Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Maya Takvimi Üzerine

Başlatan Mordevrim, 10 Nisan 2009, 03:27:44

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mordevrim

Röportaj Fatih Keçelioğlu iledir.

- Maya Takvimi Nedir? Bize genel hatlarıyla açıklar mısın?

- Maya Takviminde zaman döngüleri var. Ama bu hiçbir zaman bir kısır döngü değil. Ben seminerlerimde bunu spiraller olarak tarif ediyorum. Spiraller yaparak yükselen ve bir son noktada tamamlanan zaman anlayışından söz ediyorum. Kısır döngü ve birbirinin aynı olan döngüler söz konusu değil. Aslında bu bilgi, Mayaları bile aşan bir durum. Aslında onların da kanal olduğu bir kozmik bilgiden söz ediyoruz. Sezgisel ve rasyonel bakışın ikisini de kullanarak baktığımızda gördüğümüz şey, evrimin düzeninde belli kalıpların olduğudur. Örneğin Maya Takviminde yaradılışın yedi gündüz altı gece kalıbıyla devam ettiğini, sürdüğünü görüyoruz. Yaradılışın henüz bitmemiş bir süreç olduğu birçok mistik, sezgisel kaynakta zaten söylenmektedir. Aynı zamanda Eski Ahit'te, İncil'de ve Kuran'da da yaradılışın yedi gündüz altı gece sürdüğü yazar. Görüldüğü gibi bilgeliğin hakikati tek ve Maya Takvimi bu bilgelikle uyum içindedir.

- Büyük çoğunluklar bu bilgiye ulaştığında, bu onlar için ne ifade edecek? Pratikte bu bilgiye ulaşmak ne ifade edecek?

- Pratikte ifade ettiği ilk şey, basit ve temel bir spritüel farkındalık. Bu hayatın bir tesadüf olmadığı, tarihin bir rasgele olaylar dizisi olmadığı, olmuş olan her şeyin ve olmakta olan her şeyin ilahi bir plan dahilinde olduğu ve burada olmamızın bir manasının olduğu gerçeğini insana hatırlatan bir bilgi bu. Dolayısıyla kolektif olarak ve bireysel olarak tek tek, manevi evrimimize odaklanmamızın acil ihtiyacımız olduğunu bize hatırlatıyor. Çünkü biz maya takviminin son tarihine çok yakın yaşıyoruz. Bu yüzden bu bilginin acil biçimde kitlelerle paylaşılmasına ihtiyaç var.

-Gerçekten ilahi bir düzen içinde, evrimin, döngüsel enerji kalıplarıyla sürdüğü bilgisi doğruysa, bu bilgiyi bilmemek neyi değiştirir?

- Bir takvim nedir sence?

- Bir takvim benim için planlama ihtiyacına cevap veren bir cetveldir. İlk anda aklıma gelen bu. Bir takvimin olursa günleri işaretleyebilir, belli günlerde ne olacağını ya da olmasını istediğini işaretleyebilirsin. Tekrar eden rutinleri de işaretleyebilirsin. Doğum günü rutini, ya da kocakarı fırtınası rutini gibi.

- Bir takvim her şeyden önce bir zaman çizelgesidir. Bir takvim üzerinden zamanı nasıl algıladığımız bizim bilincimizi çok derinden etkiler. Biz bunun farkında olmasak bile. Rutinlerden söz ederiz. Doğum günü, fatura ödeme günü, işe gitme zamanı gibi. Tüm bunlar şu anda medeniyetimizin merkezinde olan gregoryen takvimine dayalıdır. Ocak, Şubat, Mart..., ya da Pazartesi, Salı, Çarşamba...gibi süren bildiğimiz takvim...Bu takvimin doğasına baktığımız zaman gördüğümüz, onun fiziksel bir zaman algısı yarattığıdır. Ayın güneş etrafındaki döngüleri, dünyanın Güneş etrafındaki döngüleri, fiziksel, astronomik döngülerdir. Maya takvimi hariç diğer tüm takvimler zamanı fiziksel niteliğiyle algılamamıza, ya da materyalist bir gözle algılamamıza yol açar. Halbuki zaman Maya kaynaklarında da görebileceğiniz gibi, manevi, ruhsal bir nitelik taşıyor. Ve bu yapı bilincin evrimi rotasını izliyor. Bu yapıya göre tarih tekerrürden ibaret değil. Bu yaklaşım lineer, materyal zaman algısına göre böyle. Maya takviminde de döngüler var. Ama bu döngüler, tekrar değildir. Döngüler hiçbir zaman aynı şekilde tekrar etmez. Takvimin yapısı bilincimizi birebir etkiliyor. Hangi takvimi kullanıyorsak bilincimiz ona göre etkileniyor. Eğer manevi bir yapı taşıyan Maya takvimini izlersek, bilinçli evrime yönelmiş, bilinçli evrimi seçmiş oluruz. Maya takvimi, temelde kozmosu algılayışta böyle bir radikal fark yaratır. Bilinçli evrim diye bir kavram var. Maya takvimi aslında bunu anlatıyor. Bu konudaki farkındalık bizim bilinçli bir şekilde evrimimizi sürdürmemizi sağlıyor. Biz bu zaman kadar evrildik ve bu bilinçli değildi. Bundan sonraki bilincin evrimi, bilinçli evrimi gerektiriyor. İnsanın kendi fark etmesi ve bir üst insana geçebilmesi için bilinçli faaliyet de bulunması gerekiyor. Biz bunu tasavvuf kavramlarıyla açıklarsak, orada yedi tane nefis mertebesi vardır. Bunlar nefsi emareden İnsanı Kamil'e kadar uzanır. Bilincin diğer yükselişlerinde belki gerekli değildi ama insanı kamil olabilmek için bir farkındalık gerekiyor. Bilinçli bir evrim gerekiyor. Maya takvimi bize bu bilinçliliğin gerekli olduğunu ve nasıl olmakta olduğunu söylüyor. Takvimi gün gün takip etmemiz de, kozmik evrim planıyla uyumlanmamızı sağlıyor. Ve aynı zamanda kozmosun doğasına dair daha bilgece bir algı, daha gerçekçi bir algı getiriyor.

-Materyal düşünen, zamanı gregoryen algılayan çoğunluğun böyle bir bilgiyle ilk karşılaştığındaki tepkisi, bunun kaderci, mistik ve bireyin gücünü dışarıya teslim etmesi ile sonuçlanan, özgür irade karşıtı bir yaklaşım olduğu şeklinde. Ve bunun uygarlıkta geriye gidiş olduğuna vurgu yapıyorlar. Evrimin genel çerçevesinin önceden bilinebilir olması, yüksek bir iradenin iş başında olduğu varsayımı geniş kitleler için kabul edilebilir görünmüyor. Çağımızın mistikleri bile bu konuda ikiye bölünmüş görünüyorlar. Gücü teslim etmek konusu için ne düşünüyorsun?Teslimiyet kavramı Maya takvimi açısından ne anlama geliyor?2012 tekamül silindiri tarafından ezilip geçilmek korkusu için ne dersin?

-Bana yansıttığın bilinç çok sol beyin bir bilinçti. Sol bilinç andan daha çok geçmişin ya da geleceğin daha önemli olduğunu düşünür. Sol beyinin hakim olduğu bilinçler anda yaşamaktan kopukturlar ve gelecekte ne olacağı onlar için çok önemlidir. Maya takvimi bize ne söylüyor, 2012'de ne olacak? 2012'de hiçbir şey olmayacak! Aslında 2012'de yanılsamanın bir parçası!

-Fakat takvimde bir işaret var. 2012 evrimimizde kreşendo noktasına ulaştığımız bir an ya da zamanın bir kesiti olarak açıkça vurgulanıyor ve bu sol beyine gönderilmiş bir bilgi mi?

- Özellikle radikal bir şey söyledim, yanılsamayı kırmak için. 2012'den daha önemli bir tarih var. ŞU AN!. Bilincin evrimi şu an gerçekleşiyor. Şu an oluyor. Siz şu an bu trene binmezseniz, 2012 geldiğinde geride kalmış olacaksınız. Belki de ona yetişemeyeceksiniz.

- Evet, demek istediğim tam da bu. Geride kalacağım! Bu baskı negatif bir duruş yaratıyor. Ve evrimin holistik, zaman dışı doğasıyla çelişiyor.

- Bütün kehanetlerden farklı olarak Maya takviminin temel bir özelliği var. Maddi, fiziksel boyutta bize ne olacağına dair bir şey söylemiyor. Örneğin, 2008 yılında doğal felaketler olacak gibi. Böyle bir şey yok! Maya takvimi, bize son derece analitik bir şekilde, enerjinin nasıl bir doğa izlediğini anlatıyor. Ve bu enerjiler ruhun evriminde nasıl etkiler yaratıyor? Nasıl etkiler yaratması beklenebilir? Bu şekilde bir rehberlik sunuyor. Bunu anlayıp uyumlandığımız anı zaten sezgisel olarak hissediyoruz. Evet, doğru yerdeyim! Ben şu anda doğru yerdeyim, doğru şeyi yapıyorum, doğru bir bilinçle hareket ediyorum. Benim Maya takvimi ile tanıştığımdan itibaren bireysel deneyimin bu yönde. Şimdi bunları yaşıyorum ve bu çok mantıklı. Bazı kanal bilgilerinde olduğu gibi, "18 Şubata kadar bütün kapılar kapalı olacak, XX tarihinde kozmik tetiklenme olacak" gibi mesajlar, bütün bunlar bana göre kozmosun içine tesadüfen atılmış taşlar gibi. Mantıklı bulabileceğiniz bir tarafı yoktur böyle mesajların.

- Ama Maya takvimi?

- Maya takvimi çok sistematiktir. İncelediğiniz zaman on altı milyar yıl öncesinden başlayan yaratılışın yedi gündüz, altı gecesini, dokuz piramit katı boyunca, son derece rasyonel ve bilimsel kanıtlarla desteklenecek şekilde anlatıyor. Bunun dışındaki muğlak tarifler, anlamlar sadece kafa karıştırıyor.

-Maya takvimi ile ilgili bir kitap yazan, Carl Johann Calleman'la tanıştın. Bu kitap Akaşa yayınlarından çıktı. Bu hayatında başka bir eşikti. Calleman, Maya Takvimini inceleyerek, on altı milyar dört yüz milyon yıl öncesinden itibaren bilincin gelişimini, tarihsel süreci inceleyerek araştırdı ve sol yan beyin için anlamlı bir çerçeve oluşturdu. Calleman'ın yarattığı fark neydi. Bu inceleme, insanlık için şu anda ne ifade ediyor?

- Şu anda son derece yoğun bir biçimde sağ beyin enerjisinin uyandığı bir dönemdeyiz. Sağ beyin enerjisi uyanan insanlar da zaten Maya takviminin mistik yönünü algılıyorlar. Fakat Maya takvimi, kesinlikle sadece beynin bir yarım küresine hitap eden bir sistem değil. Son derece bütünsel. Siz sağ ve sol yarım küreleri eşit bir biçimde kullanmalısınız ki, onu doğru bir biçimde anlayabilesiniz. Calleman'ın yorumunda beni yakalayan da zaten bu olmuştu. Calleman'la tanışana kadar, çok kısa bir süredir, yeniçağ ile ilgili bir takım bilgiler duyuyordum. Özellikle Kiara Windrider'dan kaynaklı bazı bilgiler. Bunları oturtmaya çalışıyordum ve sezgisel bir biçimde çekiliyordum bu bilgilere. Fakat Calleman'la tanıştığımda son derece ikna oldum. Çünkü hem rasyonel, bilimsel zihni, hem de mistik, sezgisel zihni aktive etmeyi gerektiriyordu. Calleman'la tanışmam bir tesadüf ki, bu arada tesadüf Arapçada "aramadan bulmak" demekmiş, onu aramadan buldum. Hindistan'da Altın şehir denilen bir yerde, Dikşa enerjisinin verildiği bir yerde, Bhagavan'ın aşramında, İsveçli bir organizasyonun yaptığı bir haftalık bir festivalde. Bu festivalde üç tane salonda sabahtan akşama kadar birçok seminer yapılıyordu. Ve ben Kiara'nın özel daveti sayesinde oraya gitmiştim. Fazla param olmamasına rağmen, bana Kiara bir iş ayarladı ve ben bir gazeteci olarak bütün seminerlere girip çıkıp not alıyordum. Maya takvimi konusu geldiğinde, iki editör arkadaşım daha vardı, hemen öne çıkıp buna ben giderim dedim. Onları diğer seminerlere yönlendirdim. İçeriye adımımı attım ve o anda hayatım değişti. Gerçekten büyülendim. Daha önce başka bir şekilde böyle büyülenmemiştim.

- Merak ettim. Büyülenmene neden olan şeydi. İlk çakan flaş neydi örneğin?

- İlk flaş Maya takviminin tarihsel analiziyle çaktı. Calleman şöyle söylüyor. "Bir kehanetsel sistem geleceğe dair bir şey söylüyor ise, o önce geçmişe dair ne söylüyor ona bir bakalım." Ve bilincinin evriminin geçmişini nasıl açıkladığını gördüğümde, gerçekten bulmacanın bütün parçaları kusursuz bir biçimde yerine oturuyordu. Tarihin rasgele bir olaylar dizisi olmadığı, kozmik bir plan uyarınca aktığı, kolektif bilinçteki bütün hareketlerin, kültürel, politik, mistik, bütün hareketlerin, aslında kozmik evren bilimine göre aktığını gördüğünüzde bundan etkilenmemek mümkün değil. Tabi bu ilk başta bilimsel bir zihne de hakim olmayı gerektiriyor. Seminerlerimde bu yanı çok güçlü olmayan insanlar zorlanabiliyorlar. Bu yüzden sunumlarımda çok görsel malzeme kullanıyorum.

- Maya takvimine ilgin Calleman'la mı başladı?

- Calleman'la tanıştıktan yıllar geçtikten sonra, çocukluğumda çok sevdiğim bir çizgi film hatırladım. Bu TRT'de, ben dört beş yaşındayken yayımlanan bir çizgi filmdi. Güneşin oğlu Esteban ve iki arkadaşıyla beraber gizemli altın şehirlerin peşindeki macerası. Altın bir kartala binerler, uçarlar. İnka bölgesinden Maya bölgesine geçen, son derece mistik öğelerle bezenmiş bir çizgi film. Aslında bilinç altıma ne kadar derin bir biçimde kazındığını fark ettim. Ve internetten o çizgi filmin bölümlerini indirip izlediğimde, aslında, o çizgi filmde Maya takvimine ilişkin öğelerin olduğunu gördüm. Filmi yapanlar Calleman'ı veya bu bilgiyi bilmiyorlardı. Ama kozmosta hiçbir şey tesadüf değil. Calleman'la tanışana kadar 2012 kavramını birkaç kez duymuştum o kadar. Calleman'la tanıştıktan sonra iyi ki onunla tanışmışım diyorum. Maya evren bilimiyle ilgili dünyada iki önemli araştırmacı daha var. Biri John Major Jenkins, diğeri ise Jose Arguelles. Onların yorumlarına baktığımda temel bir fark görüyorum. Onları da incelemem Calleman'ın doğru yorumu yapan kişi olduğunu anlamama yol açtı.

-Bu temel farklardan fazla genişletmeden söz etmek mümkün mü?

- Jose Arguelles aslında Maya takviminin manevi doğasını keşfedip modern dünyaya yansıtan ilk insan. O yüzden de önemli bir görevi var. Fakat sonrasında Arguelles, kendisi bir Maya takvimi icat ediyor; on üç ay (veya Dreamspell) takvimi diye isimlendirdiği. Bunun gerçek Maya takvimiyle hiçbir ilgisi yok. Ve ne yazık ki dünyadaki insanların çoğu Maya takvimi nedir denildiğinde bu takvimi biliyor. Çünkü Arguelles, ateşli bir biçimde bu bilgiyi insanlara dağıtmaya, paylaşmaya başlamış. Bu takvimi Mayalı Şamanlarda kabul etmiyor, kendi takvimlerinin bu olmadığını söylüyorlar. Arguelles son yıllarda biraz geri adım atmış görünüyor. Jenkins'e gelince, o değerli bir bilim adamı. 21 Aralık 2012 tarihindeki Galaktik hizalanmadan bahsediyor. 2012 kış gün dönümünün (21 Aralık), ve uzun sayım takviminin sonunun galaktik hizalanma ile kesiştiğinden yola çıkan Jenkins, o tarihin bilinçte bir sıçrama tarihi olacağını öngörüyor. (Uzun sayım takvimi: Mayaların önemli zaman süreçlerinden biri. Geç dönem mayaların icat ettikleri 21 Aralık 2012'de son bulan takvim) ve bunun aslında beş çağ denilen yirmi altı bin yıllık sürenin sonu olduğunu söylüyor. Bu yorumun sağlam bir bilgi yapısı var gibi görünüyor, fakat Calleman bizi çok daha derine götürüyor. Calleman, on altı milyar dört yüz milyon yıllık bir sürecin sona erdiğini söylüyor ve Maya takviminin ruhsal özüne vurgu yapıyor. Jenkins ise, biraz daha astronomik ve fiziksel zaman algısı ile sentezleyerek anlatıyor.

- Jenkins'ın yorumunu yanlış değil, eksik olarak mı yorumluyorsun?

- Yanlış değil eksik. Fakat bu eksik, rasyonel değil, sezgisel ya da mistik bir kavrayış açısından eksiklik diyebilirim. Ya da daha tamam olanın Calleman olduğunu söyleyebilirim.

- Maya takvimi bize tam olarak ne diyor. Biraz daha ayrıntıya girerek bahseder misin?

- Maya takvimine göre biz Galaktik Altdünya'nın beşinci gündüzündeyiz. Bu noktada beşinci gündüzden bahsetmeliyim. Maya takviminin, yaratılışın yedi gündüz ve altı gecesini açıkladığını söylemiştim. Beşinci gündüz, bu yedi gündüz içinde en parlak olanı. Yedi gündüz altı gece kalıbı, toplamda dokuz kez tekrar ediyor. Dokuz katlı bir piramit gibi, bilincin farklı katmanları olarak bunlar tekrar tekrar aktif oluyorlar. Bu dokuz katın birincisi 16,4 milyar yıl önce başladı. Ve her bir kat bir öncekinden yirmi kat daha kısa bir zaman alarak birbirlerinin üstüne bindiler. İkinci kat 800 milyon yıl, üçüncü kat 40 milyon yıl, dördüncü kat 2 milyon yıl, beşinci kat 100.000 yıl, altıncı kat 5.125 yıl kadar önce yedinci kat 1755'te sekizinci kat ise 1999'da başladı. Dokuzuncu kat ise henüz başlamadı ve 11 Şubat 2011'de başlayarak 260 gün boyunca bilincin dönüşümünde bizi en yukarı noktaya taşıyacak. İşin özü, bu dokuz katın yaradılışın dokuz aşamasını temsil etmesidir. Yaradılış dokuz katlı bir piramit gibidir. Dokuz katı tamamladığımızda yaradılışı da tamamlamış oluyoruz. Bu da insanı kamil seviyesi, ya da aydınlanmış insan seviyesi oluyor. Maya takvimine göre her bir katın kendi zaman birimi vardır. Örneğin en alt kat 13 hablatundur. Bir üst kat 13 alautundur. 13 kinçiltun, 13 piktun şeklinde devam ediyor. Bunlar Mayaların zaman birimleri. Örneğin 1 hablatun 1,6 milyar yıl sürüyor. Dolayısıyla onlar son derece basit sistemlerle çok büyük zaman dilimlerini açıklayabiliyorlar. Mayalar evrenin tarihine, yaşına dair çok derin iç görüler elde etmişler. Buradan yola çıkarak bu zaman birimlerini ve bu tarihi yaratmışlar. Buradan tekrar konuya dönersek, Mayalar bu dokuz kata Altdünyalar diyorlar. Birinci alt dünyada madde bilinci, ikinci alt dünyada yaşam bilinci, üçüncü alt dünyada ise maymun bilinci ortaya çıkıyor. İnsan dördüncü altdünyada ortaya çıkıyor. Dördüncü alt dünyadan sonra evrim insan üzerinden devam ediyor.

