HATALI ALANLARINIZ (Wayne W Dyer)

Başlatan sirera, 05 Şubat 2011, 22:05:37

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sirera

HATALI ALANLARINIZ
(Wayne W Dyer'ın aynı adlı kitabının özeti)

1- KONTROLÜ ELE ALMAK

Zekanın gerçek ölçüsü, her günün her anını etkili ve mutlu yaşayabilmektir. Resmi eğitim ve ezberciliği kişisel doyuma ulaşmanın ölçüsü olarak gören inançlara rağmen, yaşamın her anını dolu dolu yaşayan bir insan zeki insandır.

Zeki insan sinir krizi geçirmez çünkü kendisine hakimdir. Depresyon yerine mutluluğu nasıl seçeceğini bilir çünkü yaşamında ortaya çıkan sorunlarla başa çıkmayı öğrenmiştir. Zekâsını, sorun çözülse de çözülmese de, kendisini mutlu tutabilme yeteneğiyle ölçer. Çeşitli koşullarda nasıl hissetmeyi tercih ettiğinize bakarak zekanızı gerçek anlamda ölçebilirsiniz. Sorunları insan olmanın bir parçası olarak algılayan ve mutluluğu sorunlarla ters orantılı görmeyenler, bilinen en zeki insanlardır.

Yaşamınızın her anında ne hissetmeyi tercih ederseniz onu hissetme yeteneğinize güvenlisiniz. "Sevindirici birşeyler olsun ki sevineyim" yanlış bir düşüncedir. Duygular kendiliğinden olan şeyler değil, seçtiğiniz tepkilerdir. Dolayısıyla hissetmek istediğiniz duyguyu seçebilirsiniz.

Düşüncelerimi kontrol edebilirim.          Ana önerme
Duygularım düşüncelerimin sonucudur.       Tali önerme
O halde duygularımı kontrol edebilirim.       Sonuç

Ana önermeyi reddetmeniz mümkün mü? Düşüncelerinizi siz kontrol etmiyorsanız kim kontrol ediyor? Eşiniz mi, amiriniz mi, anne babanız mı? Düşünceleriniz size aittir ve onları sonuna kadar koruma,  değiştirme yada paylaşma hakkına sadece siz sahipsiniz.

Tali önermenin reddedilmesi de mümkün değildir çünkü duygular düşüncelere gösterilen fiziksel tepkilerdir. Herhangi bir duygunun oluşabilmesi için beyinden mutlaka bir sinyal alınması gerekir. O halde ana ve tali önermeler ve dolayısıyla sonuçta doğrudur.

O halde duyguları kontrol etmenin yolu düşünceler üzerinde çalışmaktır. Söz gelimi mutsuz olmanızın nedeni dışınızdaki olaylar ya da insanlar değil, onlar hakkındaki düşüncelerinizdir. Bir başkasının ölümü sizi üzmez ancak bunu öğrenirseniz üzülürsünüz. O halde üzücü olan ölüm değil, ölüm karşısında kendinize ne söylediğinizdir. Dolayısıyla kendinize "neden üzülmeyi seçiyorum, üzülmek bana bir yarar sağlar mı?" sorusunu sorun.

Duygularınızdan sorumlu olmadığınıza inanarak yetiştirildiğiniz için, olumsuz durumda aşağıdaki türden öğretilmiş ve klişeleşmiş ifade tarzı size doğal gelir.  

•   Beni incitiyorsun.
•   Yükseklik beni korkutur.
•   Beni herkesin içinde aptal yerine koydun.

Oysa ikinci bir düşünme tarzının klişeleşmesi kişinin elindedir:
•   Senin bana karşı olan davranışın nedeniyle oluşturduğum düşüncelerle kendimi incittim.
•   Yüksek yerlerde kendimi korkuturum.
•   Hakkımdaki fikirlerini kendi fikirlerimden daha ciddiye aldım ve diğer insanların da aynı şeyi yapacağına inandım. Bu nedenle kendimi aptal gibi hissettim.
Mutsuz, moralsiz ya da incinmiş olmanın size ne yararı var? Mutluluk insan olmanın doğal bir durumudur. Mutlu olmak kolay, mutsuz olmak zordur. Doğduğunuz andan bu yana mevcut alışkanlıklarınızı öğrenmek üzere şartlandığınız için otomatik olarak üzülür, kırılır, incinirsiniz.

İnsanların tümör, eklem romatizması, grip, kalp rahatsızlıkları, kaza ve kanser de dahil olmak üzere bir çok hastalığı "tercih" ettiklerine ilişkin bulgular vardır. Zor koşullarla karşılaşan insanların hastalanmaları ya da hasta olmamanın imkansız olduğu durumlarda normal olup, olağanüstü koşullara geçildiğinde birdenbire hasta olmaları çok görülen bir durumdur.

Aklınızın kontrolünü elinize almak ve sonra tercih ettiğiniz yönde hissetmek ve davranmak ancak sizin yapabileceğiniz şeylerdir.

Paralize Olmak, düşünme yeteneğini bir süre için yitirmek, küçük kararsızlık ve çekimserlik veya tam bir hareketsizliğin ortaya çıkmasıdır. Öfkeden konuşamamak, (öfke ve kıskançlıktan) kan basıncının artması, ya da ülser vb... paralize olmak belirtileridir. Paralize olmayla savaşmanın en etkin yolu, bu günde yaşamayı öğrenmektir. Her şey "şimdi"dir, gelecek de geldiği zaman yaşanacak "şimdi"dir. Gelecek gelmeden onu yaşayamazsınız. Bu nedenle, gelecek için bugününü feda etmek asla mutlu olunamamasına neden olur. "Şimdi"yi sanki başka bir anınız yokmuş gibi sıkıca kavrayın; unutmayın "şimdi"yi elinizden kaçıran en yaygın ve tehlikeli taktikler "umut etmek", "dilemek" ve "pişman olmak"tır. Bugünden kaçınmak geleceğin idealize edilmesidir. O gün geldiğinde genellikle hayal kırıklığına uğranılır. Geçmişe bakıldığında çok az şey için pişman olduğunuzu görürsünüz. Size acı çektiren yapamadıklarınızdır. Şunu hiç unutmayın, kaybedilen an bir daha asla geri gelmez. Doğru zaman, yaşama şansınız olan her andır.

Yaşamınızda iki tür gereksinimle mutlu olursunuz. Kusurluluk ya da yetersizlik motivasyonuna daha sık rastlanır. Sağlıklı olanı ise gelişme motivasyonu olarak adlandırılır.

İnsanlar kendi durumlarının sorumlusu olarak hep koşulların suçlar. Halbuki mutlu olan insanlar ayağa kalkıp istedikleri koşulları arayan, bulamazsa yaratan insanlardır. Gelişme motivasyonu kendinizi geliştirme isteği değil aksine yaşam enerjinizi daha mutluluklar için kullanmaktır. Motive edici unsur olarak gelişmeyi seçmenin sonucu, yaşamınızın her anında kişisel egemenliktir.

2- İLK AŞK

Başkalarına sevginizi vermek, kendinizi ne kadar sevdiğinizle doğru orantılıdır. Sevgi, onların sizi tatmin edip etmediğine aldırmadan başkalarının kendi istedikleri gibi olmalarına izin verme yeteneği ve isteğidir. Bunu ancak kendinizi severek gerçekleştirebilirsiniz.
Kendinize güveniyorsanız, ne başkalarının sizin gibi olmasını ister ne de buna ihtiyaç duyarsınız. Kendinizi değersiz olarak nitelendirirseniz sevginizi başkasına vermek imkansız hale gelir. Kendisini sevilmeye değer bir insan olduğu düşüncesini taşıyan insan, "seni seviyorum demekte zorlanmaz. Bir karşılık alıp almaması önemli değildir çünkü bunu kendi değeri ile ilişkilendirmez. Kendinizden nefret etmeniz sadece paralize olup manevi zarar görmenize yol açar.

Kendi hakkınızdaki duygular fiziksel, entelektüel, sosyal ve duygusal olarak dörde ayrılır. Bunların tümünde siz, yani kabullendiğiniz ya da reddettiğiniz kişi bulunur. Belirli bir andaki tavrınızı beğenmeyebilirsiniz ama bunun değerinizle bir ilgisi yoktur.

Size dair her şey fiziksel sizle başlar. Vücudunuzu seviyor musunuz; vücudunu sevmemek, kendini bir insan olarak kabul etmediğiniz anlamına gelir. Hoşlanmadığınız fiziksel özellikleriniz varsa, ilk hedefiniz onları değiştirmek olsun. Saç modelini değiştirmek, kilo vermek vb... Değiştiremeyeceğiniz yönlerinize ise değişik bir gözle bakmayı deneyin.
Fiziksel sizi sevmeye karar verin. Böylece toplumun güzellik tanımının üzerine çıkar, başkalarının görüş ve karşılaştırmalarını reddetmiş olursunuz. Herhangi bir kozmetik ürününü kullanmaya karar verdiğinizde bunu kötü bir yanınızı gizlemek için değil bir değişiklik yapmak ya da kişisel doyumunuz için yapın.

Kendinizi ne kadar mutlu hissederseniz o kadar zeki olursunuz. Kendi kişisel standartlarınızı kendinize uygulayarak zeki olmayı seçin. Yetenek, öğrenilebilir bir görevde mükemmele ulaşabilmek için kişinin gereksinim duyduğu zaman dilimidir, doğuştan gelmez sadece bir zaman sorunudur. Bu inanca dayanak da standart yetenek testlerinin sonucudur. Bir sınıfın en iyilerinin ettiği skor, bir üst sınıfın tüm öğrencileri tarafından elde edilmektedir.

