Haberler:

🎉 BaskalarinaHizmet.com 17. Yaşında! 🎉

Ana Menü

FREKANS VE YORUM

Başlatan Tgur, 27 Temmuz 2012, 16:09:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

Bütün dünyanın Secret yasasını konuştuğu son günlerde TİTREŞİM kelimesi günlük yaşamımızda çok fazla yer almaya başladı.

Çekim yasası var mı yok mu tartışmasını bir tarafa bırakıp, evrendeki her şeyin titreşerek bir arada duran parçacıklardan oluştuğu gerçeğini kabul etmeye sanırım kimsenin itirazı olamaz.

İnanan ya da inanmayan herkesin bir arada yaşadığı bu evren, sayılamaz titreşimlerle bir şeyleri bir şeylere çekiyor ya da itiyor! Galiba tartışılması gereken çekim yasası değil, titreşim yasası.

Katı ve cansız cisimlerde maddenin özelliklerini de belirleyen titreşim, canlı organizmaların tümünde çok daha karmaşık ve çoğunlukla da gizemli pek çok şeyin sebebidir. 
Özellikle insan beyninin üzerindeki çalışmalarda keşfedilmesi gereken gerçek secret lar hala sayılamayacak kadar çok.

Beyin titreşimlerinin tespiti ilk defa Richard Caton tarafından 1875 yılında yapıldı. Bugüne kadar geçen yüz kırk yıla rağmen bu konuda hala sırlarını çözemediğimiz beyin, değişik dalga boylarında titreşiyor.

Taşıdığımız bir sürü duygunun ve ruh halimizin beynimizde titreşimsel bir karşılığı olduğunu öğrenmek ise yıllarımızı aldı.
"Ona aşık oldum galiba, gördüğümde her yerim tir tir titriyor."
"O kadar sinirlendim ki onu parçalamak istedim!"
"Duyduklarım beni o kadar rahatlattı ki, bir denizde yüzüyor gibiydim." "Öğrendiğim bu bilgi kafamda pek çok soru oluşturdu."
"Karşıma çıkacak sonuçtan o kadar korkuyorum ki kalbim yerinden çıkacak."

Yukarıdaki cümlelerin içinde saklı duyguların her birinde beynimiz, ayrı dalga boyunda frekanslarda titreşimler yayıyor. İsimlendirilen her dalga boyunun salınımı, duygu değişimleri sırasında frekansını değiştiriyor.

BEYİN DÖRT ANA DALGA BOYUNDA TİTREŞİYOR
Alpha -Tetha- Beta- Delta, adlı dört ana dalganın hangisinde hangi duyguda ve durumda olduğumuz artık rahatlıkla tespit edilebiliyor.
ALPHA
7.5 ; 12 Hz arasında değişen alpha dalgaları; rahatlığın, farkındalığın, sakin ve huzurlu kavrayışın, uykunun ilk evrelerinin dalgaları olarak tanımlanıyor. Sakin ve huzurlu olunan ama asla uyuşukluk yaşanmayan, dünyayı ve gerçekleri algılamada en uygun titreşimlerin olduğu bu dalga boyu, dünyamızın da ölçülen frekansıyla aynı. Dünyanın manyetik frekansına; Shumann frekansı deniyor ve 7,8 ile 8 arasında tanımlanıyor. (Fakat son yıllarda bilim adamları Shumann frekansının epeyce yükseldiğini ifade ediyor.)
Gözler kapanıp derin nefes alındığında ve dış dünyadan alınan mental etkiler azaldığında Alpha boyutuna geçiyoruz. Alpha dalgalarındayken yaptığımız işlerde başarımız artıyor. Derin uyku ya da endişe ve korku halinde bu dalga hiç görülmüyor. Meditasyon, yoga, reiki gibi çalışmalar esnasında beynimiz Alpha boyutundadır.
Zihin açık ve uykunun derinliğine dalmadan önceki geçiş koridorunda hissettiğimiz o duyguların yaşattığı huzur, ilginç bir şekilde dünyanın titreşimiyle aynı dalga boyunda.

