Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

İçimizden Ziyaretçiler

Başlatan Ka, 28 Ekim 2014, 13:17:19

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 6 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#30
Ha, yukarıdaki görüşlerimi paylaşırken bir hususun önemli bir yönünü atlamışım:

Yoğunluk düzlemlerinde ilerlerken, pozitif veya negatif kutuplaşma düzeyinin artırılması meselesinde BH ile KH arasında önemli bir fark daha var. Yani, demiştik ki, %51 BH ile başlayan 4BH deneyimi 5BH'ye doğru ilerlerken o rakam giderek artıyor. Ve en nihayetinde 7. yoğunlukta %100'e ulaşıyor. Ama aynı şey KH için geçerli değil. Yani %95'lik son derece yüksek bir oranla başlayan 4. yoğunluğun %100 KH'ye ulaşması da yine ancak 4. yoğunluk içinde gerçekleşebilir. Yani, biraz garip bir ifade olsa da, %95'lik bir oranla başlayan 4KH deneyimi 5KH'ye doğru ilerlerken artmıyor, muhtemelen giderek azalıyor. Daha doğrusu yoğunluklarda yükselirken giderek azalmak zorunda. Çünkü 5'teki deneyim maddesel değil, tamamen eterik/ruhsal. Bildiğimiz gibi Ra, 5KH varlıklarının KH kutbiyetini koruyarak 6. yoğunluğa bile geçebildiğini ama 6. yoğunluğun çok başlarında bir yerde o varlıkların da BH kutbiyetine geçtiğini anlatmıştı. Hatta aslında 4. yoğunluktaki KH varlıklarının bir kısmı daha 4. yoğunluktayken BH'ye geçebiliyor. 5KH'deki varlıkların ise çok daha büyük bir kısmı BH'ye geçiyor. 6. yoğunlukta ise varlığını KH olarak sürdüren bir varlık olmadığını söylüyor Ra. Çünkü o seviyeye ulaşıp da varoluşun "birliğini", "bütünlüğünü" ve bu haliyle sevilebilirliğini, onunla bir ve aynı olmanın doğallığını, güzelliğini, adaletini görmemek mümkün olmuyor artık. Çünkü varlık 1.

İşte, K'ların karadeliklerin (yani varlığın son durağının) 1 ila 4. yoğunluk arasında olduğunu söylemesi bu yüzden sanırım:


10 Aralık 1994
...
(L) KH bakımından, tabii alakalı olabilir de olmayabilir de ama, Kara Deliğin özelliğini söyleyebilir misiniz?
C: Büyük ölçekli KH.

S: (L) Yani bir varlık öylesine yüksek bir kendine hizmet seviyesine çıkıyor ki, resmen kendi içine doğru patlıyor, öyle mi?
C: Yakın bir benzetme.

S: (T) Yoksa bütün bir KH medeniyeti mi?
C: Hayır.

S: (L) Belki de bir medeniyet bunu yapamaz çünkü medeniyet birlikte çalışmayı ima ediyor. Tek bir varlık olması gerekir.
C: Kara Delikler KH Özgür İrade bilinç yapısının doğal birer yansımasıdır. Dikkat ederseniz Kara delikler, spiral enerji güçlerinin merkezinde bulunurlar, diğer herşey dışarı doğru yayılır.

S: (L) "Spiral" enerji güçleri dediniz, ve dalganın da bir spiral olduğunu söylemiştiniz. Bu dalganın merkezinde de bir kara delik mi var?
C: Hayır.

S: (L) Dışa yayılım gösteren bir dalga mı?
C: Yaratılıştaki herşey budur: yayılan bir dalga.

S: (L) Kara deliğin emdiği enerji nereye gidiyor?
C: Mutlak yokluğa.

S: (L) Peki eğer bir kara delik sürekli içine birşeyler almaya devam ederse sonunda tüm varoluşu emip bitirmesi mümkün olabilir mi?
C: Hayır.

S: (L) Neden?
C: Evren herşeyi kapsar. Kara delikler ise tüm KH enerjilerinin son durağıdır.

S: (F) Yani bu, biz veya KH olarak tanımlanan herhangi birinin, o yolda kalmaya devam etmesi durumunda en sonunda varacağı yerin bir Kara Delik olacağı anlamına mı geliyor?
C: Yakın.

S: (L) Çok hoş. Peki "mutlak yokluğa" giden enerjiye ne oluyor?
C: Mutlak yokluk, mutlak varlığı dengeliyor. Mutlak varlığın ne olduğunu tahmin edin.

S: (L) Bir tür dengeleyici güç mü?
C: "Tanrı."

S: (T) Pleiades Öğretileri'nde bahsedildiği şekliyle Baş Yaratıcı'dan mı bahsediyoruz?
C: Evet, Baş Yaratıcı.

S: (T) Baş Yaratıcı ile "Tanrı" arasındaki fark nedir?
C: Yok. Varolduğunuz sürece Baş Yaratıcı'nın bir parçasısınız.

S: (L) O halde Kara Deliklere giden şey Baş Yaratıcı'nın bir parçası olmuyor?
C: Doğru.

S: (L) Baş Yaratıcı kendisinin bir parçasını nasıl kaybedilir?
C: Baş Yaratıcı birşey "kaybetmez."

S: (L) Peki var iken Kara Deliğe gittiği için yok olan şeyler?
C: Yansıma olarak 1'inci seviyede tekrar üretilir.

S: (L) Yani Kara Deliğe giden enerji diğer taraftan çıkıyor mu?
C: Hayır.

S: (L) Primal atom gibi birşey mi oluyor?
C: Hayır.

S: (T) Tekrar döngüye mi giriyor?
C: Hayır. Yok olanın yerine yansıma olarak primal atomlar üretiliyor.


Peki madem karadelikler 4. yoğunlukla sınırlı değil, 1, 2 ve 3. yoğunluğu da kapsıyor, o halde, ilk 3 yoğunluktayken karadeliklere gidip yok olan varlıklar bunu daha 4. yoğunluğa bile ulaşmamışken %100 KH kutupsallaşmasını gerçekleştirerek mi yapabiliyor? Evet, benim anladığım bu.

Örneğin 3. yoğunluktaki bir varlık da mutlak olarak yok olmayı isteyebilir, bunu tercih edebilir. Varoluş kimseye "sana yok olma hakkı tanımıyorum" gibi birşey dayatmıyor anladığım kadarıyla. Ki Kasyopyalıların birkaç yıl önceki celselerinden birinde insanlığın bir bölümünün tamamen yok olma olasılığından bahsediliyordu. O celse veya celseleri tespit edip bunun hangi bağlamda söylendiğini ele almaya çalışacağım.

Ve yine hatırlaycak olursanız, Michael Newton'un sitemizde alıntıladığımız kitaplarından birinde de aşırı derecede bozuk ve düzelme olasılığı bulunmayan ruhların (ki bu elbette o ruhların kendi özgür iradelerini kullanış biçimlerinin, yani seçimlerinin sonucu oluyordu) yok edilmesine dair birşeyden bahsediliyordu.