Tercih ettiğiniz kadar sosyalsiniz. Sosyal tavırlarınızdan hoşlanmıyorsanız tavrınızı değiştirmeye uğraştırın ve bu durumu kendi değerlerinizle karıştırmayın. Tüm yetenekler, kendi tercihlerinizin sonucudur.

Kendinizi sevmenin çeşitli görünümleri vardır ama siz muhtemelen kendinizi aşağılayıcı tavırlardan bazılarına sahipsiniz.

•   Size yapılan iltifatları reddetmek,
•   Güzel görünümünüze mazeret bulmak,
•   Başkalarının ağzıyla konuşmak; "kocam diyor ki" vb...
•   Fikirlerinizi başkalarına onaylatmak; "öyle değil mi?" vb...
•   Layık olmadığınızı düşünerek sahip olmayı istediğiniz şeylere ilgi göstermemek,
•   Boşa para harcadığınızı düşünerek hoşunuza giden şeylerden kaçınmak.

Bu davranışları her gösterdiğinizde, başkalarını suçlayıcı davranışlarda bulunarak yaşamınızda bir sevgi yaratma şansınızı azaltırsınız, bu sevgi ister kendinize ister başkalarına duyulsun.

Öz sevgi, kendinizi değerli bir insan olarak kabul etmek, kabullenmek ve şikayet etmemektir. Kabullenmek ise elinizden hiçbir şey gelmeyen konularda şikâyetçi olmamaktır.

Şikayet etmenin en az sevildiği iki durum vardır.

•   Birisine yorgun olduğunuzu söylemeniz,
•   Birisine kendinizi iyi hissetmediğinizi söylemeniz.

Bunlar, şikayet ettiğiniz kişileri kötüye kullanmaktır çünkü bu şikayetler ne yorgunluğunuzu gidermeyi ne de kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Kendinizden şikayet etmek yararsızdır, etkili yaşamınızı engeller ve sevgi alıp verme çabalarınızda paralize olmanıza neden olur. Kendinizi gerçekten seviyorsanız, ellerinden hiçbir şey gelmeyecek insanlara dert yanmak savunulamayacak bir saçmalık olur.

Öz sevgi kesinlikle megolomani veya böbürlenme değildir. Öz sevgi kendini sevmek, başkalarının sevgisine gerek duymamaktır. Kendinizi olduğunuz gibi kabullenmeniz yeterlidir.

Etkili bir insan olmayı öğrenmenin temeli, kendinizi aşağılayan tavırlar göstermenizin nedenini anlamaktır. Size ne kadar önemsiz görünse de, kendinizi suçlayıcı tavırlar seçmenizin nedenini bulmalısınız. Kendinizi sevmeyi tercih etmez ve başkalarına kıyasla kendinizi önemsiz görürseniz, şunları yaparsınız:

•   Yaşamınızda neden sevgi olmadığına dair hazır bir mazeretiniz olur, sevilmeye değmediğinizi düşünürsünüz. Reddedilme ya da beğenilme riskine karşı diğer insanlarla sevgi ilişkileri kurmaktan kaçınabilirsiniz.
•   Olduğunuz gibi kalmanın daha kolay olduğunu keşfedersiniz. Böylece gelişmeye yönelik çabalar saçma olacaktır.
•   Kendi dertleriniz için suçlayacak uygun günah keçileri sahip olursunuz.
•   Kendinize acımak kaçış yolunuz olur.
•   İyi bir çocuk olma noktasına kadar gerileyebilir, çocukluğunuzun unutulmuş tepkilerini tekrarlayabilirsiniz. Böylece sizden üstün gördüğünüz "büyük" insanları memnun edersiniz. Geri çekilmek risk almaktan daha güvenlidir.
•   Başkalarını kendinizden daha önemli yaparak, onlara dayanma tavrını tekrar geliştirebilirsiniz.

Tüm bunlar kişinin kendisini küçük görücü sonuçlar doğuran savunma mekanizmalarıdır. Kendinizi salıvermek, ayağa kalkmaya çalışmaktan daha kolay ve risksizdir ama unutmayın ki, yaşamın tek göstergesi gelişimdir.

Öz sevgiye yönelik çabalar akılla başlar. Düşüncelerinizi kontrol etmeyi öğrenebilirsiniz. Bunun için kendinizi kınayıcı tavırlar gösterdiğiniz zamanlarda uyanık olmayı bilmelisiniz. Kendinizi, "o kadar zeki değilim, bunun nedeni şanslı olmam" derken yakalarsanız, "kendimi kötüleyen bir davranışta bulundum ama bunun farkındayım ve bir dahaki sefere yaşamım boyunca söylediğim bu sözleri söylemekten kaçınacağım" demelisiniz. Yapmamanız gereken bu hatayı "şanslı olduğumu söyledim ama bunun şansla bir ilgisi yok çünkü başarı benim hakkım ve onu hak ediyorum" gibi bir ifadeyle düzeltmektir.

Kendi değerinize dayanan bir öz güven düşüncesi geliştirmek sürecinde yapmamanız gerekenlere örnekler:
•   Size sevgi ve kabullenmeyle yaklaşma çabaları gösteren insanlara yeni tepkiler vermeyi seçin. Bu tip tavırlardan hemen kuşkulanmak yerine "teşekkür ederim" vb... sözler söyleyin.
•   Gerçekten sevgi duyduğunuz birisine hiç çekinmeden "seni seviyorum" deyin ve ne tepki alırsanız alın, bu riski almaktan korkmadığınız için kendinizi kutlayın.
•   Kıskançlığın her türünün kendini aşağılama olduğunu fark edin ve onu yok edin. Kıskançlık, kendi değerinizi başkalarıyla kıyaslayarak belirlemedir. Unutmayın, başka kişilerin sizde kıskançlık duyguları uyandıran davranışları, kendi değerinizi ölçmek için ölçü değildir.
•   Kendinize sadece kendi başınıza yapabileceğiniz faaliyetler için vakit ayırın. Çok pahalı da olsa bir hediye alın, sevdiğiniz ürünlere karşı dirençsiz olun.
•   Vücudunuzu sevin. Cinsel yaşamınızda eşinizin zevkini kendi zevkinizden daha önemli görmeyin. Başkalarına zevk vermenin yolu kendiniz içinde zevki seçmenizden geçer çünkü buna layıksınız.
•   Herhangi bir işteki performansınızı, kendinize verdiğiniz değerle ilişkilendirmeyin. Şunu unutmayın; başarı ya da başarısızlığın değerinizle hiçbir ilgisi yoktur. Kendinize verdiğiniz değeri dışınızdaki başarıya dayandırmak, onu başka bir insanın fikriyle ölçmek kadar saçmadır.
•   Kendinizi kabul edin, şikayet etmekten kaçının.
•   Kendinizi her zaman ve her koşulda sevin.
•   Sevgiyi verin ve alın.


3- ONAYLANMAYA GEREKSİNİMİZ YOK

Onay istemek, "benim hakkındaki görüşün, kendi düşüncemden daha önemlidir" demekle eş anlamlıdır. Onay aramak bir gereksinimden çok, bir istek olduğunda zararsızdır. Takdir edilmek, övülmek güzel bir duygudur ancak bu bir istek olmaktan çıkıp gereksinim haline dönüştüğünde hata olur.

Onay gereksinimi tek bir varsayıma dayanır: "kendine güvenme, önce başkalarının görüşleriyle değerlendir". Toplumsal değer yargılarına göre bağımsız düşünce yalnızca aykırı değil aynı zamanda toplumun belkemiğini de oluşturan geleneklerinde düşmanıdır. Değeriniz başkalarına bağlıdır ve sizi onaylamayı reddettiklerinde hiçbir şeyiniz kalmaz. Onayı kendi içinizde arama ve başkalarının takdirinden bağımsız olmaya doğru atılan her adım, onların denetiminden uzaklaşmak demektir. Sonuçta bu tip sağlıklı adımlar, bağımlılığınızı korumak için bencillik, düşüncesizlik, saygısızlık vb... olarak damgalanır.

İlk yıllarında çocuklar büyüklerinden onay almaya ihtiyaç duymazlar. Bir büyükten onay alma ihtiyacını yok etmeye yardımcı olmak için çocuğa daha ilk baştan pek çok şey için onay vermek iyi bir çözümdür ancak çocuk büyüklerinden izin almadan hiçbir şey düşünüp yapamayacağını düşünmeye başlamışsa, kendinden şüphe etmenin nevrotik tohumları oldukça erken ekilmiş demektir. Fakat bu konu iyi bir ebeveynin sevgi ve kabulünü istemek gibi sağlıklı bir duyguyla karıştırılmamalıdır.

"Çocuklar sizin aracılığınızla gelirler ama sizden gelmezler ve sizinler olmalarına rağmen size ait değildirler".

Aile, iyi niyet altında bağımlılık ve onay maskesini geliştiren bir kurumdur. Onay elbette önemlidir ama ailenin çocuğa vereceği onayın doğru, doğru tavrın ödülü olarak verilmesi yanlıştır. Onay özgürce verilmelidir.

