Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

BIOREZONANS

Başlatan Alemtac, 05 Haziran 2010, 01:59:24

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

Doğadaki tüm maddelerin bir elektromanyetik frekansı olduğu belirtilmektedir.eğer uygun frekans yakalanırsa maddeler birbiriyle rezonansa girer.Bunun örnekleri sesiyle bardak çatlatanlar  ya da, bir köprüden geçen askerler uygun adım marş yürürken eğer ola ki köprünün doğal titreşim frekansını tutturursa köprü rezonansa gelir ve çöker.

İnsan organizması da farklı elektromanyetik frekansları yayar. Hücreler , dokular , organlar v.s.. Bunların hepsinin kendine özgü-farklı frekansları vardır. Hep birlikte hastanın genel frekans spektrumunu belirlerler.
Bu hastanın bireysel frekansıdır. Hasta ve sağlıklı insanın frekans yapıları birbirinden farklıdır.
Hastanın frekans örneğinde saklanan yabancı frekanslar ( Alerjenler , virüsler , bakteriler , amalgam , mycosis v.s.. ) normal frekans düzenini bozarlar .
Bu frekans düzenini bozan elektromanyetik frekanslar belirlenir ve cihaza transfer edilir. Elektrotlar vücudun belli yerlerine yerleştirilir. Cihazda hastalık yapan frekanslar ters çevrilir ve hastanın vücuduna geri verilir. Biyolojik , fiziksel frekanslar güçlendirilir ve biorezonans terapisi vücudun kendi kendini iyileştirici gücünü bu şekilde uyarır , böylece kendi savunmamızı-bağışıklık sistemimizi güçlendirir.
Hastaya ait patolojik frekanslar biorezonans terapisiyle ters çevrilerek normalleştirildiği için bağışıklık sistemini bozan engeller kaldırılmış olur ve organizma sağlıklı çalışır duruma kavuşur.

Metodun Temeli
Kuantum mekaniği düşüncesine göre (Debrogli Nobel Ödülü 1929) maddenin küçük parçacıklardan oluştuğu fikri çok söylenen ve ilgi çeken bir gerçeklik halidir. Dalgaların doğası radyasyon etkilerinin uzak olduğu diğer durumları yaratır.
"Rezonans" nedir? Bir odadaki bir piyanonun diopozanına vurursanız o diopozonun yerini tutan tel rezonansa başlar. Bir diğer az bilinen buluş hücrelerin birbirleriyle belirli dalga boyundaki frekanslarla iletişim kurduğudur. Bu iletişim rahatsız edici frekanslar yok ise vücut mükemmel çalışır ve uyum içindeki kişi sağlıklı kabul edilir.
Fakat, örneğin vücuda giren bir toksin rahatsız edici titreşimler sayesinde hücreler arasındaki diyaloğu bozar. Bu toksin rahatsız edici frekans örneğine sahiptir.
Cihaz negatif etki yapan frekansları algılar, değiştirir ve manyetik bir minder sayesinde vücuda iade eder. Dolasıyla hücrelerin bilgi alışverişi gene düzenli bir şekilde sağlanmış olur.

Tüm zaman dilimleri boyunca tıp çok özelleşmiş hale gelmiştir. Orta çağda tıp vücudun dış kısımlarına doğru yönelmiştir. Daha sonra ilgi vücudun iç yapısıyla ilgilenmeye başlamıştır. Bunlar; insan vücudunun kan dolaşımı, kanın bileşimindeki yapıların bulunuşu, bakteriler, virüsler, hücre ve genlerdir.


KAYNAKLAR

Peter Schumacher.........................................BIOPHYSIKALISCHE THERAPIE DER ALLERGIEN
Günther S. Hanzi...................................................................Das neue medizinische Paradigma
Peter Schumacher.....................................................ALLERGIEN GEGEN TIERE SIND HEILBAR
Peter Schumacher.................................................DIE TESTSATZE NACH DR. P. SCHUMACHER
Martin Keymer (Hrsg.)..........................................................BICOM Resonanz – Therapie (BRT)

 

Alemtac

#1
AĞRI

Ağrı o bölgedeki problemin vücut tarafından ifade edilme yoludur. Ağrı bölgesinden algılanan frekanslar normalden farklıdır ve bu frekansların temizlenmesi ağrıyı ortadan kaldırabilir.. Biorezonans ağrıya yol açan problemin iyileşmesini hızlandırır. Biorezonans spor hekimliğinde yaralanmanın veya burkulmanın tedavisini hızlandırmak için kullanılır. Travmaya bağlı ağrılarda biorezonansın etkisi çarpıcıdır. Kronik ağrılarda ise ağrının geçirilmesi sistemin bir bütün olarak ele alınmasını ve sistemin üzerindeki yükün temizlenmesini gerektirir. Sonuçlar bünyenin ne kadar stres altında/kirlenmiş vs. olduğuna göre değişir. Genel bir kural olarak çocuklardaki etkinlik her zaman daha güçlüdür.

ALLERJENLER

Alerjenlerin neredeyse tamamı proteinlerden yapılmıştır. Proteinler hidrojen, oksijen ve nitrojenden oluşan ve tüm canlı organizmalarda bulunan organik maddelerdir. Bazen, proteinler dışında bir madde de alerjen olarak etki gösterebilir (örn. penisilin ve diğer ilaçlar) ancak bu, vücuttaki 'hapten' adlı küçük bir protein molekülüne bağlanabilmelerinden kaynaklanır. Proteinlerin neredeyse tümü alerjen gibi davranabilmekte ve sürekli olarak da yenileri keşfedilmektedir. İngiltere'de alerjiye en sık yol açan alerjenler aşağıda tanımlanmıştır.
Ev tozu akarı

Ev tozu akarı çıplak gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Ilık, nemli ortamlardan hoşlanır ve yatak-yorgan ve yastıkların, kumaş kaplı mobilyaların ve tüylü oyuncakların içinde çok sayıda bulunabilir. Son yıllarda ev tozu akarı alerjisi, çift cam uygulaması, çatı ve duvar izolasyonu ve evlerimizdeki havalandırmayı azaltarak ev tozu akarının gereksindiği ılık, nemli ortamların oluşmasını kolaylaştıran enerji tasarrufuna yönelik diğer önlemler yüzünden daha sık görülür olmuştur.

Akar, sürekli olarak etrafa saçtığımız ve ev tozunun büyük kısmını oluşturan deri döküntüleriyle beslenir. Alerjen gibi davranıp alerjiye yol açan akarın kendisi değil, dışkı parçacıklarıdır. Bunlar öylesine küçüktür ki uzun süre havada asılı kalabilir ve böylece alınan solukla burundan akciğerlere taşınıp burada saman nezlesi ve astım semptomlarına yol açabilir. Ciltle doğrudan temas ettiklerinde egzamaya yol açabilirler. İngiltere'de alerjisi olanların en az dörtte üçünün ev tozu akarına alerjik olduğu saptanmıştır.
Çim ve ağaç polenleri

Polenler, bitkilerin (ya da ağaçların) erkek üreme hücrelerini içerir ve aynı türden diğer bitkileri döller. Bunlar küçük taneciklerdir ve böcekler ya da hava akımıyla taşınır. Havaya saçılan polenler çok hafiftir ve havada uzun süre taşınabilir. Bunlar duyarlı kişilerin göz, burun ya da akciğerlerine gittiğinde, halk arasında saman nezlesi olarak bilinen alerjik reaksiyona yol açar. Akciğerlere ulaşırlarsa astım daha da ağırlaşır.

Farklı bitkiler polenlerini yıl içinde farklı zamanlarda üretir; bir polen takvimi yardımıyla hangi bitkinin hangi kişinin semptomlarından sorumlu olduğunu belirlemek mümkün olabilir. En sık suçlananlar nisan sonundan eylül başına dek çevrede bulunabilen çim polenidir.
Hayvan kepeği (deri döküntüsü ve tüy)

Kürklü hayvanların çoğu alerjiye neden olabilir. Alerjenler hayvanların pullanmış derisinde, tüylerinde ve bazen tükrüklerinde bulunur. Bunlar sadece hayvanlar yoluyla değil, giysi, terlik ve ayakkabılarımızla da evimizin her yanına yayılabilir.

Ingiltere'de her on evin yedisinde bir evcil hayvan bulunur ve evcil hayvanlardaki alerjenler çocukluk çağı astımlarının %40#8242;ının nedeni olabilir. Evcil hayvanlara karşı alerjiye sadece hayvan sahiplerinde rastlanmaz. Alerjenler öyle güçlü ve uzun etkilidir ki kolayca etrafa yayılır ve hayvan beslemeyenler dahi günlük yaşamlarında alerjik olmalarına yetecek miktarda alerjenle temas edebilirler.

Gıda alerjenleri

Birçok gıda maddesi alerjen olarak etki gösterebilir. Beş yaşın altındaki çocuklarda inek sütü ve tavuk yumurtası en sık görülen alerjenlerdir. Beş yaşın üstünde, yerfıstığı (yerfıstığı gerçek bir kabuklu yemiş değil, bir sebzedir, yani aynı bezelye gibi kapsül içinde büyüyen bir tohumdur), ağaçta yetişen kabuklu yemişler, balık ve kabuklu deniz ürünlerine karşı alerji daha sıktır. Gıda alerjileri değişik biçimlerde ortaya çıkabilir ve dudaklarda karıncalanma ve şişme gibi hafif belirtilerden, yaşamı tehdit eden krizlere kadar geniş bir çeşitlilik gösterebilir.
Küfler ve sporlar

Bazı küflerin ve bitkilerin sporları kimi kişilerde, özellikle sonbaharda alerjik reaksiyon başlatabilir.

İlaç alerjileri

Bazı ilaçlar, özellikle bazı antibiyotikler alerjik reaksiyon lara yol açabilir. İlaç hiçbir zaman ilk verildiğinde alerjiye yol açmaz, ancak geçmişte iyi tolere edilmiş olsa bile sonraki her ilaç alımında alerji ortaya çıkabilir
Böcek sokması

Böcek sokması herkesi rahatsız eder, ancak kimilerinde gerçekten ağır olabilecek alerjik reaksiyonlar başlatabilir. Böcek sokmalarına en çok balansı ve yabanarısı neden olur.

POLEN

Polenler(çiçek tozları),tohumlu bitkilerin erkek organlarında bulunan üreme hücreleridir.Bitkinin genetik bilgisini taşıyan polenler türe bağlı olarak çok çeşitli şekillerde bulunabilir.Gözle görülemeyecek kadar küçük boyutlardadırlar.Polen tanecikleri birçok alerjik protein içerirler.Bitkilerin üremesi için polenlerin taşınması gereklidir.Bu taşınma rüzgarla ya da böcekler aracılığıyla olur.
Böceklerle dağılan polenler(entemophilus);güzel kokulu,parlak renkli,nektarlı,çiçekli bitkilerce üretilirler.Bu polenlerin sayısı azdır ve çapları ortalama 100 mikrondur.Bu polenler allerji açısından çok önemli değildir.Bunu sebebi;sayılarının az olması,çaplarının büyüklüğü nedeniyle solunum yollarına kolayca girememeleri,yapışkan bir yapıya sahip oldukları için böceklerin ayaklarına veya bitki yapraklarına yapışarak atmosferde fazla bulunmamasıdır.
Allerji açısından asıl önemli olanlar rüzgarla dağılan (anemophilus) polenlerdir.Bu polenlerin çapları ortalama 20-60 mikrondur.Rüzgarla çok uzak mesafelere kadar taşınabildiği için duyarlı kişilerin çevresinde bu bitkilerden olmasa bile allerji semptomları yaratabilir.Bu boyuttaki polenler meteorolojik faktörlerin (rüzgar,nem,yağmur vs.) etkisiyle daha küçük parçalara ayrılabilirler.Akçaağaç,ıhlamur gibi ağaçaların hem böceklerle taşınan büyük çapta polenleri hem de rüzgarla taşınan küçük çapta polenleri vardır.
Polenler kapı-pencere aralıklarından,pencere tellerinden,kıyafetlerimizle birlikte evlerimize girerler ama hiçbir zaman atmosferdeki konsantrasyona ulaşamazlar.Allerji havadaki polen konsantrasyonunun belirli bir düzeyi geçmesinden sonra başlar.Bu konsantrasyon ortalama 20-50 tanecik/metreküp'tür.Ayrıca bitkilerin türlerine göre polen zamanları değişir.
-Yaprak döken ağaçlar ve iğne yapraklılar ilkbaharda (Ocak-Mayıs ayları arası)
-Çiçeklerin çoğu ve çayır otları yaz aylarında (Mayıs-Temmuz ayları arası)
-Geç çiçek açan ağaçlar ve yabani otlar yaz sonunda (Temmuz-Ekim ayları arası) polen verirler.
POLEN VE ALLERJİ
Allerji kelimesi Yunanca'da "diğer" anlamına gelen "allos" kelimesinden türemiştir.Bağışıklık sistemi içindeki değişmiş reaksiyondur.Kişinin solunum ya da temas yoluyla maruz kaldığı maddelere bağışıklık sistemini verdiği reaksiyondur.Polenler normalde zararlı olmayan maddelerdir.Bazı kişilerin vücudu polenleri zararlı bir madde olarak algılar ve savunma amaçlı maddeler(IgE,Histamin,Bradikinin vb.) üretir.Bu maddeler allerji belirtilerinin ortaya çıkmasına sebep olur ve yabancı maddeye her maruz kalmada reaksiyon şiddeti artarak devam eder.
Polenlerin allerjik hastalık yapma potansiyelleri allerjenitesine,boyutuna,miktarına,havada asılı kalma sürelerine bağlıdır.
-Allerjenite,herhangi bir antijenin(yabancı madde) duyarlı kişilerde antikor(bağışıklık maddesi) oluşturabilme özelliğidir.Bu özellik maddenin kimyasal yapısına bağlıdır.Polen ne kadar çok IgE,Histamin vs.oluşturuyorsa o kadar allerjenitesi yüksektir.
-Polenler çoğunlukla saman nezlesi diye tabir edilen Allerjik Rinit ve Konjonktivite neden olurlar,allerjik astım bulguları daha az görülür.Bunun sebebi polenlerin çaplarının 20-60 mikron arası olması ve küçük hava yollarına kolayca girememeleridir.
-Polenlerin allerji belirtileri ortaya çıkması için metreküpte ortalama 20-50 tane polen bulunması gereklidir.Soluduğumuz havada mutlaka bu sayının üzerinde polen tespit edilir ancak bu polenlerin çoğunun allerjenitesi düşük olduğundan belirti vermezler.Örneğin;bir çam kozalağı yılda 5 milyondan fazla,tek bir ağaç yılda 10 milyardan fazla polen üretir ama çam poleninin allerjenitesi oldukça düşüktür.
-Polenlerin bazılarının boyutları çok büyük olduğu için havada asılı kalma süreleri ya çok kısadır ya da hemen toprağa düşerler.Bu sebeple allerjiye neden olma ihtimalleri çok azdır.
Bölgeler arası farklar olmakla birlikte ülkemizde polenlerin en çok bulunduğu dönem Mayıs-temmuz aylarıdır.İklim koşullarına bağlı olarak bu süre 8-9 aya kadar uzayabilir.Sabah saat 05.00-09.00 saatleri arasında;kuru,rüzgarlı,sıcak havalarda;büyük şehirlerde polenler daha çok görülür.Araştırmalar hava kirliliği ve yoğun trafik bölgelerinde polen duyarlılığının arttığını göstermiştir.
Söğüt,kavak,kızıl ağaç,kayın,selvi,fındık,huş ağacı,kızıl meşe,at kestanesi,ıhlamur,zeytin,çınar gibi ağaç polenleri;çayır salkım otu,tatlı ilkbahar otu gibi çayır polenleri;yapışkan otu,akkazayağı,kuzu kulağı gibi yabani ot polenleri;arpa,buğday,yulaf,çavdar,mısır gibi tahıl polenlerinin allerji yapma potansiyelleri yüksektir.

