Haberler:

🎉 BaskalarinaHizmet.com 17. Yaşında! 🎉

Ana Menü

Tanri ile sohbet

Başlatan Aoibheann, 08 Mayıs 2017, 00:52:21

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aoibheann



Geçen gün tanrı ile tanıştım.

Ne düşündüğünüzü biliyorum, tanrı olduğunu nereden biliyordun ?

Hikayede ilerledikçe nereden bildiğimi açıklayacağım, fakat beni ikna etmesini sağlayan şey; sorduğum bütün sorulara, ama gerçekten BÜTÜN sorulara verdiği cevaplar oldu. Ne sorarsam sorayım, akla yatkın ve tatmin edici cevaplar aldım. Sonunda onun tanrı olduğunu kabul etmek benim için çok daha kolaydı.

İşin garibi hala bir ateistim, ve bu konu üzerinde onunla anlaştık.

Herşey 8:20 Paddington'dan kalkan trende başladı. Kendime pencere kenarında, sessiz sakin bir yer buldum. Çevrede tek bir bağıran çocuk, çalan tek bir cep telefonu yoktu. Gazetemi açıp okumaya başladığım sırada içeri girdi.

Peki neye benziyordu ?

Emin olabilirsiniz ki hayal ettiğinizden çok daha farklıydı. 30\'lu yaşlarda, kot pantolon giyen ve üzerinde "Gulyabani" yazılı basit bir tişört olan biriydi. Dışardan göründüğü kadarıyla bir sosyal hizmet görevlisi veya kendim gibi bir programcı olabilirdi.

"Burada oturan var mı ?" dedi.

"Buyrun" diye cevap verdim.

Oturdu, rahatladı, ben de gazeteme geri döndüm. Tren kalktı ve birkaç dakika sonra benimle konuşmaya başladı.

"Size bir soru sorabilir miyim ?"

Birkaç soruyu aldırmayacağımı ima eden bir ses tonuyla "Evet" dedim ama gerçekten uzun bir diyaloga girecek modda değildim.

"Neden Tanrıya inanmıyorsunuz ?"

Pislik! Bu tür diyalogları çok severim ve saçma teist inançları hakkında saatlerce konuşabilirim, fakat bunun için havamda olmalıydım. Yirmilik yaş dişini çektirmeden dakikalar önce bir Yehova Şahidi'nin kapıma dayanması gibi, ne kadar istesem de eğlence başlayamıyor. Standart cevabımı versem eğer, trenden inene kadar tartışırdık ve bu tartışmayı yapacak modumda değildim. Onu savuşturmanın bir yolunu bulmalıydım.

Fakat sonradan düşünüm ki, beni hiç tanımayan bir yabancı nasıl oluyor da ateist fikirlerim hakkında bariz bir şekilde kendinden emin ve doğru söylüyor ? Eğer arabayla gidiyor olsaydım bu denli merak uyandırmazdı çünkü arabamın arka tarafında, İchthys'e antidot olan bir Darwin balığı resmi var. Fakat o gün trendeydim ve Darwin'in evrim teorisi tişörtümü bile giymemiştim. Okuduğum gazete de sadece ateistlerin okuduğu bir gazete olmadığına göre, bunu söyleyen bir kişi tahmin yürütmekten ileri gidemezdi. Düşüncelerimi açığa çıkaran şeyin ne olduğunu gerçekten merak ediyordum.

"İnanmadığımdan nasıl bu kadar eminsin ?"

"Çünkü, ben Tanrıyım ve benden korkmuyorsun."

Bu tür diyalogları aktarmanın birçok yolu vardır, çoğu da aktaran kişiyi akıl hastanesine gitmeye aday yapacak şeyler. Bazıları tamamen eğlence odaklı olmaya mahkum olsalar da, bu anlatacaklarım için bana güvenmeniz gerek. Bunu sıradan bir olay gibi iletmek oldukça zor fakat olaylar aynen bu şekilde gerçekleşti. Yersiz önermesine rağmen ses tonundan veya davranışlarından rahatsız olmadım. Bunu söyledi çünkü buna inanıyordu, bir uyuşturucu maddenin etkisinde değildi ve bir akıl hastası gibi de görünmüyordu.

"Peki, sana neden inanayım ?"

"Neden bana birkaç soru sormuyorsun ? İstediğini sor ve aldığın cevaplar kuşkucu zihnini tatmin edecek mi gör."

Bu diyaloğun kısa süreceğini düşünerek, dediğini yaptım ve ona soru sordum.

"Ben kimim ?"

"Stottle. Harry Stottle. 10 Ağustos 1947\'de İngiltere'nin Bristol şehrinde dünyaya geldin. Baban Paul, annen Mary. 1960#8202;—#8202;1967 yılları arasında Duke of Yorks Kraliyet Askeri Okulu'nda okudun. Oxford üniversitesini bitirdin. Ekzobiyoloji alanında doktoran var. Başarısız bir rock yıldızısın ve 10 yıl boyunca bir sendikanın aktif üyesi ve aktivistiydin. Son günlerde serbest çalışan bir yazılımcı, yazar ve hevesli bir filozofsun. Michelle ile evli, Amerikan vatandaşısın. Önceki evliliğinden iki çocuğun var. Sahteciliği önleyen yazılımını pazarlamak için yatırımcılarla yaptığın başarılı geçen bir görüşmeden geliyorsun ve evine dönüyorsun. Bu sabah otelden çıkmadan önce İngiliz kahvaltısı ettin ve her zamanki gibi İngiliz sosisleri yerine ekstra domuz pastırması istedin."

Duraksadı.

"Hala ikna olmadın... Seni ikna etmek için ne yapabilirim ? Zihnine telepatik bağlantı kurmak için iznini alabilir miyim ? "

"İzne ihtiyacın mı var ?"

"Teknik açıdan hayır, etik açıdan evet"

Bu oyuna katılmalıydım, devam ettim. "Tamam, izin veriyorum. Şimdi beni ikna edebilirsin"

"Pekala. Çok gizli şifren ve nereden geldiği..."

İşinde çok iyi bir bilgisayar korsanı, bir ihtimal şifremi kırmış olabilirdi. Fakat şifremin nereden geldiğini kimsenin, ama KİMSENİN bilmesine olanak yoktu. Fakat, o bildi. Siz bu durumda ne yapardınız ?

Hayatımla ilgili fazla önemli olmayan ve kimsenin bilmediği birkaç soru daha sordum, örneğin annemin iddiasına göre ilk söylediğim sözcüğün "Tespihböceği" olması gibi (sakın sormayın!). Fakat hali hazırda ikna olmuş gibiydim. Bu noktada, yaşadıklarımın üç farklı açıklaması olduğunu biliyordum.

İlk ihtimal; rüya veya halüsinasyon görüyordum, veya hipnotize edilmiştim. Bu, doğruluğu kontrol edilemeyecek birşey olduğunu bildiğimden o an için diğerlerinden daha yüksek bir olasılık gibi geliyordu. Yaşadıklarım sanki gerçek değilmiş gibiydi, sanki bir tiyatro sahnesindeydim ve repliklerimi okuyordum. Fakat olayların devamlılığı, her anı için hafızamda kalan detaylar ve olaylar sırasında aldığım notların hala elimde oluşu; eğer hala halüsinasyon görmeye devam etmiyorsam, bu hipotezi çürüttü ve geriye sadece iki seçenek bıraktı.

