Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

"Şiir Yıkık Hanlarda Doğacak Bir Gün" (Ö.Akşahan)

Başlatan Tiversonus, 17 Mart 2010, 13:35:49

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Şiir Yıkık Hanlarda Doğacak Bir Gün




Yaşamın en büyük dramı


insanların yok olması değil,


sevmekten vazgeçmeleridir.



W. Somerst Maugham



 

Hiç beklenmeyen bir şey değildi güzün gelişi, şiiriin gelişini beklediğimiz gibi. Şiirin hasat günleri, içimi doldurup boşaltan sözcükler, yeni taptaze patates yumrularına benzer irili ufaklı ama hep taptaze ellerimin arasından fırlayıp yazıya dökülecekti. Her yaz yüreğimin teklediğini sanarak kendimi duşa attığım anları meğerse şiirin toprak altı kıpırtılarıymış.


Sizin yüreğinizde kaç çiçek yetişir? Hangi tohumlar tutunur damarlarınıza? İyi bir bahçıvanı mısınız yüreğinizin? Bahçenizde ne tür konuklar barınır? Sorular uzar gider, bitmesini hiç istemediğimiz yollar gibi. Ben yıllarımı bu işe adadım. Şimdi geriye dönüp baktığımda iyi ki vazgeçmemişim şiiri sevmekten. Böylesine insanı yücelten bu işten ne kadar söz etsem azdır. Benim bahçem okyanus dalgalarına komşu, alizelere açık, büyücek bir ırmağı sarıp sarmalamış, akıyor şiir okyanusuna.


Ülkemin şiir iklimini yepyeni evrenlere taşımayı hayal edip duruyorum. Şiirdeki yoksulluğumuza aldırmıyorum. Şiirimizi küçümseyenlere içimden ben de küçümseyerek bakıyor ama yine de onların günün birinde şiir evrenimizi tanıyarak seveceklerini ümit ederek yazıyor, yazıyorum.


Şiire dair kimler neler yazmadı, ne savlar ileri sürmedi: Her yazanı şiir hoş gördü, saygıyla karşıladı ama o, kendi saflığını, asaletini hiç yitirmedi. Popülerliği ise hiç sevmedi. Medyada yer alan şarlatanları zamanı gelince sırtından atmasını bildi. Zaten gerçek şiiri de yücelten bu tavrı değil mi? Şöyle bir çırpıda adını andığımız kaç şairin şiiri günümüze kalabildi?


Şimdi de geçmişte olduğu gibi kısa gün kârı gibi her gün piyasaya sürülen yüzlerce adına şiir denen karalamalar ancak yazanı karalamaktan başka ne işe yarar ki? Şiiri yarış atına benzetip durmadan onun bunun adına düzenlenen şu yarışmalarla şiir yücelecek mi sanılıyor? Hadi canım sen deee. Pop star yarışmaları gibi üç beş şiirle kendini şair zannedenlerin saman alevleri çok çabuk sönüyor. Olan da gerçek şiire oluyor. O kadar çamurun arasından altını bulup çıkarmaya bazen bir kuşağın bile ömrü yetmiyor.


Şiir, kendini öyküye ya da romana atlama tahtası yapmak isteyenlere öylesine  tokat çeker ki, o kişi tokatın nereden geldiğini anlayamaz. Şimdi kimileri de çıkıp diyecek ki, bak şunun yazdıklarına! Sokak ağzıyla ne de güzel şiire methiye düzüyor... Yoo, şiirin buna gereksinimi hiç olmadı, benimkisi olsa olsa züğürt ancak tesellisi. O, sarraf vitrininde ışıltıyla bize gel diyor sadece.