Okulda her şey için onay istenir, her şey başkasının denetimine uygun olarak tasarlanmıştır. Kendine inanan ve kişisel egemenlik belirtileri gösteren her çocuk hemen susturulur. Öğrenci tüm öğrenim hayatı boyunca başkası için ders çalışmaya, başkalarının standartlarına uymaya, öğretmenleri ve aileyi memnun etmeye şartlanmıştır. Kendi kararlarını verme düşüncesi bile öğrenciyi dehşete düşürür. Başkalarının beklentilerini gerçekleştirmek daha kolay ve güvenli olmuştur.

Onay arayıcı semptomlar başka kaynaklardan da alınır. Din ve devlet kurumlarında da kendiniz dışındaki başka birilerini memnun etmeniz gerekir. Günah veya yasa korkusu bir silah olarak kullanılır. Tadabileceğiniz en kutsal deneyim, kılavuz olarak kendinizi görmek ve bir dış gücün onayına gereksinim duymamaktır.

Her gün onay aramanızı teşvik eden yüzlerce toplumsal mesajla bombalarınız. İşte başka birinin ya da başka bir şeyin sizden daha önemli olduğu mesajını veren bazı sözler:

•   "Sensiz yaşayamam yerine" yerine "seni sevmeyi bırakabilirim ama şu anda bunu seçmiyorum."
•   "Beni çok mutlu ediyorsun" yerine "Seninle, ilgili olarak kendime söylediklerim sayesinde kendimi çok mutlu hissediyorum".
•   "Yaşamamın ışığısın" yerine "ben yaşamımın ışığıyım ve yaşamımda sana da yer olması bu ışığı daha da güçlendiriyor" demeyi deneyin.

Herkesi mutlu etmeniz mümkün değildir. Birisi sizi onaylamadığında incinmemek veya taktir kazanmak için fikrinizi değiştirdiğinizde, sizinle aynı kanıda olmayan dolayısıyla sizi onaylamayan mutlaka birileri olacaktır. O halde hissettiğiniz, düşündüğünüz, söylediğiniz ya da yaptığınız her şey için onay alamayacağınızı bilmeniz gerekir. Olmamasını istemeseniz de onaylanmamaktan asla kaçamazsınız. Sahip olduğunuz her fikrin karşıtını savunan birileri mutlaka vardır.

Onay arayıcı eylemlerin en yaygın olanları:
•   Birisi onaylamama işaretleri gönderdiğinde, yeni bir pozisyon alarak söylediklerini değiştirmek,
•   Birileri sizi sevsin diye yağcılık yapmak,
•   Birisi sizinle aynı kanıda olmayınca endişelenmek ya da üzülmek,
•   Birisini kibirli ya da burnu büyük olarak damgalamak... Bu sadece, "bana daha fazla ilgi gösterin" demenin bir başka yoludur.
•   Söylenenlerle aynı kanıda olmasanız dahi onaylar görünmek ve sürekli kafa sallamak,
•   İstediğiniz gibi pişirilmemiş yemeği –garson sizi sevmeyecek diye- geri göndermekten çekinmek,
•   Yaşamımızdaki bir kişinin memnuniyetsizliğinden korktuğunuz için konuşmak, alışveriş yapmak vb... için ondan izin almak,
•   Her durumda davranışınız için özür dilemek,
•   İlgi toplamak amacıyla toplum dışı davranışlarda bulunmak... Fark edilmeyi istemek de onay aramak anlamına gelir.
•   Tüm randevularınıza bilinçli olarak geç gitmek... Böylece fark edilirsiniz ve bu yöntemi herkesin ilgisini toplamak için onay arayıcı bir araç olarak kullanırsınız.
•   Blöf yaparak hiçbir şey bilmediğiniz bir konuda bilginizi başkalarına göstererek onları etkilemeye çalışmak,
•   İltifat almak için yalvarmak ve alamadığında kırılmak,
•   Saygı duyduğunuz birisi belirli konuda size ters bir görüş bildirdiğinde mutsuz olmak.

Onay istemek bir gereksinim olduğunda tatsız bir alışkanlık olur ve bu da doğal olarak kendiniz salıvermeye ve duygularınızın sorumluluğunu taktirini istediğiniz kişilerin ellerine vermeye götürür.

Onay aramanın nedenlerinin çoğu nevrotiktir. Onay aramak, kişinin duygularının sorumluluğunu başkalarının ellerine vermek anlamına gelir. Oysa duygularınızdan başkaları sorumluysa, kendinizde en ufak bir değişiklik gerçekleştirmeniz imkansızdır çünkü hata sizde değil onlardandır. O halde değişmenizi de engelleyen onlardır böylece onay aramak değişimden kaçmanıza yardımcı olur. Nevrotik tavırları sürdürmek daha kolay, daha tanıdık ve daha az risklidir, onay arama gereksinimi de bu tavırlara kesinlikle dahildir.

•   Onların sorumlu olduğunu düşünüp değişmediğiniz sürece risk almanız gereksizdir.
•   Kendinize ait kötü bir imaj geliştirerek boşverciliğe ve kendinize acımayı teşvik edersiniz. Onay gereksiniminden bağımsızsanız, onay almadığınızda kendinize acımaktan kurtulursunuz.
•   Hissettiklerinizden dolayı başkalarını suçlamak, dolayısıyla yaşamınızda hoşunuza gitmeyen her şey için bir günah keçisi yaratırsınız.
•   Kendinizden daha önemli hale getirdiğiniz insanların sizi sevdiğini düşünerek kendinizi aldatırsınız böylece içiniz hoşnutsuzken dışarıya karşı rahatmışsınız gibi bir yaratırsınız.
•   Böyle davranışları alkışlayan bir topluma tam anlamıyla uyum göstererek birçok insanın takdirini kazanırsınız.
•   Yaşamda en çok onay alan insanlar asla onay aramayan, ona istek duymayan ve uzlaşmaya çalışmaya insanlardır. Onay istiyorsanız, onu istememeli, peşinden koşmaktan kaçınmalı ve herkesten onay talep etmemelisiniz.
•   Karşınızdaki insanı değerlendiren yeni tepkiler vererek onaylanmamayı deneyin. "Ben" ile başlayan cümleler kendinizi açıklamaya çalışmak, kabul edilmek amacıyla savunma pozisyonuna geçmeye ya da taviz vermeye yol açacaktır. Bu nedenle cümlelerinize "ben" ile başlamamak için savaşmak zorundasınız.
•   Birisinin sizi onaylamayarak yönetmek istediğini düşünüyorsanız bunu ona söyleyin. Biraz onay koparmak için kişiliksiz davranmak yerine yüksek sesle "genelde böyle durumlarda beni sevmen için pozisyonumu değiştirirdim ama söylediklerime gerçekten inanıyorum ve bu konuda kendi duygularını değerlendirmek zorundasın" deyin.
•   Teşekkür etmek her tür onay aramaya son verir. Birisini ikna etmek yerine "bu konuya değindiği için" teşekkür edin.
•   Onaylanmamayı bilinçli olarak seçin ve üzülmemeye çalışın. Onaylanmamaktan kaçınmak yerine onu kovalayarak bu alışkanlıkla baş edebilen tavırlara sahip olun.
•   Onaylanmamaya aldırmayın ve ikazlarla sizi yönetmeye kalkışanlara ilgi göstermeyin.
•   Başkalarının düşünce, söz ve davranışları ile kendinize verdiğiniz değer arasındaki bağlantı zincirini kırabilirsiniz. Onaylanmama ile karşılaştığınızda kendinize şunları söyleyin: "Bu onun sorunu, onun böyle davranmasını zaten bekliyordum. Benimle ilgisi yok." Bu yaklaşım, başkalarının duygularını kendi düşünceleriniz ile ilişkilendirdiğiniz zaman yaşadığınız kırılmayı yok edecektir.
•   Onaylanmadığınızda kendinize şu önemli soruyu sorun: "Benimle aynı kanıda olsalardı kendimi daha mı iyi hissederdim?" Genellikle yanıt olumsuzdur. Siz izin vermedikçe başkaları düşünceleriniz üzerinde asla etkili olamazlar. Hatta daha da ötesi, kaygı duymadan farklı görüşler dile getirdiğinizde daha çok sevgi kazanırsınız.
•   Birçok insanın sizi onaylamayacağı gerçeğini ve bunun kötü bir şey olmadığını kabul edin. Aynı şekilde, siz de size yakın birçok insanı anlayamayacaksınız, anlamak zorunda da değilsiniz. Onların farklı olması kötü değildir.
•   Düşünce ve davranışlarınızın doğru olduğuna dair başkalarıyla tartışmayı ve onları ikna etme çabasını reddedebilir ve kendinize inanmayı seçebilirsiniz.
•   Bir şey satın alırken kendinize güvenin, aldığınız ürünü başkalarına kontrol ettirmekten vazgeçin.
•   Görüşleriniz onaylatmaktan vazgeçin.
•   Onay arayıcı bir davranışta bulunduğunuzda kendinizi yüksek sesle düzeltin.
•   Söylediğiniz şey hakkında aslında üzgün olmadığınız zamanlarda bile uyguladığınız özür dileme tavrından vazgeçmeye çalışın. Özür dilemek onay aramaktır ve zaman kaybıdır. Kendinizi iyi hissetmeniz için başkalarının sizi affetmesi gerekiyorsa, duygularınızı kontrol etmelerine izin veriyorsunuz demektir.
•   Konuşurken ne kadar soru ve açıklama cümlesi kullandığınıza dikkat edin. Açıklama yapmak yerine sorular sorarak izin ve onay mı istiyorsunuz? Bu tavır, kontrolü ele alma yeteneğinize duyduğunuz güvensizliğin bir göstergesidir.