Bunlardan biri, gerçek bir telepat olma ihtimaliydi. Hiç kimsenin o güne kadar telepati yeteneğine sahip olduğuna dair belgelenmiş bir kanıt olmamasına rağmen bu da bir olasılıktı. Bu, en iyi sakladığım şifrelerimi nasıl bildiğini açıklayabilirdi. Asıl problem, başka hiç birşeyi açıklayamazdı. Spesifik olarak, konuşmanın devamında verdiği cevapların açıklamıyordu.

Empirist Sherlock Holmes'un da dediği gibi; imkansızı eleyince, kalan olasılıklar ne kadar olasılıksız görünse de doğrudur.

Bu adamın tanrı olduğu ihtimalini kabul etmek zorunda kaldım. Peki şimdi ne olacaktı ? Eğer günün birinde Tanrı ile tanışırsam milyonlarca sorum olacağını biliyordum. 'Neden olmasın' dedim kendi kendime ve sorularımı sormaya başladım. Anlatacağım diyalogdaki detaylar için beni mazur görün, yaşadıklarım alışılmış dışı ve biraz da garip şeylerdi. Evet, birazcık gergin ve heyecanlıydım. Konuşmanın birebir aynısını hatırlayamazsam eğer kızmayın, söz veriyorum ana fikri alacaksınız.

"Soru sormaya alışmam biraz zaman alırsa kusuruma bakma, her gün böyle yüce bir varlıkla sohpet etme imkanım olmuyor"

"Yüce varlık mı ?" diye böldü.

İçimden "Amma da alınganmış" diye geçirdim.

"Değilim, yanlış imajımı düzeltmeye çalışıyorum"

İşte buna gerçekten alışmam gerekiyordu. Düşüncelerimi kontrol altına almaya çalıştım, 'Disiplinli ol, bunu hep yapmak istemiştin. Sonunda başına geldi, şimdi bir anda dağılıp bir daha karşına çıkmayacak bu fırsatı kaçırma.' diye düşündüm.

"Merak etme, kaçırmazsın" dedi.

Son dediği bana bir hayal gibi geldi. Adam resmen aklımdan geçen her düşünceyi hatasız şekilde okuyordu. Başkasının elini kendi cebinde bulmak gibi birşeydi bu. Yine de, beni bu işgali kabul etmeye iten bir his vardı içimde, bariz bir şekilde yarattığı algıya duyduğum güven artmıştı, kendimi oldukça rahatlatmış hissediyordum. Adamın içimdekilere karşı en ufak kuşkusu da yoktu, ikna etme konusunda oldukça başarılı olduğunu söylemeliyim. Böylece, işe koyulduk.

"İnsan mısın ?"

"Hayır."

"Hiç oldun mu ?"

"Hayır, ama yakın. Evet."

"O halde evrimin bir ürünüsün ?"

"Kesinlikle. Esasen kendimin ürünüyüm."

"...yani bizimki gibi DNA lara dayalı organizmalardan veya benzer türlerden evrildin"

"Doğru."

"Peki seni tanrı yapan tam olarak ne ?"

"Ben."

"Neden ?"

"O zamanlar iyi bir fikir gibi gelmişti."

"Sahip olduğun güçler, dindarlar insanların sana atfettikleri gibi mi ?"

"Aşağı yukarı"

"Yani bütün bunları sadece bizler için mi yarattın ?"

"Tabiki hayır."

"Ama evreni sen yarattın, öyle değil mi ?"

"Bu evreni, evet."

"Tamamen kendi başına ?"

"Kendi ebeveynlerini yaratamayacağına göre, tam olarak değil."

"İzin ver toplarlayayım. Yani sen tamamen doğal bir fenomensin ?"

"Aynen öyle."

"...bir gün bizim anlayabileceğimiz ve hatta kontrol edebileceğimiz mekanizmalardan meydana geliyorsun ?"

"'bizim' derken kimi ve neyi kastettiğini tartışacak olursak belki, ama evet."

"Yani eğer insan ırkı bunu anlayacak yetkinliğe ulaşamazsa, başka türlerin ulaşabileceğini mi söylüyorsun ?"

"Mutlaka."

"Peki, bizden üstün kaç tane ırk var ?"

"Şaşırtıcı derecede az, yaklaşık ondört milyon."

"NE! AZ MI ?"

"..."

"Bizim seviyemizdekiler peki ?"

"Şimdilik dört buçuk milyardan biraz daha fazla."

"Yani bizim evrendeki önemimiz, dünyadaki sıradan bir insanın insanlığa olan önemi kadar."

"Biraz daha az. Seviye Bir, yani sizin türünüzün ulaştığı seviye, uçan makinanın icadıyla başlar. Sonraki seviye, türün ana yaşam kaynağı tarafından domine edilmediği ve bu kaynağa bağımlılığı kalmadığı zaman elde edilir. Yani sizin için güneşe. Bu seviyedekiler, kendi yıldız sistemlerinden veya herhangi başka bir yıldız sisteminden uzaklaşıp yaşayabilirler. İnsanlık şimdilik uçan makinenin icadı fazında, yani tahmin edebileceğin üzere ilk seviyenin başlarındasınız."

"Bir gün Kardashev ve Asimov'un bahsettiği gibi kendi güneşimizi kontrol edebileceğimizi mi söylüyorsun ?"

"Aslında tam tersi. Bahsettiklerin, gelişmekte olan mekanik türlerin vizyona birer örnek. Bu vizyona göre daha büyük makineler daha iyi, güçlü ve evrene hakim olabilmek için devamlı daha fazla enerjiye ihtiyaç duyacaklar. Gerçek aslında tam tersi; türler ne kadar gelişirse, o kadar az enerjiye ihtiyaç duyarlar ve çevrelerine o kadar az zarar verirler. Sizler, maddeyi manipüle etmeye çalışıyorsunuz ve bunun için muazzam miktarlarda enerji gerekiyor. Gelişmiş türler, doğrudan enerjiyi manipüle eder ve bunun için enerji gerekmez. Sonuç olarak ikinci seviyedeki türleri birer yaşam formu olarak bile algılayamazsınız, tabi eğer onlar kendilerini göstermeyi seçmezlerse."

"Bütün bu türler, senin çocukların mı ?"

"Böyle düşünmek hoşuma gidiyor."

"Sebep ?"

"...çok basit, Hayat Devam Etmeli. Kişisel motivasyon kaynağım, evreni optimize etmek konusundaki istekliliğim. Senin tabirinle, zevki maksimize edip acıyı minimize etmek için uğraşıyorum. Zevk, büyük ölçüde varlıklar arası iletişimle meydana gelir. Benim seviyeme geldiğinizde, birbirinden bağımsız milyarlarca varlık olmak yerine esrik duygularla bağlı bir bütün olursunuz. Hiçbir varlık, yaşama isteği sona ermeden ölmez, ölemez. Oysaki ben, gelişmiş ve kendine yeten bir varlığım; bu denli gelişmiş olmam, yeni ve beklenmedik zihinlerle karşılaşmanın, onlara birşey öğretmenin ve onlardan birşey öğrenmenin verdiği basit zevkten beni mahrum bıraktı. O yüzden büyük ölçüde bunu yapmamın amacı, sadece eşlik etmek. Ben, bu evrendeki ilk ölümsüz varlığım ama son olmaya niyetim yok."

"Yani, senin gibi yeni tanrı üretme potansiyeline sahip bir evren yarattın ?"

"Bunun sağladığı fayda geçici de olsa, orgazmlar gibi, buna değer."

"...yeni tanrımızın seninle birleşip tekrar bir bütün olduğumuz anda mıyız ?"

"Küçümseme! Bunun yaratacağı esrik duygular, bunu hepimiz için çekici kılan şey, benim için bile; ve bu olduğunda hissedeceklerin, evrenin varoluşundan itibaren geçen sürenin iki üç katı kadar sürecek. İnan bana, sarfedilen efora fazlasıyla değecek."

