Haberler:

🎉 BaskalarinaHizmet.com 17. Yaşında! 🎉

Ana Menü

Yol (MD)

Başlatan sirera, 10 Nisan 2010, 01:33:42

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sirera

Yanliz degilsin

Bazen yalnızlık duygusu,  muazzam karmaşık bir kaosun içinde kaybolmuşluk hali
taştan bir duvar gibi hayatında belirir, ve bununla birlikte gelen  yalnızlık..

uyanmak istediğin bir kabustan uyanamama korkusu kabusun kendisinden daha da korkunç bir hale gelebilir,
yine de yalnız değilsin,
senin gibi hisseden daha birçok insan var...
karanlığın içinde göz gözü görmüyor,
görmenin birçok farklı yöntemi var,
ışıkları söndür ki karanlığı göresin.
İçine sıkışıp her an nefesinle birlikte dahada daralan ve çıkışı göremediğin bir çemberi kırabilirsin,
ilk kirman gereken, bunu başaramayacağın duygusu.

Değişim ve tekamülün iki yoldan olacak;
ancak karmakarışık ve felsefi, içi boşaltılmış laflardan ibaret değil bu değişim,
kendin deneyebilirsin, kendi tecrüben sana aradığın cevabı verecektir.

İlk adım seninle ilgili; sadece seninle, başka hiçbir şey yada kimseyle ilgili değil,
kendin disinda istedigin kadar bahane bulup uretebilirsin, ama gelecegin nokta eninde sonunda kendin olacak, taki kendi hayatinin sorumlulugunu ustlenene kadar.

Sevgili dostum simdi kendini anlama, tanıma, sevme ve sarılma zamani.
Sana ait olmayan tüm etiketleri yavaş yavaş çıkartıp atma, yerine kendi seçtiğin,
ruh bedenine uyan kıyafetleri seçme sureci,
hayatından korkuyu söküp atmak, yerine "sevgiyi" koyma mevsimi.

 

Hayatin hep almak, kazanmak, başarmak ve yarışmak üzere kurgulanıp
doğduğun andan itibaren sana bu haliyle öğretildi,
sonuclarini sadece kendi hayatinda degil etrafindaki herkeste goruyorsun,
gercek bir kisisel, cevresel ve ruhani bir yikim ve yokolus.

bu programın "silinme" zamanı,
yavaş yavaş başlayacaksın.
Üzerindeki uyku, uyuşukluk ve çaresizlik halinden kurtulman uzun zaman almayacak
ama zorlu bir savaşın başında olduğuna emin olabilirsin, hazır olmak zorundasın.
Kendini görmen için aynaya bakman gerekli,
hayatının merkezinde hep sen vardın, kendini görmek için kendinin dışına çıkman gerekli,
İlk adım; kendini hayatinin merkezinden çıkartıp yerine senin için anlamı ve yeri önemli,
sonuçlarından hiçbir şekilde kişisel bir çıkar beklentin olmayacak,
şefkat ve sevgi kökenli başka bir amacı
hayatinin merkezine yerleştirmek,
bunun ne olacağını kimse söyleyemez,
bakabileceğin yerlerin başında, senden daha fazla yardıma ihtiyacı olan varlıklar durur;
"varlık" var olandır, canlısı cansızı yoktur,, var olan hersey canlıdır.
Fakir insanlar, hastalar ve çocuklar,
çaresiz kalmışlar, dışlanmışlar; kısaca tutunamayanlar,
kimsesi olmayanlar,, kimsesiz hissedenler,
Bizden milyonlarca yıl evvel bu dünyada var olan hayvanlar, bitkiler
inanılmaz bir hızla katledip yok edilmiş
birçoğunun nesli tükenmiş varlıklar.....

Bugun etrafında gördüğün tüm canlılar, hepsi,, duyduğun duymadığın tüm canlılar,
yaratılışdan bu yana var olmuş tüm canlı türlerinin %1'inden daha az,,,
ve bu geri kalan %1'in içinde yer alan canlılar çaresizlik içinde bu tüketim çılgınlığının içinde yok oluyorlar,
bu yazıyı okumaya başladığın andan bu cümleye kadar geçen zamanda en az 2 canlı türü yok oldu,,,
iki canlı değil,,, iki canlı türü,,,,
Her varlık yaradılışın aynasıdır, onların aynasından yaratılışın muazzam resmini görürsün,
kaybolan her ayna, yaradılış resminin asla içi doldurulamayacak kara boşluklarıdır;
en sevdiğin yapboz resminin kaybolan parçaları gibi.