KONSTİPASYON (KABIZLIK)

Kabızlık; konstipasyon kişiler arasında farklı anlamları olan bir semptomdur. Genellikle defekasyonun sık olmaması olarak ifade edilir, ama gaitanın hacim ve ağırlık olarak azalması, defekasyon için zorlanma ihtiyacı, defekasyon sonrası var olan tam boşaltamama hissi ya da normal bir tuvalet fonksiyonu için ilaç alma ihtiyacının olması şeklinde de ifade edilmektedir.
Bir çok insan için günde ya da haftada 3 kez defekasyon normal olabilir. Başkaları haftada veya daha uzun süre içinde bir kez defekasyon
yapmaktadır ve hiçbir rahatsızlık hissetmemektedirler. Normal barsak alışkanlığının diyet ile ilişkisi vardır. Sağlıklı bir defekasyon için günde
25 – 30 gram lif ve 2 – 3 lt sıvı alınmalıdır. Sporunda düzenli defekasyona olumlu etkisi vardır.
Toplumun yaklaşık %80#8242;i yaşamlarının bir döneminde kabızlıktan yakınırlar ve kısa süreli kabızlık normaldir. Haftada 3 defadan daha az
defekasyon kabızlık olarak değerlendirilebilir. Herkesin günde en az bir kez defekasyon yapması gerekir anlayışı gereksiz ilaç kullanımına
yol açmıştır ki bu görüş terkedilmiştir.
 

Alemtac

#2
Biorezonans sistemi hastanın kendi frekanslarını temel alan, ağrısız, acısız,ilaçsız bir uygulamadır.Güneş alerjisi, polen alerjisi,alerjik astım, saman nezlesi, egzema, atopik dermatit, nörodermatit, spastik kolon(İBS), kabızlık, bel-boyun ağrıları, eklem ağrıları, migren, gastrit, reflü, depresyon, panik atak, adet sancısı, obezite, kilo alma,siğil, detoks, gece altını ıslatma gibi hastalıklarda tek başına,diğer yöntemlerle veya ilaçlarla birlikte başarıyla uygulanır.

http://www.biorezonans.net/
 

Alemtac

#3
Biorezonas bir alternatif tıp tedavi yöntemidir. Eski elektro akupunktur yöntemine benzer.

Biorezonans terapisi 1977 yılında keşfedilerek MORA olarak piyasaya sunuldu. Alman Franz Morell ve oğlu ile mühendis Erich Rasche tarafından geliştirilen metod daha sonra MORA (MOrell RAsche) olarak tanımlandı. Bu metod 1920'lerde ABD'de ortaaya atılan radionics üzerine şekillendirildi. Bilimsel olarak yararı kanıtlanamadığı için bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmemektedir. Bazı makinalar cilt direncini ölçen elektrik devreleri içerir.

 Teşhis ve Tedavi
Aşağıda belirtilen konulardaki belirtiler teşhis edebilmekte ve tedavi edilebilmektedir.

Enerji seviyesi / Vitamin eksiklikleri / Hücre yenileme (Cell oxygenation)
Zihinsel sağlık/ Stres / Adrenal activity
Hormonal düzensizlik / Bağışıklık sistemi
Alerjiler
Uyku bozuklukları
Kronik ağrılar
Kronik yorgunluklar
Hormonal düzensizlikler
Psikolojik rahatsızlıklar


http://tr.wikipedia.org/wiki/Biorezonans
 

Alemtac

#4
BİOREZONANS VE DİĞER HASTALIKLAR

Biorezonans ile yapılmış ilk çalışmalar daha çok alerjiler üzerine yoğunlaşmış olmakla bilikte, tecrübeler arttıkça hemen hemen her hastalıkta etkili bir şekilde kullanılabileceği anlaşılmıştır.

Her hastalık vücuttan algılanan frekanslarda değişikliğe neden olur. Sadece bu frekansların ortadan kaldırılması ile pek çok hastalığın tam olarak iyileşmesi mümkündür. Bu hastalıklar arasında bilinen yöntemlerle sebebi tam olarak anlaşılamayan, tedavisi tam olarak yapılamayan, sadece mevcut belirtileri baskılamak şeklinde tedavi edilebilen hastalıklar da vardır.

Hücreler arasındaki ve vücudun bütünü içerisinde iletişimi bozan yabancı ve zararlı frekansların ortadan kaldırılması ile sistem düzgün, olması gereken işleyişine yeniden kavuşur. Düzgün çalışan bir vücutta hastalık meydana gelmez, hastalık olsa bile vücudun üzerindeki stresin ortadan kaldırılması ile hastalık geriye dönebilir.

Biorezonans ile öncelikle vücutta ne tür bir stres olduğu araştırılır. Bu stres alerjiler, ağır metaller, zehirli toksik maddeler, infeksiyonlar, az bilinen parazitler, sessiz mantar infeksiyonları, çevredeki yoğun elektromanyetik alanlar ya da yaşanılan yerin coğrafi özelliklerinden (Jeopati) kaynaklanıyor olabilir. Biorezonans ile tüm bu olasılıkların var olup olmadığı test edilebilir ve tedavisi yapılabilir.

Bu stres faktörlerinin frekansları vücuttan yok edilir, vücuttaki enerji akış yolları temizlenir, böylece organizmanın düzgün çalışması temin edilmiş olur. Bu sayede diğer tedavi yöntemlerine rağmen üstesinden gelinemeyen birçok hastalığın kendiliğinden iyileştiği görülür.
 
Bugün yaklaşık 400 değişik hastalık için standart tedavi protokolleri mevcuttur.

Sonuçlar ve süreç vücudun ne kadar stres altında ya da kirlenmiş olduğuna göre değişir.

Genel kural olarak, çocuklardaki etkinlik her zaman daha güçlü ve hızlıdır (vücuttaki yüklenme daha az olduğu için).

Her yıl gerek yurt içi, gerekse yurt dışı biorezonans üzerine yapılan sempozyum ve kongrelerde bir 'Tamamlayıcı Tıp' uygulaması olarak bu yöntemi kullananlar bir araya gelerek bilgilerini artırıp, deneyimlerini paylaşmaktadırlar. Konuyla ilgili yapılan ve yapılmakta olan bilimsel çalışmalar ve yazılmış kitaplar mevcuttur.

Bütün bunların ışığı altında biorezonans 'Sağlıkta yeni bir çağın habercisi' olarak nitelendirilmektedir.

1. İmmün (Bağışıklık) Sisteminin Güçlendirilmesi:

Kronik,tedaviye dirençli ya da sık sık tekrar eden infeksiyon hastalıkları, organizmanın düzgün çalışmadığı, bağışıklığın bozulduğu, toksik maddelerin vücutta birikmesi vs. gibi durumlarda görülebilir.

Bu durumda, biorezonans bazen klasik tedaviye yardımcı olarak bazen de tek başına kullanılabilir.

İnfeksiyon yapan patojenin frekansını biorezonans ile ortadan kaldırmak ve beraberinde bağışıklığı bozan nedenlerin belirlenip yok edilmesi mümkündür.

2. Genel Sağlık Durumunun İyileştirilmesi, Detoksifikasyon (Vücudun Toksinlerden Arındırılması):

Vücutta stres yaratan nedenler bulunur ve etkileri ortadan kaldırılır. Bu yapılırken vücuttan toksinleri atan detoks organlarına (karaciğer, böbrekler, lenfatik sistem) destek verilir.

3. Kronik Yorgunluk Sendromunun Tedavisi:

Kronik yorgunluk sendromunda ve genel olarak vücudun zorlandığı, yorgun düştüğü durumlarda etkilidir.

4. Ameliyat Sonrası İyileşmenin Hızlandırılması:

Postoperatif ağrıyı azaltır ve yara iyileşmesini hızlandırır. Spor yaralanmalarında da kullanılır. Ameliyat öncesi düşkün hastaların ameliyata hazırlanması ve dirençlerinin artırılması için kullanılabilir.

5. Madde Bağımlılığı Tedavisi:

Sigara bağımlılığının yanı sıra alkol ve diğer madde bağımlılıklarının tedavisinde de kullanılabilir.

Vücuttan bağımlı olunan maddenin bilgisi fiziksel olarak temizlenir ve kişi o madde ile karşılaştığında, sanki daha önce hiç karşılaşmamış, ilk kez karşılaşıyormuş gibi tepki verir.

6. Kulak ile ilgili hastalıkların tedavisi (baş dönmesi, kulak çınlaması, ani işitme kayıpları vs)

7. Üst solunum yolu hastalıkların teavisi (Sinüzit, farenjit, larenjit, tonsillit vs.)

8. Horlama tedavisi

9. Kalp-damar , solunum ve sindirim sistemi hastalıklarının tedavisi

10. Çeşitli ürolojik ve jinekolojik hastalıkların tedavisi
 
11. Uyku bozukluğu, çeşitli nörolojik ve psikolojk hastalıkların tedavisi

12. Fiziksel ve mental (konsantrasyon ) performasın artırılması

13. Çeşitli endokrin (hormonal) sistem hastalıklarının tedavisi

14. Metabolik sendrom, obezite (şişmanlık) ya da kilo alamama durumunun tedavisi

15. Otoimmün (Bağışıklık sistemi) hastalıkların tedavisi

16. İnfeksiyon hastalıklarının tedavisi (bakteri, mantar, parazit, virüs)

17. Kanser destek tedavisi

18. İyileşmesi zor yara ve ülserlerin tedavisi

19. Diş hekimliği alanında kullanılan materyaller ya da her türlü proteze karşı vücudun aşırı duyarlılığının tedavisi


Biorezonans tedavisinin bu kadar geniş uygulama alanı olmasına rağmen, bazı sınırlamalarının da olduğu unutulmamalıdır:

1.  Yapısal, anatomik bozukluklar

2.  Genetik geçişli bazı hastalıklar

3. Terminal (Son) dönem hastalıklar; eğer dokular ve organlar tamamen hasar gördüyse, bunların yeniden rejenere olması (yenilenmesi) biorezonansla bile hemen hemen tamamen imkansızdır.

4. Temel besin maddelerinin alımının eksikliği tedavinin başarı şansını engeller.

5.  Ne olursa olsun 'sağlıklı olmak istemeyen' bir kişi, her türlü tedavi yolunu tıkayabilir.

6.  Tedaviden 12 saat önce ve tedaviden sonraki 24 saat içinde aspirin dahil ağrı kesicilerin, her türlü uyarıcıların (kahve dahil) ve alkol alınması, biorezonans tedavisinde yer alan nöral yolların ve enerji yollarının çalışmasını engelleyebilir.

Op.Dr.S.Gül İçöz ve Biorezonans
 

Alemtac

#5
İnsanoğlu vücudun, dokuların, hücrelerin yapısını en ince submikroskobik detaylarına kadar araştırdı. Bugün durmaksızın vücutta olagelen sayısız biyokimyasal reaksiyon biliyoruz. Bilim adamlarınca bu reaksiyonların nasıl koordine edildiğine dair sorunun sorulması şaşırtıcı bir şekilde uzun sürdü! 


Bu yöndeki araştırmaların ilk merkezi eski Sovyetler Birliği'ydi. 1922 yılında A.GURWİTSCH "mitogenetik ışımm'ı buldu. Gözlemlediği şey, büyüyen bir soğan kökünün başka bir kökteki hücre bölünümü hızını anlamlı bir şekilde artırdığıydı. Bu gözlem Biyo-İnformasyon'un büyülü dünyasına açılan ilk pencereydi. 1930'larda yine bir Rus bilim adamı LAKHOVSKY, ilk olarak biyolojik informasyon aktarımında elektromanyetik rezonans bağlantısına dikkat çekti.

30 yıl kadar sonra batı dünyasımn fizikçileri de yaşayan sistemlerde biyofiziksel etkileri yeniden araştırmaya başladılar. 1964'te Amerika'da bu konuya ait "Manyetik Alanların Biyolojik Etkileri" adlı ilk kitap yayınlandı. (BARNOTHY) Gene Amerika'da 1970'de biyofizikçi A.S.PRESMAN "Elektromanyetik Alanlar ve Yaşam" adlı kitabım yayınladı.

1981'de V.P. KAZNACHEYEV ve V.P. MICHAILOVA "Hücrelerarası Etkileşimde Ultra Zayıf Işınım" adlı kitabı çalışmalarının bir özeti olarak yayınladılar. Hücre ve organlardaki biyofiziksel bilginin aktarımı, alınması ve depolanmasıyla ilgili kesin ve temellendirici araştırmalar yapıldı, elektromanyetik hücre içi ve hücreler arası etkileşimin varlığı kanıtlandı. Bu çalışmalarla yaşamın anlaşılmasının "sadece metabolizma fonksiyonlarıyla (enerji ve madde alışverişi ile) değil, özellikle canlı sistemlerdeki bilgi aktarımının analiziyle mümkün olabileceği" ilk kez açıkça gösterilmiş oldu.

Almanyada ise 1970'lerden beri fizikçi EA.POPP yoğun olarak ve başarıyla yaşayan sistemlerdeki bilgi aktarımı fenomenleriyle ile uğraşmaktaydı. Hücre içindeki ve hücreler arası bilgi aktarımının fotonlarca yapıldığını kanıtlamayı başarmıştı. Bu ışığı aşırı derecede güçlendiren teknikle POPP sadece yaşayan sistemlerde foton ışınımının varolduğunu değil, yaşayan organizmalardaki tüm biyokimyasal reaksiyonların ultra zayıf elektromanyetik ışınımlarca yönetilip düzenlendiğini de kanıtladı.

Çin akupunkturunun büyüleyici bilgi hazinesi, fonksiyonel bağlantıların ustaca gözlemlenmesi sonucunda oluşmuş etkileyici bir örnektir. Doğu Asya felsefesi, bilgeliği ve sabrı sayesinde yüzyıllarca süren deneyimler sonucunda organizmadaki enerji akışları ve bağlantıları hakkında şaşırtıcı bilgi düzeyine ulaşmıştır. 1950lerin başlarında Fransada R.de la FUYE, J.E.H.NIBOYET, Almanyada W.SCHMIDT Çin akupunkturunun temellerini modern elektronikle birleştirmeyi düşündüler. Klasik akupunktur noktalarını elektriksel olarak ölçmekle işe başladılar.