- Şu anda kaçıncı Altdünyadayız?

- Sekizinci Altdünya 1999'da başladı. Burada birde altıncı altdünyadan da bahsetmeliyim ki, bu MÖ 3115'de başladı. Bu bilinç alanı insanlığın kolektif zihninde sol beyin hakimiyetinin tohumunu ekti. Yazıyı icat ettik. İlk millet ortaya çıktı. İlk tek tanrılı dinler ortaya çıktı ve aslında insan tanrıdan ayrılığı deneyimlemeye başladı. Bu aslında bir anlamda cennetten kovuluş,ya da düşüş. Kolektif bilinçte sol beyin hakimiyetinin, ayrılık illüzyonunun başlaması. Son beş bin yıldır insan bilincine bu hükmediyor ve bu da ilahi planın dahilinde. Yedinci kat 1755 yılında başladı ve son derece materyalist bir bilinç getirdi. 1999 yılında sekizinci kat aktif oldu ve biz buna galaktik altdünya diyoruz. Galaktik altdünya bizi galaktik bilince doğru götürüyor. Bu tarihten itibaren insanlığın kolektif bilincinde sağ beyin uyanmaya başlıyor. Doğu felsefelerine olan merak ve ekolojik yaşama dönüş, alternatif terapiler, meditasyon, spiritüalite giderek artan bir ilgiye maruz. 1999 ile yedi gündüz altı gece kalıbı bir kez daha başladı ve biz şu anda beşinci gündüze girdik. Beşinci gündüz, her zaman için o altdünyanın bilincinin en yüksek tezahürünü getirmiştir. Örneğin ilk altdünyada, beşinci gündüzde güneş sistemi ortaya çıktı. Bir başkasında sürüngenler ortaya çıktı ve yaşam denizden karaya geçmiş oldu. Dördüncü katın beşinci gündüzünde ki sekiz yüz bin yıl öncesine denk geliyor, insanoğlu ateşi keşfetti. Altıncı katta ki MS 40 yılıdır, Hz. İsa ve Aziz Paul ile beraber Mesih bilinci geldi. Yedinci katta beşinci gündüz 1913-1932 arasıdır. Bu dönemde Mesih bilincinin tekrar nasıl yükseldiğine dair işaretler görüyoruz. Özellikle Einstein, yeniçağdan ilk kez söz eden mistik Sri Aurobindo bu dönemin temsilcileri ki ben Atatürk'ünde bu temsilcilerden biri olduğuna inanıyorum. Galaktik alt dünyada da beşinci gündüz 24 Kasım 2006'da başladı. Beşinci gündüzü ışık tanrısı yönetiyor. Mayalar'ın Kukulcan (Aztek dilinde: Quetzalqoatl) dedikleri. Geri dönüşünü bekledikleri ve insanlığa aydınlığı getirecek olan tanrı. Tıpkı Hıristiyanların İsa Mesih'in dönüşünü bekledikleri gibi. Dolayısıyla bu dönem kendi içinde büyük bir ışık taşıyor. Kolektif bilinçte, bu katın özellikle sağ beyin enerjilerini canlandırdığını düşünürsek, sağ beyinin uyanışında büyük bir atılım bekliyoruz. Bunun küresel sonuçları var. Bir tanesi sol beyin hakimiyetinin, yani, batının hakimiyetinin büyük darbeler alması. Sağ beyinin, yani doğunun yükselişte olması ki bunun içinde Asya ülkelerini ve sağ beyine ait bütün bilinç hareketlerini düşünebiliriz. Toprak anayla ilişkimizi iyileştirecek ekolojik alanda bazı sıçramalar var. Çok ilginç olarak 21 Kasımda, beşinci gündüz başlamadan üç gün önce, gazetelerde Erke şirketi ile ilgili haberler duyduk. Tükenmeyen enerji teknolojisinden bahsettiler. İki hafta sonrasında 15 Aralıkta Vestel yakıtsız pil teknolojisi geliştirdiğini söyledi. Bu ve benzeri teknolojiler sadece Türkiye'de değil, dünyada da çok yayılıyor. Bu uyanan sağ beynin sonucu olarak, insanın dünyayla ilişkisini iyileştirecek atılımlar. Aslında insan ve dünya bir ve aydınlanma, yani Maya takviminin son tarihindeki aydınlanma dünyanın aydınlanması. Yani aydınlanma, insan-dünya-kozmos birliği içinde gerçekleşiyor. Çünkü bunların hepsi bir. Şu anda çok önemli ve heyecan verici bir dönemdeyiz. Beşinci gündüz, orta noktası olan 22 Mayısla beraber en yüksek noktasına ulaşacak. Bunun acil bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Özellikle birlik bilincine ulaşmayı amaç edinmiş spritüel insanların arkasından rüzgarların eseceği bir dönem bu. Bu dönemi iyi değerlendirmek gerekiyor. Çünkü arkasından beşinci gece geliyor ve beşinci gece de her zaman en karanlık gece olmuştur. Beşinci gündüzün ışığına evrimde bir tepki oluşturuyor. O da yine 1 tun (360 gün) sürecek; 19 Kasım 2007'den, 13 Kasım 2008'e kadar ve zor olabilecek. Aslında şu andan itibaren artık ilahi bir rehberlik altındaki kaosu yaşıyoruz. Maya takviminin son tarihine yaklaştıkça bütün dengeler değişiyor. Artık, rasyonel, sol beyine dayalı bir dünya görüşünün işe yaramadığı, çalışmayacağı bir döneme girdik. Sol beyin-sağ beyin dengesini taşıyarak, ilahi rehberliğe teslimiyetin çok önemli olduğu bir dönemdeyiz. 2012'ye doğru ilerlerken teslimiyet çok önemli. Fakat bu teslimiyeti pasif bir teslimiyet olarak anlamayalım. Bu teslimiyet, bir köşede oturalım, ne olacaksa olacak teslimiyeti değil. Tersine aktif bir teslimiyet bu. Var oluşumuzun her hücresini ilahi plana adayarak gerçekleştirdiğimiz bir teslimiyet. Bu teslimiyet bizim o rehberliğe açılmamızı sağlıyor. O zaman bireysel hayatlarımızda doğru yerde doğru zamanda doğru şeyi yaparken buluyoruz kendimizi. Sri Aurobindo'nun da vizyonu çok önemli. Onun söz ettiği şey, supremental bilincin artık dünyaya indiği. Aurobindo, hücresel boyutta dönüşümü yaşama aşamasına geçtiğimizi söylüyor. Ruhsal bilinç artık hücrelerimize iniyor ve eskiden yükselme olarak tanımlanan aydınlanma deneyimi, şimdi iniş olarak yaşanıyor. Tanrısal bilinç iniyor, dünyayı dönüştürüyor. Yeryüzünde cenneti yaratıyoruz. Ve bütün bunlar aslında bir uyum içerisinde. Örneğin, Sri Aurobindo, beşinci gündüzde yazmaya başlıyor, 1913'te. Bir de bütün bunların içinde Türkiye'nin özel bir konumu olduğunu söylemek istiyorum. Örneğin Aziz Paul Mesih bilincini yaymak için yaptığı gezilerin çoğunu Anadolu'da yapmıştır. M.S. 40, ulusal alt dünya katında beşinci gündüzün başladığı yıldır. Yani beşinci gündüzle beraber Anadolu'da Mesih bilinci yayılmaya başladı. Bunu böyle alalım ve bir üst kata çıkalım. Yahova şahitlerini bilirsiniz. Onlar 1914'de Mesih'in geri geleceğini söylüyorlar. Ve kıyametin geleceğine inanıyorlardı. Bu zamanda birinci dünya savaşı çıkıyor, Mesih gelmiyor ve Yahova şahitleri çok takipçi kaybediyorlar. Fakat aslında sezgisel olarak doğru bir bilgiydi bu. Çünkü o tarihte beşinci gündüz enerjisi başlamış oldu ki, özellikle Kukulcan'ın dönüşü, ışık tanrısının dönüşü olarak düşünürsek, bu Mesih bilinciyle aynı şey aslında. Calleman, gezegensel alt dünyanın atılımının demokrasiyle geldiğini söyler. 1755'den itibaren, her bir gündüzle beraber demokrasinin gelişimini gözlemleyebiliriz.

- Birinci dünya savaşıyla totaliter rejimlerin çöküşüne ve demokrasilerin zemin kazanmaya başlamasına şahit oluyoruz. Çarlık Rusyası, Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve Osmanlı çöküyor. Ve yerlerine uzun vadede de olsa demokrasinin zemin kazandığı rejimler geliyor. Aristokrasi çöküyor.

- Bu süreçte Atatürk'ün Anadolu'da başlattığı kurtuluş savaşının özel bir yeri olduğunu düşünüyorum. Atatürk'ün verdiği savaşın sonuçlarına baktığımızda, gerçek bir kurtuluş durumu var ki bana "kurtar bizi İsa " deyişini anımsatıyor. Ve o dönem Anadolu'da birlik bilincinin çok uyandığı bir dönemdi. Yokluktan o savaşın kazanılması, birlik duygusunun çok yoğun olarak yaşanmasıyla mümkün oldu. Yoksa mümkün olamazdı. Ve Atatürk'ünde bir misyonu olduğuna dair sezgisel düzeyli bir çok bilgi var. Örneğin Meriç Tümlüer adında bir kişi var. Atatürk'ün gizli vasiyetini araştıran bir araştırmacı. Atatürk'ün 1933 de doğan bir çocuğun onun gizli vasiyetini açıklayacağına dair bir beyanda bulunduğu iddiası var. Ve Atatürk'ün, ben öldükten elli yıl sonra açıklansın dediği bir vasiyeti olduğu söyleniyor. 1988 yılında açıklanmıyor. Kenan evren yönetimi vasiyeti açıyor ve halkın buna hazır olmadığını söyleyerek bu vasiyetin açıklanmasını yirmi beş yıl erteliyor. Meriç Tümlüer, 1933'de doğan bu kişinin oğlu. Babası gerçekten bu gizli vasiyete hayatını adamış. Oğlu Meriç bey bayrağı devralmış ve taşıyor.  Meriç Tümlüer de Atatürk'ün görevli bir varlık olduğunu söylüyor. Tahsin Mayatepek üzerinden gelen Mu kıtası, Maya uygarlığı ve Türk uygarlığı arasındaki benzerlikler ve Atatürk'ün bu konularda yaptığı incelemeler bize ne söylüyor? Atatürk'ün Maya takviminin son tarihine dair bir bilgisi var mıydı? Gizli vasiyetinde verdiği mesajın bununla bir ilgisi var mıydı? Bu arada Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş tarihi de, beşinci gündüzün tam ortasına geliyor. (1913-1932) Maya takviminde orta noktalar çok önemlidir. Orta nokta o bilinç alanının en yüksek ifadesi demek. O katta beşinci gündüzün orta noktası Şubat 1923. Cumhuriyetin kuruluşu orta noktaya çok yakın bir tarih (29 Ekim 1923). Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti beşinci gündüzün enerjisiyle doğmuş bir bilinç. Yani ışık tanrısının bilinciyle yüksek bir eşzamanlılık yaşıyor. 22 Mayıs 2007 olan beşinci gündüzün orta noktası tekrar gelirken, Türkiye de seçimler yaklaşıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimi ve belki paralel gelişecek millet meclisi seçimi. Bütün bunlar aslında Türkiye'nin yeniden doğuşunu mu içeriyor. Maya burç sisteminde, doğum enerjiniz geri geldiğinde, siz ruhsal misyonunuza tekrar bir uyumlanma yaşarsınız. Kozmik bir hatırlama yaşarsınız. Dolayısıyla bu bir yeniden doğuştur. Erke ve Vestel'in ortaya koyduğu buluşlar bu yeniden doğuştan bağımsız değil. Bu bağlamda sağ beyinin aktif hale geçmesinde ve aydınlanma sürecinin oluşmasında Anadolu'nun da önemli bir fonksiyonu olduğunu düşünüyorum. Bir şey daha eklemek istiyorum. Sri Aurobindo'yu takip etmeye başladıktan kısa bir süre sonra aydınlanan ve sonra adları hep beraber anılan bir kadın var; Mira Alfassa. Anne diye biliniyor. Gerçekten de birbirini tamamlayan bir ruhsal ikili gibiler. Anne Paris doğumlu fakat annesi Mısırlı babası ise Türk. Yeniçağı ilk kez insanlık bilincine ulaştıran Sri Aurobindo'nun bilincini temsil eden bir kadın. Mira Alfassa'nın babasının Türk olması Anadolu'nun yeniçağ ile olan ilgisini de ortaya koyuyor olabilir. Atatürk'ün onuncu yıl nutkunda söylediklerine baktığımızda ve daha bir çok bağlantı kurabileceğimiz bilgiye baktığımızda, pek çok şey birbirine bağlanabiliyor. Örneğin Meriç Tümlüer, yakında on şiddetinde manevi depremler olacağından söz ediyor. Gerçekten de çok özel bir dönemde olduğumuzu düşünüyorum. Hrant Dink'in cenazesinde olanlar bence, Mesih bilincinin yayılmaya başladığının en büyük kanıtı. Kolektif anlamda kendini ifade etmenin en büyük göstergesi idi ki bu henüz başlangıç. Önümüzdeki dönemlerde bunun çok daha büyük ve farklı olacağını düşünüyorum.

- Maya takvimi bağlamında ve kişisel gelim ve ruhsal büyüme bağlamlarında ürünlerin var. Bize neler yaptığından söz eder misin?

- Oraya gelmeden önemli bulduğum bir şeyden söz etmek isterim. Calleman'ın organize ettiği ve atılım kutlamaları dediğimiz etkinlikler var. Atılım kutlamaları beşinci gündüzün atılım enerjisine daha fazla uyumlanmak ve bu atılımı kutlamak için yapılıyor. Çünkü bu sağ beyinin uyanması ve aydınlanma yolunda önemli bir adım. Bunu yapmak için Calleman, küresel senkronize meditasyonlar öngörüyor, yirmi günde bir. Bu süreç durup bekleyeceğimiz bir süreç değil. Bilincin evrimi ve aydınlanma aktif katılımımızı gerektiren bir süreç. Bunu en çok ortak niyetlerimizle ve kolektif meditasyonlarımızla yapabiliyoruz. Çünkü biz aslında ortak yaratanlarız. Tanrı bizden ayrı değil. Biz zaten O'yuz. Biz tanrıyız. O yüzden hepimizin bu idraki yaşaması ve bu enerjiyi bir araya getirmesi bence çok önemli. Ve atılım kutlamalarında kesinlikle herhangi bir kısıtlama yok. Siz istediğiniz neyse onu yapın. İnancınızın gereği neyse onu yapın. Fakat bunu senkronize bir biçimde yapın. Yirmi günde bir kutlamalar devam edecek. Önümüzdeki atılım kutlaması tarihleri 14 Nisan, 2 Mayıs ve 22 Mayıstır. Özellikle 22 Mayıs 2007'de büyük bir atılım kutlaması yapılacak. Röportajı okuyan herkesi bu kutlamalara davet ediyorum. 16 - 23 Mayıs'ta binlerce insanın dünyanın dört bir yanından binlerce insanın gelerek katılacağı Barış meditasyonlarına bir ekip olarak gidiyoruz ve buna da katılım mümkün.

- 22 Mayıs'ı büyük yapan nedir?

- Beşinci gündüzün orta noktası olması. Fakat her biri çok değerlidir. Bununla ilgili bilgiler blog sayfamda var.

- Blog sayfanın ismi nedir?

- www.mayatakvimi.blogspot.com

- Peki, son soru: Evet şu an önemli. Ve Maya evren biliminin ortaya koyduğu Maya takviminin açıkladığı evrim düzeni içinde ilerliyoruz. Ve maya takvimi insan bilincinin evriminin 2012 sıralarında bir kreşendo durumuna ulaşacağını söylüyor. İnsanlık için Maya takviminin vaadi nedir? İnsanlığın önünde 2012 sonrasında hangi potansiyeller olabilir. Maya takvimi bu konuda bir şey söylüyor mu?


- Bir ön cevapla başlayayım. 2012 önemli gözüken bir tarih. Calleman'a göre 28 Ekim 2011'dir bu tarih. Evet önemli bir tarih. Ama orada açılacak kapıya biz burada ve bu anda giriyoruz. Yani biz şu anda beşinci gündüzü kaçırırsak belki de hiçbir şey olmayacak. Her şey mümkün.


- Demek ki Maya takvimi her halükarda işleyecek diye bir şey yok.

- Çünkü son noktada, insanlık bilinci, içindeki tanrısallığı keşfederek ve yaratıcı ve yıkıcı olabilecek kundalini enerjisini doğru kanalize etmeyi öğrenerek, insanı kamil olma yolunda kullanmalı. Dolayısıyla son aşamada sorumluluk tamamen insan ait. Çünkü insan bilincinin evrimleşmesi, bu bilincin ipleri ele almasıyla mümkün oluyor. Otomatik bir süreç yok. Maya takvimi bize planı sunuyor. Fırsat kapıları yarattığımız sürece olacak. Ne yaratırsak o olacak. İnsanlığın birlik bilincinde yaşamasını yaratmak istiyorsak bunu yaratacağız. Her bir insanın kendi tanrısallığını deneyimlediği, an be an, şimdide yaşadığı, ben sen illüzyonundan sıyrılmış, baktığı zaman birliği yaşayan bir bilinç. Örneğin Mayalar In Lak'ech derler. Ben başka bir senim, demektir. Birlik bilincinin yaşandığı bir dünya. Bu hayalimde o kadar güzel ki onu tanımlamak istemiyorum. Sanki tanımlamak enerjisini düşürebilirmiş gibi geliyor. Çok büyük bir fırsat kapısı. Kelimeyle şu anda ifade edemiyorum!

- Sorularım bitti. Son olarak paylaşmak istediğin bir şey varsa seni dinliyorum.

- Bu bir kreşendo. Fakat kreşendoyu da iyi anlamak gerekiyor. Gittikçe iyileşen bir şey olmayacak bu. Her zaman ve belki de son ana kadar kaotik olacak. Süreç kendi içinde gece ve gündüzler içeriyor. Bunu anlamak, idrak etmek ve uyumlanmak önemli. Bu olduğunda da her şey mümkün. Yeryüzünde cenneti yaratmakta mümkün. Aydınlanmış bir dünya yaratmak da mümkün. Niyetlerimizin gücünü fark etmek çok önemli. Niyetlerimizi kolektif niyetle, yani ilahi planla uyumlamak çok önemli. Bunu yapan insan için süreç daha az acılı olacak. Bunun farkında olmayan ve sol beyin hapishanesi içinde yaşayan insanlar için, daha acılı süreçlerden geçeceklerini söyleyebiliriz. Maya Takvimi bize hiçbir zaman fiziksel boyutta şu olacak demiyor. Bize ruhsal evrimin dalgalarını anlatıyor. Doğal felaketler olacak, hepimiz ışık bedenlere kavuşacağız gibi şeyler söylemiyor. Bu konuda bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.