Hayatinin merkezine, sonucundan kendin için bir çıkar elde etmeyeceğini,
fikrinden dahi kalbini ısındıran bir amaç koy,
kendini kibarca kenara çek,,,,
Ne kadar az alışveriş, kavga gurultu, maaş, kira,
kazanma kaybetme sürecinden kendini uzak tutarsan,
kendine o kadar daha yaklaşacaksın,
ne kadar cebindeki bir ekmek parasının yarısını
cebinde hiç parası olmayan  aç birine verdiğinde o kadar zenginleşeceksin,

İçinde yaşadığın kâbus seni ne öldürmek, ne de mutlu etmek üzerine kurulu,
senin etinle kemiğinle, enerjinle beslendiği için seni yaşatmak zorunda,
yaratılan tüm aldatmacaların, iluzyonlarin sebebi bu,,,
seni öldürmeyecek, mutlu da etmeyecek, süründürecek sadece...
ta ki artık sistemin işine yaramaz hale gelene kadar,
sonra seni gözünün yaşına bakmadan çöpe atacak...

Bu kabusun vardığı yol ayrımındasın,
iki yol var önünde; kabusunu gerçek kabul edip oradaki yerini almaya çalışmak,
bunun yolu yordamı kuralı belli, ne pahasına olursa olsun sürekli kendin için almaya,
mümkün olan en üst düzeyde " güç"' e sahip olmaya calismak,
serbest rekabet piyasası, hersey serbest !,,,
elleri arkasından ,  gözleri önünden  bağlanmış bir halde çıkarıldığın arenada
en vahşi aslanlara karşı savaşmak zorundasın, çünkü herkes serbest,
adalet kavramı bu sistemde sadece bir isimden ibaret.
Her sabah yuz binlerce insanin egzos dumanlari arasinda sicacik yataklarindan kalkip,
robotlar gibi anlamsiz binlara girip anlamsiz islerde calisip, aksam ayni seyi bu sefer diger yone dogru tekrar ettigini seyretmen yeterli,
ne icin, bu koleligin karsisinda aldiklari para sadece iki lokma ekmege yetecek kadar,
yani olmelerini engelleycek kadar,,,
yine de milyonlar nasil katiliyorlar bu orduya caresizce ve mutsuzlukla,,,,,,

İkinci yol, kendini bu kabustan uyandırmak,,
hatırlarsan bu sayfa bir kaç hafta önce " uyan" diye başladı....
"uyanıklık hali" birkaç muazzam ruh dışında kalıcı bir hal değil.
Nasıl köleliğine layık olmak, patronların tarafından başının okşanması,
hayatına karşılık iki kuruş almak için
her sabah saatini kurup, en huzurlu uykudan uyanıp hapishanene uygun adımla kendini kendi ellerine koyuyorsan,
uyanmak ve sürekli uyanık kalabilmek için gerekli olan disiplini edinmek zorundasın.
Tum dinler ozlerinde  gün içinde tekrarı istenilen ibadetler ile özünde bu çalar saat işlevini görmeyi hedeflemişlerdi,,,
ta ki içleri korku ve nefret, kişisel çıkar ve sevgisizlikle dolana kadar,
kendine ait ibadeti ( çalar saati ) kurmak zorundasın,
hangi ses seni en muazzam enerji ile uyandırıyorsa onu seç,,,
bunu ancak sen bilebilir ve seçebilirsin.

Seni bu kabusun içine hapseden ve güçsüz kılan herşeyden arınmaya başladığında,
özgürlük beraberinde özgüven ve kendine olan sevgini yeniden yeşertecek,
çünkü artık kendine ait bir amacın , yolun, hedefin var,
tarikat yol demek,,bu kadar basit bu kadar net,,
aşk ticareti yapan, derviş alıp satan kimseyle bir işin yok,,,
kendinden başka bir yere çevirme başını.

Her insan başlı başına bir dünya, bir alem,
her derdin reçetesi, her yaranın merhemi farklı,
herkese uyan reçete bil ki sahte...
kendi reçeteni kendin yazacaksın,
çünkü kendi hastalığını, mutsuzluğunu, yaranı, senden daha iyi bilen kimse yok.
Ola ki uyanmak isteği ile doktor ararsan,
sana yazılacak depresyon ilaçları, seni kabusundan uyandırmak için değil,
tersine kabusunun içinde "uyuşturup"  elinde avucunda kalan en son enerjine kadar seni sömürmek için tasarlanmıştır.
Bu sistemden bir derman bekleme,
"derdi" yaratan ve uygulayan bir sistemin "dermanına" nasıl inanırsın?
Sistemin tek amacı vardır, bir tek amacı,,
kendi varlığını ne pahasına olursa olsun sürdürebilmek......