Ve yine Ra, 3. yoğunlukta ne KH ne de BH yönünde kutuplaşmayan varlıkların diğer tüm bireylerden çok daha tehlikeli bir durum içine düştüklerine değiniyordu. Benim anladığım kadarıyla herhangi bir yönde kutuplaşmayı reddetme durumu bir anlamda "olmayı reddetme" anlamına geliyor. Kestirmeden mutlak KH'ye erişmeye denk birşey bu da bana kalırsa. 4KH'ye doğru yükselen varlıkların tümünün karadeliklere giderek yok olmadığı kesin. Çünkü 4KH ve sonrasındaki seviyelerden BH'ye geçişlerin gerçekleştiğini söylüyor elimizdenki kaynaklar (ama BH'den KH'ye hiçbir varlığın geçmediğini de).

Özellike Ra'nın kutbiyet geliştirmeyi reddeden varlıkların durumuyla ilgili anlattıklarını tespit ederek örneklerimi somutlaştırmaya çalışacağım müsait bir vaktimde.

Gaia

#31
Kim gerçek anlamda yok olmayı deneyimlemek ister ki. Bu konuda gerçekten algım tıkanıyor. Varoluş her şekli ile bir armağan. Bilemiyorum belki ben duygusal yaklaşıyorumdur,bu bana göre baş yaratıcının armağanına ; ''Hayır teşekkür ediyorum. Benden bu kadar. Olmadı. Hoşçakalın.'' demek gibi birşey. Sanırım bu konuda daha fazla düşünmeliyim. Konu gerçekten çok güzel. Teşekkürler.

Tgur

#32
Bozadi kardeşim ,senin insan üstü çabaların olmasa bunları konuşamazdık ,sonsuz teşekkür ve sevgiler..
----------------------------------------------------
: (L) Eğer çekim bağlayıcıysa, çekim bilinç mi?
C: Pek sayılmaz. 4'üncü yoğunluktan 7'nci yoğunluğa kadarki yoğunluklarda "sağ" ve "sol"un mevcut olmadığını biliyor muydunuz? Eğer bunu tam olarak zihninizde canlandırabilirseniz, sorduğunuz tüm soruların yanıtlarını da anlayabilirsiniz. Eğer bunu zihninizde canlandıramıyorsanız, iyisi mi bu soruları şimdilik bir kenara bırakın. Çünkü ancak "daha sonra" üzerinde düşünüp gözden geçirdiğinizde etkili bir öğrenme olabilecek.
----------------------------------------------
Buradaki "sağ" ve "sol" dan kasıt kutuplaşma mı ,herhalde öyle olmalı , başka nasıl tanımlayabiliriz ,eğer başka bir şeyi anlatmak istediğini ortaya koyarsak o nedir,
Eğer izah bulamıyorsak meseleyi "daha sonraya" bırakmaktan başka şansımız yok gibi,
Ama durduramıyoruz kendimizi,

Bence bu bölümde ,kutuplar üstü bir bilinç edinmekten bahsediliyor, zira Lucifer düşüşü gerçekleşmeden evvel başka bir şekli hayal bile edilemiyen uzun döngüde devam eden, oldukça ağır bir evrim geçirme işi vardı ve tekamül kolay kolay üçü aşıp dördüncü yoğunluğa geçemiyordu,düşme gerçekleşti, yani kutuplar oluştu kısa döngü başladı ve tekamül süratlendi ,

Ancak uzun ve kısa döngü tekamüllerinin neticede eşit bir sonuç doğurduğunu belirtiyor K.lar,

O zaman kısa ve uzun şeklinde belirtilen kutuplar dışında ,yani bizim algıladığımız/seçtiğimiz zaman dışında düşüncemizi odaklamak veya genişletmemiz lazım..

Bütün bunların yanında kutuplar üstü bir anlayışı da devreye sokmak lazım ,Yunusun deyişini hatırlayın,
"oluşanı bir gözle görmeyen, şehrin evliyası olsa hakikatte dağ başındaki şakidir"

Özetle ,kutuplara takılmayan bir bilinçten bahsediyor,erişmekte bizlere çok uzak olan bir bilinç zira Bozadi nin de belirttiği gibi biz bu yoğunlukta Kh ortamında BH i anlamaya çalışarak ve seçimi o yolda yapmayı kuvvetle arzulayarak ama kh şartlarına uyarak yaşamak zorundayız yoksa Ra da belirtildiği gibi çok müşkül durumlarda oluruz,

Arzulu düşünce dedim, yine Bh dışı KH davranışı..

27.10.2007
Normal ve paranormal bir halkada buluşur
Bu, yaşam için gerekli bir sunuştur
Paranormal silinirse
Normalin akibeti artık yok oluştur


Zıtlıklar ile bu yaşam sürülür
Dünyada bu hayat elbisesine bürünülür
Kutuplar üstü bir bilince gelinince
Libastan sıyrılınır , zira yeni ufuklar görülünür (libas=giysi)

Tekrar;
Kötülük çukurdur ,iyilik yalçın dağlar
Her ikisini bilgelik denizi kaplar
Ufukları net görebilmek için
Deniz üstünden bakmak kolaylık sağlar

bozadi

#33
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Gaia

Kim gerçek anlamda yok olmayı deneyimlemek ister ki. Bu konuda gerçekten algım tıkanıyor. Varoluş her şekli ile bir armağan. Bilemiyorum belki ben duygusal yaklaşıyorumdur,bu bana göre baş yaratıcının armağanına ; ''Hayır teşekkür ediyorum. Benden bu kadar. Olmadı. Hoşçakalın.'' demek gibi birşey. Sanırım bu konuda daha fazla düşünmeliyim. Konu gerçekten çok güzel. Teşekkürler.
Sevgili Gaia, konuda uzman değilim kesinlikle ama "kim yok olmak ister ki" sorusu üzerinde biraz düşününce aklıma şöyle bir yanıt geliyor: Kim yok etmek istiyorsa, onlar aslında aynı zamanda yok olmak ister. Yok edicilik ile yok oluculuk aynı şeyin iki yüzüdür. Eğer "Kim yok etmek ister ki?" sorusuna cevap bulmak daha kolaysa, aynı kolaylık "yok olma" için de geçerlidir bence. Ve örneğin IŞİD'in yaptıklarına bak. Yok edicilik onların felsefesinin büyük bir parçası. O halde onların (açıkça ifade edilmese de) bir "yok olma / yok edilme" arzularının da bulunduğunu anlamalısın bence. Çünkü ikisi aynı şeyin iki zıt yüzüdür, diye düşünüyorum ben. IŞİD'in 4KH (Kertiş) enerjileriyle yakından bağlantılı olduğunu da varsayıyorum.

bozadi

#34
Sevgili Tgur, konuyla ilgili fikrini ve önerini paylaştığın için teşekkür ederim. Katıldığım ve katılmadığım bazı yönleri var.