- Harika bir söyleşiydi. Çok yararlandım. Eminim söyleşiyi okuyanlar da duygularımı paylaşacaklar. Teşekkür ederim

- Ben teşekkür ederim.
 

Gülay

#1
DÜNYANIN DEĞİŞİMİ

Dünyanın kalp atışı kabul edilen bir elektromanyetik rezonans vardır. 1954 ten beri bilinip, ölçülen bu değer, bulucusu Alman fizikçi Schumannın adıyla anılan, Schumann Rezonansı olarak, SR simgesiyle anılır ve Dünya yüzeyi ile 55km. lik atmosfer sonrasındaki iyonosfer arasındaki bölgede ölçülmektedir.
Dünyanın bu kalp atışı, Güneşin düzenli 11 yıllık aktivasyon periyotlarına göre periyodik değişimler göstermesine rağmen, zannedilen o ki güneşin düzen dışı büyük patlamalarından doğan bir değişim geçirmektedir (Mayaların dediği gibi 2012 de kıyamet Güneşten gelecek). Bilim tarafından farkedildi ki bu rezonans, bu kalp atışı dramatik bir biçimde artmakta. Yıllar yılı 7.8 değerini koruyan ve yıllar içerisinde yükselen bu değer, bugün 12 devir/sn ye ulaşmıştır. 13 devir/sn lik değer zero point olarak anılır ve Dünyanın dönmesi bu değere ulaştığında duracak ve Dünya tersine dönmeye başlayacak. Ayrıca Dünyanın manyetik alanı da buna ters orantılı olarak azalmakta ! Son 4000 yıldaki değerler neredeyse son 4 yılda yarıya inmiş durumda !...
Ve bir magnetik tersliğin gelmekte olduğu bildiriliyor. Hatta seller, fırtınalar ve acayip hava şartları bu sebebe bağlanıyor.

Ayrıca bu artıştaki hızlanma bizde, 24 saatlik bir günü, 16 saat olarak yaşanıyormuş gibi bir hissediş yaratıyor. Manyetik rezonansın 13 devir/sn. değerine varmasıyla, dönüş yönünü değiştirecek olan Dünyanın, çok uzun yıllar önce de dönüş yönünü değiştirip bugünkü yönünde dönmeye başladığı bildiriliyor. Bu değişim ile Dünya tersine dönmeye başlayıp, Güneşin batıdan doğacağı söyleniyor.

Burada bir saplama yapalım 1959 yılına dönelim ve Bedri Ruhselmana gösterilen vizyonda da söylendiği gibi dünya ekseninin yönünün değişmesi sözkonusu ve ayrıca,
Büyük Mutasavvıf Muhiddin-i Arabî ile İnsan-ı Kamîl kitabının yazarı Abdülkerim Ceylî kıyamet anlatımlarında benzer ifadelerle; Kıyametin bir başka alâmeti dahi; Güneşin battığı yerden doğmasıdır Bundan sonra tövbe kapısı kapanır ! Daha önce iman etmemişse, artık bundan sonraki imanı nefse fayda vermez!.. demişlerdir.

Ve bir başka spiritüel mesajda şu ifadeler bulunmaktadır;

Yaşanması mutlak olan bu devreye ermenize az bir zaman kaldığı ve ufkun batıdan gelişini mutlulukla karşılamaya hazırlandığınız bu günlerde; yani yakın olan bu ışık günlerinin arifesinde, insan milletinin hazır olmaya ihtiyacı vardır.

Aslında herşey bir vibrasyon yayma olayı olduğundan, en ince ve yüksek frekanslara doğru gelişen yeniçağ yapısı, kaba, düşük frekanslardan rahatsız eden etkiler almaktadır artık. Ancak, yüksek anlamlı değerlere, frekanslara daha fazla açılındığı için, çevreden gelen ses, renk, koku, manyetik alan frekanslarını daha fark edici, gönül frekanslarına, insan duygularına daha duyarlı, daha yüksek tatminleri arzulayan ve eski kaba tatminlerden artık zevk almayan yeni şuur insanı ortaya çıkmaktadır.

İnsanın titreşimsel olarak farklılaşırken, devamlı bir etkileşim içinde olduğu yeryüzü de titreşimsel olarak değişmekte ve manyetik alanı yeni insana, yeni yüksek frekans yaşamına uyumlanmaktadır. Ve yüksek insanın yeni dünyası ortaya çıkmaktadır. Yeni dünyada artık yer almayacak olan ve bunun insandaki karşılığı endişe, korku olan düşük, alçak frekans tır. İşte bu oluş döneminde üzerinde en çok çalışılması gereken de, korku ve endişeye odaklı yaşanmamasıdır

 

Tiversonus

#2
Maya Takviminin 21 Aralık 2012'de Sona Erdiğine İnanmanın Riskleri!!!

Carl Johan Calleman



Yaklaşık sekiz yıl önce ben ve John Major Jenkins Maya takviminin son tarihinin anlamı üzerine bir tartışmaya girmiştik ve özellikle de Uzun Sayım enerjilerinin 28 Ekim 2011'de mi yoksa 21 Aralık 2012'de mi bittiğine odaklanmıştık. Bu hala "2012 fenomenine" ilgi duyan herhangi birisi için en önemli soru olarak duruyor. O zamanlar bu teorik ve hatta saç yoldurtan cinsten bir tartışma gibi gözüküyordu, ancak bugün bu soru çok önemli ve geleceğe nasıl baktığımızı somut olarak şekillendiriyor. Pek çok kişi son tarih meselesini halının altına süpürüp unutmayı tercih etse de aslında entelektüel dürüstlüğü bozulmamış kişiler için bu imkânsız. O tartışmadan sonra Jenkins 21 Aralık 2012 tarihinin dünyanın sonunun geleceği "kıyamet günü" olarak sunulduğu bir History Channel belgeselinde ekranlara çıktı. YouTube'da da yayınlanan bu belgeselin ardından aralarında genç insanlarında bulunduğu kişilerden bu tarihte dünyanın sonunun geleceğinden korktuklarını yazdıkları mektuplar almaya başladım. Pek çok bilgili kişi büyük ihtimalle Maya takviminin bu şekilde sunulmasını reddeder ama yine de bunun kime faydası olacağını sormak gerek. Kanımca bu tür belgesellerde gözüken kişiler ve onlardan hariç pek çok kişinin de Maya takviminin 21 Aralık 2012'de sona ereceğini iddia etmesinden çıkarı olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla 28 Ekim 2011 tarihinin medyada duyurulmamasının bir tesadüf olmadığını düşünüyorum. Her şeyden önce, bildiğim kadarıyla bitiş tarihini 28 Ekim 2011 olarak sunan hiç kimse bunu önceden belli bir kıyamet günü olarak sunmuyor ve uygunsuz bir şekilde Maya takvimini korku ile beraber akla getirmiyor.


Yukarıda belirttiğim tartışmadan beri iki olası son tarih arasında iki farklı entelektüel kültür oluştu, bir tanesi inanç (21 Aralık 2012) diğer ise delil üzerine kurulu (28 Ekim 2011). Bu iki kültür arasında ki mesafe neredeyse ikisinden birinin Gregoryen (güneş) takviminin kullanımına olan mesafesi kadar uzaktır. 21 Aralık 2012 önerisi kanıtlanmamış bir inanç olan yalpalama (precession) döngüsünün insan evrimi için bir anlamı olduğuna dayanıyor ve inanılmaz bir şekilde bu son tarihi savunan hiçbir kişinin bu basit öneriyi kanıtlamaya çalıştığını görmedim. Öte yandan 28 Ekim 2011 tarihi, eski Maya kaynaklarından bilinen Dokuz Altdünya ve On Üç Üstdünyanın evrensel evrimi tüm yönleriyle tanımladığını destekleyen muazzam kanıtlara dayanmaktadır. Dahası Mayaların kehanetlerini ve tahminlerini baktun, katun, tun gibi zaman birimlerine dayandırdığını kanıtlayan kapsamlı deliller olmasına rağmen tek bir Maya metni 26,000 yıllık yalpalama döngüsünden bahsetmez. 21 Aralık 2012 son tarihini savunanlar, bu son tarihe götüren Maya takvimi değişim noktalarını tanımlamıyorlar. Bu yüzden ciddi herhangi bir bilimsel teorinin temel taşı olması gereken, tahminlerden yola çıkarak test edilebilirlik vasfı onların hipotezinde yer almıyor. Dolayısıyla bu bilim olmaktansa inanç olarak tanımlanabilir. 21 Aralık 2012 tarihi etrafında inançtan başka hiçbir şeye dayanmayan bir kültür ortaya çıktı ve bu Maya takviminin kalıplarına dayanarak bilimsel olarak anlaşılabilen ve kanıtlanabilen bir şey olmaktansa fanteziler, korkular ve umutlar için uygun bir yansıtma perdesi görevi görüyor.


28 Ekim, 2011 son tarihi ise mantıkla anlaşılabilir. Bu son tarih ayrıca birtakım tahminlerle onaylandı ve en güncel olanı benim ekonomik çökümün geleceğini ve zamanını tahmin etmem: "Böyle bir [finansal] çöküş hangi şekilde vuku bulursa bulsun, öyle görünüyor ki bu büyük olasılıkla Beşinci Gecenin Kasım 2007'deki [daha net konuşursak 19'u] başlangıcına yakın bir tarihte vuku bulabilir" (Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü, sayfa 278). Bu tahminle uyumlu bir şekilde bugün ekonomistler başlangıç tarihinin Aralık 2007 olduğunda hemfikirler (Bakınız Şekil 1). Bu tahmini benim İngilizce de ki ilk kitabım olan, 1999 yılında yazdığım ve 2001'de basılan Zamanımızın En Büyük Gizemini Çözmek: Maya Takvimi (sayfa 187) adlı eserde açık olarak belirtmiştim bile. Bu gerçektende Edgar Cayce'in zamanında yaptığı meşhur New York borsasının çöküşü tahmini ile paralel, ancak benim tahminim yaklaşık on yıl öncesinden yapılmıştı ve herhangi bir profesyonel ekonomist bu kadar zaman öncesinden böylesi bir ekonomik düşüşü tahmin edemezdi. Ancak ben sıra dışı psişik yeteneklerim olduğunu savunmuyorum aksine bu tahmin, doğru son tarih olan 28 Ekim 2011 ile Maya takvimin gizeminin çözüldüğünü tasdik ediyor. Bu tahminlerin doğru olduğunu kitaplarımda belirttiğim sayfaları incelerseniz sizde onaylanabilirsiniz. Öte taraftan Maya takviminin 21 Aralık 2012'de biteceğini öne süren herhangi birisi benzer bir tahminde bulunmadı ve aslında Maya takvimine dayanarak bir tek isabetli tahmin yaptıklarını iddia edemezler. Bu Maya takvimi ile medeniyetin evrimini anlamaya çalışan birisi için kırmızı ışık anlamına gelmeli.


Maya takvimini kanıta dayalı veya inanca dayalı olarak yorumlamanın pratik sonuçlarına gelmeden önce zamanın doğasını ve Maya takvimini özel kılan şeyin ne olduğunu ele almamız gerekiyor. Diğer bir deyişle Maya takvimi ile ilgilenmek için nedenlerimiz olup olmaması önemlidir. Neden diğer tüm takvimlerden farklı olarak Maya takviminin bir son tarihi var? Bunun cevabı, Maya takviminin diğer takvimlerden tamamen farklı bir tür zamanı ifade etmesidir. Çoğu takvim, Gregoryen, İslam, Budist ya da İbrani takvimleri astronomik döngülere dayanırlar ve sürekli devam eden bir zaman algısı getirirler. Ölçülebilir mekanik zamanı tarif ederler ki bu zamanın Eski Yunanlıların Chronos dedikleri yönüdür. Aslında modern dünyada zamanın tanınan tek yönü budur. İster ayın ister dünyanın döngüleri olsun isterse yalpalama döngüsü olsun bu döngüler önümüzde ki milyarlarca yıl boyunca devam edecekler ve bu yüzden bu döngülere dayanan takvimlerin sonra ermesi için bir neden yoktur. Maya takviminin ise bir sonu olduğundan bunun mekanik zamandan farklı bir zaman türüne dayandığı ortadadır ve dolayısıyla son tarih konusuda bilince dayalı zaman çerçevesi içinde tartışılmalıdır. Bilince dayalı zaman Eski Yunan'da Kairos olarak bilinirdi ve dolayısıyla biz bunun kaynağının ne olduğunu sormalıyız.


Eğer Maya Uzun Sayımının kaynağı için bilgi bulma amacıyla eski kaynaklara gidersek bunun astronomik döngülere dayandığını asla söylemediklerini görürüz1. Aksine Palenque'de ki Yazıtlar Tapınağı gibi Maya kaynaklarının açıkça söylediği şey Uzun Sayımın Dünya Ağacına ya da diğer kaynaklarda geçtiği ismiyle Yaşam Ağacına dayandığıdır. Yakında yayınlanacak olan The Purposeful Universe (Inner Traditions, Aralık 2009) adlı kitabımda* ele alacağım gibi Maya zamanı aslında nicemlenmiş (quantized) zamandır ve Evrensel Yaşam Ağacının farklı kuantum hallerini tanımlamaktadır. Maya takvimi daima böylesi kuantum zaman değişimleri çerçevesindedir ve sürekli devam eden astronomik döngülere dayanmaz. Bu sayede hem kendi bireysel hayatımızın hem de insanlığın ve uygarlığın önemli anlarını anlayabiliriz. Bu kuantum değişimlerinin arkasında olan evrenimizin merkezinde ki Evrensel Yaşam Ağacı, modern bilim tarafından ancak 2003 yılında bulundu. Onun gerçekliğinin artık kanıtlanmış olması ve sadece bir sembol veya mit olmaktan çıkması bizim tüm varoluşu anlayışımızda bir devrim çağrısıdır. Bu sadece bilimi etkilemez, aynı zamanda sık sık Yaşam Ağacına göndermelerde bulunan dini kehanetleri nasıl anladığımızı da etkiler. Mesela İncil'in Vahiyler Kitabı buna göndermede bulunur ve biz farkındalığımızı buna odaklanmaya başladık. Maya takviminin Yaşam Ağacından meydana gelmesi sadece günlük düzeyde geçerli değildir, her günün bir işareti ve sayısı olduğu gibi her katun, baktun, pictun vs bir sembolle ifade edilir ve farklı kuantum hallerini ifade eder. Bu haller ise Mayaların çağlar dediği, evrensel evrimin coğrafi ve tarihi dönemlerini yaratır. Pek çok insan Maya takvimi sona ererken kuantum sıçramaları bekliyor ve bunda da haklılar. Ancak sürekli devam eden astronomik döngüler tanımları gereği asla kuantum sıçramalarını bize göstermezler. Maya takviminin fosil kayıtlarında ve insanlık tarihinde ki zihinsel dönüşümlerde (bunlar yavaş ve düzenli olmaktan çok uzaktırlar) bulunan bu kadar çok kuantum sıçramasını açıklayabilmesinin nedeni diğer takvimlerden farklı olarak nicemlenmiş olmasıdır.**


Maya zamanını nicemlenmiş olarak anlamak, aynı zamanda potansiyel olarak bile dünyanın sonu olmayan sözde son tarihe daha anlamlı bir şekilde bakmamızı sağlıyor (Bu yüzden 28 Ekim 2011 tarihini kucaklayan hiç kimse bunu dünyanın sonu olarak görmüyor). Son tarih basit olarak Evrensel Yaşam Ağacının en yüksek kuantum haline eriştiği nokta anlamına geliyor. Bu aynı zamanda başlayacak yeni bir döngünün olmaması demek. Bu temeli oturtmak Kehanetler Kitabında tanımlanan "Yeni Kudüs"te barış dolu bir mutluluk çağı yaratacak halide rasyonel olarak anlamanın da tek yolu. Ya da bunun yerine bir Hindu benzetmesi kullanırsak bu en yüksek halin Karma tekerleklerinden (döngülerinden) özgürleşmek anlamına geldiğini düşünebiliriz. Kanıt temelli Maya takvimini inceleyen bir öğrenci bilir ki neredeyse insanlık tarihinde ki tüm savaşlar ve çatışmalar evrensel enerjiler arasında ki kuantum değişimlerinden meydana gelir ve Dünya'da uyumun hâkim olması için ciddi bir umut ancak bu kuantum değişimlerinin sona ermesi ile mümkündür. Dolayısıyla bu tür bir Maya takvimi yorumunda son tarihin yaşamın sonu veya dünyanın sonunun geleceği bir "kıyamet günü" olarak düşünülmesi için kesinlikle hiçbir neden yoktur.


28 Ekim 2011 son tarihi enerjiler arasında ki değişimlerin sona ereceği anlamına gelir ve bu yüzden bunu takip edecek yıl olan 2012'nin çok özel olduğunu pek çok kişinin sezmesine şaşırmamak gerekir. Şimdiye kadar evrensel evrimi yürüten süreçler sona erecekler ve bir süre sonra her şey sakinleştiğinde insanoğlu kendi başına evrimi yaratmaya devam edecek. Benim görüşüme göre son tarih sadece yeni bir değişim demek değil. Aksine bu o noktaya kadar Yaşam Ağacının kuantum hallerinin birbirini izlemesinden kaynaklı değişimlerin sonu anlamına geliyor. Bu değişimlere bir örnek olarak Beşinci Gece'nin başlangıcında ekonominin düşüşe geçmesine yol açan kuantum değişiminden yukarıda bahsetmiştim. Böylesi bir yeni Cennet Bahçesi vizyonu (daha üst bir seviyede de olsa) Maya takviminin mekanik astronomik döngülere dayandığına ve dolayısıyla yeni bir döngünün başlayacağına inanan insanlara rasyonel gelmeyecektir. İnsanlığın kurtuluşunu ve gelecekte geri gelecek bir Cennet Bahçesini anlamak temelde nicemlenmiş zamanı anlamayı gerektirir. Bu önemli bir prensibi ortaya koyar: kanıt temelli Maya takvimini anlamak zor değildir ve o saçma değildir. Bu sizin eski düşünme kutunuza düşüncesizce koyabileceğiniz bir şey değildir. Maya takvimi diğer tüm takvimlerden temelde farklıdır ve bunun neden ve nasıl olduğunu anlamak onu derin bir şekilde şereflendirmeyi ve saygı duymayı gerektirir.


Bu perspektiften bakıldığında görüyoruz ki döngüsel dönüşümlerin sonuna ve evrenin en yüksek kuantum seviyesine yaklaşıyoruz. Bu durumda mantıken yaşadığımız ekonomik düşüş takvimin daha önce ki Gecelerinde yaşadığımız gibi sadece bir "durgunluk" veya "geri çekilme" olmayacaktır. Bu gerileme aslında ekonominin döngülerinin sonunun başlangıcıdır. Maya takviminin zaman döngülerini incelediğimizde ve Gecelerde ki ekonomik daralmaları göz önüne aldığımızda, ekonomik döngülerin nasıl sona ereceğine dair bazı tahminler yapabiliriz. Büyüme ekonomisini aşağı çeken ilk dalga Beşinci Gece ile geldi ve büyümede, borsa değerlerinde ani bir düşüşe yol açtığı gibi işten çıkarılmalar ve hacizler arttı. Biz şu anda böylesi Geceler arasındayız, Altıncı Gündüzde (Bkz. şekil 2) aynı süreçler daha yavaş bir hızda devam ediyor ve hatta geçici olarak tersine dönebilir. Altıncı Gecenin başladığı tarih olan 8 Kasım 2009'a doğru ekonomik gerilemenin güçlenmesini ve Amerikan Dolarının çökmesini ve buna bağlı olarak dünyada kurulu para sisteminin çöküşünü bekleyebiliriz. Pek çok olay böylesi bir etkinliği tetikleyebilir ama önemli olan bunu ne tetiklerse tetiklesin, kaldı ki bu bir politik olay olabilir, sonuçta Altıncı Gecenin enerjisinin bir sonucu olacaktır. Aklıma gelmişken bu Altıncı Gündüzün ikinci yarısında ki yeniden doğuş enerjisinin neden bu kadar önemli olduğunu da açıklamaktadır.