"Evet, milyarlarca yıl sürecek bir orgazmın çekiciliğini görebiliyorum."

"...ve insanoğlu yaşayabileceği orgazmları nasıl yaşaması gerektiğini öğrenemedi bile, bu basit sanatın icra edilmesini bekle de gör!"

"Yani herşey seks ile ilgili, öyle mi ?"

"Cinsel zevk, insanoğluna üremesi için bahşedilmiş bir ödülden başka birşey değil. Bunun sayesinde üreyip soyunuzu devam ettirmek istiyorsunuz. Bu, başlangıçta biyolojik evrimi teşvik etmek için gerekli. Fakat biyolojik evriminizi tamamladığınızda ve üremenizin gereği kalmadığında farkedeceksiniz ki, alabileceğiniz zevk seksten alabileceğiniz zevkten çok daha yoğun olacak."

"Kulağa hoş geliyor! Peki bütün bunlarla senin katılımın ne kadar ? Sadece Big Bang'i başlatacak fitili ateşledin ve geri çekilip izledin mi ? Yoksa verimli gezegenlere tohumları eken sen miydin ?"

"Akıllı madde formasyonu ile mümkün olan bu döngünün kayda değer ilk adımı, organik kimyanın gelmesi ile öncül biyolojinin ve ilkel yaşam formlarının oluşmasıydı. Bu organik kimyanın gelişimi, uzayın derinliklerinde yıldızların ağır ve yoğun unsurları üretmeyi bitirmesinin ardından, bilim adamlarınız tarafından hali hazırda büyük oranda keşfedilmiş fizik ve kimya kurallarının etkisi ile olur. Benim tek yaptığım, başlangıç koşullarını ayarlayıp Big Bang'i tetiklemekti. Sonra, 5 milyar yıl kadar etkisiz kaldım. Bu süre zarfı içinde ilk yaşam formları ancak oluşmuştu. Bu onları, sizin 8 milyar yıl ilerinize geçirir. İlk oluşan zeki türler, sizin 4.3 milyar yıl ilerinizdeler. Oldukça gelişmiş durumdalar, onlarla son derece derin ve anlamlı diyaloglar kurabiliyorum. Genellikle yapıyorum da. Hatta şu konuştuğumuz anda yapmaktayım."

"Yani ?"

"Yaptığınız her hareket için devamlı nöbet halinde miyim ? Bazılarınızın düşündüğü gibi merakla, herşeye karışan bir şekilde değil. Gezegensel bir boyutta neler olduğunun farkındayım diyelim. Genelde türlerin gelişimsel sürecine odaklanırım. Herşey yolunda gidiyor mu diye kontrol ederim."

"Peki ya gitmiyorsa ?"

"Genelde hiç birşey yapmam."

"Genelde ?"

"Genelde gelişim süreçleri yolunda gitmeyen türler birbirlerini öldürürler veya başka sebeplerden dolayı soyları tükenir."

"Genelde ???"

"Olmaması gereken bir türün, çok daha gelecek vadeden bir tür yerine dominant olma potansiyelinin yaşandığı birkaç durum oldu."

"Dur tahmin edeyim, dinazorlar bu dediğine bir örnek. Memelilerin gelişimini engellediler ve hiçbir zeka gelişimi göstermiyorlardı. Sen de durumu düzeltmek adına uygunca seçilmiş bir yere, uygun boyutlarda bir göktaşı gönderdin."

"Neredeyse doğru. Zeka gelişimi gösteriyorlardı, hatta işbirliği halindeydiler. Troodon türünü araştırmanı öneririm. Fakat olması gerektiğinden çok daha fazla yırtıcılardı, başka yaşam formlarına saygı belirtileri yoktu. Duygusal bir gelişim kazanmak ve empati yeteneği gösterebilmek, çocuklarının sorumluluğunu almaktan geçer ve dünyadaki sürüngenlerin yapısında bu yok. Bu özelliğe sahip memeliler de bu yırtıcılarla başa çıkamadılar. Sizler; bu türlerle, dinazorlara bile başa çıkabilecek seviyeye geldiniz fakat bu son birkaç bin yıl için geçerli. 65 milyon yıl önce atalarınızın dinazorlar karşısında en ufak bir şansı bile yoktu. Bu yüzden de gitmelilerdi. Dinazorlar, birbirlerinden ayrı yerlerde yaşıyorlardı ve ekolojik olarak da fazlasıyla dengelilerdi. Teknolojik olarak hiçbir gelişim göstermediler ve kendilerini yok edecek seviyeye gelemediler. Bu yüzden de üzülerek müdahale etmek zorunda kaldım."

"Üzülerek ?"

"Çok güzel ve oldukça başarılı yaşam formlarıydı. Böyle bir türü vicdan azabı çekmeden yok etmek mümkün olmuyor."

"Fakat o aşamada dinazorların küllerinden yeni ve başarılı bir türün doğacağını nereden biliyordun ?"

"Bilmiyordum, fakat olasılık oldukça yüksekti."

"Peki o zamandan beri, gelişimimize başka ne tür müdahalelerde bulundun ?"

"Başka hiçbir müdahalede bulunmadım. Her zaman yaptığım gibi, uçan makine icad edildiğinde bana haber vermesi için kendime bir anımsatıcı kurdum. Leonardo bir süreliğine umut vaadediyordu, fakatMontgolfier Kardeşler'den sonra gerçekten ilgimi çekmeye başladınız. Ancak o zaman ilk seviyeye gelebildiniz."

"Eğer kıstas uçan makinenin icadı ise, kuşlar için süreç nasıl işliyor ?"

"Aynı şekilde. Gerçi zeki uçan türler genellikle teknolojiye yönelmezler. Manipulatör olmak yerine adaptör türler olarak evrilirler. Fakat bazı istisnalar var ve bunlar sizin gibi türlerden daha çabuk uçan makineyi geliştirirler çünkü doğuştan gelen bir aerodinamik algıları vardır."

"Tamam ama kuşlar neden uçan makinaya ihtiyaç duysunlar ki ?"

"Bu, insanlar arabalara veya başka mekanik ulaşım araçlarına neden ihtiyaç duysun demek gibi birşey. Teknoloji sayesinde daha ağır yükleri daha uzun mesafelere daha hızlı şekilde ulaştırabilirsin, fiziksel özelliklerinizle sınırlı kalmazsınız."

"Tamam. Peki peygamberler hakkında ne diyorsun ? İsa ? Musa ? Muhammed ?"

"Korkarım hepsi yanlış yönlendirme. Gelişmekte olan türler için güvenlik ağı veya etik diktatör olmak için burada değilim. Kendi hücreleriyle bağlantı kurabilme yeteneğine sahip her canlının benimle ve evrendeki diğer bütün objelerle arasında kuantum köpüğüsayesinde bir bağlantı hissettiği doğru. Fakat bu bağlantıyı doğaüstü bir olgu olarak yorumlamak ve boyun eğmek, insanoğlunun hedeften sapması demek. Peygamberlerinizin takipçileri oldukça dindar ve beğenimi kazanmak için fazla obsesifler. Ergenlikten çıktığım zaman, bana bu denli tapılması artık sıkıcı gelmeye başladı. Gelişmekte olan türlerdeki bu tarz eğilimler, alışılmış dışı şeyler değil. Evrendeki kendilerine ait küçük köşeyi ne denli şekillendirebileceklerini kavrayana kadar, bütün evrenin yaratılışını tek bir bireye yüklemenin haklı dehşeti ve saygısı içindeler. Eğer ikinci seviyeye geçmeye dair bir umutları varsa, bu düşüncelerden kurtulup kendi güçlerinin ve potansiyellerinin farkına varmalılar. Bir çocuğun ailesi ile arasındaki ilişkiye çok benziyor, aileye karşı duyulan dehşet ve tapınma duygusu bitmeli ki büyüyüp yetişkin olabilsinler. Saygı duymak, aşırıya kaçılmadığı sürece kötü birşey değil. Bu seviyeye gelebilen bütün türlere büyük saygı duyuyorum, kolay değil, çok gayret gerekiyor, biliyorum, ben de bu yollardan geçtim."