Yaptığınız şey onaya dair her şeyi silmek değil, istediğiniz taktiri alamadığınız zaman paralize olmaya karşı savaşmaktır. Onay almak güzel bir deneyimdir ama istediğiniz şey alkış almadığınız zaman acı duymamaktır. Bireysel özgürlük dolu mükemmel bir yaşam yaratmanın yolu, onaylanmadığınızda zerrece üzüntü duymamanızdır.


4- GEÇMİŞLE BAĞLARI KOPARMAK

Kişinin kendini tanımlama mekanizmaları ve etiketleri vardır. Tamamlayıcılar, kendi başlarına kötü değildirler ancak zararlı şekilde kullanılabilirler. Etiketleme eyleminin kendisi gelişim için engel teşkil edebiliri. Birey, etiketine göre yaşamak zorunda olduğunda, kendini engellemeye başlar. Kendinizi gelişme potansiyeliniz yerine etiketlerinizle tanımlarsınız, benliğinizi reddedersiniz. Kendinize yapıştırdığınız tüm etiketler geçmişinizden gelir. Benliği reddeden etiketlerin tümü şu dört nevrotik cümlenin kullanılması sonucu oluşur.

1.   Ben buyum,
2.   Hep böyle oldum,
3.   Elimden gelen bir şey yok,
4.   Bu benim doğamda var.

Bu dört cümleden her birini her kullanışınızda aslında "hep olduğum gibi olmaya devam etmek niyetindeyim" diyorsunuz. Kendinizi görme biçimi olarak bazı etiketler: utangacım, beceriksizim, savruğum, el becerim yok, tembelim, şişmanım, çabuk yoruluyorum... Bu ve benzeri etiketlerin bazılarından gerçekten memnunsanız bırakın kalsınlar ama diğerlerinin bazen size engel olduğunu düşünüyorsanız, değişiklik zamanı gelmiştir.

Etiketler nasıl oluştu?
İlk tür etiketler size diğer insanlar tarafından yapıştırılır, en yaygın olanıdır ve kaynağı çocukluğa dayanır. Diğerleri ise güç ya da rahatınızı bozacak görevlerden kaçınmak için yaptığınız tercihler sonucudur. Her koşula uyarlanabilir ve asılsız mazeretlerdir. "Böyle bir işi sıkıcı ve aptalca görüyorum ve bu nedenle yapmamayı tercih ediyorum" demek yerine bir etiket kullanmak daha kolay gelir. On tipik etiket kategorisi ve nevrotik bileşenleri:
1.   Aritmetikte, yabancı dilde, okumakta, vb... yeteneksizim.
Bu etiket, değişim için yeterli çabayı göstermemenizi garantiler. Kendinizi beceriksiz olarak damgaladığınız sürece, bu anlayışı yenmekten kaçınmak için bir nedeniniz olacaktır.
2.   Yemek pişirmek, resim yapmak, spor vb... yetenek isteyen alanlarda kötüyüm.
Bu etiket, gelecekte bu işlerden hiçbirini yapmamanızı garantiler. "Hep böyle oldum, benim doğam bu" tavrı ataletinizi artırır ve daha önemlisi "bir şeyi gerçekten iyi yapamıyorsan hiç yapmamalısın" gibi saçma bir anlayışta ısrar etmenize neden olur.
3.   Utangacım, sinirliyim, acizim vb...
Bu etiketler genetik bir çağrıdır. Genellikle ebeveynler suçlanır ve böylece değişmek için çaba göstermenize gerek kalmaz. Bu tavrı, sizin için hep sorun çıkaran durumlardan kaçınmak için seçersiniz. Böyle bir etiket, başkalarının sizi kendi adınıza düşünemeyeceğine ikna çabalarının yoğun olduğu bir çocukluktan mirastır. Kendinize dair bu tanımları etiketle tanımlarsınız ve böylece kendinizi cezalandırdığınız tüm durumları kontrolünüz dışı görerek hoş görürsünüz.
4.   Sakarım, beceriksizim vb...
Çocuklukta kazanılan bu etiketler, başkaları kadar fiziksel yeteneğe sahip olmamanız nedeniyle size yöneltilebilecek alayları engellemenizi sağlar. Yeteneksizliğinizin nedeni bu etiketlere inanarak geçen bir yaşam, fiziksel aktivitelerden uzak durmak ve kendini kandırmaktır.
5.   Çirkinim, kemiklerim çok çıkık, şişmanım vb...
Bu psikolojik etiketler sizi karşı cinsle ilişkiye geçme riskinden korur ve kendinize seçtiğiniz kötü imaj ve sevgi yoksunluğunu haklı kılar. Sevgi ilişkisi kurmamak için hazır bir mazeretiniz olur. Risk almayışınızı haklı çıkarmak için aynanızı kullanırsınız. Halbuki –aynalarda bile- neyi tercih edersek onu görürüz.
6.   Düzensizim, çok titizim, bakımsızım vb...
Bu etiket, düşünme yerine yönetmeyi geçirir. Başkalarını yönetmek ve işlerin belirli bir tarzda yapılması gerektiği anlayışını haklı çıkarmak için uygundurlar. "bu işi hep böyle yaptım" ve dolayısıyla "hep böyle yapacağım" dır.
7.   Unutkanım, sorumsuzum, ciddiyim, dikkatsizim vb...
Özellikle etkisiz bir davranışta bulunduğunuzda kendinizi korumak için uygu etiketlerdir. Sizi hafızanızı yada dikkatinizi geliştirmek için çaba göstermekten alıkoyar ve küçük bir "ben buyum" ile kendinizi haklı çıkarırsınız. Unutmaya ve kendinizi haklı çıkarmaya devam edin, her zaman unutkan olacaksınız.
8.   Zenciyim, Türküm, İtalyanım vb...
Etnik etiketlerdir. Aleyhinize işleyen ama baş etmeyi zor bulduğunuz davranışları açıklamak için nedeniniz bittiğinde devreye girerler. Alt kültürünüzle ilişkili katı tavırlar gösterdiğiniz zamanlarda kendinizi haklı çıkarmak için etnik etiketlerinizi ortaya çıkarırsınız. Kavgacı Akdeniz ırkı, pis Arap vb...
9.   Sertim, dayatmacıyım, otoriterim vb...
Öz disiplininizi geliştirmek yerine düşmanca tavırlara izin veren bir etikettir. Tavrınızı, "elimden bir şey gelmiyor, ben buyum" diyerek haklı çıkarırsınız.
10.   Yaşlıyım, yorgunum vb...
Bu etiketleri kullanarak riskli ve tehdit edici eylemlere girmemek için yaşınızı gerekçe gösterebilirsiniz. Yaş etiketinin ana teması, yaşamın bu alanında işinizin bittiği, yaşlandığınız için de gelişmeyi ve yeni şeyleri yaşamayı durdurmanız gerektiğidir.

Etiketleri öne sürerek geçmişte tutunmanın bedeli, tek bir kelimeyle sakınmaktır. Belirli bir eylemde bulunmak ya da bir kişilik sorununuzla uğraşmak isterseniz, kendinizi her zaman bir etiketle haklı çıkarabilirsiniz ama etiketler bir süre kullanıldıktan sonra onlara kendiniz de inanmaya başlarsınız. Etiketler sizi değişme çabasının risk ve zorluklarından korur ve onları doğuran davranışın devamını sağlar. Yani kısır döngü: Utangacım – Şu kızlara bak – Onlarla tanışmayalım – Yapamam – Neden – Çünkü utangacım.

Halbuki, bugününe ve tercih yapabilme yeteneğine inansaydı söylediği söz "utangacım" yerine "şimdiye dek utangaç davrandım" olacaktım. İnsan doğası diye bir şey yoktur. Siz tercihlerinizin toplamısınız ve sevdiğiniz her etiket "bunu tercih ettim" şekliyle yeniden yazılabilir.

Geçmişinizden kopmayıp etiketlerinize sarılmanın ilk bedeli değişimden kaçmaktır. Kendinizi anlatmak, değişmekten kesinlikle daha kolaydır. Belki de bu etiketlerinizin sorumluluğunu çocukluğunuzun önemli kişilerine yüklüyorsunuzdur. Şu andaki etiketleriniz için onları sorumlu kılarak bugünkü yaşamımızın denetimini onlara veriyor, onları kendinizden daha değerli kılıyor ve nihayet etkisiz konumunuzu sürdürmek için aptalca bir mazeret yaratmış oluyorsunuz. Geçmişi geride bırakmak risk almayı gerektirir. Kendinize dair tanımlar günlük yaşamınızda çoğu zaman bir destek sistemi işlevi görürler. Etiketlerinizi yok etmek için mümkün olduğunca kendinizi tanımlamaktan vazgeçin ve şu dört nevrotik cümleye dikkat edin ve onları kullandığınızda kendinizi yüksek sesle düzeltin.
             
           Ben buyum – Ben buydum.
           Elimden gelen bir şey yok – Çalışırsam değişebilirim.
           Hep böyle oldum – Değişiyorum.
           Benim doğam bu – Bunun doğam olduğuna inanırdım.