4'ten 7'ye kadar "sağ" ve "sol" kavramlarının olmamasının kutbiyetle bir ilgisi olduğunu sanmıyorum doğrusu. Daha ziyade küresel (her yönü aynı anda kapsayan) bir algılama kapasitesinin etkinleşmesi kastediliyor bana göre. Eğer 4. yoğunluk ve sonrasında KH ve BH kutbiyetleri olmasaydı, bu kadar temel bir kozmolojik bilgiyi hem Ra, hem de Kasyopyalılar bizlere açıkça bildirirlerdi bence. Dahası, her iki kaynak bize kutbiyetin 4. yoğunlukta başladığını tekrar tekrar söylüyor. 3. yoğunluk bir seçim yoğunluğu. Ve seçim mutlaklaştığında, yani seçilmesi gereken şey gerçekten seçildiğinde 4. yoğunluk başlıyor.

Yalnız, bende senin söylediğine benzer bir his uyandıran bazı hususlar var. Örneğin yine Ra, 4. ve 5. yoğunlukta kutbiyetlerin birbirinden bağımsız (büyük ölçüde yalıtık) olduğuna dair bir bilgi veriyor. Yani 4. ve 5. yoğunlukta KH ve BH kutbiyetindeki varlıklar veya varlık grupları, deneyimlerini ilerletmede birbirleriyle etkileşime ihtiyaç duymuyorlarmış verilen bilgiye göre. Ra'da bu bilginin verildiği yeri tespit edip paylaşacağım müsait vaktimde. Bu bilginin verildiği yerde Ra aynı zamanda şunu söylüyordu: 3. yoğunlukta ise ilerleyiş bu iki kutbiyetin etkileşimlerini ciddi oranda kapsıyor. Yani 3. yoğunlukta kutbiyet seçiminin ilerlemesi için bu kutbiyetlerin birbiriyle etkileşimleri (yani bir anlamda "mücadeleleri") önemli bir rol oynuyor. Birbirini destekliyor adeta. Ama seçim bir kez mutlaklaştıktan veya kesinleştikten sonra, yani 4. yoğunluğa geçildikten sonra, negatif kendi yolunda ilerliyor, pozitif kendi yolunda. Büyük ölçüde yolları ayrılıyormuş yani. Aslında Ra zaman zaman belirli bazı 4KH grupları ile 4BH grupları arasında çatışmalar olduğunu da söylüyordu ama sanırım bu savaşlar 3. yoğunluğa yapılan müdahaleler bağlamında meydana geliyor. Yani örneğin 4KH grupları karışık KH-BH eğilimlerinin olduğu, seçim sürecindeki bir 3. yoğunluk gezegenindeki varlıklar üzerinde tahakküm kurmaya kalkışırsa, bazı 4BH varlık grupları, o gezegendeki halkta mevcut BH eğilimlerini korumak veya yapılan aşırı KH müdahalelerini dengeleyici etki yapmak için 4KH'ye müdahale edebiliyor ve aralarında bu yüzden savaşlar çıkabiliyor anladığım kadarıyla. Ama 4. yoğunluğun kendi koşulları ve konuları içinde belki de KH ve BH kutbiyeti arasında fazla etkileşim yok.

KH ile BH arasında doğrudan etkileşimin olmadığı bir deneyimde kutbiyetten bahsetmek de çok manalı olmuyor belki de. BH kendi realitesine odaklanıyor, KH kendi realitesine. "Karşılaştırma" yapmıyorlar muhtemelen. Senin söylediğin bu anlamda bana makul görünüyor.

Bizler 3. yoğunluktayız. O halde bu konuda dengeli bir yaklaşımı nasıl geliştirebiliriz?

Bugün müsait bir vaktimde bununla ilgili aklıma gelen şeyleri paylaşmak isterim.

bozadi

#35
78. celsedeymiş:

Ra: ... Dördüncü ve beşinci yoğunluk dereceleri tamamıyla bağımsızdır. Yani pozitif kutbiyet, negatife hiç gereksinimi olmaksızın kendi başına fonksiyon yapar, tabii aynı şey negatif kutbiyet için de geçerlidir. Ama şu nokta unutulmamalıdır, üçüncü yoğunluk derecesi akıl/beden/ruh bileşimlerini kendi tarafına çekebilmek için, bu yoğunluk derecelerinde iki kutbiyet arasında oldukça yoğun bir ilişki gelişir ...

3. yoğunlukta kutbiyetin ilerletilmesinde KH ve BH eğilimli varlıklar arasındaki etkileşimin / mücadelenin önemli olduğuna dair hatırladığım şey bu alıntıda mevcut değil. Belki de kendi yorumumu kattım o şekilde hatırlarken, ama gerçekten de bunun böyle olduğundan bir şüphem yok şimdiye kadar bu konuda okuduğum ve şahsen gözlemlediğim durumlar itibariyle. Çünkü 4KH ve 4BH'nin üçüncü yoğunluk varlıkları kendi yoluna davet etme ve hatta zorlama girişimleri insanlar arasında yoğun bazı gerilimlere, mücadelelere neden oluyor ve bu durum insanları karar vermeye zorluyor. Ama bu katalizörden verimli bir şekilde yararalanabilmek için, seçimin ne ile ne arasında olduğunu anlamak gerekiyor, bu konuda yürütülen saptırıcı propagandaların büyüsüne kapılmamak gerekiyor. Örneğin KH tarafı insanlar arasında feci bir kutbiyet oluşturuyor çeşitli amaçlarla ama o oluşturulan kutbiyetlerin tümü aslında yine KH'ye çıkıyor. Örneğin ezeli rakip iki futbol takımı arasındaki psikolojik mücadelenin aşırı uçlara vardırılıp insanların birbirini yaralamasına ve öldürmesine kadar tırmandırıldığı durumu düşünün. Veya iki siyasi parti arasındaki benzer durumları düşünün. Elbette dengeli yaklaşılması durumunda bu tür bölünmeler de sağlıklı birşeye hizmet edebilir bir ölçüde ama tüm bunlar sonuçta esas kutbiyete doğrudan hizmet etmez; KH ile BH arasındaki kutbiyete. Bizi ilgilendiren bu seçimdir. Etrafımızda pek çok olay oluyor ve bizler de istesek de istemesek de bu olayların içine bir şekilde çekiliyor, etkileniyoruz ve etkileşiyoruz. Alakasız şekillerde kutuplaşmaya zorlandığımız yani aldatılmaya çalışıldığımız mevcut koşullarda, elimizdeki KH-BH kutbiyeti hakkında verilen kozmolojik değerlendirme araçlarını kullanarak doğruyu-yanlışı, iyiyi-kötüyü ayırt etmek, analiz etmek, böylece kendi aramızda ve başkalarıyla verimli işbirlikleri geliştirmek çok değerli birşey bence. Ama evet, BH yolunda ilerledikçe, KH'nin saptırıcı veya zarar verme amaçlı teşebbüslerine karşı farkındalığımızı ve kendimizi koruma /savunma gücümüzü artırmamız gerekeceği gibi, aynı süreçte BH'nin kendi iç deneyimi olan sevgiyi, saygıyı, koşulsuz dayanışmayı da doğal olarak deneyimliyor olacağızdır. Ta ki BH frekansını yeterince disiplinli bir şekilde içselleştirene kadar. Bu içselleştirme bir grup olarak gerçekleştirildiğinde, artık o varlıkların aldatılması, saptırılması, zarara uğratılması imkansız denebilecek kadar zor olacaktır. Çünkü kendileri her türlü olası negatif müdahaleyi yeteri kadar erkenden fark edip gerekli koruma tavrını alabileceği gibi, diğer ve daha üst BH gruplarının da bilgi, rehberlik ve yardım bağlantıları da zaten açık olacaktır.

bozadi

#36
Bu arada, Yunus Emre, Mevlana ve benzer tavırları/mesajları olan şahsiyetlerle ilgili dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var: Bu şahıslar kutbiyeti aşmış veya kutbiyeti aşmayı savunan şahıslar değil aslında: Açıkça "BH" kutbiyetinin "reklam ve tanıtım" çalışmalarını yapıyorlar söylem ve eylemlerinde. 3KH ve 4KH aktörlerin faaliyetlerine karşı bir şekilde mücadele etmiş oluyorlar çünkü halkı BH kutbiyetine sevk ederek KH güdümlülerin çıkarlarını "bozuyorlar".