Elektroakupunkturun prensibi kabaca organizmanın zayıf elektrik akımına karşı verdiği tepkinin belli akupunktur noktalarında ölçülmesine dayanmaktadır. VOLL, belli noktalarla belli organ ve organ sistemleri arasında bağlan-tılar olduğunu kanıtladı. "Elektriksel olarak önemli cilt noktalarındaki patolojik yanıt sinyallerinin, organ, sistem yada alt sistemlerdeki patolojilerle korelasyon gösterdiği" anlaşıldı. (SCHMITZ-HARBAUER) Elektroakupunktur deneyim ve bilgileri bazında, tedavi konusundaki en büyük katkıyı alman hekim FRANZ MORELL yapmıştır. Kendi de elektroakupunktur uygu-layıcılarından olan MORELL, biyofıziksel titreşim bilgisinin hastahklarda etkili olduğunu düşündü ve "Hastahk, organizmanın titreşim yapısındaki uyumsuz titreşimlerin ağır bastığı bir dengesizlik durumudur" diye formüle etti. Onun dahice ve çığır açan fikri, hastanın kendi titreşim spektrumunu tedavide kullanmaktı. Biorezonans cihazı böylece doğdu. Bunun için, hastada etkin elektromanyetik sinyaller elektrodlar aracılığıyla ölçülüp, elektronik bir cihazda modifiye edilir ve etkin tedavi titreşimi olarak tekrar hastaya geri gönderilir. Biyolojik sinyallerin hastadan tedavi cihazına ve ordan tekrar hastaya iletilmesi normal elektroteknikte olduğu gibi kablolar üzerinden sağlanır.

Hastanın titreşim örneği, elektronik bir "ayna devresi'yle ters ayna görüntüsüne çevrilir, takiben duruma göre güçlendirilir, zayıflatılır, teker teker bazı frekanslar çıkarılır vb. Tüm bu fıziksel eylemler boyunca vucudun spesifık dalga karakteristiğine - titreşim spektrumunun esas fızik koduna - asla dokunulmaz. Hastanın titreşim sistemi kendi koduyla karşı karşıya getirilerek buna tepki vermesi beklenir. Titreşim bilgisi hastanın kendinden kaynaklandığı için, bilinen hiç bir tedavi biçiminde olmadığı kadar sistemle uyumludur. Bu tedavi biçiminde yeni olan şey vücuda ait sinyallerin başka her hangi bir enerji ya da kimyasal madde vb. eklenmeksizin kullammıdır.

Cihaz hastadan aldığı bilgiyi depolamaz, hastanın titreşimleri cihaz içinde tedavi titreşimlerine dönüştürülür. Bu tedavi titreşimleri organizmada kendini hasta titreşimlerinde değişme olarak gösterir-organizmada etkisini hemen göstererek hastanın dalga paternini değiştirir. Bunun sonucunda tedavi kendini bu yeni başlattığı duruma adapte eder. Hasta ve tedavi cihazı beraber mükemmel bir sibernetik döngü oluşturur.

Biyorezonans tedavisi, hastamn "Kendi titreşimleriyle tedavi edilmesi" yöntemi, otomatikman evrensel olarak uygulanabilir bir tedavi biçimidir. Endikasyon spektrumu -kullanma alanı - tedavi edilebilecek akut ya da kronik, organik ya da fonksiyonel, başlangıç ya da ilerlemiş safhadaki tüm hastalık ve bozuklukları kapsar. Aslında hasta bir dereceye kadar kendi kendini tedavi eder. Ayrıca her biyorezonans tedavisi sadece varolan hastalığı tedavi etmekle kalmaz, gelecek için de koruyucu olur. Yani bağışıklık sistemini bütünüyle destekler.

Vücudumuz, çalışma sistemi ve tasarımıyla olağanüstü bir mekanizmadır. Biorezonans ise vücudumuzun hastalıklara karşı savaşımında güçlü bir müttefiktir.

Kaynak:Dr Henecke'nin "Alerji ve Biorezonans" isimli kitabmdan yararlanılmıştır.

http://www.irenbe.com.tr/dergi/makale.asp?yazi=29107
 

Alemtac

#6
Teşekkür ederim Sevgili JCA :)) Sadece basit bir araştırma yapıyorum, derlemeden/düzenlemeden olduğu gibi yazıyorum. Aslında çakralarla ilgili olduğunu sanıyorum, yani enerji akış noktaları çakralardır. Geçenlerde bir arkadaşımın eşinin bu konu üzerinde çalıştığını öğrenip, muaynehanesine gitmemle başladı herşey :)) Gelişmeleri paylaşmayı düşünüyorum :)

Sevgiler :)
 

Alemtac

#7
Teşekkür ederim ama ahenk katan arada yazılanlar bence, fikir paylaşımları olursa demek istediğim :) Sizlerin katkıları ve tartışma olursa..
 

Alemtac

#8
BİOREZONANS - MORA TERAPİ

MORA-TERAPİ...

Maddenin çevresinde oluşan elektromanyetik alandaki frekansların ya da daha doğru bir ifade ile maddelerin foton yayılımlarının tedavi amacıyla kullanılmasıdır. Mora-Terapi kendine has kuralları olan bir biorezonans uygulamasıdır.

Dr. Franz Morell – Eric Rasche... Bu yöntem 30 yıl önce Dr. Franz Morell ve Elektronik mühendisi Eric Rasche tarafından "biorezonans" ismiyle yaratılmıştır. Sonrasında biorezonans olarak anılmaya başlayan benzeri uygulamalardan ayrılmış ve MORA-Terapi ismi yaygınlaşmıştır.
Mora Terapi Nedir... Maddenin elektromanyetik frekansının ayna görüntüsünün yaratılması ve bu ters çevrilmiş frekansın el ve ayaklar yardımıyla vücuda verilmesi MORA-Terapinin temel işleyiş mekanizmasıdır.
 
HOMEOPATİ... Mora-Terapinin ana dayanak noktası homeopatidir.. Homeopati kısaca benzerin benzerle tedavi edilmesi olarak adlandırılabilir. Ayırt edici özelliği ise homeopatide kullanılan ilaçların içinde ana madde hiç kalmayacak şekilde sulandırılmış olmasıdır. 400 X 10 kez ve daha üzerindeki sulandırmalar gibi...

Homeopatinin etki mekanizması maddelerin su-alkol karışımında kalan elektromanyetik izleriyle açıklanmaktadır. Homeopatide, içinde ana başlangıç maddesi hiç kalmamış olan alkol-su karışımlarıyla tedaviler yapılmaktadır.

Elektro-homeopati... Elektro-homeopati maddelerin elektromanyetik bilgisinin (aynı ses kaydında olduğu gibi), bilgisayar ortamına kaydedilmesi ve gerektiğinde kullanılabilmesine verilen isimdir. MORA-Terapi sisteminde maddenin elektromanyetik bilgisi bilgisayar ortamından alınarak kullanılabilmekte ve bu frekanslarla homeopatik ilaçlar yaratılabilmekte ya da tedaviler yapılabilmektedir..
 
DR. VOLL... Mora-Terapinin çalışma mekanizmasını açıklayan ikinci dayanak noktası Voll Elektroakupunktur test tekniğidir. 1960 lı yıllarda Alman Dr. R. Voll tarafından bulunan ve akupunktur noktasının elektriksel direncinin ölçümü olarak anlatılabilecek ölçüm tekniği kullanılarak yapılan EAV (Elektro-Akupunktur Voll) ölçümlerinde yapılan gözlemler MORA-Terapiye zemin hazırlamıştır.. Bu ölçümler sırasında toksik bir maddenin ve allerjenin ya da homeopatik ilacın ölçüm devresine dahil edilmesinin alınan direnç ölçümünü değiştirdiği gözlemi, MORA-Terapinin gelişiminde çok önemli bir yere sahiptir.

MORA-TERAPİNİN KULLANIM ALANLARI

a)Zararlı madde frekanslarının silinmesi... Mora Terapide iki kullanım şekli bulunur. Birincisi vücuda yabancı ve zararlı maddelerin frekansının vücuttan silinmesi işlemidir. Bunun için toksik maddenin frekans bilgisi bilgisayar ortamından alınabilir ya da maddenin kendisi kullanılabilir. Bu şekildeki kullanımla detoks tedavileri, alerji tedavileri ve son yıllarda çok çok artmış şekilde bağımlılık tedavileri yapılmaktadır. Bağımlılıklardaki yaygın sigara bırakma üzerinedir ancak tüm maddesel bağımlılıklarda da kullanılabilir.

b) Vücuttan, hastalık bölgesinden alınan frekansların silinmesi... Maddelerin frekansları olduğu gibi vücudumuzun da frekans yayılımı bulunmaktadır. Hastalıklı bölgelerden olan frekans yayılımları normalden farklılaşmaktadır.

MORA-Terapi anormalleşen frekansların ortadan kaldırılması amacıyla, hastalık tedavilerinde de kullanılmaktadır. Kolay bir örnek olması açısından; Ağrı bölgesinden alınacak frekansların ters çevrilmesi, özellikle kronik ve fonksiyonel ağrılarda, ağrıyı ortadan kaldırmaktadır. Ağrı enerji meridyenlerinde bir blokajın göstergesidir ve ağrı bölgesinden alınan elektromanyetik frekansların ters çevrilmesi blokajı gidermekte ve ağrı bu şekilde ortadan kalkmaktadır.
 
MORA-COLOR - Renk Tedavileri: Birkaç yıl önce geliştirilmiş bir başka MORA-Terapi kullanımıdır. Renklerin elektromanyetik salınımları vücut için her zaman dengeleyici nitelikte olmuştur. Uygulama sırasında renkler gözle görülmemekte ancak kullanılan rengin elektromanyetik bilgisi kablolar vasıtasıyla aktarılmakta ve bu işlem sırasında sinyal çok yüksek amplifikasyonlarla güçlendirilmektedir. Bu kullanım vücudun enerji sisteminde güçlü bir dengeleme yaratmaktadır. Ana kullanım alanı ağrı tedavileridir ancak her hastalık için destekleyici tedavi olarak önerilmektedir. .

http://www.fitoterapi.org/biorezonans-moraterapi/60-biorezonans-mora-terapi.html
 

Alemtac

#9
Mora Terapi Nedir?   

Mora-Terapi biorezonans konusunda dünyadaki en ileri teknoloji olarak kabul edilen MORA cihazını kullanarak yapılan biorezonans tedavilerinin genel adıdır.

Biorezonans maddelerin çevrelerine yaydığı mikro-elektromanyetik titreşimlerinin ya da vücudun kendisinden alınan elektromanyetik bilginin tedavi için kullanılmasıdır. Yöntemin temeli doktor Franz Morell ve elektronik mühendisi Erich Rasche' nın çalışmalarına dayanır. MORA ( Morell ve Rasche) ismi biorezonansı bulan ve teknolojiyi bugünkü seviyesine getiren kişilerin yönteme koyduğu ilk isimdir.

Her madde atomlarının elektron yapısından kaynaklanan ve o maddeye özel olan bir elektromanyetik titreşim paternine sahiptir. Herhangi bir madde vücudu sadece kimyasal özelliği ile değil ayrıca bu elektromanyetik titreşim bilgisi yoluyla da etkiler. Maddenin kendisine özgü bu elektromanyetik frekans paterni elektronik olarak kaydedilebilir ve tedavi için kullanılabilir.

İnsan vücudundaki tüm biyokimyasal işlemlerden daha önemli olan ve tüm vücudu içine alan üst düzey bir kontrol mekanizmasının olduğunu biliyoruz. Vücut üzerinde en üst düzeyde yapılan bu iletişim vücudu saran enerji meridyenlerini kullanır. Bilgi çok ince elektromanyetik titreşimlerle taşınır. Vücudu saran elektromanyetik bilginin bozulması sistemin tıkandığı ve hastalıkların başladığı ilk basamaktır.

Mora-Terapi ile enerji merdiyenlerindeki bilgi akışını bozan normaldışı elektromanyetik frekanslar vücuttan silinir. Birbirinden bağımsız birçok sağlık problemine zemin hazırlayan " patolojik elektromanyetik titreşimler" kendi " ayna-görüntüleri" nin vücuda uygulanmasıyla ortadan kaldırılır. Enerji merdiyenlerindeki blokajların bu şekilde ortadan kaldırılması vücutta çok temelden gelen bir iyileşme yaratır.

MORA-TERAPİ NE DEĞİLDİR...
-Bu herhangi bir tipteki elektroterapi değildir. Kullanılan şey elektrik değil, vücudun kendisinden alınan veya maddelerin çevrelerine yaydığı çok ince ultra-fine elektromanyetik titreşimlerdir.
-Mora-Biorezonans aynı zamanda manyetik alan tedavisi de değildir.
-Mora-Terapi tedavi olmanız için tedavi olacağınıza " inanmanızın" gerekeceği paranormal bir tedavi metodu da değildir. MORA-Terapi biofizikteki en son buluşları kullanan ve bilimsel olarak araştırılmış ve ispatlanmış bir tedavi metodudur.


YAN ETKİSİ YOK...
MORA-Terapinin yan etkisi yoktur. Şimdiye kadar yapılmış bilimsel çalışmaların hiçbirinde ciddi bir yan etkiyle karşılaşılmamıştır. Çünkü vücutta zararlı etkilere yol açabilecek bir tedavi uygulaması vücudun enerji meridyenleriyle iletişime girmez.

Mora-Terapi ile ilgili bilinmesi gereken nokta özellikle kalp pili taşıyanlarda kullanılmadığıdır. Ayrıca dışarıdan frekansların kullanıldığı çeşit bir Mora-Terapi hamileliğin ilk 3 ayında kullanılmaz. Bunlar dışında herhangi bir sağlık problemi Mora-Terapi uygulaması için engel oluşturmaz.

HANGİ HASTALIKLAR
MORA-Terapi ile hastalık değil vücudun anormal işleyen iletişim sistemi tedavi edilir. Vücut normalleştiğinde hastalık kendiliğinden iyileşir. Terapilerdeki en net sonuçlar bağımlılık tedavilerinde, cildi veya havayollarını tutan alerjilerde, kronik zehirlenmelerde, akut ve kronik ağrı durumlarında ve romatizmal hastalıklarda alınmıştır. Prensipte tüm hastalıklarda MORA-Terapiyle bir düzelme yaratılabilir.

Mora-Terapi ile çok ilerlemiş hastalıklarda dahi hastalığın şiddetinin azaltılması mümkündür. Tedavilerde neyin başarılabileceği hastalığın tipine değil vücuttaki enerji meridyenleri üzerindeki baskının tedaviyi bloke edecek kadar büyük olup olmamasına bağlıdır. MORA-Terapide tedavinin değerlendirilmesi ve gidişatı akupunktur nokta ölçümleriyle kontrol edilebilir. Laboratuar sonuçlarındaki değişiklikler ise sonradan ve zaman içinde gelir.

Vücudun kendisinden alınan rezonanslar...
MORA-Terapide kullanılabilecek iki farklı tedavi yolu vardır. Birincisi vücudun kendisinden alınan elektromanyetik bilginin kullanılmasıdır. Bu kullanım şeklinde ellerden ve ayaklardan ve bir yandan da hastalıklı bölgeden alınan titreşimlerin filtrelenmesi ve patolojik titreşimlerin temizlenmesi iyileşmeyi uyarır. Tedavinin nereye kadar başarılabileceği enerji meridyen sisteminin nasıl bir yük altında olduğuna bağlıdır. Genel olarak söylemek gerekirse hastalığın seyrinde iyiye doğru bir değişme ve kişide uzun süreli bir iyilik hali beklenir. Örnek olarak ağrı ile seyreden bir hastalıkta yapılacak bir patolojik frekans temizliği ağrıyı yaratan temel problemde bir düzelmeyi uyarır ve kişinin ağrısı azalır.