Sana doğduğun andan itibaren enjekte edilen tüm uyuşturuculardan kurtulmak zorundasın,
sakın ola ki kendini sokakta, yada sağda solda  gördüğün uyuşturucu bağımlılarından farklı sanma,
hiçbir farkın yok, sadece tek bir farklılık olabilir,  uyuşturucu tercihin....
Kiminin ki kimyasal maddeler olabilir, kiminin alkol,
kiminin san şöhret, kiminin seks, kiminin ilişki, kiminin kılık kıyafet, kimin kavga doğuş,
bunların hepsi ayni merkezden gelir,
ayni amaca hizmet eder; seni uyanmaktan alıkoymak,
sürüler halinde uyurken aynen matris de olduğu gibi enerjini kullanıp kendi varlığını sürdürmek...

Arinmaya  var olan, en ölümcül uyuşturucudan başlayabilirsin,
televizyon.
Bugünün dünyasındaki hiçbir uyuşturucu böylesine zehirli, böylesini ruhunu öldüren,
yaşama sevinci ve sevgini,
bayağılık ve reklam tuzakları ile elinden alan,
hem de evinin baş köşesine kendisini senin ellerinle koydurtacak kadar uzerinde hukmu olan televizyon kadar seni kolelestirmez.
Evine  enerjin tükenmiş, meslek ve iş adına senden alınmış halde girdiğinde,
geri kalan ne varsa senden bunu da  alan, sokakta ola ki sana satamadigi mal
ve tuketim ideolojisinin tum coplerini hala sana  satmak icin en renkli programlari kullanan televizyon.
Globalleşme surecini, planının bir parçası olarak ışık hızı ile gerçekleştiren
"tüketim" merkezli bir dünyada,
kendin olma yolunda vereceğin savaş için hazırlanmak üzere kendine,
sadece sana ait olan, özgürce ve korkusuz nefes alacağın bir mini dünya yaratmak zorundasın.
 

Seni uyandıracak çalar saatlerini burada saklayacaksın,
belki başkaları için çok özel uyandırma sistemlerinin kurulduğu bir sevgi atölyesi olacak burası.
Sadece senin seçtiğin resimlerin, müziklerin, yazıların, renklerin olduğu bir mini dünya,
kim olursan ol, nerde yaşarsan yaşa bunu başarabilirsin.

Bir odan dahi yoksa bunu ruhunda, gözlerini kapattığında  sadece senin var olabileceğin kalbinin dünyasında dahi yapabilirsin,
bir odan varsa, hemen bir bak o odaya,,
senin secimin dışında konulmuş her ne varsa sana ait değildir,
Duvarına istediğin resimleri koy, görmek hatırlamaktır,
florasan ışıklar gözünü acıtıyorsa iki mum yakabilirsin,
ışığı söndürünce karanlığı görebilirsin,
karanlık ışığı kaplamaz,
ışığı hiçbir şey kaplamaz,
karanlık; eğer bakmayı bilirsen, kalbindeki muazzam gönül sinemanda sana gerçek benliğini göstermek için  susan ışıktır.

Seni yaşama sevinci ile dolduran sesler her ne ise odanı o seslerle doldur,
bu sesin ne olduğu asla önemli değil,
kalbinde hoşgörü, sevgi ve şefkat duygusunu uyandıran ve seni güzelliğe sevkeden her ses senin ezanindir.
Odanda mutlaka sana yoldaş, sırdaş olabilmeye aday kitapların olsun, senin seçtiğin,
okurken sana nasihat veren, ders anlatan , tepeden bakan değil
sanki en yakin dostundan aldığın bir mektubun içtenliği ve coşkusu ile yazılmış kitapların olsun,
her sayfasında kalbinin yaşama enerjisi ile dolduğu kitaplar,,,,
 

Egzoz kokusundan kararmış olan ruhunu odanın içindeki bir tütsü ile, bir saksi fesleğen ile, bir demek çiçek ile aydınlatabilirsin,

Kararlı adımla başlanan yolda aceleye yer yok,
inançla atılan ağır ve sağlam adımlar bir insani hedefine en hızlı ulaştıran adimlardir.
Yarattığın bu küçük bahçe içinde yeşermeye,
yavaş yavas seni ve hayatini kaplamaya başladığında,
dışındaki kabusun eriyip yok olmaya başladığını göreceksin,,,
cunku disindaki kabus sen gormeyi sectigin icin var,
 uyanmamak tembelligini sectigin icin var.
Sabırlı olman, sadece sevgisiz olduğun kavramlar için gereklidir,
aşkın olduğu yerde sabra gerek kalmaz, çünkü yaşadığın süreç zaten senin hayatinin güneşidir, ayrılmak istemezsin.