Her gün belirli bir etiketi kullanmamaya çalışın. O günü etiketinizin tersi özellik göstermeye özellikle gayret sarf edin.


5- YARARSIZ DUYGULAR: SUÇLULUK-ENDİŞE

Geçmiş için suçluluk duymak, yaşam boyunca duyulacak en boş duygudur. Suçluluk duygusu, anınızı geçmiş bir davranışın sonucu, paralize olarak geçirmenize yol açan mekanizmadır. Endişe de, genellikle kontrol edemediğiniz şeylerle ilgilidir. Tepkilerden biri geçmişe diğeri geleceğe yöneliktir, her ikisi de sizi üzer ve gününüzü paralize olarak geçirmenize yol açar. ""İnsanları çılgına çeviren bugünün deneyimi değil, dün olan bir şey için pişmanlık duymak ve yarının getireceklerinden korkmaktır."

Suçluluk duyduğunuzda geçmiş bir olaya odaklanır, yaptığınız ya da söylediğiniz bir şey hakkında üzülür, öfkelenir ve bugününüzü geçmiş tavrınızı düşünerek tüketirsiniz. Konu endişe olduğunda da değerli zamanınızı gelecek bir olaya takılarak harcarsınız,  şimdiyi boşa tüketirsiniz.

Suçluluk hatalı alan davranışlarının en yararsızıdır ve duygusal enerjinizin boşa harcanmasına yol açar çünkü tanımına göre, zaten olup bitmiş bir olay hakkında bugününüzde paralize oluyorsunuz ve ne kadar suçluluk duyulursa duyulsun, geçmiş değiştirilemez. Suçluluk yalnız geçmişle ilgili bir kaygı değildir, geçmiş bir olayla ilgili olarak bu günümüzün de paralize olması demektir. Suçluluğu, önceden belirli bir tarzda davranmanız sonucu bu gününüzde hareket etmeniz engellenirse duyarsınız. Hatalarınızdan ders almak sağlıklıdır ve gelişmenin önemli bir parçasını oluşturur.

Suçluluk iki yolla oluşur:

•   Artık suçluluk: Çocukluk anılarından kalanlarla birlikte taşınan duygusal tepkidir. Olgunlaşma döneminden sonra kenarda kalmış çocukça bir tepki olarak varlığını sürdürür. "Bunu bir daha yaparsan baban seni sevmez", "kendinden utanmalısın" vb...
•   İnsanın kendisine kabul ettirdiği suçluluk: Çok daha sorunlu bir alandır. Birey belirli bir süre önce yaptığı, çocukluğuyla bir ilgisi bulunmayan şeyler nedeniyle paralize olur. Bu suçluluk, bir olgunluk kuralı ya da moral bir değer çiğnendiğinde etkili olur. Bu türe örnekler kişinin azarlanması ve bu nedenle kendinden nefret etmesi ya da hırsızlık, dinsel görevlerin yerine getirilmemesi veya kötü şeyler söylemiş olmaktan dolayı bugün duygusal bir bitkinlik hissetmesidir.

Böylece, suçluluk duygusuna ya artık var olmayan bir otoriteyi memnun etmek için ulaşmaya çalıştığınız toplum standartlarına bir tepki olarak ya da sevmediğiniz ama bir nedenle uymaya çalışıp kendinize aşıladığınız standartlara uyma çabasının bir sonucu olarak bakabiliriz. Her iki durumda da tavır aptalca, daha da önemlisi yararsızdır.

Suçluluk duyduğunuz konulardaki tavrınızı değiştirmeye başlayabilirsiniz. Kendinizi, değerler sisteminize uygun olan ve başkalarına zarar vermeyen her şeyi yapma yeteneğine sahip, yaptıklarını suçluluk duymadan yapan biri olarak görmelisiniz. Herhangi bir şeyi yapıp daha sonra yaptığınız işten ya da kendinizden hoşlanmıyorsanız, bu tavrı ilerde yeneceğinize söz vermelisiniz. Oluşturduğunuz bir suçluluk cümlesini söylemek, aşmanız gereken nevrotik bir tavırdır. Suçluluk, çocuğun hareketlerini ebeveynlerinin yönetmesi için etkili bir yöntemdir. "Sırf sen varsın diye babanla evliliği devam ettirdim", "sırf seni doğurabilmek için 18 saat acı çektim", "bizi utandırdın" taktiği de etkilidir. Bu, "komşular ne der?" biçiminde de kullanılır. Olgunluğa ulaşmak, suçluluk kullanılarak yapılan ailevi yönetime son vermez.

Bir sevgiliyi yönetmenin yollarından biri, "beni sevseydin" diye başlayan suçluluk cümlesidir. Aşk ve sevgi doğru tavra bağlı değildir. Bu nedenle, karşınızdaki insan sizin standartlarınıza uymadığında onu hizaya getirmek için suçluluk kullanılır. Kinci, incinmiş bakışlar, uzun sessizlikler, suçluluk duygusu oluşturmak için sonuç veren yöntemlerdir. Kişi belirli bir olayı yıllar sonra hatırlatır ve sevgilisinin bugününü yönlendirebilir.

Çocuklar da ebeveynlerini yönetmek için suçluluğu kullanabilir. Çocuk mutsuz olduğunda anne babasının buna dayanamayacağını ve suçluluk duyacaklarını fark ettiğinde, bunu anne babayı yönetmek için kullanacaktı. Elbette ki çocuklar suçluluk üreten bu tavrı büyüklerinden öğrenir. Çocuklar istediklerinde almak amacıyla size sürekli yaptığınız ve yapmadığınız şeyleri hatırlatıyorlarsa, suçluluk oyununu öğrenmişlerdir demektir. Öğrendikleri kişi de sizsiniz. Okul, din ve devlet kurumları, hapishaneler suçluluk üreterek davranışları yönlendirmek amacıyla sık sık kullanılır. Okulda hayal kırıklığına uğrayan öğretmendir, dinde tanrı. "Senin gibi akıllı bir çocuk sınavda başarılı olamaz?", "tanrıyı sevmiş olsaydın böyle davranmazdın"...

Bahşiş vermek güzel hizmeti değil, hizmet eden insanın suçluluğunu yansıtır hale gelmiştir. Bariz bir avuç açma, imalı yorumlar ve utandırma amaçlı bakışlar, suçluluk üretmeye ve sonuçta da bahşiş almaya yöneliktir. Sokağa çöp atmak, sigara içmek ve diğer kabul edilemez davranışlar, hakkında suçluluk duymanızın sağlanabileceği tavırlar olabilir. Bir yabancının sert bakışı karşısında böyle kaba davrandığınız için suçluluk duymak yerine neden biraz daha sosyal davranmayı tercih etmiyorsunuz?

Cinsel fanteziler de etkili suçluluk üreticileridir. Çoğu insan porno film, oral seks vb... konularda suçluluk duyar.

Geçmişte yaptığınız ya da yapmadığınız şeyler yüzünden suçluluk duyarak gününüzü boşa harcamanızın temel nedenleri:
•   Gününüzü olup bitmiş bir şey hakkında suçluluk duyarak geçirerek "şimdi"nizi etkili ve üretken bir tarzda kullanmak zorunda kalmazsınız.
•   Sorumluluğu geçmişe dayandırarak, hem değişim gibi güç bir işten hem de değişimin getireceği riskten kaçınırsınız. Geçmişe dair suçluluk duyarak kendinizi paralize etmek, gelişmek gibi tehlikeli yolu seçmekten daha kolaydır.
•   Yeterince suçluluk duyarsanız sonunda kötü davranışınızın affedileceğine inanırsınız. Suç ne kadar büyükse, özür dilemek için gerekli pişmanlık süresi de o kadar uzar.
•   Suçluluk, çocukluğun güvenli ortamına dönmek anlamına gelebilir. Böylece başkaları sizin adınıza karar verir, size bakar ve siz yaşamınızın denetimini elinize almaktan kurtulursunuz.
•   Suçluluk, davranışınızın sorumluluğunu başkalarına yüklemek için yararlı bir araçtır. Size suçluluk hissettiren kişinin gücüne sığınırsınız.
•   Suçluluk başkalarının merhametini kazanmak için mükemmel bir yoldur.

Suçluluğu yok etme stratejileri.
•   Geçmiş hakkında ne düşünürseniz düşünün onu asla değiştiremeyeceğinizi bilmelisiniz. Geçmiş sona erdi ve seçtiğiniz hiçbir suçluluk onu değiştiremez.
•   Kendinize, geçmişten suçluluk duyarak bugün hangi şeyden sakınıyor olduğunuzu sorun. Ya kendinizi değiştirin ya da var olanı kabullenin.
•   Tercih ettiğiniz ancak başkalarının hoşlanmadığı belirli şeyleri kabullenmeye başlayın. Böylece bazı tavırlarınıza karşı çıkıldığında, bu durumu doğal karşılarsınız. Kendinizi onaylamanız şarttır, başkalarının onayı ise güzeldir ancak gerekli değildir.
•   Suçluluk duyduğunuz anları tespit edin, bu tespitler suçluluk alanınıza ait bazı önemli ipuçları sağlayacaktır.
•   Değerler sisteminizi gözden geçirin, aralarında kabul etmek yerine kabul eder gibi gördükleriniz var mı? Bu sahte değerleri yazın ve kendi belirlediğiniz değerlere göre yaşamaya çalışın.
•   Yaptığınız tüm kötü şeylerin listesini çıkarın. Listenin büyük ya da küçük olması hiçbir şeyi değiştirmez. "Şimdi" hala aynıdır ve kötü davranışlarınızdan doğan suçluluk tamamen boştur.
•   Davranışlarınızın gerçek sonuçlarını belirleyin. Bu sonuçların sizin için zevkli ve verimli olup olmadığını anlamaya çalışın.
•   Suçluluğu kullanarak sizi kullanmaya çalışanlara, hakkınızda duydukları hayal kırıklığına aldırmadığınızı öğretin. Suçluluk mekanizmasını bir kez bozduğunuzda, üzerindeki duygusal denetim ve yönetilme olasılığınız da sonsuza dek yok olacaktır.