Dışarıdan uygulanan rezonanslar...
MORA-Terapi uygulamasında ikinci yol ise kullanılan elektromanyetik titreşimlerin vücut dışında başka bir kaynaktan sağlanmasıdır. Buna örnek olarak sigara bırakma tedavisinde son içilen sigaradan alınan elektromanyetik bilginin kullanılmasıdır. Sigara ile ilgili tüm titreşimler vücudunuzdan silinir ve vücudunuzun sigaraya karşı kodlaması değişir. Başka bir örnek herhangi bir ağır metal zehirlenmesi için verilebilir. Bu durumda zehirli maddenin vücuttan atılabilmesi için yine o ağır metalin frekans bilgisi kullanılır. Burada yapılan işlem temizlenmeye çalışılan frekans örneğinin tam tersinin (ayna görüntüsünün) vücuda uygulanmasıdır. Bir başka örnek olarak MORA-Terapi ile allerji tedavisi de oluşmuş olan yalnış kodlamanın bu şekilde temizlenmesidir

HASTALAR İÇİN ÖNERİLER...
MORA-Terapi uygulanan hastaların çoğunda durumun iyileşmeye başlaması ilk birkaç tedavi seansı ile olur. Ancak bazen ilk tedavi ile birlikte genel şikayetlerde bir artma da görülebilir. Bunun sebebi MORA-Terapinin vücutta eskiden beri birikmiş olan zararlı titreşimleri serbestleştirmiş olmasıdır. Her MORA tedavisinin öncesinde ve sonrasındaki günlerde fazla miktarda su içme önerimiz ihtiyacınız olacak olan temizlenmeyi kolaylaştırmak içindir. Deri yoluyla (sıcak duş, sauna, keselenme) temizlenme de önerilir. Toksin atılımı kendisini idrarda ve dışkıda kötü bir koku şeklinde gösterebilir. Kişilerde nadir olarak kısa süreli bir ishal de görülebilir.

Bağımlılık tedavilerinde iyileşmeyi ortaya çıkarmak için bir tek seans genellikle yeterlidir. Diğer tedavilerde birkaç seansta hala bir düzelme başlamamış ise sistemin işleyişinde ciddi bir blokaj akla getirilmelidir. Kronik hastalıklarda akut durumlara nazaran genellikle daha fazla terapi oturumu gerekir. Alerjilerde tedavinin ne kadar süreceği alerjiye yol açan temel stresörlerin neler olduğuna bağlıdır.


SON SÖZ...
MORA-Terapi ile her türlü hastalıkta ve hastalık çok ilerlemiş olduğunda bile yaratılacak bir düzelme olduğunu bilmek ve MORA-Terapinin hiçbir zaman hasara sebep olmadığını hatırlamak önemlidir

http://www.moragaziantep.com/index.php?option=com_content&view=article&id=49&Itemid=80
 

Alemtac

#10
MORA COLOR
RENK TEDAVİLERİ

MORA Color Avusturalya'lı MORA kullanıcısı Dr. Gruba tarafından yaratılmış, 2006'daki MORA kongresinde ilk sunumu yapılmış ve 2008 başından itibaren de yaygın kullanıma başlanmış yeni ve çok etkili bir MORA-Terapi şeklidir.

Dr. Guruba öncesinde de renklerin tedavi edici etkileri biliniyor iken, Dr. Gruba'nın yarattığı tedavilerinin farkı tedavinin bir elektrot yardımıyla lokalize bir alana verilmesi ve sinyalin ekstra amplifikatörler yardımıyla güçlendirilmesi olmuştur.

MORA Color tedavilerinde renkli ışık ya da gözle görülebilir renkler kullanılmamaktadır. Renkler Elektro-homeopati programından homeopatik frekanslar şeklinde gonderilir. Terapist seçilen rengi sadece ekranda görür. Hasta herhangi bir renk görmez. MORA Color tedavilerinde hasta ayakta durabilir ya da yatabilir. Uygulama Gruba elektrodu yardımıyla uygun vücut bölgesi üzerine yapılır. Ağrı tedavisi için ağrı bölgesi üzerine mavi renk ya da mide problemi için batın üzerinde sarı renk gibi. Uygulama 10-20 dakika sürer ve ilk birkaç dakika sonunda tedavi etkinliği ortaya çıkmaya başlar.

MORA Color tedavilerinde MORA Super plus cihazının iki kanal özelliği kullanılır. Birinci kanal uygulama bölgesinden alınan frekanslarda ters çevirme/filtreleme işlemi yaparken ikinci kanal renk tedavisi için ayrılmıştır. Yani uygulamanın yapıldığı bölgede hem klasik biorezonans işlemi yapılır hem de o bölgeye renk frekansları verilir. Dr. Gruba'dan sonra geliştirilen renk tedavisinin ayırt edici özelliği hem renk frekanslarının hem de vücut bölgesinden alınıp ters çevrilen frekanslarının özel bir cihaz yardımıyla güçlendiriliyor-amplifiye ediliyor olmasıdır. Amplifikasyon arttıkça tedavi etkinliği artmaktadır. Şu anda Dr. Grubanın önerdiği ilk güçlendirmelerden daha yüksek amplifikasyonlar kullanılmaktadır.

MORA Color Mora cihazına entegre edilen bir modül yardımıyla yapılabildiği gibi, 2009 mart ayından beri MORA dan bağımsız ayrı bir cihaz olarak da kullanılabilmektedir.

RENKLERİN KLASİK KULLANIMLARI
Renkler sıcak, nötral ve soğuk guruptaki renkler olmak üzere 3 guruba ayrılabilir. Sıcak renkler... Kırmızı (Red), Turuncu (Orange), Sarı (Yellow), Sarı/Yeşil (Lemon) Nötr renk... Yeşil (Green) Soğuk renkler... Turkuaz, Mavi (Blue), Lacivert (Indigo), Menekşe (Violet)

Bu renklerden ayrı olarak genellikle sirkulatuar sistem renkleri olarak adlandırdığımız 3 ara renk daha bulunur. Bunlar hem sıcak hem soğuk spektrumdaki vibrasyonları içerir.

Dolaşım Sistemi Renkleri:... Mor (Purple), Magenta, Kızıl (Skarlet)

SICAK / İNFRA-GREEN RENKLER
Bu spekturumdaki renkler genel olarak stimule edici ve detoksifiye edici karakterde etkiler yaratır.

KIRMIZI (RED)
- Görünür renk spekturumunun en altında bulunur. Kırmızıdan daha düşük frekanslar infra-red
gurubuna girer ve gözle görülemezler.
- Kırmızı stimule edicidir ve sempatikotroptur. Nabzı hızlandırır, tansiyonu yükseltir. Halsizlik,
yorgunluk, tükenmişlik durumunda ve aktivitenin arttırılması gereken hallerde endikedir.
- 5 duyuyu ve bunun yanında tüm sensory-duyusal sinir sistemini aktive eder. Koku, görme, duyma,
dokunma ve tad duygularıyla ilgili problemlerde kullanılabilir. Kırmızının bu özelliğinin ağrıya
hassasiyeti arttırabileceği unutulmamalıdır. Bu özelliği ile orgazm ve cinsel uyarılma güçlüklerinde
de kullanılabilir.
- Kırmızı dikkatli kullanılmalıdır çünkü yaratacağı detoksifikasyon hızlıdır ve inflamasyonu
arttırabilir veya belli fiziksel-duygusal durumları aktive edebilir. Bu özelliğiyle cildi temizleme ve
detoksifiye etmek için kullanılabilir ancak aşrı uygulama inflamasyonu arttırabilir.
- Karaciğer parankim gelişimini destekler. Sirozda lemon-Sarı/Yeşil ile birlikte kullanılabilir.
- Kırmızı renk vibrasyonları vücuttaki tuzların iyonizasyonunda katalizör olarak düşünülebilir.
İyonizasyon elektromanyetik enerjinin vücuda emilim yoludur. Kırmızı ferik tuzlarınparçalanmasında kullanılır. Demirin vücuda ve alyuvara emilimini artırır. Kırmızı alyuvar ve
hemoglobin üretimini aktive eder. Anemide kırmızı endikedir.
- Ateş olmayan soğuk algınlığında kırmızı kullanılabilir.
- Kırmızı ve diğer sıcak renkler konstipasyonun giderilmesi için endikedir.
- Tüm sıcak renkler endokrin sistemin uyarılması için etkilidir.
- Kırmızı ultraviyole ve X-raylere bağlı yanıklarda kullanılabilir.

TURUNCU (ORANGE)
- Sarı ve kırmızının birleşimi olarak düşünülebilir.
- Turuncu renk vibrasyonu genel olarak emosyonel-mod yükseltici olarak kullanılır. Turuncu sarıya benzer şekilde belirgin anti-depresandır. Genel well-being ve keyiflilik hali yaratır.
- Turuncu kapana kısılmış halde ya da bloke durumdaki yaşam enerjisini (kramplar, kongesyon, gaz şeklinde...)vücuda dağıtır. Antispazmotiktir. Tüm kas kramplarında ve/veya her tür krampta kullanılabilir. Barsaklarda spazm durumlarında endikedir.. Safra kesesi taşları için ya da safra kesesi problemlerinde kullanılabilir. Dismenore probleminin tedavisinde de endikedir.
- Safrayı harekete geçirici, lenfatik akımı arttırıcı olarak kullanılabilir.
- Turuncu nabızı hızlandırır ancak kan basıncını arttırmaz.
- Respiratuar sistem stimulanıdır.Akciğer parankim dokusunu geliştirir. Akciğer genişlemesini uyarır.(Komplementer rengi olan İndigo akciğerde daralma yaratır ancak İndigo KOAH ta ki etkisi kan oksijenizasyonun arttırılmasıdır) Turuncu astım veya KOAH için kullanılır.
- Tiroidi uyarır. Hipotiroidi durumunda kullanılır. (Hipertroidi durumunda indigo kullanılır)
- Kalsiyumun spektroskopik rengi turuncudur. Kalsiyum mekanizması üzerinde etkilidir. Paratiroid hormonunu düşürür.
- Bebek sonrası anne sütünü arttırmak için kullanılabilir. Genel olarak tüm hormonal sistemi harekete geçirir. Mens düzensizliklerinde de kullanılabilir.
- Ezik-çürük durumunda İndigo yardımıyla ödem azaltıldıktan sonra truncu ile iyileşme hızlandırılabilir.
- Malign ya da değil tüm büyümelerde kullanılmalıdır. Prekanseroz devrede turuncu oluşumu ortadan kaldırabilir , malignansi durumunda komplementer rengi indigo-vioet- purple ile birlikte kullanılmalıdır. Kronik durum olduğu için Limon Sarı/yeşil eklenerek ve önce indigo sonra turuncu...

SARI (YELLOW)
- Motor sinirleri aktive eder. Sarı plejilerde kullanılabilir. Motor stimulan ve neural sistem için yapıtaşıdır. Sarı vibrasyonlarının eksikliği parsiyel ve komplet paralizi durumunu yaratır. Paralizlerde indigo ile birlikte kullanılabilir. beyin için uygun renktir. Parkinsonda limon (sarı/yeşil) sonrasında sarı ya da turuncu (bazen de indigo) kullanılabilir. Sarı intellekt-zekanın da rengidir.
- Depresyonlarda kullanılır. Sarı düşük enerjili duygu durumlarda (depresyon, apati, melankoli, çökkün duygu durum) modu yükseltmek için kullanılır. Sarı neşenin ve yaşam zevkinin rengidir.
- Sarı tüm sindirim sisteminin; midenin, bağırsakların, pankreasın uyarılması, safra arttırıcı ve digestive sıvıların arttırılması için kullanılır. Gaz durumu için kullanılabilir. Genel olarak temizleyici olarak bilinir ve sindirim sitemindeki parazit ve toksinlerin temizliği için / sırasında kullanılabilir. Anti-helminitik etkisi bulunur.
- Gastrik ülserlerde kullanılır. Duodenal ülserler için ise mavi-yeşil kullanılmalıdır.
- Diabette kullanılabilir. Diabet kronik durum olduğu için Lemon-sarı/yeşil de eklenmelidir.
- Barsak peristalsizminin arttırılması amacıyla ya da dispepsiler de dahil tüm sindirim problemlerinde sarı kullanılabilir. Özellikle konstipasyonda...
- Sarının karaciğer parankim üzerinde olumlu etkisi bulunur.
- Genel olarak stimule edici, atıcı/temizleyici etkinliği vardır. Sarı lenfatik sistemin aktivasyonu amacıyla da kullanılır. Ciltteki lenfatik sistemin aktivasyonu ile cilt bozukluklarında endikedir.
- Diğer sıcak renklerdeki gibi sarıda da aşırı temzilik aktivitesi gözlenirse (diyare, ateş...) hasta mavi gurubundaki renklerle dengelenmelidir.

SARI-YEŞİL (LİMON)
- Spekteroskopik analizde altın ve gümüş bu renktedir. Erkekte altın ve kadında gümüş polaritenin yin-yang versiyonudur. Bu renk her iki cins için seksüel stimulan olarak kullanılabilir.
- Zararlı kimyasalların detoksifikasyonu için çok uygundur. Limon en güçlü temzileyici renk olarak bilinir. Ağır metaller, zirai ilaçlar ya da arsenik gibi kimyasalların maddesel olarak ciltten ve enerjetik olarak kişinin aurasından atılımı için bu renk kullanılmalıdır.
- Spekteroskopik analizde fosfor ve sulfur bu renktedir. Her ikisi de beyni uyarır. Sarı yeşil serebral stimulandır.
- Kronik problemlerde hücre tamirini uyarır. Gelişim geriliği, dwarfism ve hipotiroidik cretenism için uygundur. Büyümeyi uyarır. Sarı-yeşil kemik gelişimi için kullanılır.
- İmmun sistem için önemli bir organ olan timusu aktive eder.
Tüm kronik problemler için tedavilere eklenebilir.

NÖTR RENK – YEŞİL (GREEN)
- Endikasyonlara göre renk şeçilemediği her durumda yeşil endikedir. Yeşil hem fazla aktif hem de az aktif durumlarda kullanılabilir. Yeşil spekturumun en ortasında yer alan ana renktir. Yeşil kronik ve akut durumlar için stabilize edicidir. Birçok problem sadece yeşil kullanılarak giderilebilir. Dengeleyiçi ve ara bulucudur. Gücün dengelenmesi, zayıf noktaların doyurulması...
- Önemli bir özelliği antiseptik, germisid ve disinfektan olmasıdır. Yiyecek zehirlenmeleri ve bakteri enfeksiyonlarında da yeşilin bu özelliği kullanılır. Grip durumunda da kullanılan ana renktir.
- Duygusal dengesizliklerde yatıştırıcı-sakinleştiricidir. Uykusuzluk, tükenmişlik ve irritabilite durumlarında kullanılabilir. Manik depresif bozuklukta da yeşil kullanılabilir.
- Yeşil özellikle turkuazla birleştirildiğinde kas dokusunun gelişimi için kullanılabilir.
- Yeşil pituiter bezi aktive eder ki pituiter bez diğer bezlerin foksiyonunu kontrol eden bezdir.