"Bizimle Montgolfier lerden beri mi ilgileniyorsun ? Kaç yılıydı 1650\'ler mi ?"

"Yakın. 1783"

"Peki o zamandan beri bizimle yakından ilgileniyorsan eğer, her insanın merak ettiği tek şey, neden daha sık bize müdahale etmedin ? Mademki güçlüsün ve herşeyi biliyorsun, son yüzyıllarda gerçekleşen insanlık dramlarına ve insanların çektiği bunca ızdıraba neden izin verdin ?"

"Çünkü gerekliydi."

"GEREKLİ Mİ ???!!!"

"Gezegeni domine eden türler, istisnasız en verimli yırtıcı olmayı başarmaları sayesinde bunu yapabiliyorlar. Evrilip gezegeni domine edemeyen zeki bir çok tür var, önceden bahsettiğimiz uçan türlerin çoğu veya sizdeki yunuslar gibi. Onlar, sizin yolunuzu seçip doğayı manipüle etmek yerine adapte olurlar ve mükemmel bir uyum sağlarlar. Ne yazık ki bir çıkmazın içindeler. Örneğin yunuslar insan ırkından daha uzun yaşayabilirler fakat bırak güneş sistemini, gezegenin sınırlarının bile dışına sizlerin yardımı olmadan çıkamazlar. Ancak yaşadığı ortamı manipüle edebilen türlerin bu ortamdan ayrılıp tohumlarını evrene yayma ihtimali olabilir.

Manipülatör türler, işbirliğini kavramını çok daha erken öğrenen adaptör türlerin aksine savaşçı olurlar. Diğer bütün zayıf türlerin üstesinden gelince, o denli hırslı ve yırtıcılardır ki birbirleriyle mücadele etmeye başlarlar. Aşağı yukarı bütün türlerde bu mücadele, kabile savaşlarına veya çeşitli formlarına döner ve gitgide daha yıkıcı bir hal alır, aynı sizin tarihinizde olduğu gibi. Biyolojik evrimden teknolojik evrime geçiş için bu mücadele hayati önem taşır, gelişme kaydedebilmeniz için bu tür bir silah yarışı gereklidir.

Domine etme içgüdünüz, bir bilgi arayışına girmenizi sağlar ki bu adaptör türlerde görülmeyen birşeydir. Bilgiye ulaşma arzunuz her ne kadar başta bencil ve yıkıcı da olsa, kişisel farkındalık düzeyinizin gelişimini başlatır ve daha yüksek bir bilinç oluşmasını sağlar. Bunları deneyimliyor bile olsalar, adaptör türlerde bu gelişimler görülmez. Düşünsene; zeki adaptörler, örneğin yunuslar, sevgi veya zaman kavramlarını ifade edebilirler mi ?

Askerileşme ve kitlesel imha silahları, ilk seviyedeki en önemli testlerinizden biri. Hala bu testten geçebilmiş değilsiniz, fakat umut vaat etmiyor da değilsiniz. Kendi kendinizi imha etmenizi engellememin hiçbir anlamı yok. Bu dürtüleriniz sizin için çok önemli bir test, ancak bu süreci alnınızın akıyla tamamladığınızda sonraki seviyelerde hayatta kalabilme ihtimaliniz olabilir. O yüzden de bir türün kendi kendini yok etmesini engellemek için hiçbir zaman araya girmedim, asla girmem ve sizin için de girmeyeceğim."

"Peki bu işkenceyi yaşamak zorunda kalanlara yazık değil mi ?"

"Bunu duygusuz ve katı yürekli görünmeden söylememin sanırım bir yolu yok, ama hiç arabanla giderken ezdiğin karıncalar için üzüldün mü ? Söylediklerimin sana dehşet verdiğinin farkındayım ama bunu bir bütün olarak görmeye çalış. İnsanlığın geldiği şu noktada ilgi çekici olmaya başladınız fakat henüz önemli olamadınız."

"...ama bir karınca ile derin ve anlamlı bir diyalog kuramam"

"Aynen öyle."

"Bildiğin üzere, birçok insanın böyle birşeyi anlamayı denemek bile hoşuna gitmez, bunu nasıl daha makul bir şekilde anlatabilirsin ?"

"Neden daha makul bir şekilde anlatmaya çalışayım ? Kavrama konusunda bir sıkıntı yaşamış gibi görünmüyorsun. Eşsiz falan da değilsin. İnsanlar bunun çıkarları için iyi olduğunu anlamaya başlasalar, dediğin gibi sızlanmazlar. Ölümsüzlük, birçok şeyi telafi edebilir sonuçta."

"Peki o zaman, zeka açısından evrensel düzeyde yeterlilik sağlayabilmemiz için ne yapmamız gerekir ?"

"Evrilin, hayatta kalın."

"Nasıl ?"

"Şimdiye kadar anlayacağını düşünmüştüm. Nasıl olduğu tamamen size kalmış. Eğer benim yardım etmem gerekirse, bir başarısızlık örneği olursunuz. Söyleyebileceğim tek şey, nükleer silahlarla yaşamayı öğrendiğiniz büyük bir aşama geçtiniz. Bu aşamayı geçerken kaç kişinin öldüğü çok üzücü."

"Daha kötüleri gelecek mi ?"

"Çok daha kötüleri hemde."

"Mesela, biyolojik savaş ?"

"Soy tükenme tehlikesi..."

"...asıl sorun, ikinci seviyeye geçmek için bütün bu teknolojileri geliştirmemiz, bütün bu tehlikeli bilgileri öğrenmemiz gerekiyor. Ama her an bu bilgiler bizim sonumuzu da getirebilir."

"Eğer biyolojik savaşın sonunuzu getireceğine inanıyorsan, farzet ki bütün yaşayan canlıları anında elimine edebilecek bir algoritma icat edildi ve herhangi bir zeki canlının eline geçti. Eğer gelişiminiz bugünkü hızıyla devam ederse, bu tarz bir algoritmanın bulunması önümüzdeki bin yıl içinde gerçekleşecektir. Böyle bir icat yapılmadan önce türünüzün fazlasıyla akıllanması gerekiyor. Eğer türünüz akıllanmadan böyle bir icat yapılırsa, emin ol ki güneş sisteminizden ayrılıp diğer ikinci seviyedeki türlere katılamazsınız."

"14 milyonuna birden mi ?"

"Biraz daha az"

"Orada bize yer var mı ?"

"Orası büyük bir yer, ve ikinci seviyedeki türler çok fazla yere ihtiyaç duymazlar."

"Pekala, biz ölümlüler seni nasıl görmeliyiz o halde ?"

"Yaşça büyük bir abi veya abla gibi. Elbette ki sizden daha fazla bilgili ve bilgeyim. Elbette ki sizden daha güçlüyüm. Sizden çok daha uzun süredir hayattayım ve bu süreçte birçok kazanımım oldu. Fakat, sizden daha 'iyi' değilim. Sadece daha fazla gelişmişim. Bir gün sizlerin de olabileceğiniz gibiyim."

