Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

'Çıplak' (SEMRA TOPAL)

Başlatan Tiversonus, 25 Ocak 2010, 19:57:18

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

SEMRA TOPAL Adem'le Havva'nın cennetten kovuluşuyla başlayan, kadınların giderek seyirlik nesneler hale getirildiği bir süreç içinde 'çıplak' kavramını inceliyor. En son Mukaddes Cildin Parçalanışı romanıyla karşımıza çıkan Semra Topal, 'Kelimeler' köşemizde bu ay çıplak olmanın tarihine bakıyor.


Adem'le Havva'nın başına cennetten kovulma kazası gelmeseydi, herhalde kimse çıplaklık kavramıyla tanışmış olmayacaktı. Tekvin'de anlatıldığına göre, onlar yasak meyveyi yer yemez gözleri açıldı ve çıplaklıklarından ötürü utanç duydular, başlarına gelen şey yüzünden korkuya kapılarak Tanrı'dan saklandılar. O esnada iki çıplak, cinsel organlarını incir yapraklarıyla kapatmayı akıl edebilmişti ancak. Bilindiği gibi bu eylemleri yüzünden Aden Bahçesi'nden kovuldular; bundan sonra Tanrı Adem'i yeryüzünde hiç bitmeyecek bir ekmek kavgasının içine bırakırken, erkeği kandırdığı için daha fazla öfke duyduğu kadını tam anlamıyla erkeğe tabi kıldı. Sonuçta, kadınla erkek Aden Bahçesi'nden 'sepetlendiklerinde' artık çıplak değillerdi, üstlerinde Tanrı'nın onlara giydirdiği deri kaftanlar vardı.



CENNETTEN KOVULMA ÖYKÜSÜ


Bu hikâye hiç de basit değildir ve sonuç olarak kültürel söylemin çıplaklığı da içine alan kurucu öyküsüdür. Tanrı'nın yasakladığı meyveyi yedikten sonra Adem'le Havva ilk defa birbirlerini gerçek anlamda gördüler, o saate kadar çıplak olduklarının farkında değillerdi. Bu demek oluyor ki, çıplaklık tek başına görmeyle ilgili olup, bakanın zihninde oluşan bir durumdur. Bu yeni durum, tamamen görmenin yarattığı bilinçtir, ama ne var ki, kadın arzusunun hilafına gerçekleşmiştir. Gerçeği söylemek gerekirse, uygarlığımız tek bir görme biçimi üretebilmiştir, o da erkeğin arzusunun yarattığı eril bakıştır. Cennetten kovulma hikâyesine geri dönecek olursak... Yeryüzüne yaşam mücadelesi vermek üzere yollanan erkek, açıkça Tanrı'nın temsilcisidir (unutmayalım ki, bu öyküde kadın erkeğin mülkiyetine verilmiştir), bu durumda kadının hayatı, kendini erkeğe beğendirmekle geçecektir. Kadının başına sarılan beğenilme duygusu zararsız bir şey değil, tam bir beladır. Kadınlara hem kendi hem de başkalarının gözünde varolabilmeleri için beğenilmeleri gerektiği öğretilmiştir. Erkeklerin böyle bir derdi yoktur; onlar doğrudan, kendinde bir bilinçle varolabilirken, kadınlar yapmacık varoluş biçimine sıkıştırılmışlardır. Bu o kadar böyledir ki, Batı Avrupa resim sanatının hayranlık duyulan çıplak kadın resimlerinden pornoya, video kliplerine, hatta eli yüzü düzgün sinemadan fotoğrafa kadar, eril bakışın ürettiği ebedi bir kadın formu vardır. Bu form tabii ki incelenmeye değer. Kadınla erkeğin varoluş statülerinin kesinlikle aynı olmadığını, bizlere erotik imaj olarak sunulan çıplak görüntüleri kadar iyi anlatan hiçbir şey yoktur. Çıplaklığın asil örneklerini temsil eden yağlı boya resim sanatında, çıplak kadınlar her yönden ilginçtir; her dönem iyi ya da kötü araştırmacıların ilgisine mazhar olmuşlardır. Bu yüzden, sanat tarihi gerek çıplak modeller, gerekse bunları yapan ressamlar hakkında yığınla kişisel ayrıntıyla doludur. Çıplaklık deyince, bir yığın özel bilginin ve dedikodunun dolaşıma girmesi hiç kimseyi şaşırtmaz. Diyebiliriz ki, çıplaklık her zaman maksadını aşar ve spekülasyon alanı yaratır. Kendilerini çıplaklık ve ten gibi konularda yazmaya hasredenler, çoğu zaman bu tuzağın kocaman çekici ağzıyla emilip, sonsuz bir gevezeliğin içinde kaybolurlar. Adem'le Havva'nın hikâyesinde Tanrı kadını erkeğin himayesine bırakmıştı, çıplaklığın özgün bir şekilde işlendiği görsel sanatlarda, Tanrı'nın bu tutumu, kadının sadece erkeğin arzu nesnesi olarak gösterilmesiyle devam eder.



ÇIPLAKLIĞI GÖRME BİÇİMLERİ


Bu fallus merkezli söylemin çıplaklarının (onların kadın olmasını tartışmıyoruz bile) erkek arzularının ve saplantılarının dışında oluşması mümkün değildir. Çıplağı seyredenin erkek olacağı tasavvur edilmiştir, yani çıplağa bakan kişi, ideal erkek seyircidir her zaman. Dolayısıyla, gördüğümüz çıplaklarda tek bir kadın vardır, o da tabiatıyla eril arzuya göre konumlanmıştır ve 'düzülmeyi bekler'. Bundan başka bir işlevi yoktur. En şeytani çıplaklar, 'femme fatale' denilen korkutucu dişiler de erkek şehvetinin bir parçasıdır. Ne yazık ki, onların hepsi de, arzu oyununun erkek tarafından kurulduğunu söyler. İşte çıplaklık söz konusu olduğunda yinelenen tek şey, bu sıkıcı hatırlatmadır. John Berger Görme Biçimleri'nde (aynı zamanda BBC için yaptığı bir projedir) Ingres'in ünlü çıplağı Büyük Odalık'la sıradan bir porno dergisinden alınmış bir modeli karşılaştırır. Aralarındaki müthiş benzerliği kuran, yüz ifadeleridir. İkisi de kendilerini seyreden, hiç tanımadıkları bir erkeğe onun 'malıymış' gibi bakarlar. Tam anlamıyla erkeğin istediği bir dişiliktir bu. Kadın cinselliğiyle hiçbir alakası olmayan boş bir dişilik. Şüphesiz görsel haz uyandıran çıplaklarda bize gösterilen tek şey, kadın cinselliğinin erkek öznelliği tarafından pasifize edilmiş halidir. Esasen gerçek hayatta da durmadan yinelenen budur; yani pasif kadın cinselliği...