Pablo Neruda, Şili'de madencilerin bulunduğu bir toplantıda şiirlerini okurken


yüzleri kapkara, yırtık elbiseler içindeki topluluğun soluk almadan kendisini dinler görünce, "İşte gerçek şiir dinleyicileri karşımda!" diyerek şiirin gücünü bir kez daha yaşıyordu. Günümüzde ise davudi sesleriyle TV ekranlarını dolduran, öyküleri şiir diye yutturan şarlatanlar bir süre sonra unutulup gidecekler; selin taşıdığı kumlar gibi zamanın önünde sürükleneceklerdir. Geride ancak gerçek şiir kalacaktır. Ve işte gerçek şiir yıkık hanlarda yeniden doğacak o gün. Sizi bilmem ama ben o yıkık hanın bekçisi olmaya çoktan adayım. Gelin siz de bir köşesinden yıkık hana destek verin, ayağa kaldıralım onu, ne dersiniz?



 



Tiversonus

[h5]

CİNSEL İLİŞKİ İLE İLGİLİ ZORUNLULUK, BİR KADININ GÜLMESİNİN NE YAPABİLDİĞİ VE GERÇEK ERKEKLİK GÜCÜNÜN İÇERİĞİ

Birisi durup dururken Mısır Halifesine der,
"Musul Kralının bir cariyesi var hiç birine benzemez,
anlatılamayacak kadar güzel.
İşte şuna benzer."
Ona benzeyen bir resmi kâğıda çizer.

Halife bardağını düşürür.
Hemen komutanını Musul'a gönderir
binlerce kişilik bir orduyla. Kuşatma bir hafta devam eder,
birçok ölü ve yaralıyla, surlar ve kuleler sallanır,
balmumu gibi yumuşar. Musul Kralı bir elçi gönderir
"Ne gerek var bu öldürmelere? Eğer şehri istiyorsanız,
bırakayım sizin olsun!
Eğer daha çok zenginlikse istediğiniz, o daha bile kolaydır."

Komutan bir kâğıt parçası çıkarır
kızın resmi üstünde olan. Budur istediğim.
Güçlü Musul Kralı hemen cevap verir.
"Çıkarın onu dışarıya. Put puta tapana aittir."

Komutan kızı görünce, aşık olur ona
Halife gibi. Gülmeyin buna.
Bu sevgi parçasıdır sonsuz aşkın aynı zamanda,
onsuz geçmez.dünya evrimden
Nesneler taşınırlar cansızlıktan bitkiselliğe
bitkisellikten kendilerine dönerler ruhla donatılmış, ısrarı yüzünden
kusursuzluğa ulaşmak isteyen her aşkın.

Bu komutana toprak verimli gözükür,
o yüzden tohumunu eker. Uyurken, kızı
rüyasında görür. Onun imajıyla sevişir,
ve beli fışkırır dışarıya.

Bir süre sonra uyanmaya başlar.
Yavaşça anlar ki kız orda değildir.
"Tohumumu yok yere verdim.
Bu düzenbaz kadını bir sınava koyacağım."

Bedeninin komutanı olmayan bir önder, olamaz saygı duyulan
bir önder, beli toprağa dökülen böyle.
O şimdi bütün kontrolu kaybeder. Aldırmaz
ne Halifeye, ne de ölmeye.
"Aşık oldum," der.

Böyle şehvet galeyanı geldiğinde harekete geçme.
Bir erbaptan nasihat iste.
Fakat komutan bunu yapamadı.

Karasevdası onun bir karasu dalgasıdır onu uzağa taşıyan.
Var olmayan birşeyden bir hayalet çıkar
kuyu karanlığında gözüken,
ve hayaletin kendisi yeterince güçlenir
gerçek aslanları çukura atacak kadar.

Biraz daha öğüt vereyim: tehlikelidir başka adamlara izin vermek
senin bakımında olan kadınlarla yakın ilişkileri olsun diye.
Pamuk ve ateş kıvılcımlarıdır onlar birlikte.
Zordur, neredeyse olanaksız, söndürmek.