Tüm bunlar; senin üzerine düsen sorumluluklar, görevlerdir,
bir şekilde bu yazıyı okuyorsan, bir şekilde hayatından mutlu değilsen,
yada hayatini daha iyiye guzel goturmek azmindeysen,
bir şekilde kabustan uyanmak istediğini soyluyorsan,
daha fazla konuşmana gerek yoktur,,
simdi susma ve nefes almaya başlama zamanıdır.
Farkındaysan; okuduklarının hepsi, onune sunulan tercihler
her kim olursan ol, her nerde olursan ol yapabileceğini bildiğin şeylerdir,
burası bahanelerinin tükendiği noktadır, bundan sonrası secimindir,
Yalnız değilsin,
 

Ama  "kendin olma yoluna" yalnızlığı göze alarak çıkman gerekli,
eğer bu adımi, yarim ağızla,  inançsızca değil, tüm kalbinle ,sevginle ve güzelliğinle atarsan,
( çünkü sana söylememiş olsa da, aslında kendine özgü, eşi ve benzeri olmayan çok güzel bir insansın, güzel olmak için bir şey yapman gerekli değil, sadece kendini keşfetmen, sevmen, ve saygıyla önünde eğilmen yeterlidir)
göreceksin ki yalnız değilsin,
attığın her bir samimi adımin karşılığında
sevgi, muhabbet ve güzellik kaynağının sana koşarak geldiğini,
en daraldığın anda görünmez ellerin kalbinin kapısını güneşin aydınlığına açtığını,
en yalnız anında, ruhunu tüm alemin Bir'liği ile dolduracagin tekrar göreceksin....

Her zaman olduğu gibi; secim senin ellerinde,
su anda gözlerinle okuduklarini
ya midene indirip asitlerle eriteceksin,
ya kalbine gönderip şefkatle yeşerteceksin.

"Her neye inanıyorsan,   sadece
Bilge adam söyledi diye inanma,
Eskiden beri hep böyle söylenmiş diye inanma
Başkaları inanıyor diye inanma,
Kendin gözlemle, kendin tecrübe et
Ondan sonra inan... "

Bu okuduğundan başlayabilirsin uygulamaya,
yazdıklarıma sakın inanma,,,,,
 

kendin gözlemle, tecrübe et ondan sonra inan.

Olabilecek en kotu şey, kabusundan uzak kaldığın birkaç gündür,
diğer tarafta  kendi cennetine açılan bir kapının haritası belki şu anda önünde duruyor olabilir,
tüm bunları, duşun, deneyimle, yaşa,,,,,
tercuben sana bir sonraki adımı;
fırtınanın ardından gelen muazzam bir seher vaktinin ilk ışıkları ile birlikte gösterecektir,

bana, ya da bu mesaja , başka bir mesajla cevap vermek için vaktini kaybetme,
muazzam değerli her bir anın, tek bir nefesin,
kendi kalbine doğru attığın her adım,
senden bana gelen en dostane mesajdır,

muhabbet baki,
arkın
http://mercandede.com/TR/?Ney=Biyografi&Ufle=Blog
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#1
İçeriği dolu dolu bir yazı. Bir çok Ruhsal Gerçeğe dokunmuş, vurgulamış olan bu yazıyı, orjinalliğini bozmadan broşür haline getirip AMAAA bir kaç ilave bilgiyi de ekleyerek bir kaç dosta verme niyetindeyim.


Yazara ve paylaşana sevgilerimi sunuyorum.


Birşeyleri farkındalığınıza sunmak istiyorum. Eğer farkındalığınız kabul ederse değerli bir bakış olabilir, olmayabilirde, bu okuyucunun alma kapasitesine bağlı. Bu olumsuz bir şey değil; bir çok kaynağı artan farkındalık ile tekrar okuduğumu söylemeliyim. Kısaca alma kapasitemiz artırılabilir bir şeydir, farkındalıkla yakından ilişkilidir.