Birlik felsefesiyle ilgili bir sorunumuz yok zaten, herşey "bir". Ama o "Bir'in bazı parçaları" şu anda bize tecavüz ediyor (sadece 4KH'yi değil, öncelikle adanan 3KH güçlerini kastediyorum) ve biz kendimizi gerçekten koruyabilecek hale gelmedikçe Birliğin erdeminden bahsetmenin de fazla bir manası yok. Eğer birlik anlayışı, Zeta Retikulilerin anlattığı gibi onlar bizim özgür irademize tecavüz ederken, bizi travmalara sokarken, bize işkence ederken, bizi parçalarken bir de bizim bunu Birlik gerekçesiyle "sevgiyle kabul etmemiz" beklentisini içeriyorsa, orada son derece sakat birşeyler döndüğünden şüphelenmek gerekir bence.

Yunus Emre'nin yaydığı bazı görüşlerden "şiddetli bir şekilde nefret eden" milyonlarca "Müslüman" var şu anda. Bu durum onun kendi devrinde de böyleydi, şu anda da böyle.

Yunus Emre İslam'a bulaşmış veya bir şekilde İslam'ın bünyesinde mevcut olan çeşitli KH propagandalarına ve saptırmalarına meydan okumuş, yalanlamış ve doğrusunu haykırmış:

"Bir kez gönül yıktınısa, bu kıldığın namaz değil"

"Yunus Emre der hoca, gerekse bin var hacca, hepisinden iyice, bir gönüle girmektir"

"Cennet cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri, isteyene ver onları, bana seni gerek seni"


Yunus bu sözlerle yobazlığa ve yobazlara meydan okumuştur. Evet, felsefi olarak onlarla da "bir" olduğunu kabul eder ama bu durum yobazlığa ve yobazlıklara karşı, yani KH'ye karşı mücadele etmeyeceği anlamına gelmemiş.


"İşitin Ey Ulular!" adlı bir şiirinden:

"Danışman okur tutmaz, derviş yolun gözetmez
Bu halk öğüt işitmez, ne sarp zaman olmuştur

Gitti beyler mürüvveti binmişler birer ata
Yediği yoksul eti, içtiği kan olmuştur"

Yunus Emre "yoksulun etini yiyen, kanını içenlerle" nihayette "bir" olduğunu kabul ediyor ama aynı zamanda onların yaptıklarının kötülüğünü ifşa ediyor ve buna karşı doğrudan ve dolaylı biçimlerde mücadele ediyor. Varlık özü bakımından değilse bile, "yol" olarak onlarla "bir olmadığını" vurguluyor.

K'lar da felsefelerinin ne olduğu sorusuna kısa ve net bir şekilde "Bir" cevabını verdiler ve bunu farklı noktalarda tekrarladılar, açıkladılar. Ama aynı zamanda uğramakta olduğumuz saldırılara ve saldırganlara dikkat çekip duruyorlar.

Kertişlerle de biriz. İlümünati'nin başındakilerle de "bir"iz. Tayyip Erdoğan'la, Fethullah'la da "biriz". İnsanların kafalarını kesip top oynayanlarla da "biriz." "Birlik"te sorun yok; sorun kendimizi birin negatif bölümüne adanmış olanlara karşı etkili bir şekilde koruyacak bir dayanışma ve örgütlenmeye sahip olmayışımızda. KH-BH kutbiyetiyle ilgili farkındalığın geliştirilmesi, bu hususta faydalıdır inancındayım.

bozadi

#37
K'ların verdiği bilgiye göre Karadeliklerin yalnızca 1 ile 4. yoğunluk arasında mevcut olduğuna dair celse alıntısı:



7 Mayıs 1995

S: (L) Bir süre önce transkriptleri tekrar okuyordum ve bir yerde, karadeliğin mutlak yokluk olduğu ve yok olan şeylerin birinci yoğunlukta tekrar üretildiği yazıyordu. Veya birinci seviyedeki tekrar üretimin, karadeliğin bir yansıması olduğu söyleniyordu. Karadelik birinci yoğunlukla mı yoksa yedinci yoğunlukla ilgili bir fenomen mi?
C: Yalnızca 1'den 4'e kadar.



Kasyopya celselerinde "ruh parçalanması" (bir anlamda bir ruhun yok olması) konusuyla ilgili kısım:



13 Eylül 2009

S: ... (Joe) Forumdakiler adına, ruh parçalanması hakkında sormak istediğin soru vardı. (L) Oo, ruh parçalanması! Bunun hakkında bir soru oluşturabilir misiniz? Ya da, Keit, bu konuda uzman sensin. Bir soru sor. (Keit) Benim söylediğim şey temel olarak gerçeğe yakın mı?..
C: Çok doğru. Bir "zekileşme" örneği!

S: (Joe) Keit'i kastediyorsunuz, değil mi?
C: Evet.

S: (Joe) Teorin neydi? (L) Illion'un "Darkness over Tibet"inden, alçalan spiralden ve bunun bir seçim olduğundan bahsediyordu ve ...
C: Daha iyi açıklayamazdık!

S: (Scottie) Forumda bunu yazmış mıydın? (Keit) Evet. (Scottie) Bunu nasıl kaçırdım?? (A___) Evet. (Keit) Bunun hakkında söylemek istediğim birşey daha var. (Joe) Ruhların parçalanarak tekrar primal atom haline gelmesi hakkında mıydı?
C: Evet.