Komutan doğruca Halifeye geri dönmez,
fakat onun yerine gözlerden uzak bir kırlıkta çadır kurar.
Cayır cayır yanarak, yeri gökten ayırdedemez.
Sağduyusu kaybolmuştur davul gibi bir sesin içinde,
işe yaramayan turp ve bir turpun oğlu
Halifenin kendisi bir sivrisinektir, hiçbirşey.

Ve tam bu ekin ekici kadının kilotunu yırtar
ve yatarken onun bacaklarının arasında, erkeklik organı kımıldayarak
doğruca hedefine, büyük bir kargaşalık olur
ve yükselen bir bağırışma çadırın dışındaki askerlerden gelen.
Komutan zıplar yerinden parlayarak çıplak poposu
ve koşar dışarı elinde palası.

Siyah bir aslan yakındaki bir bataklıkta
girmiş atların arasına. Karışıklık.
Aslan yirmi ayak zıplar havalara,
çadırlar dalgalanır okyanus gibi.

Komutan çabucak yaklaşır aslana,
kafasını ikiye ayırır bir vuruşta,
ve şimdi kadının çadırına koşuyor geri.

Gerildiği zaman onun güzelliğiyle yine,
erkeklik organı onun daha da fazla sertleşir.

Döğüşme, bir araya gelme, aslanla olduğu gibidir.
Erkeklik organı dimdik durur başından sonuna dek,
ve zayıfça saçmaz ortaya beli.
Güzel kişi hayrete düşmüş onun cinsel gücünden
Hemencecik büyük bir enerjiyle o da katılır komutanın enerjisine,
ve onların iki ruhları çıkar tek olarak onlardan.

Ne zaman iki kişi böyle bağlansa, bir başkası daha gelir
görünmeyen dünyadan. Belki de doğumla gelir,
eğer hiçbirşey önlemezse ana rahmine düşmeyi,
fakat bir üçuncüsü gelir herzaman, iki kişi birleşince sevgiyle,
ya da nefretle. Şiddetli nitelikler doğan
böyle birleşmeden gözükür manevi dünyada.

Tanıyacaksın onları gittiğin zaman oraya.
Ortaklıkların çocuklar taşır.
Dikkat et, onun için. Bekle, ve bilinçli ol
Gidip tanışmadan önce biriyle.
Unutma çocuklar vardır düşünülecek!

Onlarla yaşaman gereken ve bakman gereken çocuklar,
birbirlerinize olan güçlü duygularınızla doğan, varlıklar,
bir şekilleri, ve konuşmaları, ve yaşayacak bir yerleri olan.
Şimdi bile ağlıyorlar onlar senin için.
Unuttun bizleri. Gel geri.
Farkında ol bunun. Bir kadın ve bir erkek birlikte
herzaman manevi bir sonuç verir.

Komutanın bundan pek haberi yoktu. Düştü içine,
ve bir sinek gibi yapıştı üstüne bir çanak yayık ayranının,
bütünüyle içine çekerek bu aşk macerasını. Sonra,
aynı şekilde birdenbire kaybetti ilgisini. Kadına der,
"Bir tek laf bile yok bundan Halifeye."

Onu götürür oraya ve Halife çarpılır kadına.
O yüzlerce defa daha güzeldir Halifenin hayal ettiğinden.

Belirli bir adam duygularını güzel sözlerle ifade edebilen bir hocaya sorar,
"Ne doğrudur ve ne yanlış?" "Bu yanlıştır:
Bir yarasa güneşten saklanır, güneşin düşüncesinden değil.
Düşüncedir korkuyu koyan yarasanın içine ve onu yönlendiren
mağaranın daha derinliklerine. Bir düşüncen vardır senin
düşmanın hakkında seni iliştiren bazı yoldaşlara.

Musa, içteki ışığı olan açığa vuruşun,
Sinai'in tepesini ışıkla tutuşturdu, fakat dağ
tutamadı o ışığı.