TETHA
Frekansları 4 ile 8 arasında değişiyor ve stresin hiç olmadığı, derin iç dünyamızda olduğumuz dalga boyu olarak tanımlanıyor.
Öğrenmenin en yüksek boyutuna geçmeden önce bu dalgada yaşıyoruz ve derin uykudan uyanırken açılan algılarımızın yaşattığı bir durumu temsil ediyor.Alacakaranlık boyutu ismi de kullanılıyor bu dalga boyu için. Yani aydınlanmadan önceki karanlık.
Çok usta meditasyoncuların derin meditasyon halindeyken bu dalga boyunda olduğu tespit edilmiş. Derin düşünüş ve sezgisel kuvvetin en canlandığı bu frekansta sanatsal yeteneklerin zirveye çıktığı düşünülüyor. Özellikle ressam ve müzisyenlerin sanatsal üretimleri esnasında beyinlerinde Tetha boyutunun en yüksek, Alpha frekansının en düşük seviyede olduğu biliniyor. ( yani 7 ile 8
arası) Onların kendi içe dönüşlerinden bize hediyelerle geri dönmeleri ne güzel.
Yapılan bazı araştırmalara göre şifacıların Tetha bandında uzun süreli ve kontrollü olarak kalmayı başarmaları nedeniyle şifa yeteneklerinin geliştiği ortaya çıkmış.

BETA
13- 30 Hz arasında olduğu biliniyor ve uyanış frekansı olarak tanımlanıyor. Aktif öğrenme, uyanık olma, her şeyiyle hayatı yaşama, dinamizm, konsantrasyon, problem çözme hallerimizde içinde bulunduğumuz dalga boyu olduğu için yaşamı temsil ediyor. Çok yükseldiğinde stres, gerginlik, öfke gibi negatif uç duygulara varabiliyor.
DELTA
0 ; 4 frekansında bulunan dalga boyudur ve derin uyku ve dış dünyadan kopuş boyutudur. Bilinçsiz bir huzur halini yansıtır. Beynin en az çalıştığı döneme aittir ve bu dönemde büyüme hormonu salgısı artar. Çocuklarda fiziksel büyümeyi, yetişkinlerde ise güzelleşmeyi ve dinç kalmayı sağlar.
Bu dört ana dalga boyunun dışında son yıllarda tespiti yapılan Gama frekansı, 40 Hz;in üzerinde tanımlanıyor. Üst benlik bağlantı çalışmaları sırasında üretildiği ve Hindu Monkların meditasyonları sırasında ölçümlendiği biliniyor.
(Hinduizmde kendini mabede adamış kişilere Monk denir.)
BEYİN DALGALARI KONROL EDİLİP DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ?
Beyin dalgaları, duygu ve ruh durumuna göre kendiliğinden değişirmiş gibi görünse de o titreşimleri bilinçli ve istediğimiz yönde kontrol edip değiştirebileceğimiz ve kendimizi istediğimiz duygu frekansına çekmeyi başarabileceğimiz gibi bir gerçek de mevcut. Bunu nasıl yapabileceğimiz aslında
yine kendi titreşimlerimizin içinde saklı bir bilgi. Sadece o frekansı duyabilmeyi ve ayırt etmeyi başaracak bilime ve bilgeliğe ulaşmanın zamanını kendimizde yakalayabilmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Çoğu zaman farklı Hz;lerde pek çok titreşimin içinde kayboluyoruz.Özellikle de 30 Hz civarında dolaşıyor tüm dünya. Yani şiddet, savaş, bencillik ve paylaşımsızlık frekansında.
Günlük hayatımızda genellikle küçücük şeylere takılıp, öfkeleniyor, hırslanıyor,kıskanıyor, geriliyor, üzülüyoruz. Sevgi, sadakat, şefkat, minnet, huzur, neşe gibi duygulara az kulak veriyoruz nedense.
Düşüncelerimizin bütün bu çeşitliliğine göre beynimizden ve hücrelerimizden değişik frekanslarda yayılan titreşimlerle tüm vücudumuzun etrafında bir enerji alanı oluşuyor. Bu enerji alanı anlık değişimlerle, ruh ve vücut sağlımızı yansıtıyor gözle görünmese de. Son yıllarda alternatif tıp alanı altında kabul edilen enerji dengeleme yöntemlerini kullanarak tedavi sağlama tekniklerinin sayısı epeyce arttı ve gitgide bilimsel olarak desteklenmeye başlandı.
Tedaviye yardımcı olduğu iddia edilen meditasyon ve Reiki, NLP çalışmaları artık bilimsel tedavilerin yanında yardımcı olarak yer almaya başladı.