SOĞUK / ULTRA GREEN RENKLER

TURKUAZ
- Limon 'un (sarı/yeşil) ters rengidir. Özellikle akut durumlar için ve hücre tamiri ve beslenmesi için önemli bir renktir. Yeşil ya da mavi ile birlikte olarak akut enfeksiyonlar, yanıklar ve akut yaralanmalarda kullanılması gereken renktir.
- Özellikle 3. derece yanıklarda ve maviden sonra uygulamak üzere, skar dokusunun fazla ya da hiç olmaması için endikedir. Yeni cilt oluşumunu desteyen ana renk turkuazdır.
- Cilt problemlerinde daha çok ıslak tip dermatozlardaki sıcak problem bölgesini dengelemek için turkuaz kullanılır. Problem giderilemezse mavi-indigo da denenebilir. Kuru tip dermatozlarda dengeleme lemon veya yetmezse sarı ve turuncu ile olmalıdır.
- Uyku problemlerinde kullanılabilir. Turkuazın diğer soğuk renkler gibi sakinleştirici etkisi bulunur.
- Her türlü ateş durumunda kullanılabilir.

MAVİ (BLUE)
- Dr. Gurubanın hastalarının % 85 inde kullandığını söylediği renktir. Gruba hastalarda, özellikle vücuttaki tetik noktalar üzerinde mavi kullandığını, eğer tedavi etkinliği yaratamazsa diğer renklere geçtiğini söylemektedir.
- Sakinlik ve soğukluğu çağrıştır.
- Parasempatikotroptur. Bradikardi yaratır ve kan basıncında düşme için kullanılır. Sakinleştiricidir.
- İnflamasyonu sakinleştirir. Ateşi ve inflamasyonu soğutur. Özellikle akut fazdaki inflamatuar durumlarda turkuazla birlikte kullanılmalıdır. Kronik fazdaki romatizmal durumlar için Lemon veya turuncu uygun olur.
- Ateşli gripal durumlarda kafada yeşil, göğüs üzerinde mavi kullanılabilir.
- Yeşile benzer şekilde bekteriosiddir.
- Ağrıyı azaltır. Kaşıntıyı azaltır. Yanıklarda kaşıntının ve ağrının azalması için kullanılır. Özellikle kas iskelet sistemi ağrılarında kullanılır. Dr. Grubanın kronik ağrılar için kullandığı ana renktir.
- Sinirlilik ve yüksek anksiyeteli durumlar için endikedir. Sakin bir uyku yaratır. Uyku problemlerinde kullanılır. Aşırı hareketli-uykusuz çocuklarda etkindir . Emosyonel problemlerde yeşilden daha fazla sakinleştiricidir.
- Diyare durumunda yeşil ile birlikte kullanılabilir.
- Mavi rengin fazla kullanımı kişinin deprese hissetmesine sebep olabilir.
- İndigo gibi kan oksijenlenmesini artırır. KOAH için turuncuyla birlikte uygun renk olabilir.
- Mavi gurubu hemorojilerde kanamayı azaltmak veya durdurmak için kullanılabilir.
- Saman nezlesinde burun üzerinde kullanılabilir. Bu endikasyonda vücut üzerinde sarı da düşünülmelidir.
- Mavi ve üzerindeki renkler sezgisel yetenekleri destekler.

ÇİVİT MAVİ (INDIGO)
- Maviye benzer şekilde ağrılarda kullanılır.
- Abselerde akıntıyı azaltır. Homeostatiktir. Kanamalı durumlarda kanamayı azaltır.
- Dokuyu tonisite eder, tümörlerde büzüşme ve küçülme yaratabilir. Dokulardaki patolojik büyümeler için kullanılabilir. Prostat büyümesinde de endikedir.
- Ödemli ve şiş dokularda kullanılır. Ödemi azaltır. Cildi tonisite eder.
- Solunum sistemini sakinleştirir. Astım atağı sırasında violet ile birlikte kullanılabilir. Astım atağı sonrasında turuncu ve atak dışı zamanlarda ise sıcak guruptan bir renk uygun olur.
- Bronşit ve pnömonide akut durum için Indıgo uygundur. Kan oksijenlenmesini arttırır. Kronik bronşitte ise akciğer kapasitesini ve parankimini desteklemek için turuncu daha uygun seçimdir.
- Duygular üzerinde sedatif etkisi vardır. İçe dönüşü destekler.Aşırı ruhsal yorgunluk hallerinde kullanılabilir.
- Indigo duyma, görme ve koku almayı fiziksel, emosyonel ve spirituel olarak etkiler. Bu duyulara ait bozukluklarda indigo kullanılabilir.
- Paratiroid bezi aktive eder.
- Hipertroidide kullanılır. Tiroidi sakinleştirir.
- Ağrıda kullanılır. Güçlü ağrı kesicidir.

MENEKŞE (VİOLET)
- Ultraviyole frekanslardan önceki ve görülebilen en son renktir.
- Açlık azalır. Metabolik aktiviteyi yavaşlatır.
- Vücuttaki dalak dışındaki tüm fazla aktif organları sakinleştirir. Dalağı aktive eder.
- Lökosit üretimi ve aktivitesini arttırır.
- Kasları gevşetir. Indigodan sonra olarak ağrı giderici olarak kullanılabilir.
- Sinir sistemini sakinleştirir ve uyku eğilimini artırır.
- Meditasyon ve hipnoz için en uygun renktir. Renklerin morfinidir.

DOLAŞIM SİSTEMİ RENKLERİ
Özellikle kalp, böbrek ve dolaşım sistemi için kullanılan renklerdir.

MOR (PURPLE)
- Skarlet-kızılın complementer-ters rengidir.
- Çarpıntıda, myokardit-endokardit-perikardit ve aort anevrizmasında kullanılabilir.
- Emosyonel durumu sakinleştirdiği gibi arterler üzerinde de sakinleştirici etkisi vardır. Venlerin aktivitesini ise stimule eder. Kan basıncını düşürür. Nabzı düşürür.
- Derin psikolojik etkisi bulunur. Psikolojik tıkanıklıkları açar.
- Fazla aktif organları sakinleştirir. Adrenal bez aktivitesini düşürür. Tükenmişlik durumundaki organları sakinleştirir.
- Seksüel aktiviteyi düşürür.
- Aşırı mens durumunda indigo ile birlikte kanamayı durdurucu aktivitesi için kullanılabilir.
- Sedatize eder. Ağrıyı dindirir. Diş doktoruyla randevudan önce mor kullanılabilir. Menstruasyon ağrısında da (turuncuya benzer şekilde) kullanılabilir.
- Rheumatik ateş ya da sıtma gibi durumlarda oluşan yüksek ateşi gidermek için kullanılabilir.

MAGENTA
- Hastanın derin ruhsal süreçlere daha açık olmasını ve bir yandan da korkmamasını sağlar. Yine de kişi kaldıramıyorsa magenta hoş olmayan bir deneyim olarak algılanır.
- Kan basıncını yükselterek ya da düşürerek dengeler. Diuretik etki yaratabilir.
- Anginada ve hipertrofik kardiyak problemlerde kullanılabilir.
- Kan şekerini düşürme etkisine sahiptir. Diyabet hastalarında dikkatli kullanılmalıdır.
- Anormal cinsel isteği Turkuaz ve Purple ile birlikte dengeler.
- Adrenal bezleri, böbreği, kalp ve dolaşım sistemini dengeler.
- Aura tamamlayıcıdır ve yeşil gibi birçok enerjetik problemde kullanılabilir. Yeşil gibi nötr renktir.
- Variköz venlerde indigo ile birlikte ve kronik durum olduğu için lemon ile birlikte kullanılabilir.

KIZIL (SCARLET)
- Mor (Purple)in ters rengidir.
- Kalp hızını artırır. Bradikardide kullanılır. Arterleri stimule eder. Venleri sedate eder. (Morun tam tersi olarak). Kan basıncını arttırır.
- Genel anlamda uyarıcıdır. Böbrek ve adrenalleri aktive eder. Somatik zayıflık durumu ve yetersizlikte kullanılmalıdır.
- İmpotans durumunda ya da firijite durumunda kullanılabilir. Genital bölge için uyarıcıdır.
- Duygularda sensitiviteyi artırır.
- Adet söktürücüdür. Menstrual kanamayı artırır.
- Kırmızıya benzer şekilde, kullanımı ciddi dikkat gerektirir.

KOMPLEMENTER RENKLER
Burada bahsedilen 12 rengin 10 u birbiriyle komplementer/tamamlayıcı renklerdir. Yani vibrasyonları birbirlerini dengeler. Komplementer renklerin biri sıcak gurupta iken diğer soğuk gurupta yer alır.

TURKUALEMON Z
YELLOW
ORANGE
RED
SCARLET
BLUE
İNDİGO
VİOLET
PURPLE
GREEN
MAGENTA

Kaynak : MORA TURKEY
 

Alemtac

#11
MORA – COLOR TERAPİ
(Dr. Franz Morell)

Renklerin insanoğlu üzerindeki büyük etkisi binlerce yıldır bilinmektedir. Muhtemelen renklerin rol oynamadığı hiçbir ırk hiçbir yaş yoktur. Belirli duyguları ifade etmek veya hissettirmek için olsun, ya da savaş boyaları veya seks güdüsünü uyarmak için yapılan makyaj gibi bazı faaliyetleri ve becerileri kışkırtmak için olsun renklerin rolü çok eski kavimlerce bilinmekteydi.

Ayrıca renkler asırlar boyu tedavi edici amaçlı da kullanılmıştır. Hatta ilk zamanlarda renkler, organlara ve fonksiyonlarına veya durumularına atfedilmişti. Daha az bilinen ise renkli ışığın yaşam için hayati önem taşıdığıdır. Tamamen ışıktan arındırılmış ortamda tutulan küçük hayvanlar, iyi beslenmeleri ve dolaşacak yeterli alanları olmasına rağmen ya hastalanmış ya da ölmüştür. Işıktan tamamen yoksunluk diye birşeyin olmadığını ayrıca belirtmek gerekir, çünkü her canlı organizmanın bastırılamayacak düzeyde foton emisyonu vardır (Popp).

Genel olarak, ışığı gözlerimizle algıladığımız ve renkleri seçebildiğimiz varsayımıyla tatmin oluruz. Ancak cildin de renkleri ayırdedebildiği daha az bilinmektedir. Bu konuda
F.v.Arlt Akademi tarafından birkaç yıl önce yayınlanan bir rapordan alıntı yapmak isterim. Araştırma raporu, bir evde yaşayan eğitilmesi zor ve aşırı agresif özürlü çocuklarla
ilgiliydi. Bu çocuklar portakal renginin göz kamaştırıcı bir tonuna boyanmış odalarda tutuluyordu. Bu durum renklerin etkileriyle ilgilenen bir doktorun dikkatini çekti. Odaların hoş bir maviye boyatılmasını sağladı. Sanki bir mucize gerçekleşmişti. Yalnızca iki hafta sonra çocuklar sakinleşmiş, saldırganlıkları kaybolmuş, eğitimlerine iyi ve olumlu yanıt verir hale gelmişlerdi. En hayret uyandırıcı gözlem ise aralarında bulunan üç kör çocuğun hepsinden önce renk değişimine tepki vermesiydi. Buna göre gözler dışında başka algılayıcı organlar olmalıydı.

Hamburg'dan Dr. Teichmann akupunktur noktalarına renkli ışık uyguladı. Değiştirilebilen renk filtreleri bulunan yuvarlak kapaklı kutularda basit ışık kaynakları
kullandı. Herbir noktaya 15 dakika uyguladı.

Piyasadaki diğer renk terapileri tüm bedeni veya bedenin bazı kısımlarına 30 dakika ve 1 saat arasında renkli ışık vererek çalışırlar [26]. Deneyim ve klinik semptomlara dayanan endikasyon listeleri bulunmakta ancak hangi renge kesin olarak ihtiyaç duyulduğunu veya terapinin ne kadar sürdürüleceğini belirleme olasılığı yoktur. Bu yüzden yararlı ve etkin bir terapi kontrolü mevcut değildir.

Uzun süreli terapiler ortaya çıkmaktadır çünkü görünebilir renkli ışık osilasyonları çok düşük penetrasyon derinliğine sahiptir. Bu yüzden de dokunun derinde kalan kısımlarına ulaşılamaz.

MORA'ya uygun bir yöntem için aşağıdaki koşullar yerine getirilmelidir:

a) Daha kısa süreli ve daha etkin terapi sağlamak için organizmaya daha derin
penetrasyon.

b) Renkli ışık osilasyonlarını kablo aracılığıyla yönlendirme imkanı ve bu
sayede akupunktur noktalarına uygulanmalarının sağlanması. Böylece spesifik
organlar veya alanlara terapi uygulanması imkanının sağlanması.

c) MORA'yla olduğu gibi amplifikasyon imkanı, bu sayede kişiye özel terapi
ayarının yapılabilmesi.

d) İstenen rengin seri bir şekilde belirlenmesi. a ve b şıklarındaki koşullar
yerine getirildiğinde bu mümkündür. Çünkü bir rengin etkisi, nogier Reflex ve
Kinesioloji'de olduğu gibi akupunktur noktaları üzerinde sadece birkaç dakika sonra
ölçülebilir.

e) Renk terapisi MORA ile birlikte kullanılabilmeye uygun olmalıdır. MORA'nın
belirli özellikleriyle, örneğin terapi atımlarının ve aralıklarının programlanmasından
yararlanılabilir.

f) Indumed cihazıyla birlikte kullanım imkanı. Renkli ışık osilasyonlarının
manyetik atımlarla, verilebilmesiyle bedenin en derin kısımlarına nüfuz edebilir.

g) En önemli ve belirleyici koşul ise böyle bir renk terapisine özel olarak
ihtiyaç duyulmasıdır. Bu ihtiyaç daha önceki bölümde bahsedildiği gibi MORA
Terapisinin sınırlamalarından kaynaklanmaktadır.

'Modern' yaşam insanın hiçbir şekilde renkli ışık ihtiyacını karşılamaz. Bunun birçok nedeni vardır. En kötüsü ise kendimizi en az koruyabildiğimiz dünyanın heryerinde hatta
Antartika'da bile bulunan hava kirliliğidir. Bunu kozmik radyasyonun nicelik ve niteliğindeki sürekli kayba borçluyuz. Ancak bu yaşam için hayati önem taşır, çünkü içinde varolmazsa yokolacağımız bilgiyi barındırır. Gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki, artık özündeki berraklık ve bolluk ile deneyimleyemediğimiz gök mavisi özellikle önemlidir. Atmosfer fazlasıyla kirlenmiştir. Gerçek anlamda gözle görülür milyonlarca gökcismiyle dolu yıldızlı berrak bir gökyüzünün artık Sahra Çölü üzerinde bile varolmaması çarpıcı değil mi?

Kirlenmiş atmosfer bizim için çok önemli ve gerekli olan kozmik radyasyonu yoketmektedir.

Dünyada yaşam daha önceki zamanlarla karşılaştırıldığında renkler açısından fakirleşmiştir. Bugün gerekli olduğuna inandırıldığımız sentetik giysiler, sentetik renkler, gıdalara eklenen renkli boyalar dahil olmak üzere, renkli televizyon ve diğer birçok mal doğal renkleri değiştirip yoketmekte ve böylelikle renk yoksunluğu meydana gelmektedir.
Etkin ve basit renk terapisine duyulan ihtiyaç devasa boyuttadır.