Aldatma kendini bu şekilde!
Bir düşüncesi olmak değildir yaşamak
hiçbirşeyin gerçeğini,.

Yoktur yüreklilik savaş düşüncesinde.
Resimlerle örtülüdür hamamın duvarı
ve pek çok gevezelikler kahramanlık hakkında. Kımıldatmaya çalış bir düşünceyi
kulaktan göze. O zaman senin yünlü kulakların
ışık lifleri kadar incelecektir.

Bütün bedenin bir ayna olur,
hep göz ve manevi nefes alış.
Bırak sevgiline kulağın yönetsin seni."

Böylece Halife dehşetli aşık olmuştur bu kıza.
Krallığı gözden yok olur şimşek gibi.
Eğer sevgin uyuştuysa, şunu bil: sahip olduğun
gözden yok olduğu zaman, yalnızca bir rüyadır, bir kendini beğenmişlik, bıyık
arasından nefes. O seni öldürecekti.

Diyenler vardır, "Hiçbirşey devam etmez."
Onlar yanlıştır. Her an derler,
Eğer başka bir gerçek var olsaydı,
Ben görürdüm onu. Bilirdim onun hakkında."

Çocuk bir düşünce dizisini anlamadı diye,
büyükler mantıklı davranmaktan vaz mı geçsin?
Eğer makul insanlar evrende sevginin varlığını
hissetmiyorlarsa, bu demek değildir o orda değil.

Yusuf'un erkek kardeşleri Yusuf'un güzelliğini görmediler,
fakat Yakup onu hiç gözden kaybetmedi. Musa ilk önce
yalnız odundan bir değnek gördü, öteki görüşüne onun
o bir engerek yılanıydı ve bir nedendi panik yaratmak için.

Görme duyusu çelişkilidir bilmekle içteki.
Musa'nın eli bir eldir ve ışığın bir kaynağı.

Bu konular sonsuz ne kadar gerçekse o kadar gerçektirler,
fakat bazılarına dini hayaller gibi gelirler,
onlar yalnızca cinsel organların ve sindirim sisteminin
gerçek olduğuna inananlardır.

Dost'tan bahsetmeyin onlara
Diğerleri için, seks ve açlık solan imajlardır,
Ve Dost daha devamlı, sıkı sıkı buradadır.
Bırakın öncekiler kendi camilerine gitsinler, ve biz gidelim kendimizinkine.
Uzun süre konuşma şüphecilerle ya da onlarla
tanrısız olduklarını iddia eden kişilerle.

Böylece düşüncesi vardır Halifenin
güzel kadına girmek için
ve gelir kadına istediğini yapmak için.

Bellek erkeklik organını kaldırır, gererek onu düşüncesiyle
aşağıya doğru itmenin ve yukarı kaldırarak
zevkle o organı büyüten.
.
Fakat o bu şekilde yatarken kadınla,
aniden bir emir gelir Tanrıdan
zevk verici işleri durdurmak için. Çok ufak bir ses,
sanki bir fare yapıyormuş gibi. Erkeklik organı sarkar aşağıya,
ve arzu kayar gider.

O sanar fısıldayan ses bir yılandır
samandan yapılmış hasırdan yükselen. Kız onun sarkan organını görür
ve havada uçar gülme nöbetleriyle bu hayret verici şeye.
Komutanın aslanı nasıl öldürdüğünü hatırlar
erkeklik organı dimdik ayakta dururken.

Uzun ve yüksektir sesi onun kahkahalarının.
Ne düşünse arttırır kahkahasını,
afyon yutanların kahkahası gibi
komiktir herşey.

Her duygunun bir kaynağı ve onu açan bir anahtarı vardır.
Halifenin kızgınlıktan gözü döner. Kılıcını çeker.
"Nedir bu kadar eğlendirici? Söyle bana düşündüğün her şeyi,

Saklama hiç bir şeyi. Şu anda
ben gaipten haber alan bir kişiyim. Yalan söylersen eğer, kafanı keserim.
Gerçeği söylersen, sana vereceğim özgürlüğünü."