Böylesi bir çöküşün ne anlama geleceğini ancak hayal edebiliriz ancak sanıyorum herkes bunun günlük hayatlarımıza yansımasının çok güçlü olacağı konusunda hemfikirdir. Zorlukların çok fazla gelmesinden dolayı pek çok insanın Yaratılışa inancını kaybetmesi veya cezalandırıldığımızı düşünmesi sözkonusu olabilir. Ben buna farklı bakıyorum: Galaktik Altdünya'nın bilinci gezegen için önceden planlanan bir koruma mekanizmasını uygulamaya koyuyor ve öncelikle büyümeyi durduruyor, tıpkı bir kanser doktorunun bir iyileşme olmadan önce yapması gerektiği gibi.2 Şimdi belki fark ettiğiniz üzere Maya takviminin son tarihi tartışması önemli bir konu haline geliyor çünkü gelecekle nasıl bağımızı kuracağımız buna dayanıyor. Bu ne saç yoldurtan türden akademik bir tartışma ne de sorumsuz bir Yeni Çağ fantezisidir. Kanıt temelli Maya son tarihi olan 28 Ekim 2011'i savunanlar, aslında Altıncı Gece ile gelecek olan daha derin bir ekonomik kriz için insanların hazırlık yapmasını öğütlüyorlar. 21 Aralık 2012 hakkında konuşanlar ise mantıkları ile tutarlı bir şekilde gelecekte ki bu fantezi sahnesine yansıtma yapmaya devam ediyorlar. Bu kişilerin aslında söyledikleri şey şu: "Kendinizi şimdi Yeni Dünya için hazırlamayın! 21 Aralık 2012'de değişim gelene kadar bekleyin!". Çünkü onlar bu tarihten önce ki kuantum sıçramalarının farkında değiller. Son tarihi tam olarak bilmek insanlar için son derece büyük bir öneme sahip çünkü bu şimdiki anda hangi kuantum sıçramasını yaşamakta olduğumuzu bilmenin tek yoludur. 21 Aralık, 2012 tarihini savunanlar basitçe modaya ayak uydurup kendilerini öne çıkarma çabasındalar (ve bir takım ürünler satma peşindeler). Bence artık bu kişilerin yaptıklarından dolayı başkaları için nasıl bir sorumluluk taşıdıklarını fark etmeleri gereken zaman geldi. Büyük ihtimalle bu yüzden Maya takvimi ve 21 Aralık 2012 tarihi ile ilgili çekilen ve kesinlikle insanların kafasını karıştırmak için yapılan ilk Hollywood filmi Kasım 2009'ta gösterime girecek, yani Altıncı Gece başladığında. Sonrasında hâkim olan medya 21 Aralık 2012 tarihini gerçeği çarpıtmak için kullanacak ve elbette ki bu oyuna katılmak isteyenler olacak. Bu durumda Maya takvimini onunla uyumlanmayı imkânsız kılan geç bir tarihe yansıtmanın kimin işine yaradığını görmek oldukça kolaydır.


Kurulu olan uluslararası para sistemi Altıncı Gecede çöktüğünde gidilebilecek iki yol olacak. Birinci yolda bankalar, kâr ve büyümenin olmadığı sokakta ki insanın organize ettiği yeni bir ekonomiye geçilecek ve bu yenidünyada hâkimiyetin yeri olmayacak. Uluslar arası para sisteminin çöküşü özellikle de tüm borçların donmasına yol açacağından gerçekten tamamıyla eşitçi, gönüllü ortaklaşmaya dayalı ve açgözlülüğün dünyayı yok etmeyeceği bir dünyayı yaratma potansiyelini taşıyor. Bu tabii ki bir azınlığın kârı için organize edilmiş ve insanların ihtiyacındansa soyut değerlere yönelinen bir banka ve para sistemini dışarıda bırakıyor.


Yine de evrensel plana göre böylesi bir Yeni Dünya'nın uygulamaya konmasının dirençle karşılaşmamasını beklemek çok naifçe olur diye düşünüyorum. Bazı insanlar diğerleri üzerinde kurdukları güçlere tutunmak isteyeceklerdir. Pek çok kişi için mevcut olan insanın insana hâkimiyeti düzeninin düşüşü şoke edici olacaktır, çünkü bu alışageldikleri güven içinde yaşanan bir dünya deneyimini bozacaktır. Bankacılar, hükümetler, medya kuruluşları ve dünya çapında hüküm süren kurumlar tek bir yeni dünya para birimi oluşturmaya çalışacak ve egemenliklerini sürdürmeye çalışacaklardır ve buna da çok iyi hazırlanmış olduklarını düşünüyorum. Bilhassa insanlar kanıta dayalı Maya takviminin farkında değillerse ve bu zor dönemin yeni bir dünya yaratmak için gerekli sürecin bir parçası olduğunu görmezlerse bu durum gerçek olacaktır. Ancak ben yaklaşan Evrensel Altdünyanın yeni bir birlik bilinci getireceğini ve sırf varoluşun mutluluğunun ve var olan her şeyi olduğu gibi kabul ederek sevgi ve şefkat duyma halinin geleceğine ikna oldum. Yani belki her şey eski ekonomi açısından "daha iyi" olmayacak, ancak hayat daha eğlenceli olacak çünkü daha yeni bir bilinç seviyesi sayesinde dünyanın farklı bir şekilde algılanması mümkün olacaktır. Bu yüzden önümüzde ki yıllarda gerçekleşecek, görünüşte çelişkili görünen gelişmelerin kafa karışıklığı bizleri bekliyor. Buna hazırlığın kritik bir parçası ise (her ne kadar gelişmelerin yerine oturması son tarihten sonra bir süre daha devam edecek olsa da) en azından insanlara evrimin ritmini isabetli bir şekilde gösterecek olan ve 28 Ekim 2011'de biten, kanıta dayalı Maya takvimi bilgisidir.


Bu yüzden önümüzde ki dönem için ortaya çıkan vizyon ne "dünyanın sona ereceği" ne de "hepimizin mutlu şekilde uçacağıdır". Bunun yerine biz geleceği anlamak için elimizde ki en iyi delillere dayanan oldukça karmaşık bir senaryo görüyoruz. Bunun Vahiyler Kitabında anlatılan "Yeni Kudüsün" zorlu doğum senaryosu ile çok benzerliği vardır. Bu kitapta anlatıldığı gibi bu Yeni Dünya herkes için değildir ve ona tahammül edebilmek için kişinin kesinlikle manevi güce ve bütünlüğe ihtiyacı vardır. Bu tartışmaya dini bir hava katmak istemiyorum ama kesin olan bir şey var ki bu yeni dünyaya adım atmak isteyen herkes samimi bir şekilde hakikati aramalı ve basite kaçan açıklamalardan kaçınmalıdır.


Maya takvimi evrensel olsa da ve Vahiyler Kitabına özünde bağlı bulunsa da bugün ki Mayaların kendi son tarihlerini nasıl gördüğünü bilmek önemlidir. Doğal olarak bazıları takvimlerinin dünya çapında ilgi görmesinden mutlular ve arkeologların onlara söylediklerine yani 21 Aralık 2012 tarihine basitçe inanıyorlar. (Bu tarihin kökeninin dayandığı Uzun Sayım, Mayaların uzun süredir kullanmadığı bir sistemdir, dolayısıyla bu tarih onlara modern arkeologlarca iletilmiş durumdadır). Ancak İhtiyarlar Heyeti Lideri Don Alejandro Oxlaj gibi daha güven duyulan kaynaklar bu sürüye dahil olmuyorlar. Onunla iki yıl önce yaptığım röportajı izleyenler (Mayan Majix sitesinde DVD olarak bulabilirsiniz) onun 21 Aralık 2012 tarihini yanlış bir hesaplama olarak reddettiğini görebilirler (Bu o sırada benim için bir sürpriz olmuştu). O da On Üç Baktun ve 13 Ahau kehanetini taşıyor ve bu 28 Ekim 2011 tarihi ile tutarlıdır (bu tarihte bir 13 Ahau günüdür). Her ne kadar o benim gibi bir son tarih belirtmese de son katun döngüsünün (son 7200 günlük kehanetsel dönem) 1992'de başladığı konusunda hemfikir olduk. 10 Şubat 1992'de başlayan bu katun ile yeni bir dünyanın ortaya çıktığı önemli olayların ve kuantum sıçramalarının gerçekleştiğini kolaylıkla görebiliriz: Soğuk Savaşın sonu ve Sovyetler Birliğinin çöküşü (25 Aralık 1991), Avrupa Birliğinin Kuruluşu (7 Şubat, 1992) ve Dünya Çapında Ağın (WWW) başlatılması (Ağustos 1991). 21 Aralık 2012 insanları tarafından savunulan katun döngüsü (John Jenkins History Channel'da ki "Kıyamet Günü" belgeselinde Nisan 1993 diyor) yeni dünya çoktan ortaya çıkmıştı bile. Bu son tarihi kucaklayan insanlar gelecekte de her zaman için dünyada gerçekten olan şeylerin su birikintisinde yüzecekler. Bu durum son tarihin en büyük önemini ortaya koyuyor. Yaklaşan kuantum sıçramalarının bilinçli olarak bir parçası olmak isteyen ve bunlardan kaynaklanan yaratılış dalgalarında sörf yapmak isteyenler eğer kanıt temeli Maya takvimini ve 28 Ekim 2011 son tarihini reddederlerse bu fırsatları kaçıracaklardır. Eğer delilleri görmezden gelirseniz ve 21 Aralık 2012 "hizalanma" 3 peygamberlerini dinlerseniz büyük ihtimalle sizin hayatınızda çok ciddi direk sonuçlar doğacak ve bu geleceğe nasıl yaklaştığınızı etkileyecektir. Galaktik Altdünya'da hızlanan zaman yüzünden iki son tarih arasında ki 420 günlük fark gerçekten gece ve gündüz arasında ki fark kadar büyük olacaktır.


Seattle, 15 Mayıs 2009 (1 Kan)




1 Hiçbir Maya metni Uzun Sayımın son tarihinin önemi üzerinde bir yorumda bulunmaz. Ancak Uzun Sayımın başlangıcı çeşitli yerlerde tartışılmıştır ve bunun için önemli bir kaynak şudur: Freidel, Schele and Parker, Maya Cosmos, sayfa 59-122, The Hearth and the Tree.

Eski Mayaların politik hayatlarının nasıl astronomik olmayan döngülere bağlı olduğuna dair çok iyi bir kaynak şudur: Prudence Rice, Maya Political Science.

Mayaların kehanetlerinin nasıl astronomik olmayan döngülere dayandığını incelemek isterseniz Chilam Balam kitaplarında katun kehanetlerine bakmanızı öneririm.

2 Ben şahsen Yaratılışın rotasına müdahale eden bir Tanrı olduğuna inanmıyorum (Her şeyden önce böylesi bir fikir yaratılışın mükemmel olmadığını ima eder). Bunu şöyle açıklayabiliriz: Galaktik Altdünya soyut değerlere aracılık eden sol beyin yarıküresinin zararına olacak şekilde sağ beyin yarıküresinin tarafını tutuyor. Dolayısıyla biz banka bilgisayarları ve kâğıt banknotlardaki soyut değerlerin bir çöküşünü izliyoruz. Birkaç ay önce Larry King'in yaptığı bir röportajda Bill Clinton, dünya servetinin üçte birinin geçen yıl yok olduğunu söyledi. Bu soyut terimlerle düşünme tarzına harika bir örnek. Gerçeklikte herhangi bir gerçek değer yok olmadı. Yok olan şey banka bilgisayarlarındaki rakamların üçte biridir. Bu soyut değerlerin çöküşü henüz dibe vurmaktan çok uzaktır.


3Bu sözde hizalanma aslında 1998'de gerçekleşti, ancak bu çok nadiren halka sunuluyor çünkü şu anda "2012 fenomeni" satan medya için herhangi bir kar getirmeyecektir.


*Çevirenin Notu: Calleman'ın bu kitabının Türkçeye çevrilme süreci başlamıştır.

**Çevirenin Notu 2: Yazar burada "quantized" ifadesini kullanıyor. Fizik dilinde "nicem" sözcüğünün eş anlamlısı "kuantum" olarak geçiyor. Bu ifade Maya takviminin kuantum sıçramalarını gösteren bir doğası olduğuna işaret ediyor.


Carl Johan Calleman Stockholm Üniversitesi'nden aldığı Fiziksel Biyoloji Doktoru ünvanına sahiptir ve geçerli bilim yazınında yaklaşık 1500 kez referans gösterilmiştir. Seattle'daki Washington Üniversitesinde Çevresel Sağlık Kıdemli Araştırmacısı olarak görev yapmıştır ve ayrıca Dünya Sağlık Örgütü (WHO) için kanser uzmanı olarak çalışmıştır. Solving the Greatest Mystery of Our Time: The Mayan Calendar (Garev 2001) kitabı ile Maya takviminin kanıt temelli araştırmasına öncülük etmiştir ve bunu The Mayan calendar and the Transformation of Consciousness (Bear and Co, 2004) [Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü (Akaşa, 2004)] takip etmiştir. Yakında basılacak olan The Purposeful Universe (Bear and Co, Aralık 2009) ilk kez olarak Yaşam Ağacının fiziksel gerçekliğini tanımlamaktadır ve son 150 yıl içinde Darwinizm'e alternatif olarak sunulan ilk eksiksiz teoriyi takdim etmektedir. Carl'ın web sitesi www.calleman.com adresindedir.


Çeviren: Fatih Keçelioğlu
[email protected]


http://mayatakvimi.blogspot.com/

Tiversonus

#3
Maya Takvimi (Özet)






1. Kat: 16,4 milyar yıl önce başladı.

2. Kat: 800 milyon yıl önce,

3. Kat: 40 milyon yıl önce,

4. Kat: 2 milyon yıl önce,

5. Kat: 100.000 yıl önce,

6. Kat: 5.125 yıl önce,

7. Kat: 1755'te başladı.

8. Kat: 1999'da başladı.

9. KAT: Dokuzuncu kat ise henüz başlamadı ve 11 Şubat 2011'de başlayarak 260 gün boyunca bilincin dönüşümünde bizi en yukarı noktaya taşıyacak.



Not:

* Her kat, bir alttaki katın 20 'de 1 'i kadar.

* Her Katta, 7 gündüz ve 6 gece olmak üzere 13 gün var.

Yanlış veri aktardıysam, arkadaşlar düzeltsinler.

Alemtac

#4
Bir günü 12 saat saymışsınız gibi bir sonuç çıkıyor...
 

Tiversonus

#5
Şubat: 18 gün (11 Şubat 2011 9. kat başlangıc tarihi)
Mart :31
Nisan:30
Mayıs:31
Haziran:30
Temmuz:31
Ağustos:31
Eylül:30
Ekim:28 2011 (260 gün sonra bu tarihe geliniyor)

--------------
Toplam: 260 gün


Sanırım Calleman'ın "28 Ekim 2011" tarihi yerine diğer "popüler" tarih olanı aldınız. Yani Calleman'a göre olan tarih gerçekten ilginç ve sanırım bu ileriki zamanlarda daha da konuşulacaktır.

Bu  takvim sadece ve sadece kuantum -veya şöyle de söylenebilir; "dalgasal" potansiyeli- yaratım için başlangıçları gösteriyor. Yani, Dünya üzerindeki bilinçlerin yaratımlarının etkisi dikkate alınmalı. İnsanların toplam bilinçlerinin kitlesi, dikkate değer bir olayın, oluşmasının nedenidir. İşte bu bilinçlerin oluşmasını "hzlandıracak" kuantum potansiyeli bu tarihte başlıyor demek daha doğru kanımca...Kısaca bu, "interaktif" bir süreç ve insan bilincinin toplam durumu çok önemli. Piramidin "düz ve dik açısı" yerine, birbirine ekli kuantum an'larından oluşan bir helozonik yayı düşünmek belki daha mantıklı. Ama işte helozonik bir yapı yapmaları zordu sanırım Maya'ların:))

Alemtac

#6
Teşekkür ederim :)

İşte bu sebeble yani sizin de belirttiğiniz "Dünya üzerindeki bilinçlerin yaratımlarının etkisi dikkate alınmalı. İnsanların toplam bilinçlerinin kitlesi, dikkate değer bir olayın, oluşmasının nedenidir. İşte bu bilinçlerin oluşmasını "hızlandıracak" kuantum potansiyeli bu tarihte başlıyor demek daha doğru kanımca...Kısaca bu, "interaktif" bir süreç ve insan bilincinin toplam durumu çok önemli." cümlelerinizde de olduğu gibi, toplum belirli bir tarihe yönlendirilmeye çalışılıyor diyorum.

Gerçi en başından beri diyorum da, sesimi duyan yok :( 28.02.2009 tarihinde diğer sitede bakın ne demişim : "iste bence bir tarih belirtmek dogru degil. beklemek kadar zor bisey yoktur. maya takvimi 2012 de bitiyor diye bu tarihte birsey olacak degil :) zaman degiskendir, dikey ve yataylari vardir..yaptigimiz tek bir hareket olacaklari oteler veye erteler. merak etmeyin hep birlikte gececegiz. titresimi hazırlamak icin vardik, yine hızlandirmak icin variz. bu bizim elimizde.. tarihte diyelimki 2112. 12 aralik :) Daha anlamli degilmi? Amacimiz tum dunyanin uzerindeki insanlarin bu rezonansa hazir olmasi:)sizler hazirsiniz..yasanacak ta bir felaket degil..degisim sureci..5 siddetinden fazla bir deprem olmayacak, dayanamayacagimiz hicbirsey olmayacak."

Lütfen bilincimiz de varsa eğer, kıyamet/felaket fikrinden uzaklaşalım.
 

Tiversonus

#7
"Gerçi en başından beri diyorum da, sesimi duyan yok "

demişsiniz:))) Çok yalancısınız yani! Bakın neden? Ben bunu söylediğinizi "duymuş" tum:))))

Şaka bir yana, bunu birilerine kabul ettirmek gibi ve/veya görüşümüze muhalefet edilmemesini beklemek gibi bir şeyleri beklemek bence gereksiz. Maya takvimine inanmayan veya yorumuna inanmayanlar olması normal. İçeriğini farklı yorumlayanlar da çıkacaktır. Yani düşünce skalasının her bir tarafına dağılmış görüşler çıkması normal. Hiç bu işlerin olmayacağını "ben bildim bileli bunlar söylenir, boş şeyler bunlar" diyenler de çıkacaktır. Sonuç olarak, bilgi temelli bir paylaşım yapmaktan öteye de bir sorumluluğumuz yok başkalarına karşı. Peki kendimize? İşte bunu da kişi seçecek, inancı ile, işaretleri ile, bilgisi ile ve sezgisi ile. Seçecek.