ENDİŞE duyulacak hiçbir şey yoktur. Yaşamınızın tümünü gelecekten endişe duyarak geçirebilirsiniz ama bu hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Unutmayın ki, endişe gelecekte olacak ya da olmayacak şeyler sonucu bugününüzde paralize olmak olarak tanımlanır.

Toplumumuz suçluluğu teşvik ettiği gibi endişeyi de körükler. Her şey endişenin "ilgi duymak" anlamında kullanılması ile başlar. Birisinin geleceğine ilgi duyuyorsanız, onun geleceğinden endişelisiniz demektir. Endişelerinizin çoğu savaş, hastalık, ekonomi gibi denetleyemeyeceğiniz şeylere dairdir ve yok etmek için ardındaki nedeni anlamak gerekir.

Endişeyi seçmenin psikolojik ödülleri:
•   Endişe bugünün eylemidir. Yaşamınızı, gelecekteki bir andan ötürü paralize olarak harcadığınızda, "şimdi"den ve "şimdi"nin tehlikelerinden kaçınmanız mümkün olur.
•   Endişenizi paralize olmanızın nedeni olarak kullanarak, risk almaktan kaçınabilirsiniz. "Hiçbir iş yapamıyorum çünkü....... hakkında çok endişeliyim".
•   Endişe duyarak kendinizi ilgili bir insan olarak etiketleyebilirsiniz.
•   Endişe kendinizi dışlayan belirli tavırları haklı çıkarmak için elverişlidir. Eğer kiloluysanız endişelendiğinizde çok yersiniz. Endişelenir sigara içersiniz. Endişe, değişimden kaçınmanızı sağlar.
•   Endişe sizi yaşamaktan alıkoyar. Endişeli birisi oturup düşüncelere dalar, aktif birisi ayakta ve işbaşındadır.
•   Endişe ülser, hipertansiyon, kramp, baş ağrısı vb... sonuçlar doğurabilir.

Endişeyi yok etmeye yönelik stratejiler
•   Bugününüzü gelecek hakkında endişe duyarak geçirmek yerine yaşanacak bir an olarak görün. Kendinize sorun: "Bu anımı endişelenerek geçirmekle hangi güzel şeyden sakınıyorum?" Endişenin en iyi panzehiri harekettir.
•   Endişenin akıl dışılığını kavrayın. Kendinize sürekli olarak sorun: "Bu konuda endişelenirsem herhangi bir şeyi değiştirecek miyim?"
•   Endişe duyduğunuz her şeyin listesini çıkarın. Tüm bu endişelerin size ne kazandırdığını düşünün. Ayrıca korktuğunuz olaylardan kaçının ve gerçekleştiğini belirleyin. Kısa bir süre sonra endişelenmenin ne kadar gereksiz olduğunu anlayacaksınız.
•   Kendinize, endişeyi söküp atacak şu soruyu sorun: "Benim başıma gelebilecek en kötü şey ve bunun gerçekleşme olasılığı nedir?" Endişenin saçmalığını bu şekilde keşfedebilirsiniz.
•   Bilinçli olarak endişe alanlarınızla doğrudan çelişecek davranışlar gösterin. Sürekli para biriktiriyorsanız ve yarın endişeniz varsa, paranızı harcamaya başlayın.
•   Suçluluk ve endişe faaliyetlerinizi anlamanın anahtarı, yaşadığınız andır. Bu günde yaşamayı ve geçmiş ya da geleceğe dair sizi paralize eden düşüncelerle onu boşa harcamamayı öğrenin. "Şimdi"den başka yaşayacağınız bir zaman yoktur ve tüm o endişe ve suçluluğunuz hiçbir işe yaramaz.


6- BİLİNMEYENİ ARAŞTIRMAK

Pek çok insana göre yaşamın amacı kesinliğe ulaşmak ve nereye gidildiğini her zaman bilmektir. Hâlbuki bilinmeyen tehlikeli olmayabilir. Bilinmeyeni araştırmak yalnızca çılgınlara has bir tutum değildir. Kendinize tam anlamıyla inanıyorsanız her türlü bilinmeyene açık olun, dahi olarak adlandırılan kişiler bilinmeyenlerden kaçmayan kişilerdir.

Bilemediğiniz bir şeyle karşılaştığınızda ne çöker nede parçalanırsınız. Aslında yaşamınızdaki rutinleri yok etmeniz psikolojik çöküş yaşamama şansınızı yükseltir. Yaşama olan ilginizi bir kez kaybettiğinizde çökme potansiyeliniz artar.

Bu işi yapmak için nedeniniz olması gerektiğine inanıyor olabilirsiniz ama istediğiniz her şeyi sırf istediğiniz için ve başka hiçbir neden olmadan yapabilirsiniz. Kendiliğindenliğinize dikkatle bakın, yeni bir şeyi kabul mü edersiniz yoksa alışık olduğunuz tavırlara katı bir bağlılık mı gösterirsiniz? Kendiliğindenlik, beğendiğiniz her şeyi deneme yeteneğine sahip olmak demektir.

Sürekli "evet" diyen insanlar "kendiliğinden" insanlar değildir, bilinmeyene karşı büyük korku duyarlar. Katı insanlardır, önyargılıdırlar, asla gelişmezler, yaptıkları şeyleri hep yapmış oldukları gibi yapmaya çalışırlar. Önyargının temeli katılıktır. Önyargı, nefret, belirli insanlara fikir ve davranışlara antipati duymaya değil, "bilinen" ile "olanın" daha güvenli ve kolay olduğu düşüncesine dayanır. Önyargılar lehinize gibi görünür; sizi bilinmeyen ve tehlike potansiyeli taşıyan insan, nesne ve fikirlerden uzak tutarlar ama aslında bilinmeyeni araştırmanızı engelleyerek aleyhinize işler. Kendiliğinden olmak, önyargıları yok ederek yeni insan ve fikirlerle tanışabilmeniz demektir.

Planlı kendiliğindenlik olmaz, planların sizi yönetmesine izin vermeyin. Katı bir şekilde plana bağlı kalmak gelişimi engeller, ortaya çıkabilecek yeni durumlarda paralize olmanıza neden olur.

Güvence, ne olacağını bilmek demektir. Asla heyecan duymamak, risk almamak ve savaşmamaktır. Güvence asla gelişmemek, asla gelişmemek de ölümdür. Güvencenin anlamı dışsal garantiler, para, ev, iş vb... korunaklardır ancak sahip olmaya değer değişik bir tür güvence vardır ki bu da karşınıza çıkabilecek her güçlüğü yenmek için kendinize güven duymanın oluşturduğu içsel güvencedir. Bu tükenmeyen tek gerçek güvencedir.

Dışsal güvence sizi yaşama, gelişme ve doyuma ulaşma yeteneğinizden soyutlar. Dışsal güvence gereksinimi olmayan ve yaşamlarını planlamayan insanlar yaşamda en önde giden insanlardır.

Başarısızlık, belirli bir görevin nasıl tamamlanması gerektiğine dair bir başkasına ait düşüncelerdir. Bir eylemin başkası tarafından yönlendirilmeden yapılması gerektiğine inanırsanız, başarısızlık imkânsız olur.

Mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Mükemmeliyetçili "en iyisini yap" sözüyle kendinizi paralize edebilirsiniz. Belki gerçekten yapabileceğinizin en iyisini yapmak istediğiniz bazı alanlar olabilir ama en iyiyi yapma zorunluluğu olan aktivitelerin ezici çoğunluğunda, bu anlayış sizi engeller. Mükemmellik paralize olmak demektir. Mükemmel standartlarınız varsa hiçbir yeniliği denemez ve pek bir şey yapamazsınız çünkü "mükemmel" insanoğluna uygun bir kavram değildir. Hiç kimsenin sırf başaramama olasılığı olduğu için bir işten sakınması gerekmez. Hiç kimseyle rekabetçi veya bir iş yapması öğretilmemelidir. Önemli olan bireyin önemli gördüğü aktiviteler konusunda özgüven, gurur ve keyif almasıdır.

Değerinizi ölçmek için başarı ve başarısızlıklarınızı kullanırsanız değersizlik duygularına mahkum olursunuz. "Hiçbir şey başarı kadar başarısız olamaz çünkü ondan hiçbir şey öğrenemezsiniz." Başarısızlıktan korkmak, hem bilinmeyenden hem de en iyiyi yapmadığınız için onaylanmamaktan korkmak demektir.