Etrafımda, bağ ve bahçe işinde çalışan bir kişi var. Üniversite mezunu ve devlet dairesinden emekli bu kişi. Emekli olduktan sonra zeytin ekti ve onunla ilgileniyor. Örneğe takılmaya gerek yok, ana fikir önemli burada. Ve bir şekilde bu kişi ülkemizde yaygın olan bir çok tarikat toplantılarına ya da sohbet toplantılarına katılmış ama orada bulamadığı bir şeyler dolayısı ile bu toplantılardan uzak kalmış. Gözlemim o ki; kendini çalışmaya vererek huzur bulmaya çalışıyordu. Çalışıyordu diyorum çünki, bedensel çalışma ile zihinsel dinginliği bir süre yakaladıktan sonra bu etki uzun sürmedi, gözlemim bu. Bir süre sonra çalışarak rahatlamanın faydası azalmış oldu, bu bir gözlem.



Katıldığı toplantılar ve buradan aldığı bilgiler dolayısı ile onun gözünde namaz kılmayan herkes bir hastalık durumundadır. İşin garip tarafı kendi çok mutsuz. Bu mutsuzluğunu şuradan anlıyorum, sessizce anlattıklarımaı tesadüfen dinlemiş, ben sonra farkına vardım. Ve hep dinleme modunda. Şimdi ben bu kalıplaşmış programı olan kişiye ne Ra Bilgilerini ne Pleyades Öğretilerini ne de Kasyopya Celselerini öneremiyorum. Aslında önersem bu sorun değil benim için ama o okumayacak diye gözlemim vardı. Ve önerdim okumadı. Bu tür insanlar ile konuşmak çok zor. Bunların toplantılarını organize edenler ile konuşmak çok daha kolaydır. Kısaca, "yanlış bilgi bilgisizlikten daha tehlikelidir" sözü, Kasyopyalı Öğretmenlerin bu sözü çok anlamlı.



"Hayat dindir", bu çok doğru. Hayatı günün belirli bir süresinde yapılan ritüeller ile kısıtlamak demek bir "tuzak" tır. Ritüel yerine hayatıN KENDİSİNİ ritüel yapmak gerekecektir. Hayatın içinde olmaz isek ne olur? Kasyopyalı Öğretmenler şunu söylemişlerdi "bundan 60 yıl önce Dünya'da kimse savaş istemiyordu ama savaş çıktı". Hayatın her alanında, her işinde olmak gerekecek, istemediğimiz bir şeyleri yaşamak zorunda kalmak istemiyor isek.



Uzatmak istemiyorum. Yukarıdaki yazıya yapılacak ek şu olmalı: Spiritüel çalışmalar (nefes egzersizleri, derin tefekkür, meditasyon, imajinasyon v.s.) BİLGİ TOPLAMA ile devam etmez ise, bir süre sonra kısa süreli etkilerini, rahatlatıcı, dengeleyici etkilerini kaybedebilecektir. Bunun bilinçaltında bir DENGESİZLİK olduğunu gören kendi bilinçaltlarımız yapabilir. Burada kurulacak DENGE; bilgi toplamaya yani Ruh'un Öğrenme Yolculuğuna devam etmesi için gereklidir. Ruh bunu gördüğünde tekrar içsel sıkıntılar başlayabilir. Düşüncem bu yönde.



Varoluş; Ruh'un Öğrenme yolculuğu için vardır. Öğrenmeyi yavaşlatan ya da bırakan Ruhlar ne kadar çok ritüel yaparlarsa yapsınlar ya da meditasyon, nefes çalışmaları, imajinasyon v.s yine bir denegesizliğe girebileceklerdir. Dengelendik, peki bu denge ile ne yapacağız? Bilim adamı isen hayatın içinde hayata hizmet edilmeli, garson isen keza aynı şey, müzisyen ise kişi Hayata vermeye devam etmeli. Evet herkesin dikkatine veya farkındalığına sunuyorum: Dengeli varlık bu DENGESİ İLE NE YAPACAK? Sadece kendini mutlu etmenin bir kendine Hizmet olduğunu düşünüyorum.



Kişi kurduğu dengesi ile HAYATA BİR ŞEY vermiyor ise ya da Başakaları İle Paylaşmıyor ise, bilinçaltı bu dengesizliği görünce, kişi bloke olabilecektir. Bunları düşünüyorum: HAYATA VERMEK, O'NA KATKIDA BULUNMAK, HER RUH İÇİN KENDİNE ÖZGÜDÜR/ÖZELDİR.