Renkler

Temelde ve özde sadece üç ana renk vardır: kırmızı, sarı ve mavi. Bunlardan ikisinin eşit iki yarısının birleşmesiyle diğer saf renkler oluşur: turuncu, yeşil, mor.

Tüm renkler birleşince beyaz meydana gelir ve aslında bu renk sayılmaz.

Renkler bir halka etrafında toplandığında ve ana renkler saf renklerle birleştirildiğinde iki üçgen oluşur.

Ana renkler üçgeninin tepesi yukarı bakar. Üç saf renk üçgeninin ucu aşağı bakar.

Bir ana renk ve bir saf renk birleşince beyaz olur. Bunlara tamamlayıcı (complementary) renkler denir. Şekilde birbirlerinin karşısına yerleştirilmişlerdir. (Gerçekte beyazı yapan üç renk vardır çünkü saf renkler iki renkten meydana gelir.)

Ana renkleri birleştirince bir saf renk ortaya çıkar, örneğin kırmızı ve mavi moru oluşturur. Örneğin mor ve sarının karşılıklı durduğu gibi birbirine karşıt renkler
tamamlayıcı renklerdir.

Üç ana renk (belirgin üçgen) ve tamamlayıcı renkleri (noktalı üçgen) terapi için kullanılan altı renk halkasını oluşturur.

Halka renkleri kırmızıdan mora doğru gökkuşağı renkleri sırasıyla daha doğrusu güneş ışınlarının bir prizmadan geçtiği zaman oluşan renkler şeklinde gösterir. Tüm diğer renkler ve tonları bu altı rengin karıştırılmasıyla oluşturulur.

Bu altı renk bizim harika ve düzenek renkli dünyamızın çerçevesini oluşturur.

Bunlar aynı zamanda MORA-Renk aygıtının da temelini oluşturur. Tamamen başarılı bir terapi elde etmek için yalnızca bu altı renk kullanılır.

Renkler ve Organlar – Kendine Özgü Renk

Eski akupunktur kuralları ve modern zamanların çeşitli yazarlarına ait gözlemlere dayanarak, atfedilen organlar ve ek olarak karşılık gelen elementlerle renkleri barındıran
bir model geliştirdik.

Organlara atfedilen renklere organ renkleri denir. Tedavi edici kullanımları temel olarak bir organın Yang durumları için olmalıdır. Organ rengi sakinleştirir veya aşırı
Yang düzeyini azaltır.

Diğer yandan, organ renginin tamamlayıcı rengi Yin durumları için uygulanmalıdır. Aşırı Yin düzeyini azaltır.

Testlerde görüldüğü ve deneyimlendiği gibi organ spesifikliği yüksektir. Ancak bir renk daha vardır. Bu kendine özgü renk olarak adlandırılır. Bu hangi organların hasta olduğundan bağımsız olarak hastanın en çok ihtiyacı olan renktir. Kendine özgü renk az ya da çok tüm organların ihtiyacı olan renktir. Genelde hastanın en sevdiği renk de aynı renktir. Ancak buna çok güvenmemek gerekir çünkü hastaların bazıları en sevdikleri renkle ilgili önyargılıdır.

En sevdiği rengi kendilerine en çok yakışan veya o sırada moda olan renklere göre seçebilirler. Ayrıca kendine özgü renk hastalığın seyri sırasında değişebilir. Optimum aygıt ayarı için Bölüm 16'da tarif edilen yöntemle, kendine özgü renkten emin olmak mümkündür. Nogier Reflex veya Kinesioloji yardımıyla da bulunabilir.

MORA-Renk Cihazı

Color Cihazı, Mora Aygıtından çok daha basittir. Detaylı fonksiyonel tanımı kablolama düzeni tablosuyla birlikte 'Diagnose und Therapieverfahren im ultrafeinen Bioenergiebereich' [14] kitabında yeralan ve Morell ve Ludwig tarafından hazırlanan MORA-Color terapisi hakkındaki bölümde verilmiştir.

Uzmanlar cihazı nasıl çalıştıracaklarını öğrenmekle daha yakından ilgileneceklerdir. Aslında çok basittir. Bir sırada altı basmalı tuş bulunur. Bunlar renk seçim düğmeleridir.
Herbirinin üstünde renk seçildiğinde yanan birer ufak lamba bulunur. Bu düğmeler altı renkle işaretlenmiştir: kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, ve mor. Yedinci basmalı tuş cihazın içinde bulunan ışık kaynağını açmaya yarar. Ayrıca iki amplifikatör vardır. İlki ışık yoğunluğunu ayarlar. Örneğin,
kullanılan renkli ışığın parlaklığı gibi. İbre % 10 ve 100 arasında oynar. Elektro-manyetik osilasyonlara konversiyondan sonra amplifikasyon oluşur. 12 farklı seviyede ayarlanabilir. Sadece bir çıkış vardır. Terapi için kullanılan renkli ışık osilasyonları burada bulunmaktadır. El elektrodu veya tedavi/ölçüm sondası yardımıyla uygulanabilirler. Silindir elektrod da sıklıkla kullanılmaktadır.

Renk seçimine olanak veren basmalı tuşların sol tarafında, daha yeni modellerde renk slaytlarının yerleştirilebileceği dar bir yuva bulunur. Ana renkler dışında, tonlar ve renk sembollerinden terapi için yararlanılabilir. Bir slayt takıldığı zaman renk seçimi düğmesine basılmadan, sadece yerleştirilen renk etkin olur. Ancak eğer renk seçimi tuşuna da basıldıysa rengin herhangi bir algılanabilir tonunu elde etmek karıştırma yoluyla mümkün olacaktır. yuvanın yanında referans alınabilmesi için renklerin atandıkları
tamamlayıcı renkleri gösteren bir tablo bulunur.

Cihazı açıp kapatmak için ayrı bir düğme vardır. Cihaz bağımsız bir terapi ünitesidir. Yine de eğer Color Cihazı MORA Aygıtı ile birlikte kullanılmak istenirse Color cihazının çıkışı basit bir şekilde MORA aygıtının girişine bağlanabilir. Aletlerin arka tarafına takılarak özel bir kabloyla yapılacak bağlantı daha iyi olur. Bu şekilde makinalar birbirine devamlı bağlanmış olur ancak ayrı ayrı da kullanılabilirler.

Cihazın MORA aygıtı gibi kendi fonksiyonlarının doğru çalışıp çalışmadığını test edebilme ayarı bulunduğunu da belirtmek gerekir. İlgili düğmeler renk seçim tuşlarının altında yeralır. Bu konuyla ilgili kesin talimatlar kullanım kılavuzunda açıklanmıştır.

MORA-Renk Terapisinin Uygulanması için Endikasyonlar

Temelde renk terapisi her zaman uygulanabilir. Hiçbir zaman yanlış bir uygulama değildir ve kontrendikasyon yaratmaz. Çoğu vaka renk terapisine yanıt verir, nadiren bazı vakalarda az fayda sağlar veya hiç etki göstermez. Bunlar genelde MORA Terapisinin de uygun olmadığı aynı hasta grubudur. Geopatik stres, mineral ve eser elementlerin eksikliği gibi arkaplandaki bazı sebepler yüzünden color terapisi başarısız olabilir. Veya "Schumann" dalgalarına artmış şekilde ihtiyaç duyan vakalarda veya renkli ışık osilasyonlarının eksik olmadığı nadir durumlarda işe yaramayabilir.

Peki terapiye ne zaman gerek duyulur?

Renkli ışık osilasyonlarının olmadığı durumlarda yani vücudun yeniden bunlarla şarj edilmesi gerektiği zamanlarda.

MORA Terapisinin etkili olmadığı, akupunktur, homeopati ve diğer doğal iyileştirme yöntemlerinin başarısız olduğu zamanlarda renk yetmezliği tanımlanabilir.
Örnek bir vaka bu durumu net bir şekilde açıklayabilir: Bayan Agnes F. 58 yaşında. Bronşiyal astım nedeniyle her hafta MORA terapisi için bana geliyordu. Her seferinde temel terapi ardından sırt ve göğse uygulanan silindir terapisi alıyordu. Kendisine ayrıca çeşitli homeopatik ilaçlar ve nosodlar enjekte ediliyordu. Bu tedavilerle durumuna ancak dayanabiliyordu. Daha fazla kortizon kullanmasına gerek kalmamıştı ve enhalasyon spreyini daha seyrek kullanmaya başlamıştı. Sonra yeni çıkan Color cihazı kullanıldı. Mavi rengi test edildi ve daha önce uygulanan tedaviye dahil edildi. Mavi akciğerlerin organ rengiydi ve aynı zamanda hastanın da en sevdiği renkti. Tedavinin ardından hasta birdenbire daha fazla öksürmeye başladı ama sonrasında daha iyi hissettiğini belirtti. Benzine renk gelmişti (ciğerlerdeki oksijen dolaşımı arttığından) ve yeni terapiden çok memnundu. Kendisini çok iyi hissettiği için ertesi hafta ve takip eden bir sonraki hafta terapi seanslarını iptal etti. Üç hafta sonra yeniden geldi. O zaman MORA ve enjeksiyon
yerine sadece mavi verildi. Yalnızca akciğer noktaları tedavi edildi ve sırt ve göğsüne silindir terapisi uygulandı. Bu defa tam bir başarı kaydedildi. Hasta color terapisi için dört ila altı hafta arasında değişen aralıklarla gelmeye devam etti. İki yıl önce tedaviyi kestik. Ne yazık ki, Bayan F. taşındığı için bağlantımız koptu. Tedavinin dönüm noktası maviyle terapi olmuştu. Bunun dışında uygulanan terapi de olumlu oldu. Dayanılması mümkün bir durum ve kortizonlara gerek duyulmamasını sağlamıştı ancak haftada bir uygulanması gerekiyordu. Hastanın yoksun olduğu renkli ışık osilasyonları kendisine verilmek zorundaydı. Başka bir seçenek yoktu.

Doğru Rengin Belirlenmesi

Tüm renkleri kapsadığı için güneş ışığının en ideal çözüm olduğu düşünülebilir. Vücut güneş ışığından ihtiyacı olan rengi çıkarıp alabilmelidir. Ancak durum böyle değildir.
Bölüm 2'de anlatıldığı gibi yalnızca sağlıklı bir insan böylesine bir yetiye sahiptir. Güneş ışığı sadece cildin üst tabakalarına nüfuz eder ve güneş ışınlarına maruz kalmanın dozu biraz aşılınca deride hasar meydana gelir.

Şöyle denebilir: sağlıklı insanın güneş ışığına ihtiyacı vardır. Sağlıksız bir insanın ise renkli ışığa ihtiyacı vardır. Ve sadece doğru renkte iyileştirme gücü vardır. Yanlış renk seçimi durumun geçici olarak daha da kötüleşmesine neden olabilir. Oysa doğru renk seçimi hayranlık uyandırıcak şekilde başarılı terapiler sağlayabilir. İlaçların etkisinin yerine geçebilir ve ilaç kullanımını hatta akupunkturun, MORA ve diğer iyileştirici tedavileri gereksiz kılabilir.

Burada, doğru rengin belirlenmesinin farklı yollarından kısa bir şekilde bahsedilmektedir.En azından EAP tanısı hakkında bilgiye ve ölçüm cihazına sahip olunduğumuzu varsayalım.

Doğru rengin belirlenmesi için akupunktur noktalarındaki patolojik ölçüm değerlerinden emin olunur (eğer o ana kadar henüz yapılmamışsa). Ancak çoğu pratisyen tarafından yapılığı gibi yalnızca tırnak sulkusundaki uç noktaların ölçümleri almak yeterli olmayacaktır. Aksi halde önemli patolojik işaretler kaçınılmaz biçimde farkedilmeyecektir. Her meridyende üç ila beş noktanın ölçümü alınmalıdır. Önemli noktaların bulunması için temel terapi uygulanabilir. Ancak bu renk terapisi için önkoşul değildir.

Terapinin nereye uygulanacağı yapılacak tanı ve en yüksek patolojik EAP değerlerine göre belirlenebilir.

Hangi rengin kullanılacağına dair üç olasılık vardır: organ rengi (Yang), tamamlayıcı rengi (Yin), kendine özgü renk (favori renk)

Eğer hasta favori renginden eminse bu hastanın kendine özgü rengi olarak sayılır ve ilk deneme hastanın en sevdiği renkle yapılır. İşlem şu şekilde gerçekleşir:

Sözkonusu noktaya, seçilen renkle üç dakika tedavi sondası uygulanır ve sonrasında kontrol edilir. Değer normale yakınlaşmışsa renk seçimi doğru yapılmış demektir ve terapiyle o renkle devam edilir. Diğer organlarınkiler de dahil olmak üzere tüm noktalar yanıt verinceye kadar aynı renkle tedavi edilir.

Hastaların yarısından çoğu sadece tek bir renkle dengelenebilir. Bir nokta ilk olarak uygulanan aralığa yanıt vermezse veya ölçüm değerinde bir kötüleşme olması durumunda çeşitli olasılıklar sayılabilir: organ rengi, tamamlayıcı rengi ilk olarak uygulanan favori rengin tamamlayıcı rengi, başka bir renk uygulanabilir veya (nadiren) hiçbir renkle terapi yapılmaz.

Doğru renk bulunduysa, bu herhangi başka bir etkinin olmadığı kesinleşinceye kadar tedavi amaçlı kullanılır. Nadiren de olsa ardından yeni bir renk seçilir. Genelde, ilk olarak terapi için seçilen ve başarılı olan rengin tamamlayıcı rengine ihtiyaç olur. MORA aygıtı varsa süreyi kayda değer oranda basitleştiren ve kısaltan kısa
atımlarla çalışmak mantıklıdır.

Eğer MORA aygıtının ölçüm kısmı da varsa, tüm terapi yine işlemi basitleştiren ölçüm sondası aracılığıyla yapılabilir.

Aşağıdakilerin anlaşılması önemlidir:

Renk seçimi ve renk terapisi sırasında hasta el elktrodu tutmamalıdır yoksa aynı anda vücudun kendine ait osilasyonlarıyla MORA Terapisi uygulanmış olur. Bu tedavi yönünden hata sayılmasa da, hatta böyle bir kombinasyon istenebilecek bile olsa, bu durumda etkinin MORA'dan mı renkten mi kaynaklandığını bilmek imkansız olacaktır. Böyle durumlarda renk seçiminde hata oluşabilir.

Doğru rengin belirlenmesi için uygulanacak başka bir yol ise atım kalitesinde RAC veya Nogier Reflex denilen değişimle olur. Bu türden bir belirleme oldukça hızlı ve kesin bir yöntemdir, özel eğitim almış olmak gerekir. Burada fazla detaya girmeyeceğim. Bu metod bütün orikülerlerin ve akupunktur terapistlerinin çoğunun aşina olduğu bir yöntemdir.

Üçüncü ve çok basit olan bir diğer metod ise Kinesiolojidir [25]. En sıradan şekilde deltoidden yapılacak basit bir kas testi, pratisyenin hastaya en uygun rengi hemen bulmasını sağlayacaktır. Kasın en iyi şekilde yanıt verdiği renk doğru renk olacaktır. Bu test özellikle kendine özgü rengi bulmada faydalıdır. Son olarak bahsedeceğim bir diğer önemli yöntem, 'optimum ayar' bölümünde açıklanan özel bir işlemle doğru rengin test edilmesini kapsar. İlaç testine benzer şekilde işler ve oldukça kesin bir ölçüme gereksinim duyar.