4-5 bin yıldır şu meditasyon işi dünyada kayıtlı tarihte var sanırım. Yani bu iş, yeni dünya düzencilerin bir uyutması değil demek istiyorum, yani meditasyon işi.

"Hiç başkası için sızlıyor mu?" işte bu celseyi arıyorum eski sitede ve burada bulamadım. Belki beceriksizliğimden de bulamamış olabilim.

Kısaca şunu diyorum: Empati yeteneği olmayan, "bir başkası için ruhu sızlamayan" insanlar Dünya küresinde var, bu açık ve net. Verdikleri emirler ile binlerce yaşamı yok edebilecek türde insanlar var, empatileri yok. İşte sadece bu durum bile Dünya Değişimlerinde neler olabileceğinin delilidir diye düşünüyorum.

Ayrıca sizin tesbitlerinizin bir bölümüne katılıyorum ve bir bölümüne katılmıyorum. Bu sizi sevdiğim veya sevmediğim anlamına gelmez. Bu farklı bir fikir ile sizi sevdiğim anlamına gelir. Ben Calleman'ın ve Kasyopyalıların ve Pleiadeslilerin "gezegensel değişim" vurgularının insanların bir kısmını birleşmeye zorlayacağı modeli benimsiyor ve işaretlerini takip ediyorum. Yani "gezegensel temizlik" veya kaynaştırıcı olaylar da denilebilir bunlara.


Alemtac

#8
:))) içim rahatladı, sağolun. Kimseyi ikna etmektek değil amacım sadece kitlelerin kullanılmaması için çabalıyorum kendimce :) Toplum bilinci doğru yerde birlik olsun, dileğim bu. Doğru yer bence de Kasyopya, Kryon ve Pleiadeslilerin öğretilerin de.

Az sonra çıkmak zorundayım, akşama devam etmek üzere hoşçakalın :)
 

Tiversonus

#9
Teşekür ederim ve aslında keşke "yalancı" demeseydim de diye Hz. Herkest tarafım acı çekiyor:)))

Tiversonus

#10
Selam arkadaslar,

Asagida ki makalede aciklandigi gibi 9.9.9 tarihi (9 Eylül 2009) inanılmaz bir eszamanlilik ile Maya takviminde yeni Tzolkin dongusu ile ustuste geliyor.

Bu gune dokuzuncu yaratilis seviyesine goturen uc asamali bir roket gibi bakabiliriz. Insanligin yeni bir dunya yaratmasi icin gerekli projelere baslamak ve dua ve meditasyon icin cok uygun bir zaman.

Makaleyi Turkce harflerle okumak icin: http://mayatakvimi.blogspot.com

Dokuz rakami pek cok manevi ve dini geleneklerde ozel bir oneme sahiptir. Dokuz eski yunanda siir tanricasi Muz'un sayisidir, Iskandinav kulturunde dokuz dunya vardir. Kudus'te ki tapinagin en kutsal yerine giden dokuz sayi vardir. Ayrica bugun dunyada kullanilan sayim sistemlerinin cogunda dokuz rakam oldugunu dusunursek bu rakamin icimize islemis oldugunu anlariz. Ayrica Maya geleneginde Dokuz sayisi  onemli bir rol oynar. Maya takvimin sonunun anlamina dair elimizde ki tek yazit ise Dokuz "ilahin" Maya takviminin son tarihinde gokten yere inecegini yazar. Bunun modern dilde ki anlami Dokuz enerjinin ya da Dokuz kozmik gucun tam olarak tezahur edecegidir. Unutmayin ki kadim Mayalar zaman devirlerine "ilahlar" olarak bakiyorlardi. Bu ilahlarin veya kozmik guclerin evrimsel dalga hareketleri gibi oldugunu ve birbirinin ustune bindigini biliyoruz ve su anda dokuz dalgadan sekizincisi uzerinde sorf yapiyoruz.
 
Bu evrimsel dalgalarin tezahur edisinde, Dokuzuncu seviyeye yaklasirken inanilmaz bir eszamanlilik fark ediyoruz. Yaklasan 9.9.9 tarihi (9 Eylul, 2009) 260 gunluk Maya Kutsal Takviminin (Tzolkin) baslangici ile denk dusuyor. 3000 yildir kullanimda olan bu takvimde 9.9.9 tarihi Hun Imix veya 1 Timsah enerjisini yani enerji kombinasyonlarindan birincisini tasiyor. Bu eszamanliligin ne anlama geldigi uzerine kafa yurutursek bu  tarihte dokuz sayisina ve ozellikle de yakinda tanik olacagimiz Maya takvimi sisteminin Dokuzuncu seviyesine odaklanmamiz gerektigi asIkâr olacaktir.

Inaniyorum ki aktivasyon tarihleri Maya takviminde tanimlanan bu kozmik guclerin ardinda, insanlik tarihine dair, daha yuksek bir kaynaktan gelen ve musfik bir niyet tasiyan zeki bir plan mevcuttur. Bunu fark etmek ayni zamanda bu plani nasil takip edecegimize ve Maya takviminden nasil faydalanacagimizi anlamak demektir. Bu dokuz kozmik guc bizim kolektif bilincimizi etkilemekte, daha dogrusu yonetmektedir. Dolayisiyla bu kozmik zaman planinda neler olup bittigine bakmak icin elimizde yeterince neden vardir.

Eszamanliklar genelde farkli sekillerde yorumlanabilirler ve boylesine buyukse kesinlikle dikkate degerdirler. 9.9.9, arka arkaya uc adet Dokuz, Dokuzuncu ve en yuksek seviyenin tamamlanisina dogru bizi goturecek olan uc adet 260 gunluk Tzolkin dongusu olarak yorumlanabilir. Bildigimiz  kadariyla evrenin bu en yuksek seviyesi 13.13.13.13. 13.13.13. 13.13 13 Ahau (13 ve Ahau Maya takviminde tamamlanisin sembolleridir) enerjisinde ve 28 Ekim, 2011 tarihinde ulasilacaktir. Bu en yuksek seviye hicbir sekilde dunyanin sonu anlamina gelmez ve Dokuz dalga hareketinin tamamlanisi demektir. Belki bunu soyle gorebiliriz: bir merdivenin en son ve en zor basamaklarini cikiyoruz ve zirveye ulastigimizda ayaklarimizin altinda dinlenebilecegimiz bir zemin bulacagiz.

Bu son tirmanis, cok kisa bir sure icinde esi benzeri gorulmemis bir donusum surecinden gececegimiz anlamina geliyor. Bunun bir nedeni sekizinci evrim seviyesinin son safhasina giriyor olmamiz. Diger nedeni ise dunyayi tamamen farkli bir isIkla gormemizi saglayan, kolektif bilinci temelden donusturecek olan ve cok yuksek bir frekansla gelecek olan Dokuzuncu seviyenin baslamasi. Bu nedenle 9.9.9 tarihini takiben gelecek olan uc Kutsal Takvim (Tzolkin) dongusunde niyetlerimizi  odaklayarak yeni bir dunyanin dogumu icin birlestirmeliyiz. Bu ozellikle cok onemli, cunku cesitli kaynaklar 8 Kasim 2009'da baslayan Galaktik Altdunya'nin dunya ekonomisinde cok buyuk bir buhran getirecegi yonunde isaretler veriyor.

Bu 260 gunluk Kutsal Takvim dongulerinden birincisi 9.9.9 ile basliyor ve 26 Mayis 2010'a kadar surecek. Bu surec Dokuzuncu kata dogru cikis sureci olarak gorulebilir ve dua, meditasyon ve zihinsel odaklanma icin uygundur. Topluluk kurmak, ag kurmak ve sprituel eszamanlilik da bu donem icin uygun pratik calismalardir. Ikinci 260 gunluk surec 27 Mayis 2010'da baslayacak ve Dokuzuncu seviyenin baslangici bu surec icinde olacak. Ayrica yeni bir dunyanin dogumuna hazirlik olarak pratik sprituel projelerin odak noktasi olacak olan 17-18 Temmuz Kozmik Kavusmasi bu aralikta gerceklesecek. Ucuncu 260 gunluk Kutsal Takvim dongusu 11 Subat 2011'de baslayacak ve bu Dokuzuncu seviye olan Evrensel Altdunyanin 8 Mart  2011'de baslangicini iceriyor. Uc adim icinde bu en carpici olani bu olacak cunku 28 Ekim 2011 tarihinde ulasilacak olan evrenin en yuksek seviyesine dogru goturecek.

9.9.9 tarihinde baslayacak olan bu uc adim ile 1/ Yukselis, 2/ Dokuzuncu seviyeye hazirlik ve 3/ Evrenin Dokuzuncu evrim seviyesi ile evren en bastan beri ulasmaya cabaladigi yeni bir bilinc seviyesine, birlik bilinci seviyesine dogru yukseliyor. Dokuzuncu seviye oyle bir birlik bilinci getirecek ki tum insanlik donusecek. Insan irki icin cok buyuk zorluklar ve firsatlar olacak. Bu degisimler ise kendi kendilerine olmayacak ve onlara direnen veya kabul eden insanlar uzerinden tezahur edecekler. Bu bakis acisindan 9.9.9 tarihini basit bir numeroloji merakindan dolayi degil de, Kozmos'un Dokuzuncu seviyesi tarafindan getirilen cok daha genis bir donusum surecine katilim ve odaklanma firsati olarak kutlayabiliriz.

Maya takviminden anladigimiz sey, ozellikle sol beyin  tarafindan yaratilan insanin insana hâkim olma formlarinin sonunu birlik bilinci tarafindan getirilecegidir. Yani ustunluk araclari olan finansal sistem, silahlar, ulusal sinirlar ve otorite sahibi diger pek cok yapi bu yeni birlik bilinci ile parcalanacak. Ilahi uyumun insan iliskilerini sekillendirecegi yeni bir dunya dogacak. Insanin insana ustun olmasinin sona ermesi ayrica kuresel olcekte cinsiyetler arasinda ki iliskiyi de etkiyecek. Soylemeye gerek yok, her seyin tekrar eski haline donmesi soz konusu bile degil. Karsimiza cikan zorluklara tepki vermek yerine yeni bir dunyanin dogumuna dogru bilincli bir sekilde yaklasmali ve onu ortak olarak yaratmak icin olumlu niyetlerimizi birlestirmeliyiz. Boylesi bir kolektif ortak yaratim surecinin bu zorluklari asmak icin en iyi yol oldugunu dusunuyorum.

9.9.9 ile baslayan donem her ne kadar sadece Dokuzuncu seviyeye yukselis safhasi olsa da bu tarih cok onemli bir odak noktasi cunku bu seviyeye  dogru yapilan hazirliklar cok onemli. 17-18, 2010 Kozmik Kavusma ile isminden de anlasilacagi gibi insan varolusunun ve bilincinin carpici sekilde genisleyecegi projeler pratige dokulecek. Bugun zengin olarak varsayilan ulkelerin de basini agritacak ekonomik zorluklar zamaninda, insan bilincinin genislemesi gerekli sosyo ekonomik donusumleri getirecek. Dokuzuncu seviye en sonunda aktive oldugunda kimliklerimiz cok daha genis bir sprituel cercevede tanimlanacaklar.

Bu makale genis kitlelere gelecegimiz icin ortak niyetler ilham edebilecek kadar erken yazilmadi. Ancak yine de pek cok kisi 9.9.9 tarihini kutlayacak (mesela http://www.fredpajorden.se/sida21.html  adresine bakin). Bu makalenin amaci bu tarihi zaten kutlayacak olanlara bilgi vermek ve bunun sadece numerolojik bir tesaduf olmadigini, Maya takvimi ile anladigimiz kozmik planin Dokuzuncu kati ile  gelecek olan yeni dunyanin dogumuna dogru ciddi bir rolu oldugunu bildirmek. Bu tarih dua ve meditasyonlarla yeni ve daha iyi bir dunyanin yaratilisi icin ortak niyetler ortaya koymak icin iyi bir zaman. 17-18 Temmuz 2010 Kozmik Kavusumu icin gerekli iletisim ve ag kurma araclari zamani geldiginde hazir olacak. 9.9.9 yeni dunyanin yaratilisi icin oncu ve mutevazi bir cagri olarak gorulebilir.

Malmo, 6 Eylul 2009 (11 Edznab)
Carl Johan Calleman

Ceviren: Fatih Kecelioglu
http://mayatakvimi.blogspot.com

Tiversonus

#11
6. Tortuguero Anıtı ve Maya bitiş tarihi


1993 senesinin sonlarında doğru, bağımsız olarak Maya takvimi araştırmalarıma başladığımda, söz konusu "bitiş tarihinde" neler olacağının tanımını yapan eski Mayalara ait tek bir yazıt bile bilinmiyordu. Bilinen tek şey Uzun Sayımın başlangıç gününü tarif eden ve İlk Baba'nın "dünya ağacını ayağa diktiğini" söylediği Palenque yazıtları gibi bazı yazıtlardı. Bu bilgi kirliliğine bakmaksızın dokuz evrim düzeyi, Dokuz Altdünya ve de kendi dalga hareketlerini oluşturan çeşitli Gece ve Gündüzleri kapsayan teorimi geliştirmeye başladım. Kısacası, önemli Maya piramitlerinin dokuz basamaklı olarak inşa edilmesinin, bu basamakların her biri yedi gündüz veya yedi yaratıcı tanrı tarafından yönetilen, dokuz yaratılış seviyesinin sembolü olmasından ileri geldiğini öne sürdüm. Ardından, böylesi bir modeli dayanak olarak aldığımızda muazzam miktardaki tarihi olayın, kozmik enerji değişimlerinin sonuçları olarak algılandıklarında bir anlam ifade ettiğini keşfetmiş oldum. Elbette bu durum tıpkı Maya Piramitlerinin bazılarının arkalarının düz olması gibi, bu dokuz seviyenin hepsinin de aynı tarihte sona ereceği şeklinde görülürse gerçek olarak algılanabilir. Bu nedenle enerji değişimlerine yönelik böyle bir anlayışın, Maya'ların kehanet geleneklerinin temelini oluşturduğu aşikardır. Tabi ki bu durum Maya takvimini ve ona bağlı çeşitli tanrıları batıl inanç olarak gören geleneksel Maya Biliminin onu yorumlayış biçiminden uzaktı. Sonuçta farklı bir bilimsel gelenekten geliyordum ve de öncelikli ilgi alanım Maya zaman döngüleri ve bununla ilişkili tanrıların gerçeğin birer yansıması olup olmadığıydı. Yetmişli yıllarda bilimsel kariyerimin henüz başlarındayken, Stockholm Nobel komitesi üyesi olan birisinin akıl hocalığı sayesinde, tartışmasız en yüksek seviyeden bilimin nasıl çalıştığını dolaylı dahi de olsa görmüş oldum. Bunun anlamı, onları onaylayacak deneysel bulgular ve sürekli yapılan deneysel kontroller olmaksızın safi "inançlardan" türetilmiş teorilere sıfır taviz göstermek demek oluyordu. En azından mesleki açıdan bu durum, o zamandan beri akıl yürütme yöntemime yön vermiştir. Bu yönteme göre de, bazı insanların İsa'nın 25 aralıkta doğmuş olduğuna veya Maya Takviminin 21 Aralıkta biteceğine dair olan inançları, gerçekte bunların doğru olduğunu kanıtlamaz.


Dokuz kadar Altdünya'nın varlığı düşüncesi, Maya takvim sisteminde uzun bir süreden oluşan (tamı tamına 5, 125 yıllık uzun sayım) tek bir döngünün olduğunu savunanlar tarafından uzunca bir süre reddedildi. Ne var ki o zamanlar bile Mayaların evrimin dokuz basamağını benimsediğini gösteren ipuçları vardı. Mesela Uzun Sayımın, Altıncı basamak olduğu anlaşılan Altı-Gök-Tanrı'yla zaman zaman ilişkilendirildiği bilinmekteydi ve ilki Hablatun'la başlayan dokuz seviyeli zaman dilimleri olduğuna işaret edilmekteydi. Her ne kadar kimileri tarafından yeterince usle uygun bulunmamış olsa da bu Dokuz seviyeye ait göstergelere dayanarak, insanlık tarihi tarafından deneysel olarak doğrulanabilen kendi teorimi öne sürdüm. Bir süre sonra, 1996 yılında, Maya bilimciler Palenque'nin yalnızca 50 km batısında bulunan ve benim evrimin dokuz seviyesi modelime daha çok destek olacak olan Tortuguero'daki 6 numaralı anıtı deşifre etmeye başladılar. M.S 670 civarında yaşamış olan bir Maya kralının bakış açısına dayanarak dahi olsa da, ilk defa söz konusu bitiş tarihinde neler olacağına işaret ettiği sanılan bir yazıt keşfedilmiş oldu.


Bu yazıt 2006 yılında daha geniş kitlelerin dikkatini üzerine çekmiştir. Maya kabartmaları uzmanı olan David Stuard'a göre yazıtın son tahlilde ki okunuşu şu şekildedir: Tzuhtz-(a)j-um u(y)-uxlcuun pik (ta) Çan Ajav ux (-te') Uniiv. Uhht-um ? Y-em(al)?? Bolon Yookte' K'uh ta?


Türkçesi ise şöyledir: "Onüçüncü 'Bak'tun" Dört Ahau, Uniiw (K' ank'in)'de sona erecektir. ? meydana gelecektir. (Bu) Dokuz destekleyici Tanrının ?'a gökten inişi(??) meydana gelecektir.


Bu tür eski yazıtlarda sıkça rastlandığı gibi kabartmalar kısmen silinmiş olduğundan (ki burada durum böyledir) kısmen ise anlamları muğlak olduğundan okunmaları zor olabilmektedir. Bizce buradaki kritik nokta, bitiş tarihinde "gökten ineceği" ifade edilen Bolon Yookte adlı ilah veya ilahlardır. Bunun nasıl yorumlanacağını bilebilmek için öncelikle Maya ilahları hakkında iki şeyin bilinmesi çok önemlidir. İlki bunların az veya çok birer "kişi" gibi davrandıkları görülen Romalı veya İskandinav tanrılarında olduğu gibi kişileştirilmemiş olduklarıdır. Bunun yerine Maya (veya Aztek) tanrıları tipik olarak belirli bir zaman dönemiyle ilişkili kozmik bir gücü sembolize etmekteydi ve bu halkların mitolojileri gerçekten de son derece ileri seviyede gayrişahsi olan kozmik ilişkileri tarif ederdi. Bu yüzden aslında belirli günlerle ilişkilendirilen ilahlar olan eski Maya burçlarının "gün-tutucular" tarafından nasıl günümüze taşınmış olduğunu biliyoruz. Zaman birimleri, tanrılar ve günlük burçlar az veya çok değişken olup nasıl yorumlanacakları hangi bağlam içinde kullanıldıklarına bağlıydı. İkinci bilinmesi gereken şeye göre, bağlamın bütünü ya da sadece parçaları ifade etmesine bağlı olarak ya bu ilahlar kolaylıkla farklı ilahlara bölünebilir ya da bunun tersi gerçekleşebilir. Dokuz parçalı tek bir ilah veya bütünü oluşturan dokuz parça olarak da görülebilen Bolon Yookte'deyse durum neredeyse kesinkes böyledir. Bolon Yookte aynı zamanda hem bütünü temsil eder hem de dokuz parçadan oluşur çünkü Maya kozmolojisi özünde holistik (bütünsel) olup yaratılıştaki herşeyi birbiriyle bağlantılı olarak görür.