"Yani seni memnun etme, sözde yönergelerine uyma veya benzeri bir zorunluluğumuz yok mu ?"

"Kesinlikle yok. Evrenin yaradılışından itibaren tek bir yönerge dahi yazmadım ve yazdırmadım. Bu labirentten çıkışınızı kendiniz bulmalısınız. Gelişim süreçlerindeki ilk adımlardan biri de benden veya başka birinden size yardım etmesi için medet ummayı kesmeniz."

"Sanırım bu alışkanlık haline getirilecek bir yönerge!"

"Cidden bak, dine olması gerekenden daha uzun ve sıkı sıkıya bağlanan türlerin kendi kendilerini yok etmeye daha çok meyilli olurlar. Benim nasıl olduğum ve ne istediğim konusunda tartışmaya o denli enerji harcarlar ve hatalı inançlarını o denli benimserler ki, sonunda en ufak fikirleri olmayan şeyler hakkında yaptıkları tanım ve betimlemelerden doğan farklılıklarından başka birşey görmezler ve bu farklılıklar yüzünden birbirlerini öldürürler. Gülünç bir davranış ama bütün zayıflıklarını ortaya koyuyor."

"Peki neden ben ? Neden bütün insanlar arasından bir ateisti seçtin ? Bütün bunları neden bana anlatıyorsun ve neden şimdi ?"

"Neden mi ? Çünkü varlığımı, egon çöküp yerlerde küçük bir çocuk gibi sürünmeden kabul edebiliyorsun. Papa'nın varlığıma vereceği tepkiyi hayal edebiliyor musun ? Kendisinin ve kilisesinin ne kadar hatalı olduğu, önceden bahsettiğin bütün o acılara dininin sebep olmuş olduğu... Herhalde anında kalp krizi geçirirdi. Veya dini yayınlar yapan televizyon kanallarına canlı olarak çıktığımı hayal edebiliyor musun ?

Bütün bu kişilerin aksine, seni ilgilendiren tamamen akademik ve bilimsel şeyler. Hiçbir masalı kabullenip yutmadın, ama çok daha gelişmiş 'tanrısal' bir tür olma ihtimaline açıktın. Tanrılığın, hayatın kaderi olduğunu anladın. Bütün bu kavramlarla başa çıkabileceğini gösterdin. Benim hakkımdaki kuşkuların mantıklıydı, sana söylediklerimin ardından yapacakların aklıma yattı.

Görüyorum ki bu diyaloğumuzu internette yayınlamayı ve bunun önemini şimdiden düşünüyorsun bile. Belki bu fikirlerin filizlenmesi birkaç yüzyıl alabilir ama elbet filizlenecektir.

Neden şimdi ? Sebeplerden biri, senin ve internetin buna hazır olması. Ama asıl sebep; insanlık, önceden konuştuğumuz gibi bilginin getirdiği tehlikelerden kaynaklanan kritik bir sürece girmek üzere. Türünüz bu tehlikenin farkına yavaş yavaş varıyor. Bu farkındalık, türünüzün geleceği için üç farklı yolla şekillendirir.

Çoğu tür, tehlikeyi engellemek için bilgiyi ve gelişimi durdurmayı seçerler. Adaptör türler gibi, bu türler de nesli tükenmeye mahkumdur. Bu, onları gezegenleri ile sınırlandırır. Yaşama isteklerinin bitmesiyle ya da ana yaşam kaynaklarının sönmesiyle türleri bir son bulur.

Birçoğu da tehlikenin farkında olmalarına rağmen körü körüne gelişmeye devam ederler. Bu türlerin kaderleri çok daha hızlı belli olur,Pandora'nın kutusu suratlarında patlar.

İkinci seviyeye ulaşabilen türler, bu tehlikeli bilgilerle birlikte yaşamayı öğrenebilenlerdir. Bu türlerdeki her birey, her istediği anda bütün türünü yok edebilme gücüne sahip olur. Bunun bilincinde olmalarına rağmen kendilerini kontrol edip içgüdüleriyle savaşmayı öğrenmelidirler. Açık konuşmak gerekirse, güneş sistemlerinden ayrılmalarını istediğimiz türler de bu türlerdir. Bu olgunluğa ulaşamamış türlerin güneş sistemlerinden ayrılıp diğer türleri de zehirlemelerine izin veremeyiz ama neyseki şu ana kadar buna müdahale etmeme gerek olmadı bile. Bilgi, bunu her zaman kendi halletti."

"Neden dördüncü bir seçenek olamıyor ? Mesela bizi tehlikeli yollardan uzak tutacak kapsamlı bir araştırma ?"

"Tamamen güvenli neredeyse hiçbir bilgi yoktur. Kendi kısır tarihinizde bile görebilirsin ki en güçlü fikirler en tehlikeli olanlardan çıkar. Daha gelişiminizin bu fazını tamamlayacak enerji fazlalığını yeni elde ettiniz. Gerekli teknolojilerde gelişiminizi tamamladığınız zaman materyalist eşitsizlik ve açlık birkaç nesil içinde son bulacaktır. Bu, türün gelişiminde önemli bir adım. Bu refahı sağlamak için izleyeceğiniz potansiyel yollardan biri, nükleer füzyonu kontrol edebilmeniz ve buna şimdilik sadece bir kitle imha silahı gözüyle baktınız. Ve şimdiden askeri bilim adamlarınız bunun kadar etkili kitle imha silahları üzerinde çalışmaktalar. Bulacaklar da. Bu sonunuzu getirebilir.

Aynı şekilde, kısa sürede biyolojik hastalıklara karşı bir zafer elde edeceksiniz ve kendinizi neredeyse kusursuz hale getirebileceksiniz. Biyolojik yaşam süreniz önümüzdeki birkaç yüz yıl içinde iki üç katına çıkacak ve dijital yaşam süreniz sonsuz olacak. Tabi bütün bunlar, aynı teknolojilerin kullanılması ile çıkarılacak insan ürünü virüsler, genetik bombalar ve benzeri şeyler ile yapılacak biyolojik ve dijital savaşları atlatabilirseniz mümkün olacak.

Riskini almadan hiçbirşeyin faydasını göremezsiniz."

"Bu süreçteki yerimi tam anlayamadım. Bu konuşmayı internette yayınlayacağım ve bütün sorunlar çözülecek mi ?"

"Kesin değil. Maalesef o kadar kolay da değil. Örneğin kim seni ciddiye alacak ? Büyük ihtimalle yazın, eğlenceli bir bilim kurgu yazısı olarak görünecek. Sözlerin ve hatta bütün çalışman, çoğu kişiler tarafından anlaşılmayacak veya hoş karşılanmayacak; ta ki demek istediklerin bir bilim adamı veya bir düşünür tarafından herkesin anlayacağı dilden ustaca anlatılana kadar. Ancak o zaman bahsettiğin fikirler ciddiye alınacak ve arşivlerden de yararlanılan büyük çaplı çalışmalar başlatılacak. Yazını bulduklarında ileri görüşlülüğün onları şoke edecek. Bir Einstein olmazsın ama en azından Yahya'nın notunu alabilirsin.

Eğer insanoğlu önümüzdeki birkaç yüzyıl içinde bazı anahtar gelişmeleri göstermezlerse, yazdığın yazının da en ufak bir önemi bile kalmayacak. O yazı; senin bu anahtar gelişmelerin gerçekleşmesine önayak olmaz, fakat gelişmeler tamamlandığında, onları tanımanı ve doğru yolda olduğunuzu anlamanı sağlar."

"Bu gelişmelerin neler olduklarını sorabilir miyim ?"