Amerika'da pek çok hastanede bu konuda ciddi ve resmi uygulamalar yapılıyor, kemoterapi birimlerinin yanı başında Reiki uzmanlarının da bölümleri açıldı, hemşireler ve doktorlar hızla Reiki öğreniyorlar.
Türkiye bu tür çalışmalarda biraz tutucu tavır sergilese de beyin dalgalarının kontrol edilmesi ve değiştirilmesi için reiki ve meditasyondan daha bilimsel bir yöntem olan Neurofeedback yöntemini kullanarak stres, Down sendromu, alkol ve uyuşturucu bağımlılığı, otizm, kişilik bozuklukları gibi hastalıkları tedavi etmeye çalışan merkezler ve hastaneler açılmaya başlandı.
Meditasyon, Yoga, Reiki, Neurofeedback adı ne olursa olsun bütün bu yöntem ve tekniklerin peşinde olduğu tek bir amaç var:Beyin dalgalarını istenilen frekansa çekebilmek ve uygun dalga boyunun titreşimsel ışınımını yakalayarak DNA üzerinde pozitif değişiklik aratabilmek.
Nesrin Dabağlar

-----------------------------------------


Alıntı kısmen doyurucu,

Ancak bu alıntı vasıtası ile değinmek istediklerim var,

Yakın zamanda hıggs parçacığı üzerinde yapılan çalışmalar,  ilgi alanımızı kapladı, çok uğraşır olduk,
Bu arada tv kanalı ile, kıymetli fizik alimlerinin, metafiziği dışlayan ama kuantumu heyecanla anlatmaya çalışan tavırlarına da şahit olduk ,yani Newton mahmurluğunu atamadan belirsizlik kanunun izahı nasıl yapılır,anlayınız..İzahta belirsiz ve yetersiz kaldılar.
İşaret etmek istediğimiz konu ise higgs'in o varlığını isbat eden ama bir türlü bağnaz fizikçi koşullarında yakalanamayan hali
Varolmuş olan bildiğimiz bilemediğimiz bütün olmuş şeylerin, kendine özgü bir frekansı olduğunu çok yakın zamanlarda yine fizikçiler açıklamıştı ,kaynağı hatırlayamıyorum büyük bir ihtimalle Tubitak yayınlarında bir aktarım idi ,

Enerjilerin ölçülebildiği bir bilgisayar gelişitirilmiş ve ortamın frekansı ölçülmüş ,neticede insanın beş duyu yoluyla algılama frekansı tesbit edilmiş ,0 ila 10 arası farz edelim,

Bilgisayar ile ortam enerjisini ölçmeye koyulunduğunda, büyük bir hayretle, 0 altı ve 10 üzeri değerlerde frekansı sayılan enerjilerin de olduğu tesbit edilmiş, yani ortamda birşeyler daha var,
 
Ama biz algılıyamıyoruz..

Radyoda bir frekans kanalında iken, mesela TRT dinlerken SHOW FM i dinleyemiyoruz, gibi.

Asırlardır bu kritik izah ile zihnimizde gerçekleşebilen diğer yoğunlukların varlığı bir kenara itilmiş ve ortam, bu izaha ve bilince ulaşamayan kişilerin şişirmeleri ,ufo hadiseleri ,cin hikayeleri, hayaletler v.s. gibi anlatım ve algılama sakatlıkları ile oldukça şaşırtıcı olgularla doldurulmuştur.İnsanların korkuları, korkularla hükümranlık sağlamalar ,bu paralelde yürüdü,  ve halen yürümekte..

