Melekler Bahşiş Alır mı? (Cem Karahan)

Başlatan Tiversonus, 09 Aralık 2009, 12:35:40

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Melekler Bahşiş Alır mı?


Doğa arkadaşını karşısına almış konuşuyordu. "Onu kaybetmek için uzağında olması gerekmez!" diyerek öne doğru eğildi aniden. Fırat biraz irkilmiş olacaktı ki hızlı bir titremeyle geri çekti kafasını; başını okşatmak istemeyen bir kedi gibi.
 
Doğa devam etti görmezden gelerek,
 
"Onu kaybetmek için uzağında olması gerekmezki! O yanındayken de onu kaybetmiş olabilirsin. O çevrendeyken de kendini yalnız hissedebilirsin. Sana dokunurken de üşüyor olabilirsin."
 
Bir an düşünürmüş gibi gözlerini havada gezdirdi ve devam etti,
 
"Sevgi ve istek varken sevgilinin düşüncesi bile heyecanlandırıyorsa; ona dokunsan bile hiçbir kıpırtı olmaz unutulduğunda. Unutmak mesafeden bağımsızdır. Sizi mesafe değil; körlük öldürmüş... Körelmek öldürmüş sizi..."
 
Fırat son cümlelerden sonra dalmış gitmişti; sigarasıyla oynuyordu yeniden. Bir ileri bir geri oynarken karanlıktan gelen siren sesi gibi ağar ağar konuşmaya devam etti; sanki konuşmadan önce de düşünüyordu; konuştuğu sırada da,
 
"Hava daha kararmadan kapının dibindeydik. O çantasını karıştırıyordu unuttuğu herhangi bir şeyi kaldı mı diye. Eşyalarının çoğunu zaten kolilerle götürmüş, şimdiyse bir iki ufak tefek eşya için geri dönmüştü ve işte yeniden gitmek üzereydi. Biraz duraladı çıkmak üzereylken. Hem çantasında bir şey arıyor hem de, sanki, çantasından gitmemek için bir bahane çıkmasını istiyor gibiydi. Ama bulamadı. Geriye bizi kurtaracak hiçbirşey kalmadığından; en azından çantasında, emin olduktan sonra çantasının fermuarını çekti. Yavaş yavaş, mıknatıslı kilidini de kapadı. Düşünceliydi. Kolunda asılı çantasıyla işi bittiğinde; bir süre daha çantasının üzerinden yere baktı. Evet, halıda da gitmemesi için bir bahane bulamadı. Biraz ümitlendim o aralarda. İtiraf ediyorum; en azından bunu... Ama sonunda bana hiç bakmadan kafasını arkasındaki sokak kapısına doğru çevirdi ve çıkmak üzere kapıya uzandı. Sanki bana bakmayışı; bahane bulamayışının hüznünden çok bizi kurtaracak şeylerin artık ne çantada ne de halıda görülemeycek kadar küçülmüş olmasından; batacak geminin kamarasından kaçmanın çaresizliğindendi. Gidişinin ikinci senesinde anlayabildim bunu. Onu sevdiğimiyse dördüncüsünde anlamıştım."
 
Doğa sıkılgan sıkılgan gözlerini kafe'nin içerisinde gezdirirken arkadaşının bu şairaneliğinden sıkıldığını belli etmek istercesine gözlerini devirdi. Doğa'ysa hala devam ediyordu umursamadan,
 
"... Çıkmadan önce odaya son kez şöyle bir bakındı. Güneşin çoktan battığını biliyordu ama acaba doğması daha ne kadar alacak der gibi son bir defa baktı yüzüme. Dudaklarımız kilitli gibiydi. Tek söz söylemiyor hep düşünceli hep sağa sola bakınıyorduk kapının dibinde. Tek söz yok ama bolca düşünce vardı. Sonunda, o ve sessiz düşünceleri kapının öbür tarafına geçti ve ben bizi, takip eden 6 sene boyunca ayrı tutacak olan ahşap-çelik karışımı kapıyı ardından kapattım. Bir de küfür edercesine kilitledim.
 
O kilidi yıllarca kimse açamadı. Ne çilingir ruhlular; ne ruju yanağına bulaşmış orospular; ertesi sabahın duşunda bedenimden yıkanan onlarcası. Bir daha girmemesine şaşmamalıydı tabii. Şaşmamalıydı. O kilidi ben dahi açamamıştım aciliyette. Aciliyette... Aşkın aciliyeti; en azından bana anlatılan "Aşk" 'ın aciliyeti; küvetin dibinde kalan suyun boşalırken çıkardığı çirkin gürültü gibiydi. Paslı; kirli; gittiği yer belli olan. O duyulmayası ıslak homurtunun her şeyi bastırması gibi bir şeydi. Ne kapılar kapatılırdı sırf o ses duyulmasın diye. Kulaklar dahi kapatılırdı kimi zaman. Ve işte o aralarda duyamaz oldum çok şeyi. Çirkin bir homurtuyu duymamak için sıcak fısıltıları da feda etmiştim. Ben kulaklarımı açtığımda; kapıları araladığımdaysa fısıldayan kimse kalmamıştı.
 
Giderken hiç konuşmaması iyi olmuştu aslında. Her sessizlik bir terk ediliş oldu benim için; o günden sonra. Her sustuğunda herhangi biri; korkar olmuştum "Kaybediyorum onu" diye. Evet Doğa... İşte bu yüzden çok konuşuyorum ve bu yüzden şairane davranıyorum bazen. Kimse kaybolmasın diye..."
 
Doğa fermuarını kontrol ettikten sonra masaya geri geldi ve Fıratın bisiklete binmiş bir fil görmüş gibi baktığını fark edince hemen savunmaya geçti, "Ne yapsaydım?! Kahve bardağıma mı işeseydim. Bi'susmadın ki..."