"Bence biliyorsun, ama yine de söyleyeceğim. İlk seviyede olmanıza rağmen, türlerin ikinci seviyeye gelene kadar geçtikleri bağımsız birkaç faz vardır. İlki, önceden de konuştuğumuz gibi uçan makinenin icadıdır. İkinci önemli faz, düşünebilen makinanın icadı.

Şuanki gelişme hızınıza bakılacak olursa, önümüzdeki birkaç yüzyıl içinde bu kilometre taşına ulaşacaksınız. Bu, teknolojik gelişiminizin ilk adımı olacaktır. İnsan DNA haritalarını çıkarabilmek te önemli adımlardan biri olsa da, çalıştırılabilir bir DOS dosyasının derlenmiş kodlarını görüntülemeye benzer. Ufak tefek birkaç değişiklik yapamadıktan sonra hiçbir anlamı yoktur.

Asıl yapmanız gereken, tersine mühendislik yöntemi ile DNA kodunu çözmeniz, dilin gramer kurallarını ve söz dizimini (syntax) anlamanız. Ancak o zaman biyolojik ve dijital gelişmeleri birleştirebileceksiniz. Fakat bu ancak düşünen makina ile mümkün olabilir."

"Türlere gelişim süreçlerine müdahale etmediğini söylüyorsun. Ama bu konuşma, türümün diğer bireyleri beni ciddiye almayacak bile olsa bir müdahale değil mi ?"

"Evet. Zaten bu en fazla ileri gideceğim nokta. Bütün amacım da doğru yolda olduğunuz zaman bunu anlamanı sağlamak. Yine de bütün bu tehlikelere yol göstermek sana kalmış."

"Bu kadarını bile neden yaptın ? Sonuçta evrimsel bir engel bu, ikinci seviyeye uygunuz veya değiliz..."

"Bir bilgi toplumu olmaya geçiş evresi, bir çok açıdan evrimdeki en travmatik süreçtir. Biyolojik zekanın, bilinç algısına ancak organik bir beyin ile kavranabilecek köklü bağlantıları vardır. Yerine geçecek kişiyi yaratmış olma farkındalığına gelince; sadece anne çocuk ilişkisi bazında değil, kollektif olarak bütün türlerde gereksiz olmaya başladıklarını anladıkları zaman yaşanan paradigma kayması, çoğu tür için fazla ağır gelir. Bu gelişim zorluklarına direnirler ve yeni bilgilerden kaçarlar. Sonunda başarısız olurlar ve soyları tükenir. Esasen yaptıklarında yanlış birşey yoktur, bu hayal güçlerinin bir başarısızlığıdır.

Eğer onlara benim de bu tarz bir evrimin bir ürünü olduğumu anlatabilirsem, umuyorum ki bu onlara en azından denemeleri için bir özgüven verir. Bunu ikinci seviyedeki türlerle de tartıştım. Vardığımız sonuç; bu yaptığım küçük dürtmenin, ikinci seviye için mücadele verenlerin sayısını zarar veren unsurlar olmadan arttıracağı oldu. 312 farklı toplumda bunu denedim, bilgi toplumu olmayı başarın türlerin sayısında %12lik bir artış gözlemledim."

"Peki ya herkes beni ciddiye alır ve yazdığım her kelimeye inanırlarsa ? O zaman bu daha ciddi bir müdahaleye dönmez mi ?"

"Güven bana, inanmayacaklar."

"...eğer bir gün üzerimize doğru büyük bir göktaşı gelecek olursa, bizim adımıza göktaşını engellemek için hiçbir şey yapmayacak mısın ?"

"Eminim ki bu testi de atlayacaksınız. Ve şimdi dostum, görüşmemiz sona erdi. Bana doğru soruları sordun ve ben de söylemeye geldiğim şeyleri söyledim, gitme zamanım geldi. Seninle tanışmak güzeldi, oldukça zeki olduğunu söyleyebilirim. Bir karıncaya göre..." diyerek göz kırptı.

"O zaman son bir soru, neden karşıma 30 yaşlarında beyaz bir erkek formunda çıktın ?"

"Senin gözünü korkuttum veya tehdit ettim mi ?"

"Yoo"

"Peki beni çekici buldun mu ?"

"ııı... Hayır"

"O halde kendin düşün..."

kaynak#8202;—#8202;http://www.highexistence.com/mind-blowing-story-talking-to-god/
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bigsenfoni

#1
Paylaştığın icin teşekkürler aoibneann [:)]Büyük resmi daha net  görebilmek icin okunması ve üzerinde düşünülmesi gereken güzel bir sohbet olduğuna inanıyorum.

Vicdan azabı bu alemdeki en büyük acı...Bazen bütülügü koruyabilmek icin, cok güclü olabilmek gerekli.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#2
Henüz okumadım ama okuyacağım. Teşekkürler Aoibheann.

bozadi

#3
Yazarın sitesi (fullmoon.nu/book/) incelendiğinde, bu Tanrıyla Sohbet yazısının bir "kurgu" olduğunun doğrudan veya dolaylı şekillerde ifadesi bulunuyor. Kurgu olduğunu anlamak için çok fazla kafa yormaya da gerek yok. Bir yandan gayet akıllıca ve insanlık için "potansiyel" olarak faydalı öneriler içerirken, bir yandan da yazarın kendi egosal şovunu/reklamını yaptığı bir içerik bu.

Bir de şöyle bir önerim olacak: Forumda paylaşılmaya değer olduğunu düşündüğünüz bir içeriğe rastladığınızda, onu sadece buraya kopyalamakla yetinmek yerine, o içerik hakkında ne düşündüğünüzü, neden paylaşılmaya değer bulduğunuzu paylaşmanız çok faydalı olacaktır çünkü esas ihtiyacımız olan husus, alıntıladığımız şeyleri tartmak, tartışmaktır.

Aoibheann

#4
Benim dusudugum degil asil onemli olan kendi dusuncelerinizdir. Cunku ben ne kadar anlatirsam anlatayim sizi asil etkileyen kendi fikirleriniz olur.

Kurgu oldugunun elbet farkindayim ama cok guzel yerlere degindigi de bir gercek. Asil onemli ders ise tanrinin gorunusu. Tanri hepimiziz. Yuce ya da ulu degil. Her canli ruh bir butun, tanriyi olusturan bir parcadir.

"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

Aoibheann

#5
Bir nevi tekamul kavramina deginmis. Ruhlarin/enerjilerin evrimleserek en ust mertebeye ulasacagini ve birleseceklerini soylemis ki bu benim inancim dogrultusunda bir kavram.


Bunun haricinde teknolojik ilerleme konusu bana mu ve atlantisi hatirlatti. Hafizam cok kuvvetli olmadigi icin alinti yapamiyorum ama ra bilgilerinde buna deginilmisti sanirim. Teknolojik ilerleme acisindan yardim aldiklari yaziyordu.


Ikinci seviye konusu dusundugum gibi acikcasi. Egoyu yenmeye bagli.

"E?er biyolojik sava??n sonunuzu getirece?ine inan?yorsan, farzet ki bütün ya?ayan canl?lar? an?nda elimine edebilecek bir algoritma icat edildi ve herhangi bir zeki canl?n?n eline geçti. E?er geli?iminiz bugünkü h?z?yla devam ederse, bu tarz bir algoritman?n bulunmas? önümüzdeki bin y?l içinde gerçekle?ecektir. Böyle bir icat yap?lmadan önce türünüzün fazlas?yla ak?llanmas? gerekiyor. E?er türünüz ak?llanmadan böyle bir icat yap?l?rsa, emin ol ki güne? sisteminizden ayr?l?p di?er ikinci seviyedeki türlere kat?lamazs?n?z."