2006 yılında John Major Jenkins Bolon Yookte'yle ilgili önemli ve ilginç bir makale yazmıştır: "6. Tortuguero Anıtı ve Bolon Yookte Ku'nun 2012 bölümü üzerine yorumlar", http://edj.net/mc2012/bolon-yokte.html. Jenkins bu yazısında yukarıda adı geçen yazıta göre Maya bitiş tarihinde gökten ineceği varsayılan Bolon Yookte adlı bu ilahla ilgili epigrafik bir bilgi özeti verir. Bunların yanısıra Gillespie ve Joyce'un, Bolon Yookte'nin "Dokuz basamağın Tanrısı" olarak adlandırıldığı ve bu ilahın meşhur Yedi Tanrı'nın Vazosu'nda da görülebileceği üzere yaratılışın başından beri var olduğundan bahsettikleri makelelerine de değinir. Bolon Yookte'nin Altdünyalar, savaş ve çatışmalarla ilgili olduğunu söyleyen Eberl ve Prager'a da değinir. Tüm bunların gerçekte bizlere anlattığı, dokuz basamaklı evrim ila dokuz Altdünyanın yapısal olarak yaratılışın başından ya da modern terminolojideki ifadesiyle Big Bang yani Büyük Patlamadan beri var olduğudur. Dolayısıyla, 6. Tortuguero Anıtı ve Jenkins'in bu yapıtın anlamıyla ilgili yapmış olduğu çalışmalar, on beş sene önce öne sürmüş olduğum teoriyi mükemmel biçimde doğrulamaktadır. Bolon Yookte, Dokuz Altdünya tarafından tetiklenen evrimin Dokuz seviyesidir. Bu dokuz Altdünya ise, meşhur Maya Vazosunda da aşikar olarak görülebileceği üzere, Yaratılışın Yedi Tanrısı'yla (Yedi GÜNDÜZ) ilintilidir. Ayrıca tarihten de bildiğimiz gibi tüm bu Altdünyalar, kozmik enerji sıçramalarının aynı zamanda güç dengelerinin değişmesine dolayısıyla da savaş haline sebebiyet vermesinden ötürü, çatışma ve savaşla ilintilidir. Kanımca, Maya İlahları arasında varolan bu ilişki, gerçekliği muazzam miktardaki deneysel bulguyla da onaylanan bir evrim modelini sunmaktadır bizlere. Bu bilgi, gerçeklikle olan bağlantısı nedeniyle sadece mitolojik bir ilişkiler ağı olmanın çok ötesinde, günümüzde insanlık için hayati bir öneme sahiptir.


Bu yazıtın anlamı, bitiş tarihinde yalnızca bir değil dokuz kozmik kuvvetin tezahür edeceği ve de bunların Dokuz Basmağın Tanrısı Bolon Yookte'ye atfen dokuz basamaklı bir piramit tarafından temsil edilmekte olduğudur. Jenkins'in makalesindeki Bolon Yookte'nin, yakında yayınlanacak olan kitabım "The Purposeful Universe"(Anlamlı Evren)'de de mitten öte bir gerçek olarak gösterilen Dünya Ağacı'yla ilintili olduğu açıkça görülebilecektir. Tortuguero Anıtı'nın ışığında Dokuz Altdünya ve On üç Üstdünya modelinin ancak, sadece gerçek Maya Yazıtlarını değil aynı zamanda Maya takvimi siteminin gerçeklikle olan bağını gösteren muazzam miktardaki deneysel bulguyu da gözardı eden biri tarafından reddedilebileceği kanısındayım. Oysa bu göstergeler bütünlüğü kabul edildiğinde, Maya'ların evrimi ve onun biyolojik ve tarihi gerçeklikte oynamış olduğu rolü kavramamızı sağlayacak biçimde, mitolojilerindeki ilahların, zaman birimlerinin ve kozmik enerjilerin nasıl yer değiştirmiş olduklarını daha kolay görebileceğiz.


Tikal'daki Jaguar piramitinde sembolize edildiği üzere Bolon Yookte ya da Dokuz Altdünyasıyla Dokuz basamaklı Tanrı. Dokuz Altdünyaların hepsi aynı zamanda tamamlanacaktır: "Bolon Yookte gökten yeryüzüne inecektir". İşte bu eşzamanlı olayı sembolize etmesi için Piramidin sırtı düz inmektedir.


Şu anda evrimin sekizinci seviyesinde olup yakında bir adım ileri giderek dokuzuncu seviyeye yani Evrensel Altdünya'ya sıçrayacağımızdan, eski Maya'ların yaratılışın sonunu dokuz farklı ilahın gökten eşzamanlı inişi veya dokuz kozmik kuvvetin tezahürü olarak gördüğünün Tortuguero yapıtına dayanarak onaylanmasının tam vaktidir. Artık birçok insanın geleceğinin, bu dokuz seviyenin enerjisinin tam olarak nasıl bir rol oynayacağının bilinmesine bağlı olduğunu söylemek abartılı olmaz. Bu nedenle evrimin bu temel yapısını, Dokuz Altdünya ila On üç Üstdünyayı ve de yaratılışın farklı dalga hareketlerinin tam aktivasyon tarihlerini bilmek bundan böyle hayati bir öneme sahiptir. Bundan ötürü dokuz ilahın eşzamanlı olarak bitiş tarihinde gökten ineceği (dokuz kozmik kuvvetin tezahürü) olgusu artık uygunsuz bir fikir olmaktan çıkmış, aksine 6. Tortuguero Anıtına verilebilecek tek anlamlı açıklama haline gelmiştir. Bunun bir başka anlamıysa, Tortuguero Anıtında adı geçen Bolon Yookte'nin yalnızca belirli bir tarihte meydana gelen tek bir olaydan ibaret olmadığıdır. Bunun anlamı aslında Jenkins'in de belirttiği gibi Bolon Yookte'nin o esnada orda olduğu Büyük Patlama ya da evrenin başlangıcına geri döneceği ve de her biri Yaratılışın Yedi Tanrısı tarafından yönetilen (her Altdünya'daki Yedi Gündüz) birbirinden farklı dokuz dalga hareketinden meydana geldiğidir. Bu yüzden Maya takviminin anlamıyla ilgili her türlü tutarlı teori, uzunluğu 16.4 milyar yıla uzanan böylesine uzun soluklu evrimsel süreçleri de hesaba katmalıdır. Bu olgu çok daha geniş bir bağlamda anlaşılabileceğinden, ciddi araştırmacıların dikkatlerini tek bir günden yani bitiş tarihinden çekmeleri gerekecektir. Bu perspektiften bakıldığında özellikle de birçok Amerika'lı "2012 uzmanının" kendilerini, yakında vizyona girecek olan 2012 adlı Hollywood filmiyle benzer bir şekilde, tek bir günle yani Aralık 21'le ilişkilendirdikleri kutupların yer değiştirmesi, galaktik hizalanma, volkanik patlama, göktaşı yağmuru, güneş ışını yayılımı gibi bir dizi fiziksel olaya veya bu tek günde olabileceklere dair (çoğunlukla da sağlam bir dayanağı olmayan) bir takım fikirlere adamış olmaları bir problem olarak görülmektedir. Özellikle de Tortuguero Anıtının ışığında, böylesi fikirlerin tüm mantıksızlığı gösterildikten sonra Maya takvimi adına bu Anıtla tutarlılığı olan evrimsel bir modeli dikkate almalarının zamanı gelmemiş midir? "2012" meselesi uzun bir süredir sahte bilimin oyun alanı olagelmiştir ve hiçbir dayanağı olmayan birçok "tek gün" iddası da Maya Takviminin bitiş tarihi senaryosunun gerçekten de insan bilincini etkileyen süreçler neticesinde meydana gelen sosyo-ekonomik dönüşümlerden ibaret olduğu gerçeğini bulandırmaktadır. Nasıl olsa bu, yalnızca gözlemcisi olacağımız jeolojik ve astronomik olaylarla ilgili olmaktan çok, bizim yeni bir dünyanın doğuşunu nasıl birlikte yarattığımıza ve de insanların kendilerine bağlıdır.


Önceden de belirtmiş olduğum gibi 28 Ekim 2011'i savunan hiç kimsenin bu tarihin "dünyanın sonu" olduğunu savunmamış veya asla savunma meyli göstermemiş olmasının bir sebebi vardır. Bu sebep, bu tarihin organik olarak evrimsel bir süreçten doğmuş olması ve de hiçbir gerçek veya gerçek görünümlü fiziksel veya astronomik olayla ilintili olmamasıdır. Bu tarih yalnızca evrenin, başlangıcından itibaren dokuz önemli kuantum sıçrayışından sonra en yüksek enerji düzeyine erişecek olmasıdır. Bundan ötürü bu tarihin dünyanın sonu anlamına gelmesi için hiçbir sebep yoktur. Bolon Yookte'nin yeryüzüne tamamen inmesi sadece evrimsel bir tamamlanma noktasıdır. Öte yandan tekil 21 Aralık 2012 tarihiyle ilişkili olduğu iddia edilen birçok olay göz önünde bulundurulduğunda, dünyanın sonuyla ilgili spekülasyonlara davetiye çıkarılması hiç de şaşırtıcı değildir. Bitiş tarihinin kutupların yer değiştirmesi veya gamma ışını patlamalarıyla ilgili olduğunu öne sürdüğünüz taktirde, insanların bunun dünyanın sonu olduğunu düşünmesinden doğal ne olabilir ki? Fiziksel olayları öne sürmek, gerçekleşmek üzere olan asıl dönüşüme dair popüler medyanın korku ve ümitsizlik yaratmasını istemek olacaktır.


Bundan ötürü, tek bir günde meydana gelecek olaylardan değil de, dokuz evrimsel kuvvet bileşkesinin tamamlanışından yani Bolon Yookte Ku'dan söz eden eski Maya'ların anlayışlarından edinilecek kazanımların gözardı edilme durumunda geniş kitlelerin acı çekeceğini düşünüyorum. 21 Aralık 2012'e odaklanan tüm bu kafa karıştırıcı bilgiye rağmen insanların gerçek bitiş taihi olan 28 Ekim 2011'le hizalanmaya başlayacakları hissindeyim. Bunun, insanların enerjik bitiş tarihinin mantıksal olarak 13.13.13.13.13.13.13.13.13.13 Ahau (Işık) olduğunu düşünmelerinden dolayı, veya Hıristiyan Kilisesinin İsa'nın doğum gününü 25 Aralık olarak uydurması gibi 4 Ahau'nun da politik oyunlarının bir ürünü olduğunu fark etmeleri ile olacağını sanmıyorum. Bunun yerine insanlar 28 Ekim 2011 tarihini kabul edecekler, çünkü bu tarihe göre olan ve kendilerinin de deneyimlemekte oldukları özellikle sosyo-ekonomik alanda gerçekleşen enerjisel dalga hareketlerini görmezlikten gelemeyecekler. Yine de yeni bir dünyanın doğuşunu bilinçli olarak birlikte yaratmak isteyenler için, kozmik enerjilerin 28 Ekim 2011'e kadar nasıl bir seyir izlediğinin bilgisi önemli bir araç olacaktır. Bunun tek sebebi böylesi bir bilginin yoksunluğunda yeni bir dünyanın nasıl doğacağı ya da bunun nasıl zamanlanmış olduğunun bilincine varılamayacak olmasıdır. Bu enerjilerin aktivasyonu ve bunların Galaktik ve de Evrensel Altdünya'daki hazırlık süreçleri her zaman olduğu gibi çok kesin bir tarihte gerçekleşecektir. Ta ki Bolon Yookte veya Dokuz Altdünya tezahür edercesine "gökten yere inip", tamamıyla tezahür edip, bir barış milenyumunun temelini atıncaya yani Çağların Değişiminin sonunu getirinceye kadar.



19 Ağustos 2009 (6 Ahau), Seattle

Carl Johan Calleman

Çeviri: Ayşegül Özpınar
Düzelti: Fatih Keçelioğlu




http://mayatakvimi.blogspot.com/2009/10/6-tortuguero-ant-ve-maya-bitis-tarihi.html

Moderator

#12
Bilinçli Kavuşum, Birlik Dalgası 17-18 Temmuz 2010



Maya Takviminin Dokuzuncu Dalgasının
Birlik Bilinci Niyetini Yaratmak!


Makalenin ana noktaları:


• Maya takvimi sizinle ilgilidir.
• Kadim Maya'ya göre evrenin yaradılışı dokuz dalgadan etkilenir.
• Şu anda sekizinci dalganın sonuna yaklaşıyoruz ve bunun üzerinde, evrenin tekamülünü sonlandıracak olan dokuzuncu ve en yüksek seviyenin aktivasyonu var
• Evrenin bu dokuzuncu dalgası birlik bilincini üretmek için tasarlanmıştır.
• Dokuzuncu dalga tarafından getirilen birlik bilincinin tezahürü, bunu birlikte – yaratmak için insanlar tarafından yapılacak bir niyeti gerektirir.
• 17-18 Temmuz 2010 Bilinçli Kavuşumu, Maya Takvim sisteminin dokuzuncu dalgasında birlik bilincini yaratma niyetini oluşturmaya istekli olanlar içindir.



Maya Takviminin Dokuzuncu Dalgasının
Birlik Bilinci Niyetini Yaratmak!


Son yıllarda Maya takvimine ve özellikle onun sonuna dair radikal şekilde artan bir ilgi var ve birçok insan bunun bize geleceğe dair ne söylediğini soruyor. Şaşırtıcı şekilde, birçok insan sanki yanıtın kendileriyle ya da yaptıkları seçimlerle hiçbir ilgisi yokmuş gibi bu soruyu soruyor. Görünen o ki çok az insan, kozmik planın tamamlanması için kendilerinin bu ilahi planda birlikte – yaratıcılar rolüne geçmeleri gerektiğini fark etmiş durumda. Bu, insanların zamanda herhangi bir noktada istedikleri her şeyi yaratabilecekleri anlamına gelmiyor. Maya takvimi tarafından getirilen bilinç dalgaları hala varoluşumuzun ve herhangi belirli bir çağda neyi yaratabileceğimizin veya yaratamayacağımızın çerçevesini belirliyor. Yine de, sadece yeni dalga ile tutarlı olan yaratıcılık destek görecek ve bu biz Maya takvim sisteminin dokuzuncu ve en yüksek dalgasına girerken bir kez daha apaçık olacak. Bu nedenle dokuzuncu dalganın hangi bilinci yaratacağını ve bu dalga ile birlikte – yaratıcılar olmaya adım atabilmemiz için bizden neyi talep edeceğini sormak uygundur.



Bunu ele almak için kadim Maya'ya başvurmaya ve takvimleriin sonunun anlamını tanımlayan tek kitabelerine bakmalıyız, Tortuguero Anıtı 6. Bu, zamanın o noktasında dokuz basamaklı varlığın, Bolon Yookte'nin (Şekil 1) "ineceğini" söylüyor* Daha düz lisanda bunun anlamı, dokuz kozmik kuvvetin, dokuz dalga hareketinin birleşiminin eşzamanlı şekilde tam olarak tezahür edeceğidir. Takvimin sonunun anlamına bu kadim Maya yoluyla baktığımızda, dünyanın sonundan bahseden hiçbir şey olmadığını görürüz. Aksine, takvim sisteminin sonu , zamanın başlangıcından bu yana sürmekte olan ve dünyayı bugün olduğu hale getiren tekamül süreçlerinin tamamlanması veya gerçekleşmesi ile ilgilidir.



Bu dokuz kozmik kuvvet dokuz tekamül dizisidir (Altdünyalar), bunların her birinde kehanetsel Maya takvim sisteminin oluşturulduğu on üç enerji vardır, biyolojik ve tarihsel evrimdeki önemli olayların son derecede bağdaştığı bir sistemdir. Farklı dizilerin her biri farklı bir bilinç çerçevesi geliştirir ve şu sıralar bizler sekizinci dalgadan çok kuvvetli şekilde etkileniyoruz. Ancak, takvim sona yaklaşırken doruğa ulaşacak olan birlik bilincine son geçişi getirecek olan, bu dalgaların dokuzuncusu ve en yükseğidir. Bu dokuz kozmik kuvvetin insanoğlundan ayrı olarak hareket etmediğini, bizler üzerindeki etkileriyle hareket ettiğini kavramanın zorunlu olduğunu hissediyorum ve bu nedenle bu dalgalar, sadece insanların onlarla uyum sağladığı kadar tezahür edecektir. Ayrıca düşünmemiz gereken bir şey, bu en yüksek seviyenin birlikte – yaratımının gerçekten onun amacına adanmış olmamızı gerektirdiğidir. Bu oldukça gizemli dokuzuncu dalganın hazırlığında, 17-18 Temmuz 2010 Bilinçli Kavuşumunun kutlanmasını teşvik ediyorum ve bunu Maya takvim sisteminin en yüksek ve belirleyici dalgası olan dokuzuncu dalga ile uyum sağlamak için odak noktası olarak görüyorum.



Birçok insan Maya takviminin sonunun bilinçte bir değişim getireceğinin sezgisel hissine sahiptir. Ancak bu tür bir değişimin kaynağının ne olduğu, nasıl gerçekleşeceği veya doğasının ne olacağı ya nadiren açıkça ifade ediliyor ya da tam olarak açıklanmıyor. Belki de bilinç değişimlerinin nasıl olduğu aslında birçok insanın inanmaya eğilimli olduğundan daha az gizemlidir. Aslında, bilinç değişimleri zamanın başlangıcından beri gerçekleşmekte olduğu gibi Maya takviminde ne zaman önemli bir enerji değişiminin olsa yeni bilinç dönüşümleri gerçekleşmeye devam etmektedir. Takvimin gece ve gündüzleri arasındaki değişimler bunun göstergesidir.






Maya takvimi sona ererken, dokuz dalgası eşzamanlı olarak tezahür edecek olan Kozmik Piramit veya dokuz – basamaklı – tanrı (Bolon Yookte).



Kozmik tarihteki tüm bu önceki değişimlere rağmen, dokuzuncu dalga tarafından üretilmesi beklenebilen yeni bilinçte çok özel ve önemli bir şey olduğunu hissediyorum.



İlk olarak bildiğimiz her şey bu yeni bilincin insan zihninin artık herhangi karanlık filtre tarafından hükmedilmeyeceği birlik bilincine geçişi getirmek için tasarlanmış olduğunu söylüyor (bakınız Şekil 2). Başka bir deyişle bizler "şeffaf" olacağız ve bunun realiteyi ayrılık olmadan gören, birçok insanın beklediği özel bilinç olduğuna inanıyorum. Sadece herhangi bir bilinç değil, aynı zamanda geçmişin dualitelerini aşan ve insanların her şeyin birliğini görmesine yardımcı olan bir bilinç. Bu tür birlik bilincinin gezegene ve insanlığa yararlı olabilmesinin nedeni, tüm ayrılıkların aşılmasına yönlendiren bilinç olmasıdır (erkek ve kadın, insan ve doğa, yöneten ve yönetilen, doğu ve batı, vs arasındaki). Bilinçte bu tür bir geçişin tezahürü olmadan, dünyanın er veya geç sona ereceğini hissediyorum. Dualist ve ayrılık bilincine sahip insanlar, daha büyük bütüne çok az saygısı olan Dünya'nın bedenindeki kanser hücreleri gibiler ve en sonunda dünyanın ekosisteminin çöküşünü üretecekler. Ancak birlik bilincine geçiş Dünya'nın kontrol edilmeyen istismarını ebediyen durduracaktır ve daha derin bir seviyede yaradılışın parçası olduğumuzu ve onunla uyum içinde yaşamamız gerektiğini anlamamızı sağlayacaktır. Ama böyle bir değişim yalnızca otomatik olarak mı gerçekleşir?




