Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Ömer Hayyam’la Oyuna Devam (Ümit Çetin)

Başlatan Tiversonus, 18 Mayıs 2010, 22:56:26

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

ÖMER HAYYAM'LA OYUNA DEVAM



Ah, Tanrı dünyayı yeniden yarataydı,
Yaratırken de beni yanında tutaydı;
Derdim: Ya benim adımı sil defterinden,
Ya da benim dilediğimce yarat dünyayı.




"Kalbe benzer oyuncaklar da, zordur kırılınca ikisinin tamiri de." (*)



Biliyorum hepinizin arka cebinde birer hacıyatmaz var. Tarifelerinizden, senetlerinizden, cep telefonlarınız ve paralarınızdan arta kalan yerlerde elbette ki birer hacıyatmaz var. Düşlerinize iliştirdiğiniz, her gece yatmadan önce dilediğiniz;Daha güçlü olabilme arzularınız aslında birer hacıyatmaz.




NEDEN ADEMOĞLU YARATAMADIĞINI OYUNCAĞA BENZETİYOR?



Hep ayakta kalabilmek tek düşümüzken, neden düşlerimizi uyurken görürüz. Ve neden "düş kurmak" ile "düşmek" aynı kökten gelir?



Hayatın şeffaflığını kurduğumuz akşamüstlerinde kapalı tuttuk pencerelerimizi, üşümeyelim diye. Yalnız ve çıplak kaldığımız anlarda kim çekti bu kristal şeffaflığa kara perdeleri?



Hiçbir zaman önüne geçemeyeceğimiz ön yargılarımız var, evimizin bahçe duvarlarına ördüğümüz dikenli tel misali. Bütün kış uğraştığımız, bahar gelince de yüzümüze gülümseyerek açan çiçeklerimizi nedendir bu dikenli tellerin ardına gizleyişimiz, bir çiçeği uzatamadıktan sonra başkasına, neye yarar dalında solan çiçek? Dünyanın görmezden geldiği nice çocuklar ölüp gidiyor arka bahçelerde belki de bu yüzden "bağlanmak" ve "bahçe" aynı kökten türemiş iki kardeş.



Birbirimizle oyunlar oynuyoruz. Yaratamadığımız ve ulaşamadığımız şeyleri oyuncak yaparak kendimize. İnsana dair ne varsa, barışa ve güzele dair yapamadıklarımızı öğütlüyoruz bu küçük oyuncaklara.



Yalan söyledikçe burnu uzayan bir pinokyo olsaydı insanlar, daha az kesilirdi ağaçlar çünkü birkaç kelime daha eksik olurdu lugatımızdan: yalan, aldatış, ihanet ve dünya böyle daha güzel olurdu inan!



Dünya hangi gülü bitirdiyse yerden
Kırıp atmış, toprağa gömmüş yeniden.
Su yerine toprağı çekseydi bulut
Sevgili kanları yağardı göklerden.




Bir de misketlerimiz vardı küçükken oynadığımız; nasıl oynardık bir hatırlayın. Y an yana ve tek sıra halinde dizdiğimiz camdan misketlerimizi vurmaya çalışırdık belli bir mesafeden savurduğumuz bir başka misketle. Eğer sağdan başlayarak vuruyorsanız zaferi kazanmanız biraz gecikecektir zira hepsini tek tek devirmeniz gerecek. Ama eğer işe soldan başladıysanız ve en soldakini devirdiyseniz dizili olan misketlerin hepsi sizin demektir.
50'li yıllardan beri ülkemde sürüp giden siyasi oyunların, köşe kapmacıların, saf tutmanın, taraf olmanın ve benden olmayanı devirmenin felfesini belki de en iyi yansıtan oyuncak olan misket oyunu kimin fikriydi?



Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,
Bin bir derde düşer, canlarından bezerler.
Öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,
Onlar gibi olmayana adam demezler.




Hepinizin inandığı bir kader var biliyorum, doğdunuz ilk günden beri cebinizde taşıdığınız köstekli saatlerinizin hemen yanıbaşında barınan. Okşuyorsunuz onu, ne onsuz adım atabiliyorsunuz ne de uyabiliyorsunuz ona. Vadenizin geleceği günü bekliyorsunuz, formalite icabı yaşıyorsunuz yani. Biri size sahneye çık şunu oyna diyor siz de oynuyorsunuz, öyle mi? Değil, bunu sizde biliyorsunuz;insanın acizliğini gizleyebildiği tek şeydir kader. Köstekli saatlerinizin ucundaki zincirle sizi size mahkum eden.



Ben şarap içiyorum, doğrudur;
Aklı olan da beni haklı bulur:
İçeceğimi biliyordu Tanrı,
İçmezsem Tanrı yanılmış olur.




Almanya'nın Triburg kentinde bir üretim merkezi var. Bu şehri bana göre özel kılansa içinde bir saat üretim merkezi olması. Bunun neresi ilginç diye söylendiğinizi duyar gibiyim, bu saat üretim merkezi, bildiğiniz saatlerden üretmiyor, ne mi üretiyor?
Guguklu saat.



Acaba Tanrı'nın sevdiği hangi kulu üretti bunu?



Dönemin İslam Halifesi, Bizans kralına bir hediye göndermek ister, cebir, astronomi, edebiyat ile uğraşan İranlı bir bilginden yardım ister, tasavvuf ehlinin pek de hoşlanmadığı bu kimse hediyeyi hazırlar ve halifeye takdim eder. Halife hediyeyi paketleyerek Bizans hükümdarına gönderir. Bizans hükümdarı paketi açtırır bir de ne görsün ev şeklindeki saatin içinden ona doğru bir şey fırlar. Çok korkan kral, suikast düşüncesiyle saati parçalatır.



Avrupalı kralın çok korktuğu bu hediye bir guguklu saattir. Sizce ve bana göre de daha önemlisi bu saati hazırlayan İranlı bilgin kimdir?



Elbette ki şarabi rubaileriyle tanınan Ömer Hayyam.




(*)Sunay Akın'dan bir söz.