Bir bakımdan bu da doğaldır gibi ,zira karşıma yoğunluk frekansını şaşırmış veya bizim frekansımıza ayarlama yeteneği olan bir varlık çıkarsa ben korkmaz mıyım ,korkarım.. Bilinmeyenlerin bilgi ile zihnimizde bilinir hale gelmesi  her zaman işe yaramıyor ,ta ki olağan hale gelinceye kadar.Yani frekansımızın esiriryiz henüz..

Her ne kadar uyku ile uykusuzluk hali arasında, bazen bir devin bacağının yanıbaşımda olması veya anlaşılmaz elektronik göstergelerin belirmesi ,yuvarlak detayların çok olduğu dehlizleri v.s.görsem de bunlara biraz alıştım dersem de ,kendi frekansımızda beliren ve uzunca müddet kalan bariz bir olağanüstü varlık görünmesi, ne duygular uyandırır merak ediyorum.

Gelelim Higgs bozonuna,

Yüzde doksandokuz bulundu deniliyor,Tanrısal ifadesinin üzerindeki sansayon da açıklandı ilk bulmaya çalışan şahıs,deneyleri sonuçsuz kalınca Tanrının Belası demiş başlangıçta, oradan türeyen tanımlama.

Anti Maddeye gelelim ,çok basit bir ifade ile maddenin aynada görüntüsü gibi,evrende mevcut madde miktarından az anti madde var deniyor ,burada da bir paradoks ortaya çıkıyor henüz izahı yapılamadı

Madde oluşumunda frekanstan bahsettik her oluş, bir kısım partikül veya dalganın titreşmesi ile ortaya çıkmakta ve algılama bandımızdaki yerine oturmakta ,titreşen bozonlar fermiyonlar ve diğer atom altı parçaların üsttekileri,atomlar, ilh.

Bu titreşim için ,bu salınım için ,iki ayrı olgu lazım ,salınımın minimal ve maxımal tarafları,

İşte bizim algılama frekansımızda olanlar,madde olarak gördüklerimiz

Bunların antimaddelerinin mutlaka bizim algılama frekansımızda olması söylenemez başka yoğunluklarda olabilir bu durumda bizim salınım yapan dediğimiz parçalar veya enerjisel dalgaların, diğer yoğunluklarda olana anti madde parçalara uzanması olarak tarif edebiliriz,bu izah,yukarıda bahsi geçen evrendeki madde ve anti madde paradoksunu ,yani görebildiğimiz alandaki maddenin, anti maddeye nazaran fazla olmasını da izah eder nitelikte.

Anlattğımız kavrama higgs parçasını da dahil edebiliriz, dünyasal parametrelerle yakalamaya çalıştığımız bu parça, frekans salınımında, diğer yoğunluğa da aittir.

Bu açılan izah kapılarından girersek ,varoluş dediğimiz şeyin biraz biraz portresini çizer gibiyiz,

Düşünce özelliği, birçok ölçüde titreşim frekansları yaratmakta ve bu frekansların da madde yarattığını ,bu maddenin antimadde denen ikizi ile oluştuğunu, madde ve anti maddenin birleştiğinde yok olmanın devreye girdiğini ve düşüncenin değişik varyasyonu ile yeni oluşumların ortaya çıktığını ,yüksek frekansların süptil yapı dediğimiz üst yoğunluk özelliği olduğunu, artık rahatlıkla söyleyebiliriz,

Tanrısal düşüklük ortamı dediğimiz dünya yapımının bu frekans bantlarında, düşük karakter göstermesi ,bu ortamda ise ,dualite kavramının ,yani pozitif ve negatifin devrede olduğunu ve yüksek frekans özelliğine geçebilmek için bu iki kutubun ne için oluştuğunu anlayan bir zihinle olmak gerektiğini ,yani ikili durumu gözardı ettirecek bilgi ile doluşmak gerektiğini de artık anlayabiliriz..
"Bilgi korur" sözünü de biraz açmış olabiliriz.