Şekil 2. Kozmik Piramidin (Bolon Yookte) En Yüksek Beş Dalgası tarafından yaratılan İnsan Zihninin Yin/Yang kutupluluğu.



Yukarıda söz edildiği gibi, küresel bilinç değişimlerinin kökenleri, Maya takvimi tarafından tanımlanan kozmik kuvvetlerle rezonans halindedirler. Bundan dolayı, bazı insanlar geçici olarak değişmiş bilinç hallerini deneyimlemiş olmalarına rağmen, Maya takviminden bunu anlayabildiğimiz gibi, bir değişim ancak kozmik plan ile uyum içinde başlatılırsa kalıcı bir değişim olacaktır. Bu nedenle, ancak dokuzuncu dalga ile birlik bilincine geçişin , zamanının gerçekten gelmiş olduğunu kabul edebiliriz. Bu, insanlığın şimdiye kadarki evriminin tamamını sonlandıracak ve takvimin sonunu takiben gelecek olan yeni dünyaya girmemizi sağlayacak köprüyü inşa edecek dalgadır.



Diğer taraftan Maya takvimi öğrencisi bilinç değişiminin tezahür etmesi için, insanoğlunun bununla rezonansta olması gerektiğini ve bir noktada en azından bilinçaltında bununla hizalanma seçimini yapmış olması gerektiğini bilir. Bundan dolayı, büyük ölçekli bir bilinç değişimi, insanların iradesine karşı gerçekleşebilecek bir şey değildir. Özellikle dokuzuncusu gibi tekamülün en yüksek seviyelerinde, bu yalnızca birlikte – yaratıcılar olarak hizmet etmeyi seçen insanoğlu vasıtasıyla gerçekleşebilir. Maalesef birçok insan beklenen bazı fiziksel olaylar olduğu inancına yönlendirildi, örneğin kutupların yer değişimi, Nibiru (Marduk), güneş patlamaları veya Galaktik hizalanma gibi. Bunun sonucunda Maya takviminin, etkimiz dışında gerçekleşecek olaylar ile ilgili olduğu algısı doğdu ve insanlar güçsüz ve pasif bir tavra girdiler. Ancak ben Hopilerin dediğine inanıyorum, "beklemekte olduğumuz bizleriz". Buna uygun davranmaya söz verirsek, dokuzuncu dalga ile birlik bilincini birlikte – yaratabiliriz.



Bu makalenin birçok okuyucusunun deneyimlemiş olabileceği gibi, aslında bilinçte ve her şeyin birliğinin deneyiminde geçici değişimlere neden olan spritüel uygulamalar, şifa teknikleri ve kişisel gelişim yöntemleri vardır. Yine de, daha büyük ölçekte pozitif rol oynamak için bu tür dönüşümlerde eksik olan şey, böylesi birlik bilincine dayanan bir dünya yaratmak için insanların kritik kitlesinin kendini buna adanasıdır. Bu nedenle 17 – 18 Temmuz 2010 Bilinçli Kavuşumunun arkasındaki fikir bunu yapmak için güçlü bir niyet yaratmaktır. Aslında her zaman yapmaya gücümüz olan tek bir şey vardır – ve tüm insanların yapmaya gücü olan – ve bu, birlik bilincini yaratmaya ve tezahür ettirmeye niyet etmektir. Çekim yasasının öğrencileri olarak, tüm tezahürlerin niyet ile başladığını ve niyet olmadan sonuç olmadığını bilirsiniz.



Bu nedenle Bilinçli Kavuşum –Birlik Dalgası birlik bilincini tezahür ettirmeye niyet eden herkes içindir. (Bunun bilincin herhangi bir değişimine değil, birlik bilincine geçişe niyet etmek ile ilgili olduğunu işaret etmek önemlidir). Bu, sahici bir şekilde "Birlik bilincini tezahür ettirmeye niyet ediyorum" diyenler içindir. Neye inanırsanız inanın, hangi dünya görüşüne sahip olursanız olun, yine de kendiniz ve başkaları için bu tür bir değişime niyet etme gücüne sahipsiniz. Önerilen tarihler, bunu yapma niyetini oluşturmak için uygun zamandır ve kozmik planla uyumlu bir şekilde, dokuzuncu dalga süresinde birlik bilincinin tezahürüne zemin hazırlar. Böyle yaygın bir niyet olmadan, gezegende bireysel ya da kolektif olarak bu tür bir değişimin olup olmayacağı şüphelidir.



Bilinçli Kavuşumda bu tür bir niyetin yaratımına dayanarak, insanların ayrıca böyle bir birlik bilincinin tezahürleri olan seremoniler gerçekleştirmek ve spritüel uygulamalara katılmak ve bunun sonuçlarını daimi kılmak için mümkün olan yolları aramak istemeleri doğaldır. Aslında, Bilinçli Kavuşuma, asla sona ermeyen derinleşmiş birlik bilincine doğru giden bir sürecin başlangıcı olarak bakılmalıdır. Bunun gerekli olan taahhüt türü olduğuna inanıyorum. Kozmik planı gerçekleştirmeyi arzu edenler için, Bilinçli Kavuşum dokuzuncu dalgayı birlikte – yaratmak için bir giriş noktası ve asla vazgeçmeyi istemeyeceğimiz bir şey olmalıdır. Dokuzuncu dalga tarafından sağlanan çerçeve içinde bu noktadan itibaren her gün Maya takvimini izlemeye başlamak, aslında kendi başına birlik bilincini geliştirmek için önemli bir faktör olabilir. Projeler sadece konulan son tarihlerle gerçek olur ve takvim bize bunun başarılacağı bir zaman çerçevesi veriyor.



Bilinçli Kavuşuma bağlı tezahürlerin, içinde yaşamakta olduğumuz eski dünyanın düşüncesizce uygulanan ifadeleri olmamaları için, çok dikkatli bir şekilde planlanması ve bu yeni birlik bilincini ifade etmesi önemli görünüyor. Eğer, örneğin sanatsal performanslar kutlamanın parçası ise, bunların her şeyin birliğinin deneyimlenmesini güçlendirdiğini mi yoksa sanatçılar ve seyirciler arasında ayrılık deneyimi mi yarattığını göz önüne almak bilgece görünüyor. Aynı şekilde seremonilerde liderin gerçekten kapsayıcı olup olmadığını sorgulanmalıdır.. Birlik bilincinin ifadesi olan seremonilere iyi bir örnek, Avatar'daki Jack Sully'nin Pandora halkının bir üyesi olarak çalışmaya başladığı zamandır. Bunun dışında, eğer birlik bilincinin üretilmesi için değerli spritüel uygulamalar kullanılıyorsa, alakasız bir durum olan kuruculara veya gurulara tapınmanın hariç tutulması düşünülebilir. Belki de sessiz ve gösterişli olmayan genel uygulamalar aslında birlik bilincinin en güçlü tezahürleridir, ama ne olursa olsun katılımcıların özü sözü bir olmaları ve üstünlük yapılarını yeniden canlandırmamaları önemlidir. Bunların nasıl yapılacağı yerel organizatörlerin karar vereceği bir şeydir ve burada sadece konuya taze gözlerle ve ayrıntılara çok dikkat edilerek yaklaşmanın önemini vurguluyorum.



Bilinçli Kavuşum ismi Uyumlu Kavuşum'u (Harmonic Convergence), 17-18 Ağustos 1987 tarihindeki (1 Imix ve 2 Ik) zihin açıcı toplanmayı çağrıştırıyor ve bu ikisi arasındaki ilişkiyi ve neden yıllar sonra ikinci bir 17-18 Temmuz 2010 (13 Eb ve 1 Ben)** olduğunu belirtmek önemlidir. İki Kavuşum arasındaki önemli ortak özellik, ikisinin de Maya takviminin 8. ve 9. dalga hareketlerinin ikiye katlandığı zamana (esasen) yerleştirilmesidir ve bu nedenle bu dalgalar tarafından getirilen ilgili bilinç dönüşümlerini haber veren enerji değişimlerini yansıtmalarıdır. .Başka şekilde söylersek: Uyumlu Kavuşum sekizinci dalgaya kuantum sıçraması anlamına gelir, Bilinçli Kavuşum dokuzuncu dalgaya kuantum sıçraması anlamına gelecek. *** (Bundan dolayı, 2 nci bir Uyumlu Kavuşum olarak anlaşılabilir). Veya, karşılaştırma için yedinci dalgayı ve ondan önceki dalgayı dahil edersek (bakınız Şekil 3), bunun, Avrupa Rönesans'ının sanayiciliğin modern dünyasına kuantum sıçraması anlamına gelmesi gibi, dokuzuncu dalga için hazırlık olduğu anlamına geleceğini görebiliriz. Şu anda farklı olan ve Bilinçli Kavuşum için meydan okuyucu olan şey, bu adımın ayrı ayrı bireylerin yararına olduğunun söylenememesi, tüm insanlığın yararına olmasıdır.




Şekil 3. Kozmik piramidin en yüksek üç dalgası ve bunların hazırlayıcı dalgaları (farklı ölçeklerde). Ön – dalganın başlangıcındaki vizyonların tam dalgayı nasıl hazırladığının örnekleri olarak, Leonardo Da Vinci tarafından 1498 civarında (kağıt üzerinde) yapılan birçok icadın nasıl 7nci dalganın gerçek sanayi icatlarının alameti olduğunu veya Uyumlu Kavuşumun 8nci dalgada Maya Takvimine olan yüksek ilgiyi önceden gördüğünü düşünün.



Bu paralelliklerden (Şekil 3), Bilinçli Kavuşumun 9 Mart 2011 tarihinde başlayacak dokuzuncu dalganın kendisi olmadığını görebiliriz. **** Bunun yerine bu kutlama dokuzuncu dalgadan önce gelen ve zemini hazırlayan ve direkt olarak dokuzuncu dalgaya götüren bir dalgayı, bir ön – dalgayı başlatır. Bu nedenle Bilinçli Kavuşum, birlik bilinci sadece daha sonra dokuzuncu dalga ile tam olarak gelişecek olsa da, birlik bilincinin niyetini yaratma noktası olarak muazzam şekilde önemlidir. Belki aslında bu tür bir niyet oluşturmak için insanlığın son şansıdır, bu niyeti oluşturmak önümüzdeki yıllarda bekleyebileceğimiz ekonomik kaosun üzerine yükseleceksek, erken bir noktada var olması zorunlu olan bir gerekliliktir. Benim görüşüme göre gelecek için umut, düşük Altdünyaların tüm dualiteleri ve çatışmalarına yakalanmaktan çok, tam olarak bu dokuzuncu dalga üzerinde sörf yapmayı öğrenmekte ve Altdünyaların dualite çatışmalarını aşmakta bulunmaktadır. Eğer bu doğruysa, Bilinçli Kavuşumun eski dünyanın egoya dayanan işleyişini savunan tüm kuvvetlerden ve bunu üreten çok büyük hiyerarşilerden çok fazla dirençle karşılaşacağı beklenmelidir. Bunun küçük bir örneği olarak, şu anda "2012" etrafında ticari bir medya sanayi ortaya çıktı. Bu medya sanayi, olacak şeylerin sanki insanların niyetlerinden ve seçtikleri yaratıcı yönden bağımsızmış gibi gerçekleşeceği yönünde spekülasyonlar üretiyor. Doğal olarak dünyanın hali ile ilgili kendi olumsuz şüpheciliğimiz ve duyarsızlığımız ile de yüzleşeceğiz ve bu gibi düşünceler bize geri gelecek: "Bu mümkün değil", "dünya değişmeyecek", vs işte bu nedenden dolayı kuvvetli bir adanmaya ihtiyacımız var.



Bilinçli Kavuşumun, Maya takvimi veya buna benzer konularla ilgili görüşlerine bakmaksızın birlik bilincinin ortaya çıkışına niyet eden herkes tarafından kucaklanabilen çok kapsayıcı bir olay olmasına niyet ediliyor. Bu, bir fırsat penceresini pozitif ve yapıcı şekilde kullanmakla ilgilidir ve bu nedenle buna katılımın tek şartı bilinç değişiminin şu anda parçası olduğumuz tekamül sürecinden doğması gerektiği içgörüsüne sahip olmaktır. Bu nedenle, birlik bilincine geçiş gelecekte bir tarihte gökyüzünden önümüze düşecek olan bir şey değildir, ama yalnızca şu anda bulunduğumuz noktadan evrimleşebilmemizle ortaya çıkacaktır. Bu çekim yasasının temel ilkesidir, ilahi takdir sadece siz adandığınız zaman harekete geçer ve şimdiye kadar birlik bilincine geçiş için adanma geniş ölçüde ortaya çıkmadı veya hatta daha önce hiç önerilmedi.



Bu olayın, dokuzuncu dalganın bilincine geçiş niyeti üretmekte başarılı olması için, buna hazırlık aşamalarında da çok büyük bir katılımın olması arzu edilirdir. Hazırlık çabaları bilinçte geçişin gerçekleşmesine niyet eden milyonlarca insan tarafından paylaşılmalıdır. Kolektif çabayı meydana getirmek gerekli olacaktır ve önceden katılma seçimini yapmak burada tartışılan niyeti yaratmanın parçasıdır. Başlangıçta, insanların tüm dünyada Bilinçli Kavuşum çağrısını yaymak için ilk adımı atmaları, ön ayak olmaları için büyük gereksinim olacaktır. Bunu kucaklamaları için sosyal organizasyonlarla (dernek, vakıf, vs) temasa geçmek önemlidir. Sonra insanların halka ait web siteleri, sosyal medya ve diğer networkler vasıtasıyla kendi eşsiz katkılarını yapmalarına ihtiyaç olacaktır. Ayrıca aktivitelerin birçok veçheleri ve görevliler için parasal kaynağa da gereksinim olacaktır, bu 501c3 kar amacı gütmeyen, kamu yararı için çalışan bir kurum olan www.CommonPassion.org vasıtasıyla yapılabilir. Sonra, olayların yaratıcı planlaması ve bunlar arasında bir ağ yaratılması gerekli olacaktır. Bu küresel programa katılmayı dileyen bireyler ve organizasyonlar, paylaşılan niyetin ayrıntılarını tartışmaya ve birlik bilincinin bu niyet dalgasını birlikte – yaratacak olan tüm dünyadaki diğerleri ile temasa geçmeye davetlidirler. Aşağıdaki linkte bir tartışma forumu başlatıldı bile:



http://forum.commonpassion.org/viewforum.php?id=50.
(Ayrıca Facebook üzerindeki grubumuzda da tartışabilirsiniz: http://www.facebook.com/group.php?gid=97173896542&ref=ts )



Benim kendi görüşüm şu ki, bu insanların kendilerini kozmik planla gerçekten hizalamaları için sahip olacakları son şanstır. Ya şimdi ya da hiçbir zamandır ve eğer Bilinçli Kavuşumun sizinle bir ilgisi olduğunu düşünmüyorsanız, muhtemelen Maya takvimini yeterince ciddi incelememişsinizdir. Bu nedenle, takvim sona ererken dünyanın dönüşümüne katılımınız için vekiller olamaz. Bolon Yookte'nin son inişi, Dokuz Dalga (Zamanın Dokuz Tanrısı veya Dokuz Altdünya ya da ne isim vermeyi tercih ederseniz) üzerimizde ve dokuz rakamının birçok spritüel geleneklerde kutsal olması sebepsiz değildir. Dokuz insanlığın kader sayısıdır ve bu kaderi birlikte – yaratmanın parçası olmayı isteyip istememeniz sizin kendi seçiminiz olacaktır.



Carl Johan Calleman, Stockholm, 11 Ahau (7 Mart 2010).











Daha fazla bilgi için:


http://mayatakvimi.blogspot.com/2010/05/bilincli-kavusum-birlik-dalgas-17-18.html
 

Moderator

#13
Özgür insanın doğumu nasıl olacak?


İnsan hakikate ulaşamıyor. Ruhun hakikatinden tut da sosyal hakikat. İçtiğimiz su sağlıklı mı, yediklerimiz sağlıklı mı bunu bilmiyoruz. Sürekli bir toplumsal hipnoz var. İnsanların sürekli kendi güçlerinden çıkartıldıkları bir hipnoz bu. İlginç bir örnek var buna; Bu ay yine tam 6. gece başlarken bir film gösterimi giriyor 2012 ile ilgili. Bu film örneğin insanların tamamen korkmasını sağlayacak bir film. Ne işe yarıyor bu tür mesajlar? İnsanlar özgürlüklerinden ödün veriyorlar, korkmaya başlıyorlar ve kendi merkezlerinden çıkıyorlar. Yeni insanın doğuşu, bize gelen bu tür mesajları kendi filtremizden geçirerek olayın hakikatine uyanmamızla gerçekleşecek. Dünya çok kaotik bir noktada. Bunun sonunda ya yeni bir dünya yaratacağız ya da bu kaos bizi tamamen aşağı çekecek. Belki de kendi sonumuzu gerçekten hazırlayabiliriz. Böyle bir ihtimal her zaman var. Dolayısıyla sorumluluğumuzu almamız gerekiyor. Her insanın sorumluluğu var. Şu anda tek yapabileceğimiz bizim gibi insanları bulmak, örnek olmak. İnsanın dünyadan kaçmadan, kendi özünü ruhsal potansiyelini fark etmesi gerekiyor. Dünyanın içinde olup dünyayı dönüştürmek gerekiyor. Dünya iktidarı insanların sağlıklı düşünmesini engelleyecek birçok strateji uyguluyor. Elektro manyetik aletlerin yaydığı radyasyon, suya katılan, diş macununa katılan florid, besin maddelerindeki aspartam, birçok kanserojen madde. Bütün bunlar bizim daha yüksek bir farkındalığa ulaşmamızı engelliyor. Titreşimlerimizi düşürüyor. Evrende herşey titreşim. Baz istasyonları, kablosuz internet, elektro manyetik aletler hepsi dalga boyutumuzu düşürüyor. Örneğin şehirden çıkıp doğa gittiğimizde çok daha yüksek enerjiye ulaşıyoruz ve düşünce boyutumuz değişiyor. Bunlara da dikkat etmek gerekiyor. Cep telefonu için özel kulaklık kullanmak, kablosuz modemi gece yatarken kapatmak gibi birçok dikkat edilecek şey var. Örneğin, dikkat edilmesi gereken ve pek çok nedenle farkına varamadığımız genetik modifikasyonlu tohumlar konusu var. Dünyada küresel ısınmadan daha büyük sosyal sorunlar yaratabilecek bir mesele. Bu konuda da insanlar ne yazık ki uyutuluyorlar. Tohum yasası geçti mesela meclisten. Hormonlu gıda kimyasal zehirdir o kimyasalı vücut bir şekilde atabilir ama genetiğiyle oynanmış gıdalar sizin genetiğinize işliyor ve tamamen mutasyona uğratıyor sizi. İntihar geni diye bir şey var. Bulaşıcı bir şey. O sezon bütün hasatlar durabilir ve milyonlarca insanın açlıktan ölmesine yol açabilir.