Bilinmeyenden korkma tavrına tipik örnekler:
•   Yaşam boyu aynı yemekleri yemek, geleneksel olanı tercih edip egzotik ve yeni tatlardan kaçmak... Herkesin tercih ve zevkleri olmakla beraber, bilinmeyen yiyeceklerden sakınmak katılıktır.
•   Sürekli aynı tip elbiseler giymek. Giyim konusunda kendinizi "sportif" veya "muhafazakar" olarak tanımlayarak alışık olduğunuz tarzın dışına çıkmamak,
•   Her gün aynı anlayışa sahip gazete ve dergileri okumak ve bu yayınlara karşıt bakış açısını kabullenmeme,
•   Bir yaşam boyu isimleri değişik ama özde aynı filmleri izlemek,
•   Aynı mahalle ve şehirden ayrılmamak; insanlar, ortam, politika, dil, gelenekler vb...değişik olduğu için yeni mekanlardan korkmak,
•   Paylaşmadığınız fikirleri dinlemeyi reddetmek... Oysa karşınızdaki insanın fikirlerini "hiç böyle düşünmemiştim" diyerek değerlendirmek pekala mümkündür.
•   İyi yapmadığınız yeni bir aktiviteyi denemekten korkmak,
•   Okulda ve işte kendinizi zorlayarak başarı elde etmeye çalışmak,
•   Küçültücü isimler takarak aykırı olarak damgaladığımız insanlardan(homoseksüel, sakat, hippi) kaçınmak... Bu davranışın nedeni bilinmeyene duyulan korkudur.
•   Yeni bir işin bilinmeyenlerine duyulan korku nedeniyle sevmediğiniz ve çalışmak zorunsa olmadığınız eski işyerinde kalmak,
•   Bilinmeyen ve korkulan bir yaşamını düşünerek, yürümediği açık bir evliliği sürdürmek, yeni ve muhtemelen yalnızlık getirecek bir alana girmek yerine, hoş olmayan ama bildiğiniz konumda kalmayı tercih etmek,
•   Her yıl aynı zamanda ve aynı yerde aynı tarz tatil yapmak. Böylece yeni deneyimler getirecek ya da getirmeyecek yeni yerler görme riskine girmezsiniz.
•   Yaptığınız her şey için kriter olarak zevk yerine performansı koymak. Yani yalnızca iyi yaptığınız işlerde çaba göstererek, başarısızlık gösterebileceğiniz alanlardan kaçınmak,
•   Her şeyi parayla ölçmek, daha pahalıysa daha değerlidir vb...
•   İlginç bir alternatif ortaya çıktığında bile planınızdan sapmamak, kafanızdaki haritaya uymazsanız yolunuzu ve yaşamınızdaki konumunuzu kaybedeceğiniz korkusu,
•   Sürekli zamanla meşgul olarak yaşamınızı saatleri yönetmesine izin vermek. Yatağa bile saatle girerek onun sizi denetlemesine izin vermek,
•   Hiç denemediğiniz aktiviteleri dışlamak,
•   Seksi hayal gücü olmadan ve hep aynı pozisyonda yapmak,
•   Belirli arkadaş grubu arkasına saklanıp, yeni ve değişik dünyaları temsil eden değişik insanlarla asla birlikte olmamak,
•   Herhangi bir uğraşınızda başarılı olamadığınızda kendinizi lanetlemek,

Bunlar bilinmeyen korkusunun getirdiği sağlıksız davranışlara sadece birkaç örnektir. Neden tüm günlerinizi hiçbir gelişme şansınız olmadan hep aynı şekilde geçirmek istediğinizi sorgulamıyorsunuz?

Bu davranışları sürdürmenize neden olan psikolojik destek sistemi:
•   Aynı kaldığınız sürece asla nereye gittiğinizi düşünmezsiniz. İyi bir planınız varsa aklınızın sesini dinlemek yerine, tıpkı robot gibi planınıza uyarsınız.
•   Bilinmeyenden uzak durmak, kendine has bir ödül sistemidir. Değişik olana karşı duyulan korku güçlüdür. Bu nedenle, ne olduğu belli olmayan alanlardan uzak durmak daha güvenlidir.
•   Zevk almayı ertelediğinizi söyleyebilirsiniz çünkü bu tavır "olgun davranış" olarak damgalanır. Böylece bilinenin dışına çıkmaz ve konumunuzu haklı çıkarırsınız.

Gizemli ve bilinmeyeni ciddiyetle ele almaya yönelik stratejiler.
•   Bildiğiniz alanlarda kalma eğiliminiz olsa bile, yeni şeyler denemek için çaba gösterin.
•   Yaptığınız her şey için bir neden arama alışkanlığınıza bir son verin, başkaları size bir neden sorduğunda, onları tatmin edecek bir yanıt bulmak zorunda değilsiniz.
•   Rutin yaşamınızın dışına çıkmanızı sağlayacak riskler almaya başlayın. Plansız, programsız geziye çıkmak, işe giderken farklı yolları denemek vb...
•   Kişiliğinizde karışıklığa neden olabilecek ama sonuçta sizi ödüllendirecek bir risk alın. Bunu tarzınızı ve alışkanlıklarınızı değiştirerek, bilinmeyeni deneyerek vb... yapabilirsiniz.
•   Bilinmeyenden kaçtığınızı fark ettiğinizde kendinize şunu sorun: "Başıma gelebilecek en kötü şey ne olabilir?" Bilinmeyen korkunuzun gerçeklere aykırı ve çok yersiz olduğunu anlayacaksınız.
•   Parkta çıplak ayakla dolaşmak gibi aptalca bir şey yapın. Ufuklarınızı aptalca ya da mantıksız gördüğünüz için sakındığınız yeni deneyimlere açın.
•   Başarısızlık korkusunun aynı zamanda bir başkasının onaylamamasından ya da takdir etmemesinden duyulan korku olduğunu unutmayın. Onların düşüncelerinin sizi ilgilendirmediğini düşündüğünüzde, davranışlarınız onların yargıları yerine kendi gözünüzle değerlendirebileceksiniz. Yeteneklerinizi başkalarıyla kıyaslamayı bırakıp onlara değişik bir gözle bakmayı başarabilirsiniz.
•   "Bu işte iyi değilim" diyerek hep kaçındığınız işleri yapmaya çaba gösterin. Örneğin resim yapmaktan müthiş bir zevk alabilirsiniz. Sonuçta ortaya çıkan eser pek güzel olmasa da, bu hiç de başarısız olduğunuz anlamına gelmez.
•   Unutmayın, gelişimin zıddı değişmezlik ve ölümdür. Bunu unutmadığınız sürece her gününüzü değişik bir gün yapabilir, kendiliğinden ve enerjik olursunuz.
•   "Her yerde yapabileceğinin en iyisini yap" sözünü benimsemek yerine, "senin için önemli olanı seç, sıkı çalış ve yaşamının sonuna dek yalnızca yap" anlayışını edinin. En iyisini yapmanız gerekmez, gelişim için olanak hep vardır fakat mükemmellik insan için değildir.
•   İnançlarınızın sizi atıllaştırmasına izin vermeyin. Geçmiş bir deneyim sonucu belirli bir şeye inanıp bu inanca bağlı kalmak, gerçeklerden kaçmak demektir. Yalnızca bugün vardır, bugünün doğruları geçmişin doğrularıyla örtüşmeyebilir. Davranışlarınızı değerlendirmek için inançlarınızı değil, bu günü ve bu günden ne beklediğinizi kullanın. Gerçekliğinizi inançlarla örtmek yerine deneyimler yaşayarak bilinmeyenin mükemmel olduğunu kavrayacaksınız.
•   Unutmayın, insan olan hiçbir şey size yabancı değildir. Tercih ettiğiniz her şey olabilirsiniz.
•   Bilinmeyenden sakınırken bunu fark edin, durun ve kendinizle konuşmaya başlayın; kendinize, yaşamın her anında nereye gittiğinizi bilmenin gerekmediğini söyleyin. Rutinliğin farkında olmak, onu değiştirmenin ilk adımıdır.
•   Belirli bir işte bilinçli olarak başarısız olun. Gerçekten başarısız mısınız yoksa zevk almış başarılı bir birey misiniz?
•   Geçmişte sakındığınız bir grubun üyesiyle konuşun, önyargılarınızın sizi durağan ve sıkıcı kıldığını anlayacaksınız. Birileri hakkında önyargılı olduğunuzda, bakış açınızı zaten oluşturduğunuz için onlara dürüst davranamazsınız. Ne kadar değişik insanla tanışırsanız, kaybettiklerinizi o kadar iyi anlar, korkularınızın ne kadar yersiz olduğunu kavrayabilirsiniz.

Gelişimin var olduğu alan bilinmeyendir, hem uygarlık hem birey için. Seçim sizin; bilinmeyen korkusunu içeren hatalı alanlarınız, yaşamınıza zevk katacak yeni be heyecan verici aktivitelerle geliştirilmeyi bekliyor. Seçtiğiniz yolda olduğunuz sürece nereye gittiğinizi bilmeniz gerekmez.
6- TOPLUMSAL KURALLAR DUVARINI YIKMAK

Dünya, insanların düşünmeden tavırlarına yansıttığı kurallarla doludur ve bu kuralların toplamı oldukça geniş bir hatalı alan oluşturur. İnanmadığınız bir dizi kural ve prensip tarafından yönlendiriliyor olabilirsiniz ancak yine de bu zinciri kırıp kendi kararınızı verebilmek konusunda zorlanırsınız.

