örnek: "et ve hayvansal yağ tüketimini artırmak ve meyve sebze ve tahıl tüketimini azaltmak" gibi. Hatta et endüstrisinin "ne güzel küçük bir besleyici paket" şeklindeki sloganı fos çıkmıştır. Her ne kadar protein içeriği balık, peynir, fıstık ve soya fasulyesiyle başa baş gitse de et, vücudumuza temel enerjiyi veren karbonhidratlar-dan tümüyle yoksundur ve kemiklerin gereksinimi olan kalsiyumu çok az içerir, vitamin miktarı da oldukça düşüktür.

Dünya açlığı:
Dünya üzerinde ortalama 800 milyon insan açlık çekmektedir. Biz çiftlik hayvanlarımıza yeteri kadar tahıl ve bakliyat verdiğimiz zaman bile geri kalan ürün ile bu aç insanların hayatlarını kurtarabiliriz. Amerikan çiftçi dünyası inatla üçüncü dünya ülkelerine hayvan ürünleri ihraç etmekle meşguller.
Profesör Dr. Alex Hershaft'ın etin zararlarıyla ilgili incelemelerinin bir bölümünü aktarmaya çalıştım. Dünyanın dört bir yanında bu konuyla ilgili araştırma yapan daha bir çok uzman ve doktor var.



--------------------------------------------------------------------------------

AZ PROTEiN TÜKETiN: Bir yalan yeteri kadar büyük ve yeteri kadar yüksek sesle söylenirse, kişiler buna eninde sonunda inanacaktır! Yeryüzünde sağlıklı olmak için çok protein tüketilmesi gerektiği kadar büyük bir yalan söylenmemiştir! Neden insanlar çok protein tüketmek eğilimindedir? Bazıları daha çok enerjiye sahip olmak için, bazıları dayanıklılıklarını arttırmak için, bazıları kemiklerini güçlendirmek için çok protein gerektiği düşüncesindedirler. Proteinin fazlası bu isteklere ters etki yapar.
Bir kimsenin ne kadar proteine ihtiyacı olduğunu araştırmaya çalışalım. Kişinin en çok proteine ihtiyacı olduğu zaman nedir? Sanırım en çok bebekken proteine ihtiyaç vardır. Anne sütünün bebeğin ihtiyacı olan her gıdayı sağladığı bugün için kabul edilen bir gerçektir. Doğum esnasında protein miktarı anne sütünde %2,38 oranında bulunur, altı ay sonra anne sütündeki protein miktarı %1,2-1,6 arasında bir orana düşer. O halde çok miktarda protein almamız gerektiği düşüncesi nereden geliyor?
Gerçekte hiç kimse ne kadar protein ihtiyacımız olduğunu kesin olarak bilmiyor. Çeşitli araştırmalar farklı rakamlar veriyor. Bunların kesin olmadıklarını kendileri de belirtiyor.
Günde 56 gr. protein alınması gerektiğini bildiren Ulusal Bilimler Akademisine (National Akademy of Sciences), bu rakama nasıl ulaştığını sorduk. Gerçekte bu rakamın 30 gr. olduğunu fakat 56 gr. olarak açıkladıklarını söylediler. Onlar aynı zamanda fazla alınan proteinin idrar sistemini aşırı çalıştırdığını ve yorgunluk yarattığını söylediler. Buna rağmen neden o kadar çok protein alınmasını önerdikleri sorulduğunda cevap vermediler.
Enerji için ne kadar proteine ihtiyacımız vardır? Vücudumuz enerjiyi nasıl kullanır? Enerji için önce meyve şekeri kullanılır, bu da sırasıyla meyvelerden, sebzelerden ve filizlerden elde edilir. Sonra nişastadan daha sonra da yağdan enerji sağlanır. Enerji için en son kullanılan şey proteindir. Proteinin dayanıklılık sağladığı fikri nereden gelmektedir? Fazla protein vücutta fazla nitrojen oluşmasına, fazla nitrojen de yorgunluğa yol açar. Vücut yapıcılar vücutlarına protein yüklerler, fakat onların maraton koşma yetenekleri ne durumdadır? Proteinin kemikleri sertleştirdiği iddiası da yanlıştır. Bunun tersi doğrudur. Proteinin çok fazlası osteoporosisle (eklem ile ilgili) sürekli ilişkiye geçer. Bu da kemiklerin yumuşamasına neden olur. En güçlü kemikler etyemezlere aittir.
Protein sağlamak için et yememenin yüzlerce nedenini sayabilirim. Protein metabolizmasının yan ürünlerinden bir tanesi de amonyaktır. Bu durumun iki önemli sonucunu anlatayım: Birincisi et yüksek oranda ürik asit içerir. Ürik asit yaşayan hücrelerin ürettiği zararlı ve artık maddelerden birisidir. Böbrekler ürik asidi kan dolaşımından alırlar, mesaneye gönderirler. Mesaneden de dışarıya atılır. Ürik asit çabuk ve bütünüyle kandan alınmadığından, bunlar dokularda birikecek ve gut hastalığı ya da mesanede taş oluşmasına neden olacaklardır. Böbreklere ne olduğunu sormayın; lösemi hastalarının kanlarında genellikle çok miktarda ürik asit bulunmaktadır. Ortalama bir et parçasında 14 ürik asit bulunur. Vücut bir günde ortalama yalnızca 8 ürik asidi zararsız hale getirebilir. Ete tadı veren ürik asittir. Etten kanın alınması demek, etin lezzetini azaltmak demektir. Lezzetsiz bir şey yemek ister misiniz?
Et, çürütücü bakteriler içerir. Kalın bağırsak bakterileri, çürütücü bakterilerdir. Dr. Say Milton Hoffman bu durumu şöyle açıklıyor. "Hayvan canlı olduğu sürece emici süreç, çürütücü bakterilerin kalın bağırsaklardan hayvanın içine geçmesine engel olur. Hayvan öldükten sonra osmotik süreç durduğu için çürütücü bakteriler kolonlardan tırmanarak dışarı çıkar ve etin içine yerleşirler. Bu da etin yumuşamasına neden olur." Et dinlendikçe yumuşaklığı, dolayısıyla çürütücü bakteri miktarı artar.
Diğer uzmanlar da: "Ette gübreyle aynı karakterde bakteriler vardır ve bu bakteri sayısı bazı etlerde taze gübrede olandan daha fazladır. Bütün etlere kesim süresinde mikrop bulaşabilir ve bu mikrop sayısı depolama süresi arttıkça artar." görüşündedirler. Sizin yemek istediğiniz şey bu mu?
Burada basitçe et yemezseniz sağlıklı olursunuz ya da et yerseniz sağlıklı olamazsınız demek istenmiyor. Diğer kurallara uymayan et yemezlerden daha sağlıklı olan, çok sayıda et yiyen kimse vardır.
"Anthony Robbins"

http://vegetarian4life.tripod.com/zararlari.htm