Özetle şunu düşünüyorum; DENGE--->BİLGİ TOPLAMA--->HAYATA VERMEK--->>BILGI TOPLAMAK--->>HAYATA VERMEK--->>DENGE......>>>>>DENGE--->>>HAYATA VERMEK----->>>BİLGİ TOPLAMAK, kısaca Ruh'un Yolculuğu için denge çalışmaları kullanılmalı ama tek başına iş görmeyebilir.


Ve şunu düşünüyorum: Hayat, kendine "verene" hayat verir!


Kişisel düşüncelerim bu şekilde.


Selamlar, Sevgiler...

sirera

#2
Önceki senelerde şöyle birşey yaşamıştım. Hayat bana o kadar anlamlı geliyor, o kadar çılgınca bir haz veriyordu ki, etrafımda olan biten acılar, acı duyanlara yardımım, bildiğimi sandığım bilgiyi delice bir coşkuyla paylaşmam yakınlarımın bana alice' in harikalar diyarında mısın, dön buraya demelerine neden oluyordu. Resim yapıyordum, şiiir yazıyordum, sabahlara kadar oturuyor, okuyor, not alıyordum. Hareketsiz olduğumda uzuvlarımın her hareketinde kendimi izlemem, göz bebeklerimin ışığa olan tepkisini hissedebilmem, yoldan geçenlerin hislerini içimde duyabilmem beni sevinç hisleriyle dolduruyordu. Sürûr olsa olsa böyle olmalıydı.Var olduğum heryerde bereket ve neşe arttıkça artıyordu. Herşeyin cevabı vardı, nedenlerini bilmesem bile cevaplar vardı.
Bulunduğum o hal içinden utanç içinde uyandım. Öylesine derin bir acı duyuyordum ki sanki dünyanın tüm ızdıraplarının nedeni benmişim gibi sırtımda koca bir çuvalla utanç içinde bırakılmıştım. Öylesine bir acıydı ki duyduğum sanırım o haftaydı saçlarımın yarısından çoğu beyazlamıştı. Ve yıllardır kulak çınlaması gibi bir titreşimle  uyku uyuyamama neden olan o ses başlamıştı. Bu öylesine birşey ki kulaktaki ağrı veren bir çınlamanın tüm bedeni sarmış olduğu ve berbat bir titreşimle elektrik çarpması gibi kopulamayan bir ağırlığın içinde kalmak gibi. Günler günleri kovalıyor işime dört elle sarılmış, olan herşeyi olduğu gibi kabullenmenin yorucu ama rehavetli hüzün duygusu ile ağaçtan düşen bir yaprağı izlerken ağlıyordum. Duyguların peşinden gitmemek gerektiğini bilsem de ağlıyordum. Yaşamak kolay değildi. Ve yardım isteyebileceğim kimse yoktu. Alice'in harikalar diyarından dönmüştüm yabancı olmayan buraya, herşey çok alışıldıktı. Getirdiğim şu olmuştu insanların her biri, yaşadığı o hayatta yaşadıklarını anlattığı o deneyimleri ile her biri daha önce duymadığım ilahi bir dil konuşuyordu. Bu ilahi dil değiştirmeyi çalıştığım herşeyi yok etti.
Bir başkası için doğru olan birşey yoktu, herkes için ortak bir doğru yoktu. Sürekli çizilen sınırlar etrafta örülmüş çitler hepsi olağandı ve olması gerektiği gibiydi. Sadece içimde duyabildiğim bir iyileşme ile çitler teker teker yok oluyor. Sınırları ve kuralları olan tanımlanmış olan parçacıklar, sınırsız, kuralsız tanımsız hakikat için.
O günlerde yardımıma bir ses koşmuştu. Demişti ki ses, zevk için açmayan çiçek var mı. Bir soru değildi. Gece yarısıydı, karanlıktı kalktım. Sanki ışıklar açık gibiydi, kalemi aldım yazı yazdım, bilgisayarı açtım, aradım, bulamadım kimin söylediğini :)
Daha sonra o titreşimi kalp bölgeme ağırca aldığımda ve kendimi kendime sarılmış bulduğumda sorun kalmamıştı taa ki geçtiğimiz haftalara kadar hissetmemiştim. Son birkaç haftadır yine aynı durumlayım. Ve geçtiğimiz pazar gün öğleden sonra sol kulağımdan içeri giren bir vınlama, güçlü bir enerjiyle delindim sanki. Tanıdığım iki kişi birşeyler anlatıyordu, iş hayatından bahsediliyordu. Onlara birşey söylemedim.
Hayat dolu olmak, o zevki yaşamak isteği duymak istediğini düşündüğünüz  hayat için, onlar için bir beste yapabilmek, okuduğun bir yazıyı onlar için yazıcıdan çıkarma isteği, aldığınız bu zevkli iyileştirici nefesi dünyaya verme isteği.
Çiçeğin açması için bir yöntem yok gibi. Kendiliğinden oluyor sanırım. Arzu, istek, peşinden koşmakla olmuyor gibi. Sadece zevkli arayış yolculuğunuzda bir tık ediş. Ve bir tık daha tık tık tık. Kapı kendiliğinden aralanıyor olmalı.
Tanıdığım ışık dolu tanıdıklarım var namaz kılıyorlar. Namazın her hareketinin bu amaçla yapılan herbir uygulama gibi bir önemi olduğu ve bunun bilgisi ile dolu bu kişiler. Ve herkesin namaz kılması gerektiği gibi bir düşünceleri yok. Allah'ın adını her nasıl olursa olsun anmak, kalbinde yaratım ve yaratıcı aşkıyla dolu yaşamak, son derece kalabalık bir ortamda seslerin içindeki derin sessizlikte ortamın melodisini duyabilmek demek sanırım.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Pınar