S: (Allen) Tekrar açıklayabilir misin, çünkü ben okumadım. (Keit) Darkness over Tibet'ten bir alıntı yapmıştım. Yazar gelişimde iki ihtimal olduğunu söylüyor: yukarı ya da aşağı. Ve bir bireyin ruhunu kaybetme olasılığı var ama bunun bilinçli bir karar olması gerekiyor. Bu bir seçim. Ve bu karar zorla alınamaz. (L) Ama seni yıpratarak bu kararı aldırabilirler. (Keit) Kesinlikle, ve ben de kendimden örnek verdim zaten. Yaşamlarımızdaki travmatik deneyimlerimizin bizi aşağı doğru gelişimi seçmeye sevk edici bir etkisi olduğunu düşündüğümü söyledim. Ve bu aslında kendi varlık seviyemizin aleyhine birşey. Ruh için çok travmatik. Ruhu çarpıtıyor ve onu aşağı doğru bir konuma koyuyor. Bu olayın nihai sonucu ruhun parçalanması. Dünyada bu kadar çok acı ve patoloji olmasının nedeni de bu, çünkü bu durum ruhları seçmeye zorluyor ve manipüle ediyor. (L) Kendi doğalarının zıddına. (PL) Illion'a göre bir insan varlığı için en kötü şey, kendi ruhuna karşı günah işlemek. (Keit) Ve ruha karşı günah işlemek, kendi varlık seviyenin veya niteliğinin zıddına gitmek demek. Ve kendi iyiliğimiz adına, kendimizi narsist eğilimlerden vs temizlememiz gerekmesinin nedeni de bu. (DD) İnsan kültürüne bu kadar uyuşturucu yerleştirmelerinin nedeni insanları zayıflatmak mı?
C: Evet ve transmarjinal inhibisyon prensiplerini de hatırlayın. (ç.n. transmarginal inhibition [TMI], wikipedia'da psikolojik bir terim olarak, "bir organizmanın güçlü/yoğun çevresel uyaranlara karşı gösterdiği tepki" biçiminde tanımlanıyor.)

S: (L) Bu prensiplerden birine göre, normal şekillerde iradesi kırılamayan köpekler bile, cerrahi, hastalık veya benzer fiziksel travmalara maruz bırakılarak iradeleri zayıflatılabiliyor ve nihayetinde saptırılabiliyor. Yani işkence de bu sürecin bir parçası.
C: Evet.

S: (L) Ve biz şu anda bir işkence kültürü içinde yaşıyoruz. Ruh parçalayıcı bir kültür.
C: Evet.

S: (L) Yani, çarpıtılan, deforme edilen ruhlar var ve bu öyle bir noktaya gelebiliyor ki... Bu insanların pek çoğu, tanrının iradesini insanlara empoze ettikleri için cennete gideceklerini sanıyorlar. Mesih İsa'nın çarpıtılmış bir versiyonunu dünyaya dayatmak için her ne yapıyorlarsa, kendi kendilerini ruhlarının parçalanacağı bir duruma sokuyorlar çünkü sadece İsa'nın öğretilerine zıt gitmekle kalmıyorlar, kendi doğalarının da zıddına gidiyorlar. Bu insanların pek çoğunun iyi niyetli olduğunu düşünüyorum ama otorite konumlarındaki ve kiliselerdeki yüksek konumlardaki patolojik bireyler, doktrinler ve patolojiler yaratan patolojik bireyler tarafından yavaş yavaş, giderek artan şekilde öylesine saptırılıyorlar ki, temelde ruhlarını şeytana satmayı kabul ediyorlar. (Joe) Acaba bu durum, buna doğrudan eşlik etmeyen, zihinleri çarpıtıldığı için bu duruma uyum gösteren popülasyonun sıradan üyeleri olan insanları da kapsıyor mu? Sonuçta gerçekleri görüyorlar. İşkenceyi, CIA'yı, işkence kamplarını görüyorlar...
C: Daha yüksek bir amaca hizmet eden bir sessizlik için iyi bir neden olmadığı sürece, "kötülük" karşısında sessizlik, kötülüğe katılmaya eşittir.

S: (Joe) Bu gerçekten ilginç, çünkü işkence ile ilgili tüm tartışmayı açıklıyor gibi. İnsanlara işkenceyi kabul ettirmeye çalışıyorlar. Ve CIA'nın işkence uyguladığı ve gerçekleri çarpıtarak insanları vicdani olmayan birşeyi kabul etmeye yönlendirdiğine dair ortaya sürekli yeni bilgiler çıkıyor.
C: İşkencenin kabul edilmesi "canavarın işareti."

S: (DD) "24" gibi dizilerin popülerliğinin nedeni de bu olmalı. (Joe) İnsanları koşullandırıyorlar. (DD) O dizi aşırı popüler. (Joe) Tüm bu insanlar başka bir insanın uğradığı işkenceyi izliyorlar ve bundan neşe duyuyorlar. Ve eğer bu katılım ile eşanlamlıysa, o zaman bu insanlar o aşağı doğru giden spirale konuyorlar.
C: Vahiy Kitabı'ndaki "ateş gölü"nü hatırlıyor musunuz? Kılıçla yaşayanların kılıçla öleceklerini hatırlıyor musunuz?

S: (Keit) "Ateş gölü" nedir? (Allen) Vahiy'de İsa'yı kabul etmeyenlerin fırlatılacağının söylendiği göl. (Joe) Yani cehennem.
C: Ruh parçalanması.

S: (L) Ürkütücü. (Allen) İşkenceyi tasvip etmeyen ama yine de gerekli olduğunu düşünerek kabullenen, ya da hiç düşünmemeye çalışan insanları düşünüyorum da... (Joe) Bence bunun gerekli olduğunu düşünen insanlar... (L) Kaybettiler bile. Yalanı yuttular. Eğer bir bilgiye veya benzer birşeye ihtiyacın varsa, ve haklı bir neden varsa, bunu bulmanın yolu işkence değildir! Bir çok engizisyon kaydı var. Bilimsel kanıtlar var. On binlerce insana işkence edildi ve en çirkin yalanları kabul etmeye zorlandılar. O kadar işkence görsem istediğin şeyi söylerim! Ve onlar da uçan süpürgelerde uçtuklarını, şeytanlarla çiftleştiklerini, ay ışığında çıplak dans ettiklerini, birbirlerinin arkasını öptüklerini itiraf ettiler! İşkenceyi sona erdirmek için bunları itiraf ettiler. Ve kabul ettirilen şeylerin hepsi birer saçmalıktı! (Allen) Bilimsel kanıtlar bunu göstermese bile, ve biz "Evet, bilgi elde etmede işkence gerçekten işe yarıyor" diye düşünsek bile, insanlara işkence ediyor oluyoruz! ... (Keit) Patolojik bir durum. Narsist ailelerin çocuklarına yapılan şey, işkence gibi. (L) İşkence! (Keit) Bu bir anlamda onları zehirliyor ve işkence ortamını kabul etmelerini sağlıyor. Bu şeytanın dokunuşu gibi. (L) Kendi ilkelerine aykırı birşey söyletmeye veya yaptırmaya zorlamak için başka bir insana işkence etmek yanlıştır, hangi perspektifle bakılırsa bakılsın. Ve eğer bunu değiştirmek istiyorsan veya bu insanların bakış açısında seni tehdit eden birşey olduğunu düşünüyorsan, bunu değiştirmenin yolu konuşmak, eğitim, bilgi ve veri paylaşımıdır. Onları ruh seviyesinde sahip oldukları şeyin zıddına gitmeye işkenceyle zorlamak değildir! Birini bu şekilde zorlamak temelde ruhun kendi kendini öldürmesidir. İsa Yeni Ahit'te insanlığa ihanet edenler için "hiç doğmasalardı onlar için daha iyi olurdu" diyor. Bu sanki onların ruhunun parçalanacağını söylemek gibi birşey. Gerçekten çok şaşırtıcı. (DD) Parçalanan ruh ne oluyor?
C: Primal madde. Döngüye en baştan başlama. Bilinç kazanmak için geçirilen milyonlarca veya milyarlarca yıl.