Alıntı: "Yeni bir dünya yaratmak bizim elimizde" başlıklı roportajdan bir bölüm...

http://alternatifkarma.com/yeni-bir-dunya-yaratmak-bizim-elimizde/
 

Moderator

#14
Bilinçli Kavuşum İle Küresel Yaşam Ağacının Yeniden Yaratılışı

Carl Johan Calleman
Seattle, 5 Temmuz


Gezegenimizin neredeyse tüm kadim geleneklerinde dört coğrafi yön Kutsal olarak görülmüştür. Bu kutsallığın kökleri aslında bu dört yönün gezegenimizin yaratılışında ve bilincin evriminde rol oynamasına dayanır. Doğal olarak dünyanın dört bir yanından insanlar dört yönü onurlandırmak üzere seremoniler düzenlemişlerdir. Dört yönü farklı ruhsal niteliklerle ilişkilendirilmişlerdir ve mesela İncil'in Vahiyler Kitabında her birisi bir koruyucu melek ile temsil edilmiştir. Pek çok gelenekten biri olan Maya'da ise dört (bazen "yukarı" ve "aşağı" dâhil edilirse altı) yön Yaşam Ağacından doğar. Yaşam ağacı kadim mitler arasında en yaygın olanıdır ve dört yönün merkezi olarak görülür. Dört yön enerjilerinin bir merkez etrafında nasıl organize olduğu Batı'nın Şifa Çemberlerinde veya Doğu'nun Mandalalarında görülebilir.


Modern çağda Yaşam Ağacı ve Dört Kutsal Yön ile ilgili bilgi kaybolmuş durumdadır ve yerini sırf niceliksel GPS sistemi almıştır. Modern insanlar Batı ve Doğu arasında ki kültürel değişiklikleri hemen görebilmekte iken bunun Yaşam Ağacı ile olan ilişkisini anlamakta zorluk çekerler. Sonuç olarak insanların çoğu zamanın değişen enerjilerine ve bunların insanlığın evrimine olan etkisine duyarsızlaşmışlardır. Sadece bazı yerli kültürlerde bu dört yönün ruhsal özelliklerine dair gelenek korunmuştur. Ancak Vahiyler Kitabında yenidünyanın zamanın sonunda nasıl ortaya çıkacağı ve merkezde bir Yaşam Ağacı olacağı ve sakinlerini yıl boyunca doyuracağı tasvir edilmiştir. Belki de bu Yaşam Ağacının dönüşünün başlangıcını görüyoruz ve bu popüler kültürde mesela Avatar filmi ile ortaya çıkıyor.


Peki, Yaşam Ağacı nedir? Dünyanın dört bir yönündeki hemen hemen tüm geleneklerinde görülen bir fenomen basit bir mit veya sembol olamaz. Bunun arkasında bir gerçeklik olmalıdır. Bence bu evreni yaratan tüm enerjilerin çıkış noktası olan üç boyutlu bir eterik iskelettir. Kaldı ki sadece bir tane Yaşam Ağacı yoktur. Yaşam Ağacı iç içe konmuş bir hologramlar hiyerarşisidir ve evrenin farklı seviyeleri arasında, Yukarıda nasılsa Aşağıda da öyledir prensibine dayanarak birbirleri ile tınlaşım halindedirler. En yüksek seviye Mayaların deyimiyle Cennetlerin Kalbi, yani kozmos, ikincisi galaksi, bir sonraki güneş sistemi, dördüncüsü Dünya, beşincisi insan (ve diğer tüm organizmalar) ve bir alttaki seviyede ise temel tanecikler seviyesidir. Bu seviyelerin her birinin bir temel ekseni vardır, yani onun tüm enerji ızgarası sistemlerin (dallarının) merkezinde bir Yaşam Ağacı bulunur. Dünya seviyesinde Yaşam Ağacı, Kutup Eksenidir*. Ve biz Maya takviminin enerjilerinden Yaşam Ağacının tınlaşımı ile etkilendiğimize göre dokuzuncu dalga için hazırlanmak son derece önemlidir. Bunun için yüzyıllar süren unutulmuşluktan sonra Yaşam Ağacını bir seremoni ile tekrar yaratmanın gereğine inanıyorum.


Gezegenimiz ve insan kültürleri Yaşam Ağacının yaydığı enerji kutupluluklarının etkileri ile ortaya çıkmıştır. Aynı şey 5000 yıl süren kadın erkek dengesizliği için söylenebilir. Ve Musevi-Hıristiyan kültürünün Cennetten Kovulma hikâyesindeki cinsiyetler arasında ki ayrımın gelişi ve bunda Yaşam Ağacının önemli bir rol oynaması bir tesadüf değildir. Yaşam Ağacının değişen kutupluluklarına dayanan Maya takvimine göre bu dengesizliklerin şu anda tekrar dengeye geldiğini ve sonuçta Yaşam Ağacı ile tınlaşımımız yeterince güçlü ise birlik bilinci ile sonuçlanacağını biliyoruz. Bu kutupluluklar farklı dikey çizgiler boyunca ortaya çıkarlar. Bunlardan bir tanesi kuzey ve güney yarıküreyi ayıran ekvatordur. Bir diğer ise Berlin, Roma ve Cape Town üzerinden geçen ve batı ve doğu yarıküreleri ayıran çizgidir. Üçüncü bir çizgi ise Washington, DC üzerinden geçer ve gezegenin ön (Pasifik) ile arkası (Avrupa/Afrika) arasındaki ayrımı yapar. Yaşam Ağacından yayılan Yin/Yang kutuplulukları ile gezegen bir küresel beyin olarak evrilmiştir ve batı yarıküre sol beyni doğu yarıküre ise sağ beyni temsil etmektedir.


İdeal olarak Yaşam Ağacını yeniden yaratmak için gezegenin hem kuzey hem güney yarıkürelerinde yaşayan insanların bu seremonileri yapmasında fayda var. Ancak bu çok kolay olmadığından Kuzey ve Güney, İskandinavya ve Güney Afrika'da ki buluşmalar ile temsil edilecekler. Küresel Yaşam Ağacını yeniden yaratmak için bu buluşmalar ekvator düzleminde Batı'da Guatemala'da ve Doğuda Singapore ve Bali'de gerçekleşecekler. Dört yönün kutsallığını yaşatan kültürel geleneklerin temsilcileri bu seremonilere katılacaklar (Kuzeyde Sami, Doğuda Çin ve Hindu, Güneyde Bushmen ve Batı'da Maya). 18 Temmuz'da Türkiye saati ile 17.00'da her yerden insanlar bu buluşmalarla temasa geçebilir ve küresel eşzamanlı seremoniye katılabilir. Her ne kadar detaylar yerel olarak belirlenecek olsa da seremoninin genel olarak Yaşam Ağacını yeniden yaratmak ve katılımcıların onun yaratıcı kaynağı ile olan ilişkisini geliştirme amaçlı olması öngörülüyor. İkinci bölüm ise dört yönün insanların enerjilerini birleştirmek üzerine. Bilinçli Kavuşum dokuzuncu dalgaya tırmanmak için bir ana üs inşa etmeye benziyor. Bir ana üs inşa etmenin maksadı ise hazırlıkların tamam olduğundan emin olmaktır. Bu durum Kutsal Yönler seremonisi için geçerlidir. Maya takviminin dokuzuncu dalgası 9 Mart 2011'de aktive olduğunda yeni bir titreşim frekansı ve yeni bir kutupluluk bilinci Yaşam Ağacından yayılacak ve buna hazır olmalıyız. Bilinçli Kavuşum ilahi plana ortak yaratanlar olarak katılmak isteyenler içindir ve dolayısıyla 17-18 Temmuz tarihleri birlik yolunda bir başlangıç noktasıdır ve bilincine gezegensel Yaşam Ağacımızı yeniden yaratmak önemli bir yer tutmaktadır (www.theconsciousconvergence.com).


Carl Johan Calleman
Seattle, 5 Temmuz (1 Ahau)


*Burada bilinçte ki kutup değişimi hakkında konuşuyorum. Bunun temelsiz bir spekülasyon olan 2012'de kutup eksenindeki veya geomagnetik bir kutup değişmesi ile ilgisi yoktur. Bu spekülasyonlarla ilgili bilimsel bir görüş için şu adreste ki videoyu izleyebilirsiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=dHGaZMC8E0U

Aslında hiçbir bilim insanının reddedemeyeceği Maya takvimi anlayışı onun bilincin evrimine dayandığıdır.





Bilinçli Kavuşum'da Şefkat Meditasyonu

Fatih Keçelioğlu



17 -18 Temmuz 2010 Bilinçli Kavuşum'a geri sayım sona ermek üzere,

Tanrı özünü paylaştığım değerli varlıklar,



Maya takviminin son döngüsü olan Dokuzuncu dalgaya ve birlik bilincin tezahürü için gerekli koşulları yaratmaya doğru giderken son dönemeçlerden birini geçiyoruz... Daha önce çok sefer tekrar ettiğim gibi Maya takvimi insanoğlundan ayrı güçlerin (Marduk, Pleiadias, Foton kuşağı, Ufolar... vs) dünya üzerinde hüküm sürmesi ile alakalı değildir... Dolayısıyla Maya takvimi ne felaket getirici bir faktördür ne de otomatik bir şekilde uyanmamızı sağlayacak bir kurtarıcıdır...



Aslında Maya takvimin sonunda yaklaştıkça daha da kendi başımıza kalıyoruz ve omuzlarımızda ki sorumluluk artıyor... Eğer içimizdeki yaratıcı tamamen uyanacak ise ve biz entelektüel bir mastürbasyon olarak değil de hakiki anlamda birlik bilincini yaşayacaksak, Yaradan'ın sorumluluğu bizlere kademe kademe inmek zorundadır... Zaten evrilmekten korkan veya çekinen bireylerin çekin$iği budur, kudrete sahip olmanın korkutuculuğu ve onun getirdiği sorumluluk...



Dolayısıyla aydınlanma veya birlik bilincine erme denilen olgular kolay olmadıkları gibi kolaylaştırılsalar bile herkesin hemen arzu edemeyeceği hallerdir... Tam teslimiyet, sönmek bilmeyen bir kavuşma arzusu ve aşk, sabır, azim, irade ve farkındalık... Bunlar olmadan ruhsal uyanış tam anlamıyla bireye gelmeyeceği gibi, gelse bile kalıcı olması ruhsal doğamıza aykırıdır...Bu bahsettiğim gerçekleri görmek için herhangi bir geleneksel manevi yola bakmak yeterlidir... Tasavvuf, Yoga, Budizm veya Taoizm... Tüm bu gelenekler, uzun yıllar süren tutkulu ve disiplinli çalışmaları temel alır... Bugünün Yeni Çağ kültüründe ne yazık ki bu hakikatler unutuldu... Tasavvufta 9 nefs seviyesi ve 4 kapı, Hıristiyan mistisizminde kalbin 6 seviyesi, Tantra'da farklı lütuf aşamalarından bahsedilir. Bu aşamaların her birinden geçmek bir ömür bazen ömürler alır... Bugün ise Yeni Çağ öğretmenleri son derece yüzeysel şekilde bireyin evrimini sadece ego seviyesinde ele almaktadır... Ken Wilber'ın deyimiyle bugün ruhsal arayışta olan insan "mikro dalga fırında pişmek" istemektedir... Hâlbuki Mevlana'nın pişmesi ne kadar zaman aldı değil mi?



Savunuculuğunu yaptığım Maya takvimi benzer şekilde evrimin ve aydınlanmanın mikro dalga hızında ve neredeyse otomatik şekilde olacağı izlenimini vermektedir... Aslında bu bir yanılgıdır... Maya takvimi sadece gerçekten arzu duyan ve gerekli manevi koşulları yerine getiren bireyler için ilahi planın desteğinin tam olduğunu söyler... Yani koşullar hiç olmadığı kadar yerindedir... Ancak eyleme geçenler için... Ve aslında en temel eylem tam anlamıyla teslim olmaktır... Hopilerin deyimiyle kendini çılgın nehrin akışına tamamen teslim edenler hızla evrilmektedir... Fakat kaç kişi var bunu gerçekten yapabilen?



"Ben bu bedenim" veya "Ben bu zihnim" dedikçe yol almak imkânsızdır... 20. yüzyılın en büyük bilgelerinden Nisargadatta Maharaj'ın dediği gibi "Ben bu beden değilim, ben bu zihin değilim, o halde ben kimim?"... Maharaj "Ben O'yum" diye cevap vermekte... Bilincin varlığının yani farkında olma eyleminin kendisinin Tanrı özü olduğu sonucuna çıkmaktadır buradan. Fakat elbette Maharaj ve öğretisi Yeni Çağ akımı içinde yüzeyselleşti. Kitabını okuyanlar onun yıllarca sessiz inzivalar ve meditasyonlarla bu hakikatleri idrak ettiğini unuttular ve "Ben O'yum" diyerek ortalıkta gezmeye başladılar... "Ben O'yum" derken "Sevgilisini kıskanan, bencilce para harcayan, bilinçaltında tir tir korkuyla titreyen ben" O oldu. Mistik öğretiler içinde en büyük hata beklide budur... Ego'yu alıp Tanrı yapmak...



Modern hayatın koşuşturması içinde, hakiki bir üstattan tavsiye almadan kendi yoluyla yol alanların kaybolması da bundandır... Manevi evrim bir 'hobi' olarak kalamaz... Hobi olarak kalırsa manevi evrim olmaz... Burjuva hayatlar içinde gerçek uyanışı yaşamak ancak Allah'ın çoooook değerli kullarına has bir durumdur... Milyonda bir ihtimal belki... Peki, siz bu milyonda bire dâhil misiniz? Değilseniz iyice düşünüp taşınmakta fayda var... İstediğiniz ortalama bir hayat mı? Kendi arzularınızın sonucu olan bir hayat mı, Tanrı'nın arzusu neyse onun olmasına kanal olduğunuz, tam teslimiyet içinde bir hayat mı? Karar sizin...



Peki, 17 – 18 Temmuz için önerim nedir? Öncelikle Maya takvimini bilimselliğin ışığında inceleyen Carl Calleman'ın dünya çapında yapılan seremoniler için bir önerisi var. Bununla ilgili makaleyi şu linkten okuyabilirsiniz:



http://mayatakvimi.blogspot.com/2010/07/bilincli-kavusum-ile-kuresel-yasam.html



Bana göre ise daha elle tutulur şeyler yapmakta fayda var. Bugün karşılaştığımız en temel zorluk egodan sıyrılıp gerçekten gönül gözünü açabilmektedir. Bu yüzden manevi kalbimize odaklı bir çalışma öneriyorum... Budizm kaynaklı Tong Len çalışması... Buna şefkat meditasyonu da diyebiliriz. Bugün dünyanın en çok ihtiyacı olan şey ve en zor bulunan şey şefkat... Dolayısıyla 17 – 18 Temmuz'da ve takip eden tüm günlerde böylesi bir meditasyon yapmayı öneriyorum...



Nedir peki bu şefkat meditasyonu? Hayatımızı genellikle bir kabuk içinde yaşarız, kendimizle ilgili her şey yolundadır, paramız, sağlığımız, akıl sağlığımız, ilişkilerimiz.. Tabi her zaman değil... Bir şeyler yolunda gitmediğinde ya talihimize küseriz ya da Allah kahretsin deriz...



Gönlü yaşamlarının merkezine getirenler için durum böyle değildir. Tasavvufta aşkı dikenli bir güle benzetirler... Ve gerçek bir hayatı üzüntü duygusunu kabul etmeden yaşamak imkânsızdır...Bir Sufi'ye göre yaşam keder geldiğinde neşe duymaktır ...



Bu Budist meditasyonu da farklı değildir... Şefkat duymak öncelikle kendimizden başlar... Şimdi sessiz ve sakin bir oturma konumu alın ve gözlerinizi kapayın (tabi bunu okuduktan sonra)... Bir süre nefes alıp verişinize odaklanın... Nefes göğsünüzü nasıl doldurup boşaltıyor, bunu gözleyin... Birkaç dakika sadece bunu yapmanız zihninizi sakinleştirir...



Arkasından göğsünüzde oluşan hislere odaklanın... Tasavvufta gönül denilen manevi kalbe odaklanın... Varlığımızın özü burada gizlidir ve ilahi aşka giden kısa yol yine buradan geçer... Bu aşkı hissedin, onu fark edin...



Birkaç dakika bu farkındalığı yaşadığınızda ruhsal olarak farklı bir hale girebilirsiniz... Ve ilk seferde bu aşk içinde kaybolup giderseniz (dikkat, zihninizde değil) bunda sorun yoktur... Başka bir sefer yine deneyin ve bu aşamadan sonrasına geçebilirsiniz... Ama geçemezseniz bile bu hala çok iyi, çünkü dünya o kadar çok aşka ihtiyaç duyuyor ki... Bu seviyeye gelemezseniz de moralinizi bozmayın... En başta dediğim gibi bu aşamalara ulaşmak uzun çalışmalar gerektirebilir... Sabır, sabır, sabır...



Gönülde ki bu aşk hissine odaklı iken kendi benliğinizi düşünün... Kendinize dışarıdan bakın... Zayıflıklarınızı, acılarınızı, sorunlarınızı görün... Ve her nefes aldığınızda bu acıları, zayıflıkları veya sorunları gönlünüze getirin... Kendi acınızı kendinizle paylaşın... Gözyaşları gelebilir, bu çok doğal...



Her nefes verdiğinizde ise kendinize sevgi verin...



Bu kadar basit, her nefes alışta acıyı gönle çekin ve hissedin, her nefes verişte gönülden gelen sevgiyi gönderin...



Bu meditasyonda ikinci aşama aynı çalışmayı sevdiğiniz bir insan için yapmaktır... Sizin için önemli olan ve zor durumda olan birisi için uygulayın bunu...



Üçüncü aşamada ise bu meditasyonu tanımadığınız, sizin için nötr bir insan için yapın... Sokakta gördüğünüz bir dilenci veya zor durumda olan başka bir insan...



Dördünü aşamada bu meditasyonu şu an size düşman konumda olan birisi için yapın. Öfke veya nefret duyduğunuz veya küstüğünüz birisi için yapın...



Son aşamada ise bunu tamamen şeytansı olduğunu düşündüğünüz insanlara yapın... George W. Bush... vs...



Bu aşamaların hepsini bir seferde geçmeniz çok zordur... Kademe kademe ilerleyin. Her gün 15-20 dakika yaptığınızda çok yol kat edeceksiniz... Sonraki aşamalara geçmeniz günler, haftalar hatta aylar alabilir... Moralinizi bozmayın... İlerledikçe yöntem egonuzdan sıyrılmanızı ve kalbinizi açmanızı nasıl sağlıyor şaşıracaksınız... Ayrıca gerçek bir ruhsal olgunluğa da ulaşabilirsiniz... Tam teslimiyet ve açık bir kalple yaşamanıza katkıda bulunacaktır...



İlham olması açısından bir hikâye paylaşmak istiyorum...



Bilge bir adam bir gün ormanda yürürken bir kaplan ve yavruları ile karşılaşır... Anne kaplan o kadar yorgun ve açtır ki nerdeyse baygın şekilde yatıyordur... Ava çıkacak gücü kalmamıştır... Bilge adam merhamet duygusuyla kolunu kaplanın ağzına uzatır... Ancak kaplan o kadar yorgundur ki adamın kolunu çiğneyecek kadar güce bile sahip değildir... Bunu fark eden adam kolunu kanatarak kaplanın ağzına kan akmasını sağlar... Böylece kaplan çiğnemek için gerekli güce ulaşır... Hikayeye göre bu bilge adam, kaplan ve yavruları bir sonraki hayatlarında Buda'nın en yakın müritleri olarak doğmuşlardır...



Güzel bir hafta sonu ve bilinçli kavuşum dileklerimle,



Fatih Keçelioğlu