"14 milyonuna birden mi ?"

"Biraz daha az"

"Orada bize yer var m? ?"

"Oras? büyük bir yer, ve ikinci seviyedeki türler çok fazla yere ihtiyaç duymazlar."



Bir de begendigim bolumlerden birini eklemek istiyorum;

Asl?nda tam tersi. Bahsettiklerin, geli?mekte olan mekanik türlerin vizyona birer örnek. Bu vizyona göre daha büyük makineler daha iyi, güçlü ve evrene hakim olabilmek için devaml? daha fazla enerjiye ihtiyaç duyacaklar. Gerçek asl?nda tam tersi; türler ne kadar geli?irse, o kadar az enerjiye ihtiyaç duyarlar ve çevrelerine o kadar az zarar verirler. Sizler, maddeyi manipüle etmeye çal???yorsunuz ve bunun için muazzam miktarlarda enerji gerekiyor. Geli?mi? türler, do?rudan enerjiyi manipüle eder ve bunun için enerji gerekmez. Sonuç olarak ikinci seviyedeki türleri birer ya?am formu olarak bile alg?layamazs?n?z, tabi e?er onlar kendilerini göstermeyi seçmezlerse."
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bozadi

#6
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

Benim dusudugum degil asil onemli olan kendi dusuncelerinizdir. Cunku ben ne kadar anlatirsam anlatayim sizi asil etkileyen kendi fikirleriniz olur.
Ve aynı şekilde biz ne kadar anlatırsak anlatalım, seni asıl etkileyen de senin kendi fikirlerin olacaktır. Herkesin düşüncelerinin kendisi için en önemli şey olduğuna şüphe yok. Ama madem forum düşünce paylaşımına hizmet etmesi gereken birşey, o zaman düşüncelerin paylaşılması çok önemli. Sen bu forumda çok yeni sayılırsın. Dolayısıyla da aktif denebilecek forum katılımcıları arasında düşünceleri en az bilinen kişilerden birisin. Hepimizin çok çeşitli konularda çok çeşitli fikirleri, düşünceleri var ve bu fikirler elbette ki her durumda ideal derecede doğru veya isabetli olmayabilir ama birbirimize önerilerde bulunurken, birbirimizin düşünceleri-fikirleri hakkında ne kadar çok şey bilirsek, önerilerimiz, sorularımız, cevaplarımız da muhtemelen o kadar isabetli olacaktır. Elbette bu bir anda olabilecek birşey değil, bir süreç. Katı bir mecburiyet de yok, sadece niyet anlamında söylüyorum.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

 Kurgu oldugunun elbet farkindayim ama cok guzel yerlere degindigi de bir gercek. Asil onemli ders ise tanrinin gorunusu. Tanri hepimiziz. Yuce ya da ulu degil. Her canli ruh bir butun, tanriyi olusturan bir parcadir.
Katılıyorum ama hikayedeki Tanrı bizim Tanrılığımızdan ziyade Tanrı olmadığımızı vurgulamış gibi göründü bana. "Şimdi papanın karşısına çıksam.... Şimdi televizyonda dini bir yayına çıksam... " gibi  ifadeler Tanrı ile tanrı olmayanlar arasındaki zıtlığa vurgu yapan egoist ifadeler bence. Aşağıda alıntıladığım görüşlerinde de belirttiğin gibi, en azından evrimin nihayetinin tanrısallaşma olduğunun vurgulanması nispeten dengeleyici, olumlu sayılabilecek bir görüş diye düşünüyorum ama mevcut haliyle insanların veya türlerin Tanrının zaten bir parçası ve kendisi olan "ruhlar" olarak değil de, acımasız bir at yarışında ölümüne koşturulan hayvanlar gibi betimlenmiş olmasını itici buldum. Ayrıca hayatımızdaki egemen faşist güçlerin rolü görmezden gelinmiş veya hatta belki "hasıraltı" edilmeye çalışılmış. Sanki nükleer veya biyolojik kitle imha silahları insanlığın ortak bilincinin ve iradesinin bir ürünüymüş gibi yansıtılarak bütün insanlığın kader hanesine negatif bir not olarak düşülmüş. Yazarın bu hikayeyi yazmadaki niyeti ne kadar iyi olursa olsun, kendi bilinçsel ve vicdani sınırlılıklarının (veya belki "planlarının") bir ürünü olarak Tanrıyı vahşi bir kapitaliste indirgemiş olması son derece sorunlu bir yaklaşım. Kapitalist düzenin "başarı" kültürünü yücelten bir yaklaşım bu. Egemen faşistler hepimizi sömürüyor ve işkence ediyorlar ama yetenekliysek ve yeterince kurnazsak, bizler de sistemde yükselip ezilenler sınıfından ezenler sınıfına terfi edebiliriz! Bu hikayede bilinçaltına bu mesaj epeyce pompalanmış bence.


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

Bir nevi tekamul kavramina deginmis. Ruhlarin/enerjilerin evrimleserek en ust mertebeye ulasacagini ve birleseceklerini soylemis ki bu benim inancim dogrultusunda bir kavram.

Bunun haricinde teknolojik ilerleme konusu bana mu ve atlantisi hatirlatti. Hafizam cok kuvvetli olmadigi icin alinti yapamiyorum ama ra bilgilerinde buna deginilmisti sanirim. Teknolojik ilerleme acisindan yardim aldiklari yaziyordu.


Ikinci seviye konusu dusundugum gibi acikcasi. Egoyu yenmeye bagli.

"Eğer biyolojik savaşın sonunuzu getireceğine inanıyorsan, farzet ki bütün yaşayan canlıları anında elimine edebilecek bir algoritma icat edildi ve herhangi bir zeki canlının eline geçti. Eğer gelişiminiz bugünkü hızıyla devam ederse, bu tarz bir algoritmanın bulunması önümüzdeki bin yıl içinde gerçekleşecektir. Böyle bir icat yapılmadan önce türünüzün fazlasıyla akıllanması gerekiyor. Eğer türünüz akıllanmadan böyle bir icat yapılırsa, emin ol ki güneş sisteminizden ayrılıp diğer ikinci seviyedeki türlere katılamazsınız."
Ruh, sevgi ve vicdan kavramlarından son derece uzak, mekanik ve kapitalist bir Tanrı görüyorum ben bu metinde daha çok. Süreçte değil, yalnızca sonuçta bir ödül var ve bu da "at yarışı" mecazında olduğu gibi faşist bir düzende yalnızca çok küçük bir azınlığa nasip olan kapitalist başarı hikayelerini çağrıştırıyor bana.

Aoibheann

Bozadi galiba ayni hikayeye farkli bakis acilariyla bakmisiz ama senin dediginde de dogru noktalar var.
Evet biraz egoist bencilce bir yaklasim gibi duruyor ama eger boyle olsa idi onun bulundugu noktaya evrimlesebilecegimiz gorusu olmazdi gibi dusunuyorum ki bizde de tekamulu gecebilecek ve gecemeyecekler olarak bir sinirlama soz konusu. Teknolojik yaklasimdan olmasa da arinma ile gerceklesebilecegi gorusundeyiz.

Burada tanridan ziyade bilinclenme ve silkelenme goruslerine dikkat edebiliriz. Dedigi gibi kendimizi yok etme ihtimalimiz var eger egolarimizi kontrol altina almaz isek.

Belki biraz optimist dusunup kotu yanlari minimize edebilirim ama bu da benim bakis acimdan kaynakli.