S: (DD) Hidrojen atomu gibi birşey olarak mı başlıyorsun? (Joe) Taş oluyorsun. (PL) K'lerin bu yılın başında 2009 için bildirdiği "yıkıcı bir yıl" ifadesiyle bir ilgisi var mı bunun acaba? Böyle birşey söylemişlerdi ve şimdi de ruh parçalanmasından bahsediyoruz. (L) Çok ilginç. Bir sabah kalktığımda kafamda bu sezgi vardı; insanların ruhlarını parçalayıp primal maddeye çevirebileceklerini sanıyorlardı. Ve bu benim için şaşırtıcı bir düşünceydi. Ve bu sezgi, K'lerin bu nitelikte geçeceğini söyledikleri yıl içinde geldi. ... (Joe) Demek onlar için herşey baştan başlayacak...
C: Hepsine olmayacak.

S: (Keit) Ben de bunu sormak istiyordum. Bireysel bir seviyede mi, yoksa hepsine mi olacak şeklinde. (L) Demek bireysel nitelikte olacak.
C: Evet.




Ve Kasyopyalıların verdiği bilgiyle bir paralelliği var gibi görünen, Michael Newton'un "Ruhların Kaderi" adlı kitabındaki 21. vaka:

Vaka 21


Dr. N: Ciddi biçimde hasar görmüş ruhlarla çalıştığına göre, bana görevlerin hakkında biraz daha bilgi verebilir misin?
D: Ben bir kötülük bataklığında kaybolmuş ruhlarla çalışan özel bir birimdeyim.

Dr. N: (bu deneğin sadece yeryüzüne gelmeden önce başka dünyalarda bedenlenmiş ruhlarla çalıştığını öğrendikten sonra) Melez ruhlarla bu birimde mi ilgileniliyor?
D: Evet, zalim ruhlarla ilgilendiğimiz yer burası, bir onarım alanı.

Dr. N: Bir ruh için kullanılacak ne berbat bir ifade bu böyle?
D: Bununla canını sıktığım için özür dilerim, ama şimdiki hallerinde kurtarılamaz halde olacak kadar ciddi kötü eylemlere bulaşmış bir varlığa başka ne denir ki?

Dr. N: Biliyorum, ama insan bedeniyle ilgili birçok şey de vardır...
D: (sözümü keserek) Bunu bir özür olarak görmüyoruz.

Dr. N: Tamam, öyleyse çalışmanızın doğasıyla devam et lütfen.
D: Ben bir ikinci evre onarıcıyım.

Dr. N: Bu ne anlama geliyor?
D: Bu ruhlar bedenlerini kaybettiklerinde rehberleri ve belki de yakın bir arkadaşları tarafından karşılanırlar. Bu pek uzun sürmeyen birinci evredir, sonra korkunç eylemlere bulaşmış olan ruhlar buraya, bize getirilir.

Dr. N: İlk evre niçin diğer ruhlar için olduğu kadar sürmüyor?
D: Onların yaptıkları kötü işlerin, yeryüzünde yol açtıkları acının ve zararın izlerini unutmaya başlamalarını istemeyiz. İkinci evre onları kirlenmemiş ruhlardan ayırır.

Dr. N: Kulağa sanki cüzamlı bir topluluğu idare ediyormuşsunuz gibi geliyor?
D: (aniden) Bu sözden hoşlanmıyorum.

Dr. N: (özür diledikten sonra) Tanımladığın biçimiyle, kötü eylemler yapmış her ruhun melez ruh olduğunu söylemiyorsun, değil mi?
D: Elbette değil. Burası benim birimim. Ama şunu anlamalısın: Yeryüzündeki gerçekten kötü kişilerin bazıları melezlerdir.

Dr. N: Ruh dünyasının üstün bilgi sahibi üstatların bulunduğu bir düzen yeri olduğunu düşünüyordum. Bu melez ruhlar insan formundaki anormalliklere bulaşmışlarsa, yani insan bedeninin duygusal yapısına uyum sağlayamamış ruhlarsa, niçin buraya gönderilmişler? Bu bana ruh dünyasında da hata yapılabileceğini gösteriyor.
D: Büyük bir çoğunluk iyidir ve insan toplumuna büyük katkılar yaparlar. Bazıları kötü hale geldiği için bütün ruhları yeryüzüne gelme fırsatından yoksun mu bırakacaksın?

Dr. N: Hayır, tabii ki hayır. Devam edelim. Bu ruhlarla ne yapıyorsunuz?
D: Başkaları, benim üstümdekiler, onların kirlenmiş enerjilerini incelerler; bu inceleme sadece eski dünyalarının insan bedenleri üzerinde bıraktığı etkiler ışığında yapılır. Bunun ayrı bir vaka mı, yoksa o gezegenden diğer ruhların da yeryüzünde çeşitli sorunlar yaşayıp yaşamadığını bilmeleri gerekir. Durum öyleyse, o dünyadan diğer ruhların yeryüzüne bir daha gelmelerine izin verilmeyebilir.

Dr. N: Lütfen bana birimin hakkında daha fazlasını anlat.
D: Benim alanım tek bir ciddi suç işlemiş ruhlara ayrılmamıştır. Bizler alışkanlık haline gelmiş zalimane yaşam biçimleriyle çalışırız. Bu ruhlara bir seçenek sunulur. Rehabilitasyon yoluyla enerjilerini temizlemek için elimizden geleni yaparız ve kurtarılabilecek durumda olduklarını düşünürsek, yol açtıkları acının aynısını yaşayacakları rollerde yeryüzüne geri gelmeleri için bir seçenek sunarız, ama bu çoklu sayıda olur.

Dr. N: Kurtarılabilir bir ruh yaşamda korkunç şeyler yapmış, ama büyük bir pişmanlık göstermiş bir ruh olabilir mi?
D: Belki.

Dr. N: Ben karmik adaletin cezai olmadığını düşünürdüm?
D: Değildir. Bu teklif bir denge kurma ve kurtulma fırsatını temsil eder. Genellikle birçok insana verdikleri acının aynısından eşit miktarda bir acıya katlanmak, bir yaşamdan daha fazla sürecektir. Çoklu sayıdan kastım bu.

Dr. N: Yine de pek çok ruhun bu seçeneği kabul edeceğini sanıyorum, doğru mu?
D: Hatalısın. Pek çoğu aynı örüntülere yeniden düşecek kadar korku doludur. Ayrıca gelecek birkaç yaşam boyunca bir kurban olma cesaretinden de yoksundurlar.

Dr. N: Peki yeryüzüne geri gelmezlerse ne yapıyorsunuz?
D: Öyle bir durumda bu ruhlar kurtarılamaz diye düşündüğümüz ruhların yolundan gideceklerdir. Onların enerjilerini yayarız.

Dr. N: Yoksa bu da bir tür enerji biçim değiştirmesi mi?
D: Ah... evet.., biz buna enerjinin dağıtılması deriz, yayma derken bunu kastediyorum. Elbette biçimi değiştirilir. Onların enerjilerini parçacıklar halinde dağıtırız.