Renk terapisini her zaman spesifik olarak bir veya daha çok organa uygulamak gerekmez. MORA aygıtının da eşzamanlı olarak kullanıldığı el elektroduyla yapılan tedavi çoğu zaman yeterli olacaktır. Örneğin temel terapi renk terapisiyle aynı anda gerçekleştirilebilir ve bu tedavi açısından özellikle mantıklı ve yararlı olur. Bu şekilde bir tedavi için, bölüm 16'da anlatılanlar izlenmek istenmediği durumlarda, Kinesioloji aracılığıyla yapılacak renk seçimi idealdir. Ağrı olan bölgeler silindir veya esnek elektrodlarla tedavi edileceği zamanlarda Kinesioloji ile yapılacak renk seçimi de basit ve güvenilirdir.

Doğru renk seçimi üzerine örnek bir vaka:

Bay Herbert M. 26 yaşında, spor eğitmeni. Sağ diz kıkırdağı hasarlı (menisküs), hidrartroz (dizde sıvı veya su birikmesi), ağrılar, iltihaplı şişkinlik şikayetleri vardı ve sağ
dizi hissedilir şekilde diğerinden daha sıcaktı. Ağrılı bölgeden geçen meridyenler; karaciğer, safra kesesi, mide, dalak/pankreas ve böbreklerdi. Organ renkleri; yeşil
(karaciğer, safra kesesi), sarı (mide, dalak/pankreas), ve turuncu (böbrekler). Enflamasyon bir Yang durumuydu bu yüzden tamamlayıcı renkler değil üç organ rengi uygun olacaktı. Pankreas, mide ve böbreklerin ölçüm noktalarında bulunan patolojik değerler hemen hemen birbiriyle aynı güçteydi. Pankreas ve mide organ rengi olarak sarıdır. Sarı bu organlarda hemen işe yaradı, ayrıca böbrek için de etkili oldu. Daha sonra, dizdeki ağrılı bölgeye silindir terapisi verildi. Beş dakika sonra hasta ağrının geçtiğini söyledi. Dizini hafifçe bükebiliyordu ve sorunsuz bir şekilde ağırlığını dizinin üstüne verebiliyordu. Şişlik ve sıcaklık hafif derecede azalmış görünüyordu. Haftada bir yapılan üç seanstan sonra şişlik tamamen geçti ve diz tüm fonksiyonlarına kavuştu. Burada vurgulamak isterim ki; bu tedavinin başlangıcında tüm ilaçlar kesilmiş, herhangi bir merhem veya bandaj kullanılmamış ve tarafımdan başka bir ilaç uygulanmamıştır. Tek kullanılan MORA-Color Terapisidir.

Color terapisinin tek uygulama olarak kullanıldığı vakalara sık rastlanmaz. Ancak renk terapisinin ulaşabileceği sonuçlar ve terapistin yöntem ve cihazla ilgili güveninin artması için özellikle önem taşırlar.

Sadece renk terapisiyle ilgili bir başka örnek:

Bayan Louise St., 56 yaşında, sekreter. Lateral epikondilit, sağ tarafta sürekli nüksediyordu ve mesleği gereği kaçınılmaz olduğu düşünlüyordu. Arada bir şikayetler sol tarafta da oluşuyordu. Soğuk algınlığına karşı hassastı ve sigara dumanına dayanamıyordu. Ağrılı bölge çoğunlukla kalın bağırsakla (mavi) ilgiliydi ancak aynı zamanda lenfatik sistemle (turuncu) alakalıydı. Her ikisi de tamamlayıcı renklerdi. Hasta maviyi çok seviyodu ve bu nedenle silindir terapisiyle önce mavi uygulamaya karar verdim. Bu yanlış bir seçim olmuştu. O zamanlar, öncelikle distal (uzak uçtaki) akupuktur noktalarını tedavi etmenin daha iyi olduğunu henüz keşfetmemiştim. Noktaları tekrar kontrol ettikten sonra mavinin doğru olmadığını anlayacak ve doğru rengi bulmuş olacaktım.

Bu yüzden tedavi başarısız oldu. Ağrı arttı, ayrıca başağrısı ve mide bulantısı oluştu. Turuncuya geçmek anında bir dönüm noktası oluşturdu. Başağrısı ve mide bulantısı kayboldu ve sekiz dakika sonra sağ koldaki ağrı geçti. Benim ve hastanın şaşkınlığına karşın mesleki stresin yüksekliğine rağmen ağrı ciddi şekilde tekrarlamadı. Bir ila iki hafta aralıklarla turuncu terapisine on seans daha devam ettik. Belki de bu kadarına gerek yoktu çünkü beşinci seanstan sonra tamamen iyi hisstemeye başlamıştı.
Doğru rengi seçmek çok ama çok önemlidir. Yanlış renk seçimi durumun kötüleşmesine neden olabilir ancak bu doğru renk uygulanarak anında giderilebilir. Doğru rengin doz aşımı pratik olarak imkansızdır.

MORA ve MORA-COLOR Kombinasyonu

Bu kombinasyonun teknik bakımdan ve tedavi açısından farklı yönleri vardır. Ölçüm kısmı bulunan bir MORA aygıtınız varsa renk terapisi için cihazın tüm teknik olanaklarından yararlanabilirsiniz.

MORA ve renk terapisinin eşzamanlı kullanımı gibi doğru rengin belirlenmesi için terapi süresini ve aralıklarını önceden seçebilme olanağı çok yararlıdır. Renk belirlenmesi için kısa atımlar seçilir. Bunun için MORA aygıtı üzerindeki her iki kontrol düğmesi, mümkün olan en kısa terapi süresi ve aralığını uygulayabilmek için sola doğru 'stop' ayarının karşısına kadar çevrilir. Doğru rengi belirlemek üzere 95 veya 99 terapi ünitesi, yeterli sayıyı hazır bulundurmak için önceden seçilir. Renk belirlenmesi işlemi boyunca, MORA etkisi renk etkisiyle karıştırılmasın diye hastaya el elektrodu tutturulmaz. MORA aygıtının şu şekilde ayarlanması en iyisidir: o.F. (filtresiz), Ai veya H+Di, terapi için kullanılan genel amplifikasyonlarla. Terapi sırasında MORA ve MORA-Renk'in eşzamanlı olarak kullanılması mantıklıdır. Tekli akupunktur noktalarının veya ağrılı bölgelerin silindir ya da diğer elektrodlarla tedavi edilmesinde olduğu gibi, bu temel terapi için de eşit düzeyde geçerlidir.

Meridyen veya organ spesifik olması gereken akupunktur noktalarının tedavisi sırasında farklı bir noktanın tedavisi için yeni bir renk gereksinimi ortaya çıkabilir. Çünkü yeni organ ilkinden daha farklı bir renge ihtiyaç duyabilir. Bu durum bu kombine yöntemi komplike hale getirecek gibi görünebilir.

Aşağıda belirtilen gözlem önemli olarak kaydedilmiştir: eğer bir akupunktur noktasına MORA ve yanlış bir renk eşzamanlı olarak uygulandıysa hiç düzelme olmaz veya ölçüm değerinde çok düşük bir düzelme görülür.

Bu yüzden ilk önce iki veya üç kısa akım uygulanarak ve ardından hemen kontrol edilerek, tedavi edilecek her yeni organ için rengin hala doğru olup olmadığından emin
olunur. Ölçülebilen sonuçlara kısa zamanda ulaşılması, MORA-Color terapisinin memnuniyet verici bir özelliğidir.

Beş element kanununda açıklandığı gibi (Bkz. Bölüm 10) organların birbirlerine olan enerjik bağımlılıkları da iyi gözlemlenirse daha az uğraşarak çok daha iyi sonuçlara ulaşılabilir ve bazen tüm sorun yalnızca bir noktaya uygulanan terapiyle çözülmüştür.

Kombine terapiye örnek ilginç bir vaka çalışması:

Bayan Regina H., 33 yaşında, ev hanımı. Yakınmalar: üç ay önce geçirdiği viral enfeksiyondan sonra hala iyileşememiş, iştahsızlık var ancak kilo kaybı yok, en kötüsü de
lumbar bölgeden sol bacağa yayılan ciddi ağrı. Bulgular: Bu bölgeye dokunulduğunda veya bastırıldığında sol kalçada ve trokanter üstünde (sol kalça kemiğinde) şiddetli ağrı oluşuyor ve acı diz boşluğuna doğru yayılıyor. EAP-tanısı: Sol ayakta kilit bir noktada birçok patolojik değer ve gösterge düşüşleri, özellikle safra kesesi ve idrar kesesinde. Bahsettiği ağrılar bu meridyenlerin kontrol ettiği bölgelerde bulunuyordu. Tedavi ve gelişmeler: MORA ve test edilmiş ilaçlarla deneme yapıldı. 'Arthrisinal, Disci Lumales, Bryonia, Berberis' ve diğerleri uygun göründü. Bunlar ve MORA Terapi, geçici bir düzelme bile sağlamadı. Bu nedenle, anatomik bir engelin mevcut olabileceği ve bunun kayropraktik bir uygulamayla giderilebileceği sonucuna vardım. İlk muayeden iki gün sonra kayropraktik uzmanı tarafından bir tedavi uygulandı. Büyük bir rahatlama sağladı ancak hasta ağrıdan tamamen kurtulamadı. Ayrıca etki sadece iki gün sürdü. Ardından hastanın durumu tekrarladı. Yeniden aynı kayropraktik uzmanından tedavi aldı. Ağrı dindi ancak bu kez sadece iki saatliğine. Sonra ağrı o denli şiddelendi ki mesai saatlerinden dışında da çalışmak zorunda kaldım. Durum öyle ciddiydi ki MORA ve MORARenk terapisini denemeye karar verdim ve işe yaramaması durumunda hastayı hastaneye sevk edecektim.

En belirgin gösterge düşüşleri safra kesesi ve karaciğerde görülüyordu. Bu organların rengi yeşildir.

Bu noktalarda renk seçimi teyit edildi. Gerekli olan yeşildi. İlk olarak Ai, yeşil ile temel terapi uygulandı. Hastada hafif bir düzelme oldu. Safra kesesi ve karaciğer
noktalarına nokta terapisiyle devam edildi. Bunlar MORA ve yeşile iyi cevap verdi. Bu tedaviyle belirgin şekilde rahatlama sağlandı.

Ardından silindir terapisi izledi. Sakrum yanındaki bölge acıya öyle duyarlıydı ki hasta silindirin dokunuşundan bile rahatsız oluyordu. Devam etmeme izin vermedi. Bu sırada terapi o ana kadar iyi gittiği için doğru renk olduğunu düşündüğüm yeşilin hala açık olduğunu farkettim. Ancak acı idrar kesesi meridyenindeydi ve bu organın rengi turuncuydu.

Turuncunun silindir terapiyle sadece iki saniye verilmesiyle, dayanılmaz acı hafiflemeye başladı ve bir dakika sonra neredeyse tamamen yokoldu. Silindir terapisine üç dakika kadar daha devam ettim sonra sol kalça kemiğindeki ağrıya yöneldim. Turuncu bu noktada etkisiyse, ilk önce yeşilin sakrum yanında gösterdiği dayanılmaz etki gibi oldu. Bu beni şaşırtmadı çünkü nokta safra kesesi meridyenine yakın alandaydı. Silindirle yapılan yeşil tedavisinin başlamasından birkaç saniye sonra hasta ağrının azalmaya başladığını söyledi. Ağrı geçtikten sonra üç dakika kadar daha silindir terapisi uygulandı.

Dört gün sonra ağrılar yeniden başladı ancak yeşil ve turuncunun kullanılmasıyla yeniden birkaç saniyede kayboldular.

Terapi ve cihaz ayarları: Temel terapi, Ai. Nokta terapisi: kısa atımlar, HP 1000, Ai, amp. x5. Silindir terapisi: devamlı terapi, o.F. (filtresiz), Ai, amp. x10. Ek olarak %60
renk yoğunluğuyla ve 10 kez amplifikasyonla yeşil ve turuncu.

Yukarıda anlatılan vakada dönüm noktası sadece renk terapisiyle gerçekleşebilirdi. Doğru rengin doğru yerde işe yaraması özellikle dikkate değerdi. Sıkça buna benzer tecrübeler yaşadım. Tedavinin bu kadar çabuk etki göstermesi de ayrıca dikkat çekiciydi. Doğru renk uygulandığında dayanılmaz derecedeki ağrının dinmesi sadece birkaç saniye sürmüştü. Enerji akışını yeniden sağlamak ve acıyı dindirebilmek için bedenin tam olarak bu renklerin osilasyonlarına tam da bu noktalarda ihtiyacı vardı.

Yukarıdaki örnek vakada şiddetli ağrılar ve akut acı başarılı bir şekilde tedavi edildi. MORA-Renk terapisi özellikle MORA Terapisiyle beraber uygulandığında kronik vakalarda da işe yarar. Kronik hastalıkların özelliklerinin renkli ışık eksikliğinden kaynaklandığı dolayısıyla renklere maruz kalınmasınıın gerçek bir iyileştirme süreci yaratacağı varsayımında bulunulabilir.

Bir örnek vaka: Elisabeth H., 52 yaşında hasta yirmi yılı aşkın süredir bronşiyal astımdan müzdarip. Daha önceki tedavisinde kortizon gerekli görülmüş. Yüzün şişmesi
gibi iyi bilinen yan etkilerin hepsi gelişmiş.

Kortizon nedeniyle iki kez duodenal ülser oluştuğu için kortikosteroidler olmaksızın faydalı olacak etkin bir terapi umuduyla gelmişti.

EAP sırasında süt proteini ve fındık, fıstığa alerjisi olduğu net şekilde görülüyordu. Ayrıca tüm baharatlarda hatta organik olanlarda bile bulunan monosodium glutamate alerjisi de vardı. Akciğerlerdeki patolojik değerlerin haricinde dalak/pankreas, karaciğer ve kalın bağırsakta da birçok zayıf nokta bulundu. Alerji dengelendikten sonra bu
bulguların çoğu kayboldu (Bkz. Bölüm 9). Ancak akciğer ve kalın bağırsak noktaları cevap vermedi. Bu yüzden ilaç testi yapmak zorunda kaldım. Muhtemelen kimyasal ilaçların uzun süredir kullanılması nedeniyle sonuç çok kötüydü. Başka yollar bulmam gerekiyordu. Uzun süren kronik astım ve kortizon terapisi renkli ışık osilasyonlarında ciddi bir eksikliğin varolabileceğini gösteriyordu.

Mavi akciğerlerin ve kalın bağırsağın rengidir. Aynı zamanda hastanın en sevdiği renkti. Tamamlayıcı renk ise turuncuydu.

Kinesioloji testi mavinin en etkili renk olduğunu gösterdi.