#3
Teşekkürler Sirera.Gerçekten yalnız değiliz, tek başınayız ama yalnız değiliz.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#4
"Tanıdığım ışık dolu tanıdıklarım var namaz kılıyorlar. Namazın her hareketinin bu amaçla yapılan herbir uygulama gibi bir önemi olduğu ve bunun bilgisi ile dolu bu kişiler. Ve herkesin namaz kılması gerektiği gibi bir düşünceleri yok. Allah'ın adını her nasıl olursa olsun anmak, kalbinde yaratım ve yaratıcı aşkıyla dolu yaşamak, son derece kalabalık bir ortamda seslerin içindeki derin sessizlikte ortamın melodisini duyabilmek demek sanırım."


Benim annem kaçırmaksızın namazını kılmaya çalışır, babam kılmaz, ben de kılmam, kardeşlerimde. Evet annem bir gün olsun bir telkinde bulunmadı bizlere, telkinin ötesinde bir vurgusu da olmadı. Evet her varlığın eşsiz olduğunu söyleyebiliriz.


Ancak her varlığın eşsizliğinin özgürlüğü var mıdır? Tüm Dünya'da olası temel ritüeller içerisinde elbette bilgi, bilinç ile hayata girip hayata vermek için bu olası ritüeller iş yapar. Hindu ritüelleride iş yapar, hıristiyan ritüelleri de yapabilir veya ağlama duvarında ağlamak ta faydalı olabilir. Veya ağlamanın kendisi de faydalı olabilir. Ve bu kişilerden hayata faydalı olan sevgi dolu kimseler mutlaka olacaktır...Dolayısı ile eşsiz ruhlar arasında ritüel dayatmanın anlamı yok. O bir denge kurumu için Hayat hizmet ediyor ise, bir Işık görevine yardımcı olmuş olacaktır.


Ritüeller "iş yapmaz" ile Ritüeller "sınırlar" arasında bir fark var diye düşünüyorum. Bu ikisi aynı şey değil diye düşünüyorum. Ve bazen şu toplantı var diye ailemin bri üyesini arabam ile bıraktığım da olmuştur ya da benden namazlık isteyene elimle battaniye serdiğim de. Bunlar farklı şeyler.


Tüm bu beyin Jimnastikleri içinde ya da bunun dışında Dünya'da oluşan net resme bakalım. Yani tüm şu olabilir ya da bu olabilir dışında, sadece olmuş neticeye bakalım: Bir "sınırlama" var mı? Tüm olası ritüeller açısından bakalım. "Sınırlama" var mı? Ve bu "sınırlama" sadece varlığın kendisi ile mi ilgili? Başkalarını da zorlayan bir "sınırlama" ya dönmüş mü? Eğer Herkes ile Bir hissedebilmek ve Kalbimizden hissedebilmek istiyor isek; bizleri ya da başkalarının bizler ile kaynaşabilmesini "sınırlayan" şeylerin tarafında olmamalıyız diye düşünüyorum. Ve bu iş yapsa bile bir genel Bilinçe katkı da olumsuzluk ya da sınırlama ekiyor olabiliriz.