Yedi tane Kuranı üstüste istif eder
ve yemin eder onların üstüne söylediğini yapacağını.
En sonunda kendi kendini bir araya toparladığı zaman
kız herşeyi anlatır büyük detayla. Kırlardaki çadırı,
aslanın öldürülüşünü,
kaptanın çadıra geri dönüşünü erkeklik organıyla
hâla bir gergedanın boynuzu kadar sert.

Ve karşılaştırır onu Halifenin kendi erkeklik organıyla
aşağı sarkan bir fare-fısıltısı yüzünden.
Saklı şeyler herzaman aydınlığa çıkarlar.
Kötü tohum ekme. Emin ol, geleceklerdir yukarıya.
Yağmur ve güneş ısısı onları havaya doğru yükseltir.
Yapraklar döküldükten sonra bahar gelir,
yeterince delil olan doğru olduğuna yeniden hayata gelmenin.
Sırlar Baharda açığa çıkarlar, toprak-dudaklardan dışarıya yaprağa
Endişeler şarap-başağrılarına dönerler.
Fakat şarap nereden geldi? Düşün.

Tomurcuklardan bir dal tohuma benzemez.
Bir adam beli andırmaz. İsa Cebrail'in
nefesinden geldi, fakat şekli ona benzemez.
Üzüm şarapa benzemez.
Sevginin hareketleri tohumlarıdır tamamiyle
değişik bir şeyin, bir yaşayan-yerin.
Hiç bir başlangıç gittiği yer gibi değildir.
Acımız nereden gelmiştir bilemeyiz.
Bilmiyoruz bütün yaptıklarımızı.
Belki de böylesi daha iyidir.
Buna rağmen acı çekeriz onun için.

Halife tekrar açıklığa kavuşur. "Kibiriyle
benim gücümün ben bu kadını başkasından aldım,
hiç şüphesiz, bu yüzden, birisi gelip vurdu kapıma.
Kim zina yaptıysa o bir pezevenktir
kendi karısı için.

Eğer incitirsen birini, çekersin
aynı incinmeyi kendine doğru. Benim hainliğim
dostumu bana hain hale getirdi. Bu tekrarlama
durmalı bir yerde. İşte, merhametle yapılan bir iş.

Seni komutana geri yollayacağım,
karılarımdan birisi seni kıskandı diyerekten,
Ve komutan yeterince cesur olduğundan
seni Musul'dan geri getirdiği için
evlenecektir o seninle."

Bu erkeklik gücüdür bir peygamberin.
Halife cinsel bakımdan iktidarsızdı,
Fakat son derece güçlüydü onun erkekliği.

Gerçek erkekliğin özü tamamiyle bırakmak yeteneğidir
şehvet uyandıran alışkanlıkları. Komutanın
cinsellik içgüdüsünün şiddeti daha azdır bir kabuktan bile
Halifenin soyluluğuyla karşılaştırıldığında sona erdiren
şehvet eken ve gizlilik ve kincilik biçen çevrimi.


Rumi
[/h5]




Çeviren: Vehbi Taşar

The Essential Rumî, Coleman Barks, Chapter 6, Controlling the Desire-Body, pp 55-61 [/size=1]

Tiversonus

Kasyopya Celseleri ve Pleiades Öğretilerinde geçen konular ile en az 7 adet 'ilgili benzeşimli konu' var, ne kadar ilginç değil mi, sevgili Mevlana'nın bu şiirinde!

örnek: "Ne zaman iki kişi böyle bağlansa, bir başkası daha gelir
görünmeyen dünyadan."

örnek: "Eğer incitirsen birini, çekersin aynı incinmeyi kendine doğru." , resmen çekim/benzeşim kanunu bu veya ben böyle görüyorum.