Tedavi ve Sonuç: Önce temel terapi uygulandı. Giriş: sol elde el elektrodu; Çıkış: sağ ayakta plaka elektrodu. Kadranların ölçümüyle giriş ve çıkış pozisyonları belirlenir. Aynı anda mavi renk tedaviye dahil edildi. Bu tedavi tek başına hastaya ani rahatlama getirdi. Ancak ölçüm değerleri sadece hafif oranda düzeldi. Sonra noktaları tek tek tedavi
ettim. Cihaz ayarları: %100 mavi, x12 amplifikasyon, HP 1000, Ai, ampl. x5. Tüm noktalar ancak bu şekilde dengelenebildi, ama başarı birkaç dakikadan uzun sürmedi. Bunun iki sebebi olabilirdi: batarya tam olarak şarj edilmediği için yetersiz mavi ışık osilasyonu vücuda nüfuz ediyordu veya başka bir renk gerekliydi. Kronik bir hastalık söz konusu olduğu için yalnızca organ renginin yeterli olmayacağı çünkü bunun sadece aşırı Yang oranını giderebileceği düşünülmeliydi. Oysa kronik hastalıklarda her zaman Yin faktörü vardı hatta daha baskın bile olabilirdi. Bu düşüncelerle akciğer ve kalın bağırsağın nokta tedavisinde tamamlayıcı renk turuncuyu kullandım. Noktaların stabil dengesini yakalamak için turuncuyla birlikte verilen birkaç kısa atım yeterli oldu. Stabil derken söz konusu noktalardaki ölçüm değerlerinin uzun saatler hatta günler bazen haftalar boyunca normal kalmasından bahsediyorum.

Tedavi başarılı oldu. Haftada iki kez mavi ve turuncu kullanılarak MORA ve renk terapisinin birlikte uygulandığı bu tedaviden yalnızca on gün sonra kortizona hiç gerek kalmamıştı. Bu vakada ilaç gereksinimi duyulmadı. Astım sözkonusu olduğunda böyle bir duruma nadir olarak rastlanır. Bunu besin alerjisinin en başında farkedilip düzeltilmesinin
yarattığı arzu edilen koşullarla açıklayabiliriz.

İki rengin etkilerini, organ rengi ve kendine özgü renk ve tamamlayıcı rengin etkilerini ayrıca dikkate almak gerekir.

Çoğu durumda sadece tek bir renk gereklidir. MORA-Renk terapisi için bu geçerli değildir. Renkli ışık radyasyonuyla yapılan tedavilerde olduğu gibi her zaman iki renk kullanmak doğrudur. İki renk kullanılması gerekiyorsa ilk olarak uygulanan rengin tamamlayıcı rengi ikinci renk olarak seçilmelidir. Bu sayede Yin ve Yang'a ulaşılır ve aynı organ için spesifik olarak dengelenir.

Bazen birbiriyle bağlantılı olmayan organların tedavi edilmesi gerektiği durumlarda tamamlayıcı renk dışında başka bir renk gerekebilir. Örneğin akciğerler ve kalın bağırsak
birbirine aittir ve organ rengi mavidir, tamamlayıcı rengi ise turuncudur. Aynı zamanda karaciğerin de tedavi edilmesi gerekliyse bu renklerden hiçbiri etkili olmayabilir çünkü karaciğer yeşile aittir ve tamamlayıcı rengi kırmızıdır. Sadece istisnai durumlarda aynı tedavi sürecinde ikiden fazla renk uygulanabilir.

MORA-Color + Indumed + MORA

Burada üstünde durduğumuz konu ideal sayılabilecek iki kombinasyon olasılığıdır. Bunun nedeni ilk olarak etkisinin özel olması, ikincisi ise Indumed 'aracılığıyla' renk terapisinin tedavi edici frekanslarının bedene uygulanmasının mümkün olmasıdır. Indumed cihazının indüktörleri tarafından oluşturulan manyetik atımlar yüksek frekansta elementlere sahiptir ve bunları düşük frekanslı renk osilasyonlarıyla modüle etmek mümkündür. Manyetik alan bedene girerken zayıflama göstermediğinden veya çok az derecede zayıfladığından, modülasyon tarafından alınan osilasyonlar dokuya engellenmeden ulaşır.

Buna ek olarak, Indumed'in kendi etkisi yani Schumann dalgalarıyla bedenin eksiklerini gidermesi bulunur. (Bkz. 'Diagnose- und Therapieverfahren im ultra feinen Bioenergie-Bereich, zur Indumed-Therapie' Dr.Ludwig) [14].

Bdednde Schumann dalgalarının eksikliği insanı hasta edebilir. Renk terapisine benzer şekilde, iyileşme sürecinde gereken dürtüyü verebilmek için Indumed tedavisinin de dahil
edilmesi gereken sayısız vakaya rastlanmıştır. MORA ve MORA–Color'a benzer olarak, Indumed diğer tedavi yöntemlerinin etkinliğini sağlar ancak tamamen farklı bir şekilde gerçekleşir. Çoğunlukla gözlemlenen fenomen, en iyi seçilmiş homeopatik ilaçların çok az veya hiç etki göstermediği durumlara elli yıl öncesinde neredeyse hiç rastlanmamasıdır.
Bunun nedeni fizyolojik manyetik alan değişim atımlarının eksikliği olarak açıklanabilir. Indumed terapi bu sorunu çözebilir.

Yanlış renk seçilmesi

Doğru rengi seçilmesiyle ilgili anlatılan kurallar birebir izlenirse terapi için yanlış renk seçilmesi söz konusu olamaz. Ama ne yazık ki durum her zaman çok net olmadığından utandırıcı bir hata yapılabilir. Terapide yanlış rengin kullanılmaması için gereken özen gösterilmelidir. Renk terapisinde görülen yan etkiler kesinlikle, homeopatide ilk anda görülen ve bir aşamaya kadar hoşgörülen yan etkiler gibi algılanmamalıdır. Çünkü homeopatide görülen bu ilk etkiler iyileşme sürecinin başladığının işaretidir.

Yanlış renkle terapi gerçek anlamda hasara, acının artmasına, enflamasyon, kendini genel olarak kötü hissetme, ateş vb. etkilere yol açabilir. Yanlış rengin seçilmesi nasıl olabilir? Deneyimlerime göre, rengin mantıksal kriterlere göre seçilmesi a) hastanın iyice değerlendirilmediği b) mantıklı ve istenilir oldukları için kaale alınmamalarının zor
olduğu durumlarda gerçekleşir.

İki örnek vakayla açıklayalım:

Bayan Marianne Sch., 41 yaşında. Birkaç aydır sol dizindeki kıkırdağın yer değiştirmiş olmasından yakınıyor. Ortopedistin önerdiği kortikoid ilaçları ve istirahati reddederek
terapi denemesi için bana başvurmuş.

Acı iç kısımdaydı. Eklem boğumunun birkaç cm.önünde. Pozisyon mide meridyenini işaret ediyordu. Bunun rengi de sarıdır. Bu yüzden terapiyi sarıyla uygulamak mantıklıydı. Silindir terapisinin yarım dakika uygulanmasıyla ağrı azaldı. Bunun iyi bir işaret olduğunu düşünerek terapiye devam ettik. Bir dakika sonra ağrı o kadar şidderlenmişti ki hasta uygulamayı kesmemizi istedi. Ne yazık ki tedaviyi başka bir renkle yeniden denemeye hastayı ikna edemedik. Takip eden iki gün sonra belirgin şekilde acıyan bir şişlik meydana gelmişti. Bu ağrı toprak lapası uygulanarak hafifletildi. Sonunda yaptığım hatayı telafi etmek istediğimi söyleyerek hastayı yeni bir denemeye ikna ettim. Dikkatli ve özenli bir incelemeden sonra safre kesesi ve karaciğerin rengi olan yeşilin doğru olduğu kanıtlandı. Asıl odak, eklem boğumunda safra kesesi merdiyeni alanında bulunuyordu. Bahsi geçen ağrı dolaylı bir ağrıydı ve ilk tedavi denemesinde kafamı karıştıran da buydu.

Yeşille yapılan tedavi tamamen başarı gösterdi. Birkaç dakika içinde ağrı dinmiş oniki saat içinde ise şişlik ve enflamsyon kaybolmuştu.

Bir diğer vakada ise başağrısı terapisi sözkonusuydu. 51 yaşındaki hasta Herbert S. her iki şakağında periyodik ağrılardan yakınıyordu. Bu alandan geçen üç meridyen vardır. Bunların herbiri mide, safra kesesi ve Triple Warmer (T.W.) tedavi edilirken dikkate alınmalıdır. Anemnez ve bulgulara göre Triple Warmer ve/veya safra kesesi belirlenmişti ve renkler mor ve yeşil ve bunların tamamlayıcı renkleriydi. Temel terapiden sonra en belirgin olan gösterge düşüşleri Triple Warmer ölçüm noktalarına ait olduğundan, morun uygun renk olduğunu düşündüm. Triple Warmer ölçüm noktalarında mor iyi yanıt vermişti. Ardından şakaklara uygulanan silindir terapisi mide bulantısı ve kusmaya neden oldu. Ayrıca kalp olumsuz etkilenmişti. Kalbin de tedaviye ihtiyacı olmasına rağmen hasta zaten arada bir kalbiyle ilgili sorun yaşadığını ve bununla ilgili herhangi bir terapi yaptırmadığını belirtti. Kalbin rengi kırmızıdır. Ayrıca kalp ve yirmi yaş dişi arasında da bağlantı vardır. Hastanın yirmiyaş dişinin de yıllardır enflame olduğu ortaya çıktı.

İlk önlem olarak tedaviye kırmızıyla devam edildi. Nasıl ki yanlış renkle tedavi anında akut ağrılara neden olduysa, bu da baş ağrısının bir dakikadan kısa bir süre içinde
tamamen kaybolmasını sağladı.

Hastayı acilen çene operasyonuna sevkettim. Sonra baş ağrıları geçti. Birkaç hafta operasyonu beklemesi gerekiyordu bu sırada başağrılarını birkaç kez daha kırmızıyla tedavi etme fırsatım oldu.

Bu arada muayenehaneme gelen hastalardan yanlış renk seçimi uygulanıp gerçekten kötüleşen hastalar sadece bu bahsettiğim vakalardır.

Hata çok geçmeden farkedilirse hızla telafi edilebilir. Eminim ki yanlış renkle terapi nedeniyle ortaya çıkan sorunlar doğru renkle terapi uygulandığında ortadan kaldırılabilir.
Böyle bir durumda renk terapisinden vazgeçip hangisi olursa olsun başka bir terapiye devam etmek çok büyük hata olacaktır.

www.mora.com.tr
 

Alemtac

#12
Sevgili dostlarım; daha fazla konuyla ilgili bilgi paylaşmaya gerek yok gibi geliyor bana, siz nedersiniz :) Şimdiden sonra uygulamayla ilgili yaşadıklarımı paylaşmak niyetindeyim.

İlk gün; 03.06.2010
doktorum parmağımdan kan aldı. Laboratuarda yapılacak araştırma sonucunda genetik olarak taşıdığım hastalıklar ve yaşadığım süre içerisinde edindiğim hastalıklar belirlenecek.

Çakralarımdaki enerji akışını kontrol etti sanıyorum. Çünkü tıkanık olarak gösterdiği bölgeler tam çakra noktalarıy dı. Kolumu düz olarak uzatmamı ve elimi serbest bırakmamı istedi. Çakra bölgesine gelince başlıyor dediğinde benim onun elimi itmesine karşı direnç göstermemi söyledi. İlginçtir aynı direnci gösterdiğim halde tıkanıklık olan bölgede elim hemen aşağıya iniyor du. Solar pleksüs, sağ yarısı..kalp, 3.göz ve tepe çakra.

Solar pleksüsle ilgili bir yorumum yok henüz, kan tahlil sonucunda göreceğim. Kalp çakrası; alt sol kapakçıkta 4 derecelik açık ve aortta 2 derecelik açıktan. 3. göz de sağ gözümden alınan kanserli hücre nedeniyle. Tepe çakrası, tıkanan beyin damarım dan. Öncesinde anemnez almıştı, geçirdiğim hastalıklar, kırılma, yaralanma, ameliyat vs.. Ağır bir sinüzit geçirmiş olmama rağmen herhangi bir belirti çıkmadı.

Ailesel hastalıkları, anne ve babamın allerjik durumlarını da sordu. Babamın cilt kanseri olduğunu ve kemik iliğinin kan üretmediğini duyunca, ya babamdan kan almamı veya muaynehanesine gelmeye ikna etmemi söyledi. Ben.. ikna edecektim :) Olduğu gibi anlattım ve salı günü büyük ihtimalle babamı doktoruma götürüyorum :))
 

Alemtac

#13
Salı günü babam gelmedi :) Bu gün tahlil sonuçlarımı aldım; süt alerjisi başta olmak üzere, ev tozu, maya gibi allerjiler, karaciğerde yerleşmiş bir asalak ve tahmin edileceği üzere çok fazla radyasyona maruz kalmışım. Sigara blokaj oluşturduğu için içmemem gerekiyor ve yardımcı olacaklar. Asıl hastalıklara erişebilmek için öncelikle bu ufak tefekleri halletmemiz gerekiyor. Tıpkı bahçenin taşını temizlemeden çiçek ekemiyeceğimiz gibi. Bu örneği doktorum verdi ve bende çok beğendim :))

Oturduğum koltuğun sirtimi dayadığım yerde cihaza kablolarla bağlı plastik benzeri bir nesne konuluyor önce ve ben öyle oturuyorum koltuğa. İlk çalışmada, yine mora cihazına kablo ile bağlı içi boş bir silindirle kök çakradan başlıyarak çakralardaki tıkanıklıklar temizlendi. Sonra yine cihaza bağlı çubukları solarpleksüs üzerinde tuttu. Her insanın merkezinin orada olduğunu söylüyor. Bende, aslında kadınlar için merkezin sakral çakra olduğu bilgisini yeni okuduğumu söyledim, kafasını salladı ve yine solardan devam etti. Boğaz çakrasına kadar hiç bir çakrada sorun yoktu, orada takıldık kaldık :) Doktor, bunun nedeninin tirodlerimin çalışmaması olduğunu söylüyor..laf aramızda tiroidlerimi engelleyen benim herşeyi herkese söyleyememem, kırarım, küstürürüm korkum. Aslında aştım biraz bu engelimi :) Tüm bunlar bir saatten fazla sürdü.

Cuma gününe kadar süt ürünleri tüketmeyeceğim. Anne sütüne en yakın keçi sütü ve ürünleri hariç. Ama yoğurt, ayran ve keçi sütünden yapıldığından emin olmadığım peynir, kurabiye, puğaca, bisküit, margarin, dondurma, pasta, kek, ketçap, hardal, et ve salam ürünleri, hazır çorbalar, soslar, sanayisel ürünler, ekmek türleri tüketmeyeceğim.

Elektrik süpürgesinin içinden alacağım bir parça topağı da verdikleri tüpün içinde getireceğim. Ev tozunda allerjen neler varmış göreceğiz bakalım :)



 

Alemtac

#14
Alınan kan örneğimiz, bundan 10 yıl sonra bedenimizde meydana gelebilecek değişimleri aynen gösteriyor muş. Diyelim ki, iki hafta önce alınan kan örneğim ki saklanıyor muş, 5- 10 yıl sonra var olan hastalıklarımın ne duruma geldiğini aynen gösteriyor muş. Bedenimizden alınan ister kan ister bir saç teli olsun, DNA mızın tüm özelliklerini taşımaktadır. Bizdeki değişimleri de aynen yansıtmaktadır. Aradaki korelasyon ise henüz açıklanamamiştir.