Dördüncü yoğunluğa geçebilirsek ne olacak,

Frekansımızın alt uçlarının bu kadar düşük seviyelerde olabileceğini bileceğiz,

Her ne kadar "üst yoğunluğa geçmek işi üzerinde niye bu kadar duruyorsunuz ,farketmeden geçeceksiniz veya geçemiyeceksiniz ,boşuna varsayım peşinde olmayın" şeklindeki K.ların uyarılarına rağmen zihnimizin sınırsız özelliğinin, frekans oluşturma işine pek ket vuramıyoruz.

Keza merakımızın da ..







Alemtac

#1
Teşekkürler Sevgili Tgur :) Kendi derin bilginizle birleştirdiğiniz güzel paylaşımınız için...

Bu günlerde çok fazla 2012 nin Dünya'nın sonu olacağı yada insanlığın, Dünya'nın foton kuşağına girmesiyle birlikte bilinçte değişime uğrayacakları ile ilgili paylaşımlara rastlıyorum. Eski siteden beri şiddetle itiraz ettiğim bu varsayımlara, olabilir veya olamaz demiyorum artık. Ne olacaksa olacak, bekleyelim ve görelim :)

Sevgiler...
 

maskesiz

#2
Sevgili Tgur paylaşımın için çok teşekkür ediyorum.Belki konu dışına çıkacağım ve istemezseniz başka bir yere taşıyabiliriz yazdıklarımı,önemli olduğunu düşündüğüm için yazmak istedim hatta yazdım ama yazdıklarım net gittiği için gönderilemedi ve ben yeniden yazmaya başladım.
Psişik saldırılar sonucu frekanslarımız çok düşürülmekte ve bir başka olayda enerji vampirliği çok fazla ve çok sık olarak herkesin(z ile yazmadımm:)))))başına gelmekte çok fazla tartışıldı enerji vampirliği(sömürü) varmı diye...
Bizler frekansımız düştüğü zaman bitkinlik yorgunluk ve mutsuzluk olarak algılıyoruz.
Ve bu noktada çeşitli enerji ve frekanslara uyumlanırken masterlara , uyumlanacağımız kanala çok dikkat etmeliyiz ve uyumlandıktan sonra kanalımızı temizlemeli ve mümkünse kendi bağımızı kendimiz oluşturmalıyız.

2012 dünya düzeni için bir son ve bekleyen 2 yıllık bir geçiş süreci...kimi için bir son kimi için yeni başlangıçlar....
Ben hepimiz için hayırlısını istiyorum evrenden..
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Tgur

#3
Alemtaç ve maskesiz dostlar,

Bende teşekkürlerimi sunarım,ilgi ve sevginiz için..
Yine o işaretleri yapıp, söylenecek belirtilecek bir çok duyguyu bir çırpıda veren davranışı gösteremiyorum, nedendir..
Esasında biliyorum, aleme düşünce ve değişim konusunda bol bol nasihat vermeyi bilen bendeniz, bu tip teknik gelişimlere kolay adapte olamıyor,

Bu da  evrim sürecinin ne kadar güç ve zamansal olarak ne kadar uzun olduğunu ,ne badirelerden geçmek icap ettiğini gösteriyor, bir de yeniliklere dokunup benimsemek işinin ne kadar güç olduğunu..

Rezonans denilen değişik frekanslara uyum işinin de ne kadar güç olduğunu..Bu dünyanın frekansı epeyi ağır ve hantal.
Alışkanlıklardan kolay sıyrılıp yeni kulvarlara taşamıyoruz.

Maskesiz dostun kanal hakkında yazdıklarını anlamaya çalıştım ,kanal işine aşinayım,ona diğer sitede iken Sevgili İvrine verdiğim cevabı aktarmak istiyorum ,o yazıda büyük bir coşku ile bu hususta bildiklerimi ve daha bir sürü şeyi açıklamıştım ,ama bulamadım, bulunca aktarırım veya hatırladıklarımı yazarım.

Tekrar sevgiler..