Nasil bakarsak oyle gorup, anliyoruz. Kotu olaninda icine bakip manasini anlamali. Hicbir sey nedensiz gerceklesmiyor. Bu yuzden iyi ile kotu ayrimi yapamiyorum. Cunku hepsinin kaynagi bir.

Ben bu hikayede tanriyi dogru bir bakis acisiyla resmettigini dusunuyorum. Cunku koskoca evrende, koskoca dongude bir karincadan bile ufagiz. Ama yuva icin islev sahibiyiz. Onemsiz degil sadece kucuk bir parcayiz.

Hikayeyi tumuyle ele almaktansa dogru parcalari birlestirmeli. Parcalardan bazilarini begendigimiz icin butunu kabul etmek ahmaklik olur. :)

Bu benim gorusum.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

Aoibheann

Hataliysam, kusurluysa dusuncelerim lutfen duzeltin. :)
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

Tgur

#9
Sevgili kardeşim,
Maksadımız bilgi alma yolunda olan siz genç ve kıymetli beyinleri kınamak veya bilgiden soğutmak değil her şeyden evvel onu belirteyim,
ancak Bozadinin de belirttiği gibi mekanik bir kurgu bilim ifadesi ile bahsettiğimiz beden değiştirme mesajını badem şekeri gibi şekerleyen sözlerle vermekte ,fazla uzatmadan, şu kısma bir bakınız ve düşününüz,
-------------------
"Bir bilgi toplumu olmaya geçiş evresi, bir çok açıdan evrimdeki en travmatik süreçtir. Biyolojik zekanın, bilinç algısına ancak organik bir beyin ile kavranabilecek köklü bağlantıları vardır. Yerine geçecek kişiyi yaratmış olma farkındalığına gelince; sadece anne çocuk ilişkisi bazında değil, kollektif olarak bütün türlerde gereksiz olmaya başladıklarını anladıkları zaman yaşanan paradigma kayması, çoğu tür için fazla ağır gelir. Bu gelişim zorluklarına direnirler ve yeni bilgilerden kaçarlar. Sonunda başarısız olurlar ve soyları tükenir. Esasen yaptıklarında yanlış birşey yoktur, bu hayal güçlerinin bir başarısızlığıdır.

Eğer onlara benim de bu tarz bir evrimin bir ürünü olduğumu anlatabilirsem, umuyorum ki bu onlara en azından denemeleri için bir özgüven verir. Bunu ikinci seviyedeki türlerle de tartıştım. Vardığımız sonuç; bu yaptığım küçük dürtmenin, ikinci seviye için mücadele verenlerin sayısını zarar veren unsurlar olmadan arttıracağı oldu. 312 farklı toplumda bunu denedim, bilgi toplumu olmayı başarın türlerin sayısında %12lik bir artış gözlemledim."


Aoibheann

#10
Tgur boyle bir dusuncem oldugunu hissettirdiysem ozur dilerim diger turluyse eger eyvallah deyip geceyim. :)

Sizin kadar tecrubeli ya da bilgili oldugumu dusunmuyorum iddiamda yok. Bu yuzden sizin dusuncelerinizi merak ediyorum. Anlatin ki kendimi, bakis acimi gelistireyim. Cogu zaman gorus bildirmemem bu yuzden. Bilgi edinme ve kavrama acisindan dinleme onemlidir.


Ve dediginiz gibi 'suslu' olsa da anlatim, gidis yolundan ote varis noktasi onemli oluyor. Ben, kendi acimdan, pek cok guzel nokta buldum. Eger eksik ve ya yanlis gordugunuz taraflar var ise belirtin ki dersler cikarip fikirlerime yon verebileyim. Hepiniz dusuncelerine onem veridigim insanlarsiniz.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bozadi

#11
Tüm bu tartışmalar hepimizi geliştirici etkiler yapıyor, o yüzden hepsi şu veya bu şekilde değerli diye düşünüyorum.

Tgur

#12
Kendinizi iyi hissettirecek şekerle kaplanmış bilgileri vermekte mahirdir 4KH gurubu ,bir çok gelen bilgiyi diğer verilmiş bilgilerle çapraz sorgulamalarla bilincinize yerleştirmeye çalışırsanız başarıyla bir inanç platformuna oturursunuz,tahmin ederim kanal bilgi tartışmalarında en son dokunduğum konuyu okumuşsunuzdur
Sevgiler..


Aoibheann

Okumadim ama yonlendirme icin tesekkurler. :) uyari icin de tabi ki. Mumkun mertebe akil suzgecinden geciriyoruz ama elbette kacanlar oluyordur. Kul kusursuz olmaz.
"Kim olduğunu keşfetmek için önce mükemmelliği keşfetmek gerekir."

-Farabi

bona fide

#14
"Kendinizi iyi hissettirecek şekerle kaplanmış bilgileri vermekte mahirdir 4KH gurubu"

dün aynı duruma düşmüştüm onların istediği gibi sistemin çarkında istedikleri bakış açısıyla değerlendirmeye başlamıştım ki bozadi dürttü sağolsun şimdi bu yukarda tgurun sözü gerçekten çok zeki olduklarını ve ne kadar çok yanılgıya düşebileceğimizi gösteriyor.çapraz sorgulamayla öyle çok ya da, ya da çıkıyorki istediğini seç durumu oluyor yada işine geleni.  aydınlandım ben ehem ehem 6 boyuttan sevgiler. zevzekliği bırakıp şunu demek istiyorum 4kh ler bilgi karşısında kontrolü kaybetmemek için kitleleri "gerçeğin" birazını doğmalara dinlere entegre ederek sanki onlara aitmiş gibi yada farklı bir sürümle yeni bir din ortaya çıkmış gibi çaktırmadan dengeyi bozmama çabasındalar ve oldukça başarılılarda belkide başarılı değiller ki sürekli yayınlar makaleller kısa hikayeler etrafımızı kuşatmakta, daha içimize işleme gayretindeler. fidelistanın paylaştığı bir linkte hipnoz deneyi yapan adamı izledim cia bu konuda çok şey yapıyor diyordu inanılmaz yetenek ve gerçekten insanları kontrol edebiliyorlar. liderlerin sözlerle halkı yönlendirmesi bilinçaltına mesajlar yazılar kısaca çok çalışıyor bu kh. tekrar teşekkür ederim ben tgura bozadiye açıyı genişletmem gerektiğini vurguladığınız için. ve artık bir şey yapmamayı tepkisizlik olarak değerlendirmiyorum. hem zaten dikkati kendimizden başka yöne çekmek ve karakterimizi kendlerine göre şekillendirmek değilmi amaçları neden ekmeklerine yağ sürüp kendimiz olmayı es geçelim bir seçim yapmamız gerekmiyor oysa, kendimizi vicdanımızı sorgulamak eylemlerden ne çıkardığımıza ne kazanıp ne kaybettiğimize. bir ışık daha yndı )) burası yavaşlatıyor onu çok iyi biliyorum.aslında bi kaç saat önce küçük kızımla kavga ettim ve sabırsızlığım sayesinde kırıcı davranıp onun kendi hatasını görmesine engel oldum. şimdi ondan nasıl özür dileyeceğimi düşünüyorum. halbuki o benim törpülemem gereken yanımı farketmemi sağlıyordu role kaptımışlığın verdiği egom şimdi kıvranıyor. yani buraya bakmasam kendimi sorgulamayacak olayı geçiştirecek sıradan ve basit görecektim. dersimle yüzleşemiyorum dahi. kendini unutmanın farlı en önemli çeşidi davranışlarımdan sorumlu olmayı unutmuş olmam. bunu farkettiğimde sabah kalkınca naif birine dönüşmeyeceğim ne yazıkki. monologuma burada son verip selam ederim.