Hiçbir şey kesin değildir, her zaman mantıklı veya maksimum yarar sağlayan bir kural yoktur. Esneklik her zaman daha büyük bir erdemdir ama yarasız da olsa bir kanunu çiğnemeyi ya da saçma geleneklere karşı gelmeyi zor hatta imkansız görebilirsiniz. Topluma uyum sağlamak bazen yaralı olabilir ama bu tavır uç noktalara taşındığında bir nevroza dönüşür, özellikle kurallara uymanız mutsuzluk, depresyon ve endişe doğuruyorsa.

Yasalar gereklidir. Geleneklere körü körüne bağlılık tamamen farklı bir şeydir ve bireye yasaları çiğnemekten daha çok zarar verebilir. Bir kural sağlıklı ve etkili bir davranışın önünde engele dönüştüğünde sağlıksız olur. Bu kuralın sonucunda rahatsız edici veya üretken olmayan tavırlar gösteriliyorsa, seçme özgürlüğünüzü boş vermiş ve bir dış güç tarafından yönetilmeye razı olmuşsunuzdur.

Toplumumuzdaki insanların %75'inin kişilik yönelimlerinde içsel değil dışsal oldukları tahmin ediliyor.

Yaşadığınız anlardaki duygusal durumunuzun sorumluluğunu kendiniz dışında bir varlığa yüklüyorsanız dışsalsınız. Örneğin "neden kendini kötü hissediyorsun?" sorusuna "annem bana kötü davrandı", "arkadaşım beni sevmiyor", "hiç şansım yok" vb... yanıt veriyorsanız bu kategoriye girersiniz.

İçsel kontrolü olan birey duygularının sorumluluğunu kendi omuzlarına yükler. Yukarıdaki soru onlara sorulduğunda "kendime yanlış şeylere söyledim", "başkalarının sözlerine çok önem veriyorum" veya "şu anda mutsuzluktan kaçınmak için yeterince güçlü değilim" gibi içsel yönetimli yanıtlar verir. Keyfi yerinde olduğunda da bunu "mutlu olmak için çok çalıştım", "kendime doğru şeyler söyledim", "kendimi yönetebiliyorum" gibi sözlerle açıklar.

Kaderciler, deterministler ve şansa inanan kişiler dışsal kategoriye girerler. Yaşamımızın önceden planlandığına ve tek yapmamız gerekenin uygun yollardan girmek olduğuna inanıyorsanız, büyük olasılıkla sizi bu yolda tutmak için birçok kuralınız vardır. Dış güçler tarafından yönetilmeye izin verdiğiniz ya da yönetildiğinizi düşünmekte ısrar ettiğiniz sürece asla kişisel doyuma ulaşamazsınız. Etkili olmak yaşamınızdaki tüm sorunları yok etmek değil, kontrol hattınızı dışsaldan içsele doğru kaydırmak demektir.  Böylece tüm duygusal deneyimlerinizin sorumlusu siz olursunuz.

Başkalarını suçlamak, yaşamınızdaki bir şeyin sorumluluğunu almak istemediğinizde kullanabileceğiniz araç ve  sığınağıdır. Başkalarını suçlamak bir zaman kaybıdır. Suçlamanın sağladığı tek şey, mutsuzluk ya da gerginliğinizi açıklamak için nedenler aradığınızda, kendinizde odaklanmanızı engellemektir. Başkalarını suçlayarak suçluluk hissetmesini sağlayabilirsiniz ama sizi mutsuz eden yönünüzü değiştirmeyi başaramazsınız.

Başkalarında odaklanma eğilimi, tam zıt noktaya giderek bir kahramana tapınma olarak ortaya çıkabilir. Bu durumda değerlerinizi belirlemek için başkalarına bakarsınız. Bu, reddetmenin bir türüdür. Başkalarını ve başarılarını takdir etmenin size zararı yoktur ama davranışlarınızı onların standartlarına göre belirlerseniz bu tavır hatalı bir alana dönüşür. Yaşamınızın büyük kahramanlarından hiçbiri size bir şey öğretmemiştir, hiç biri hiçbir açıdan sizden daha iyi değildir, hepsi yaptıkları işte daha iyidirler o kadar. Onları kahramanınız yapıp kendinizden yukarı bir konuma yükseltirseniz, siz de iyi duygularınızın sorumluluğunu başkalarına veren dışsal insanlar kategorisindesiniz.

Bu hatalı alanı temizlemenin ilk adımı, sorumluluk alıp kendinize güvenmektir. Başkalarını suçlama ve bir kahramana tapınma tavrınızı terk ettiğinizde, hesap defterinizin dışsal tarafından içsel tarafına doğru bir adım atacaksınız ve içsel tarafta ne siz ne de başkaları için hiçbir evrensel kural yoktur.

Doğru ve yanlışlarınız size ait evrensel kurallardır. Doğrunun iyi ya da adil, yanlışın kötü ya da adaletsiz olduğu gibi bazı sağlıksız bakış açıları geliştirmiş olabilirsiniz. Burada kullanılan doğru-yanlış kavramlarının dinsel, felsefi ve ahlaki yönleri yoktur, konu olan doğru yanlış kavramlarınızın mutluluğunuzu nasıl engellediğidir ve mutlak bir doğru ya da yanlış yoktur. Doğru sözcüğü, belirli bir işi belirli bir tarzda yaptığınızda kesin sonuç alacağınıza dair bir garantidir ancak yaşamda asla garanti yoktur.

Doğru yanıtı bulma ihtiyacınızın bir kısmı, kesinlik arayışı ile ilişkilidir. Bu, bölme eğiliminizin yani dünyayı siyah/beyaz, evet/hayır, iyi/kötü, doğru/yanlış gibi uç kavramlara bölmenizin bir parçası olabilir. Akıllı insanlar arada sırada siyah ve beyaza gelip genellikle gri alanlarda dolaşırla.

Hep şu sözleri duyarız: "hep haklı olduğunu düşünüyorsun", "haksız olduğunu asla düşünmüyorsun". Ancak ne haklı ne de haksız vardır. İnsanlar birbirinden farklıdır ve olaylara değişik perspektiften bakarlar. Bir taraf haklı olmak zorundaysa sonuçta mutlaka iletişim kopukluğu olur. Bu tuzaktan kurtulmanın tek yolu, bu hatalı doğru/yanlış düşünce tarzından vazgeçmektir. Her tanıma ait "doğru" ve "yanlış"lar bir tür kuralı temsil ederler. Bu kurallar da, özellikle başka bir insanın kendi kurallarına sahip olma gereksinimiyle çeliştiklerinde sizi engeller.

Kararsızlık, olayları doğru/yanlış olarak ikiye bölme eğiliminin doğal bir sonucudur. Her kararınızı haklı/haksız olarak niteleme alışkanlığınızdan vazgeçtiğinizde, karar vermek çok kolay olacaktır. Gelişebilecek olayları doğru/yanlış, iyi/kötü ve hatta daha iyi/ daha kötü olarak görmeyerek, kararsızlık nevrozunu hafifletebilirsiniz. Yalnızca farklılık vardır. Belirsiz ve tahrip edici doğru/yanlışlara son verdiğinizde, karar verme işleminin hangi sonuçları tercih ettiğinize dair basit bir sürece dönüşeceğini göreceksiniz. Kararınızı aldıktan sonra pişman olmayı seçmek yerine bunun bir zaman kaybı olduğuna (çünkü sizi geçmişte yaşamaya zorlar) karar verirseniz, çözümü bir dahaki sefere değişik ve önceki kararın getirmediği sonuçlar verecek bir karar almakta bulursunuz.

Yanlış fikirlerin kötü olduğunu ve ifade edilmemesi, doğru olanların ise teşvik edilmesi gerektiğine inanabilirsiniz. Bu otoriter bakış açısı ulusal ve uluslar arası ölçeklere genişletildiğinde totaliter rejimlere götürür. Doğruluğa kim karar verir, bu soruya asla tatmin edici bir yanıt verilemez. Yasalar bir eylemin yanlışlığına değil, yasal olup olmadığına karar verir. Bastırmaya çalıştığımız bir fikrin yanlış bir fikir olduğundan asla emin olamayız. Bundan emin olsaydık bile onu bastırmak yine de büyük bir kötülük olurdu.

Etkili olmanız, doğru tercih yapabilme yeteneğinizle ölçülmez; asıl ölçek, bir tercihten sonra kendinizi duygusal olarak kontrol edebilmenizdir. Çünkü "doğru tercih" saplantısı, yok etmeye çalıştığınız kuralları temsil eder. Kurallar da her zaman bir gerginlik duygusuna neden olur. Birey davranışlarına bu kuralları ne kadar yerleştirmeye çalışırsa gerginliği de o kadar büyür.

Yaşamınızın çoğunu kurallar mı belirliyor? Bu kuralların herhangi birine uymadığınız da kendinizi azarlayıp gerginlik ve rahatsızlığı tadıyor musunuz? Belki de bunlar sizin kurallarınız değildir. Eğer başkalarına aitse ve siz de yalnızca onları ödünç almışsanız, kendinizi kandırıyorsunuz demektir.

Bir şeyi ne kadar yapmanıza ve ne kadar yapmamanıza dair kurallar da vardır. Bunlar kaba, öfkeli, aptalca, çocukça, ümitsiz, suçlayıcı ve başkalarına üstünlük taslayıcı olmamanızı söyler ama siz huzursuz ya da anlayışsız olmayı seçebilir, vakur olmamayı tercih edebilirsiniz. Hiç kimse size ne puan veriyor ne de başkasının istediği g
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)