Sınırlamanın olmadığı dengelenme tektikleri var mı? Bu da ilginç. Bazen kendi niyetimiz ile toplam kümülatif olana bilmeden destek verdiğimiz olur mu? Sonucu istemeyiz ama sonuca oluşum ile destek vermiş olabilir miyiz? Bunları yazdığımda en küçük bir "içsel tepki" doğmayan bir ritüel yapan var ise, ona sınırlamasının olmadığını söyleyebilirim. Ama Dünya da genelin durumu nedir? İnsanlar bilmeden de farkına varmadan da bir şeyler ekebilirler.


Dengelenme tekniklerinin Tüm insanlığın ortak paydası olan "Bilim" içinde yapılmasını faydalı buluyorum. Sadece faydalı buluyorum tepkim yok. Ama sonuçları itibari ile "ötekileme" durumu na dikkat çekiyorum...Tek Dünya İnsanlığı Bilinci çıkabilmesi için bu parçalanmışlıkların altındaki yanlış bilgi ve bilinç kirliliğine atıf yapmaktır amacım.


Ve hertürlü dengelenmenin fiziksel hareketlerin Hayata yada Başkalarına Fayda'ya dönüşmüyor ise ve bunu da dar bir sınıf ya da elit üzerinde odaklıyor ise; işte şimdiki Dünya dan bahsediyoruz.


Kısaca Bilmsel olanı seçiyorum, ki o çok da kapsayıcı ve Evrensel olan Bilgi'dir. Tün varoluşun farkındalığı içinde yürümek için ortak bir dil olan matematik öğrenmek gibi, bu dengelenme tektiklerinin Evren bilgisi içinden geldiğini unutmayalım, ancak Evren Canlı bir Varlıktır. Ve insanın DNA si dahil bir çok maruz kaldığı şeyler devamlı değişmektedir. Siz hiç "canlı bir din ya da dinsel-ritüel" gördünüz mü?


Varolan tüm ayrılık ilüzyonlarından sıyrılabilme ve Enerjinin Ben durumundan Biz durumuna ve Bir durumuna evrilebilmesi için farklı çözümlere ve hatta ortak bakışlara ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.


Üzerinde düşünebilmek ve bir farkındalık oluşturabilmek için aracın ya da araçların aşılabileceğini ama yerinde de yeni durumlara uygun araçların konulabileceğini düşünüyorum. Elbette ben her oluşa saygılıyım. Ve ülkemizde bunu daha çok yaşayabilmek de isterim. Ve hatta Dünya da. Ve burada ortak alanın Bilim ve Ruhsallığın evliliğinde olduğunu düşünüyorum.


Yinede benim gibi düşünmeyene (monoteist ayrılık ilüzyonuna düşmüşlere) Hizmet etmeme gibi ya da "sınır" gibi bir düşüncem yok.


Peygamberler Bilgi dolu Erenlerdir. Er'mek bilgiye ermektir. Evrensel bilgilerin sunulduğu çok açıktır. Bozuldukları da çok bilimsel dediller ile sunulabilir. Ama tüm bu örnekler neticede Ruh'ları yaralayıcı açıklamalara dönüşüyor diye bunları tartışmanın da anlamı yok.


Tüm dinsel Ritüeller; hem yapanı bir çok şeyden bilinçli ya da bilinçsiz olarak "sınırlar" hem de Toplam İnsanlık Bilincinde "sınırlar". Bu sınırlamaların göreceli olarak az ya da çok niceliklerini taşıyan eşsiz sayıda Ruh olduğunu kabul edebiliriz. Sınırlamalar ise; Ruhların sapmasıdır. Tüm büyük dinlerin temelinde ise Evrensel Olan bilgi vardır. Dünya'da tek bir din olarak algılananın içine baktığımızda ise manzara müthiş bir bölünmüşlüktür. Aynı din içinde ve onların ritüelleri içinde onlarca ve hatta yüzlerce farklı olanı vardır. Çoğu birbirleri ile "yan-yana" gelemez ayrılık ilüzyonuna düşmüşlerdir. Hem hıristiyanlık hem İslamiyet ve hem Yahudilik ve Doğu dinleri. Genel manzara bu. İyi/kötünün ötesinde sadece bu. Nasıl Herkes ile Bir hissedebileceğiz ve Kalbimizden Hissedebileceğiz?


Bir kalp anjiyo cihazının Beden sapmasını giderdiğini biliriz ya da yardımcı olduğunu. Ve bu kalp cihazlarının hiç bir Ruh'a sınırlayıcı bir bakışı olamayacağını da biliriz. Bilim Evrensel bir kazanımdır.
 

Ve annme de çok saygılıyım, hem zihinsel, hem duygusal ve hem de aksiyonel olarak.


Selamlar, Sevgiler...