Dr. N: Ben enerjinin yok edilemez olduğunu düşünüyordum. Bu kirlenmiş ruhların benliğini yok etmiyorsunuz, değil mi?
D: Enerji yok edilemez, değiştirilir ve dönüştürülür. Eski enerjinin bir parçacığını bizim kullanımımıza sunulan yeni, taze enerjiden dokuz parçacıkla karıştırabiliriz. Bu karıştırma kirlenmiş olanın etkisini yitirmesini sağlayacaktır, ama ilk benliğin küçük bir bölümü bozulmadan kalır.

Dr. N: Yani kirlenmiş ruhu zararsız kılmak için olumsuz kötülük enerjisi, aşırı dozda yeni iyilik enerjisiyle mi karıştırılıyor?
D: (gülerek) Mutlaka iyilik olması gerekmez, tazelik demek daha doğru.

Dr. N: Niçin herhangi bir ruh yayılmaya karşı çıkmaz?
D: Kendi yararları için bu prosedürleri kabul etmiş ruhlar kurtulsa ve en sonunda yeryüzünde ya da başka bir yerde verimli hayatlar sürse bile... herhangi bir benlik kaybını kabul etmeyecek ruhlar da vardır.

Dr. N: Peki sizin yardımınızı reddeden bu ruhlara ne oluyor?
D: Birçoğu arafa gidecektir sadece, bir inziva yerine. Onların en sonunda başına ne geldiğini ise bilmiyorum.



Kasyopyalılar özellikle "Kılıçla yaşayanlar kılıçla ölecekler" deyişine ve İncil'deki bir çeşit cehennem tasviri olan "ateş gölüne" referansta bulunuyor. Yani insanlığa en çok zulmedenlerin bazılarının başına gelecek birşeyden bahsediliyor gibi görünüyor bana. Michael Newton'un 21. vakasında anlatılanlar da bu konuda çok alakalı göründü bana. "Ruhun yayılması" diye betimelenen şey de ruhun "parçalanması" aslında. Ruhu resmen yeni var edilmiş bir ruh durumuna geri alıyorlar benim okuduklarımdan anladığım kadarıyla. Dikkatinizi çektiyse, Kasyopyalılar da yeniden bilinç kazanmak için geçirilmesi gerekecek milyonlarca, milyarlarca yıldan bahsediyor. Yani ruhun 1. yoğunluk seviyesine geri döndürülmesinden bahsediyor. Burada bile ruhun aslında mutlak bir şekilde yok edilmesinden ziyade, varlık özünün korunup o zamana kadar topladığı, biriktirdiği, oluşturduğu herşeyin sıfırlanmasından bahsediliyor bence. Kısacası, 5. yoğunluktaki varlık özünün tamamı yok edilmiyor ama örneğin 3KH'de ruhu parçalanacak bir bireyse, o bireyin 1'den 3'e kadarki yoğunluklarda öğrendiği herşey de imha ediliyor. 4KH'deki bir ruhun parçalanması durumunda ise 1'den 4'e kadar biriktirilen herşeyin "dağıtılması" söz konusu olacaktır buna göre.

Tekrar IŞİD ve benzer örnekleri hatırlatmak istiyorum. Tarifsiz bir vahşetle etraflarındaki insanları yok etmeye adanmış olanları hatırlatmak istiyorum. En vahşi şekilde yok etmeye adananlar, yok olmaya adanıyor aslında.

bozadi

#38
Elbette o örgütleri organize eden, yaptıklarını yapmalarını sağlayan global faşistler/şeytanlar ve onlara adeta ebeveynlik yapan daha üst yoğunluk seviyelerindeki KH varlıkları da aslında KH yolunda ilerledikleri sürece kendilerini yok oluşa sürüklüyorlar. KH'nin sonu yokoluş. Tabi evren ve işleyişiyle ilgili bilgilerini artırıp yollarını değiştirmedikleri sürece.

İnsanlık da şeytani varlıkların müdahalelerine maruz kalıp da bunun karşısında sessiz, duyarsız, tepkisiz kaldığında, belki onlarınki gibi bir yokoluşa sürüklenmeseler bile, toparlanıp dayanışmadıkları sürece onların yaşadıklarına benzer durumlara doğru sürüklenmeleri, o cehennemin nefesini sürekli enselerinde hissetmeleri kaçınılmaz olacak gibi görünüyor.

bozadi

#39
Alıntı YapSayfa 56

Öyleyse, sadece bedenlerinizde doğru kimyasal maddeler olmadığı için sevgiyi hissedemediğiniz görüşündesiniz?

Teori bu. Aynı zamanda, sizin davranışlarınızı kontrol etmek için değil, beyninizde çeşitli duygulara verdiğiniz tepkileri salgılayan nörokimyasal maddeleri emmek için insanlara organik parçacıklar yerleştirmemizin nedeni de budur.
Neymiş? Vücutlarında "doğru kimyasal maddeler" olmadığı için "sevgiyi" hissedemiyorlarmış!! Düşünün bizler 3. yoğunluk varlığız, bu Gri arkadaşlar 4. yoğunluk varlıkları. İster kendine yönelik olsun, ister başkalarına yönelik olsun ancak "sevgi" derslerinin alınması yoluyla mezun olunabilen "4. yoğunlukta" bulunan bu varlıklar, güya "sevgiyi" bulabilmek için 3. yoğunluk varlıklarının vücutlarındaki "kimyasal maddelerle" uğraşıyorlar!

Kitapta ha bire insanlığın kendi geçmişlerinde yaptıkları bir hatayı yapmaması için bir çaba gösterdiklerini söyleyip duruyorlar. Bize iyilik yapmaya çalışıyorlar yani. Ama sevgiyi bilmeyen ve güya o sevgiyi bizim vücudumuzdaki kimyasal maddelerde arayan bunlar aynı zamanda...

Ve sevgiye bir kimyasal muamelesi yapan bu zihniyetin, bu bilgileri okuyan insanlarda sevgiyi hep dışarıda, örneğin uyuşturucuda arama eğilimini destekleyeceğini görebiliyorsunuz sanırım.


Alıntı YapEklenti:
Sayfa 58

Klonlama işlemine başladığımız zaman geçmişimizden tamamen uzak durduk. Bu nedenle, o zamandan evvel nasıl olduğumuza dair hiçbir kanıt bulunmamakta. Örneğin, hala duyguları hissedebiliyor olduğumuz zamanlardaki ilk kimyasal yapılanmamızı bilmemizin hiçbir yolu yok. Vaktiyle ne olduğumuzu bulabilmemiz için o halimize en yakin olan sizlersiniz.
4. yoğunluk Zeta kardeşler burada geçmişlerini hatırlayamadıklarından bahsediyorlar. Duygularını hissedebildikleri zamanki kimyasal yapılanmalarını bilmelerinin hiçbir yolu yokmuş! Halbuki aynı Zetalar, aşağıda alıntıladığım gibi "zaman yolculuğu" yapabildiklerini, zaman ve mekan gibi sınırlamalara muhatap olmadıklarını beyan ediyorlar.


62. sayfadan bir örnek:
Alıntı YapEklenti:
İnsanlar mantığımızı, rasyonel zihinleri sebebiyle, kabul etmeyebilirler. Ne var ki bizler, zamanda yolculuk etme yeteneğine sahip olduğumuz için olasılıkların farkındayızdır.
Bakın burada Zetalar, yani Griler, zamanda yolculuk yapabildiklerini söylüyorlar. Zamanla ve mekanla ilgili sınırlamaları aştıklarını söyledikleri alıntıyı paylaşacağım birazdan ama önce, kitapta binlercesi sergilenen beyin bulandırma teşebbüslerinin bir örneğine daha işaret etmek istiyorum. "İnsanlar rasyonel zihinleri nedeniyle bizim mantığımızı kabul etmeyebilirler" gibi bir laf ediliyor. Halbuki bu varlıklar kitap boyunca insanlara yönelmelerinin nedeninin, kendilerinde bulunmayan "zengin duygusallık" olduğunu ima ediyorlar. Yani duyguları yeniden keşfetmek için insanlığa yöneldik diyorlar güya.

Alıntı YapEklenti:
Sayfa 70:
Evet. Sizin realitenize ve zaman sürekliliğinize girebilmek için şalterin çevrilmesinden başka bir şey gerektirmeyen boyutlararası uzaydayız. Bizler zamanla ve uzayla sınırlı değiliz.
İşte, buyrun. Az önce kendi hikayelerini hatırlayamamaktan şikayet eden Griler şimdi utanmadan zaman-mekan sınırlılıklarını aştıklarını yineliyorlar.

Bir başka örneğe gözatalım:

Alıntı YapEklenti:
Ben bu durumu, onu kesinlikle bir anlaşma ya da bir müsaade olarak görmeyen insanlar için anlaşılır kılmaya çalışıyorum.

Onların fikirlerini değiştirebilmenin hiçbir yolu yok. Anlaşmanın bu yönü de, gezegeninizde atmakta olduğunuz evrimsel adımın bir parçasıdır. İnsanlar realitelerinde yaşanan herhangi bir şey için izin vermiş olduklarını reddetmeye devam ettiklerinde, bu onların evrimlerini duraksatır.

Tamam. Bu insanlar anlaşmanın bu safhasında değiller, anlıyorum. Bense, çalışmalarınızda yer alan ve "Hayır Bunu yapmayın" diyen birçok kişinin olduğunu kastediyorum.

Bir kısmı böyle dedi. Bütün'le bağlantıda olan daha büyük bir kısmı ise evet dedi.

Bu kulağa nasıl geliyor? Siz, işte bu kısımla iletişim kurduğunuzda olay nasıl görünüyor?

Bu bir müsaadedir. Bu bize verilmiş bir armağan gibidir.

...

Biz anlaşmayı, aynı zamanda niyetin bir göstergesi olarak görürüz. O bir karardır.

Egonun kararı. Egoyu, varlığınızın diğer bölümlerinden ayırıyorsunuz.
Neymiş, Zetaların tecavüzlerine "hayır" diyenler "bütünle bağlantıda" değillermiş. O bütünün nasıl bir bütün olduğunu varın düşünün. Evrimde takılıp kalmamak için onların işkencelerini sevgiyle kabul etmeliymişiz. Güya çok sayıda insan bunların faşizmini kabul ettiği için, insanlığın geri kalanının ne düşündüğünün bir önemi yokmuş.

Üstelik bu edepsizler güya kendi gruplarından dünyaya insan olarak enkarne olan çok sayıda Zeta'yla "iş yaptıklarını" söylüyorlardı. Ondan sonra lafı yine evirip çevirip tüm dünya insanlığıyla anlaşma yaptıklarına getiriyorlar. Onlarla anlaşma yapmak istememek ego göstergesiymiş! Sonu gelmeyen yalanlar, aşağılamalar, gerizekalı muameleleri...

Alıntı YapEklenti:
Sayfa 65
... bizim sizlerle olan ilişkimiz eşit bir ilişkidir, ve öğrenilmesi gereken ders budur.
Sen insanları kaçır, felç et, deney hayvanı gibi üzerinde türlü türlü işler, işkenceler yap, çiftleştir, doğurttur, travmalara sok, ondan sonra da eşitlikten bahset...

Sonu gelmez çelişkili beyanların bir diğer örneği:

Alıntı YapEklenti:
...sizin ve bizim realitelerimiz arasinda hiçbir farklılık yoktur. ... Realitelerimiz arasında hiçbir farklılık yoktur. Tek farklılık algılamadadır.
Güya yine eşitliğe vurgu yapan bu beyandan sonra bakın Gri kardeşler bu sefer nasıl bir laf ediyor:

Alıntı YapEklenti:
Bazı temaslarımızdaki insanlar şuurlu haldedir, olan bitenin farkındadır ve bunun için gönüllü olmuşlardır. Ancak biz, sizinle şuurluluk düzeyinde iletişim kuramayız. Şöyle açıklayalım: Bu durum, sadece köpeklerin duyabileceği bir ıslığınızın olmasına benzer. Realitelerimiz o kadar farklıdır ki, "ıslığı çaldığımız" zaman uyanık zihinleriniz bizleri duyamaz. Bu yüzden bizi genellikle farklı bilinç hallerindeyken duyabilirsiniz. Yine de, beyin dalgalarınız yükselip alçalmaya başladığı bazı zamanlarda bizi uyanıkken az da olsa algılarsınız.
Düşünebiliyor musunuz? Az önce iki taraf arasındaki ilişkinin eşitlikçi oluşundan, realitelerinin tamamen aynı olduğundan bahsedenler, şimdi "Kendileri ile İnsanlar" arasındaki farkın, "İnsanlar ile Köpekler" arasında fark kadar büyük olduğunu beyan ediyorlar. Gerçekten bu sonu gelmeyen afallatıcı çelişkili beyanlar, beyin düdüklemeler katlanılabilirlik sınırlarını zorluyor bence.

Alıntı YapEklenti:
Sadece bizim türümüzden olan ruhlardan bahsettin. Aynı işlem başka ırklardaki ruhlarla da yapılıyor mu?
Evet. Başka medeniyetlerde (Dünya da dahil olmak üzere hayal edebileceğiniz her yerde) bizlerle anlaşma yapmış ruhlar vardır. Onlar, enerji düzeylerine göre kayıtlarını yapabilmemiz için, enkarne olmadan önce bizimle temas kurmayı seçmiştir.
Kitabın başlarında dünya insanlığının Zetaların "gelecek için tek ümidi" olduğundan bahsediliyordu. Zetalar aradıkları şeyi dünya insanlığında bulmuşlardı. Meğerse galaktik düzeyde "boynuzlanıyormuşuz"...

Kitabın henüz çeyreğinde olmama rağmen ve bu mesajımda paylaşmak üzere birkaç vurucu örnek daha not almış olmama rağmen, kitapta anlatılanların insanı aşağılayıcılık düzeyi, yalanların, çelişkilerin, insanlara aptal muamelesi yapmanın ucu-bucağı görünmediği için, bu işkenceye neden katlandığımı sorgulamaya başladım ve sizden görüş, soru, eleştiri gelmedikçe daha fazla bu saçmalık üzerinde durmak istemiyorum.

Astre

#40
PDF'nin linki kırılmış. PDF'ye sahip olan var mı?